Şeytan: Revizyonlar arasındaki fark
Değişiklik özeti yok |
|||
| 32. satır: | 32. satır: | ||
''Buraya sadece yukarıda içeriği beyan edilen şeytan hakkındaki kapsamlı risaleler dışında kalan münferit bahisler alınmıştır'' | ''Buraya sadece yukarıda içeriği beyan edilen şeytan hakkındaki kapsamlı risaleler dışında kalan münferit bahisler alınmıştır'' | ||
===Meleklerin Hz. Adem'in Yaratılmasının Hikmetine Dair Sorularına İblisin Enaniyet ve Kibrinin Karışması=== | |||
Şöyle ki: [[Bakara 31|{{Arabi|وَعَلَّمَ اٰدَمَ الْاَسْمَٓاءَ}}]] cümlesi [[Bakara 29|{{Arabi|اِنّٖٓى اَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ}}]] cümlesinin mazmununu tahkik ve icmalini tafsil ve ibhamını tefsirdir. | |||
Ve keza Cenab-ı Hakk’ın arzında beşerin halife olması, Allah’ın hükümlerini icra ve kanunlarını tatbik etmesi içindir. Bu ise tam bir ilme mütevakkıftır. | |||
Ve keza birinci âyette kelâmın sevkiyatı iktizasınca şöyle bir takdir olacaktır: Âdem’i halk etti, tesviye etti, cesedine nefh-i ruh etti, terbiye etti, sonra esmayı talim etti ve hilafete namzet kıldı. Sonra vaktâ ki Âdem’i melaikeye tercih etmekle rüçhan meselesinde ve hilafet istihkakında ilm-i esma ile mümtaz kıldı; makamın iktizası üzerine, eşyayı melaikeye arz ve onlardan muarazayı talep etti; sonra melaike aczlerini hissetmekle Cenab-ı Hakk’ın hikmetini ikrar ettiler. Kur’an-ı Kerîm buna işareten [[Bakara 31|{{Arabi|ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلٰٓئِكَةِ فَقَالَ اَنْبِؤُنٖى بِاَسْمَٓاءِ هٰٓؤُلَٓاءِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ}}]] dedikten sonra, [[Risale:İşarat-ül İ'caz (Ayet-Hadis Mealleri)#772|{{Arabi|قَالُوا}}]] evvelce [[Şeytan|iblisin]] enaniyet ve kibrine kanarak yaptıkları istifsardan pişman olarak [[Bakara 32|{{Arabi|سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ}}]] dediler. Sonra vaktâ ki istidatlarının adem-i câmiiyetinden dolayı melaikenin aczi zahir oldu, makamın iktizası üzerine Âdem’in iktidarının beyanı icab etti ki muaraza tamam olsun. Bunun için [[Bakara 33|{{Arabi|قَالَ يَٓا اٰدَمُ اَنْبِئْهُمْ بِاَسْمَٓائِهِمْ}}]] hitabıyla Âdem’e ferman etti. Sonra vaktâ ki mesele tebeyyün etti ve hikmetin sırrı zahir oldu, geçen cevab-ı icmalînin bu tafsilata netice kılınması makamın iktizasından olduğuna binaen [[Bakara 33|{{Arabi|قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ اِنّٖٓى اَعْلَمُ غَيْبَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ}}]] yani “Sizin ketmettiğiniz şeyi bilirim.” | |||
Şu mukavele ve mükâlemeden anlaşılıyor ki iblisin enaniyeti, kibri, melaikeye sirayet etmiştir ve yaptıkları istifsara, bir taifenin itirazı da karışmıştır. | |||
([[Risale:Bakara_Suresi_31-33._âyetler#İkinci_Vecih:_Cümlelerin_birbiriyle_irtibatlarıdır|İşaratül İ'caz]]) | |||
===Şeytanla Mücahede=== | |||
