Ana Sayfa (Mobil): Revizyonlar arasındaki fark
Değişiklik özeti yok |
Değişiklik özeti yok |
||
| 200. satır: | 200. satır: | ||
</div> | </div> | ||
<div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | <div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | ||
[[Dosya:Tevafuklu Kur'an.JPG|thumb| | [[Dosya:Tevafuklu Kur'an.JPG|thumb|200px|left|Bediüzzaman'ın keşfettiği tevafuk mu'cizesine uygun olarak talebesi tarafından yazılmış Kur'an'dan Fatiha suresi. Satır başlarında aynı hizada tevafuk eden elifler kırmızıyla yazılmıştır.]]'''Fâtiha ({{Arabi|الفاتحة}}) Suresi''' Kur'ân-ı Kerim'in 1. suresi olup Kur'ân'ın en başında ve Bakara suresinden önce yer alır. Fatiha, başlangıç demektir. Tamamı nazil olan ilk suredir. Mekke devrinin ilk yıllarında tamamı bir defada inmiştir. Alimler [[Hicr 87|Hicr suresinin 87. ayetinde]] geçen "Seb'ul Mesânî" (tekrarlanan yedi) ifadesiyle genellikle Fatiha'nın kast edildiğini söyler. İçinde Bediüzzaman'ın da olduğu bazı alimler ise bu ifadenin ayrıca Fatiha'nın 2 defa nazil olmasına da işaret ettiği kanaatindedir. Buna göre Medine döneminde bir defa daha nazil olmuştur. Başında “Elhamdülillah” olan beş sureden biridir. | ||
'''Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği''' | '''Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği''' | ||
| 231. satır: | 231. satır: | ||
</div> | </div> | ||
<div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | <div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | ||
[[Dosya:İsra 88.png|thumb|left| | [[Dosya:İsra 88.png|thumb|left|200px|]] '''İsra 88''' | ||
'''Meali:''' 88- De ki: Andolsun, bu Kur'an'ın bir benzerini ortaya koymak üzere insü cin bir araya gelseler, birbirlerine destek de olsalar, onun benzerini ortaya getiremezler. | '''Meali:''' 88- De ki: Andolsun, bu Kur'an'ın bir benzerini ortaya koymak üzere insü cin bir araya gelseler, birbirlerine destek de olsalar, onun benzerini ortaya getiremezler. | ||
| 267. satır: | 267. satır: | ||
</div> | </div> | ||
<div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | <div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | ||
[[Dosya:Haşir Risalesi.JPG|thumb|left| | [[Dosya:Haşir Risalesi.JPG|thumb|left|200px||1928'de basılan nüshanın kapağı]]'''Onuncu Söz''' ya da diğer adıyla '''Haşir Risalesi''' Bediüzzaman'ın Isparta Vilayetinin 1 Mart 1927 tarih ve 81 numaralı resmi yazısıyla zorunlu ikamet etmek üzere gönderildiği ve 1934 yılının ortalarına kadar kaldığı Isparta İlinin Eğridir kazasının Barla nahiyesinde telif ettiği ilk eserlerdendir ve Sözler kitabının 10. risalesidir. Rum suresinin "Allah'ın rahmetinin eserlerine bir bak: Arzı, ölümünün ardından nasıl diriltiyor! Şüphesiz O, ölüleri de mutlaka diriltecektir. O, her şeye kadirdir." mealindeki [[Rum 50|50. ayeti]] başta olmak üzere Haşir ve Âhiret hakkındaki ayetleri 12 suretten oluşan uzunca bir temsil ve on iki hakikat ile tefsir eder ve öldükten sonra dirilmenin, Âhiretin, Cennet ve Cehennemin ve baki hayatın varlığını ispat eder. | ||
Bediüzzaman, İbn-i Sina gibi bir dâhinin haşir hakkında “İman ederiz fakat akıl bu yolda gidemez” dediğini ve bütün İslâm alimlerinin “Haşir, bir mesele-i nakliyedir, delili nakildir, akıl ile ona gidilmez” diye ittifakla hükmettiklerini hatırlatarak Haşr-i a’zamın, ism-i a’zamın tecellisiyle olması sebebiyle aklın dar ve küçük düsturlarıyla kendi başına âciz kalıp taklide mecbur olduğunu ve aklın tek başına o yolda gidemediğini izah eder. Haşrin ancak Cenab-ı Hakk’ın ism-i a’zamının ve her ismin a’zamî mertebesindeki tecellisiyle görünen büyük fiillerin görülmesi ve gösterilmesiyle bahar gibi kolay ispat edilebileceğini, 10. Söz Risalesinin bu şekilde ders verdiğini ve İbn-i Sina gibi zatların dehasıyla yetişemediği hakikatları avamlara da çocuklara da bildirdiğini söyler. | Bediüzzaman, İbn-i Sina gibi bir dâhinin haşir hakkında “İman ederiz fakat akıl bu yolda gidemez” dediğini ve bütün İslâm alimlerinin “Haşir, bir mesele-i nakliyedir, delili nakildir, akıl ile ona gidilmez” diye ittifakla hükmettiklerini hatırlatarak Haşr-i a’zamın, ism-i a’zamın tecellisiyle olması sebebiyle aklın dar ve küçük düsturlarıyla kendi başına âciz kalıp taklide mecbur olduğunu ve aklın tek başına o yolda gidemediğini izah eder. Haşrin ancak Cenab-ı Hakk’ın ism-i a’zamının ve her ismin a’zamî mertebesindeki tecellisiyle görünen büyük fiillerin görülmesi ve gösterilmesiyle bahar gibi kolay ispat edilebileceğini, 10. Söz Risalesinin bu şekilde ders verdiğini ve İbn-i Sina gibi zatların dehasıyla yetişemediği hakikatları avamlara da çocuklara da bildirdiğini söyler. | ||
| 287. satır: | 287. satır: | ||
</div> | </div> | ||
<div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | <div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | ||
[[Dosya:Woking Cami.png|thumb|left| | [[Dosya:Woking Cami.png|thumb|left|200px|]]'''Woking Camii''' ya da bugünkü adıyla '''Şah Cihan Camii''' İngiltere'nin amaca yönelik olarak inşa edilen ilk camisidir. Pencap Üniversitesi'nin eski rektörü Yahudi Gottlieb Leitner tarafından Bhopal Begümü Şah Cihan'ın mali desteğiyle 1889 yılında inşa ettirildi. Leitner'in 1899'da ölümünden sonra cami kullanılmaz hale geldi, ancak daha sonra 1912'de Woking Müslüman Misyonu tarafından yeniden işler hale getirildi. Cami, İngiltere'de yaşayan ve İngiltere'yi ziyaret eden Müslümanlar için bir merkez haline geldi. Lord Headley ve Marmaduke Pickthall gibi İngiliz mühtediler de camiyi ziyarete geldi. 1913 yılında caminin yayın organı olan ve caminin ve misyonun faaliyetleri ve İslam'a yaklaşımı hakkında fikir veren Islamic Review dergisi yayınlanmaya başladı. Cami günümüzde de sünni müslümanlar için aktif bir ibadet yeri olmaya devam etmektedir. Risale-i Nur'da Kur'an'ı tasdik eden ecnebi feylesoflardan biri olan Hindistan’ın millî reislerinden Sarojini Naidu'nun Londra’daki Woking Camii’nde Müslümanlara hitaben verdiği ve İslâm Mecmuası’nın 1920 senesinin Kânunusânisi nüshasında yayınlanan nutkundan bir kısım yer alır. ([[Woking_Camii|Maddenin tamamını oku...]]) | ||
