Risale:Ettefekkür-ul İmaniyyür Refi'

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Yirmidokuzuncu Lem'a-i Arabiye'nin İkinci Babı olarak te'lif edilmiştir. Burada 29. Lem'a'daki kısım ve meali verilmiştir. Şualarda geçen ve bir kısmının Abdülmecid abi tarafından yapılan tercümesi için 'buraya' bakabilirsiniz.

İkinci Bab (Elhamdulillah)[düzenle]

Elhamdülillâh hakkındadır.

Bu bâbda (Haşiye[1]) [Dokuz Nokta] vardır.

ﺍَﻟْﺒَﺎﺏُ ﺍﻟﺜَّﺎﻧِﻰ

﴿(١): ﺭﺳﺎﻟﻪِٔ ﻧﻮﺭﯓ ﻓﻜﺮﺩﻥ ﺻﻮﯕﺮﻩ ﺃﯓ ﻣﻬﻢّ ﺑﺮ ﺃﺳﺎﺳﻰ ﺷﻜﺮ ﺍﻭﻟﺪﻳﻐﻨﺪﻥ، ﺷﻜﺮ ﻭ ﺣﻤﺪﯓ ﺃﻛﺜﺮ ﻣﺮﺍﺗﺐ ﻭ ﺣﻘﻴﻘﺘﻠﺮﻯ ﺭﺳﺎﻟﻪِٔ ﻧﻮﺭﯓ ﺃﺟﺰﺍﻟﺮﻧﺪﻩ ﻛﻤﺎﻝِ ﺍﻳﻀﺎﺡ ﺍﻳﻠﻪ ﺑﻴﺎﻥ ﺍﻳﺪﻳﻠﺪﻳﮕﻨﺪﻥ، ﺑﻮﺭﺍﺩﻩ ﺍﻭﻧﻠﺮﻩ ﺇﻛﺘﻔﺎﺀً ﻏﺎﻳﺖ ﻣﺨﺘﺼﺮ ﺑﺮ ﺻﻮﺭﺗﺪﻩ ﺍﻳﻤﺎﻥ ﻧﻌﻤﺘﻨﻪ ﻣﻘﺎﺑﻞ ﺍﻭﻟﺎﻥ ﺣﻤﺪﯓ ﺑﺮ ﻗﺎﭺ ﻣﺮﺗﺒﻪﻟﺮﻯ ﺫﻛﺮ ﺍﻳﺪﻳﻠﻪﺟﻜﺪﺭ. ﺍﻳﻤﺎﻥ ﻧﻌﻤﺘﻨﯔ ﻣﺮﺗﺒﻪﻟﺮﻳﻨﻪ ﮔﻮﺭﻩ، ﺣﻤﺪﯓ ﻣﺮﺗﺒﻪﻟﺮﻯ ﻭﺍﺭ.﴾

﴿ﻓِﻰ ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ِﻟﻠَّﻪِ ٭ ﻓِﻰ ﻫَﺬَﺍ ﺍﻟْﺒَﺎﺏِ ﺗِﺴْﻌَﺔُ ﻧُﻘَﻂٍ﴾

1. Nokta[düzenle]

ﺍَﻟﻨُّﻘْﻄَﺔُ ﺍْﻟﺎُﻭﻟَﻰ

ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ِﻟﻠَّﻪِ ﻋَﻠَﻰ ﻧِﻌْﻤَﺔِ ﺍْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥِ ﺍﻟْﻤُﺰِﻳﻞِ ﻋَﻨَّﺎ ﻇُﻠُﻤَﺎﺕِ ﺍﻟْﺠِﻬَﺎﺕِ ﺍﻟﺴِّﺘَّﺔِ ٭

ﺍِﺫْ ﺟِﻬَﺔُ ﺍﻟْﻤَﺎﺿِﻰ ﻓِﻰ ﺣُﻜْﻢِ ﻳَﻤِﻴﻨِﻨَﺎ ﻣُﻈْﻠِﻤَﺔٌ ﻭَ ﻣُﻮﺣِﺸَﺔٌ ﺑِﻜَﻮْﻧِﻬَﺎ ﻣَﺰَﺍﺭًﺍ ﺍَﻛْﺒَﺮَ ٭ ﻭَ ﺑِﻨِﻌْﻤَﺔِ ﺍْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥِ ﺗَﺰُﻭﻝُ ﺗِﻠْﻚَ ﺍﻟﻈُّﻠْﻤَﺔُ ﻭَ ﺗَﻨْﻜَﺸِﻒُ ﺍﻟْﻤَﺰَﺍﺭُ ﺍْﻟﺎَﻛْﺒَﺮُ ﻋَﻦْ ﻣَﺠْﻠِﺲٍ ﻣُﻨَﻮَّﺭٍ ٭

ﻭَ ﻳَﺴَﺎﺭُﻧَﺎ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﻫُﻮَ ﺍﻟْﺠِﻬَﺔُ ﺍﻟْﻤُﺴْﺘَﻘْﺒَﻠَﺔُ، ﻣُﻈْﻠِﻤَﺔٌ ﻭَ ﻣُﻮﺣِﺸَﺔٌ ﺑِﻜَﻮْﻧِﻬَﺎ ﻗَﺒْﺮًﺍ ﻋَﻈِﻴﻤًﺎ ﻟَﻨَﺎ ٭ ﻭَ ﺑِﻨِﻌْﻤَﺔِ ﺍْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥِ ﺗَﻨْﻜَﺸِﻒُ ﻋَﻦْ ﺟِﻨَﺎﻥٍ ﻣُﺰَﻳَّﻨَﺔٍ ﻓِﻴﻬَﺎ ﺿِﻴَﺎﻓَﺎﺕٌ ﺭَﺣْﻤَﺎﻧِﻴَّﺔٌ ٭

ﻭَ ﺟِﻬَﺔُ ﺍﻟْﻔَﻮْﻕِ ﻭَ ﻫُﻮَ ﻋَﺎﻟَﻢُ ﺍﻟﺴَّﻤَﻮَﺍﺕِ ﻣُﻮﺣِﺸَﺔٌ ﻣُﺪْﻫِﺸَﺔٌ ﺑِﻨَﻈَﺮِ ﺍﻟْﻔَﻠْﺴَﻔَﺔِ ٭ ﻓَﺒِﻨِﻌْﻤَﺔِ ﺍْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥِ ﺗَﺘَﻜَﺸَّﻒُ ﺗِﻠْﻚَ ﺍﻟْﺠِﻬَﺔُ ﻋَﻦْ ﻣَﺼَﺎﺑِﻴﺢَ ﻣُﺘَﺒَﺴِّﻤَﺔٍ ﻣُﺴَﺨَّﺮَﺓٍ ﺑِﺎَﻣْﺮِ ﻣَﻦْ ﺯَﻳَّﻦَ ﻭَﺟْﻪَ ﺍﻟﺴَّﻤَﺎﺀِ ﺑِﻬَﺎ ﻳُﺴْﺘَﺄْﻧَﺲُ ﺑِﻬَﺎ ﻭَ ﻟﺎَ ﻳُﺘَﻮَﺣَّﺶُ ﻣِﻨْﻬَﺎ ٭

ﻭَ ﺟِﻬَﺔُ ﺍﻟﺘَّﺤْﺖِ

﴿(٢): ﻧﺴﺨﻪ: ﺍﻟﺘَّﺤْﺘِﻴَّﺔِ﴾

ﻭَ ﻫِﻰَ ﻋَﺎﻟَﻢُ ﺍْﻟﺎَﺭْﺽِ ﻣُﻮﺣِﺸَﺔٌ ﺑِﻮَﺿْﻌِﻴَّﺘِﻬَﺎ ﻓِﻰ ﻧَﻔْﺴِﻬَﺎ ﺑِﻨَﻈَﺮِ ﺍﻟْﻔَﻠْﺴَﻔَﺔِ ﺍﻟﻀَّﺎﻟَّﺔِ ٭ ﻓَﺒِﻨِﻌْﻤَﺔِ ﺍْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥِ ﺗَﺘَﻜَﺸَّﻒُ ﻋَﻦْ ﺳَﻔِﻴﻨَﺔٍ ﺭَﺑَّﺎﻧِﻴَّﺔٍ ﻣُﺴَﺨَّﺮَﺓٍ ﻭَ ﻣُﺘَﺠَﻬِّﺰَﺓٍ ﻭَ ﻣَﺸْﺤُﻮﻧَﺔٍ ﺑِﺎَﻧْﻮَﺍﻉِ ﺍﻟﻠَّﺬَﺍﺋِﺬِ ﻭ ﺍﻟْﻤَﻄْﻌُﻮﻣَﺎﺕِ؛ ﻗَﺪْ ﺍَﺭْﻛَﺒَﻬَﺎ ﺻَﺎﻧِﻌُﻬَﺎ ﻧَﻮْﻉَ ﺍﻟْﺒَﺸَﺮِ ﻭَ ﺟِﻨْﺲَ ﺍﻟْﺤَﻴْﻮَﺍﻥِ ﻟِﻠﺴَّﻴَﺎﺣَﺔِ ﻓِﻰ ﺍَﻃْﺮَﺍﻑِ ﻣَﻤْﻠَﻜَﺔِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ٭

ﻭَ ﺟِﻬَﺔُ ﺍْﻟﺎَﻣَﺎﻡِ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﻳَﺘَﻮَﺟَّﻪُ ﺍِﻟَﻰ ﺗِﻠْﻚَ ﺍﻟْﺠِﻬَﺔِ ﻛُﻞُّ ﺫَﻭِﻯ ﺍﻟْﺤَﻴَﺎﺓِ ﻣُﺴْﺮِﻋَﺔً ﻗَﺎﻓِﻠَﺔً ﺧَﻠْﻒَ ﻗَﺎﻓِﻠَﺔٍ، ﺗَﻐِﻴﺐُ ﺗِﻠْﻚَ ﺍﻟْﻘَﻮَﺍﻓِﻞُ ﻓِﻰ ﻇُﻠُﻤَﺎﺕِ ﺍﻟْﻌَﺪَﻡِ ﺑِﻠﺎَ ﺭُﺟُﻮﻉٍ ٭ ﻭَ ﺑِﻨِﻌْﻤَﺔِ ﺍْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥِ ﺗَﺘَﻜَﺸَّﻒُ ﺗِﻠْﻚَ ﺍﻟﺴَّﻴَﺎﺣَﺔُ ﻋَﻦْ ﺍِﻧْﺘِﻘَﺎﻝِ ﺫَﻭِﻯ ﺍﻟْﺤَﻴَﺎﺓِ ﻣِﻦْ ﺩَﺍﺭِ ﺍﻟْﻔَﻨَﺎﺀِ ﺍِﻟَﻰ ﺩَﺍﺭِ ﺍﻟْﺒَﻘَﺎﺀِ؛ ﻭَ ﻣِﻦْ ﻣَﻜَﺎﻥِ ﺍﻟْﺨِﺪْﻣَﺔِ ﺍِﻟَﻰ ﻣَﻮْﺿِﻊِ ﺍَﺧْﺬِ ﺍْﻟﺎُﺟْﺮَﺓِ، ﻭَ ﻣِﻦْ ﻣَﺤَﻞِّ ﺍﻟﺰَّﺣْﻤَﺔِ ﺍِﻟَﻰ ﻣَﻘَﺎﻡِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﺔِ ﻭَ ﺍْﻟﺎِﺳْﺘِﺮَﺍﺣَﺔِ. ﻭَ ﺍَﻣَّﺎ ﺳُﺮْﻋَﺔُ ﺫَﻭِﻯ ﺍﻟْﺤَﻴَﺎﺓِ ﻓِﻰ ﺍَﻣْﻮَﺍﺝِ ﺍﻟْﻤَﻮْﺕِ ﻓَﻠَﻴْﺴَﺖْ ﺳُﻘُﻮﻃًﺎ ﻭَ ﻣُﺼِﻴﺒَﺔً ﺑَﻞْ ﻫِﻰَ ﺻُﻌُﻮﺩٌ ﺑِﺎِﺷْﺘِﻴَﺎﻕٍ ﻭَ ﺗَﺴَﺎﺭُﻉٌ ﺍِﻟَﻰ ﺳَﻌَﺎﺩَﺍﺗِﻬِﻢْ ٭

