Mescid-i Aksa

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
(Mescid-ül Aksa sayfasından yönlendirildi)
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Mescid-i Aksa'nın havadan görünümü (En soldaki Kıble camii ve ortadaki Kubbetü's-Sahre'dir)

Mescid-i Aksa veya Beyt-ül Makdis Kudüs'ün Eski Şehir kısmında bir dağın üzerinde yer alan Müslümanların ilk kıblesidir ve dinimizde en kutsal sayılan üç mescidden biridir. Mekke'deki Mescid-i Harâm ve Medine'deki Mescid-i Nebevî ile birlikte Peygamberimizin ibadet ve ziyaret maksadıyla kendisine seyahat edilebileceğini ve içinde kılınan namazların çok daha fazla sevaplı olduğunu beyan ettiği üç mescidden biridir. Bir hadise göre Mescid-i Harâm’dan sonra içinde insanların Allah’a ibadet etmeleri amacıyla yapılan dünyadaki en eski ikinci mâbeddir. Yaklaşık 144 dönüm araziyi kaplayan Mescid-i Aksa'da mescidler, medreseler ve zaviyeler gibi 200'e yakın eser mevcuttur. Etrafında yer yer surlar ve 4 adet minare mevcuttur. Hz. Muhammed (sav) peygamberliğin 3. yılında recep ayının 27. gecesinde Cebrail eşliğinde, Burak adlı bineğe binerek Medine'deki Mescid-i Haram'dan yola çıkarak Mescid-i Aksa'ya gelmiş, peygamberlere imamlık ederek namaz kıldırmış ve sonrasında semanın farklı katlarında Adem, Yahya, İsa, Yusuf, İdris, Harun, Musa ve İbrahim peygamberlerle buluşacak şekilde göğü katederek miraca çıkmıştır. Mescid-i Aksa'nın kıble tarafında Kıble camii/mescidi bulunur ve bu mescid bazen halk tarafından Mescid-i Aksa camii olarak adlandırılır. Günümüzde vakit namazı kıble yönündeki bu mescitteki imam tarafından kıldırılır ve Mescid-i Aksa'nın yer üstündeki ve yer altındaki kısımlarında cemaat bu imama uyar. Kıble mescidinde aynı anda 5.000, tüm Mescid-i Aksa'da ise 400.000-500.000 kişi aynı anda namaz kılabilir. Mescid-i Aksa'nın üzerinde bulunduğu bölge Yahudilerce de en kutsal yer olarak kabul edilir.

Kubbet-üs Sahre

Kudüs Hz. Ömer zamanında müslümanların hakimiyetine geçmiştir. Hz. Ömer kendisi de bizzat çalışarak Mescid-i Aksâ’nın (ilk inşa edildiği adıyla Süleyman Mâbedi'nin) Hıristiyanlık döneminde molozlar altında kalmış olan yerini temizletip Sahre’nin güneyindeki düzlükte cemaate namaz kıldırmış ve daha sonra buraya bir mescid yaptırmıştır. Emevî Halifesi Abdülmelik b. Mervân tarafından yaptırılan ortası sarı renkte kubbeli sekizgen şeklindeki Kubbet-üs Sahre bu mescidin olduğu yere inşa edilmiştir ve diğer bir adı da Ömer mescididir. Mescid-i Aksa'nın üzerine oturduğu dağın en yüksek noktasındaki kaya burada yer alır. Bu kayanın (Sahre) Allah’ın arşının en alt noktasını teşkil ettiği, yere değmeden havada durduğu, Hz. Peygamber’in mi‘rac yolculuğuna sahreden yükselerek başladığı, üzerinde onun ayak izinin bulunduğu gibi rivayetler zayıf veya mevzû sayılır. Bu yapı bugün kadınların namaz kıldığı yer olarak kullanılır.

