Ahzab Suresi

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
(Sure-i Ahzab sayfasından yönlendirildi)
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Önceki Sure: Secde SuresiKur'ânSebe Suresi: Sonraki Sure

Bu sureyi Ahzab suresi okuma sayfasında mealiyle beraber okuyabilirsiniz

İlgili diğer maddeler için Hizb (Tavzih) sayfasına bakın

Ahzab (الاحزاب) Suresi Kur'ân-ı Kerim'in 33. suresi olup Secde ve Sebe sureleri arasında yer alır. Surenin adı olan ahzâb kelimesiyle Medine'yi kuşatmaya gelip Hendek Gazvesi’ne sebep olan müttefik düşman kuvvetleri kastedilmiştir. Bu sebeple Hendek Gazvesi’nin bir adı da Ahzâb Gazvesi’dir. Bu savaşta müşrikler muvaffak olamadı ve bir daha müslümanlara karşı taarruza geçemediler ve neticede Müslümanlık Arabistan’da hızla yayılmaya başladı. Daha önce Mekke devrinde nâzil olan sûreler İslâmiyet’in parlak geleceğini müjdelerken, Müslümanlığın güçlenmeye başladığı sıralarda gelen bu sûre müslümanlara yönelik maddî ve kültürel tehlikelere dikkat çekmekte, çeşitli dinî cemaatler arasında kendilerine mahsus özelliklerle ayrı bir sosyal yapıya sahip olan müslüman toplumunun sağlam temellere dayanması gereğini ortaya koymaktadır. Bundan dolayıdır ki sûre içinde nesep, miras, nikâh, boşanma, giyim kuşam, görgü ve eğitim gibi hukuk ve ahlâkla ilgili âyetler bulunmaktadır. Bu surede gelenekçi ve dar çerçeveli aşiret düzeninden iman, eğitim, ahlâk ve hukuk temelleri üzerine kurulu geniş çerçeveli ve ileri bir toplum düzenine geçişin cihanşümul ilkelerini getirilmiştir.[1]

Ahzab suresinin 37. ayetinde Kur'an'da adı geçen tek sahabi olan Zeyd bin Hârise'nin adı geçer. Zeyd Peygamberimizin azadlı kölesi idi. Resûlullah çok sevdiği Zeyd'i halasının kızı Zeyneb binti Cahş ile nikâhladı. Fakat Zeyneb, Zeyd ile geçinemedi ve Hz. Zeyd onu boşadı. Cenab-ı Allah yine aynı ayetteki emir ile Peygamberimizi Hz. Zeynep ile nikahladı. Bu bir semavi akit ile ve sırf kaderin hükmüyle olup Peygamberimizin nefsinin arzusuyla değildir. Zira Zeyneb Peygamberimizin halasının kızı olup Peygamberimiz onu her zaman görüyordu ve isteseydi onunla Zeyd'den önce kendisi evlenebilirdi. Bu ilahi nikahın hikmetlerini izah eden Bediüzzaman Peygamberin ümmetine "evladım" demesinin peygamberlik cihetinden olduğunu ve şahsiyet itibarıyla müslümanların babası olmadığından azadlı kölesinin boşadığı kadınla evlenebileceğini ve ayrıca Peygamberimizin ümmetine şefkatle babaları gibi davrandığını, ümmetinin de ona baba gibi baktığını ama şahsiyet itibariyle babaları olmadığından mü'minlerin kızlarıyla evlenebileceğini beyan eder.