ﻭَ ﺟِﻬَﺔُ ﺍﻟْﺨَﻠْﻒِ ﺍَﻳْﻀًﺎ ﻣُﻈْﻠِﻤَﺔٌ ﻣُﻮﺣِﺸَﺔٌ ﻓَﻜُﻞُّ ﺫِﻯ ﺷُﻌُﻮﺭٍ ﻳَﺘَﺤَﻴَّﺮُ ﻣُﺘَﺮَﺩِّﺩًﺍ ﻭَ ﻣُﺴْﺘَﻔْﺴِﺮًﺍ ﺑـِ (ﻣِﻦْ ﺍَﻳْﻦَ؟ ﺍِﻟَﻰ ﺍَﻳْﻦَ؟) ﻓَِﻠﺎَﻥَّ ﺍﻟْﻐَﻔْﻠَﺔَ ﻟﺎَ ﺗُﻌْﻄِﻰ ﻟَﻪُ ﺟَﻮَﺍﺑًﺎ، ﻳَﺼِﻴﺮُ ﺍﻟﺘَّﺮَﺩُّﺩُ ﻭَ ﺍﻟﺘَّﺤَﻴُّﺮُ ﻇُﻠُﻤَﺎﺕٍ ﻓِﻰ ﺭُﻭﺣِﻪِ ٭ ﻓَﺒِﻨِﻌْﻤَﺔِ ﺍْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥِ ﺗَﻨْﻜَﺸِﻒُ ﺗِﻠْﻚَ ﺍﻟْﺠِﻬَﺔُ ﻋَﻦْ ﻣَﺒْﺪَﺍِ ﺍْﻟﺎِﻧْﺴَﺎﻥِ ﻭَ ﻭَﻇِﻴﻔَﺘِﻪِ. ﻭَ ﺑِﺎَﻥَّ ﺍﻟﺴُّﻠْﻄَﺎﻥَ ﺍْﻟﺎَﺯَﻟِﻰَّ ﺍَﺭْﺳَﻠَﻬُﻢْ ﻣُﻮَﻇَّﻔِﻴﻦَ ﺍِﻟَﻰ ﺩَﺍﺭِ ﺍْﻟﺎِﻣْﺘِﺤَﺎﻥِ ٭

ﻓَﻤِﻦْ ﻫَﺬِﻩِ ﺍﻟْﺤَﻘِﻴﻘَﺔِ ﻳَﻜُﻮﻥُ (ﺍﻟْﺤَﻤْﺪُ) ﻋَﻠَﻰ ﻧِﻌْﻤَﺔِ ﺍْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥِ ﺍﻟْﻤُﺰِﻳﻞِ ﻟِﻠﻈُّﻠُﻤَﺎﺕِ ﻋَﻦْ ﻫَﺬِﻩِ ﺍﻟْﺠِﻬَﺎﺕِ ﺍﻟﺴِّﺘَّﺔِ ﺍَﻳْﻀًﺎ ﻧِﻌْﻤَﺔً ﻋَﻈِﻴﻤَﺔً ﺗَﺴْﺘَﻠْﺰِﻡُ (ﺍﻟْﺤَﻤْﺪَ). ﺍِﺫْ ﺑـِ (ﺍﻟْﺤَﻤْﺪِ) ﻳُﻔْﻬَﻢُ ﺩَﺭَﺟَﺔُ ﻫَﺬِﻩِ ﺍﻟﻨِّﻌْﻤَﺔِ ﻭَ ﻟَﺬَّﺗُﻬَﺎ. ﻓَﺎﻟْﺤَﻤْﺪُ ِﻟﻠَّﻪِ ﻋَﻠَﻰ (ﺍﻟْﺤَﻤْﺪُ ِﻟﻠَّﻪِ) ﻓِﻰ ﺗَﺴَﻠْﺴُﻞٍ ﻳَﺘَﺴَﻠْﺴَﻞُ ﻓِﻰ ﺩَﻭْﺭٍ ﺩَﺍﺋِﺮٍ ﺑِﻠﺎَ ﻧِﻬَﺎﻳَﺔٍ ٭

Altı cihetin karanlıklarını bize izâle eden îmân ni‘metinden dolayı hamd Allâh’a mahsûstur.

Zîrâ sağ tarafımız hükmünde olan mâzî ciheti, en büyük mezâr olması cihetiyle karanlıklı ve korkunçtur. Fakat îmân ni‘metiyle o mezâr-ı ekber nûrâni bir meclis olarak gözükür. Müstakbel ciheti olan sol tarafımız ise, bizim için büyük bir kabir olmasından dolayı karanlıklı ve korkunçtur. Fakat îmân ni‘metiyle, içinde rahmânî ziyâfetler bulunan süslü bahçeler şeklinde gözükür.

Semâvât âlemi olan üst cihet ise, felsefe nazarıyla korkunç ve müdhiştir. Fakat îmân ni‘metiyle, bu cihet, semânın yüzünü kendileriyle tezyîn eden zâtın emriyle mütebessim ve musahhar lambalar şeklinde gözükür ki onlara ünsiyet edilir ve onlardan dehşete düşülmez.

Arz âlemi olan alt cihet ise, dalâletteki felsefe nazarıyla bakıldığı zamân, kendisinde bulunan vaz‘iyetiyle korkunç gözükür. Fakat îmân ni‘metiyle, musahhar ve çeşit çeşit lezzetler ve mat‘ûmat ile yüklü rabbânî bir sefîne şeklinde gözükür ki, Rahmânın memleketi etrâfında seyâhat etmeleri için, sânii, nev‘-i beşer ve cins-i hayvânî ona bindirmiştir.

Bir de ön cihet vardır ki, bütün zîhayât sür‘atle kâfile kâfile bu cihete yönelir. Bu kâfileler adem zulümâtında bir daha dönmeksizin kaybolup gider. Fakat îmân ni‘metiyle, bu seyâhat, zîhayâtların fenâ yurdundan bekâ yurduna ve hizmet yerinden ücret alma yerine ve zahmet mahallinden rahmet ve istirâhat makâmına intikâli şeklinde gözükür. Ammâ ölüm dalgaları içinde zîhayâtların sür‘ati ise, sukût ve musîbet değildir. Belki saâdetlerine doğru, bir iştiyâk ve bir sür‘atle suûddur. Arka cihet de aynı şekilde karanlık ve korkunçtur. Her biri tereddüd ederek ve “Nereden? Nereye?” diye suâl ederek hayret içinde kalır. Çünki gaflet, ona bir cevâb veremez o tereddüd ve o tehayyür, rûhunda karalıklara dönüşür. Fakat îmân ni‘metiyle, bu cihet, insânın mebdei ve vazîfesi şeklinde gözükür. Çünki sultân-ı Ezelî onları dâr-ı imtihâna vazîfeli olarak göndermiştir.

Bu hakîkatten dolayı, bu altı cihette bulunan karanlıkları izâle eden îmân ni‘metine edilen hamd dahi büyük bir ni‘met olduğundan hamd etmeyi istilzâm eder. Zîrâ bu ni‘metin derecesi ve lezzeti hamd ile anlaşılır.

Nihâyetsiz bir dâirenin devrinde teselsül eden bir silsile içindeki elhamdülillâh’dan dolayı hamd Allâh’a mahsûstur.

2. Nokta[düzenle]

ﺍَﻟﻨُّﻘْﻄَﺔُ ﺍﻟﺜَّﺎﻧِﻴَﺔُ

ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ِﻟﻠَّﻪِ ﻋَﻠَﻰ ﻧِﻌْﻤَﺔِ ﺍْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥِ ﺍﻟْﻤُﻨَﻮِّﺭِ ﻟَﻨَﺎ ﺍﻟْﺠِﻬَﺎﺕِ ﺍﻟﺴِّﺖَّ. ﻓَﻜَﻤَﺎ ﺍَﻥَّ ﺍْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥَ ﺑِﺎِﺯَﺍﻟَﺘِﻪِ ﻟِﻈُﻠُﻤَﺎﺕِ ﺍﻟْﺠِﻬَﺎﺕِ ﺍﻟﺴِّﺖِّ ﻧِﻌْﻤَﺔٌ ﻋَﻈِﻴﻤَﺔٌَ ﻣِﻦْ ﺟِﻬَﺔِ ﺩَﻓْﻊِ ﺍﻟْﺒَﻠﺎَﻳَﺎ ﻛَﺬَﻟِﻚَ ﺍَﻥَّ ﺍْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥَ ﻟِﺘَﻨْﻮِﻳﺮِﻩِ ﻟِﻠْﺠِﻬَﺎﺕِ ﺍﻟﺴِّﺘَّﺔِ ﻧِﻌْﻤَﺔٌ ﻋَﻈِﻴﻤَﺔٌ ﺍُﺧْﺮَﻯ ﻣِﻦْ ﺟِﻬَﺔِ ﺟَﻠْﺐِ ﺍﻟْﻤَﻨَﺎﻓِﻊِ.. ﻓَﺎْﻟﺎِﻧْﺴَﺎﻥُ ﻟِﻌَﻠﺎَﻗَﺘِﻪِ ﺑِﺠَﺎﻣِﻌِﻴَّﺔِ ﻓِﻄْﺮَﺗِﻪِ ﺑِﻤَﺎ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺠِﻬَﺎﺕِ ﺍﻟﺴِّﺘَّﺔِ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤَﻮْﺟُﻮﺩَﺍﺕِ.