Burak Duvarı

Mescid-i Aksa'nın batı kısmında bulunan ve yaklaşık 485 m uzunluğunda olan bir duvardır. Özellikle Müslüman olmayanlar arasında Ağlama Duvarı veya Batı Duvarı olarak da bilinir. Bir rivayete göre Peygamberimiz miraca çıkarken Burak'ı bu duvara bağlamıştır. Yahudiler Süleyman Mâbedi’nden bir kalıntı olarak kabul ettiklerinden bu duvarı kutsal bir mekân sayar ve Mâbedin yıkılış yıl dönümü başta olmak üzere çeşitli vesilelerle duvar önünde ibadet ederler. Yahudiliğin en büyük hedeflerinden biri bu mâbedi yeniden yapmaktır ve bu inşaat bugünkü Kubbetü’s-sahre’nin yıkılmasını gerektirir.

İslam Öncesi Tarihçesi

Hz. Dâvûd zamanında Allah'ın emri üzerine oğlu Hz. Süleyman tarafından muhtemelen cinler de çalıştırılarak inşa edilmiştir. Bu ilk mâbedden günümüze muhtemelen sonraları tekrar kullanılan bazı taşları dışında fazla bir şey kalmamıştır. Hz. Süleyman’dan sonra zaman zaman istilâcılar tarafından yıkılıp yeniden inşa edilmiştir.

Peygamberimizin Dönemindeki Tarihçesi

Hz. Peygamber’in mi‘rac yolculuğuna çıkmadan önce Mescid-i Aksâ’ya getirildiği İsrâ sûresinin ilk âyetinde açıkça belirtilmektedir. Peygamberimiz Hicretten önce 2-3 yıl Kâbe’yi de önüne almak suretiyle Kudüs’e yönelerek namaz kıldı. Namazları Hicretin birinci yılından itibaren yaklaşık 16 ay boyunca Mescid-i Aksa'ya yönelerek kıldırdı ama Kâbe'ye yönelerek kılmayı arzu ediyordu. Cenab-ı Allah Peygamberimiz namaz kıldırırken vahyettiği ayet (Bakara 144) ile müslümanların nihai kıblesi olarak Kabe'yi belirledi ve Peygamberimiz Kabe'ye yönelerek namazı tamamladı.

Peygamberimizden Sonraki Tarihçesi

Mescid-i Aksa'daki yapılar zaman zaman deprem, yangın, Haçlı seferleri istilası gibi sebeplerle zarar gördü ve arkasından yenilendi. En son kapsamlı onarımı İngiliz mandası döneminde 1922-1925 yılları arasında Mimar Kemâleddin Bey yönetiminde gerçekleşti. 1948'den beri El-Aksa Camii kompleksi Ürdün'ün Haşimi hanedanı hükümdarlarının himayesi altında olup Kudüs Vakıfı aracılığıyla yönetilmektedir. 1967'deki Altı Gün Savaşı sırasında İsrail'in Kudüs'ün Eski Şehri'ni işgal etmesinden sonra yine Ürdün'ün kontrolü altında kaldı, ancak alana erişim kontrolü İsrail'e geçti. Normalde alana sadece müslümanlar girebiliyorken şu an belirli vakitlerde gayri müslümlerin turist olarak girişine izin verilmektedir ama müslüman olmayanların Mescid-i Aksa'da ibadet etmesi yasaktır. 1969 tarihinde fanatik bir yahudi tarafından çıkarılan yangında kısmen tahribat gören mescid tekrar onarıldı. Bu kundaklama şimdiki adıyla İslam İşbirliği Teşkilatı'nın kurulmasının ana saiklerinden biri oldu. Yahudiler Mescid-i Aksa etrafında arkeolojik sebepler göstererek kazılar yapmaktadır.[1] [2][3]