Risale-i Nur'da Ahzab Suresi ve ayetleri hakkındaki dersler

  • Ahzab suresinde küffar kabilelerinin ittifak edip müslümanlara saldırmalarından bahis geçer. Birçok sure kelime sayısıyla o tarihlerdeki hadiselere işaret eder. Ahzab suresinin de 1.282 olan kelime sayısı bu tarihlerde olan hadiselere işaret eder. Nitekim küffar devletler 1200'den sonra İslam'a saldırmışlar, özellikle 1293'te Rusları saldırtmışlardı.
  • Kur'an'daki Allah lafızlarının (lafzullah) her sayfada kaç defa geçtiği ile ilgili tevafuk vardır. Bir sayfadaki lafzullah sayısı bazen karşısındaki sayfada, bazen bir arka sayfada, bazen arka sayfasının karşısındaki sayfada, bazen bir yaprak atladıktan sonraki sayfada geçen lafzullahın sayısına, bazen de iki sayfada geçen lafzullahın sayılarının toplamına tevafuk eder. Mesela Ahzab suresinin yer aldığı Kur'an'ın 422. sayfasındaki 16 lafzullah bir önceki sayfadaki 10 ve bir önceki sayfanın karşı sayfasındaki 6 lafzullahın sayısının toplamına tevafuk eder.
  • Yine aynı sayfa (422) Kur'an'da bir sayfada Allah lafzının en çok geçtiği (16 adet) sayfadır. "Allah'ı çokça zikredin." mealindeki Ahzab suresinin 41. ayetinin de bu sayfada yer alması manidardır. Bu sayfayı okuyanlar bu sayfadaki bu emre de bir nevi uymuş olmaktadır. İlk 5 satırdaki ve 7.-12. satırlardaki toplam 11 lafzullah aynı hizadadır. 14. satırda Türkçe "O" anlamında olup Cenab-ı Allah için kullanılan "Hüve (هُوَ)" kelimesi de bu 11 lafzullah ile aynı hizadadır. Bu Hüve kelimesinin ebced değeri 11'dir (He harfi için 5 + vav harfi için 6). Böylece ilk 5 satır ve arada bir satır atladıktan sonra 6 satır ve yine bir satır atladıktan hüve kelimesinin gelmesi (5 + 6 = 11) tevafuğa bir letafet katar (Bu sayfanın resmi aşağıdadır).
  • Peygamberimiz giydiği mübarek abâsını kendisiyle beraber Hz. Ali, Hz. Fatma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in üstlerine örterek (hepsine beraberce Hamse-i Âl-i Abâ denilir) Ahzab suresinin 33. ayetinde geçen "Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor." mealindeki duayı yapmasının hikmeti 14. Lema'da izah edilmiştir.
  • Ahzab suresinin 37. ayetinde Cenab-ı Allah'ın Peygamberimizi Hz. Zeynep ile nikahladığı hükmü geçer. Bunun hikmetleri 7. Mektup'ta ve 25. Söz'de izah edilmiştir.
  • Ahzab suresinin 40. ayetinde geçen "Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir." mealindeki ibarenin hikmetlerini 25. Söz'de izah eden Bediüzzaman ayetin Peygamberin pederane şefkatine itimat edip ibadette tembellik edilmemesi gerektiğine ve Peygamber’in neslinin oğullarından değil kızından devam edeceğine işaret ettiğini söyler.
  • Bediüzzaman'ın bir talebesi Ahzab suresinin 41. ila 47. ayetlerinden Bediüzzaman'a ve Risale-i Nur'a işaretler çıkarmıştır. Bu mektup Barla Lahikasındadır.
  • Bediüzzaman Kastamonu Lahikasındaki bir mektubunda adalet-i İlahiyenin İslâmiyet’e ihanet eden mimsiz medeniyete büyük bir azab-ı manevî verdiği ahir zamanda birinci vazifenin imanı kurtarmak olduğunu beyan eder ve Ahzab suresinin 47. ayetinde geçen "Büyük bir lütf" ve Maide suresinin 54. ayetinde geçen "Bu, Allah'ın, dilediğine verdiği lütfudur." mealindeki ibarelerinin bu zamanın en büyük fütuhatının Risaletü’n-Nur’un manevî fütuhat-ı imaniyesini olduğu meüjdesini verdiğini söyler.
  • Bediüzzaman "Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle." mealindeki Ahzab suresinin 59. ayetinin tesettürü emrettiğini beyan ederek bozuk medeniyetin Kur’an’ın bu hükmüne itiraz ettiğini ve tesettürü fıtrî görmeyip “Bir esarettir.” dediklerini nakleder ve Kur’an'ın bu hükmünün tam fıtrî olduğunu delâlet eden çok hikmetlerinden dört hikmetini Tesettür Risalesi namındaki 24. Lema'da izah eder.
  • Ahzab suresinin 65. ayetinde ve daha pek çok ayette (Kur'an'da toplam 40 ayette) bazen cennetlikler bazen de cehennemlik için kullanılan "Hâlidîne Fîhâ (Ebedâ)" ([Orada] ebedi kalırlar) ifadesinin izahına ve ayrıca kafirlerin sınırlı dünya hayatını kafir olarak geçirmelerine karşılık cehennemde daimi kalmalarının Allah'ın hikmeti açısından uygun olduğu ve Allah'ın merhametine aykırı olmadığının izahına dair bahisleri topluca bu sayfada okuyabilirsiniz.
  • "Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir." mealindeki Ahzab suresinin 72. ayetini zikreden Bediüzzaman gök, zemin ve dağın tahammülünden çekindiği ve korktuğu emanetin müteaddid vücuhundan bir ferdinin ve bir vechinin ene olduğunu söyler ve bu ayetin büyük hazinesinden tek bir cevherini Ene Risalesi namındaki 30. Söz'de izah eder.
  • Hadiste arş, yer ve göklere nezaret eden melekler ile sair bir kısım meleklerin 40.000 başlı olduğu, her bir başta 40.000 dil ile ve her bir dilde 40.000'ler tarzda tesbihat ettiklerini beyan edilir. Bediüzzaman bu hakikata çıkabilmek için 14. Söz'de Sad suresinin 18. ayetinde geçen "Doğrusu biz onunla beraber tesbih eden dağları onun emri altına vermiştik." mealindeki ibare, İsra suresinin 44. ayetinde geçen "Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O'nu tesbih eder." mealindeki ibare ve Ahzab suresinin 72. ayetinde geçen "Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik." mealindeki ibareyi zikrederek bir misalle izahta bulunur.
  • İsra suresinin 70. ayetinde geçen "Biz, hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık." mealindeki ibare ile Ahzab suresinin 72. ayetinde geçen "Doğrusu o (insan) çok zalim, çok cahildir." mealindeki ibarenin nasıl bağdaştığı 26. Mektup'ta izah edilmiştir.