ﻭَ ﺑِﻨِﻌْﻤَﺔِ ﺍْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥِ ﻳُﻤْﻜِﻦُ ﻟِْﻠﺎِﻧْﺴَﺎﻥِ ﺍِﺳْﺘِﻔَﺎﺩَﺓٌ ﻣِﻦْ ﺟَﻤِﻴﻊِ ﺍﻟْﺠِﻬَﺎﺕِ ﺍﻟﺴِّﺘَّﺔِ ﻓَﺎَﻳْﻨَﻤَﺎ ﻳَﺘَﻮَﺟَّﻪُ ﻓَﺒِﺴِﺮِّ (ﺍَﻳْﻨَﻤَﺎ ﺗُﻮَﻟُّﻮﺍ ﻓَﺜَﻢَّ ﻭَﺟْﻪُ ﺍﻟﻠَّﻪِ) ﻳَﺘَﻨَﻮَّﺭُ ﻟَﻪُ ﺗِﻠْﻚَ ﺍﻟْﺠِﻬَﺔُ ﺑِﻤَﺴَﺎﻓَﺘِﻬَﺎ ﺍﻟﻄَّﻮِﻳﻠَﺔِ ﺑِﻠﺎَ ﺣَﺪٍّ.. ﺣَﺘَّﻰ ﻛَﺎَﻥَّ ﺍْﻟﺎِﻧْﺴَﺎﻥَ ﺍﻟْﻤُﺆْﻣِﻦَ ﻟَﻪُ ﻋُﻤْﺮٌ ﻣَﻌْﻨَﻮِﻯٌّ ﻳَﻤْﺘَﺪُّ ﻣِﻦْ ﺍَﻭَّﻝِ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﺍِﻟَﻰ ﺍَﺧِﺮِﻫَﺎ، ﻳَﺴْﺘَﻤِﺪُّ ﺫَﻟِﻚَ ﺍﻟْﻌُﻤْﺮُ ﻣِﻦْ ﻧُﻮﺭِ ﺣَﻴَﺎﺓٍ ﻣُﻤْﺘَﺪَّﺓٍ ﻣِﻦَ ﺍْﻟﺎَﺯَﻝِ ﺍِﻟَﻰ ﺍْﻟﺎَﺑَﺪِ. ﻭَ ﺣَﺘَّﻰ ﺍَﻥَّ ﺍْﻟﺎِﻧْﺴَﺎﻥَ ﺑِﺴِﺮِّ ﺗَﻨْﻮِﻳﺮِ ﺍْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥِ ﻟِﺠِﻬَﺎﺗِﻪِ ﻳَﺨْﺮُﺝُ ﻋَﻦْ ﻣَﻀِﻴﻖِ ﺍﻟﺰَّﻣَﺎﻥِ ﺍﻟْﺤَﺎﺿِﺮِ ﻭَ ﺍﻟْﻤَﻜَﺎﻥِ ﺍﻟﻀَّﻴِّﻖِ ﺍِﻟَﻰ ﺳَﺎﺣَﺔِ ﻭُﺳْﻌَﺔِ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻢِ ﻭَ ﻳَﺼِﻴﺮُ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻢُ ﻛَﺒَﻴْﺘِﻪِ.. ﻭَ ﺍﻟْﻤَﺎﺿِﻰ ﻭَ ﺍﻟْﻤُﺴْﺘَﻘْﺒَﻞُ ﺯَﻣَﺎﻧًﺎ ﺣَﺎﺿِﺮًﺍ ﻟِﺮُﻭﺣِﻪِ ﻭَ ﻗَﻠْﺒِﻪِ ﻭَ ﻫَﻜَﺬَﺍ ﻓَﻘِﺲْ...

Cihât-ı sitteyi bize tenvîr eden îmân ni‘metinden dolayı hamd Allâh’a mahsûstur. Çünki îmân cihât-ı sittenin zulümâtını izâle etmekle, def‘-i belâ cihetinden büyük bir ni‘met olduğu gibi, aynen böyle, cihât-ı sitteyi tenvîr etmesi sebebiyle celb-i menâfi‘ cihetinden îmân yine büyük bir ni‘mettir. İnsân, fıtratının câmiiyeti sebebiyle cihât-ı sittede bulunan mevcûdâtla alâkasından ve nereye yönelirse yönelsin insânın îmân ni‘metiyle bütün cihât-ı sitteden istifâdesi mümkün olur.

Bundan dolayı “o hâlde nerede (yüzünüzü kıbleye) dönerseniz, artık orada Allâh’ın râzı olduğu cihet vardır” (Bakara Sûresi, 2:115) âyetinin sırrıyla, hadsiz uzunluktaki mesâfesiyle bu cihet ona tenevvür eder. Hattâ sanki mü’min insânın, dünyânın evvelinden sonuna kadar uzanan ma‘nevî bir ömrü vardır. Bu ömür, ezelden ebede kadar uzanan hayât nûrundan yardım ister.

Ve hattâ insân, kendi cihetlerin îmânın tenvîri sırrıyla, hâzır zamânın darlığı ve dar mekândan âlemin geniş sâhasına çıkar ve âlem kendi evi gibi olur. Mâzî ve müstakbel ise rûhuna ve kalbine hâzır zamân gibi gelir. Ve hâkezâ kıyâs et.

3. Nokta[düzenle]

ﺍَﻟﻨُّﻘْﻄَﺔُ ﺍﻟﺜَّﺎﻟِﺜَﺔُ

ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ِﻟﻠَّﻪِ ﻋَﻠَﻰ ﺍْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥِ ﺍﻟْﺤَﺎﻭِﻯ ﻟِﻨُﻘْﻄَﺘَﻰِ ﺍْﻟﺎِﺳْﺘِﻨَﺎﺩِ ﻭَ ﺍْﻟﺎِﺳْﺘِﻤْﺪَﺍﺩِ.

ﻧَﻌَﻢْ ﺑِﺴِﺮِّ ﻏَﺎﻳَﺔِ ﻋَﺠْﺰِ ﺍﻟْﺒَﺸَﺮِ ﻭَ ﻛَﺜْﺮَﺓِ ﺍَﻋْﺪَﺍﺋِﻪِ ﻳَﺤْﺘَﺎﺝُ ﺍﻟْﺒَﺸَﺮُ ﺍَﺷَﺪَّ ﺍِﺣْﺘِﻴَﺎﺝٍ ﺍِﻟَﻰ ﻧُﻘْﻄَﺔِ ﺍِﺳْﺘِﻨَﺎﺩٍ ﻳَﻠْﺘَﺠِﺄُ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﻟِﺪَﻓْﻊِ ﺍَﻋْﺪَﺍﺋِﻪِ ﺍﻟْﻐَﻴْﺮِ ﺍﻟْﻤَﺤْﺪُﻭﺩَﺓِ ﻭَ ﺑِﻐَﺎﻳَﺔِ ﻓَﻘْﺮِ ﺍْﻟﺎِﻧْﺴَﺎﻥِ ﻣَﻊَ ﻏَﺎﻳَﺔِ ﻛَﺜْﺮَﺓِ ﺣَﺎﺟَﺎﺗِﻪِ ﻭَ ﺍَﻣَﺎﻟِﻪِ ﻳَﺤْﺘَﺎﺝُ ﺍَﺷَﺪَّ ﺍِﺣْﺘِﻴَﺎﺝٍ ﺍِﻟَﻰ ﻧُﻘْﻄَﺔِ ﺍِﺳْﺘِﻤْﺪَﺍﺩٍ ﻳَﺴْﺘَﻤِﺪُّ ﻣِﻨْﻬَﺎ،

ﻭَ ﻳَﺴْﺌَﻞُ ﺣَﺎﺟَﺎﺗِﻪِ ﺑِﻬَﺎ ﻓَﺎْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥُ ﺑِﺎﻟﻠَّﻪِ ﻫِﻰَ ﻧُﻘْﻄَﺔُ ﺍِﺳْﺘِﻨَﺎﺩٍ ﻟِﻔِﻄْﺮَﺓِ ﺍﻟْﺒَﺸَﺮِ. ﻭَ ﺍْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥُ ﺑِﺎْﻟﺎَﺧِﺮَﺓِ ﻫُﻮَ ﻧُﻘْﻄَﺔُ ﺍِﺳْﺘِﻤْﺪَﺍﺩٍ ﻟِﻮِﺟْﺪَﺍﻧِﻪِ ٭ ﻓَﻤَﻦْ ﻟَﻢْ ﻳَﻌْﺮِﻑْ ﻫَﺬَﻳْﻦِ ﺍﻟﻨُّﻘْﻄَﺘَﻴْﻦِ ﻳَﺘَﻮَﺣَّﺶُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻗَﻠْﺒُﻪُ ﻭَ ﺭُﻭﺣُﻪُ ﻭَ ﻳُﻌَﺬِّﺑُﻪُ ﻭِﺟْﺪَﺍﻧُﻪُ ﺩَﺍﺋِﻤًﺎ. ﻭَ ﻣَﻦِ ﺍﺳْﺘَﻨَﺪَ ﺑِﺎْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥِ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟﻨُّﻘْﻄَﺔِ ﺍْﻟﺎُﻭﻟَﻰ ﻭَﺍﺳﺘَﻤَﺪَّ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨُّﻘْﻄَﺔِ ﺍﻟﺜَّﺎﻧِﻴَﺔِ ﺍَﺣَﺲَّ ﻣِﻦْ ﺍَﻋْﻤَﺎﻕِ ﺭُﻭﺣِﻪِ ﻟَﺬَﺍﺋِﺬًﺍ ﻣَﻌْﻨَﻮِﻳَّﺔً ﻭَ ﺍُﻧْﺴِﻴَّﺔً ﻣُﺴَﻠِّﻴَﺔً ﻭَ ﺍِﻋْﺘِﻤَﺎﺩًﺍ ﻳَﻄْﻤَﺌِﻦُّ ﺑِﻬَﺎ ﻭِﺟْﺪَﺍﻧُﻪُ ٭

İstinâd ve istimdâd noktalarını hâvî olan îmândan dolayı hamd Allâh’a mahsûstur.

Evet, beşerin gâyet aczi ve düşmanlarının çokluğu sırrıyla, hadsiz düşmanlarını def‘ etmek için beşer şiddetli bir şekilde bir nokta-i istinâda muhtacdır ki ona ilticâ etsin. İhtiyaclarının ve emellerinin gâyet kesretiyle berâber insânın gâyet fakrı sebebiyle, bir nokta-i istimdâda şiddetli bir şekilde muhtâc olur ki, ondan yardım istesin ve ihtiyâclarını onunla taleb etsin.

Allâh’a îmân, fıtrat-ı beşer için bir nokta-i istinâddır. Âhirete îmân ise, O’nun vicdânı için bir nokta-i istimdâddır. Kim bu iki noktayı bilmezse, O’nun kalbi ve rûhu tevahhuş eder ve vicdânı onu dâimâ muazzeb kılar. Kim îmân ile birinci noktaya istinâd eder ve ikinci noktadan istimdâd ederse, ma‘nevî lezzetler ve tesellî verici bir ünsiyet ve vicdânının mutmain olacağı bir i‘timâd hisseder.

