Ana Sayfa: Revizyonlar arasındaki fark
Değişiklik özeti yok |
Değişiklik özeti yok |
||
| 161. satır: | 161. satır: | ||
</div> | </div> | ||
<div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | <div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | ||
[[Dosya:Tevafuklu Kur'an.JPG| | [[Dosya:Tevafuklu Kur'an.JPG|left|thumb|Bediüzzaman'ın keşfettiği tevafuk mu'cizesine uygun olarak talebesi tarafından yazılmış Kur'an'dan Fatiha suresi. Satır başlarında aynı hizada tevafuk eden elifler kırmızıyla yazılmıştır.]] '''Fatiha Suresi''' | ||
'''Fâtiha ({{Arabi|الفاتحة}}) Suresi''' Kur'ân-ı Kerim'in 1. suresi olup Kur'ân'ın en başında ve Bakara suresinden önce yer alır. Fatiha, başlangıç demektir. Tamamı nazil olan ilk suredir. Mekke devrinin ilk yıllarında tamamı bir defada inmiştir. Alimler [[Hicr 87|Hicr suresinin 87. ayetinde]] geçen "Seb'ul Mesânî" (tekrarlanan yedi) ifadesiyle genellikle Fatiha'nın kast edildiğini söyler. İçinde Bediüzzaman'ın da olduğu bazı alimler ise bu ifadenin ayrıca Fatiha'nın 2 defa nazil olmasına da işaret ettiği kanaatindedir. Buna göre Medine döneminde bir defa daha nazil olmuştur. Başında “Elhamdülillah” olan beş sureden | '''Fâtiha ({{Arabi|الفاتحة}}) Suresi''' Kur'ân-ı Kerim'in 1. suresi olup Kur'ân'ın en başında ve Bakara suresinden önce yer alır. Fatiha, başlangıç demektir. Tamamı nazil olan ilk suredir. Mekke devrinin ilk yıllarında tamamı bir defada inmiştir. Alimler [[Hicr 87|Hicr suresinin 87. ayetinde]] geçen "Seb'ul Mesânî" (tekrarlanan yedi) ifadesiyle genellikle Fatiha'nın kast edildiğini söyler. İçinde Bediüzzaman'ın da olduğu bazı alimler ise bu ifadenin ayrıca Fatiha'nın 2 defa nazil olmasına da işaret ettiği kanaatindedir. Buna göre Medine döneminde bir defa daha nazil olmuştur. Başında “Elhamdülillah” olan beş sureden | ||
| 191. satır: | 191. satır: | ||
<div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | <div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | ||
[[Dosya:Haşir Risalesi.JPG| | [[Dosya:Haşir Risalesi.JPG|thumb|left|1928'de basılan nüshanın kapağı]] '''Onuncu Söz''' | ||
'''Onuncu Söz''' ya da diğer adıyla '''Haşir Risalesi''' Bediüzzaman'ın Isparta Vilayetinin 1 Mart 1927 tarih ve 81 numaralı resmi yazısıyla zorunlu ikamet etmek üzere gönderildiği ve 1934 yılının ortalarına kadar kaldığı Isparta İlinin Eğridir kazasının Barla nahiyesinde telif ettiği ilk eserlerdendir ve Sözler kitabının 10. risalesidir. Rum suresinin "Allah'ın rahmetinin eserlerine bir bak: Arzı, ölümünün ardından nasıl diriltiyor! Şüphesiz O, ölüleri de mutlaka diriltecektir. O, her şeye kadirdir." mealindeki [[Rum 50|50. ayeti]] başta olmak üzere Haşir ve Âhiret hakkındaki ayetleri 12 suretten oluşan uzunca bir temsil ve on iki hakikat ile tefsir eder ve öldükten sonra dirilmenin, Âhiretin, Cennet ve Cehennemin ve baki hayatın varlığını ispat eder. ([[Onuncu Söz|Maddenin tamamını oku...]]) | '''Onuncu Söz''' ya da diğer adıyla '''Haşir Risalesi''' Bediüzzaman'ın Isparta Vilayetinin 1 Mart 1927 tarih ve 81 numaralı resmi yazısıyla zorunlu ikamet etmek üzere gönderildiği ve 1934 yılının ortalarına kadar kaldığı Isparta İlinin Eğridir kazasının Barla nahiyesinde telif ettiği ilk eserlerdendir ve Sözler kitabının 10. risalesidir. Rum suresinin "Allah'ın rahmetinin eserlerine bir bak: Arzı, ölümünün ardından nasıl diriltiyor! Şüphesiz O, ölüleri de mutlaka diriltecektir. O, her şeye kadirdir." mealindeki [[Rum 50|50. ayeti]] başta olmak üzere Haşir ve Âhiret hakkındaki ayetleri 12 suretten oluşan uzunca bir temsil ve on iki hakikat ile tefsir eder ve öldükten sonra dirilmenin, Âhiretin, Cennet ve Cehennemin ve baki hayatın varlığını ispat eder. ([[Onuncu Söz|Maddenin tamamını oku...]]) | ||