Bu Konu Hakkında Risale-i Nur'daki Derslerin Özeti

  • Cenab-ı Allah Miraç'ta Peygamberimizi önce peygamberlerin toplandığı Mescid-i Aksa’ya gönderdi ve orada onlarla görüştürüp bütün enbiyaların usûl-ü dinlerine mutlak varis olduğunu gösterdi.
  • Hz. Muhammed'in (asm) manevi büyüklüğünden dolayı yer yüzü onun Mescid-i Aksa’sı, Mekke mihrabı ve Medine minberi olmuştur.
  • Peygamberimiz Miracını ertesi sabah Kureyş müşriklerine haber verdiğinde Mescid-i Aksa'yı tarif etmesini istediler. Bir mucize eseri olarak Cenab-ı Hak Beytü’l-Makdis’i Peygamberimize gösterdi ve o da tarif edip müşrikleri susturdu. Hatta yolda gördüğü bir kervandan ve dönüş vaktinden bahsetti. Kervanın dönüşü gecikince Allah peygamberinin sözünü doğru çıkartmak için güneşin hareketini bir saat durdurdu.
  • Peygamberimiz bir mucize eseri olarak Beytü’l-Makdis’in yıllar sonra gerçekleşecek fethinde büyük bir taun çıkacağını önceden haber verdi.
  • Nasr suresinin harf sayısı 86 olup fütuhat-ı Ahmediyenin (asm) kemal noktasına işaret eder. Besmele ile 105 olan harf sayısı bir derece duraklama ve kemaline, besmele hariç telaffuz edilen harf sayısı olan 81 Allah'ın yardımı hadiselerine ve besmele hariç kelime sayısı olan 19 ise Besmele'nin harf sayısı olan 19'a tevafuk ederek Kudüs'ün (ve dolayısıyla Mescid-i Aksa'nın) fethinden sonraki Hz. Ömer devrinin fetihlerine bakar.
  • Kevser suresinde 28 elifba harfinden 17'si mevcuttur. Bu surenin 1. ayeti 17 harf olup Kudüs'ün ve vahyin inmesinin kevser havuzu hükmünde olan Mescid-i Aksa'nın fetih senesine bakar. Kevser kelimesi kudsî ve câmi' bir kelime olduğundan Mekke, Kudüs, İstanbul ve Şam'ın fetihlerine de bakan yönü vardır.
  • Benî-İsrail’in eski peygamberlerinden gelen bir rivayette cennetten getirilen ve fâni dünyaya bâki bir temel taşı olacak Sahret namında uhrevî bir maddenin Sevr ve Hut adındaki iki meleğin nezaretine verildiğinden bahis geçer. Bu benzetme maalesef zamanla avam tarafından bu meleklerin üzerinde durduğu bir maddi madde olarak telakki edilmiştir.

Bilgiler

Diğer İsimleri: İsra Suresinin 1. ayetinde ismi Mescid-i Aksa olarak geçer (Mescid-ül Aksa olarak da kullanılır). Arapça aksâ “uzak” anlamındadır ve mâbedin Mekke’ye uzaklığından dolayı bu ad verilmiştir. Daha önce yaygın olarak Beyt-ül Makdis (mukaddes ev) adı kullanılıyordu. İslam dünyasında el-Beytu'l-Mukaddes ismi de kullanılagelmiştir. Bugün Kâbe’ye çevresiyle birlikte Mescid-i Harâm denildiği gibi Mescid-i Aksâ’ya da çevresiyle birlikte Harem-i şerif denilmektedir.[1]

İnşa/Kuruluş Tarihi: İlk olarak buraya Hz. Süleyman zamanında bir mabed inşa edildi.

Niteliği: Pekçok yapı içeren mescid kompleksi

Yüzölçümü: 144 dönüm

Kıta: Asya

Ülke: Filistin

Vilayet/Eyalet: Kudüs

İlçe/Kasaba: Eski Şehir

Mahalle/Köy: Müslüman Mahallesinin sınırları içindedir

Harita konumu: [1]

Nurpedia Haritası Konumu: [2]

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği

Hem mesela

سُبْحَانَ الَّذٖٓى اَسْرٰى بِعَبْدِهٖ لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَى الَّذٖى بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَا اِنَّهُ هُوَ السَّمٖيعُ الْبَصٖيرُ

İşte Kur’an, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın mi’racının mebdei olan Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya olan seyeranını zikrettikten sonra اِنَّهُ هُوَ السَّمٖيعُ الْبَصٖيرُ der. اِنَّهُ deki zamir, ya Cenab-ı Hakk’adır veyahut Peygamberedir.