4. Nokta[düzenle]

ﺍَﻟﻨُّﻘْﻄَﺔُ ﺍﻟﺮَّﺍﺑِﻌَﺔُ

ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ِﻟﻠَّﻪِ ﻋَﻠَﻰ ﻧُﻮﺭِ ﺍْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥِ ﺍﻟْﻤُﺰِﻳﻞِ ﻟِْﻠﺎَﻟﺎَﻡِ ﻋَﻦِ ﺍﻟﻠَّﺬَﺍﺋِﺬِ ﺍﻟْﻤَﺸْﺮُﻭﻋَﺔِ ﺑِﺎِﺭَﺍﺋَﺔِ ﺩَﻭَﺭَﺍﻥِ ﺍْﻟﺎَﻣْﺜَﺎﻝِ، ﻭَ ﺍﻟْﻤُﺪِﻳﻢِ

﴿(٣): ﻧﺴﺨﻪ: ﻭَ ﻣُﺪِﻳﻢِ ﺍﻟﻨِّﻌَﻢِ﴾

ﻟِﻠﻨِّﻌَﻢِ ﺑِﺎِﺭَﺍﺋَﺔِ ﺷَﺠَﺮَﺓِ ﺍْﻟﺎِﻧْﻌَﺎﻡِ ﻭَ ﺍﻟْﻤُﺰِﻳﻞِ

﴿(٤): ﻧﺴﺨﻪ: ﻭَ ﻣُﺰِﻳﻞِ ﺍَﻟﺎَﻡِ﴾

ﺍَﻟﺎَﻡَ ﺍﻟْﻔِﺮَﺍﻕِ ﺑِﺎِﺭَﺍﺋَﺔِ ﻟَﺬَّﺓِ ﺗَﺠَﺪُّﺩِ ﺍْﻟﺎَﻣْﺜَﺎﻝِ. ﻳَﻌْﻨِﻰ ﺍَﻥَّ ﻓِﻰ ﻛُﻞِّ ﻟَﺬَّﺓٍ ﺍَﻟﺎَﻣًﺎ ﺗَﻨْﺸَﺄُ ﻣِﻦْ ﺯَﻭَﺍﻟِﻬَﺎ.. ﻓَﺒِﻨُﻮﺭِ ﺍْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥِ ﻳَﺰُﻭﻝُ ﺍﻟﺰَّﻭَﺍﻝُ ﻭَ ﻳَﻨْﻘَﻠِﺐُ ﺍِﻟَﻰ ﺗَﺠَﺪُّﺩِ ﺍْﻟﺎَﻣْﺜَﺎﻝِ، ﻭَ ﻓِﻰ ﺍﻟﺘَّﺠَﺪُّﺩِ ﻟَﺬَّﺓٌ ﺍُﺧْﺮَﻯ ٭

ﻓَﻜَﻤَﺎ ﺍَﻥَّ ﺍﻟﺜَّﻤَﺮَﺓَ ﺍِﺫَﺍ ﻟَﻢْ ﺗُﻌْﺮَﻑْ ﺷَﺠَﺮَﺗُﻬَﺎ ﺗَﻨْﺤَﺼِﺮُ ﺍﻟﻨِّﻌْﻤَﺔُ ﻓِﻰ ﺗِﻠْﻚَ ﺍﻟﺜَّﻤَﺮَﺓِ، ﻓَﺘَﺰُﻭﻝُ ﺑِﺎَﻛْﻠِﻬَﺎ ﻭَ ﺗُﻮﺭِﺙُ ﺗَﺎَﺳُّﻔًﺎ ﻋَﻠَﻰ ﻓَﻘْﺪِﻫَﺎ. ﻭَ ﺍِﺫَﺍ ﻋُﺮِﻓَﺖْ ﺷَﺠَﺮَﺗُﻬَﺎ ﻭَ ﺷُﻮﻫِﺪَﺕْ، ﻳَﺰُﻭﻝُ ﺍْﻟﺎَﻟَﻢُ ﻓِﻰ ﺯَﻭَﺍﻟِﻬَﺎ ﻟِﺒَﻘَﺎﺀِ ﺷَﺠَﺮَﺗِﻬَﺎ ﺍﻟْﺤَﺎﺿِﺮَﺓِ، ﻭَ ﺗَﺒْﺪِﻳﻞِ ﺍﻟﺜَّﻤَﺮَﺓِ ﺍﻟْﻔَﺎﻧِﻴَﺔِ ﺑِﺎَﻣْﺜَﺎﻟِﻬَﺎ ٭

ﻭَ ﻛَﺬَﺍ ﺍِﻥَّ ﻣِﻦْ ﺍَﺷَﺪِّ ﺣَﺎﻟﺎَﺕِ ﺭُﻭﺡِ ﺍﻟْﺒَﺸَﺮِ ﻫِﻰَ ﺍﻟﺘَّﺎَﻟُّﻤَﺎﺕُ ﺍﻟﻨَّﺎﺷِﺌَﺔُ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻔِﺮَﺍﻗَﺎﺕِ. ﻓَﺒِﻨُﻮﺭِ ﺍْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥِ ﺗَﻔْﺘَﺮِﻕُ ﺍﻟْﻔِﺮَﺍﻗَﺎﺕُ

﴿(٥): ﻧﺴﺨﻪ: ﺍﻟْﻔِﺮَﺍﻕُ﴾

ﻭَ ﺗَﻨْﻌَﺪِﻡُ ﺑَﻞْ ﺗَﻨْﻘَﻠِﺐُ ﺑِﺘَﺠَﺪُّﺩِ ﺍْﻟﺎَﻣْﺜَﺎﻝِ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﻓِﻴﻪِ ﻟَﺬَّﺓٌ ﺍُﺧﺮَﻯ ﺍِﺫْ (ﻛُﻞُّ ﺟَﺪِﻳﺪٍ ﻟَﺬِﻳﺬٌ).

Emsâlinin deverânını göstermekle meşrû‘ lezzetlerden hâsıl olan elemleri izâle eden ve in‘âmın ağacını göstermekle ni‘metleri devâm ettiren ve emsâlin teceddüdündeki lezzeti göstermekle firâk elemini izâle eden îmân nûrundan dolayı hamd Allâh’a mahsûstur. Yani her lezzet içinde, zevâlinden neş’et eden elemler vardır. İşte îmân nûruyla o zevâl izâle olur. Ve emsâlin teceddüdüne inkılâb eder. Teceddüdde başka bir lezzet de vardır. Nasıl ki meyve, eğer ağacı bilinmezse, ni‘met bu meyvede münhasır kalır ve yenmesiyle izâle olur. Kaybolmasından dolayı bir teessüf îrâs eder. Fakat ağacı bilinir ve görülürse, hâzır olan o ağacın bekâsı ve o fânî meyvenin emsâliyle tebdîlinden dolayı O’nun zevâlindeki elem izâle olur.

Ve kezâ rûh-ı beşerin en şiddetli hâli, ayrılıklardan neş’et eden elemlerdir. İşte o ayrılıklar îmân nûruyla dağılır, belki içinde başka bir lezzet bulunan emsâlin teceddüdü ile inkılâb eder. Zîrâ her yeni lezzetlidir.

5. Nokta[düzenle]

ﺍَﻟﻨُّﻘْﻄَﺔُ ﺍﻟْﺨَﺎﻣِﺴَﺔُ

ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ِﻟﻠَّﻪِ ﻋَﻠَﻰ ﻧُﻮﺭِ ﺍْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥِ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﻳُﺼَﻮِّﺭُ ﻣَﺎ ﻳُﺘَﻮَﻫَّﻢُ ﺍَﻋْﺪَﺍﺀً ﻭَ ﺍَﺟَﺎﻧِﺐَ ﻭَ ﺍَﻣْﻮَﺍﺗًﺎ ﻣُﻮﺣِﺸِﻴﻦَ ﻭَ ﺍَﻳْﺘَﺎﻣًﺎ ﺑَﺎﻛِﻴﻦَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤَﻮْﺟُﻮﺩَﺍﺕِ ﺍَﺣْﺒَﺎﺑًﺎ ﻭَ ﺍِﺧْﻮَﺍﻧًﺎ ﻭَ ﺍَﺣْﻴَﺎﺀً ﻣُﻮﻧِﺴِﻴﻦَ ﻭَ ﻋِﺒَﺎﺩًﺍ ﻣُﺴَﺒِّﺤِﻴﻦَ ﺫَﺍﻛِﺮِﻳﻦَ ٭

ﻳَﻌْﻨِﻰ ﺍَﻥَّ ﻧَﻈَﺮَ ﺍﻟْﻐَﻔْﻠَﺔِ ﻳَﺮَﻯ ﻣَﻮْﺟُﻮﺩَﺍﺕِ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻢِ ﻣُﻀِﺮِّﻳﻦَ ﻛَﺎْﻟﺎَﻋْﺪَﺍﺀِ ﻭَ ﻳَﺘَﻮَﺣَّﺶُ ﻣِﻦْ ﻛُﻞِّ ﺷَﻲْﺀٍ، ﻭَ ﻳَﺮَﻯ ﺍْﻟﺎَﺷْﻴَﺎﺀَ ﻛَﺎْﻟﺎَﺟَﺎﻧِﺐِ.. ﺍِﺫْ ﻓِﻰ ﻧَﻈَﺮِ ﺍﻟﻀَّﻠﺎَﻟَﺔِ ﺗَﻨْﻘَﻄِﻊُ ﻋَﻠﺎَﻗَﺔُ ﺍْﻟﺎُﺧُﻮَّﺓِ ﻓِﻰ ﻛُﻞِّ ﺍْﻟﺎَﺯْﻣِﻨَﺔِ ﺍﻟْﻤَﺎﺿِﻴَﺔِ ﻭَ ﺍْﻟﺎِﺳْﺘِﻘْﺒَﺎﻟِﻴَّﺔِ ﻭَ ﻣَﺎ ﺍُﺧُﻮَّﺗُﻪُ ﻭَ ﻋَﻠﺎَﻗَﺘُﻪُ ﺍِﻟﺎَّ ﻓِﻰ ﺯَﻣَﺎﻥٍ ﺣَﺎﺿِﺮٍ ﺻَﻐِﻴﺮٍ ﻗَﻠِﻴﻞٍ؛ ﻓَﺎُﺧُﻮَّﺓُ ﺍَﻫْﻞِ ﺍﻟﻀَّﻠﺎَﻟَﺔِ ﻛَﺪَﻗِﻴﻘَﺔٍ ﻓِﻰ ﺍُﻟُﻮﻑِ ﺳَﻨَﺔٍ ﻣِﻦَ ﺍْﻟﺎَﺟْﻨَﺒِﻴَّﺔِ.. ﻭَ ﺍُﺧُﻮَّﺓُ ﺍَﻫْﻞِ ﺍْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥِ ﺗَﻤْﺘَﺪُّ ﻣِﻦْ ﻣَﺒْﺪَﺍِ ﺍﻟْﻤَﺎﺿِﻰ ﺍِﻟَﻰ ﻣُﻨْﺘَﻬَﻰ ﺍْﻟﺎِﺳْﺘِﻘْﺒَﺎﻝِ ٭