Bilgiler

İsminin Anlamı ve Kaynağı: Adını, 20 ve 22. âyetlerinde geçen ahzâb kelimesinden almıştır. Ahzâb, “parça, kısım; cemaat; silâh ve harp aleti” gibi anlamlara gelen hizb kelimesinin çoğuludur. Sûrede geçen ahzâb kelimesiyle, Hz. Peygamber’e karşı savaşmak üzere toplanıp Medine’yi kuşatmaya gelen ve Hendek Gazvesi’ne sebep olan müttefik düşman kuvvetleri kastedilmiştir.

Diğer İsimleri:

Kur'ân'daki Sırası: 33

Kur'ân'daki Yeri: 21. cüz, 417. sayfa

Mekkî/Medenî: Medenî[1]

Nuzül (İnme) Sırası: 90

Kendisinden Önce Nazil Olan Sure: Al-i İmran Suresi

Kendisinden Sonra Nazil Olan Sure: Mümtehine Suresi

Nuzülü (İnme) Hakkındaki Bilgiler: [1]

Uzunluğu: 10,0 sayfa

Ayet Sayısı: 73

Satır Sayısı: 150

Kelime Sayısı: 1.282 (Rumuzat-ı Semaniye)[2], 1.287[3]

Harf Sayısı: 5.700 (Rumuzat-ı Semaniye)[4], 5.675[3]

Fasıla Harfleri: Elif, Lam (Sadece 4. âyetin sonunda “lâm” harfi vardır)

Bölüm (Ayn Durakları) Sayısı: 9

Secde Ayeti: -

Allah lafzı sayısı (Besmele hariç): 90

Rahman ismi sayısı (Besmele dahil): 1

Rahim ismi sayısı (Besmele dahil): 7

Rab ismi sayısı: 3

İçinde Kur'an kelimesi geçen ayetler: -

Hizb-ül Kur'an'da Geçen Ayetler Listesi: Ahzab Suresindeki Hizb-ül Kur'an Ayetleri (18 ayet)

Bu ayetleri okumak için: Hizb-i Azam-ı Kur'an, Ahzab Kısmı

Münâcât-ül Kur'an'da İktibas Edilen Ayetler: 4., 25., 45. ve 64. ayetler (4 ayet)