Peygambere göre olsa şöyle oluyor ki: “Bu seyahat-i cüz’îde, bir seyr-i umumî, bir urûc-u küllî var ki tâ Sidretü’l-münteha’ya, tâ Kab-ı Kavseyn’e kadar, meratib-i külliye-i esmaiyede gözüne, kulağına tezahür eden âyât-ı Rabbaniyeyi ve acayib-i sanat-ı İlahiyeyi işitmiş, görmüştür.” der. O küçük, cüz’î seyahati; küllî ve mahşer-i acayip bir seyahatin anahtarı hükmünde gösteriyor.

Eğer zamir, Cenab-ı Hakk’a râci olsa şöyle oluyor ki: “Bir abdini bir seyahatte huzuruna davet edip bir vazife ile tavzif etmek için Mescid-i Haram’dan mecma-ı enbiya olan Mescid-i Aksa’ya gönderip enbiyalarla görüştürüp bütün enbiyaların usûl-ü dinlerine vâris-i mutlak olduğunu gösterdikten sonra, tâ Kab-ı Kavseyn’e kadar mülk ü melekûtunda gezdirdi.” İşte çendan o zat bir abddir, bir mi’rac-ı cüz’îde seyahat eder. Fakat bu abdde bütün kâinata taalluk eden bir emanet beraberdir. Hem şu kâinatın rengini değiştirecek bir nur beraberdir. Hem saadet-i ebediyenin kapısını açacak bir anahtar beraber olduğu için Cenab-ı Hak kendi zatını bütün eşyayı işitir ve görür sıfatıyla tavsif eder. Tâ o emanet, o nur, o anahtarın cihan-şümul hikmetlerini göstersin.

(25. Söz)


İşte Kur’an-ı Hakîm, Habib-i Ekrem aleyhi efdalü’s-salâti ve ekmelü’s-selâmın mi’racının mebdei olan, Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya olan seyranını zikrettikten sonra اِنَّهُ هُوَ السَّمٖيعُ الْبَصٖيرُ der. Ve şu kelâm ile Sure-i وَ النَّجْمِ اِذَا هَوٰى da işaret olunan münteha-yı mi’raca remzeden اِنَّهُ deki zamir, ya Cenab-ı Hakk’a râcidir veyahut Peygamberedir (asm).

Peygambere göre olsa kanun-u belâgat ve münasebet-i siyak-ı kelâm şöyle ifade ediyor ki: Bu seyahat-i cüz’iyede bir seyr-i umumî ve bir urûc-u küllî var ki tâ Sidretü’l-münteha’ya, tâ Kab-ı Kavseyn’e kadar meratib-i külliye-i esmaiyede gözüne, kulağına tesadüf eden âyât-ı Rabbaniyeyi ve acayib-i sanat-ı İlahiyeyi işitmiş, görmüştür, der. O küçük, cüz’î seyahati hem küllî hem mahşer-i acayip bir seyahatin anahtarı hükmünde gösteriyor.

Eğer zamir, Cenab-ı Hakk’a râci olsa şöyle oluyor ki: Bir abdini bir seyahatte huzuruna davet edip, bir vazife ile tavzif etmek için Mescid-i Haram’dan mecma-ı enbiya olan Mescid-i Aksa’ya gönderip, enbiyalarla görüştürüp, bütün enbiyaların usûl-ü dinlerine vâris-i mutlak olduğunu gösterdikten sonra, tâ Sidretü’l-münteha’ya tâ Kab-ı Kavseyn’e kadar mülk ve melekûtunda gezdirdi.

İşte çendan o bir abddir ve o seyahat, bir mi’rac-ı cüz’îdir. Fakat bu abdin, bütün kâinata taalluk eden bir emanet beraberindedir. Hem şu kâinatın rengini değiştirecek bir nur beraberdir. Hem saadet-i ebediyenin kapısını açacak bir anahtar beraber olduğu için Cenab-ı Hak kendini “Bütün eşyayı işitir ve görür.” sıfatıyla tavsif eder. Tâ o emanet, o nur, o anahtarın cihan-şümul ve muhit ve umum kâinata âmm ve bütün mahlukata şâmil hikmetlerini göstersin.