ﻭَ ﺍِﻥَّ ﻧَﻈَﺮَ ﺍﻟﻀَّﻠﺎَﻟَﺔِ ﻳَﺮَﻯ ﺍَﺟْﺮَﺍﻡَ ﺍﻟْﻜَﺎﺋِﻨَﺎﺕِ ﺍَﻣْﻮَﺍﺗًﺎ ﻣُﻮﺣِﺸِﻴﻦَ.. ﻭَ ﻧَﻈَﺮَ ﺍْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥِ ﻳُﺸَﺎﻫِﺪُ ﺍُﻭﻟَﺌِﻚَ ﺍْﻟﺎَﺟْﺮَﺍﻡَ ﺍَﺣْﻴَﺎﺀً ﻣُﻮﻧِﺴِﻴﻦَ ﻳَﺘَﻜَﻠَّﻢُ ﻛُﻞُّ ﺟِﺮْﻡٍ ﺑِﻠِﺴَﺎﻥِ ﺣَﺎﻟِﻪِ ﺑِﺘَﺴْﺒِﻴﺤَﺎﺕِ ﻓَﺎﻃِﺮِﻩِ؛ ﻓَﻠَﻬَﺎ ﺭُﻭﺡٌ ﻭَ ﺣَﻴَﺎﺓٌ ﻣِﻦْ ﻫَﺬِﻩِ ﺍﻟْﺠِﻬَﺔِ. ﻓَﻠﺎَ ﺗَﻜُﻮﻥُ ﻣُﻮﺣِﺸًﺎ ﻣُﺪْﻫِﺸًﺎ، ﺑَﻞْ ﺍَﻧِﻴﺴًﺎ ﻣُﻮﻧِﺴًﺎ ٭ ﻭَ ﺍِﻥَّ ﻧَﻈَﺮَ ﺍﻟﻀَّﻠﺎَﻟَﺔِ ﻳَﺮَﻯ ﺫَﻭِﻯ ﺍﻟْﺤَﻴَﺎﺓِ ﺍﻟْﻌَﺎﺟِﺰِﻳﻦَ ﻋَﻦْ ﻣَﻄَﺎﻟِﺒِﻬِﻢْ ﻟَﻴْﺲَ ﻟَﻬُﻢْ ﺣَﺎﻡٍ ﻣُﺘَﻮَﺩِّﺩٌ ﻭَ ﺻَﺎﺣِﺐٌ ﻣُﺘَﻌَﻬِّﺪٌ؛ ﻛَﺎَﻧَّﻬَﺎ ﺍَﻳْﺘَﺎﻡٌ ﻳَﺒْﻜُﻮﻥَ ﻣِﻦْ ﻋَﺠْﺰِﻫِﻢْ ﻭَ ﺣُﺰْﻧِﻬِﻢْ ﻭَ ﻳَﺎْﺳِﻬِﻢْ ٭

ﻭَ ﻧَﻈَﺮ ﺍْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥِ ﻳَﻘُﻮﻝُ ﺍِﻥَّ ﺫَﻭِﻯ ﺍﻟْﺤَﻴَﺎﺓِ ﻟَﻴْﺴُﻮﺍ ﺍَﻳْﺘَﺎﻣًﺎ ﺑَﺎﻛِﻴﻦَ، ﺑَﻞْ ﻫُﻢْ ﻋِﺒَﺎﺩٌ ﻣُﻜَﻠَّﻔُﻮﻥَ ﻭَ ﻣَﺄْﻣُﻮﺭُﻭﻥَ ﻣُﻮَﻇَّﻔُﻮﻥَ ﻭَ ﺫَﺍﻛِﺮُﻭﻥَ ﻣُﺴَﺒِّﺤُﻮﻥَ ٭

Mevcûdâttan düşman ve ecnebî ve korkunç ölüler ve ağlayan yetîmler tevehhüm edilen şeyleri, dost ve kardeş ve mûnis hayâtdârlar ve tesbîh edici ve zikredici kullar şeklinde gösteren îmân nûrundan dolayı hamd Allâh’a mahsûstur.

Yani gaflet nazarı, âlemin mevcûdâtını düşman gibi muzır görür ve her şeyden tevahhuş eder. Ve eşyâyı ecnebîler gibi görür. Zîrâ dalâlet nazarında, bütün mâzî ve istikbâl zamânlarındaki kardeşlik alâkası kesilir. O’nun kardeşliği ve alâkası ancak hâzır ve küçük ve az bir zamân içindedir. Bu yüzden, ehl-i dalâletin ecnebîler ile olan uhuvveti, binler sene içinde bir dakîka gibidir. Ehl-i îmânın uhuvveti ise, mâzînin mebdeinden istikbâlin nihâyetine kadar uzanır.

Hem dalâlet nazarı kâinâtın ecrâmını korkunç ölüler şeklinde görür. Îmân nazarı ise, o ecrâmı, her bir cirmin lisân-ı hâliyle ve fâtırının tesbîhâtıyla konuştuğu mûnis hayâtdârlar olarak müşâhede eder. Bu cihetten bakılınca onlarda bir rûh ve bir hayât vardır. Bundan dolayı korkunç ve dehşet verici olmazlar, enîs ve mûnis olurlar.

Dalâlet nazarı matlablarından âciz olan hayât sâhiblerini, kendileri için muhabbet eden bir hâmî ve onlara sâhib çıkmayı taahhüd eden bir sâhib olmadığını görür. Sanki onlar aczlerinden ve hüzünlerinden ve yeislerinden ağlayan yetîmlerdir. Fakat îmân nazarı der ki; Zevi’l-hayât ağlayan yetîmler değildir. Belki onlar mükellef ibâd ve muvazzaf me’mûrlar ve tesbîh edici zâkirlerdir.

6. Nokta[düzenle]

ﺍَﻟﻨُّﻘْﻄَﺔُ ﺍﻟﺴَّﺎﺩِﺳَﺔُ

ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ِﻟﻠَّﻪِ ﻋَﻠَﻰ ﻧُﻮﺭِ ﺍْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥِ ﺍﻟْﻤُﺼَﻮِّﺭِ ﻟِﻠﺪَّﺍﺭَﻳْﻦِ ﻛَﺴُﻔْﺮَﺗَﻴْﻦِ

﴿(٦): ﻧﺴﺨﻪ: ﻛَﺎﻟﺴُّﻔْﺮَﺗَﻴﻦِ ﺍﻟْﻤَﻤْﻠُﻮﺋَﺘَﻴْﻦِ﴾

ﻣَﻤْﻠُﻮﺋَﺘَﻴْﻦِ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨِّﻌَﻢِ ﻳَﺴْﺘَﻔِﻴﺪُ ﻣِﻨْﻬُﻤَﺎ ﺍﻟْﻤُﺆْﻣِﻦُ ﺑِﻴَﺪِ ﺍْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥِ ﺑِﺎَﻧْﻮَﺍﻉِ ﺣَﻮَﺍﺳِّﻪِ ﺍﻟﻈَّﺎﻫِﺮَﺓِ ﻭَ ﺍﻟْﺒَﺎﻃِﻨَﺔِ ﻭَ ﺍَﻗْﺴَﺎﻡِ ﻟَﻄَﺎﺋِﻔِﻪِ ﺍﻟْﻤَﻌْﻨَﻮِﻳَّﺔِ ﻭَ ﺍﻟﺮُّﻭﺣِﻴَّﺔِ ﺍﻟْﻤُﻨْﻜَﺸِﻔَﺔِ ﺑِﻀِﻴَﺎﺀِ ﺍْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥِ ٭ ﻧَﻌَﻢْ ﻓِﻰ ﻧَﻈَﺮِ ﺍﻟﻀَّﻠﺎَﻟَﺔِ ﺗَﺘَﺼَﺎﻏَﺮُ ﺩَﺍﺋِﺮَﺓُ ﺍِﺳْﺘِﻔَﺎﺩَﺓِ ﺫَﻭِﻯ ﺍﻟْﺤَﻴَﺎﺓِ ﺍِﻟَﻰ ﺩَﺍﺋِﺮَﺓِ ﻟَﺬَﺍﺋِﺬِﻩِ ﺍﻟْﻤَﺎﺩِّﻳَّﺔِ ﺍﻟْﻤُﻨْﻐَﺼَّﺔِ ﺑِﺰَﻭَﺍﻟِﻬَﺎ ٭ ﻭَ ﺑِﻨُﻮﺭِ ﺍْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥِ ﺗَﺘَﻮَﺳَّﻊُ ﺩَﺍﺋِﺮَﺓُ ﺍْﻟﺎِﺳْﺘِﻔَﺎﺩَﺓِ ﺍِﻟَﻰ ﺩَﺍﺋِﺮَﺓٍ ﺗُﺤِﻴﻂُ ﺑِﺎﻟﺴَّﻤَﻮَﺍﺕِ ﻭَ ﺍْﻟﺎَﺭْﺽِ ﺑَﻞْ ﺑِﺎﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﻭَ ﺍْﻟﺎَﺧِﺮَﺓِ. ﻓَﺎﻟْﻤُﺆْﻣِﻦُ ﻳَﺮَﻯ ﺍﻟﺸَّﻤْﺲَ ﻛَﺴِﺮَﺍﺝٍ ﻓِﻰ ﺑَﻴْﺘِﻪِ ﻭَ ﺭَﻓِﻴﻘًﺎ ﻓِﻰ ﻭَﻇِﻴﻔَﺘِﻪِ ﻭَ ﺍَﻧِﻴﺴًﺎ ﻓِﻰ ﺳَﻔَﺮِﻩِ؛ ﻭَ ﺗَﻜُﻮﻥُ ﺍﻟﺸَّﻤْﺲُ ﻧِﻌْﻤَﺔً ﻣِﻦْ ﻧِﻌَﻤِﻪِ ﻭَ ﻣَﻦْ ﺗَﻜُﻮﻥُ ﺍﻟﺸَّﻤْﺲُ ﻧِﻌْﻤَﺔً ﻟَﻪُ، ﺗَﻜُﻮﻥُ ﺩَﺍﺋِﺮَﺓُ ﺍِﺳْﺘِﻔَﺎﺩَﺗِﻪِ ﻭَ ﺳُﻔْﺮَﺓُ ﻧِﻌْﻤَﺘِﻪِ ﺍَﻭْﺳَﻊَ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺴَّﻤَﻮَﺍﺕِ ٭

ﻓَﺎﻟْﻘُﺮْﺍَﻥُ ﺍﻟْﻤُﻌْﺠِﺮُ ﺍﻟْﺒَﻴَﺎﻥِ ﺑِﺎَﻣْﺜَﺎﻝِ (ﻭَ ﺳَﺨَّﺮَ ﻟَﻜُﻢُ ﺍﻟﺸَّﻤْﺲَ ﻭَ ﺍﻟْﻘَﻤَﺮَ ﻭَ ﺳَﺨَّﺮَ ﻟَﻜُﻢْ ﻣَﺎ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺒَﺮِّ ﻭَ ﺍﻟْﺒَﺤْﺮِ) ﻳُﺸِﻴﺮُ ﺑِﺒَﻠﺎَﻏَﺘِﻪِ ﺍِﻟَﻰ ﻫَﺬِﻩِ ﺍْﻟﺎِﺣْﺴَﺎﻧَﺎﺕِ ﺍﻟْﺨَﺎﺭِﻗَﺔِ ﺍﻟﻨَّﺎﺷِﺌَﺔِ ﻣِﻦَ ﺍْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥِ ٭

Dünyâ ve âhireti ni‘metlerle dolu iki sofra olarak gösteren îmân nûrundan dolayı hamd Allâh’a mahsûstur. Mü’min olan, îmân eliyle ve çeşit çeşit zâhirî ve bâtınî duygularıyla ve îmânın ziyâsıyla inkişâf eden kısım kısım ma‘nevî ve rûhî letâifiyle o iki sofradan istifâde eder. Evet, dalâlet nazarında zevi’l-hayâtın dâire-i istifâdesi, zevâliyle bulanmış mâddî lezâizi dâiresine doğru küçülür. Îmân nûruyla ise, istifâde dâiresi, semâvât ve arzı belki dünyâ ve âhireti ihâta eden bir dâireye doğru tevessü‘ eder. Mü’min olan kimse, güneşi evinde bir lamba ve vazîfesinde refîk ve yolculuğunda bir enîs olarak görür. Ve güneş O’nun ni‘metlerinden bir ni‘met olur. Güneş ise kime ni‘met olursa, O’nun dâire-i istifâdesi ve ni‘metinin sofrası semâvâttan daha geniş olur.