| 204. satır: | 204. satır: | ||
<div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | <div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | ||
[[Dosya:Woking Cami.png| | [[Dosya:Woking Cami.png|thumb|left]] '''Woking Camii''' | ||
'''Woking Camii''' ya da bugünkü adıyla '''Şah Cihan Camii''' İngiltere'nin amaca yönelik olarak inşa edilen ilk camisidir. Pencap Üniversitesi'nin eski rektörü Yahudi Gottlieb Leitner tarafından Bhopal Begümü Şah Cihan'ın mali desteğiyle 1889 yılında inşa ettirildi. Leitner'in 1899'da ölümünden sonra cami kullanılmaz hale geldi, ancak daha sonra 1912'de Woking Müslüman Misyonu tarafından yeniden işler hale getirildi. Cami, İngiltere'de yaşayan ve İngiltere'yi ziyaret eden Müslümanlar için bir merkez haline geldi. Lord Headley ve Marmaduke Pickthall gibi İngiliz mühtediler de camiyi ziyarete geldi. 1913 yılında caminin yayın organı olan ve caminin ve misyonun faaliyetleri ve İslam'a yaklaşımı hakkında fikir veren Islamic Review dergisi yayınlanmaya başladı. Cami günümüzde de sünni müslümanlar için aktif bir ibadet yeri olmaya devam etmektedir. ([[Woking_Camii|Maddenin tamamını oku...]]) | '''Woking Camii''' ya da bugünkü adıyla '''Şah Cihan Camii''' İngiltere'nin amaca yönelik olarak inşa edilen ilk camisidir. Pencap Üniversitesi'nin eski rektörü Yahudi Gottlieb Leitner tarafından Bhopal Begümü Şah Cihan'ın mali desteğiyle 1889 yılında inşa ettirildi. Leitner'in 1899'da ölümünden sonra cami kullanılmaz hale geldi, ancak daha sonra 1912'de Woking Müslüman Misyonu tarafından yeniden işler hale getirildi. Cami, İngiltere'de yaşayan ve İngiltere'yi ziyaret eden Müslümanlar için bir merkez haline geldi. Lord Headley ve Marmaduke Pickthall gibi İngiliz mühtediler de camiyi ziyarete geldi. 1913 yılında caminin yayın organı olan ve caminin ve misyonun faaliyetleri ve İslam'a yaklaşımı hakkında fikir veren Islamic Review dergisi yayınlanmaya başladı. Cami günümüzde de sünni müslümanlar için aktif bir ibadet yeri olmaya devam etmektedir. ([[Woking_Camii|Maddenin tamamını oku...]]) | ||
| 227. satır: | 227. satır: | ||
<div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | <div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | ||
[[Dosya:Fes Kalpak.jpg| | [[Dosya:Fes Kalpak.jpg|400px|thumb|left|Fes boykotu sırasında yayınlanan ve fesleri atıp yerine kalpak kullananları gösteren bir karikatür. Dükkânın tabelâsında “Kalpak Mağazası” yazıyor.]] '''Avusturya'ya Uygulanan Boykot (1908)''' | ||