Risale-i Nur'da Geçen Ayet Sayısı: 13 (Bkz. Ahzab Suresinin Risale-i Nur'da Geçen Ayetleri listesi)

Risale-i Nur'da Tamamı Geçen Ayetler: 2., 41., 42., 43., 44., 45., 46., 47. ve 72. ayetler (Toplam 9 ayet)

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği

İsm-i Celal’in tevafukat-ı adediyesi hem muntazamdır hem manidardır fakat bir parça dikkat ister. Çünkü risalelerde görünen tevafuk gibi daima sahife sahifeye bakmıyor. Bazen sahife mukabiline değil belki bir arkasına veya arkasının mukabiline bakar. Bazen bir yaprak atlar, bazen bir sahife iki sahifenin mecmuuna bakar.

Mesela, Otuz beşinci sahifede on üç adet lafza-i Celal gelir. Arkasına sekiz, sonra beş geliyor. Demek o on üç adet bu iki rakama birden bakar ki o da on üç ediyor ve hâkeza…

Hem bazen bir sahife, iki sahifenin mecmuuna bakmakla beraber aynı suretinde iki adet gelir, her biri onun bir cüzünü gösterir. Mesela, Sure-i Tevbe’de 188. sahifede on altı lafza-i Celal geliyor, arkasında altı geliyor, altının arkasında on geliyor. Beraber yukarıdan okunsa on altı olur, tevafuk eder.

Sure-i Ahzab’ın yine sahife dört yüz yirmi ikide on altı ism-i Celal geliyor. Zahirî tevafuku yok. Halbuki bir sahife daha evvel on gelir ve mukabilinde altı var, terkip edilse on altı olur tevafuk eder.

(Barla L.)


Risale-i Nur’un faal bir şakirdi olan Ahmed Nazif Çelebi’nin bir istihracıdır ve bir fıkrasıdır. Bunu hem Birinci Şuâ’nın Otuz İkinci Âyeti olarak ve hem Yirmi Yedinci Mektup’un fıkralarında kaydetmek münasip görüldü

O kendisi diyor: Gelen âyetleri hâfızdan dinledim. Sure-i Ahzab’dan:

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا اللّٰهَ ذِكْرًا كَثٖيرًا

وَ سَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَ اَصٖيلًا

هُوَ الَّذٖى يُصَلّٖى عَلَيْكُمْ وَ مَلٰٓئِكَتُهُ لِيُخْرِجَكُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَ كَانَ بِالْمُؤْمِنٖينَ رَحٖيمًا

تَحِيَّتُهُمْ يَوْمَ يَلْقَوْنَهُ سَلَامٌ وَ اَعَدَّ لَهُمْ اَجْرًا كَرٖيمًا

يَٓا اَيُّهَا النَّبِىُّ اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَ مُبَشِّرًا وَ نَذٖيرًا

وَ دَاعِيًا اِلَى اللّٰهِ بِاِذْنِهٖ وَ سِرَاجًا مُنٖيرًا

وَ بَشِّرِ الْمُؤْمِنٖينَ بِاَنَّ لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ فَضْلًا كَبٖيرًا

Bu âyetlerde Risale-i Nur’a îma ve remiz ve belki işaret var diye hissettim.

Evet, madem bu âyet gibi vazife-i risalet ve davete bakan âyetler her asra bakıyorlar ve her asırda efradları ve mâsadakları var.

Ve madem bu âyetlerde, Resul-ü Ekrem’e (asm) verilen sıfatlar ve unvanlar her zamanda cereyanı ve her bir asırda hükmetmek haysiyetiyle o unvanların altında mana-yı remziyle Risale-i Nur gibi o vazifeyi yerine getiren eserler ve zatlar bu gibi âyâtın daire-i şümullerine girmeleri, Kur’an’daki i’caz-ı manevîsinin şe’nidir belki muktezasıdır ve lâzımıdır.

Madem Risale-i Nur, bu acib asırda müstesna bir surette bu âyetin işaret ettiği vazifeyi yapıyor ve manasının daire-i külliyesinde bir ferdidir.

