Yirmi Yedinci Söz

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Önceki Risale: Yirmi Altıncı SözSözlerYirmi Sekizinci Söz: Sonraki Risale

Bu risaleyi okumak için Yirmi Yedinci Söz okuma sayfasına ve Kur'an hattı ile okumak için Yirmi Yedinci Söz (Kur'an Hattı) sayfasına gidin

Yirmi Yedinci Söz veya İçtihad Risalesi Bediüzzaman'ın 1 Mart 1927 tarihinden 1934 yılının ortalarına kadar zorunlu ikamete tabi tutulduğu Barla'da telif ettiği eserlerdendir ve Sözler kitabının 27. risalesidir. Nisa suresinin 83. ayetinde geçen "Halbuki onu, Resûl'e veya aralarında yetki sahibi kimselere götürselerdi, onların arasından işin içyüzünü anlayanlar, onun ne olduğunu bilirlerdi. Allah'ın size lütuf ve rahmeti olmasaydı, pek azınız müstesna, şeytana uyup giderdiniz." mealindeki cümlesinin ve içtihada dair ayetlerin tefsiri olup bu zamanda dini anlamak ve kolaylaştırmak yerine onu kendi hevesine uydurmak niyetiyle içtihad yapmak isteyenlere yanlışlıklarını bildirir ve normalde dinin açık tuttuğu içtihad kapısından bu zamanda girmeye 6 engeli izah eder. Mezheplerin farklılıklarına rağmen hepsinin nasıl hak oldukları izah edilir. Bu risalenin zeylinde peygamberlerden sonra en yüksek makamda olan sahabelere neden yetişilemeyeceğinin sebepleri açıklanır ve Peygamberi görerek müslüman olan sahabelere Peygamberi görmeden müslüman olanların yine de yetişemeyeceği, dünyanın fani cihetinde değil, Allah'ın isimleri ve ahirete bakan cihetlerinde çok ileri giden sahabelerin manevi mertebesinin çok yüksek olduğu, hakiki kemalatın sadece kalple değil, insan tüm latifelerinde ilerlemekle olabileceği ve Sahabelere ve mezhep imamlarına kimlerin hangi sebeple üstünlük tasladıkları gibi konular izah edilir.

Risale-i Nur'da Bu Konudaki Derslerin Özeti

İsimleri, Telifi, Neşri/Basımı, İçeriği, Tevafukları ve Gaybi İşaretlerle İlgili Bilgiler

Diğer İsimleri

İçtihat Risalesi

Zeyli: Sahabeler hakkındadır

Telif Dili

Türkçe

Telifiyle İlgili Bilgiler

27. Söz'ün içtihada dair kısmının esası olan dersi, Bediüzzaman içtihadla ilgili haddini aşan birisine haddini bildirmek için 1923'te Arapça olarak Ankara'da Hubab risalesi içinde yazdı. Bediüzzaman bu kişinin adını belirtmemiştir. Bu dönemde Avrupa'dan gelen menfi tesirle bidatlara taraftar olan bazı zatlar ortaya çıktığı bilinmektedir. Bu kişilere misal olarak birden fazla kadınla evliliğin yasaklanmasını savunan, günün icaplarına göre bir takım içtihadlar yapılmasının şart olduğunu ileri süren ve İslamiyetteki heykeltıraşlık gibi güzel sanatları takdir etmemiş olmasını tenkit eden Cenab Şehabettin verilebilir[1][2]. Bediüzzaman bundan 5-6 sene sonra 1929 yılında 2 talebesinin arzuları üzerine Barla'da Türkçe olarak 27. Söz adıyla telif etti.[3][4]

Neşriyle/Basımıyla İlgili Bilgiler

Kur'an harfleriyle kitap basımının 1928 yılında yasaklanması üzerine ilk başta elle çoğaltılan bu risale 1946 yılından sonra evvela İnebolu, sonra Isparta'da teksir makinesiyle Kur'an harfleriyle çoğaltıldı. Bediüzzaman'ın izin ve teşviğiyle 1956-1959 yıllarında matbaalarda Latin harfleriyle büyük kitaplar basıldığında Sözler kitabının içinde yer almıştır.

İçeriği

  • 27. Söz: Kapısı açık olan içtihada bu zamanda girmeye 6 mani (engel)
  1. Mani: Bidat zamanında İslamiyet sarayına yeni kapılar açılmaz
  2. Mani: Dinin zaruriyatında (kesin hükümlerinde) ictihad yapılmaz
  3. Mani: Felsefe, dünyevilik ve siyasetin revaç bulduğu bu zamanda istidatlar içtihaddan uzaklaşmıştır
  4. Mani: İç yerine dıştan kaynaklanan genişleme meyli fayda yerine zarar verir
  5. Mani: Şu zamanda semavi olması gereken içtihadlar dünyevidir
  6. Mani: Asr-ı saadettten uzaklaşıldıkça perdeler kalınlaşır
    • Hatime: Mezheplerin farklılığının hikmeti
  • Zeyli: Sahabelerin manevi mertebesine neden yetişilemeyeceği
  1. Hikmet: Peygamberimizin sohbetinde in'ikas ve insibağ (ondan gelen nuru yansıtma ve onunla boyanma) vardır
  2. Sebep: Sahabe döneminde hayır ile şer ve yalan ile doğruluk arasında mesafe bu zamanın aksine çok açılmıştı
  3. Sebep: Velayet dairesindeki salihler nübüvvetin talebeleri olan sahabelere yetişemez
    • 1. Vecih: Cenab-ı Hakk’ın marziyatını (yapmamızla razı olacağı şey) kelâmından anlamakta sahabelere yetişilmez.
    • 2. Vecih: Sahabelerin Allah'a yakınlığına (akrebiyet) velayetle (kurbiyet) yetişilemez.
    • 3. Vecih: İslamiyete ilk döneminde hizmet eden sahabelerin fazilet ve sevabına yetişilemez
  • 4 Sual
  1. Sual: Peygamberi görerek müslüman olan sahabelere görmeden müslüman olanlarlar yetişebilir mi?
  2. Sual: Dünyaya çok dalmış sahabelerin manevi mertebesi nasıl çok yüksek oluyor?
  3. Sual: Hakiki kemalat Nakşi tarikatında denildiği gibi her şeyi terk etmekle mi olur?
  4. Sual: Sahabelere ve mezhep imamlarına kim neden üstünlük taslıyor?