Kâğıt üzerinde Osmanlı toprağı görünen Bosna-Hersek’i Avusturya'nın 5 veya 6 Ekim 1908 yılında işgal etmesi üzerine Osmanlı'nın tepki olarak başta fes olmak üzere Avusturya’dan ithal edilen mallara karşı uyguladığı boykottur. Osmanlı topraklarında yaşanan ilk boykottur. Kullanılmakta olan feslerin %70'i Avusturya'dan gelmekteydi ve fes başta olmak üzere Avusturya'dan ithal edilen mallar limanlardan geri gönderildi. Fes yerine kalpak giyiminin teşvik edildiği boykot yaklaşık 4 ay sürdü. Başkent İstanbul’dan başlayan boykot hızla Balkanlar, Anadolu, Suriye, hatta o tarihte Osmanlı sınırları dahilindeki Libya’ya kadar yayıldı. 26 Şubat 1909’da Bâbıâli hükümetinin Bosna-Hersek’in Avusturya’ya ait olduğunu kabul edip Avusturya ile 2,5 milyon Osmanlı lirası tazminat karşılığında anlaşması ile tamamen sona erdi. Bediüzzaman ise hiçbir Avrupa mamulatını giymeyip yerli ürünler kullanmış ve İstanbul'daki hamalları Avrupa'ya karşı iktisadi boykota teşvik etmiş ama yoğun katılım gösteren hamalların asayişe aykırı davranmaması için tesirli nasihatlarda bulunmuştur. ([[Avusturya%27ya_Uygulanan_Boykot_(1908)|Maddenin tamamını oku...]]) | Kâğıt üzerinde Osmanlı toprağı görünen Bosna-Hersek’i Avusturya'nın 5 veya 6 Ekim 1908 yılında işgal etmesi üzerine Osmanlı'nın tepki olarak başta fes olmak üzere Avusturya’dan ithal edilen mallara karşı uyguladığı boykottur. Osmanlı topraklarında yaşanan ilk boykottur. Kullanılmakta olan feslerin %70'i Avusturya'dan gelmekteydi ve fes başta olmak üzere Avusturya'dan ithal edilen mallar limanlardan geri gönderildi. Fes yerine kalpak giyiminin teşvik edildiği boykot yaklaşık 4 ay sürdü. Başkent İstanbul’dan başlayan boykot hızla Balkanlar, Anadolu, Suriye, hatta o tarihte Osmanlı sınırları dahilindeki Libya’ya kadar yayıldı. 26 Şubat 1909’da Bâbıâli hükümetinin Bosna-Hersek’in Avusturya’ya ait olduğunu kabul edip Avusturya ile 2,5 milyon Osmanlı lirası tazminat karşılığında anlaşması ile tamamen sona erdi. Bediüzzaman ise hiçbir Avrupa mamulatını giymeyip yerli ürünler kullanmış ve İstanbul'daki hamalları Avrupa'ya karşı iktisadi boykota teşvik etmiş ama yoğun katılım gösteren hamalların asayişe aykırı davranmaması için tesirli nasihatlarda bulunmuştur. ([[Avusturya%27ya_Uygulanan_Boykot_(1908)|Maddenin tamamını oku...]]) | ||
| 243. satır: | 243. satır: | ||
<div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | <div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | ||
[[Dosya:Mercan balığı.png| | [[Dosya:Mercan balığı.png|left]] '''Mercan (Balık)''' | ||
'''Mercan balığı''' özellikle Nisan ve Mayıs aylarında çok lezzetli olan, İstanbul'da Kız kulesi ve Adalar arasındaki bölgede eskiden çok miktarda avlanan ama bugün İstanbul sularında pek rastlanılmayan balıklardandır. Havalar ısınınca kıyılara yönelerek haliç, lagün ve kıyı gölcüklerini ziyaret eder, havalar soğuyunca tekrar eski yerlerine döner. Genel görünümü pembe renklidir. Derinliği 250 m'ye kadar olan suların taşlık, yosunluk bölgeleri üzerinde ve kaya aralarında yaşar. 91 cm boya, 7,7 kg ağırlığa ulaşabilir. Bediüzzaman'ın 15 yaşından sonra bir daha görmediği tek küçük kız kardeşinin adı da [[Said Nursi'nin Ailesi#Bediüzzaman'ın Kardeşleri|Mercan]]'dır. ([[Mercan_(Balık)|Maddenin tamamını oku...]]) | '''Mercan balığı''' özellikle Nisan ve Mayıs aylarında çok lezzetli olan, İstanbul'da Kız kulesi ve Adalar arasındaki bölgede eskiden çok miktarda avlanan ama bugün İstanbul sularında pek rastlanılmayan balıklardandır. Havalar ısınınca kıyılara yönelerek haliç, lagün ve kıyı gölcüklerini ziyaret eder, havalar soğuyunca tekrar eski yerlerine döner. Genel görünümü pembe renklidir. Derinliği 250 m'ye kadar olan suların taşlık, yosunluk bölgeleri üzerinde ve kaya aralarında yaşar. 91 cm boya, 7,7 kg ağırlığa ulaşabilir. Bediüzzaman'ın 15 yaşından sonra bir daha görmediği tek küçük kız kardeşinin adı da [[Said Nursi'nin Ailesi#Bediüzzaman'ın Kardeşleri|Mercan]]'dır. ([[Mercan_(Balık)|Maddenin tamamını oku...]]) | ||