Evet, Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân “Güneşi ve ayı size musahhar kıldı” (İbrahim Sûresi, 14:33) ve “Yeryüzünde olanları size musahhar kıldı” (Hac Sûresi, 22:65) emsâli âyetleriyle, îmândan neş’et eden bu hârika ihsânâta belâgatiyle işâret eder.

7. Nokta[düzenle]

ﺍَﻟﻨُّﻘْﻄَﺔُ ﺍﻟﺴَّﺎﺑِﻌَﺔُ

ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ِﻟﻠَّﻪِ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﻓَﻮُﺟُﻮﺩُ ﺍﻟْﻮَﺍﺟِﺐِ ﺍﻟْﻮُﺟُﻮﺩِ ﻧِﻌْﻤَﺔٌ ﻟَﻴْﺴَﺖْ ﻓَﻮْﻗَﻪُ ﻧِﻌْﻤَﺔٌ ﻟِﻜُﻞِّ ﺍَﺣَﺪٍ ﻭَ ﻟِﻜُﻞِّ ﻣَﻮْﺟُﻮﺩٍ.. ﻭَ ﻫَﺬِﻩِ ﺍﻟﻨِّﻌْﻤَﺔُ ﺗَﺘَﻀَﻤَّﻦُ ﺍَﻧْﻮَﺍﻉَ ﻧِﻌَﻢٍ ﻟﺎَ ﻧِﻬَﺎﻳَﺔَ ﻟَﻬَﺎ ﻭَ ﺍَﺟْﻨَﺎﺱَ ﺍِﺣْﺴَﺎﻧَﺎﺕٍ ﻟﺎَ ﻏَﺎﻳَﺔَ ﻟَﻬَﺎ ﻭَ ﺍَﺻْﻨَﺎﻑَ ﻋَﻄِﻴَّﺎﺕٍ ﻟﺎَ ﺣَﺪَّ ﻟَﻬَﺎ. ﻗَﺪْ ﺍُﺷِﻴﺮَ ﺍِﻟَﻰ ﻗِﺴْﻢٍ ﻣِﻨْﻬَﺎ ﻓِﻰ ﺍَﺟْﺰَﺍﺀِ (ﺭِﺳَﺎﻟَﺔِ ﺍﻟﻨُّﻮﺭِ) ﻭَ ﺑِﺎﻟْﺨَﺎﺻَّﺔِ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻤَﻮْﻗِﻒِ ﺍﻟﺜَّﺎﻟِﺚِ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺮِّﺳَﺎﻟَﺔِ ﺍﻟﺜَّﺎﻧِﻴَﺔِ ﻭَ ﺍﻟﺜَّﻠﺎَﺛِﻴﻦَ. ﻭَ ﻛُﻞُّ ﺍﻟﺮَّﺳَﺎﺋِﻞِ ﺍﻟْﺒَﺎﺣِﺜَﺔِ ﻋَﻦِ ﺍْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥِ ﺑِﺎﻟﻠَّﻪِ ﻣِﻦْ ﺍَﺟْﺰَﺍﺀِ ﺭِﺳَﺎﻟَﺔِ ﺍﻟﻨُّﻮﺭِ ﺗَﻜْﺸِﻒُ ﺍﻟْﺤِﺠَﺎﺏَ ﻋَﻦْ ﻭَﺟْﻪِ ﻫَﺬِﻩِ ﺍﻟﻨِّﻌْﻤَﺔِ، ﻓَﺎِﻛْﺘِﻔَﺎﺀً ﺑِﻬَﺎ ﻧَﻘْﺘَﺼِﺮُ ﻫُﻨَﺎ ٭

ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ِﻟﻠَّﻪِ ﻋَﻠَﻰ ﺭَﺣْﻤَﺎﻧِﻴَّﺘِﻪِ ﺗَﻌَﺎﻟَﻰ ﺍَﻟَّﺬِﻯ ﺗَﺘَﻀَﻤَّﻦُ ﻧِﻌَﻤًﺎ ﺑِﻌَﺪَﺩِ ﻣَﻦْ ﺗَﻌَﻠَّﻖَ ﺑِﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﺔُ ﻣِﻦْ ﺫَﻭِﻯ ﺍﻟْﺤَﻴَﺎﺓِ.. ﺍِﺫْ ﻓِﻰ ﻓِﻄْﺮَﺓِ ﺍْﻟﺎِﻧْﺴَﺎﻥِ ﺑِﺴِﺮِّ ﺟَﺎﻣِﻌِﻴَّﺘِﻪِ ﻋَﻠﺎَﻗَﺎﺕٌ ﺑِﻜُﻞِّ ﺫَﻭِﻯ ﺍﻟْﺤَﻴَﺎﺓِ ﺗَﺤْﺼُﻞُ ﻟَﻪُ ﺳَﻌَﺎﺩَﺓٌ ﻣَﻌْﻨَﻮِﻳَّﺔٌ ﺑِﺴَﺒَﺐِ ﺳَﻌَﺎﺩَﺍﺗِﻬِﻢْ.. ﻭَ ﻓِﻰ ﻓِﻄْﺮَﺗِﻪِ ﺗَﺎَﺛُّﺮٌ ﺑِﺎَﻟﺎَﻣِﻬِﻢْ، ﻓَﺎﻟﻨِّﻌْﻤَﺔُ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﺗَﻜُﻮﻥُ ﻧَﻮْﻉَ ﻧِﻌْﻤَﺔٍ ﻟِﺬَﻟِﻚَ ﺍْﻟﺎِﻧْﺴَﺎﻥِ ٭

ﻭَ ﺍﻟْﺤَﻤْﺪُ ِﻟﻠَّﻪِ ﻋَﻠَﻰ ﺭَﺣِﻴﻤِﻴَّﺘِﻪِ ﺗَﻌَﺎﻟَﻰ ﺑِﻌَﺪَﺩِ ﺍْﻟﺎَﻃْﻔَﺎﻝِ ﺍﻟْﻤُﻨْﻌَﻢِ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﺑِﺸَﻔَﻘَﺎﺕِ ﻭَﺍﻟِﺪَﺍﺗِﻬِﻢْ. ﺍِﺫْ ﻛَﻤَﺎ ﺍَﻥَّ ﻛُﻞَّ ﻣَﻦْ ﻟَﻪُ ﻓِﻄْﺮَﺓٌ ﺳَﻠِﻴﻤَﺔٌ ﻳَﺘَﺎَﻟَّﻢُ ﻭَ ﻳَﺘَﻮَﺟَّﻊُ ﻣِﻦْ ﺑُﻜَﺎﺀِ ﻃِﻔْﻞٍ ﺟَﺎﺋِﻊٍ ﻟﺎَ ﻭَﺍﻟِﺪَﺓَ ﻟَﻬَﺎ ﻛَﺬَﻟِﻚَ ﻳَﺘَﻨَﻌَّﻢُ ﺑِﺘَﻌَﻄُّﻒِ ﺍﻟْﻮَﺍﻟِﺪَﺍﺕِ ﻋَﻠَﻰ ﺍَﻃْﻔَﺎﻟِﻬَﺎ ٭

ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ِﻟﻠَّﻪِ ﻋَﻠَﻰ ﺣَﻜِﻴﻤِﻴَّﺘِﻪِ ﺗَﻌَﺎﻟَﻰ ﺑِﻌَﺪَﺩِ ﺩَﻗَﺎﺋِﻖِ ﺟَﻤِﻴﻊِ ﺍَﻧْﻮَﺍﻉِ ﺣِﻜْﻤَﺘِﻪِ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻜَﺎﺋِﻨَﺎﺕِ ﺍِﺫْ ﻛَﻤَﺎ ﺗَﺘَﻨَﻌَّﻢُ ﻧَﻔْﺲُ ﺍْﻟﺎِﻧْﺴَﺎﻥِ ﺑِﺠَﻠَﻮَﺍﺕِ ﺭَﺣْﻤَﺎﻧِﻴَّﺘِﻪِ ﻭَ ﻳَﺘَﻨَﻌَّﻢُ ﻗَﻠْﺐُ ﺍْﻟﺎِﻧْﺴَﺎﻥِ ﺑِﺘَﺠَﻠِّﻴَﺎﺕِ ﺭَﺣِﻴﻤِﻴَّﺘِﻪِ ﻛَﺬَﻟِﻚَ ﻳَﺘَﻠَﺬَّﺫُ ﻋَﻘْﻞُ ﺍْﻟﺎِﻧْﺴَﺎﻥِ ﺑِﻠَﻄَﺎﺋِﻒِ ﺣِﻜْﻤَﺘِﻪِ ٭

ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ِﻟﻠَّﻪِ ﻋَﻠَﻰ ﺣَﻔِﻴﻈِﻴَّﺘِﻪِ ﺗَﻌَﺎﻟَﻰ ﺑِﻌَﺪَﺩِ ﺗَﺠِﻠِّﻴَﺎﺕِ ﺍِﺳْﻤِﻪِ (ﺍﻟْﻮَﺍﺭِﺙِ) ﻭَ ﺑِﻌَﺪَﺩِ ﺟَﻤِﻴﻊِ ﻣَﺎ ﺑَﻘِﻰَ ﺑَﻌْﺪَ ﻓَﻮَﺍﺕِ ﺍُﺻُﻮﻟِﻬَﺎ ﻭَ ﺍَﺑَﺎﺋِﻬَﺎ ﻭَ ﺻَﻮَﺍﺣِﺒِﻬَﺎ ﻭَ ﺑِﻌَﺪَﺩِ ﻣَﻮْﺟُﻮﺩَﺍﺕِ ﺩَﺍﺭِ ﺍْﻟﺎَﺧِﺮَﺓِ ﻭَ ﺑِﻌَﺪَﺩِ ﺍَﻣَﺎﻝِ ﺍﻟْﺒَﺸَﺮِ ﺍﻟْﻤَﺤْﻔُﻮﻇَﺔِ ﻟِﺎَﺟْﻞِ ﺍﻟْﻤُﻜَﺎﻓَﺎﺓِ ﺍْﻟﺎُﺧْﺮَﻭِﻳَّﺔِ. ﺍِﺫْ ﺩَﻭَﺍﻡُ ﺍﻟﻨِّﻌْﻤَﺔِ ﺍَﻋْﻈَﻢُ ﻧِﻌْﻤَﺔً ﻣِﻦْ ﻧَﻔْﺲِ ﺍﻟﻨِّﻌْﻤَﺔِ؛ ﻭَ ﺑَﻘَﺎﺀُ ﺍﻟﻠَّﺬَّﺓِ ﻟَﺬَّﺓٌ ﺍَﻋْﻠَﻰ ﻟَﺬَّﺓً ﻣِﻦْ ﻧَﻔْﺲِ ﺍﻟﻠَّﺬَّﺓِ؛ ﻭَ ﺍﻟْﺨُﻠُﻮﺩُ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺠَﻨَّﺔِ ﻧِﻌْﻤَﺔٌ ﻓَﻮْﻕَ ﻧَﻔْﺲِ ﺍﻟْﺠَﻨَّﺔِ. ﻭَ ﻫَﻜَﺬَﺍ...