Uzunluğu

Toplam 17 büyük sayfa

  • İçtihada dair ilk kısmı: 8 büyük sayfa
  • Sahabeler hakkındaki zeyli: 9 büyük sayfa

Ekleri

Sahabeler hakkında zeyli vardır

Bu Risale İle İlgili Tevafuklar

Bu Risale İle İlgili Gaybi İşaretler

Hz. Ali (ra) Celcelutiye kasidesinde sureleri sayarken 26. ve 27. mertebelerde اَبَاذٖيخَ بَيْذُوخٍ وَ ذَيْمُوخٍ بَعْدَهَا (Bu cümlede geçen بَعْدَهَا kelimesi "(ondan) sonra" demektir) cümlesi geçer. 30. ve 31. mertebelerde ibare yine değişir ve بِبَلْخٍ وَ سِمْيَانٍ وَ بَازُوخٍ بَعْدَهَا cümlesinde yine بَعْدَهَا kelimesi geçer. Kasidede bu kelimenin yalnızca bu iki yerde geçmesi (ikincisinde ifade değişerek), bu kelimenin "zeyl" anlamında da olması ve tam da Sözler kitabında risale şeklinde zeyl içeren 27. ve 31. Sözlere (İçtihat hakkındaki 27. Söz'ün sahabelere dair olan zeyli ve Mirac hakkındaki 31. Söz'ün Şakk-ı Kamer (ayın ikiye ayrılma) mucizesine dair olan zeyli) tevafuk etmesi Celcelutiye'de Risale-i Nur'a işaret olduğunu gösterir.

Risale-i Nur'da Derc Edildiği ve Benzer İçerikli Yerler


  • Sözlerin sonundaki Lemeat'ta içtihada dair bir parça ve başka bir parça vardır.
  • 26. Mektup'un 4. Mebhasının 8. Meselesinde yer alan Kur'an'ın ve zikirlerin Arapça kelimelerinin değiştirilemeyeceğini izah eden parça için Bediüzzaman 27. Söz'ün 5. sebebinin 3. noktasının 3. misalinin hâşiyesi olduğunu söyler,
  • Mesnevi-i Nuriye'nin Hubab Risalesinde İçtihad risalesinin ilk kısmına yakın mealde bir ders vardır.
  • 15. Mektup'ta sahabeler zamanında içtihad farklılıkları hakkında bir bahis vardır.
  • 29. Mektubun yedinci kısmında mezheplere ve içtihada dair bahisler vardır
  • İşaratü-ül İ'caz'da (Badıllı Tercümesi) Fatiha'nın tefsiri kısmında mezhepler hakkında bir bahis vardır.

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği

Bu Risalenin Telifi, Neşri ve Adı Hakkındaki Bahisler

Bu Risalenin Kıymeti Hakkındaki Bahisler

Yirmi Yedinci Söz, Müslümanları sa’y ü gayretin ve bu ulvi dinin hizmetine teşvik ediyor. Bu risale sanki ufukta bir hedef, ehl-i iman için de bir rehber.

Evet bu söz, kalpler içinde bir iştiyak, iştiyak içinde bir nur olmuş.

Zekâi

(Barla Lahikası)

Bu Risaleye Atıflar

Yirmi Yedinci Söz’ün içtihada mani esbabın beşinci sebebinin üçüncü noktasının üçüncü misalinin hâşiyesidir.

Mühim bir sual: Bazı ehl-i tahkik derler ki: Elfaz-ı Kur’aniye ve zikriye ve sair tesbihlerin her biri müteaddid cihetlerle insanın letaif-i maneviyesini tenvir eder, manevî gıda verir. Manaları bilinmezse yalnız lafız ifade etmiyor, kâfi gelmiyor. Lafız bir libastır; değiştirilse her taife kendi lisanıyla o manalara elfaz giydirse daha nâfi’ olmaz mı?

Elcevap: Elfaz-ı Kur’aniye ve tesbihat-ı Nebeviyenin lafızları camid libas değil; cesedin hayattar cildi gibidir, belki mürur-u zamanla cilt olmuştur. Libas değiştirilir fakat cilt değişse vücuda zarardır. Belki namazda ve ezandaki gibi elfaz-ı mübarekeler, mana-yı örfîlerine alem ve nam olmuşlar. Alem ve isim ise değiştirilmez.

Ben kendi nefsimde tecrübe ettiğim bir haleti çok defa tetkik ettim gördüm ki o halet, hakikattir. O halet şudur ki:

Sure-i İhlas’ı arefe gününde yüzer defa tekrar edip okuyordum. Gördüm ki bendeki manevî duyguların bir kısmı birkaç defada gıdasını alır, vazgeçer, durur. Ve kuvve-i müfekkire gibi bir kısım dahi bir zaman mana tarafına müteveccih olur, hissesini alır, o da durur. Ve kalp gibi bir kısım, manevî bir zevke medar bazı mefhumlar cihetinde hissesini alır, o da sükût eder ve hâkeza…

Gitgide o tekrarda yalnız bir kısım letaif kalır ki pek geç usanıyor, devam eder, daha manaya ve tetkikata hiç ihtiyaç bırakmıyor. Gaflet kuvve-i müfekkireye zarar verdiği gibi ona zarar vermiyor. Lafız ve lafz-ı müşebbi’ olduğu bir meal-i icmalî ile ve isim ve alem bulundukları mana-yı örfî, onlara kâfi geliyor. Eğer manayı o vakit düşünse zararlı bir usanç verir. Ve o devam eden latîfeler, taallüme ve tefehhüme muhtaç değiller; belki tahattura, teveccühe ve teşvike ihtiyaç gösterirler. Ve o cilt hükmündeki lafızları onlara kâfi geliyor ve mana vazifesini görüyorlar. Ve bilhassa o Arabî lafızlar ile kelâmullah ve tekellüm-ü İlahî olduğunu tahattur etmekle, daimî bir feyze medardır.

İşte kendim tecrübe ettiğim şu halet gösteriyor ki ezan gibi ve namazın tesbihatı gibi ve her vakit tekrar edilen Fatiha ve Sure-i İhlas gibi hakaikleri, başka lisan ile ifade etmek çok zararlıdır.

Çünkü menba-ı daimî olan elfaz-ı İlahiye ve Nebeviye kaybolduktan sonra, o daimî letaifin daimî hisseleri de kaybolur. Hem her harfin lâekall on sevabı zayi olması ve huzur-u daimî, bütün namazda herkes için devam etmediğinden gaflet içinde, tercüme vasıtasıyla insanların tabiratı ruha zulmet vermesi gibi zararlar olur.

Evet, nasıl İmam-ı A’zam demiş: “‌لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ tevhide alem ve isimdir.” Biz de deriz: Kelimat-ı tesbihiye ve zikriyenin, hususan ezanda ve namazda olanların ekseriyet-i mutlakası, alem ve isim hükmüne geçmişler. Alem gibi mana-yı lügavîsinden ziyade, mana-yı örfî-i şer’îsine bakılır. Öyle ise değişmeleri şer’an mümkün değildir.