<div style="text-align: center;"> | <div style="text-align: center;"> | ||
'''[[:Kategori:Yer|Tüm Yerler]] ({{PAGESINCAT:Yer}})''' • | '''[[:Kategori:Yer|Tüm Yerler]] ({{PAGESINCAT:Yer}})''' • | ||
| 311. satır: | 311. satır: | ||
</div> | </div> | ||
<div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | <div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | ||
[[Dosya:Fes Kalpak.jpg|thumb|left| | [[Dosya:Fes Kalpak.jpg|thumb|left|200px||Fes boykotu sırasında yayınlanan ve fesleri atıp yerine kalpak kullananları gösteren bir karikatür. Dükkânın tabelâsında “Kalpak Mağazası” yazıyor.]] '''Avusturya'ya Uygulanan Boykot (1908)''' | ||
Kâğıt üzerinde Osmanlı toprağı görünen Bosna-Hersek’i Avusturya'nın 5 veya 6 Ekim 1908 yılında işgal etmesi üzerine Osmanlı'nın tepki olarak başta fes olmak üzere Avusturya’dan ithal edilen mallara karşı uyguladığı boykottur. Osmanlı topraklarında yaşanan ilk boykottur. Kullanılmakta olan feslerin %70'i Avusturya'dan gelmekteydi ve fes başta olmak üzere Avusturya'dan ithal edilen mallar limanlardan geri gönderildi. Fes yerine kalpak giyiminin teşvik edildiği boykot yaklaşık 4 ay sürdü. Başkent İstanbul’dan başlayan boykot hızla Balkanlar, Anadolu, Suriye, hatta o tarihte Osmanlı sınırları dahilindeki Libya’ya kadar yayıldı. 26 Şubat 1909’da Bâbıâli hükümetinin Bosna-Hersek’in Avusturya’ya ait olduğunu kabul edip Avusturya ile 2,5 milyon Osmanlı lirası tazminat karşılığında anlaşması ile tamamen sona erdi. Bediüzzaman ise hiçbir Avrupa mamulatını giymeyip yerli ürünler kullanmış ve İstanbul'daki hamalları Avrupa'ya karşı iktisadi boykota teşvik etmiş ama yoğun katılım gösteren hamalların asayişe aykırı davranmaması için tesirli nasihatlarda bulunmuştur. | Kâğıt üzerinde Osmanlı toprağı görünen Bosna-Hersek’i Avusturya'nın 5 veya 6 Ekim 1908 yılında işgal etmesi üzerine Osmanlı'nın tepki olarak başta fes olmak üzere Avusturya’dan ithal edilen mallara karşı uyguladığı boykottur. Osmanlı topraklarında yaşanan ilk boykottur. Kullanılmakta olan feslerin %70'i Avusturya'dan gelmekteydi ve fes başta olmak üzere Avusturya'dan ithal edilen mallar limanlardan geri gönderildi. Fes yerine kalpak giyiminin teşvik edildiği boykot yaklaşık 4 ay sürdü. Başkent İstanbul’dan başlayan boykot hızla Balkanlar, Anadolu, Suriye, hatta o tarihte Osmanlı sınırları dahilindeki Libya’ya kadar yayıldı. 26 Şubat 1909’da Bâbıâli hükümetinin Bosna-Hersek’in Avusturya’ya ait olduğunu kabul edip Avusturya ile 2,5 milyon Osmanlı lirası tazminat karşılığında anlaşması ile tamamen sona erdi. Bediüzzaman ise hiçbir Avrupa mamulatını giymeyip yerli ürünler kullanmış ve İstanbul'daki hamalları Avrupa'ya karşı iktisadi boykota teşvik etmiş ama yoğun katılım gösteren hamalların asayişe aykırı davranmaması için tesirli nasihatlarda bulunmuştur. | ||
| 344. satır: | 344. satır: | ||
</div> | </div> | ||
<div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | <div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | ||
[[Dosya:Mercan balığı.png|thumb|left| | [[Dosya:Mercan balığı.png|thumb|left|200px|]]'''Mercan balığı''' özellikle Nisan ve Mayıs aylarında çok lezzetli olan, İstanbul'da Kız kulesi ve Adalar arasındaki bölgede eskiden çok miktarda avlanan ama bugün İstanbul sularında pek rastlanılmayan balıklardandır. Havalar ısınınca kıyılara yönelerek haliç, lagün ve kıyı gölcüklerini ziyaret eder, havalar soğuyunca tekrar eski yerlerine döner. Genel görünümü pembe renklidir. Derinliği 250 m'ye kadar olan suların taşlık, yosunluk bölgeleri üzerinde ve kaya aralarında yaşar. 91 cm boya, 7,7 kg ağırlığa ulaşabilir. Risale-i Nur'da bu balığın İstanbul Boğazında bulunmasından bahis geçer. Bediüzzaman'ın 15 yaşından sonra bir daha görmediği tek küçük kız kardeşinin adı da [[Said Nursi'nin Ailesi#Bediüzzaman'ın Kardeşleri|Mercan]]'dır. | ||
'''Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği''' | '''Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği''' | ||
| 463. satır: | 463. satır: | ||
</div> | </div> | ||
<div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | <div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | ||
[[Dosya:Hafiz_ali.jpg|thumb|left| | [[Dosya:Hafiz_ali.jpg|thumb|left|200px|]]'''Büyük Hafız Ali''' ya da '''Ali Ergin''' Bediüzzaman'ın nur fabrikası adını verdiği hizmet dairesinin en önemli rüknü ve nur talebelerinin kahramanlarından olup Isparta İslamköy'de nurlara büyük hizmeti etmiş ve kalemiyle iman nurlarını yazıp neşretmiştir. Risale-i Nur'u tanıdıktan sonra kendini tamamen iman-Kur'an hizmetine verdi. İhlaslı ve sade bir yaşam sürmede mümtaz bir nur talebesidir. Tahiri abi ile birlikte Hizbü’l-Ekber-i Kur’aniyenin neşrinde çalışmıştır. Eskişehir ve Deniz hapislerine girdi. Denizli hapsinde Bediüzzaman’ı öldürmek için aşı adı altında zehir verdiklerinde Üstad komaya girer. Hafız Ali bir kenara çekilip ağlayarak ‘Ya Rabbi! Onun yerine benin canımı al’ diye dua eder. Bir müddet sonra hastalanır, hastaneye kaldırılır ve orada şehiden vefat eder. Gavs-ı Azam'ın 800 sene önce işaret ettiği nur talebelerdendir. | ||
'''Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği''' | '''Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği''' | ||
| 497. satır: | 497. satır: | ||
</div> | </div> | ||
<div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | <div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | ||
[[Dosya:Said Nursi Urfa.jpeg|thumb|left| | [[Dosya:Said Nursi Urfa.jpeg|thumb|left|200px||Said Nursi'nin 1960'ta Urfa'da ilk gömüldüğü yer]] '''Said Nursi'nin Kabri''' | ||