İşte ey tembel nefsim! O dalgalı meydan-ı harp, bu dağdağalı dünya hayatıdır. O taburlara taksim edilen ordu ise cemiyet-i beşeriyedir. Ve o tabur ise şu asrın cemaat-i İslâmiyesidir. O iki nefer ise biri feraiz-i diniyesini bilen ve işleyen ve kebairi terk ve günahları işlememek için nefis ve [[Şeytan|şeytanla]] mücahede eden müttaki Müslüman’dır. Diğeri, Rezzak-ı Hakiki’yi ittiham etmek derecesinde derd-i maişete dalıp, feraizi terk ve maişet yolunda rastgele günahları işleyen fâsık-ı hâsirdir. Ve o talim ve talimat ise –başta namaz– ibadettir. Ve o harp ise nefis ve heva, cin ve ins '''şeytanlarına''' karşı mücahede edip günahlardan ve ahlâk-ı rezileden kalp ve ruhunu helâket-i ebediyeden kurtarmaktır. Ve o iki vazife ise birisi, hayatı verip beslemektir. Diğeri, hayatı verene ve besleyene perestiş edip yalvarmaktır, ona tevekkül edip emniyet etmektir. | |||
([[Risale:5._Söz#Beşinci_Söz|5. Söz]]) | |||
---- | |||
([[|]]) | |||
---- | |||
([[|]]) | |||
---- | |||
([[|]]) | |||
===Şeytandan İleri Geçenlerin Halleri=== | |||
[[Risale:13. Söz (Ayet-Hadis Mealleri)#16|{{Arabi|هُوَ}}]] nin anahtarı ile ve pusulasıyla fikren seyahat ettiğim hava unsurunda, her bir parçası hattâ her bir zerresi içine muhtelif binler noktalar, harfler, kelimeler konulduğu veya konulabileceği halde, karışmadığını ve intizamını bozmadığını hem ayrı ayrı pek çok vazifeler yaptığı halde, hiç şaşırmadan yapıldığını ve o parçaya ve zerreye pek çok ağır yükler yüklendiği halde hiç zaaf göstermeyerek, geri kalmayarak intizam ile taşıdığını hem binler ayrı ayrı kelime, ayrı ayrı tarzda, manada o küçücük kulak ve lisanlara kemal-i intizamla gelip çıkıp, hiç karışmayarak bozulmayarak o küçücük kulaklara girip, o gayet incecik lisanlardan çıktığı ve o her zerre ve her parçacık, bu acib vazifeleri görmekle beraber kemal-i serbestiyet ile cezbedarane hal dili ile ve mezkûr hakikatin şehadeti ve lisanıyla [[Risale:13. Söz (Ayet-Hadis Mealleri)#18|{{Arabi|لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ}}]] ve [[İhlas 1|{{Arabi|قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌ}}]] deyip gezer ve fırtınaların ve şimşek ve berk ve [[Gök Gürültüsü|gök gürültüsü]] gibi havayı çarpıştırıcı dalgalar içerisinde intizamını ve vazifelerini hiç bozmuyor ve şaşırmıyor ve bir iş diğer bir işe mani olmuyor. Ben aynelyakîn müşahede ettim. | |||
Demek, ya her bir zerre ve her bir parça havada nihayetsiz bir hikmet ve nihayetsiz bir ilmi, iradesi ve nihayetsiz bir kuvveti, kudreti ve bütün zerrata hâkim-i mutlak bir hâssaları bulunmak lâzımdır ki bu işlere medar olabilsin. Bu ise zerreler adedince muhal ve bâtıldır. Hiçbir [[Şeytan|şeytan]] dahi bunu hatıra getiremez. | |||
([[Risale:13._Söz#Hüve_Nüktesi|Hüve Nüktesi]]) | |||
---- | |||
([[|]]) | |||
---- | |||
([[|]]) | |||
([[|]]) | |||
---- | |||
([[|]]) | |||
===İnsi Şeytanlar=== | |||