| 285. satır: | 285. satır: | ||
<div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | <div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | ||
[[Dosya:İsra 88.png| | [[Dosya:İsra 88.png|thumb|left]] '''İsra 88''' | ||
'''Meali:''' 88- De ki: Andolsun, bu Kur'an'ın bir benzerini ortaya koymak üzere insü cin bir araya gelseler, birbirlerine destek de olsalar, onun benzerini ortaya getiremezler. | '''Meali:''' 88- De ki: Andolsun, bu Kur'an'ın bir benzerini ortaya koymak üzere insü cin bir araya gelseler, birbirlerine destek de olsalar, onun benzerini ortaya getiremezler. | ||
| 318. satır: | 318. satır: | ||
<div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | <div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | ||
[[Dosya:Hafiz_ali.jpg| | [[Dosya:Hafiz_ali.jpg|thumb|left]] '''Hafız Ali''' | ||
'''Büyük Hafız Ali''' ya da '''Ali Ergin''' Bediüzzaman'ın nur fabrikası adını verdiği hizmet dairesinin en önemli rüknü ve nur talebelerinin kahramanlarından olup Isparta İslamköy'de nurlara büyük hizmeti etmiş ve kalemiyle iman nurlarını yazıp neşretmiştir. Risale-i Nur'u tanıdıktan sonra kendini tamamen iman-Kur'an hizmetine verdi. İhlaslı ve sade bir yaşam sürmede mümtaz bir nur talebesidir. Tahiri abi ile birlikte Hizbü’l-Ekber-i Kur’aniyenin neşrinde çalışmıştır. Eskişehir ve Deniz hapislerine girdi. Denizli hapsinde Bediüzzaman’ı öldürmek için aşı adı altında zehir verdiklerinde Üstad komaya girer. Hafız Ali bir kenara çekilip ağlayarak ‘Ya Rabbi! Onun yerine benin canımı al’ diye dua eder. Bir müddet sonra hastalanır, hastaneye kaldırılır ve orada şehiden vefat eder. Gavs-ı Azam'ın 800 sene önce işaret ettiği nur talebelerdendir. ([[Ali_Ergin|Maddenin tamamını oku...]]) | '''Büyük Hafız Ali''' ya da '''Ali Ergin''' Bediüzzaman'ın nur fabrikası adını verdiği hizmet dairesinin en önemli rüknü ve nur talebelerinin kahramanlarından olup Isparta İslamköy'de nurlara büyük hizmeti etmiş ve kalemiyle iman nurlarını yazıp neşretmiştir. Risale-i Nur'u tanıdıktan sonra kendini tamamen iman-Kur'an hizmetine verdi. İhlaslı ve sade bir yaşam sürmede mümtaz bir nur talebesidir. Tahiri abi ile birlikte Hizbü’l-Ekber-i Kur’aniyenin neşrinde çalışmıştır. Eskişehir ve Deniz hapislerine girdi. Denizli hapsinde Bediüzzaman’ı öldürmek için aşı adı altında zehir verdiklerinde Üstad komaya girer. Hafız Ali bir kenara çekilip ağlayarak ‘Ya Rabbi! Onun yerine benin canımı al’ diye dua eder. Bir müddet sonra hastalanır, hastaneye kaldırılır ve orada şehiden vefat eder. Gavs-ı Azam'ın 800 sene önce işaret ettiği nur talebelerdendir. ([[Ali_Ergin|Maddenin tamamını oku...]]) | ||
| 339. satır: | 339. satır: | ||
<div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | <div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | ||