'''Bediüzzaman Said Nursi'nin kabri''', Isparta civarında vasiyetine uygun olarak yalnızca az sayıda talebesi tarafından bilinen bir yerdedir. Bediüzzaman 23 Mart 1960 (Hicri 25 Ramazan 1379) tarihinde vefat ettiğinde [[Urfa]]'daki Halil İbrahim Dergâhına gömülmüştür. Gömüldüğü yer aslen 1952 senesinde Şeyh Müslim Hafız Efendi'nin Mevlid-i Halil Camii avlusunun kuzey tarafına yaptırdığı ve "sahibi yakında gelecek" dediği türbe yeriydi. Ancak Bediüzzaman vasiyetinde kabrinin gayet gizli, bir iki talebesinden başka hiç kimsenin bilmediği bir yerde olmasını ve kabrinin ziyaret edilmesi yerine uzaktan Fatiha okunmasını beyan etmişti. Vefatından 3,5 ay sonra, 12 Temmuz 1960'ta, 27 Mayıs ihtilalini yapanlar tarafından kabri kırılarak açıldı ve kardeşi Abdülmecid Nursi'den zorla alınan muvafakatname ile galvanizli bir tabut içinde uçakla Afyon askeri havaalanına, oradan da arabayla bilinmeyen bir yere (daha sonra Isparta Doğancı mezarlığı olduğu ve tabutla gömüldüğü anlaşılmıştır) götürülerek kardeşi Abdülmecid'in de hazır bulunduğu ortamda gömüldü. Bediüzzaman'ın mezarının yeri yaklaşık 9,5 yıl meçhul kaldı. 1969'da Isparta nur talebelerinden Mustafa Pestil'in yeğeninin çocuğu vefat etti. Isparta Doğancı kabristanında mezar yeri kazarken galvanizli bir tabuta denk geldiler. Mustafa Pestil arkadaşları gittikten sonra yeniden gelip kontrol ettiğinde tabutun içinde Bediüzzaman'ın naaşını bozulmamış şekilde buldu. Yalnızca yüzünde ilaç izinden bir leke oluşmuştu. Ayrıca ayak-baş istikametinde yanlış gömüldüğünü fark etti. Daha sonra birkaç arkadaşıyla daha derin bir yer kazarak cenazeyi doğru istikamette yeniden gömdüler. Bir süre sonra Bediüzzaman'ın kabrinin nerede olduğu duyulunca Risale-i Nur talebelerinden Salim Güntaç, Tâhiri Mutlu, Ali İhsan Tola, Mustafa Gül, Savlı Hafız Bekir Avşar ve bir kişi daha (toplam 6 kişi) Bediüzzaman’ın naşını Isparta’dan Sav köyüne naklettiler. Burada sülalesi Sav köyündeki Dalboyunoğlu camisinde imamlık yapmış olan ve Sav'a Risaleleri ilk defa tanıtan Hacı Hafız Mehmed Avşar'ın (vefatı 1947) Dalboyunoğlu camiinin dibindeki kabrine gömüldü. 1991 yılında Hacı Hafız Mehmed Avşar'ın torunu olan ve Sav Dalboyunoğlu camisinde imamlık yapmış olan Bekir Avşar vefat etti. Dedesinin yanına gömülürken dedesinin kabriyle aradaki bölme yıkılınca Üstad'ın kabri yeniden ortaya çıktı. Bunun üzerine Bediüzzaman'ın yakın talebelerinden Bayram Yüksel nezaretinde naaş bulunduğu yerden başka bir yere taşındı ve yeri bugüne kadar gizli tutuldu. Buradan da taşınmış olabileceğine dair rivayetler mevcuttur. ([[Said_Nursi%27nin_Kabri|Maddenin tamamını oku...]]) | '''Bediüzzaman Said Nursi'nin kabri''', Isparta civarında vasiyetine uygun olarak yalnızca az sayıda talebesi tarafından bilinen bir yerdedir. Bediüzzaman 23 Mart 1960 (Hicri 25 Ramazan 1379) tarihinde vefat ettiğinde [[Urfa]]'daki Halil İbrahim Dergâhına gömülmüştür. Gömüldüğü yer aslen 1952 senesinde Şeyh Müslim Hafız Efendi'nin Mevlid-i Halil Camii avlusunun kuzey tarafına yaptırdığı ve "sahibi yakında gelecek" dediği türbe yeriydi. Ancak Bediüzzaman vasiyetinde kabrinin gayet gizli, bir iki talebesinden başka hiç kimsenin bilmediği bir yerde olmasını ve kabrinin ziyaret edilmesi yerine uzaktan Fatiha okunmasını beyan etmişti. Vefatından 3,5 ay sonra, 12 Temmuz 1960'ta, 27 Mayıs ihtilalini yapanlar tarafından kabri kırılarak açıldı ve kardeşi Abdülmecid Nursi'den zorla alınan muvafakatname ile galvanizli bir tabut içinde uçakla Afyon askeri havaalanına, oradan da arabayla bilinmeyen bir yere (daha sonra Isparta Doğancı mezarlığı olduğu ve tabutla gömüldüğü anlaşılmıştır) götürülerek kardeşi Abdülmecid'in de hazır bulunduğu ortamda gömüldü. Bediüzzaman'ın mezarının yeri yaklaşık 9,5 yıl meçhul kaldı. 1969'da Isparta nur talebelerinden Mustafa Pestil'in yeğeninin çocuğu vefat etti. Isparta Doğancı kabristanında mezar yeri kazarken galvanizli bir tabuta denk geldiler. Mustafa Pestil arkadaşları gittikten sonra yeniden gelip kontrol ettiğinde tabutun içinde Bediüzzaman'ın naaşını bozulmamış şekilde buldu. Yalnızca yüzünde ilaç izinden bir leke oluşmuştu. Ayrıca ayak-baş istikametinde yanlış gömüldüğünü fark etti. Daha sonra birkaç arkadaşıyla daha derin bir yer kazarak cenazeyi doğru istikamette yeniden gömdüler. Bir süre sonra Bediüzzaman'ın kabrinin nerede olduğu duyulunca Risale-i Nur talebelerinden Salim Güntaç, Tâhiri Mutlu, Ali İhsan Tola, Mustafa Gül, Savlı Hafız Bekir Avşar ve bir kişi daha (toplam 6 kişi) Bediüzzaman’ın naşını Isparta’dan Sav köyüne naklettiler. Burada sülalesi Sav köyündeki Dalboyunoğlu camisinde imamlık yapmış olan ve Sav'a Risaleleri ilk defa tanıtan Hacı Hafız Mehmed Avşar'ın (vefatı 1947) Dalboyunoğlu camiinin dibindeki kabrine gömüldü. 1991 yılında Hacı Hafız Mehmed Avşar'ın torunu olan ve Sav Dalboyunoğlu camisinde imamlık yapmış olan Bekir Avşar vefat etti. Dedesinin yanına gömülürken dedesinin kabriyle aradaki bölme yıkılınca Üstad'ın kabri yeniden ortaya çıktı. Bunun üzerine Bediüzzaman'ın yakın talebelerinden Bayram Yüksel nezaretinde naaş bulunduğu yerden başka bir yere taşındı ve yeri bugüne kadar gizli tutuldu. Buradan da taşınmış olabileceğine dair rivayetler mevcuttur. ([[Said_Nursi%27nin_Kabri|Maddenin tamamını oku...]]) | ||
| 547. satır: | 547. satır: | ||
</div> | </div> | ||
<div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | <div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | ||
[[Dosya:Mecelle.jpg|thumb|left| | [[Dosya:Mecelle.jpg|thumb|left|200px|]]'''Mecelle-i Ahkam-ı Adliyye''' Osmanlı Devleti’nde 1868-1876 yılları arasında Ahmet Cevdet Paşa başkanlığında bir heyet tarafından hazırlanan ve daha çok borçlar, eşya ve yargılama hukuku esaslarını içeren bir çeşit medeni kanundur. 1917'de aile hukuku hükümleri hakkında kanunlaşan Hukuk-ı Âile Kararnâmesi ile birlikte İslâm hukukuna dayalı olarak hazırlanan ilk kanunlardır ve İslâm ülkeleri tarafından hazırlanan kanunlara öncülük ve örneklik etmiştir. Sadece Hanefî mezhebi esas alınarak gerçekleştirilen bir kanunlaştırma çalışması olan Mecelle’de mezhep içi görüşler arasında dönemin ihtiyaçlarına göre bazı tercihler yapılmışsa da mezhepler arası bir tercihe gidilmemiştir. Bakanlar Kurulu ve Padişahın onayının ardından yürürlüğe girmiş, Türkiye Cumhuriyetinin ilanından sonra 4 Ekim 1926'da yürürlükten kaldırılıp yerine İsviçre Medeni kanunundan alınan kanunlar getirilmiştir. Mecelle bugünkü Suriye, Ürdün, Irak, Lübnan, İsrail ve Filistin’de uygulanmış, Osmanlı Devleti’nin sona ermesinden sonra da bu ülkelerde ve 1928’e kadar Arnavutluk’ta, 1945 yılına kadar Bosna Hersek’te ve 1960’lara kadar Kıbrıs’ta yürürlükte kalmıştır. Bediüzzaman bir makalesinde mebuslara hitaben İslam şeriatında medeniyetin hakiki güzelliğinden daha güzeli bulunduğunu, buna bir misalin Mecelle olduğunu, İslâmiyet'in mebuslardan çok büyük şeyler beklediğini, kuvvetin kanunda olması gerektiğini, aksi takdirde istibdadın bölünerek çoğalacağını beyan etmiştir. Risale-i Nur'da Mecellenin genel hukuk prensiplerine dair ilk 100 maddesinin bazılarına doğrudan bazılarına dolaylı olarak atıflar vardır. | ||