Mesela, bu âhirde beşerin bir derece umumiyet şeklini alan zulümlü, zulümatlı isyanından, kâinat ve anâsır-ı külliye kızdıklarından ve Hâlık-ı arz ve semavat dahi değil hususi bir rububiyet belki bütün kâinatın, bütün âlemlerin Rabb’i ve Hâkim’i haysiyetiyle, küllî ve geniş bir tecelli ile kâinatın heyet-i mecmuasında ve rububiyetin daire-i külliyesinde nev-i insanı uyandırmak ve dehşetli tuğyanından vazgeçirmek ve tanımak istemedikleri kâinat Sultanı’nı tanıttırmak için emsalsiz, kesilmeyen bir su, hava ve elektrikten; zelzeleyi, fırtınayı ve Harb-i Umumî gibi umumî ve dehşetli âfatı nev-i insanın yüzüne çarparak onunla hikmetini, kudretini, adaletini, kayyumiyetini, iradesini ve hâkimiyetini pek zahir bir surette gösterdiği halde; insan suretinde bir kısım ahmak [[Şeytan|şeytanlar]] ise o küllî işarat-ı Rabbaniyeye ve terbiye-i İlahiyeye karşı eblehane bir temerrüd ile mukabele edip diyorlar ki: “Tabiattır, bir madenin patlamasıdır, tesadüfîdir. Güneşin harareti elektrikle çarpmasıdır ki Amerika’da beş saat bütün makineleri durdurmuş ve Kastamonu vilayeti cevvinde ve havasında semayı kızartmış, yangın suretini vermiş.” diye manasız hezeyanlar ediyorlar. | |||
([[Risale:14._Söz#Altıncı_Sualin_Tetimmesi_ve_Hâşiyesi|14. Söz]]) | |||
---- | |||
İnsanlarda [[Şeytan|şeytan]] vazifesini gören cesetli ervah-ı habîse bilmüşahede bulunduğu gibi cinnîden cesetsiz ervah-ı habîse dahi bulunduğu, o kat’iyettedir. Eğer onlar maddî ceset giyseydiler, bu şerir insanların aynı olacaktılar. Hem eğer bu insan suretindeki insî şeytanlar cesetlerini çıkarabilse idiler o cinnî iblisler olacaktılar. Hattâ bu şiddetli münasebete binaendir ki bir mezheb-i bâtıl hükmetmiş ki: “İnsan suretindeki gayet şerir ervah-ı habîse, öldükten sonra şeytan olur.” | |||
([[Risale:13._Lem%27a#Onuncu_İşaret|13. Lem'a]]) | |||
---- | |||
([[|]]) | |||
===Her İnsanın Şeytanı Olması=== | |||
İşte bak, nasıl berk-i hâtıf gibi onun nuru, şarktan garbı tuttu. Ve nısf-ı arz ve hums-u beşer, onun hediye-i hidayetini kabul edip hırz-ı can etti. Bizim nefis ve [[Şeytan|şeytanımıza]] ne oluyor ki böyle bir zatın bütün davalarının esası olan [[Risale:19. Söz (Ayet-Hadis Mealleri)#4|{{Arabi|لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ}}]] ı, bütün meratibiyle beraber kabul etmesin? | |||
([[Risale:19._Söz#Altıncı_Reşha|19. Söz]]) | |||
---- | |||
([[|]]) | |||
---- | |||
([[|]]) | |||
===Şeytanların İnsana Hizmet Etmesi=== | |||
Hem mesela, yine [[Hazret-i Süleyman]] aleyhisselâm, cin ve [[Şeytan|şeytanları]] ve ervah-ı habîseyi teshir edip şerlerini men’ ve umûr-u nâfiada istihdam etmeyi ifade eden şu âyetler: | |||
[[Sad 38|{{Arabi|مُقَرَّنٖينَ فِى الْاَصْفَادِ …اِلٰى اٰخِرِ}}]] | |||
[[Enbiya 82|{{Arabi|وَمِنَ الشَّيَاطٖينِ مَنْ يَغُوصُونَ لَهُ وَيَعْمَلُونَ عَمَلًا دُونَ ذٰلِكَ …اِلٰى اٰخِرِ}}]] | |||
âyetiyle diyor ki: Yerin, insandan sonra zîşuur olarak en mühim sekenesi olan cin, insana hizmetkâr olabilir. Onlarla temas edilebilir. Şeytanlar da düşmanlığı bırakmaya mecbur olup ister istemez hizmet edebilirler ki Cenab-ı Hakk’ın evamirine musahhar olan bir abdine, onları musahhar etmiştir. | |||