Her mü’mine bilmesi lâzım olan mücmel manaları, yani muhtasar bir meali ise en âmî bir adam dahi çabuk öğrenir. Bütün ömrünü İslâmiyet’le geçiren ve kafasını binler malayaniyat ile dolduran adamlar, bir iki haftada hayat-ı ebediyesinin anahtarı olan şu kelimat-ı mübarekenin meal-i icmalîsini öğrenmemesine nasıl mazur olabilirler, nasıl Müslüman olurlar, nasıl “akıllı adam” denilirler? Ve öyle heriflerin tembelliklerinin hatırı için o nur menbalarının mahfazalarını bozmak kâr-ı akıl değildir!

Hem “Sübhanallah” diyen, hangi milletten olursa olsun, Cenab-ı Hakk’ı takdis ettiğini anlar. İşte bu kadar kâfi gelmez mi? Eğer manasına kendi lisanıyla müteveccih olsa akıl noktasında bir defa taallüm eder. Halbuki günde yüz defa tekrar eder. O yüz defa, aklın hisse-i taallümünden başka, lafızdan ve lafza sirayet eden ve imtizaç eden meal-i icmalî, çok nurlara ve feyizlere medardır. Bâhusus tekellüm-ü İlahî haysiyetiyle aldığı kudsiyet ve o kudsiyetten gelen feyizler ve nurlar, çok ehemmiyetlidir.

Elhasıl, zaruriyat-ı diniye mahfazaları olan elfaz-ı kudsiye-i İlahiyenin yerine hiçbir şey ikame edilemez ve yerlerini tutamaz ve vazifelerini göremez. Ve muvakkat ifade etseler de daimî, ulvi, kudsî ifade edemezler.

Amma nazariyat-ı diniyenin mahfazaları olan elfazlar ise değiştirilmeye lüzum kalmaz. Çünkü nasihat ile ve sair tedris ve talim ve vaaz ile o ihtiyaç mündefi olur.

Elhasıl: Lisan-ı nahvî olan lisan-ı Arabînin câmiiyeti ve elfaz-ı Kur’aniyenin i’cazı öyle bir tarzdadır ki kabil-i tercüme değildir! Belki “Muhaldir.” diyebilirim. Kimin şüphesi varsa i’caza dair Yirmi Beşinci Söz’e müracaat etsin. Tercüme dedikleri şeyler ise gayet muhtasar ve nâkıs bir mealdir. Böyle meal nerede; hayattar, çok cihetlerle teşaub etmiş âyâtın hakiki manaları nerede?

(26. Mektup)


Ehl-i tarîkatın müfrit bir kısmı evliyayı sahabeye tercih, hattâ enbiya derecesinde görmekle vartaya düşer.

On İkinci ve Yirmi Yedinci Sözlerde ve sahabeler hakkındaki zeylinde kat’î ispat edilmiştir ki sahabelerde öyle bir hâssa-i sohbet var ki velayet ile yetişilmez ve sahabelere tefevvuk edilmez ve enbiyaya hiçbir vakit evliya yetişmez.

(29. Mektup)


İşte asr-ı saadetteki inkılab-ı azîm, sıdk ile kizb, iman ile küfür kadar birbirinden uzak iken zaman geçtikçe gele gele birbirine yakınlaştı. Ve siyaset propagandası bazen yalana ziyade revaç verdi. Fenalık ve yalancılık bir derece meydan aldı. İşte bu hakikat içindir ki sahabelere kimse yetişemez. Yirmi Yedinci Söz’ün zeyli olan sahabeler hakkındaki risaleye havale edip kısa kesiyoruz.

(Hutbe-i Şamiye)

Bu Risale İle İlgili Tevafuklar

Bu Risale İle İlgili Gaybi İşaretler

Sonra yirmi altı ve yedide اَبَاذٖيخَ بَيْذُوخٍ وَ ذَيْمُوخٍ بَعْدَهَا der. Sonra otuz ve otuz birincide بِبَلْخٍ وَ سِمْيَانٍ وَ بَازُوخٍ بَعْدَهَا deyip yine ibareyi değiştirip بَعْدَهَا kelimesini zikreder. Gayet zahir ve kuvvetli bir karine ile içtihada dair Yirmi Yedinci Söz’ün sahabeler hakkındaki çok mühim ve kıymettar zeylini ve mi’raca dair Otuz Birinci Söz’ün şakk-ı kamere dair ve ona çok ihtiyaç bulunan ehemmiyetli zeylini بَعْدَهَا kelimesiyle gösterir gibi kuvvetli işaret eder.

Ben itiraf ediyorum ki ben bu zeylleri unutmuştum, İmam-ı Ali’nin (ra) bu ihtarı ile tahattur ettim. Şakk-ı kameri sâbıkan yazdım. Şimdi bu anda sahabeler hakkındaki zeyli hatırladım.

İşte madem ilm-i belâgat ve fenn-i beyanda bir tek karine ile mecazî bir mana murad olunabilir ve bir tek münasebetle, bir mefhuma işaret bulunsa o mefhum bir mana-yı işarî olarak kabul edilir. Elbette zahir ve çok karinelerden ve emarelerden kat’-ı nazar, yalnız bu iki yerde tam zeyllerin bulunduğu aynı makamda ve zeyl manasında olan بَعْدَهَا kelimesini tekrar suretinde ifadeyi değiştirerek söylemesi, tam bir karinedir ki Hazret-i İmam-ı Ali (ra) mana-yı hakikisinden başka bir mana-yı mecazî ve işarîyi dahi ifade etmek istiyor.

(8. Şua)


Üçüncüsü: Malûmdur ki bazen gayet küçük bir emare, bazı şerait dâhilinde gayet kuvvetli bir delil hükmüne geçer, yakîn derecesinde kanaat verir. Bana böyle kanaat veren çok misallerinden yalnız sâbık beyan ettiğim bir tek misal bana kâfi geliyor. Şöyle ki:

Hazret-i İmam-ı Ali (ra) تُقَادُ سِرَاجُ النُّورِ fıkrasıyla Risale-i Nur’u tarihiyle ve ismiyle ve mahiyetiyle ve esaslarıyla ve hizmetiyle ve vazifesiyle gösterdikten sonra, Süryanîce isimleri ta’dad ederek münâcat eder. Otuz iki veya otuz üç adet isimlerde iki defa بَعْدَهَا kelimesini tekrar eder. Biri, yirmi yedincide وَ ذَيْمُوخٍ بَعْدَهَا; diğeri, otuz birde وَ بَازُوخٍ بَعْدَهَا der. İşte Risale-i Nur’un Sözler’i otuz üç ve bir cihette otuz iki ve Mektubat namındaki risalelerin dahi bir cihette otuz iki ve bir cihette otuz üç olup bu münâcatla mutabık olması ve yalnız risale şeklinde iki adet zeylleri bulunması ve o zeyllerin birisi Yirmi Yedinci Söz’ün ehemmiyetli zeyli ve diğeri Otuz Birinci Söz’ün kıymettar zeyli olması ve o iki zeyl risalesinin müstakil mertebe ve numaraları bulunmaması ve بَعْدَهَا kelimesi dahi aynı yerde, aynı manada tevafuk etmesi bana iki kere iki dört eder derecesinde kanaat veriyor ki Hazret-i İmam-ı Ali (ra) tebeî bir mana ile ve işarî bir mefhum ile Risale-i Nur’a, hattâ zeyllerine bakmak için öyle yapmış.