'''Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği''' | '''Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği''' | ||
| 572. satır: | 572. satır: | ||
</div> | </div> | ||
<div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | <div style="border:1px solid #a3b1bf; background:#f5faff; padding:10px; margin-bottom:10px;"> | ||
[[Dosya:Karbondioksit.png|thumb|left| | [[Dosya:Karbondioksit.png|thumb|left|200px|]]'''Karbondioksit''' veya başka bir adıyla '''Karbonik Asit Gazı (Buharî Hâmız-ı Karbon)''' kimyasal formülü CO2 olan ve her biri iki oksijen atomuna kovalent olarak çift bağlanmış bir karbon atomuna sahip moleküllerden oluşan kimyasal bir bileşiktir. Oda sıcaklığında gaz halinde bulunur. Hamız, asit; buharî, gaz halinde ve hâmız-ı karbon, karbonik asit demektir. Karbonik asit (H2CO3), karbondioksidin sulu çözeltisi olan zayıf asittir. Gaz haline geldiğinde karbondioksite dönüşür. Kanda karbondioksit oranı belli bir seviyenin üzerine artarsa karbondioksit zehirlenmesi meydana gelir. Bu açıdan karbondioksit zehirli (semli) bir gazdır (havaî). Bediüzzaman nefes alınca akciğerlere oksijen girdiğini, Cenab-ı Hakk'ın oksijen ile karbon arasında kimya ilminde aşk-ı kimyevî tabir edilen bir şiddetli çekim verdiğini ve Allah'ın bu kanununa göre bu iki unsur birbirine yakın olduğu vakit oksijenin kanı kirleten karbonu kehribar gibi çekip birleşip karbondioksite dönüştüğünü, böylece kanın temizlendiğini, bu birleşmeden çıkan ısının vücut ısısını korumaya yardımcı olduğunu anlatarak tevhid esas alınarak ilmi hakikatlerin nasıl izah edilebileceğine uzun bir örnek verir. ([[Karbondioksit|Maddenin tamamını oku...]]) | ||
<div style="text-align: center;"> | <div style="text-align: center;"> | ||
'''[[:Kategori:Cemadat|Tüm Cemadat]] ({{PAGESINCAT:Cemadat}})''' • | '''[[:Kategori:Cemadat|Tüm Cemadat]] ({{PAGESINCAT:Cemadat}})''' • | ||
10.43, 12 Mayıs 2026 tarihindeki hâli
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ
Nurpedia kullanıcıların katkılarıyla büyüyen ve Kur'an, İman ve İslam hakikatlerine dair bir Nur ansiklopedisidir.
Toplam Türkçe madde sayısı: 8.146 (6.236 Kur'an ayeti maddesi/sayfası dahil)
İlk madde ve oluşturma tarihi: Onuncu Söz - 2 Ekim 2016
“Evet Risale-i Nur size mükemmel bir me'haz olabilir. Ve ondan erkân-ı imaniyenin her birisine, meselâ Kur'an kelâmullah olduğuna ve i'cazî nüktelerine dair müteferrik risalelerdeki parçalar toplansa veya haşre dair ayrı ayrı bürhanlar cem'edilse ve hâkeza.. mükemmel bir izah ve bir haşiye ve bir şerh olabilir.”
|
Kur'an, Cenab-ı Allah (cc) tarafından Kelam sıfatıyla bütün insanların ve cinlerin irşadı maksadıyla en son ve en üstün peygamberi Hz. Muhammed'e (sav) vahiy meleği Cebrail (as) vasıtasıyla 23 sene zarfında Arapça olarak vahiy yoluyla gönderdiği; arş-ı a’zamdan, ism-i a’zamdan, her ismin mertebe-i a’zamından gelen; bütün insanın bütün hâcat-ı maneviyesine merci olacak şeriat, dua, hikmet, ibadet, emir ve davet, zikir ve fikir kitabı manalarını içeren ve kelâmullah unvanını taşıyan tek, câmi’ bir kitab-ı mukaddes ve kitab-ı semavîdir. (Maddenin tamamını oku...) Kur'an ana sayfası • Sure okuma sayfaları • Cüz okuma sayfaları • Sure bilgileri • Surelerin ayetlerinin listesi • Tekrarlanan ayetler • Risale-i Nur'da Geçen Ayetler • Risale-i Nur'da İktibas Edilen Ayetler • Kur'an'da Geçen Temsiller • Hizb-ül Kur'an'da Geçen Ayetler • İçinde Geçen Kelimelere Göre Ayetler • Tüm maddeler Arama kutusuna bir ayetin sure ve numarasını (mesela İsra 88) yazarak ilgili ayetin sayfasına gidebilir ve bu ayetle ilgili Risale-i Nur'da geçen bahisleri topluca görüp okuyabilirsiniz. |
|
Hadis (çoğulu ehadis) en yaygın kullanılan anlamında Peygamberimizin sözleridir. Biraz daha geniş anlamında hadis; Peygamberimizin sözleri (akvali), fiilleri (ahvali) ve takrirleridir (etvarı, yani huzurunda işlenip gördüğü veya gıyabında işlenip de kendisine haber verildiğinde bir şey demediği sahabîlere ait fiiller). Bu üç unsur Peygamberimizin sünnetinin kaynağıdır. Bazen hadis ifadesi ile Peygamberimizin sünneti kastedilir. Bazı alimlere göre Hz. Peygamberin fizyonomik özellikleri ile Hıra Mağarasında ibadete çekilmesi gibi peygamberlik öncesi davranışları da hadisin tarifine girer. Hadis aynı zamanda Peygamberimizin hadislerini tesbit, nakil ve anlamaya yönelik ilmin adıdır; hadis ilmi de denilir. Kudsi hadis ise Peygamberimizin Kur'an dışında Allah'a dayandırarak söylediği hadislerdir. Kur'an ve kudsi hadislere “Vahy-i sarîhî” denilir. Peygamberimiz bunlarda sadece bir tercümandır ve müdahalesi yoktur. Peygamberimizin hadisleri ise “Vahy-i zımnî”dir. Bu kısmın hülâsası vahye ve ilhama dayanır ama ayrıntıları ve ifade ediş şekli Peygamberimize aittir. (Maddenin tamamını oku...) |
|
Risale-i Nur Bediüzzaman Said Nursi'nin hayatının kendi ifadesiyle Yeni Said olarak ifade ettiği döneminde telif ettiği ve Kur’an’ın imanî olan hakikatlerini kuvvetli hüccetlerle ve müsbet ilim anlayışına uygun bir tarzda beyan, ispat ve izah eden, her insan için en mühim mesele olan “Ben neyim? Nereden geliyorum? Nereye gideceğim? Vazifem nedir? Bu mevcudat nereden gelip nereye gidiyorlar? Mahiyet ve hakikatleri nedir?” gibi suallerin cevabını vâzıh ve kat’î bir şekilde, çekici bir üslup ve güzel bir ifade ile beyan edip ruh ve akılları tenvir ve tatmin eden, asrın ihtiyaçlarına tam cevap verip aklı ve kalbi tatmin eden büyüklü küçüklü risaleler halinde yüz otuz eserden oluşan lafzî değil, manevî bir Kur'an tefsiridir. (Maddenin tamamını oku...) Tüm Risaleler • Sözler • Mektubat • Lem'alar • Şuâlar • Tarihçe-i Hayat • İşarat-ül İ'caz • Mesnevi-i Nuriye • Asâ-yı Musa • Barla Lahikası • Kastamonu Lahikası • Emirdağ Lahikası-1 • Emirdağ Lahikası-2 • Sikke-i Tasdik-i Gaybi • Muhakemat • Âsâr-ı Bedîiyye • Mesnevi-i Nuriye (Badıllı) • İşarat-ül İ'caz (Badıllı) • Rumuzat-ı Semaniye • Kur'an Hattı Risaleler |