ﻓَﺤَﻔِﻴﻈِﻴَّﺘُﻪُ ﺗَﻌَﺎﻟَﻰ ﺗَﺘَﻀَﻤَّﻦُ ﻧِﻌَﻤًﺎ ﺍَﻛْﺜَﺮَ ﻭَ ﺍَﺯْﻳَﺪَ ﻭَ ﺍَﻋْﻠَﻰ ﻣِﻦْ ﺟَﻤِﻴﻊِ ﺍﻟﻨِّﻌَﻢِ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻤَﻮْﺟُﻮﺩَﺍﺕِ ﻓِﻰ ﺟَﻤِﻴﻊِ ﺍﻟْﻜَﺎﺋِﻨَﺎﺕِ ﻭَ ﻫَﻜَﺬَﺍ ﻓَﻘِﺲْ ﻋَﻠَﻰ ﺍِﺳْﻢِ (ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﻭَ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ ﻭَ ﺍﻟْﺤَﻜِﻴﻢِ ﻭ ﺍﻟْﺤَﻔِﻴﻆِ) ﺳَﺎﺋِﺮَ ﺍَﺳْﻤَﺎﺋِﻪِ ﺍﻟْﺤُﺴْﻨَﻰ ٭

ﻓَﺎﻟْﺤَﻤْﺪُ ِﻟﻠَّﻪِ ﻋَﻠَﻰ ﻛُﻞِّ ﺍِﺳْﻢٍ ﻣِﻦْ ﺍَﺳْﻤَﺎﺋِﻪِ ﺗَﻌَﺎﻟَﻰ ﺣَﻤْﺪًﺍ ﺑِﻠﺎَ ﻧِﻬَﺎﻳَﺔٍ ﻟِﻤَﺎ ﺍَﻥَّ ﻓِﻰ ﻛُﻞِّ ﺍِﺳْﻢٍ ﻣِﻨْﻬَﺎ ﻧِﻌَﻤًﺎ ﺑِﻠﺎَ ﻧِﻬَﺎﻳَﺔٍ ٭

ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ِﻟﻠَّﻪِ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍَﻥِ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﻫُﻮَ ﺗَﺮْﺟُﻤَﺎﻥٌ ﻟِﻜُﻞِّ ﻣَﺎ ﻣَﻀَﻰ ﻣِﻦْ ﺟَﻤِﻴﻊِ ﺍْﻟﺎِﻧْﻌَﺎﻣَﺎﺕِ ﺍﻟَّﺘِﻰ ﻳَﺘْﻠُﻮﻫَﺎ ﻭَ ﻳَﻘْﺮَﺅُﻫَﺎ ﻟﺎَ ﻧِﻬَﺎﻳَﺔَ ﻟَﻬَﺎ ﺣَﻤْﺪًﺍ ﺑِﻠﺎَ ﻧِﻬَﺎﻳَﺔٍ ٭

ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ِﻟﻠَّﻪِ ﻋَﻠَﻰ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺍﻟﺼَّﻠﺎَﺓُ ﻭَ ﺍﻟﺴَّﻠﺎَﻡُ ﺣَﻤْﺪًﺍ ﺑِﻠﺎَ ﻧِﻬَﺎﻳَﺔٍ.. ﺍِﺫْ ﻫُﻮَ ﺍﻟْﻮَﺳِﻴﻠَﺔُ ﻟِْﻠﺎِﻳﻤَﺎﻥِ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﻓِﻴﻪِ ﺟَﻤِﻴﻊُ ﺍﻟْﻤَﻔَﺎﺗِﻴﺢِ ﻟِﺠَﻤِﻴﻊِ ﺧَﺰَﺍﺋِﻦِ ﺍﻟﻨِّﻌَﻢِ ﺍﻟَّﺘِﻰ ﺍَﺷَﺮْﻧَﺎ ﺍِﻟَﻴْﻬَﺎ ﻓِﻰ ﻫَﺬَﺍ ﺍﻟْﺒَﺎﺏِ ﺍﻟﺜَّﺎﻧِﻰ ﺍَﻧِﻔًﺎ ٭

ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ِﻟﻠَّﻪِ ﻋَﻠَﻰ ﻧِﻌْﻤَﺔِ ﺍْﻟﺎِﺳْﻠﺎَﻣِﻴَّﺔِ ﺍﻟَّﺘِﻰ ﻫِﻰَ ﻣَﺮْﺿِﻴَّﺎﺕُ ﺭَﺏِّ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻤِﻴﻦَ، ﻭَ ﻓِﻬْﺮِﺳْﺘَﺔٌ ﻟِﺎَﻧْﻮَﺍﻉِ ﻧِﻌَﻤِﻪِ ﺍﻟْﻤَﺎﺩِّﻳَّﺔِ ﻭَ ﺍﻟْﻤَﻌْﻨَﻮِﻳَّﺔِ ﺣَﻤْﺪًﺍ ﺑِﻠﺎَ ﻧِﻬَﺎﻳَﺔٍ.

Allâh’dan dolayı hamd Allâh’a mahsûstur. Vâcibü’l-Vücûdun vücûdu öyle bir ni‘mettir ki, her bir ferd bir mevcûd için O’nun fevkınde bir ni‘met yoktur. Bu ni‘met, nihâyeti olmayan çeşit çeşit ni‘metleri ve sonu olmayan ihsânât cinslerini ve hudûdu olmayan atiyyelerin sınıflarını tazammun eder. Bunlardan bir kısmına Risâle-i Nûr eczâlarında hâssaten Otuzikinci Risâlenin Üçüncü Mevkıfında işâret edilmiştir. Allâh’a îmândan bahseden Risâle-i Nûr eczâlarının bütün risâleleri bu ni‘metin yüzünden o hicâbı kaldırır. Ona iktifâ ederek burada kısa kesiyoruz.

Allâh-ü teâlânın rahmâniyetinden dolayı zevi’l-hayâttan rahmetin taalluk ettiği kimseler adedince ni‘metleri tazammun eden, hamd Allâh’a mahsûstur. Çünki câmiiyeti sırrıyla insân fıtratında bütün zevi’l-hayâtla alâkalar vardır. Onların saâdetleri sebebiyle kendisinde ma‘nevî bir saâdet hâsıl olur. Ve O’nun fıtratında, onların elemlerinden dolayı bir teessür vardır. Onlara verilen ni‘met, bu insân için bir nev‘î ni‘met olur.

Allâh-ü teâlânın rahîmiyetinden dolayı vâlidelerinin şefkatleriyle kendilerine ni‘met verilen çocuklar adedince, hamd Allâh’a mahsûstur. Çünki fıtrat-ı selîme sâhibi olan herkes, vâlidesi olmayan aç bir çocuğun ağlamasından dolayı teellüm ve teveccu‘ ettiği gibi, vâlidelerin çocuklarına olan taattufundan dolayı da aynen öyle tena‘um eder.

Allâh-ü teâlânın hakîmiyetinden dolayı kâinâttaki bütün envâ‘-ı hikmetinin dakîkaları adedince hamd Allâh’a mahsûstur. Zîrâ O’nun rahmâniyetinin cilveleriyle insânın nefsi tena‘um ettiği ve rahîmiyetinin tecelliyâtıyla insânın kalbi tena‘um ettiği gibi, aynen öyle de O’nun hikmetinin letâifiyle de insânın aklı telezzüz eder.

Hak teâlânın hafîziyetinden dolayı “Vâris” isminin tecelliyâtı adedince ve usûlünün ve babalarının ve sâhiblerinin zevâlinden sonra geriye kalan bütün şeyler adedince ve âhiret yurdunun mevcûdâtı adedince ve uhrevî mükâfat sebebiyle muhâfaza olunan âmâl-i beşer adedince hamd Allâh’a mahsûstur. Çünki ni‘metin devâmı, ni‘metin kendisinden daha büyük bir ni‘mettir. Lezzetin bekâsı, lezzetin kendisinden lezzet cihetiyle daha yüksek bir lezzettir. Cennetteki devâmlılık, cennetin kendisinin fevkınde bir ni‘mettir. Ve hâkezâ.

Hak teâlânın hafîziyeti, bütün kâinâttaki mevcûdât üzerine, bütün ni‘metlerinden daha çok ve daha ziyâde ve daha yüksek ni‘metleri tazammun eder. Ve hâkezâ “Rahmân, Rahîm, Hakîm ve Hafîz” isimlerini sâir Esmâ-yı hüsnâ ile kıyâs et.

Hak teâlânın isimlerinden her bir isim sebebiyle hamd, nihâyetsiz bir hamd ile Allâh’a mahsûstur. Çünki onlardan her bir isimde nihâyetsiz ni‘metler vardır. Nihâyetsiz in‘âmâtın hepsinden geçmişte kalanlarının tamâmına bir tercümân olan Kur’ân’dan dolayı hamd nihâyetsiz bir hamd ile Allâh’a mahsûstur. Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’dan dolayı hamd nihâyetsiz bir hamd ile Allâh’a mahsûstur. Çünki o, daha önce bu ikinci bâbda işâret ettiğimiz bütün ni‘metlerin hazînelerinin bütün anahtarları içinde olan îmâna vesîledir. Rabbi’l-Âlemînin marzıyâtı olan ve mâddî ve ma‘nevî çeşit çeşit ni‘metlerine bir fihriste olan İslâmiyet ni‘metinden dolayı hamd, nihâyetsiz bir hamd ile Allâh’a mahsûstur.