(31. Söz)


Arkadaş! Hâlık’ımızı tarif eden, pek büyük bir şahsiyet-i maneviyeye mâlik, bürhan-ı nâtık dediğimiz “Hazret-i Muhammed aleyhissalâtü vesselâm kimdir?” diye yapılan suale cevaben deriz ki:

Hazret-i Muhammed (asm) öyle bir zattır ki azamet-i maneviyesinden dolayı sath-ı arz, o zatın Mescid-i Aksa’sıdır. Mekke-i Mükerreme onun mihrabı, Medine-i Münevvere onun minber-i fazl-ı kemalidir. Cemaat-i mü’minîne en son ve en âlî imam ve nev-i beşerin hatib-i şehîridir, saadet düsturlarını beyan ediyor. Ve bütün enbiyanın reisidir, onları tezkiye ve tasdik ediyor. Çünkü dini, bütün dinlerin esasatına câmi’dir. Ve bütün evliyanın başıdır. Şems-i risaletiyle onları terbiye ve tenvir ediyor.

O zat (asm) öyle bir kutub ve nokta-i merkeziyedir ki onun halka-i zikrinde bulunan bütün enbiya u ahyar, ebrar u sadıkîn onun kelimesine müttefik ve kelâm-ı nutkuyla nâtıktırlar. Ve öyle bir şecere-i nuraniyedir ki damar ve kökleri, enbiyanın esasat-ı semaviyesidir. Dal ve budakları, evliyanın maarif-i ilhamiyesidir.

(Reşhalar, Mesnevi-i Nuriye)


Nebiyy-i Hâşimînin sima-yı mânevîsinin cemâl ve ulviyetine dair ﻛﻤﺎﻝ (Kemâl) hoş demiştir:

Sen ol Mahbub-u âlemsin / Ki zülf-ü ebrûvanındır,

Nutak-ı ka'be-i ulya / Revak-ı Mescid-ül Aksa.

Sen ol Nur-u Cemâlullahsın / Kim hüsn-ü aşkındır,

Çerağ-ı Leyle-i İsra' / Sirac-ı kurb-u ev edna.

Aceb bir Ka'be-i İsmetsin / Ey ruh-u beheştî kim,

Olur hâk-i harîmin / Secdegâh-i Âdem ü Havva.

Aceb bir Mushaf-ı hikmetsin / Ey feyz-i İlâhî kim,

Eder her nakş-ı hüsnün / Şerh-i râz-ı allemel-esma.

Kitab-ı hüsnün her safhası / Bir sûre-i i'caz,

Hatt-ı ruhsarının her noktası / Bir âyet-i kübra.

(Şuaat-ü Marifet-ün Nebiyy (Asar-ı Bediiyye))


Hem Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm, nasıl ki arz ahalisine inşikak-ı kamer mu’cizesini göstermiş; öyle de semavat ahalisine mi’rac mu’cize-i ekberini göstermiştir. İşte mi’rac denilen şu mu’cize-i a’zamı, Otuz Birinci Söz olan Mi’rac Risalesi’ne havale ederiz. Çünkü o risale, o mu’cize-i kübrayı, ne kadar nurani ve âlî ve doğru olduğunu kat’î bürhanlarla, hattâ mülhidlere karşı da ispat etmiştir.

Yalnız mu’cize-i mi’racın mukaddimesi olan Beytü’l-Makdis seyahati ve sabahleyin Kureyş kavmi, ondan Beytü’l-Makdis’in tarifatını istemesi üzerine hasıl olan bir mu’cizeyi bahsedeceğiz. Şöyle ki:

Mi’rac Gecesinin sabahında, mi’racını Kureyş’e haber verdi. Kureyş tekzip etti. Dediler: “Eğer Beytü’l-Makdis’e gitmiş isen Beytü’l-Makdis’in kapılarını ve duvarlarını ve ahvalini bize tarif et!” Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm ferman ediyor ki:

فَكَرَبْتُ كَرْبًا لَمْ اَكْرُبْ مِثْلَهُ قَطُّ فَجَلَّى اللّٰهُ لٖى بَيْتَ الْمَقْدِسِ وَكَشَفَ الْحُجُبَ بَيْنٖى وَبَيْنَهُ حَتّٰى رَاَيْتُهُ فَنَعَتُّهُ وَ اَنَا اَنْظُرُ اِلَيْهِ

Yani “Onların tekziplerinden ve suallerinden pek çok sıkıldım. Hattâ öyle bir sıkıntı hiç çekmemiştim. Birden Cenab-ı Hak, Beytü’l-Makdis’i bana gösterdi; ben de Beytü’l-Makdis’e bakıyorum, birer birer her şeyi tarif ediyordum.” İşte o vakit Kureyş baktılar ki Beytü’l-Makdis’ten doğru ve tam haber veriyor.