Elbette müteaddid emareler ve gizli karineler ile diyebiliriz ki bu âyette dahi Birinci Şuâ’nın sair otuz bir adet âyetleri gibi Risale-i Nur’a mana-yı işariyle bakar. Şöyle ki:

لِيُخْرِجَكُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَ كَانَ بِالْمُؤْمِنٖينَ رَحٖيمًا cümlesi, mana-yı işarîsiyle diyor: Bin üç yüz yetmişe kadar tecavüz eden en karanlık bir zulüm, en karanlık bir zulmetten sizi ey ehl-i iman ve’l-Kur’an, Kur’an’dan gelen Nurlara ve imanın ışıklarına çıkaran ve isminde Nur ve manasında rahîmiyet bulunan ve ism-i Nur ve ism-i Rahîm’in mazharı olan bir lem’a-i Kur’aniyeye ve bu asrımıza bakıp îma ediyor.

Mana mutabakatından başka bir emare ve karinesi budur ki: اِلَى النُّورِ وَ كَانَ بِالْمُؤْمِنٖينَ رَحٖيمًا fıkrasının (şedde ve tenvin sayılır) makam-ı cifrîsi dokuz yüz kırk yedi (947) edip Risaletü’n-Nur isminin makamı olan dokuz yüz kırk yedi adedine tam tamına tevafuk ediyor.

اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَ مُبَشِّرًا cümlesi (şeddeler sayılmaz ve âhirde tenvin vakıftır, elif sayılır) makam-ı cifrîsi ki bin üç yüz yirmi üç (1323) tarihini gösterir. O tarihte, merkez-i hilafette dehşetli bir inkılabın mebde-i infilaki içinde, yeise düşen ehl-i imana müjde verip İslâmiyet’in hakkaniyetine ve kuvvetine kuvvetli şehadet eden ve veraset-i nübüvvet noktasında davette bulunan hakiki bir şahide işaret eder.

وَ نَذٖيرًا وَ دَاعِيًا اِلَى اللّٰهِ cümlesi (Hâşiye[5]) (tenvinler vakıf olmadığından sayılırlar) makam-ı cifrîsi, bin iki yüz elli altı (1256) tarihini göstermekle, bu asırda ve bu zamandaki İslâmiyet’in inhisafını bir asır evvel ihzar eden mukaddimatına bakarak وَدَاعِيًا اِلَى اللّٰهِ kelimesi yüz doksan bir (191) ederek Risale-i Nur’un bir hakiki ismi olan Bedîüzzaman’ın makam-ı cifrîsi bulunan yüz doksan bir (191) adedine tam tamına tevafukla îma eder ki Risale-i Nur dahi o inhisaf içinde bir “dâî-i ilallah”tır.

بِاِذْنِهٖ وَ سِرَاجًا مُنٖيرًا (Hâşiye[6]) ve yalnız سِرَاجًا مُنِيرًا kelimesi ise tam tamına Risale-i Nur’un bir ismi olan “Siracünnur”a lafzen ve manen ve cifren tevafukla bakar. مُنٖيرًا daki “mim” “ye” النُّورِ daki şeddeli “nun”a mukabildir. Evet, İmam-ı Ali (ra) keramet-i gaybiyesinde, Risale-i Nur’a “Siracünnur” namını vermesi, bu âyetin bu fıkrasından mülhemdir denilebilir ve çekinmeyerek deriz.

وَ بَشِّرِ الْمُؤْمِنٖينَ بِاَنَّ لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ cümlesi (şedde sayılmak cihetiyle) makam-ı cifrîsiyle bin üç yüz elli dokuz (1359) tarihini göstermekle, bu asrımızın tam bulunduğumuz bu senesine bakarak ehl-i imana bir büyük ihsanı var diye mana-yı remziyle haber veriyor.

Biz bakıyoruz, bu zamanda en büyük ihsan, imanı kurtarmaktır. Ve görüyoruz, imanı hârika bürhanlarla kurtaran –başta– Risale-i Nur’dur. Demek bu zamana nisbeten bir “fazl-ı kebir” de odur.

Bu işareti kuvvetlendiren şudur: فَضْلًا كَبٖيرًا daki فَضْلًا kelimesi, dokuz yüz altmış (960) edip Risaletü’n-Nur’un bu ismi, izafeden tavsif tarzına geçmekle Risaletü’n-Nuriye olup makamı olan dokuz yüz altmış iki (962) adedine manidar iki farkla tevafuku, onun başına remzen ve îmaen parmak basmasıdır.