Cenab-ı Hak manen şu âyetin lisan-ı remziyle der ki: “Ey insan! Bana itaat eden bir abdime cin ve şeytanları ve şerirlerini itaat ettiriyorum. Sen de benim emrime musahhar olsan çok mevcudat, hattâ cin ve şeytan dahi sana musahhar olabilirler.” | |||
İşte beşerin, sanat ve fennin imtizacından süzülen, maddî ve manevî fevkalâde hassasiyetinden tezahür eden ispirtizma gibi celb-i ervah ve cinlerle muhabereyi şu âyet, en nihayet hududunu çiziyor ve en faydalı suretlerini tayin ediyor ve ona yolu dahi açıyor. Fakat şimdiki gibi bazen kendine emvat namını veren cinlere ve şeytanlara ve ervah-ı habîseye musahhar ve maskara olup oyuncak olmak değil belki tılsımat-ı Kur’aniye ile onları teshir etmektir, şerlerinden kurtulmaktır. | |||
Hem temessül-ü ervaha işaret eden, [[Hazret-i Süleyman]] aleyhisselâmın [[İfrit|ifrit]]leri celb ve teshirine dair âyetler hem [[Meryem 17|{{Arabi|فَاَرْسَلْنَٓا اِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا}}]] misillü bazı âyetler, ruhanîlerin temessülüne işaret etmekle beraber celb-i ervaha dahi işaret ediyorlar. Fakat işaret olunan celb-i ervah-ı tayyibe ise medenilerin yaptığı gibi hezeliyat suretinde bazı oyuncaklara, o pek ciddi ve ciddi bir âlemde olan ruhlara hürmetsizlik edip kendi yerine ve oyuncaklara celbetmek değil belki ciddi olarak ve ciddi bir maksat için Muhyiddin-i Arabî gibi zatlar ki istediği vakit ervah ile görüşen bir kısım ehl-i velayet misillü onlara müncelib olup münasebet peyda etmek ve onların yerine gidip âlemlerine bir derece takarrub etmekle ruhaniyetlerinden manevî istifade etmektir ki âyetler ona işaret eder. Ve işaret içinde bir teşviki ihsas ediyorlar ve bu nevi sanat ve fünun-u hafiyenin en ileri hududunu çiziyor ve en güzel suretini gösteriyorlar. | |||
([[Risale:20._Söz#Yirminci_Söz’ün_İkinci_Makamı|20. Söz]]) | |||
---- | |||
====== | |||
([[|]]) | |||
---- | |||
([[|]]) | |||
---- | |||
([[|]]) | |||
====== | |||
([[|]]) | |||
---- | |||
====== | |||
([[|]]) | |||
---- | |||
====== | |||
([[|]]) | |||
---- | |||
====== | |||
([[|]]) | |||
---- | |||
====== | |||
([[|]]) | |||
---- | |||
==İlgili Resimler/Fotoğraflar== | ==İlgili Resimler/Fotoğraflar== | ||
11.36, 31 Aralık 2024 tarihindeki hâli
Şeytan veya İblis, cin taifesinden olup insana musallat olan ve doğru yoldan saptırmaya çalışan ve Cenab-ı Allah tarafından şerr-i mahz olarak yaratılan bir ruhanî varlıktır. Allah Hz. Âdem’i yarattığında ona secde edilmesini emretmiş, melekler secde ettiği halde şeytan kendisinin ateşten, Âdem’in ise çamurdan yaratıldığı gerekçesiyle kendisinin daha üstün olduğunu iddia ederek kibirlenip ilâhî emre karşı çıkmış, bunun üzerine Allah'ın rahmetinden kovulup uzaklaştırmıştır ve kıyamet gününe kadar insan türüne düşmanlık ederek onları çeşitli hile ve desiselerle aldatmaya çalışmaktadır. Şeytanların Hz. Adem'e secde etmeyi reddeden en büyüğüne İblis dendiği gibi her insanın da ayrı bir şeytanı vardır. Bazı insanlar da habis ruhlarıyla şeytan vazifesi görerek insî şeytan olarak anılır.