|
Hizb-ül Kur'an (Tamamı | Surelere Göre) • Hizb-ül Hakâik (Tamamı | İstiğfar ve Sureler | Cevşen-ül Kebir | Evrâd-ı Kudsiyye | Delâil-in Nur | Sekine | Münâcât-ı Veysel Karanî | Duâ-i Tercüman-ı İsm-i A'zam | Duâ-i İsm-i A'zam | Münâcât-ül Kur'an | Tahmidiye | Hülâsat-ül Hülâsâ | Duâlar) • Cevşen-ül Kebir • Celcelutiye • Namaz Tesbihatı (Tamamı | Sabah | Öğle | İkindi | Akşam | Yatsı | Dualar) • Tefekkürname (29. Lem'a) • Hizb'ül Ekber-in Nûrî • Arapça Münâcât • Arapça El-Hüccet-üz Zehrâ • Arapça Hizb-ül Mesnevî • Ettefekkür-ul İmaniyyür Refi' • Ercuze • Kenzü'l-Arş Duası • İmam-ı Şafii'nin Münacatı • Dua Ayetleri • Sekine (Uzun) • Kur'an Kelimesi Geçen Ayetler • Rasul Kelimesi Geçen Ayetler • Bakiyat-ı Salihat ve Benzeri Zikirler • Ashab-ı Bedr • Tüm Evrad • İlgili tüm maddeler (3) |
|
Sağ üstteki arama kutusuna hakkında bilgi edinmek istediğiniz esma, sure, ayet, şahıs, risale, yer, hadise, mefhum, eser vb. adını yazabilir veya alternatif olarak, aşağıdaki örnek maddeleri verilen kategorilerden birini seçerek içindeki maddeleri okuyabilirsiniz (Parantez içinde ilgili kategorideki madde (sayfa) sayısı verilmiştir; eksiksiz kategoriler/sayfalar * işaretiyle gösterilmiştir) |
|
Musavvir (Arapça: ﻣُﺼَﻮِّﺭُ) Cenab-ı Allah'ın (cc) tasvir eden, her şeye bir suret ve şekil veren, her şekli diğerinden farklı kılan, mahlukatını istediği sıfat ve seçtiği surette yaratan anlamlarına gelen bir ismidir. Kur'an-ı Kerim'de bir yerde geçer ve hadislerde Esma-i Hüsna arasında sayılmıştır. (Maddenin tamamını oku...) |
|
Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği İşte bunun gibi ahkâm-ı İlahiye, mezheplere hikmet-i İlahiyenin sevkiyle ittiba edenlere göre değişir hem hak olarak değişir ve her birisi de hak olur, maslahat olur. Mesela, hikmet-i İlahiyenin tensibiyle İmam-ı Şafiî’ye ittiba eden, ekseriyet itibarıyla Hanefîlere nisbeten köylülüğe ve bedevîliğe daha yakın olup cemaati bir tek vücud hükmüne getiren hayat-ı içtimaiye de nâkıs olduğundan, her biri bizzat dergâh-ı Kādıyü’l-Hâcat’ta kendi derdini söylemek ve hususi matlubunu istemek için imam arkasında Fatiha’yı birer birer okuyorlar. Hem ayn-ı hak ve mahz-ı hikmettir. İmam-ı A’zam’a ittiba edenler, ekseriyet-i mutlaka itibarıyla, İslâmî hükûmetlerin ekserisi, o mezhebi iltizam etmesiyle medeniyete, şehirliliğe daha yakın ve hayat-ı içtimaiyeye müstaid olduğundan; bir cemaat, bir şahıs hükmüne girip, bir tek adam umum namına söyler; umum kalben onu tasdik ve rabt-ı kalp edip, onun sözü umumun sözü hükmüne geçtiğinden, Hanefî mezhebine göre imam arkasında Fatiha okunmaz. Okunmaması ayn-ı hak ve mahz-ı hikmettir. (27. Söz) |
|
Meali: 88- De ki: Andolsun, bu Kur'an'ın bir benzerini ortaya koymak üzere insü cin bir araya gelseler, birbirlerine destek de olsalar, onun benzerini ortaya getiremezler. Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği Hem mesela, hâtem-i divan-ı nübüvvet ve bütün enbiyanın mu’cizeleri onun dava-i risaletine bir tek mu’cize hükmünde olan enbiyanın serveri ve şu kâinatın mâbihi’l-iftiharı ve Hazret-i Âdem’e icmalen talim olunan bütün esmanın bütün meratibiyle tafsilen mazharı; yukarıya celal ile parmağını kaldırmakla şakk-ı kamer eden ve aşağıya cemal ile indirmekle yine on parmağından kevser gibi su akıtan ve bin mu’cizat ile musaddak ve müeyyed olan Muhammed aleyhissalâtü vesselâmın mu’cize-i kübrası olan Kur’an-ı Hakîm’in vücuh-u i’cazının en parlaklarından olan hak ve hakikate dair beyanatındaki cezalet, ifadesindeki belâgat, maânîsindeki câmiiyet, üsluplarındaki ulviyet ve halâveti ifade eden gibi çok âyât-ı beyyinatla ins ve cinnin enzarını, şu mu’cize-i ebediyenin vücuh-u i’cazından en zahir ve en parlak vechine çeviriyor. Bütün ins ve cinnin damarlarına dokunduruyor. Dostlarının şevklerini, düşmanlarının inadını tahrik edip azîm bir teşvik ile şiddetli bir tergib ile dost ve düşmanları onu tanzire ve taklide, yani nazirini yapmak ve kelâmını ona benzetmek için sevk ediyor. (20. Söz) Tüm ayetler • İsra suresi okuma sayfası • İsra suresi hakkında bilgi • İsra suresinin ayetleri listesi • İsra suresinin Risale-i Nur'da geçen ayetleri • Tekrarlanan ayetler • Risale-i Nur'da geçen tüm ayetler • Risale-i Nur'da iktibas edilen ayetler • Hizb-ül Kur'an'da geçen ayetler • İçinde Geçen Kelimelere Göre Ayetler |
|
Bediüzzaman, İbn-i Sina gibi bir dâhinin haşir hakkında “İman ederiz fakat akıl bu yolda gidemez” dediğini ve bütün İslâm alimlerinin “Haşir, bir mesele-i nakliyedir, delili nakildir, akıl ile ona gidilmez” diye ittifakla hükmettiklerini hatırlatarak Haşr-i a’zamın, ism-i a’zamın tecellisiyle olması sebebiyle aklın dar ve küçük düsturlarıyla kendi başına âciz kalıp taklide mecbur olduğunu ve aklın tek başına o yolda gidemediğini izah eder. Haşrin ancak Cenab-ı Hakk’ın ism-i a’zamının ve her ismin a’zamî mertebesindeki tecellisiyle görünen büyük fiillerin görülmesi ve gösterilmesiyle bahar gibi kolay ispat edilebileceğini, 10. Söz Risalesinin bu şekilde ders verdiğini ve İbn-i Sina gibi zatların dehasıyla yetişemediği hakikatları avamlara da çocuklara da bildirdiğini söyler. Bediüzzaman fikir hürriyeti döneminde ve 1. Dünya Savaşının sarsıntısı vaktinde haşri inkâr eden münafıkların fırsat bulup çok yerlerde zehirli fikirlerini izhara başladıkları bir zamanda (Mesela Komünist Zekeriya Sertel ve arkadaşlarının çıkardığı “Resimli Ay Mecmuası”nda zamanın şöhretli isimlerine “Ahirete inanıyor musunuz?” şeklindeki tek soruluk anket mevcuttu) Onuncu Söz'ün çıkıp matbaada basılan bin nüshasının etrafa yayıldığını, milletvekillerinin, valilerin ve büyük memurların ellerinde gezdiğini, onu gören herkesin kemal-i iştiyak ve merakla okuduğunu ve zındıkların kâfirane fikirlerini tam kırıp onları susturduğunu söyler. 