(8. Şua)

Bu Risale Hakkında Fihristte Geçen Kısım

وَلَوْ رَدُّوهُ اِلَى الرَّسُولِ وَ اِلٰٓى اُولِى الْاَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ الَّذٖينَ يَسْتَنْبِطُونَهُ مِنْهُمْ وَ لَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَتُهُ لَاتَّبَعْتُمُ الشَّيْطَانَ اِلَّا قَلٖيلًا

âyetinin mealindeki âyâtın içtihada dair mühim bir hakikatini tefsir eder. Ve bu zamanda haddinden tecavüz edip içtihaddan dem vuranların haddini bildirip, ihtilaf-ı mezahibin sırrını güzel beyan eder. “Bu zamanda eski zaman gibi içtihad edebiliriz.” diyenlerin ne kadar yanlış hata ettiklerini ispat eder.

Bu sözün zeylinde sahabe-i güzinin evliyadan yüksek olan mertebelerini gayet parlak bir surette ve kat’î bir tarzda ispat etmekle beraber, sahabelerin nev-i beşer içinde enbiyadan sonra en mümtaz şahsiyetler olduklarını ve onlara yetişilmediğini kat’î bir surette ispat eder.

(Fihrist (Sözler))


Başka bir “İ’lem”de, Risale-i Nur’da Yirmi Yedinci Söz namını alan İçtihad Risalesi’ni dört sahifede hülâsa ediyor.

(Fihrist (Mesnevi-i N.))

Diğer Bahisler

Muhterem Üstadım! Yazdığım Otuz İkinci ve Yirmi Yedinci Sözleri takdim ediyorum.

Hüsrev

(Barla Lahikası)


Ve bu tarafta Üstad-ı A’zamımıza en yakın bendeleri olduğum için şifahen veya tahriren bu babda maruzatta bulunmak emelinde iken bu dertlere birer iksir, ilaç ve cevab-ı şâfî olan Yirmi Yedinci Söz’ü bir kat daha muvazzah ve oldukça şümullü bir cevab-ı âlîyi bizlere ihsan eden ve kısacık cümlesi nâmütenahî hakaik-i maânîyi câmi’ bulunan, bahr-i muhit-i kebir tabirine mâsadak olan her bir cümle-i Kur’aniye şu kısımda bilhassa Beşinci, Sekizinci ve Dokuzuncu Nüktelerde asrın kuru kafalı, müflis, felsefeci şeytanlarını gemlemiş, iskât etmiş, daha doğrusu bütün bütün ilzam ve ruhlarımızı da tenvir ve tesrir ve teselli etmiştir.

Hâfız Sabri

(Barla Lahikası)

Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler

Bu Risaledeki Temsiller/Misaller

Kışta, fırtınaların şiddetli olduğu bir vakitte, dar delikler dahi seddedilir. Yeni kapıları açmak, hiçbir cihetle kâr-ı akıl değil. Hem nasıl ki büyük bir selin hücumunda, tamir için duvarlarda delikler açmak gark olmaya vesiledir.


Nasıl ki çarşıda, mevsimlere göre birer meta mergub oluyor. Vakit be-vakit birer mal revaç buluyor.


Nasıl ki bir cisimde, neşv ü nema için tevessü meyli bulunur. O meyl-i tevessü ise –çünkü dâhildendir– vücud ve cisim için bir tekemmüldür. Fakat eğer hariçte tevsi için bir meyil ise o vücudun cildini yırtmaktır, tahrip etmektir; tevsi değildir.


Nasıl ki mevsimlerin değişmesiyle elbiseler değişir, mizaçlara göre ilaçlar tebeddül eder.


Bir su, beş muhtelif mizaçlı hastalara göre nasıl beş hüküm alır; şöyle ki: Birisine, hastalığının mizacına göre su ilaçtır, tıbben vâcibdir. Diğer birisine hastalığı için zehir gibi muzırdır, tıbben ona haramdır. Diğer birisine az zarar verir, tıbben ona mekruhtur. Diğer birisine zararsız menfaat verir, tıbben ona sünnettir. Diğer birisine ne zarardır, ne menfaattir; âfiyetle içsin, tıbben ona mubahtır. İşte hak burada taaddüd etti. Beşi de haktır. Sen diyebilir misin ki: “Su yalnız ilaçtır, yalnız vâcibdir, başka hükmü yoktur.”


Nasıl ki bir sultanın hizmetkârı ve onun tebaiyetiyle öyle bir mevkiye çıkar ki bir şah çıkamaz.


Nasıl ki zaman oluyor; medeniyet-i beşeriye çarşısında ve hayat-ı içtimaiye-i insaniye dükkânında, bazı şeylerin verdiği müthiş neticeleri ve çirkin eserleri zehr-i kātil gibi herkes onu satın almak değil, bütün kuvvetiyle ondan nefret edip kaçar. Ve bazı şeylerin ve manevî metaların verdikleri güzel neticeler ve kıymettar eserler, bir tiryak-ı nâfi’ ve bir pırlanta gibi herkesin nazar-ı rağbetini kendine celbeder. Herkes elinden geldiği kadar onları satın almaya çalışır.


Nasıl ki dünkü güne, bugün yetişmek için iki yol var:

Birincisi: Zamanın cereyanına tabi olmayarak, bir kuvvet-i kudsiye ile fevka’z-zaman çıkıp dünü, bugün gibi hazır görmektir.

İkincisi: Bir sene kat’-ı mesafe edip, dönüp dolaşıp düne gelmektir. Fakat yine dünü elde tutamıyor, onu bırakıp gidiyor.


Nasıl bir asker bazı şerait dâhilinde, mühim ve mahuf bir mevkide, bir saat nöbette, bir sene ibadet kadar bir fazilet kazanabilir ve bir dakikada bir kurşunu yemekle, en ekall kırk günde ancak kazanılacak velayet derecesi gibi bir makama çıkıyor.