[[Dosya:Said Nursi Urfa.jpeg| | [[Dosya:Said Nursi Urfa.jpeg|thumb|left|Said Nursi'nin 1960'ta Urfa'da ilk gömüldüğü yer]] '''Said Nursi'nin Kabri''' | ||
'''Bediüzzaman Said Nursi'nin kabri''', Isparta civarında vasiyetine uygun olarak yalnızca az sayıda talebesi tarafından bilinen bir yerdedir. Bediüzzaman 23 Mart 1960 (Hicri 25 Ramazan 1379) tarihinde vefat ettiğinde [[Urfa]]'daki Halil İbrahim Dergâhına gömülmüştür. Gömüldüğü yer aslen 1952 senesinde Şeyh Müslim Hafız Efendi'nin Mevlid-i Halil Camii avlusunun kuzey tarafına yaptırdığı ve "sahibi yakında gelecek" dediği türbe yeriydi. Ancak Bediüzzaman vasiyetinde kabrinin gayet gizli, bir iki talebesinden başka hiç kimsenin bilmediği bir yerde olmasını ve kabrinin ziyaret edilmesi yerine uzaktan Fatiha okunmasını beyan etmişti. Vefatından 3,5 ay sonra, 12 Temmuz 1960'ta, 27 Mayıs ihtilalini yapanlar tarafından kabri kırılarak açıldı ve kardeşi Abdülmecid Nursi'den zorla alınan muvafakatname ile galvanizli bir tabut içinde uçakla Afyon askeri havaalanına, oradan da arabayla bilinmeyen bir yere (daha sonra Isparta Doğancı mezarlığı olduğu ve tabutla gömüldüğü anlaşılmıştır) götürülerek kardeşi Abdülmecid'in de hazır bulunduğu ortamda gömüldü. Bediüzzaman'ın mezarının yeri yaklaşık 9,5 yıl meçhul kaldı. 1969'da Isparta nur talebelerinden Mustafa Pestil'in yeğeninin çocuğu vefat etti. Isparta Doğancı kabristanında mezar yeri kazarken galvanizli bir tabuta denk geldiler. Mustafa Pestil arkadaşları gittikten sonra yeniden gelip kontrol ettiğinde tabutun içinde Bediüzzaman'ın naaşını bozulmamış şekilde buldu. Yalnızca yüzünde ilaç izinden bir leke oluşmuştu. Ayrıca ayak-baş istikametinde yanlış gömüldüğünü fark etti. Daha sonra birkaç arkadaşıyla daha derin bir yer kazarak cenazeyi doğru istikamette yeniden gömdüler. Bir süre sonra Bediüzzaman'ın kabrinin nerede olduğu duyulunca Risale-i Nur talebelerinden Salim Güntaç, Tâhiri Mutlu, Ali İhsan Tola, Mustafa Gül, Savlı Hafız Bekir Avşar ve bir kişi daha (toplam 6 kişi) Bediüzzaman’ın naşını Isparta’dan Sav köyüne naklettiler. Burada sülalesi Sav köyündeki Dalboyunoğlu camisinde imamlık yapmış olan ve Sav'a Risaleleri ilk defa tanıtan Hacı Hafız Mehmed Avşar'ın (vefatı 1947) Dalboyunoğlu camiinin dibindeki kabrine gömüldü. 1991 yılında Hacı Hafız Mehmed Avşar'ın torunu olan ve Sav Dalboyunoğlu camisinde imamlık yapmış olan Bekir Avşar vefat etti. Dedesinin yanına gömülürken dedesinin kabriyle aradaki bölme yıkılınca Üstad'ın kabri yeniden ortaya çıktı. Bunun üzerine Bediüzzaman'ın yakın talebelerinden Bayram Yüksel nezaretinde naaş bulunduğu yerden başka bir yere taşındı ve yeri bugüne kadar gizli tutuldu. Buradan da taşınmış olabileceğine dair rivayetler mevcuttur. ([[Said_Nursi%27nin_Kabri|Maddenin tamamını oku...]]) | '''Bediüzzaman Said Nursi'nin kabri''', Isparta civarında vasiyetine uygun olarak yalnızca az sayıda talebesi tarafından bilinen bir yerdedir. Bediüzzaman 23 Mart 1960 (Hicri 25 Ramazan 1379) tarihinde vefat ettiğinde [[Urfa]]'daki Halil İbrahim Dergâhına gömülmüştür. Gömüldüğü yer aslen 1952 senesinde Şeyh Müslim Hafız Efendi'nin Mevlid-i Halil Camii avlusunun kuzey tarafına yaptırdığı ve "sahibi yakında gelecek" dediği türbe yeriydi. Ancak Bediüzzaman vasiyetinde kabrinin gayet gizli, bir iki talebesinden başka