Hem Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm Kureyş’e demiş ki: “Yolda giderken sizin bir kafilenizi gördüm, kafileniz yarın filan vakitte gelecek.” Sonra o vakit, kafileye muntazır kaldılar. Kafile bir saat teehhür etmiş. Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın ihbarı doğru çıkmak için ehl-i tahkikin tasdikiyle, güneş bir saat tevakkuf etmiş. Yani arz, onun sözünü doğru çıkarmak için vazifesini, seyahatini bir saat tatil etmiştir ve o tatili, güneşin sükûnetiyle göstermiştir.

İşte Muhammed-i Arabî aleyhissalâtü vesselâmın bir tek sözünün tasdiki için koca arz vazifesini terk eder, koca güneş şahit olur. Böyle bir zatı tasdik etmeyen ve emrini tutmayanın ne derece bedbaht olduğunu ve onu tasdik edip emrine سَمِعْنَا وَ اَطَعْنَا diyenlerin ne kadar bahtiyar olduklarını anla اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلَى الْاٖيمَانِ وَ الْاِسْلَامِ de.

(19. Mektup)


İşte –nakl-i sahih-i kat’î ile– ashabına haber vermiş ki: “Siz umum düşmanlarınıza galebe edeceksiniz. Hem Feth-i Mekke hem Feth-i Hayber hem Feth-i Şam hem Feth-i Irak hem Feth-i İran hem Feth-i Beytü’l-Makdis’e muvaffak olacaksınız. Hem o zamanın en büyük devletleri olan İran ve Rum padişahlarının hazinelerini beyninizde taksim edeceksiniz.” Haber vermiş hem “Tahminim böyle.” veya “Zannederim.” dememiş. Belki görür gibi kat’î ihbar etmiş, haber verdiği gibi çıkmış. Halbuki haber verdiği vakit, hicrete mecbur olmuş. Sahabeleri az, Medine etrafı ve bütün dünya düşmandı.

(19. Mektup)


Hem –nakl-i sahih ile– “Beytü’l-Makdis’in fethinde büyük bir taun çıkacak.” ferman etmişti. Hazret-i Ömer zamanında Beytü’l-Makdis fetholundu. Ve öyle bir taun çıktı ki üç günde yetmiş bin vefiyat oldu.

(19. Mektup)


… hem Beytü’l-Makdis’in fethinde büyük bir taun çıkacağını hem Yezid ve Velid gibi şerir reisleri haber verdiğini hem “Bundan sonra onlar bize değil, biz onlara hücum edeceğiz.” diye haber verdiğini ve bunlar gibi çok ihbarat-ı gaybiye bu iki nüktede beyan edilmiştir.

(Fihrist (Mektubat))


اِذَا جَٓاءَ نَصْرُ اللّٰهِ sırrına dairdir.

Şu surenin hurufatı seksen altı olup, fütuhat-ı Ahmediyenin (asm) bir nokta-i kemaline işaretle beraber, Besmele ile 105'te fütuhatın bir derece tevakkuf ve kemaline ve hurufat-ı melfuzası Besmele'siz 81'deki hâdisat-ı nusrete ve Besmele'siz kelimatı Besmele hurufatına muvafık olup on dokuz (19) olarak Beytü'l-Makdis'ten sonraki fütuhat-ı Ömeriyeye işaret ediyor.

Fütuhat-ı Muhammediye ve nusret-i Ahmediye (aleyhissalâtü vesselâma) işaret eden اِذَا جَٓاءَ Suresi elbette fütuhat içinde mühimlerinden olan feth-i Şam ve feth-i Beytü'l-Makdis ve feth-i Irak ve feth-i İstanbul gibi hâdisat-ı azîme-i İslâmiyeye işaret eder.