Hem nasıl ki bir ağacın kökündeki küçük bir meziyet; ağacın dallarında büyük bir suret alır, büyük bir daldan daha büyüktür. Hem nasıl ki mebdede küçük bir irtifa, gittikçe bir yekûn teşkil eder. Hem nasıl ki nokta-i merkeziyeye yakın bir iğne ucu kadar bir ziyadelik; daire-i muhitada, bazen bir metre kadar ziyadeye mukabil geliyor.

Bu Risalede Geçen Ayetler

Bkz. 27. Söz'de Geçen Ayetler Listesi

Bu Risalede Geçen Hadisler

  1. Risalede Nasıl Geçtiği: اَلسَّبَبُ كَالْفَاعِلِ
    Meali: Bir şeye sebep olan, o şeyi işleyen gibidir.
    Kaynağı: Müslim, İmare 133; Tirmizî, İlim 14; Ebu Dâvud, Edep 115; Müsned, 4:120, 5:272-274, 357
    Kaynaklarda geçen şekli: Kim ki İslam'da güzel bir sünnet koyarsa, yani; hayırlı bir işin öncüsü olarak bir işe başlarsa, ondan sonra o şeyle amel edilse, o zaman hem o iyi şeyin sevabı, hem de kendisinden sonra onunla amel edenlerin sevabları onun olur...
  2. Risalede Nasıl Geçtiği: اَصْحَابٖى كَالنُّجُومِ بِاَيِّهِمْ اِقْتَدَيْتُمْ اِهْتَدَيْتُمْ
    Meali: Ashabım yıldızlar gibidir; hangisine uysanız doğru yolu bulursunuz
    Kaynağı: el-Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, 1:132, Hadis No: 381
    Kaynaklarda geçen şekli: Aynı şekilde
  3. Risalede Nasıl Geçtiği: خَيْرُ الْقُرُونِ قَرْنٖى
    Meali: Asırların en hayırlısı benim asrımdır (Bu hadis mütevatirdir)
    Kaynağı: Buhari, Şehâdât: 9, Fadâilü Ashâbi'n-Nebî: 1, Rikak: 7, Eymân: 10, 27; Tirmizi, Fiten: 45, Menâkıb: 56; İbn-i Mâce, Ahkâm: 27; Müsned, 1:378, 417, 2:228, 410, 4:267, 276, 5:350
    Kaynaklarda geçen şekli: İnsanların yaşadığı zamanların en hayırlısı, benim yaşadığım zamandır. Sonra benim asrımı takib eden asırdır. Sonra onu takib eden asır ve hakeza böylece gider. (Buhari)
  4. Risalede Nasıl Geçtiği: #لَاتَسُبُّوا اَصْحَابٖى لَوْ اَنْفَقَ اَحَدُكُمْ مِثْلَ اُحُدٍ ذَهَبًا مَا بَلَغَ نِصْفَ مُدٍّ مِنْ اَصْحَابٖى
    Meali: Ashabıma sövmeyin; sizden birisi Uhud Dağı kadar altın bağışlasa, Ashabımdan birinin yarım müdd (bir avuçluk) bağışının yerini tutmaz
    Kaynağı: Sahih-i Buhari 5/10; Sahih-i Müslim 4/1961, 1967
    Kaynaklarda geçen şekli: Benim ashabıma hakaret etmeyiniz! Sizden birisi eğer Uhud Dağı kadar altın nafaka ve sadaka verse de benim Ashabımın birinin yanın sa'ı kadar da değildir. (Buhari)
  5. Risalede Nasıl Geçtiği: Dünya muhabbeti bütün hataların başıdır.
    Kaynağı: Mişkat-ül Masabih hadis no: 5213, 2/659; Ez-Zühd - İbn-i Hanbel sh: 111;
    Kaynaklarda geçen şekli: Aynı şekilde
  6. Risalede Nasıl Geçtiği: Âhir zamanda beni görmeyen ve iman getiren, daha ziyade makbuldür.
    Kaynağı: Müstedrek-ül Hakim 3/41 ve 4/88; Cem'-ül Fevaid 2/708; Müsned-i Ahmed 5/248, 257 ve 264
    Kaynaklarda geçen şekli: Ne mutlu o adama ki beni gördü iman etti, yedi defa ne mutlu o adama ki beni görmeden bana iman etti
  7. Risalede Nasıl Geçtiği: Bid’aların revacı hengâmında ehl-i iman ve takvadan bir kısım suleha, sahabe derecesinde veya daha ziyade efdal olabilir.
    Kaynağı: Mişkat-ül Masabih hadis no: 6281; Müsned-i Ahmed 2/408, 3/71 ve 4/155; Cem'-ül Fevaid 1/942
    Kaynaklarda geçen şekli: Ey Ebu Bekir, keşke ben ihvanımla karşılaşsaydım. Ben onları seviyorum. Çünki onlar beni görmeden beni tasdik edecekler ve beni seveceklerdir. Hatta ben onların birisinin yanında, evlad ve valideyninden de sevgili olacağım. (Cem-ül Fevaid)
  8. Risalede Nasıl Geçtiği: Bütün saatleri, müthiş bir makamda bir saat nöbet tutan fedakâr bir neferin nöbeti gibidir ki amel az, ücreti çok, kıymeti yüksektir.
    Kaynağı: El-Metalib-ül Afiye 4/146; Cem'-ül Fevaid 2/96, 98 ve 99
    Kaynaklarda geçen şekli: Muhammed'in Ashabına hakaret etmeyiniz! Çünki onların birisinin bir saatlik ameli, sizin birinizin bir ömürlük amelinden daha efdaldir.
  9. Risalede Nasıl Geçtiği: Bir saat nöbet bir sene ibadet hükmündedir
    Kaynağı: Müstedrek-ül Hakim 2/8; Şerh-üs Siyer - İmam-ı Muhammed 1/10; Sahih-i İbn-i Hibban 7/16 ve 61, hadis no: 4584
    Kaynaklarda geçen şekli: Allah için bir saat beklemek, Leyle-i Kadr'i Hacer-ül Esved yanında kıyam etmekten hayırlıdır (İbn-i Hibban)

Cenab-ı Allah'ın Bu Risalede Geçen İsim, Sıfat ve Şuunatı

  1. Cenab-ı Hakk
  2. Hâlık
  3. Hâlık-ı semavat ve arz
  4. Kādıyü’l-Hâcat
  5. Rahman
  6. Semavat ve arzın Hâlık
  7. Yerler ve gökler Rabb’i