10. Söz'ün yüzlerce ayetten süzülen bir ders olduğunu belirten Bediüzzaman bu risaleye çok ehemmiyet vermiştir. Bu risale 25. Söz ve 19. Mektupla birlikte Risale-i Nur'da kendisine en çok atıfta bulunulan risalelerdendir. Hatta talebelerine Onuncu Söz'ün en kuvvetli ve en parlak bürhanlarından olan Dokuzuncu Hakikatının ezber edilinceye kadar mütalaa edilmesini tavsiye eder. Bu risale Kur'an hattının yerine Latin hattını getiren, Kur'an hattıyla kitap basımını yasaklayan ve 1 Kasım 1928'de TBMM'de kabul edilen yasadan önce Kur'an harfleriyle basılabilmiş ilk ve tek risaledir. 10. Söz zeyilleriyle beraber Haşir Risalesi adıyla küçük bir kitap olarak da ayrıca neşredilmiştir. (Maddenin tamamını oku...) Tüm Risale maddeleri (113) • Risale-i Nur Düsturları (3) |
|
Tüm Yerler (62) • (Harita (380+) • Kıta (1) • Ülke (0) • Şehir (6) • İlçe/Belde (5) • Köy/Mahalle (6) • Dağ/Tepe (12) • Nehir (0) • Cami/Mescid (7) • Otel (3) • Diğer Yerler (5)) |
|
Kâğıt üzerinde Osmanlı toprağı görünen Bosna-Hersek’i Avusturya'nın 5 veya 6 Ekim 1908 yılında işgal etmesi üzerine Osmanlı'nın tepki olarak başta fes olmak üzere Avusturya’dan ithal edilen mallara karşı uyguladığı boykottur. Osmanlı topraklarında yaşanan ilk boykottur. Kullanılmakta olan feslerin %70'i Avusturya'dan gelmekteydi ve fes başta olmak üzere Avusturya'dan ithal edilen mallar limanlardan geri gönderildi. Fes yerine kalpak giyiminin teşvik edildiği boykot yaklaşık 4 ay sürdü. Başkent İstanbul’dan başlayan boykot hızla Balkanlar, Anadolu, Suriye, hatta o tarihte Osmanlı sınırları dahilindeki Libya’ya kadar yayıldı. 26 Şubat 1909’da Bâbıâli hükümetinin Bosna-Hersek’in Avusturya’ya ait olduğunu kabul edip Avusturya ile 2,5 milyon Osmanlı lirası tazminat karşılığında anlaşması ile tamamen sona erdi. Bediüzzaman ise hiçbir Avrupa mamulatını giymeyip yerli ürünler kullanmış ve İstanbul'daki hamalları Avrupa'ya karşı iktisadi boykota teşvik etmiş ama yoğun katılım gösteren hamalların asayişe aykırı davranmaması için tesirli nasihatlarda bulunmuştur. Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği İstanbul’da yirmi bine yakın hemşehrilerimi –hammal ve gafil ve safdil olduklarından– bazı particiler onları iğfal ile Vilayat-ı Şarkiye’yi lekedar etmelerinden korktum. Ve hammalların umum yerlerini ve kahvelerini gezdim. Geçen sene anlayacakları surette meşrutiyeti onlara telkin ettim. Şu mealde: “İstibdat, zulüm ve tahakkümdür. Meşrutiyet, adalet ve şeriattır. Padişah, Peygamberimizin emrine itaat etse ve yoluna gitse halifedir. Biz de ona itaat edeceğiz. Yoksa Peygambere tabi olmayıp zulüm edenler, padişah da olsalar haydutturlar. Bizim düşmanımız cehalet, zaruret, ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı; sanat, marifet, ittifak silahıyla cihad edeceğiz. Ve bizi bir cihette teyakkuza ve terakkiye sevk eden hakiki kardeşlerimiz Türklerle ve komşularımızla dost olup el ele vereceğiz. Zira husumette fenalık var, husumete vaktimiz yoktur. Hükûmetin işine karışmayacağız. Zira hikmet-i hükûmeti bilmiyoruz.” İşte o hammalların, Avusturya’ya karşı –benim gibi bütün Avrupa’ya karşı– (Haşiye: Bedîüzzaman’a zurefadan biri bir gün, irfanıyla mütenasip bir esvab giymesi lüzumundan bahseder. Müşarün-ileyh de: “Siz, Avusturya’ya güya boykot yapıyorsunuz hem onun gönderdiği kalpakları giyiyorsunuz. Ben ise bütün Avrupa’ya boykot yapıyorum, onun için yalnız memleketimin maddî ve manevî mamulatını giyiyorum.” buyurmuştur.) boykotları ve en müşevveş ve heyecanlı zamanlarda âkılane hareketlerinde bu nasihatin tesiri olmuştur. Padişaha karşı irtibatlarını ta’dil etmeye ve boykotajlarla Avrupa’ya karşı harb-i iktisadî açmaya sebebiyet verdiğimden demek cinayet ettim ki bu belaya düştüm… Tüm Hadiseler (34) • (Afet (11) • Hapis/Mahkeme (4) • Mucize (1) • Savaş (1)) |
|
Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği Mesela, ehl-i velayetin ehemmiyetle virdlerinde zikir ve tekrar ettikleri مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ يَلْتَقِيَانِ بَيْنَهُمَا بَرْزَخٌ لَا يَبْغِيَانِ cümlesinde; daire-i vücub ile daire-i imkândaki bahr-i rububiyet ve bahr-i ubudiyetten tut, tâ dünya ve âhiret bahirlerine, tâ âlem-i gayb ve âlem-i şehadet bahirlerine, tâ şark ve garp, şimal ve cenuptaki bahr-i muhitlerine, tâ Bahr-i Rum ve Fars bahrine, tâ Akdeniz ve Karadeniz ve Boğazına –ki mercan denilen balık ondan çıkıyor– tâ Akdeniz ve Bahr-i Ahmer’e ve Süveyş Kanalı’na, tâ tatlı ve tuzlu sular denizlerine, tâ toprak tabakası altındaki tatlı ve müteferrik su denizleriyle, üstündeki tuzlu ve muttasıl denizlerine, tâ Nil ve Dicle ve Fırat gibi büyük ırmaklar denilen küçük tatlı denizler ile onların karıştığı tuzlu büyük denizlerine kadar, manasındaki cüz’iyatları var. Bunlar umumen murad ve maksud olabilir ve onun hakiki ve mecazî manalarıdır. Tüm Zihayatlar (86) • (Melaike/Ruhani (30)* • Ağaç (7) • Nebat (7) • Hayvan (45) • Kuş (36)* • Kuşçuk/Sinek (12)* • Böcek (13)) |
|
Risalelerde Geçen ve Kökeni Türkçe, Arapça ve Farsça Dışı Diller Olan Kelimeler Bediüzzaman Said Nursi'nin eserlerinde Arapça, Türkçe ve Farsça kökenli kelimelerin yanısıra diğer dillerden Türkçeye geçen toplam 400'e yakın kelime geçer. Bu sayıya özel isimler dahil değildir. Hem Bediüzzaman'ın hem de talebelerinin Risalelere dahil edilen ifadelerinde geçen kelimeler bu sayıya dahildir. Bediüzzaman'ın eserlerinde Fransızcadan geçmiş 230, Yunancadan (Orta ve Eski Yunanca dahil) geçmiş 70, İtalyancadan geçmiş 40, İngilizceden geçmiş 30, Kürtçeden geçmiş 15 ve Latinceden geçmiş 10 civarında kelime yer alır. Almanca, Venedikçe, Rusça, Moğolca, Macarca, Bulgarca, Ermenice, İspanyolca, Sırpça, İbranice ve Ladino (Yahudi ispanyolcası) dillerinden Türkçeye geçmiş az sayıda kelimeye de rastlanır. (Risale-i Nur'da geçen ve kökeni Türkçe, Arapça ve Farsça dışındaki diller olan tüm kelimelerin listesi...) Tüm dil ve edebiyat maddeleri (18) • (Ekler (133)* • Edebi Sanat (31) • Huruf-u Heca (1) • Eski Şekilde Kullanım (56) • Yanlış Telaffuz (5) • Risale-i Nur'da Geçen Arapça Kökenli Kelimeler (6300+) • Kelime Türleri • Atasözü/Deyim (60) • |