8. Nokta[düzenle]

ﺍَﻟﻨُّﻘْﻄَﺔُ ﺍﻟﺜَّﺎﻣِﻨَﺔُ

ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ِﻟﻠَّﻪِ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﻳَﺤْﻤَﺪُ ﻟَﻪُ ﻭَ ﻳُﺜْﻨِﻰ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺑِﺎِﻇْﻬَﺎﺭِ ﺍَﻭْﺻَﺎﻑِ ﺟَﻤَﺎﻟِﻪِ ﻭَ ﻛَﻤَﺎﻟِﻪِ - ﻫَﺬَﺍ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏُ ﺍﻟْﻜَﺒِﻴﺮُ ﺍﻟْﻤُﺴَﻤَّﻰ ﺑِـ (ﺍﻟْﻜَﺎﺋِﻨَﺎﺕِ) ﺑِﺠَﻤِﻴﻊِ ﺍَﺑْﻮَﺍﺑِﻪِ ﻭ ﻓُﺼُﻮﻟِﻬَﺎ، ﻭَ ﺑِﺠَﻤِﻴﻊِ ﺻَﺤَﺎﺋِﻔِﻪِ ﻭَ ﺳُﻄُﻮﺭِﻫَﺎ، ﻭَ ﺑِﺠَﻤِﻴﻊِ ﻛَﻠِﻤَﺎﺗِﻪِ ﻭَ ﺣُﺮُﻭﻓِﻬَﺎ ﻛُﻞٌّ ﺑِﻘَﺪَﺭِ ﻧِﺴْﺒَﺘِﻪِ ﻳَﺤْﻤَﺪُﻩُ ﺗَﻌَﺎﻟَﻰ ﻭَ ﻳُﺴَﺒِّﺤُﻪُ ﺑِﺎِﻇْﻬَﺎﺭِ ﺑَﻮَﺍﺭِﻕِ ﺍَﻭْﺻَﺎﻑِ ﺟَﻠﺎَﻝِ ﻧَﻘَّﺎﺷِﻪِ ﺍْﻟﺎَﺣَﺪِ ﺍﻟﺼَّﻤَﺪِ ﺑِﻤَﻈْﻬَﺮِﻳَّﺔِ ﻛُﻞٍّ ﺑِﻘَﺪَﺭِ ﻧِﺴْﺒَﺘِﻪِ ﻟِﺎَﺿْﻮَﺍﺀِ ﺍَﻭْﺻَﺎﻑِ ﺟَﻤَﺎﻝِ ﻛَﺎﺗِﺒِﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ ٭ ﻭَ ﺑِﻤَﻈْﻬَﺮِﻳَّﺔِ ﻛُﻞٍّ ﺑِﻘَﺪَﺭِ ﻧِﺴْﺒَﺘِﻪِ ﻟِﺎَﻧْﻮَﺍﺭِ ﺍَﻭْﺻَﺎﻑِ ﻛَﻤَﺎﻝِ ﻣُﻨْﺸِﺌِﻬَﺎ ﻭَ ﻣُﻨْﺸِﺪِﻫَﺎ ﺍﻟْﻘَﺪِﻳﺮِ ﺍﻟْﻌَﻠِﻴﻢِ ﺍﻟْﻌَﺰِﻳﺰِ ﺍﻟْﺤَﻜِﻴﻢِ ٭ ﻭَ ﺑِﻤِﺮْﺍَﺗِﻴَّﺔِ ﻛُﻞٍّ ﺑِﻘَﺪَﺭِ ﻧِﺴْﺒَﺘِﻪِ ﻟِﺎَﺷِﻌَّﺔِ ﺗَﺠَﻠِّﻴَﺎﺕِ ﺍَﺳْﻤَﺎﺀِ ﻣَﻦْ ﻟَﻪُ ﺍْﻟﺎَﺳْﻤَﺎﺀُ ﺍﻟْﺤُﺴْﻨَﻰ ﺟَﻞَّ ﺟَﻠﺎَﻟُﻪُ ﻭَ ﻟﺎَ ﺍِﻟَﻪَ ﺍِﻟﺎَّ ﻫُﻮَ ٭

Hamd O Allâh’a mahsûstur ki, “Kâinât” diye isimlendirilen şu kitâb-ı kebîr, O’nun evsâf-ı cemâlini ve kemâlini izhâr edecek bütün bâbları ve fasılları ile ve bütün sahîfeleri ve satırları ile ve bütün kelimeleri ve harfleri ile O’na hamd eder ve O’na senâda bulunur.

Her birisi, Ehad ve Samed olan Nakkâşının evsâf-ı celâlinin parlaklığını izhâr ederek her birinin, Rahmân ve Rahîm olan Kâtibinin evsâf-ı cemâlinin ziyâsına kendi nisbeti mikdârınca mazhariyeti ile ve her birinin, Kadîr-i Alîm ve Azîz-i Hakîm olan münşî ve münşîdinin evsâf-ı kemâlinin envârına kendi nisbeti mikdârınca mazhariyeti ile ve her birinin, Esmâ-yı Hüsnânın sâhibi olan zâtın tecelliyât-ı esmâsının şuâ‘larına kendi nisbeti mikdârınca âyinedârlığı ile kendi nisbeti mikdârınca O’na hamd eder ve O’nu tesbîh eder O’nun celâli ne yücedir ve O’ndan başka ilâh yoktur.

9. Nokta[düzenle]

ﺍَﻟﻨُّﻘْﻄَﺔُ ﺍﻟﺘَّﺎﺳِﻌَﺔُ

ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ - ﻣِﻦَ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺑِﺎﻟﻠَّﻪِ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﻟﻠَّﻪِ - ﺑِﻌَﺪَﺩِ ﺿَﺮْﺏِ ﺫَﺭَّﺍﺕِ ﺍﻟْﻜَﺎﺋِﻨَﺎﺕِ ﻣِﻦْ ﺍَﻭَّﻝِ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﺍِﻟَﻰ ﺍَﺧِﺮِ ﺍﻟْﺨِﻠْﻘَﺔِ ﻓِﻰ ﻋَﺎﺷِﺮَﺍﺕِ ﺩَﻗَﺎﺋِﻖِ ﺍْﻟﺎَﺯْﻣِﻨَﺔِ ﻣِﻦَ ﺍْﻟﺎَﺯَﻝِ ﺍِﻟَﻰ ﺍْﻟﺎَﺑَﺪِ ٭

ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟﻠَّﻪِ ﻋَﻠَﻰ (ﺍﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟﻠَّﻪِ) ﺑِﺪَﻭْﺭٍ ﺩَﺍﺋِﺮٍ ﻓِﻰ ﺗَﺴَﻠْﺴُﻞٍ

﴿(٧): ﺩَﻭﺭ ﻭ ﺗﺴﻠﺴﻞ ﻣﻤﻜﻨﺎﺕ ﺩﺍﺋﺮﻩﺳﻨﺪﻩ ﻣﺤﺎﻟﺪﺭﻟﺮ. ﭼﻮﻧﻜﻪ ﺍﻳﻜﻴﺴﻰ ﻧﻬﺎﻳﺘﺴﺰﻟﻚ ﺇﻗﺘﻀﺎ ﺍﻳﺘﺪﻛﻠﺮﻧﺪﻥ ﻭ ﻣﻤﻜﻨﺎﺕ ﺩﺍﺋﺮﻩﺳﻰ ﻣﺘﻨﺎﻫﻰ ﺍﻭﻟﺪﻳﻐﻨﺪﻥ، ﻏﻴﺮِ ﻣﺘﻨﺎﻫﻰ ﻳﺮﻟﺸﻤﺰ. ﻓﻘﻂ ﺩﺍﺋﺮﻩِٔ ﻭﺟﻮﺑﻪ ﺗﻌﻠّﻖ ﺍﻳﺪﻥ ﺣﻤﺪ ﺍﻳﺴﻪ، ﺍﻭ ﻏﻴﺮِ ﻣﺘﻨﺎﻫﻴﺪﺭ. ﺩَﻭﺭ ﻭ ﺗﺴﻠﺴﻞ ﺍﻳﻠﻪ ﻏﻴﺮِ ﻣﺘﻨﺎﻫﻰ ﺑﺮ ﺩﺍﺋﺮﻩﻳﻪ ﮔﻴﺮﺭ، ﻳﺮﻟﺸﻴﺮ.﴾

ﻳَﺘَﺴَﻠْﺴَﻞُ ﺍِﻟَﻰ ﻣَﺎ ﻟﺎَ ﻳَﺘَﻨَﺎﻫَﻰ ٭

ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ِﻟﻠَّﻪِ ﻋَﻠَﻰ ﻧِﻌْﻤَﺔِ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍَﻥِ ﻭَ ﺍْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥِ ﻋَﻠَﻰَّ ﻭَ ﻋَﻠَﻰ ﺍِﺧْﻮَﺍﻧِﻰ ﺑِﻌَﺪَﺩِ ﺿَﺮْﺏِ ﺫَﺭَّﺍﺕِ ﻭُﺟُﻮﺩِﻯ ﻓِﻰ ﻋَﺎﺷِﺮَﺍﺕِ ﺩَﻗَﺎﺋِﻖِ ﻋُﻤْﺮِﻯ ﻓِﻰ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﻭَ ﺑَﻘَﺎﺋِﻰ ﻭَ ﺑَﻘَﺎﺋِﻬِﻢْ ﻓِﻰ ﺍْﻟﺎَﺧِﺮَﺓِ ٭

﴿ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻚَ ﻟﺎَ ﻋِﻠْﻢَ ﻟَﻨَﺎ ﺍِﻟﺎَّ ﻣَﺎ ﻋَﻠَّﻤْﺘَﻨَﺎ ﺍِﻧَّﻚَ ﺍَﻧْﺖَ ﺍﻟْﻌَﻠِﻴﻢُ ﺍﻟْﺤَﻜِﻴﻢُ ٭﴾

﴿ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ِﻟﻠَّﻪِ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﻫَﺪَﻳﻨَﺎ ﻟِﻬَﺬَﺍ ﻭَ ﻣَﺎ ﻛُﻨَّﺎ ﻟِﻨَﻬْﺘَﺪِﻯَ ﻟَﻮْﻟﺎَ ﺍَﻥْ ﻫَﺪَﻳﻨَﺎ ﺍﻟﻠَّﻪُ ٭ ﻟَﻘَﺪْ ﺟَﺎﺋَﺖْ ﺭُﺳُﻞُ ﺭَﺑِّﻨَﺎ ﺑِﺎﻟْﺤَﻖِّ ٭ ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻋَﻠَﻰ ﺳَﻴِّﺪِﻧَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﺑِﻌَﺪَﺩِ ﺣَﺴَﻨَﺎﺕِ ﺍُﻣَّﺘِﻪِ ﻭَ ﻋَﻠَﻰ ﺍَﻟِﻪِ ﻭَ ﺻَﺤْﺒِﻪِ ﻭَ ﺳَﻠِّﻢْ ٭ ﺍَﻣِﻴﻦَ ٭ ﻭَ ﺍﻟْﺤَﻤْﺪُ ِﻟﻠَّﻪِ ﺭَﺏِّ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻤِﻴﻦَ.﴾

O’nun celâli ne yücedir ve O’ndan başka ilâh yoktur. Dünyânın evvelinden hilkatin âhirine kadar bütün zerrât-ı kâinâtın, ezelden ebede kadar bütün zamânların dakîkalarının âşireleriyle darbı adedince hamd Allâh’dan gelir, Allâh ile olur, Allâh’dan dolayı olur Allâh’a mahsûstur.

“Elhamdülillâh”dan dolayı, sonsuza doğru teselsül eden (Hâşiye[2]) bir teselsüldeki dâirenin devri kadar hamd Allâh’a mahsûstur.

Bana ve kardeşlerime olan Kur’ân ve îmân ni‘metinden dolayı, zerrât-ı vücûdumun, dünyâdaki ömrümün dakîkalarının âşireleriyle ve âhirette benim ve kardeşlerimin bekâlarıyla darbı adedince hamd Allâh’a mahsûstur.

  1. Risâle-i Nûr’un fikirden sonra en mühim bir esâsı şükür olduğundan ve şükür ve hamdin ekser merâtib ve hakîkatleri Risâle-i Nûr’un eczâlarında îzâh ile beyân edildiğinden burada onlara iktifâen gâyet muhtasar bir sûrette îmân ni‘metine mukâbil olan hamdin birkaç mertebeleri zikredildi. Îmân ni‘metinin mertebelerine göre de hamdin mertebeleri var. Said Nursi
  2. Devir ve teselsül, mümkünât dâiresinde muhâldirler. Çünki ikisi de nihâyetsizliği iktizâ ettiklerinden ve mümkünât dâiresi mütenâhî olduğundan mümkünât dâiresinde gayr-i mütenâhî olan yerleşmez. Fakat dâire-i vücûba tealluk eden hamd ise o gayr-i mütenâhîdir. Devir ve teselsül ile gayr-i mütenâhî bir dâireye girer yerleşir.