Peygamberimizin Bu Risalede Geçen İsim ve Sıfatları

  1. Âhir Zaman Peygamberi
  2. Ahmed
  3. Fahr-i Risalet
  4. Habibullah
  5. Hâtemü’l-Enbiya
  6. Muhammedü’l-Emin
  7. Resul-i Ekrem

Kur'an'ın Bu Risalede Geçen İsim ve Sıfatları

Bu Risalede Geçen Salavatlar

  1. اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَ سَلِّمْ عَلٰى مَنْ تَمَثَّلَ فٖيهِ اَنْوَارُ مَحَبَّتِكَ لِجَمَالِ صِفَاتِكَ وَ اَسْمَائِكَ بِكَوْنِهٖ مِرْاٰةً جَامِعَةً لِتَجَلِّيَاتِ اَسْمَائِكَ الْحُسْنٰى وَ مَنْ تَمَرْكَزَ فٖيهِ شُعَاعَاتُ مَحَبَّتِكَ لِصَنْعَتِكَ فٖى مَصْنُوعَاتِكَ بِكَوْنِهٖ اَكْمَلَ وَ اَبْدَعَ مَصْنُوعَاتِكَ وَ صَيْرُورَتِهٖ اَنْمُوذَجَ كَمَالَاتِ صَنْعَتِكَ وَ فِهْرِسْتَةَ مَحَاسِنِ نُقُوشِكَ وَ مَنْ تَظَاهَرَ فٖيهِ لَطَائِفُ مَحَبَّتِكَ وَ رَغْبَتِكَ لِاِسْتِحْسَانِ صَنْعَتِكَ بِكَوْنِهٖ اَعْلٰى دَلَّالٖى مَحَاسِنِ صَنْعَتِكَ وَ اَرْفَعَ الْمُسْتَحْسِنٖينَ صَوْتًا فٖى اِعْلَانِ حُسْنِ نُقُوشِكَ وَ اَبْدَعِهِمْ نَعْتًا لِكَمَالَاتِ صَنْعَتِكَ وَ مَنْ تَجَمَّعَ فٖيهِ اَقْسَامُ مَحَبَّتِكَ وَ اِسْتِحْسَانِكَ لِمَحَاسِنِ اَخْلَاقِ مَخْلُوقَاتِكَ وَ لَطَائِفِ اَوْصَافِ مَصْنُوعَاتِكَ بِكَوْنِهٖ جَامِعًا لِمَحَاسِنِ الْاَخْلَاقِ كَافَّةً بِاِحْسَانِكَ وَ لِلَطَائِفِ الْاَوْصَافِ قَاطِبَةً بِفَضْلِكَ وَ مَنْ صَارَ مِصْدَاقًا صَادِقًا وَ مِقْيَاسًا فَائِقًا لِجَمٖيعِ مَنْ ذَكَرْتَ فٖى فُرْقَانِكَ اِنَّكَ تُحِبُّهُمْ مِنَ الْمُحْسِنٖينَ وَ الصَّابِرٖينَ وَ الْمُؤْمِنٖينَ وَ الْمُتَّقٖينَ وَ التَّوَّابٖينَ وَ الْاَوَّابٖينَ وَ جَمٖيعِ الْاَصْنَافِ الَّذٖينَ اَحْبَبْتَهُمْ وَ شَرَفْتَهُمْ لِمَحَبَّتِكَ فٖى فُرْقَانِكَ حَتّٰى صَارَ اِمَامَ الْحَبٖيبٖينَ لَكَ وَ سَيِّدَ الْمَحْبُوبٖينَ لَكَ وَ رَئٖيسَ اَوِدَّائِكَ وَ عَلٰى اٰلِهٖ وَ اَصْحَابِهٖ وَ اِخْوَانِهٖ اَجْمَعٖينَ اٰمٖينَ بِرَحْمَتِكَ يَا اَرْحَمَ الرَّاحِمٖينَ
    Meali: Allahım! Esmâ-i Hüsnânın tecelliyâtına câmi' bir ayna oluşu sırrıyla, esmâ ve sıfâtının güzelliğine olan kudsî muhabbetinin envârı onda temessül eden, masnuâtının en ekmeli ve en bedîi, kemâlât-ı san'atının enmuzeci ve mehâsin-i nukuşunun fihristesi olması hasebiyle, masnuâtındaki san'atına olan kudsî muhabbetinin şuaları onda temerküz eden, mehâsin-i san'atının en âlî dellâlı, nukuşunun güzelliklerini ilân edenler arasında sesçe en yüksek oluşu ve kemâlât-ı san'atının en güzel medîhelerini dile getirişi sebebiyle, san'atının istihsânına muhabbet ve rağbetinin en latîf cilveleri onda tezahür eden, Senin ihsânın olan mehâsin-i ahlâkın kâffesini ve eser-i fazlın olan letâif-i evsâfın hepsini câmi' olması sırrıyla, mahlûkatının güzel ahlâkına ve masnuâtının latîf evsâfına olan muhabbet ve istihsânının aksâmı onda tecemmu eden, Furkan'ında muhsinlerden, sâbirlerden, mü'minlerden, müttakîlerden, tevvâbînden, evvâbînden ve Kendini onlara sevdirdiğin ve muhabbetinle onları şereflendirdiğin bilcümle esnâf-ı ibâdın için doğru bir mihenk ve fâik bir mikyas teşkil eden, ve öyle bir mihenk ve mikyas ki, Senin habiblerinin imamı ve Senin mahbublarının seyyidi ve Senin dostlarının reisi olan Zâta, bütün ashâbına ve ihvânına, salât ve selâm et. Âmin, rahmetinle ey Erhamürrâhimîn.
  2. اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِهٖ وَاَصْحَابِهٖ
    Meali: Allahım, Efendimiz Muhammed'e ve âl ve Ashabına rahmet et.
  3. اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ الَّذٖى قَالَ : اَصْحَابٖى كَالنُّجُومِ بِاَيِّهِمْ اِقْتَدَيْتُمْ اِهْتَدَيْتُمْ وَ خَيْرُ الْقُرُونِ قَرْنٖى وَ عَلٰى اٰلِهٖ وَ صَحْبِهٖ وَ سَلِّمْ
    Meali: Allahım! "Ashabım yıldızlar gibidir; hangisine uysanız doğru yolu bulursunuz" ve "Asırların en hayırlısı benim asrımdır" buyuran Efendimiz Muhammed'e, âline ve ashabına salât ve selâm olsun.
  4. اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَ سَلِّمْ عَلٰى رَسُولِكَ الَّذٖى قَالَ : لَاتَسُبُّوا اَصْحَابٖى لَوْ اَنْفَقَ اَحَدُكُمْ مِثْلَ اُحُدٍ ذَهَبًا مَا بَلَغَ نِصْفَ مُدٍّ مِنْ اَصْحَابٖى صَدَقَ رَسُولُ اللّٰهِ
    Meali: Allahım! "Ashabıma sövmeyin; sizden birisi Uhud Dağı kadar altın bağışlasa, Ashabımdan birinin yarım müdd (bir avuçluk) bağışının yerini tutmaz" buyuran Resulüne salât ve selâm et.