Kevser kelimesi kudsî, câmi', küllî, nurani bir kelimedir. Bir mana-yı lügavîsi, hayr-ı kesîrdir. Ve o küllînin misalleri çoktur. Başta maddî ve uhrevî havz-ı Kevser'den ve manevî ve ehl-i dünyaya âb-ı hayat neşreden en mühim havz-ı Kevser olan Kur'an'dan tut tâ sahib-i havz-ı Kevser'e verilen hayr-ı kesîr ıtlakına mâsadak olan bütün hedâyâ-yı Rahmaniye ve fütuhat-ı Rabbaniyeden tâ feth-i Mekke ve feth-i Beytü'l-Makdis ve feth-i Şam, hattâ feth-i İstanbul'a kadar manaları var.

Evet madem sâbıkan geçtiği gibi Sure-i Kevser fütuhat-ı Muhammediyeyi (asm) ihtar eder ve kelimatıyla ve hurufatıyla feth-i Mekke ve feth-i Beytü'l-Makdis ve Şam fütuhatına işaret eder.

Evet madem yirmi sekiz huruf-u hecaiyeden Kevser'de mevcud olan on yedi harfi dahi اَلْكَوْثَرْ 'in birinci âyeti olan

اِنَّٓا اَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ

aded-i hurufu olan on yedi adede tevafuk etmekle beraber, mecma-ı enbiya ve nüzul-ü vahyin havz-ı kevseri olan Beytü'l-Makdis'in fetih tarihinin on yedi adedine tevafuk ediyor.

Elbette fütuhat-ı Muhammediyeyi (asm) ihtar eden اِنَّٓا اَعْطَيْنَاكَ 'de bu tevafuk rastgele değil, belki kudsî bir işaret için rast getirilmiştir.

(Rumuzat-ı Semaniye)


Üçüncüsü: Kevser kelimesi kudsî, câmi', küllî, nuranî bir kelime olduğundan, mana-yı lügavîsi olan hayr-ı kesîrden ve uhrevî bir havz-ı Kevser'den ve manevî bir havz-ı Kevser olan Kur'an'dan tut tâ hayr-ı kesîr ıtlakına mâsadak olan Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâma i'ta edilen bütün hedaya-yı Rahmaniye ve fütuhat-ı Rabbaniye, tâ feth-i Mekke ve feth-i Beytü'l-Makdis ve feth-i Şam ve feth-i İstanbul'a kadar manaları olduğu gibi, o manalara da işaratı var.

(Rumuzat-ı Semaniye)

Diğer Bahisler

Aynen öyle de sair işaratın karine ve münasebetiyle ve huruf-u Kur’aniyenin esrarından bahseden ve Rumuzat-ı Semaniye namında bulunan sekiz küçük risalelerin mahiyetlerini andırır bir tarzda, ibareyi değiştirerek hurufların esrarıyla istimdad etmeye başlaması karine-i latîfesiyle muazzam dua ve münâcat ve câmi’ kasem-i istimdadînin âhirlerinde ve Sözler’e ve Mektuplar’a işaretten sonra بِوَاحِ الْوَحَا بِالْفَتْحِ وَالنَّصْرِ اَسْرَعَتْ fıkrasıyla Yirmi Dokuzuncu Mektup’un bir kısım esrar-ı huruf-u Kur’aniyeyi beyan eden Rumuzat-ı Semaniye namında sekiz küçük risalelerin en mühimleri ve feth-i Mekke ve feth-i Şam ve feth-i Kudüs ve feth-i İstanbul gibi çok fütuhat-ı İslâmiyeden gaybî haber veren Sure-i اِذَا جَٓاءَ نَصْرُ اللّٰهِ وَ الْفَتْحُ nun esrarını beyan ile fütuhat-ı İslâmiyenin pehlivanı olan Hazret-i İmam-ı Ali’nin (ra) nazar-ı dikkatini celbeden Fetih ve Nasr Risalesi’ne hem Sure-i Feth’in en mühim ve en âhir âyetin beş vecih ile i’cazını beyan ve ispat ile kahraman-ı İslâm Hazret-i İmam-ı Ali’nin (ra) nazar-ı dikkatini celbeden gayet kıymetli olan Âyet-i Fetih Risalesi namındaki küçük bir risaleye îma belki işaret eder, itikadındayım. Böyle itikada iştirak edilmezse de itiraz edilmemeli.