hiç kimsenin bilmediği bir yerde olmasını ve kabrinin ziyaret edilmesi yerine uzaktan Fatiha okunmasını beyan etmişti. Vefatından 3,5 ay sonra, 12 Temmuz 1960'ta, 27 Mayıs ihtilalini yapanlar tarafından kabri kırılarak açıldı ve kardeşi Abdülmecid Nursi'den zorla alınan muvafakatname ile galvanizli bir tabut içinde uçakla Afyon askeri havaalanına, oradan da arabayla bilinmeyen bir yere (daha sonra Isparta Doğancı mezarlığı olduğu ve tabutla gömüldüğü anlaşılmıştır) götürülerek kardeşi Abdülmecid'in de hazır bulunduğu ortamda gömüldü. Bediüzzaman'ın mezarının yeri yaklaşık 9,5 yıl meçhul kaldı. 1969'da Isparta nur talebelerinden Mustafa Pestil'in yeğeninin çocuğu vefat etti. Isparta Doğancı kabristanında mezar yeri kazarken galvanizli bir tabuta denk geldiler. Mustafa Pestil arkadaşları gittikten sonra yeniden gelip kontrol ettiğinde tabutun içinde Bediüzzaman'ın naaşını bozulmamış şekilde buldu. Yalnızca yüzünde ilaç izinden bir leke oluşmuştu. Ayrıca ayak-baş istikametinde yanlış gömüldüğünü fark etti. Daha sonra birkaç arkadaşıyla daha derin bir yer kazarak cenazeyi doğru istikamette yeniden gömdüler. Bir süre sonra Bediüzzaman'ın kabrinin nerede olduğu duyulunca Risale-i Nur talebelerinden Salim Güntaç, Tâhiri Mutlu, Ali İhsan Tola, Mustafa Gül, Savlı Hafız Bekir Avşar ve bir kişi daha (toplam 6 kişi) Bediüzzaman’ın naşını Isparta’dan Sav köyüne naklettiler. Burada sülalesi Sav köyündeki Dalboyunoğlu camisinde imamlık yapmış olan ve Sav'a Risaleleri ilk defa tanıtan Hacı Hafız Mehmed Avşar'ın (vefatı 1947) Dalboyunoğlu camiinin dibindeki kabrine gömüldü. 1991 yılında Hacı Hafız Mehmed Avşar'ın torunu olan ve Sav Dalboyunoğlu camisinde imamlık yapmış olan Bekir Avşar vefat etti. Dedesinin yanına gömülürken dedesinin kabriyle aradaki bölme yıkılınca Üstad'ın kabri yeniden ortaya çıktı. Bunun üzerine Bediüzzaman'ın yakın talebelerinden Bayram Yüksel nezaretinde naaş bulunduğu yerden başka bir yere taşındı ve yeri bugüne kadar gizli tutuldu. Buradan da taşınmış olabileceğine dair rivayetler mevcuttur. ([[Said_Nursi%27nin_Kabri|Maddenin tamamını oku...]]) | ||
| 399. satır: | 399. satır: | ||
<div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | <div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | ||
[[Dosya:Karbondioksit.png| | [[Dosya:Karbondioksit.png|thumb|left]] '''Karbondioksit''' | ||
'''Karbondioksit''' veya başka bir adıyla '''Karbonik Asit Gazı (Buharî Hâmız-ı Karbon)''' kimyasal formülü CO2 olan ve her biri iki oksijen atomuna kovalent olarak çift bağlanmış bir karbon atomuna sahip moleküllerden oluşan kimyasal bir bileşiktir. Oda sıcaklığında gaz halinde bulunur. Hamız, asit; buharî, gaz halinde ve hâmız-ı karbon, karbonik asit demektir. Karbonik asit (H2CO3), karbondioksidin sulu çözeltisi olan zayıf asittir. Gaz haline geldiğinde karbondioksite dönüşür. Kanda karbondioksit oranı belli bir seviyenin üzerine artarsa karbondioksit zehirlenmesi meydana gelir. Bu açıdan karbondioksit zehirli (semli) bir gazdır (havaî). Bediüzzaman nefes alınca akciğerlere oksijen girdiğini, Cenab-ı Hakk'ın oksijen ile karbon arasında kimya ilminde aşk-ı kimyevî tabir edilen bir şiddetli çekim verdiğini ve Allah'ın bu kanununa göre bu iki unsur birbirine yakın olduğu vakit oksijenin