Bu Risalede Geçen Dualar

Bu Risalede Geçen Zikirler

  1. سُبْحَانَ رَبِّىَ الْاَعْلٰى
    Meali: Herşeyden nihayetsiz derecede yüce olan Rabbimi bütün noksanlardan tenzih ederim.

Bu Risalede Geçen Emir ve Tavsiyeler

Bu Risalede Geçen Darb-ı Meseller/Deyimler

  1. Elini uzatmak

Bu Risalede Geçen Düstur, Kaide ve Tespitler

  1. اِنَّ الضَّرُورَاتِ تُبٖيحُ الْمَحْظُورَاتِ (Meali: Zaruret haramı helâl derecesine getirir.) (Müsned-ül Firdevs 5/123)
  2. İçtihad kapısı açıktır. Fakat şu zamanda oraya girmeye altı mani vardır.
  3. Dinin zaruriyatı ki içtihad onlara giremez.
  4. Şu zamanda, medeniyet-i Avrupa’nın tahakkümüyle, felsefe-i tabiiyenin tasallutuyla, şerait-i hayat-ı dünyeviyenin ağırlaşmasıyla, efkâr ve kulûb dağılmış, himmet ve inayet inkısam etmiştir. Zihinler maneviyata karşı yabanileşmiştir.
  5. Şeriat semaviyedir ve içtihadat-ı şer’iye dahi onun ahkâm-ı mestûresini izhar ettiğinden semaviyedir
  6. Bir hükmün hikmeti ayrıdır, illeti ayrıdır. Hikmet ve maslahat ise tercihe sebeptir, icaba, icada medar değildir. İllet ise vücuduna medardır.
  7. Zaruret eğer haram yoluyla olmamış ise haramı helâl etmeye sebebiyet verir.
  8. Siyaset-i hazıra, o kadar çok yalan ve hile ve şeytanet içine girmiş ki vesvese-i şeyatîn hükmüne geçmiştir.
  9. Şu zamanda, kizb ve sıdkın ortasındaki mesafe o kadar kısalmış
  10. Siyaset propagandası vasıtasıyla yalancılık, doğruluğa tercih ediliyor.
  11. Asırlara göre şeriatlar değişir.
  12. Ahkâm-ı şer’iyenin teferruat kısmı, ahval-i beşeriyeye bakar.
  13. Bir kıtada bir asırda, ayrı ayrı peygamberler ve şeriatlar bulunurmuş.
  14. Enbiyadan sonra nev-i beşerin en efdali sahabe olduğu,…
  15. Cüz’î fazilette ve hususi bir kemalde, mercuh racihe tereccuh edebilir.
  16. Sohbette insibağ ve in’ikas vardır.
  17. O zamandan sonra, gitgide ve gele gele sıdk ve kizb ortasındaki mesafe azala azala, omuz omuza geldi.
  18. Propaganda-i siyaset, yalana fazla revaç verdi.
  19. Nübüvvetin velayete nisbeti, güneşin ayn-ı zatıyla, âyinelerde görülen güneşin misali gibidir.
  20. Fena-i nefisten sonra, ubudiyet-i evliya besatet peyda eder.
  21. Tarîkatlar, hakikatlerin yollarıdır.

Bu Risalede Geçen Halk Dili İfadeler

  1. Amele, tarz-ı maişet itibarıyla ecnebi kadınlarla ihtilata, temasa ve bir ocak yanında oturmaya ve mülevves şeylerin içine karışmaya müptela olduğundan; sanat ve maişet itibarıyla, tabiat ve nefs-i emmaresi meydanı boş bulup tecavüz edebilir.
  2. Heyhat! Değil bunlar gibi insan suretindeki hayvanlar, belki hakiki insanlar ve hakiki insanların en kâmilleri olan evliyanın büyükleri; sahabenin küçüklerine karşı müsavat davasını kazanamadıkları, gayet kat’î bir surette Yirmi Yedinci Söz’de ispat edilmiştir.

Bu Risalede Geçen Edebi ve Dikkat Çekici İfadeler

  1. Hattâ o derece şu fıtrî ders tenvir ediyordu ki yakın idi ki kesbsiz içtihada kabiliyeti ola, ateşsiz nurlana…
  2. İşte en çirkin şey, en güzel şeylerle beraber bir dükkânda, bir fiyatla satılsa elbette pek âlî olan ve hakikat cevherine giden sıdk ve hak pırlantası, o dükkâncının marifetine ve sözüne itimat edip körü körüne alınmaz.
  3. Âhir Zaman Peygamberinin gelmesiyle, insanlar güya iptidaî derecesinden idadiye derecesine terakki ettiğinden çok inkılabat ve ihtilatat ile akvam-ı beşeriye bir tek ders alacak, bir tek muallimi dinleyecek, bir tek şeriatla amel edecek vaziyete geldiğinden, ayrı ayrı şeriata ihtiyaç kalmamıştır, ayrı ayrı muallime de lüzum görülmemiştir.
  4. Eğer beşerin ekseriyet-i mutlakası bir mekteb-i âlînin talebesi gibi bir tarz-ı hayat-ı içtimaiyeyi giyse, bir seviyeye girse o vakit mezhepler tevhid edilebilir. Fakat bu hal-i âlem, o hale müsaade etmediği gibi mezahib de bir olmaz.
  5. Kırk dakikada bir sahabenin kazandığı fazilete ve makama, kırk günde, hattâ kırk senede başkası ancak yetişebilir.
  6. Bütün efkâr-ı âmme-i İslâmiye, imanınıza kuvvet ve senet olduğu halde; Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın şecere-i tûba-i nübüvvetinin çekirdeği olan beşeriyeti ve suret-i cismaniyesini değil belki umum envar-ı İslâmiye ve hakaik-i Kur’aniye ile nurani muhteşem şahs-ı manevîsini bin mu’cizat ile muhat olarak akıl gözüyle gördüğünüz halde, bir Avrupa feylesofunun sözüyle vesveseye ve şüpheye düşen imanınız nerede? Bütün âlem-i küfrün ve Nasâra ve Yehud’un ve feylesofların hücumlarına karşı sarsılmayan sahabelerin imanları nerede?
  7. İnsan-ı kâmil odur ki: Bütün o letaifi; kendilerine mahsus ayrı ayrı tarîk-ı ubudiyette, hakikat canibine sevk etmek ile sahabe gibi geniş bir dairede, zengin bir surette, kalp bir kumandan gibi letaif askerleriyle kahramanane maksada yürüsün.