(8. Şua)


Öyle bir an geldi ki bu vak’aların cereyan ettiği Afyon Hapishanesi, Allah’a inanmaktan ve onun emirlerini yerine getirmekten gayrı hiçbir suçu olmayan masum vatandaşlarla dolup taştı. Onlara reva görülen zulüm, işkence, şeytanları bile dehşete düşürdü, ayyuka çıktı, vahşet halini aldı. Nasıl Kudüs-ü Şerif, Yahudilerin vahşetine ve peygamberlere yapılan zulümlere sahne olmuşsa Afyon şehri de insan haklarının çiğnenip vatandaş haklarının çarmıha gerildiği ikinci bir şehir oldu.

(Tarihçe-i Hayat)


{Arabi|بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ}}

اِنَّٓا اَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ

Sure-i Kevser'in hurufu, kırk altı, Besmele ile altmış beş, huruf-u hecaiyeden mevcudu on yedidir. Nüzul-ü vahyin havz-ı ekberi ve ekser enbiyanın meşhur kevseri olan Kudüs-ü Şerif'in fetih tarihi olan on yedi adediyle tevafuk etmek sırrıyla işaret eder. Besmele ile on dokuz.

(Rumuzat-ı Semaniye)


Mesela, felsefenin ruhsuz kanunları pek karanlık ve vahşetli gösterdikleri hilkat-i arziye ve vaziyet-i fıtriyesini, bu meyve ile nurlu, ünsiyetli bir tarzda Sevr ve Hut namlarındaki iki meleğin omuzlarında, yani nezaretlerinde ve cennetten getirilen ve fâni küre-i arzın bâki bir temel taşı olmak, yani ileride bâki cennete bir kısmını devretmeye bir işaret için Sahret namında uhrevî bir madde, bir hakikat gönderilip Sevr ve Hut meleklerine bir nokta-i istinad edilmiş diye Benî-İsrail’in eski peygamberlerinden rivayet var ve İbn-i Abbas’tan dahi mervîdir. Maatteessüf bu kudsî mana, mürur-u zamanla bu teşbih, avamın nazarında hakikat telakki edilmekle, aklın haricinde bir suret almış.

Madem melekler havada gezdikleri gibi toprakta ve taşta ve yerin merkezinde de gezerler; elbette onların ve küre-i arzın, üstünde duracak cismanî taş ve balığa ve öküze ihtiyaçları yoktur.

(11. Şua)

Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler

İlgili Resimler/Fotoğraflar

Mescid-i Aksa'nın planı

İlgili Maddeler/Kategoriler

  • İsra 1: Mescidü’l-aksâ'nın adının geçtiği ayet
  • Kudüs: Mescid-i Aksa'nın yer aldığı şehir
  • Filistin: Bugünkü Filistin devleti ve İsrail ile Mısır, Lübnan, Suriye ve Ürdün'ün bazı kısımlarını içeren coğrafi bölge
  • Beni İsrail: Tevrat ve Kur’an’da Hz. Yakub’un (İsrâil) çocuklarına ve onların soyundan gelenlere verilen ad. Bu kavim tarihte Filistin topraklarında da yaşamıştır.
  • Bakara 142 ve izleyen ayetler: Kıble'nin Mescid-i Aksa'dan Mescid-i Haram'a (Kabe'ye) değiştirildiğinden bahseden ayetler
  • Mi'rac: Peygamberimiz Mi'raca yükselmesi Mescid-i Aksa'dan başlamıştır
  • Sahret: Benî-İsrail’in eski peygamberlerinden gelen bir rivayette bahsi geçen cennetten getirilmiş ve ve fâni dünyaya bâki bir temel taşı olacak uhrevi bir madde

Kaynakça