|
Dua (çoğulu Ed'iye) güçsüzlük ve ihtiyâcını ortaya koyarak Allah’a yalvarma, bir şeyin olmasını veya olmamasını isteme, yakarış, niyaz veya bu maksatla hazırlanmış ibâre demektir. Davet; çağırma, gelmesini isteme, çağrı, dua anlamdadır. Çoğulu olan Deavat kelimesi de dualar anlamında kullanılır. Dua-yı Fiili, sebeplere müracaat ederek, adetullah kaidelerine uyarak fiilimizle Allah'tan istemek demektir. Duagû; duacı, dua eden demektir. Dâî; dua eden, çağıran, davet eden, muktazî (gerektiren), sebep anlamlarına gelir. Aynı zamanda Peygamberimizin (sav) bir ismidir. Eddâî, duacınız anlamında imza yerine kullanılan bir tabir olup Bediüzzaman'ın Eddâî isimli sırlarla dolu bir şiiri vardır. Mucib-üd Deavat, dualara cevap verip onları kabul eden Cenab-ı Allah'tır. Beddua ise birisinin aleyhine yapılan duadır. Vird (çoğulu evrad) belirli zamanlarda mânevî bir görev olarak düzenli şekilde okunan âyet, esmâ-i hüsnâ veya duâlardır. Salavat Peygamberimize rahmet duası; Hatim Duası Kur'an hatmedilince okunan dua; Cevşen-ül Kebir, Peygamberimizin Hz. Ali'nin rivayetiyle bize ulaşan harika bir münacat ve duası; ve Münacat, Allah’a yalvarıp yakarma, duâ ve niyazda bulunmadır. Dua kelimesi Kur'an'da 20 yerde geçer ve bazı âyetlerde dava ve davet kelimeleri de aynı anlamda kullanılmıştır. “Namaz” anlamında kullanılan salat kelimesinin asıl mânası duadır. Seslenme, çağırma anlamındaki nida kelimesi de duaya yakın bir anlam taşır. Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği Dua, ubudiyetin ruhudur ve hâlis bir imanın neticesidir. Çünkü dua eden adam, duası ile gösteriyor ki: Bütün kâinata hükmeden birisi var ki en küçük işlerime ıttılaı var ve bilir, en uzak maksatlarımı yapabilir, benim her halimi görür, sesimi işitir. Öyle ise bütün mevcudatın bütün seslerini işitiyor ki benim sesimi de işitiyor. Bütün o şeyleri o yapıyor ki en küçük işlerimi de ondan bekliyorum, ondan istiyorum. İşte duanın verdiği hâlis tevhidin genişliğine ve gösterdiği nur-u imanın halâvet ve safiliğine bak, قُلْ مَا يَعْبَؤُا بِكُمْ رَبّٖى لَوْلَا دُعَٓاؤُكُمْ sırrını anla ve وَ قَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونٖٓى اَسْتَجِبْ لَكُمْ fermanını dinle. اَگَرْ نَه خٰواهٖى دَادْ ، نَه دَادٖى خٰواهْ denildiği gibi: Eğer vermek istemeseydi, istemek vermezdi. سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ Tüm Mefhumlar (127) • (Ahlak (1) • Alet ve Cihaz (1) • Askeriye (2) • Bakıyat-ı Salihat (0) • Cevv-i Sema (1) • Cinsellik (5) • Dil (0) • Eğitim (0) • Ekonomi (0) • Eşya (0) • Felsefe (7) • Feza (29) • Fırka/Mezhep/Meşrep/Tarikat (7) • Giysi/Tekstil/Dikiş (1) • Günah (2) • His (1) • Hukuk (0) • İbadet (8) • İdare (2) • İlim Dalı (3) • Kader (1) • Latife (1) • Meslek (4) • Mimari (0) • Musibet (3) • Oyun (2) • Ölçü Birimi (1) • Renk (4) • Sayı (11) • Sesler (1) • Silah (0) • Tıp ve Sağlık (7) • Vasıta (0) • Yeryüzü (0) • Zaman (6)) |
|
Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği Şu fıkra ikinci bir Sabri olan Hâfız Ali’nindir Efendim! Yirmi Beşinci Söz, Cenab-ı Hakk’ın ferman-ı mübini olan Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan için öyle bir vuzuh-u etemmi hâvi bir muarrif-i hakikidir ki: Bahr-i hakaikte seyr ü seyahat eden ve haricen çelikle mücella ve müstahkem ve dâhilen elmas ve akikle müzeyyen ve müberhen ve menba-ı hakikisi olan Furkan-ı Hakîm gibi daima gençliğini ve resanetini, ziynet ve hüsnünü tezyid ve muhafaza eden ve hiçbir vecihle ahkâm-ı memduhasına nakîse getirmeyen, bir sefine-i semaviyenin mahsulü olup kalpleri kışırlanarak felsefenin çıkmaz çığırlarına sapan gafil ve âsilere şiddetle darbe-i müthişe ve mühlikesini çarpan o Söz, mutîlere lütf-u dest-i manevîsiyle, dünyevî ve uhrevî nihayetsiz mükâfatını ihsan eden Cenab-ı Hakk’ın, zat-ı üstadanelerine lütuf buyurduğu ve Vehhab ism-i celilinden tulû eden nurun lem’asıyla ziyalandırıp hakaik-i İlahiyenin zerrelerini bile pırlantalar gibi görüp ve gösteren üstadımın hakaik denizinde seyr ü seyahatleri esnasında isabet eden mevceler ki yekdiğerini müteakip her birisi başlı başına bir mu’cize hattâ bir katresi bile îcazıyla i’cazını gösterdiğini gördüğümde مَا شَاءَ اللّٰهُ ، اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلٰى نُورِ الْاٖيمَانِ وَ هِدَايَةِ الرَّحْمٰنِ cümle-i celilesini lisanımda vird ediyorum. Ali Tüm Şahıslar (655) • (Peygamber (37)* • Sahabe (29) • Tabiin (3) • Tebe-i Tabiin (1) • Müceddid (3) • Kabir (300+) • Lider (22) • Şahs-ı Manevi (10) • Kavim/Millet (2)) |
|
Bediüzzaman Said Nursi'nin kabri, Isparta civarında vasiyetine uygun olarak yalnızca az sayıda talebesi tarafından bilinen bir yerdedir. Bediüzzaman 23 Mart 1960 (Hicri 25 Ramazan 1379) tarihinde vefat ettiğinde Urfa'daki Halil İbrahim Dergâhına gömülmüştür. Gömüldüğü yer aslen 1952 senesinde Şeyh Müslim Hafız Efendi'nin Mevlid-i Halil Camii avlusunun kuzey tarafına yaptırdığı ve "sahibi yakında gelecek" dediği türbe yeriydi. Ancak Bediüzzaman vasiyetinde kabrinin gayet gizli, bir iki talebesinden başka hiç kimsenin bilmediği bir yerde olmasını ve kabrinin ziyaret edilmesi yerine uzaktan Fatiha okunmasını beyan etmişti. Vefatından 3,5 ay sonra, 12 Temmuz 1960'ta, 27 Mayıs ihtilalini yapanlar tarafından kabri kırılarak açıldı ve kardeşi Abdülmecid Nursi'den zorla alınan muvafakatname ile galvanizli bir tabut içinde uçakla Afyon askeri havaalanına, oradan da arabayla bilinmeyen bir yere (daha sonra Isparta Doğancı mezarlığı olduğu ve tabutla gömüldüğü anlaşılmıştır) götürülerek kardeşi Abdülmecid'in de hazır bulunduğu ortamda gömüldü. Bediüzzaman'ın mezarının yeri yaklaşık 9,5 yıl meçhul kaldı. 