Bu Risalede Bahsi Geçen Şahıslar, Eserleri ve Eserlerinden Alıntılar

  1. Ashab-ı Kehf: Yâ Resulallah, nasıl olur ki Ashab-ı Kehfin köpeği,
    senin ashabınla beraber Cennete girsin?
    O Cennette, ben Cehennemde revâ mıdır bu?
    O Kehf Ashabının köpeği, ben senin ashabının...
  2. Celaleddin-i Suyuti: Celaleddin-i Süyûtî gibi uyanık iken çok defa sohbet-i Nebeviyeye mazhar olan veliler, Resul-i Ekrem (asm) ile yakazaten görüşseler ve şu âlemde sohbetine müşerref olsalar, yine sahabeye yetişemiyorlar.
  3. Es-Seyyid-ül Buhari: Tarîkatların içerisinde en meşhur ve en yüksek ve cadde-i kübra iddia olunan tarîk-ı Nakşibendî hakkında, o tarîkatın kahramanlarından ve imamlarından bazıları esasını böyle tarif etmişler. Demişler ki: ... Tarîk-ı Nakşî’de dört şeyi bırakmak lâzım. Hem dünyayı hem nefis hesabına âhireti dahi maksud-u hakiki yapmamak hem vücudunu unutmak hem ucbe, fahre girmemek için bu terkleri düşünmemektir. (Tefsir-i Ruh-ul Beyan - Burusevi)
  4. Hanefi Mezhebi: Hanefî mezhebine göre imam arkasında Fatiha okunmaz.
  5. Hıristiyanlık: Bütün âlem-i küfrün ve Nasâra ve Yehud’un ve feylesofların hücumlarına karşı sarsılmayan sahabelerin imanları nerede?
  6. İmam-ı A'zam: İmam-ı A’zam’a ittiba edenler, ekseriyet-i mutlaka itibarıyla, İslâmî hükûmetlerin ekserisi, o mezhebi iltizam etmesiyle medeniyete, şehirliliğe daha yakın
  7. İmam-ı Şafii: Hikmet-i İlahiyenin tensibiyle İmam-ı Şafiî’ye ittiba eden, ekseriyet itibarıyla Hanefîlere nisbeten köylülüğe ve bedevîliğe daha yakın olup…
  8. İmam-ı Şa'rani ve Mi'zan-ı Şarani: Mizan-ı Şa’ranî mizanıyla, şeriat mizanlarını bu suretle muvazene edebilirsen et.
  9. Mevlana Cami: Mevlana Câmî’nin dediği gibi derim:
    Yâ Resulallah, nasıl olur ki Ashab-ı Kehfin köpeği,
    senin ashabınla beraber Cennete girsin?
    O Cennette, ben Cehennemde revâ mıdır bu?
    O Kehf Ashabının köpeği, ben senin ashabının...
  10. Muhyiddin-i Arabi: Bir zaman kalbime geldi, niçin Muhyiddin-i Arabî gibi hârika zatlar sahabelere yetişemiyorlar?
  11. Müseylime-i Kezzab: Esfel-i safilîndeki Müseylime-i Kezzab’ın derekesinden, a’lâ-yı illiyyînde olan Hazret-i Peygamber aleyhissalâtü vesselâmın derece-i sıdkı kadar bir ayrılık görülmüştür.
    Müseylime’nin maskara-âlûd muzahrefat dükkânındaki kizb…
    Kizb ve şer ve bâtılın dellâlı ve numunesi olan Müseylime-i Kezzab ve maskaraca kelimeleri olduğundan, fıtraten hissiyat-ı ulviye sahibi ve maâlî-i ahlâka meftun ve izzet ve mübahata meyyal olan sahabeler, elbette ihtiyarlarıyla, kizb ve şerre ellerini uzatıp Müseylime derekesine düşmemişler.
    Öyle de asr-ı saadette hayat-ı içtimaiye-i insaniyenin çarşısında, kizb ve şer ve küfür gibi maddeler, şakavet-i ebediye gibi neticeleri ve Müseylime-i Kezzab gibi süflî maskaraları tevlid ettiğinden,…
  12. Nakşibendi Tarikatı: Tarîkatların içerisinde en meşhur ve en yüksek ve cadde-i kübra iddia olunan tarîk-ı Nakşibendî…
  13. Sahabe:
  14. Süfyan İbn-i Uyeyne: şu zamanda birisi; dört yaşında Kur’an’ı hıfzedip, âlimlerle mübahase eden Süfyan İbn-i Uyeyne olan bir müçtehidin zekâsında bulunsa, Süfyan’ın içtihadı kazandığı zamana nisbeten, on defa daha fazla zamana muhtaçtır. Süfyan, on senede içtihadı tahsil etmiş ise şu adam yüz seneye muhtaçtır ki tahsil edebilsin. Çünkü Süfyan’ın iptida-i tahsil-i fıtrîsi sinn-i temyiz zamanından başlar.
    Yirmi Yedinci Söz’ün içtihad bahsinde, Süfyan İbn-i Uyeyne ile onun zekâveti derecesinde birinin muvazenesinde ispat etmişiz ki Süfyan’ın on senede kazandığını, öteki yüz senede kazanamıyor.
  15. Şafii Mezhebi: Şafiî mezhebine göre “Kadına temas ile abdest bozulur, az bir necaset zarar verir.”
  16. Yahudilik: Bütün âlem-i küfrün ve Nasâra ve Yehud’un ve feylesofların hücumlarına karşı sarsılmayan sahabelerin imanları nerede?

Bu Risalede Bahsi Geçen Yerler

  1. Çin: Hem cahil, vahşi bir adam, bir gün sohbet-i Nebeviyeye mazhar olur; sonra Çin ve Hint gibi memleketlere giderdi, o mütemeddin kavimlere muallim-i hakaik ve rehber-i kemalât olurdu.
  2. Hindistan: Hem cahil, vahşi bir adam, bir gün sohbet-i Nebeviyeye mazhar olur; sonra Çin ve Hint gibi memleketlere giderdi, o mütemeddin kavimlere muallim-i hakaik ve rehber-i kemalât olurdu.

Bu Risalede Bahsi Geçen Hadiseler

İlgili Resimler/Fotoğraflar

İlgili Maddeler/Kategoriler

Önceki Risale: Yirmi Altıncı SözSözlerYirmi Sekizinci Söz: Sonraki Risale

Kaynakça