İlahî yâ Rab! Sen Risale-i Nur’u ve Risale-i Nur Müellifi Üstadımız Said Nursî’yi ve Risale-i Nur talebe ve şakirdlerini ve mensuplarını, mahfaza-i hıfzında ve kale-i İlahiyen içinde muhafaza ve emin eyle, âmin! Ve hizmet-i Kur’an ve imanda sabit ve daim eyle, âmin! Ve bu kudsî hizmetlerinde, muvaffakıyetlerle yardım ve muavenetler ihsan eyle, âmin! Ve Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan-ı Azîmüşşan’ın sırr-ı a’zamına, marifetullah, muhabbetullah ve muhabbet-i Resulullah sırr-ı kudsîsine ve حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكٖيلُ sırr-ı uzmasına ve rızaullah ve rü’yet-i cemalullah lütuf ve ihsanına mazhar eyle, yâ Rabbe’l-âlemîn!..

وَ صَلَّى اللّٰهُ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلٰى اٰلِهٖ وَ اَصْحَابِهٖ وَ اَهْلِ بَيْتِهٖ اَجْمَعٖينَ الطَّيِّبٖينَ الطَّاهِرٖينَ اٰمٖينَ اٰمٖينَ بِحُرْمَةِ سَيِّدِ الْمُرْسَلٖينَ وَ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ

Fakir, âciz, zayıf, günahkâr, talebe ve hizmetkârınız İnebolulu Ahmed Nazif Çelebi

(Barla Lahikası)


Sure-i Kehf'in kelimat cihetinde muvafıklarından olan Sure-i Ahzab bin iki yüz seksen iki (1282) adediyle manidar bir işareti var. Şöyle ki:

Eski zamanda nasıl küffarın kabileleri Hazret-i Peygamber aleyhissalâtü vesselâma karşı ittifak edip, her bir hizb bir cihetten hücum etmek için niyet etmişlerdi. Öyle de 1282'de aynen küffar devletleri, ahzab gibi ittifak niyetiyle Rus devletini 1293'te âlem-i İslâmiyet'e saldırttılar. Şimdiye kadar müteselsil hâdisat-ı elîmeye sebebiyet verdiler. İşte Sure-i Ahzab'ın bu işaretine ve 1200'den sonra Kur'an aleyhinde ve İslâm aleyhinde müthiş hâdisata ve vukuatına birer birer işaret eden çok sureler onu teyid edip nazar-ı dikkati celb ediyorlar.

Mesela: Tenvirü'l-Mikbas tefsirine binaen nasıl ki Sure-i Ahzab 1282'ye nazar-ı dikkati celb ettiriyor, Sure-i Zümer 1192'ye nazarı çeviriyor. Sure-i Hacc 1291'de zelzeleli kıyamet-nümun hâdisatına ve Rus'un dehşetli hücuma hazırlandığı vakte nazar-ı dikkati celb ediyor. Sure-i Enbiya 1138 hâdisatına işaret ediyor. Sure-i Şuara 1267'den öteki muvafıklarının şehadetiyle haber veriyor. Sure-i Ez-Zariyat 1280 tarihinden sonraki fırtınalı vukuata hurufatıyla haber veriyor ve muvafıklarını şahit gösteriyor. Sure-i Neml 1149 tarihindeki vukuata baktırıyor. Ve Sure-i El-Kalem 1256 vukuatına işaret ediyor. Sure-i El-Müddessir 1010 tarihine yani elf-i sânînin başında başlayan hâdisat-ı İslâmiyeye قُمْ فَاَنْذِرْ fermanıyla evvel-i vahiydeki emri tekrar eder gibi bir surette şiddetli, ehl-i İslâm'ı teyakkuza davet ediyor. Ve hâkeza...

Bu üç misal gibi belki üç yüz misal var.

لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ *وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِاَسْرَارِ كِتَابِهٖ

(Rumuzat-ı Semaniye)

Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler

İlgili Resimler/Fotoğraflar

Ayetlerdeki Kelime ve Harf Sayıları

Ahzab Suresinin Ayetlerindeki Kelime ve Harf Sayısı[3]
Genel Ayet No Sure No Sure Ayet No Kelime Sayısı Harf Sayısı
3534 33 1 13 58
3535 33 2 12 43
3536 33 3 6 26
3537 33 4 28 121
3538 33 5 28 126
3539 33 6 29 139
3540 33 7 17 76
3541 33 8 8 40
3542 33 9 21 98
3543 33 10 16 75
3544 33 11 6 36
3545 33 12 13 57
3546 33 13 25 104
3547 33 14 14 61
3548 33 15 13 53
3549 33 16 15 57
3550 33 17 24 80
3551 33 18 14 67
3552 33 19 35 154
3553 33 20 23 101
3554 33 21 17 67
3555 33 22 18 84
3556 33 23 18 74
3557 33 24 16 70
3558 33 25 16 74
3559 33 26 16 75
3560 33 27 13 59
3561 33 28 15 77
3562 33 29 14 64
3563 33 30 16 66
3564 33 31 14 63
3565 33 32 19 80
3566 33 33 25 122
3567 33 34 14 56
3568 33 35 30 199
3569 33 36 24 91
3570 33 37 48 194
3571 33 38 22 75
3572 33 39 13 59
3573 33 40 17 65
3574 33 41 7 35
3575 33 42 3 16
3576 33 43 13 63
3577 33 44 8 34
3578 33 45 7 35
3579 33 46 6 29
3580 33 47 8 33
3581 33 48 12 56
3582 33 49 22 102
3583 33 50 61 257
3584 33 51 35 138
3585 33 52 25 84
3586 33 53 69 288
3587 33 54 11 39
3588 33 55 30 123
3589 33 56 13 62
3590 33 57 14 64
3591 33 58 12 65
3592 33 59 21 96
3593 33 60 19 86
3594 33 61 6 34
3595 33 62 12 43
3596 33 63 15 62
3597 33 64 7 28
3598 33 65 8 32
3599 33 66 11 54
3600 33 67 8 46
3601 33 68 8 38
3602 33 69 16 72
3603 33 70 8 40
3604 33 71 14 58
3605 33 72 18 89
3606 33 73 15 88
Toplam - 73 1.287 5.675

İçinde Allah lafzı en çok geçen ve tevafuklar içeren Kur'an'ın 422. sayfası

İlgili Maddeler/Sayfalar

İlgili Kategoriler

Kaynakça

  1. 1,0 1,1 1,2 https://islamansiklopedisi.org.tr/ahzab-suresi
  2. https://nurpedia.org/wiki/Risale:29._Mektubun_8._K%C4%B1sm%C4%B1_(Rumuzat-%C4%B1_Semaniye)#Birinci_Par%C3%A7as%C4%B1
  3. 3,0 3,1 3,2 https://binimad.com/wp-content/uploads/2020/11/Letters-and-Word-Count-of-The-Entire-Quran.pdf
  4. https://nurpedia.org/wiki/Risale:29._Mektubun_8._K%C4%B1sm%C4%B1_(Rumuzat-%C4%B1_Semaniye)#Birinci_Par%C3%A7as%C4%B1
  5. وَدَاعِيًا اِلَى اللّٰهِ kelimesi, Risale-i Nur’un hakiki bir ismi olan Bedîüzzaman’ın makamına tam tamına tevafuku ve manen mutabakatı olduğu gibi yalnız وَدَاعِيًا kelimesi de Risale-i Nur’un tercümanı olan Said ismine üç harf ile ittihat ve üç farkla tevafuk eder. Çünkü tenvin, elif ve vav mecmuu elli yedi “sin”den üç fark var.
    Risale-i Nur talebelerinden Küçük Abdurrahman Tahsin
  6. (Tenvinler elif sayılır) makamı (1330) edip Risale-i Nur’un fatihası olan İşaratü’l-İ’caz tefsirinin zuhur tarihine ve سِرَاجًا مُنِيرًا eğer birinci tenvin sayılsa (1380) ederek yirmi bir sene sonra Risale-i Nur, küre-i zemini ışıklandıracak bir sirac-ı münevver olacağına remzeder inşâallah.
    Risale-i Nur talebelerinden Tahsin