1969'da Isparta nur talebelerinden Mustafa Pestil'in yeğeninin çocuğu vefat etti. Isparta Doğancı kabristanında mezar yeri kazarken galvanizli bir tabuta denk geldiler. Mustafa Pestil arkadaşları gittikten sonra yeniden gelip kontrol ettiğinde tabutun içinde Bediüzzaman'ın naaşını bozulmamış şekilde buldu. Yalnızca yüzünde ilaç izinden bir leke oluşmuştu. Ayrıca ayak-baş istikametinde yanlış gömüldüğünü fark etti. Daha sonra birkaç arkadaşıyla daha derin bir yer kazarak cenazeyi doğru istikamette yeniden gömdüler. Bir süre sonra Bediüzzaman'ın kabrinin nerede olduğu duyulunca Risale-i Nur talebelerinden Salim Güntaç, Tâhiri Mutlu, Ali İhsan Tola, Mustafa Gül, Savlı Hafız Bekir Avşar ve bir kişi daha (toplam 6 kişi) Bediüzzaman’ın naşını Isparta’dan Sav köyüne naklettiler. Burada sülalesi Sav köyündeki Dalboyunoğlu camisinde imamlık yapmış olan ve Sav'a Risaleleri ilk defa tanıtan Hacı Hafız Mehmed Avşar'ın (vefatı 1947) Dalboyunoğlu camiinin dibindeki kabrine gömüldü. 1991 yılında Hacı Hafız Mehmed Avşar'ın torunu olan ve Sav Dalboyunoğlu camisinde imamlık yapmış olan Bekir Avşar vefat etti. Dedesinin yanına gömülürken dedesinin kabriyle aradaki bölme yıkılınca Üstad'ın kabri yeniden ortaya çıktı. Bunun üzerine Bediüzzaman'ın yakın talebelerinden Bayram Yüksel nezaretinde naaş bulunduğu yerden başka bir yere taşındı ve yeri bugüne kadar gizli tutuldu. Buradan da taşınmış olabileceğine dair rivayetler mevcuttur. (Maddenin tamamını oku...) Tüm Mefhumlar (127) • (Ahlak (1) • Alet ve Cihaz (1) • Askeriye (2) • Bakıyat-ı Salihat (0) • Cevv-i Sema (1) • Cinsellik (5) • Dil (0) • Eğitim (0) • Ekonomi (0) • Eşya (0) • Felsefe (7) • Feza (29) • Fırka/Mezhep/Meşrep/Tarikat (7) • Giysi/Tekstil/Dikiş (1) • Günah (2) • His (1) • Hukuk (0) • İbadet (8) • İdare (2) • İlim Dalı (3) • Kader (1) • Latife (1) • Meslek (4) • Mimari (0) • Musibet (3) • Oyun (2) • Ölçü Birimi (1) • Renk (4) • Sayı (11) • Sesler (1) • Silah (0) • Tıp ve Sağlık (7) • Vasıta (0) • Yeryüzü (0) • Zaman (6)) |
|
Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği Milyonlarca dahilerin nüsus-u katıadan istihracıyla şecere-i tuba gibi teşaüb etmiş ve siyaseten ve maslâhaten hangisinin hangi meselesine temessük caiz bulunmuş ﻭَﻟﺎَ ﺭَﻃْﺐٍ ﻭَﻟﺎَ ﻳَﺎﺑِﺲٍٍ ﺍِﻟﺎَّ ﻓِﻰ ﻛِﺘَﺎﺏٍ ﻣُﺒِﻴﻦٍٍ sırrını tefsir eylemiş olan mezahib-i erbaadan o define-i bîpayan ve bîintiha, o cevahir ile memludur. Ya, o Şeriat-ı Garradan ahkâm-ı adile ve hakaik-i ulviyeyi düstur olmak üzere tanzim için hamele-i şeriatın efkâr-ı umumiyesine müracaat ediniz. Tâ ki, meşrutiyetteki hakaiki ve Kanun-u Esasîdeki ahkâmı daha mükemmel, daha vazıh şeriat-ı garradan istihrac ve tanzim etsinler. Nasıl ki az himmetle Mecelle-i Ahkâmı tanzim ettiler. Zira hablü'l-metin-i hayatımız olan ittihad-ı umumî bununla tahakkuk edecek ve kuvvet bulacaktır. Tüm eserler (49) |
|
Tüm Cemadat (42) • (Gök Cismi (20) • Unsur (0) • Element (0) • Değerli Taş (5) • Kimyasal (6) • Yiyecek (7)) |
|
Risale-i Nur'da Geçen Arapça Kökenli Kelimeler Kur'an'da farklı sayma yöntemlerine göre toplam 50.000-70.000 kelime mevcuttur. Tekrarlar sayılmazsa Kur'an'da yaklaşık 4.563 farklı kelime mevcuttur. Bu kelimelerin 1524 adedi Bediüzzaman'ın eserlerinde geçer; yani Kur'an'daki kelimelerin yaklaşık % 33'ü Risalelerde de geçer. Çoğu kelime Kur'an'dakiyle aynı anlamda kullanılmıştır. Kur'an'daki kelimelerin 1481'i Arapça fiildir ve Türkçe'de bunların kullanılmadığı unutulmamalıdır. Kur'an'daki kelimeler toplam 1.731 farklı kökten gelir. Bediüzzaman'ın eserlerinde bu köklerin 1187 adedinden kelime vardır; yani Kur'an'daki Arapça köklerin yaklaşık % 69'u Risalelerde de mevcuttur. Diğer bir ifadeyle, Kur'an'daki kelimelerin % 69'u ile akraba kelimeler Risalelerde mevcuttur. Risale-i Nur'da Arapça kökenli 6.000-6.500 civarında kelime mevcuttur. Yukarıda belirtildiği üzere, bunların 1524 adedi Kur'an'da geçen kelimelerdir; yani Risalelerdeki Arapça kökenli kelimelerin yaklaşık % 26'sı Kur'an'da da mevcuttur. Bediüzzaman'ın eserlerinde aynı kökten gelen en çok kelime sayısı 22'dir ve "Ha-Kef-Mim" kökünden gelirler (Ahkâm, Ahkem, Hakem, Hâkim, Hakîm, Hekim, Hikem, Hikmet, Hükema, Hükkam, Hüküm, Hükümet, İstihkam, Mahkeme, Mahkum, Mehakim, Muhakeme, Muhkem, Müstahkem, Mütehakkim, Tahkim, Tahakküm). Sonuç Bediüzzaman'ın Risale-i Nur adlı tefsirini sebat ve gayret göstererek ve zamanla kelimelerinin lügat manalarını öğrenerek okuyan birisi Kur'an'daki kelimelerin 3'te 1'ini doğrudan, diğer bir 3'te 1'lik kısmını aynı kökten gelen akraba kelimeler aracılığıyla öğrenerek Kur'an'daki kelimelerin toplam 3'te 2'sine aşinalık kazanır; yani Risale-i Nur okumak ve dinlemek insanı Kur'an'a ve Kur'an'ı anlamaya yaklaştırır denilebilir. (Risalelerde geçen Arapça kökenli tüm kelimelerin listesi...) Tüm dil ve edebiyat maddeleri (18) • (Ekler (133)* • Edebi Sanat (31) • Huruf-u Heca (1) • Eski Şekilde Kullanım (56) • Yanlış Telaffuz (5) • Kelime Türleri • Atasözü/Deyim (60) • Risale-i Nur'da Geçen Yabancı Kökenli Kelimeler (390+)*) |
|
Risale-i Nur'da Geçen Ayetler Bediüzzaman Said Nursi'nin telif ettiği tüm eserlerde 535 ayet tamamen ve 622 ayet kısmen olmak üzere toplam 1157 ayet geçer. Bu kategoride bu ayetler listelenmiştir. Bazı ayetlerin birkaç kelimeden oluşan bazı ibareleri (semavati vel ard, seba semavat, kun feyekun vb. gibi özellikle kısa olanlar) birden fazla ayette geçmekle birlikte tüm geçtikleri ayetler aşağıdaki listeye eklenmemiş olabilir. 19 ayet ise iktibas şeklinde geçer. Aşağıdaki ayetlerden herhangi birisine tıklayıp sayfasına giderseniz o ayetin Risale-i Nur'da geçtiği tüm yerlerdeki bahisleri topluca görebilirsiniz. Her bir surenin ayetlerin hangilerinin tamamının Risale-i Nur'da geçtiğini ve yine hangilerinin Hizb-ül Kur'an'da veya Münâcât-ül Kur'an'da geçtiğini ilgili surenin sayfasında "Bilgiler" başlığı altında bulabilirsiniz. |
Kullanım ve Katkı: Kayıt olmanıza gerek kalmadan tüm maddeleri okuyabilirsiniz.
Nurpedia'dan yapılan alıntılarda Nurpedia.org adresini kaynak belirtiniz.
Sayfaların kaynak kodları ve formatıyla birlikte tamamen kopyalanıp başka bir sitede yayınlanmasına iznimiz yoktur.