kanı kirleten karbonu kehribar gibi çekip birleşip karbondioksite dönüştüğünü, böylece kanın temizlendiğini, bu birleşmeden çıkan ısının vücut ısısını korumaya yardımcı olduğunu anlatarak tevhid esas alınarak ilmi hakikatlerin nasıl izah edilebileceğine uzun bir örnek verir. ([[Karbondioksit|Maddenin tamamını oku...]]) | '''Karbondioksit''' veya başka bir adıyla '''Karbonik Asit Gazı (Buharî Hâmız-ı Karbon)''' kimyasal formülü CO2 olan ve her biri iki oksijen atomuna kovalent olarak çift bağlanmış bir karbon atomuna sahip moleküllerden oluşan kimyasal bir bileşiktir. Oda sıcaklığında gaz halinde bulunur. Hamız, asit; buharî, gaz halinde ve hâmız-ı karbon, karbonik asit demektir. Karbonik asit (H2CO3), karbondioksidin sulu çözeltisi olan zayıf asittir. Gaz haline geldiğinde karbondioksite dönüşür. Kanda karbondioksit oranı belli bir seviyenin üzerine artarsa karbondioksit zehirlenmesi meydana gelir. Bu açıdan karbondioksit zehirli (semli) bir gazdır (havaî). Bediüzzaman nefes alınca akciğerlere oksijen girdiğini, Cenab-ı Hakk'ın oksijen ile karbon arasında kimya ilminde aşk-ı kimyevî tabir edilen bir şiddetli çekim verdiğini ve Allah'ın bu kanununa göre bu iki unsur birbirine yakın olduğu vakit oksijenin kanı kirleten karbonu kehribar gibi çekip birleşip karbondioksite dönüştüğünü, böylece kanın temizlendiğini, bu birleşmeden çıkan ısının vücut ısısını korumaya yardımcı olduğunu anlatarak tevhid esas alınarak ilmi hakikatlerin nasıl izah edilebileceğine uzun bir örnek verir. ([[Karbondioksit|Maddenin tamamını oku...]]) | ||
13.59, 3 Mayıs 2026 tarihindeki hâli
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ
Nurpedia kullanıcıların katkılarıyla büyüyen ve Kur'an, İman ve İslam hakikatlerine dair bir Nur ansiklopedisidir.
Toplam Türkçe madde sayısı: 8.146 (6.236 Kur'an ayeti maddesi/sayfası dahil)
“Evet Risale-i Nur size mükemmel bir me'haz olabilir. Ve ondan erkân-ı imaniyenin her birisine, meselâ Kur'an kelâmullah olduğuna ve i'cazî nüktelerine dair müteferrik risalelerdeki parçalar toplansa veya haşre dair ayrı ayrı bürhanlar cem'edilse ve hâkeza.. mükemmel bir izah ve bir haşiye ve bir şerh olabilir.”
|
Kur'an, Cenab-ı Allah (cc) tarafından Kelam sıfatıyla bütün insanların ve cinlerin irşadı maksadıyla en son ve en üstün peygamberi Hz. Muhammed'e (sav) vahiy meleği Cebrail (as) vasıtasıyla 23 sene zarfında Arapça olarak vahiy yoluyla gönderdiği; arş-ı a’zamdan, ism-i a’zamdan, her ismin mertebe-i a’zamından gelen; bütün insanın bütün hâcat-ı maneviyesine merci olacak şeriat, dua, hikmet, ibadet, emir ve davet, zikir ve fikir kitabı manalarını içeren ve kelâmullah unvanını taşıyan tek, câmi’ bir kitab-ı mukaddes ve kitab-ı semavîdir. (Maddenin tamamını oku...) Kur'an ana sayfası • Sure okuma sayfaları • Cüz okuma sayfaları • Sure bilgileri • Surelerin ayetlerinin listesi • Tekrarlanan ayetler • Risale-i Nur'da Geçen Ayetler • Risale-i Nur'da İktibas Edilen Ayetler • Kur'an'da Geçen Temsiller • Hizb-ül Kur'an'da Geçen Ayetler • İçinde Geçen Kelimelere Göre Ayetler • Tüm maddeler Arama kutusuna bir ayetin sure ve numarasını (mesela İsra 88) yazarak ilgili ayetin sayfasına gidebilir ve bu ayetle ilgili Risale-i Nur'da geçen bahisleri topluca görüp okuyabilirsiniz.
|