Risale-i Nur'da şeytan ve iblis ile ilgili çok sayıda bahis vardır. Bu konudaki kapsamlı risale ve parçaların listesi ve içeriği:
- 13. Lem'a: Şeytandan istiaze (Allah'a sığınma) sırrına dairdir. Bu risaledeki bahisler:
- 1. İşaret: Şeytanlar hiçbir şey icad edemedikleri, Cenab-ı Hak ehl-i hakka taraftar olduğu ve hakkın çekici güzelliği olduğu halde şeytanın ordusunun çoğu zaman galip gelmesinin ve her zaman şeytandan Allah'a sığınılmasının hikmeti,
- 2. İşaret: Şeytanların yaratılmasının ve Allah'ın onların şerrine izin vermesinin hikmeti,
- 3. İşaret: Kur’an'da icat kabiliyeti olmayan şeytana karşı bu kadar tehditlerin hikmeti,
- 4. İşaret: Hayırların ekseriyetle vücuda (varlığa) ve şerlerin ekseriyetle ademe (yokluğa) dayanması,
- 5. İşaret: Allah'ın bu kadar ikazına rağmen ehl-i imanın şeytanların zayıf hilelerine hâlâ aldanmasının sebebi,
- 6. İşaret: Şeytanın hassas insanlara küfrün hayal edilmesini küfrün onaylanması zannettirmesi hilesi,
- 7. İşaret: Mutezilenin şerrin yaratılmasını Allah'a vermemelerinin, insanın kendi fiilini yarattığını söylemelerinin ve büyük günah işlemenin insanı kafir yaptığına dair görüşlerinin yanlışlığı,
- 8. İşaret: Küfür ve dalaletin kısımları ve bu kadar karanlıklı olan küfür yoluna çoğu insanlar girme sebebi,
- 9. İşaret: Hidayet ehlinin o kadar yardıma mazhar oldukları halde çok defa şeytanın ordusuna yenilmesinin hikmeti,
- 10. İşaret: İblisin en mühim bir hilesinin kendisini kendine tabi olanlara inkâr ettirmesi olması,
- 11. İşaret: Ehemmiyetsiz insanların ehemmiyetsiz amelleri ve şahsî günahlarının kâinatın hiddetini üzerine çekmesinin hikmeti,
- 12. İşaret: Kısa bir hayatta sınırlı günahın sonsuz cehennemi netice vermesindeki adalet; Cehennemin hatalı amellerin karşılığı ama cennetin Allah'ın lütfuyla olması; günahların bire bir ama sevapların 10 kat veya daha fazla yazılmasının hikmeti; ve dalalet ehlinin galebelerinin onlarda bir hakikat olduğu anlamına gelmediği,
- 13. İşaret: Şeytanın büyük bir hilesinin iman hakikatlarının büyüklüğünü nazara verip insanın aczi noktasında inkar hissi uyandırması; şeytanın mühim bir hilesinin insana kusurunu itiraf ettirmemesi olması ve bunun çaresi; ve şeytanın bir mü’minin bir tek günahıyla bütün sevaplarını örtmesi hilesi,
- 26. Mektubun 1. Mebhası: Şeytanın Kur'an'ın insan sözü olduğuna dair vesvesesiinin ikna edici şekilde giderilmesine dairdir,
- 15. Söz: Yıldız kaymalarının şeytanların taşlanmasına işaret olduğunu izahı,
- 20. Sözün 1. Makamı: Kur'an'ın bir ineği kesmek gibi küçük bir olayı büyük bir olay olarak anlatıp koca sureye Bakara (İnek) adı verilmesinin hikmesi; Hz. Adem'e şeytanın secde etmemesinin gaybi bir olay olmasına rağmen Kur'an'da yer alması; ve taşların tabi hallerinin Kur'an'da ehemmiyetle beyan edilmesinin hikmeti,
- 21. Sözün 2. Makamı: Şeytanın vesvesesi hakkında 5 yara ve 5 merhemi,
- 29. Mektubun 6. Kısmı: Şeytanın 6 desisesi (Şöhret hırsı, korku, tamah, ırkçılık, enaniyet ve tenbellik/rahata düşkünlük) ve çaresi,
- 28. Lem'anın 28. Nüktesi: Cin ve şeytanların semavat haberlerine kulak hırsızlığı yapması,
- 12. Mektup'un 2. Suali: Allah'ın şeytanları ve şerleri yaratmasının hikmeti.
Risalelerdeki diğer bahisler:
Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği
Buraya sadece yukarıda içeriği beyan edilen şeytan hakkındaki kapsamlı risaleler dışında kalan münferit bahisler alınmıştır
Meleklerin Hz. Adem'in Yaratılmasının Hikmetine Dair Sorularına İblisin Enaniyet ve Kibrinin Karışması
Şöyle ki: وَعَلَّمَ اٰدَمَ الْاَسْمَٓاءَ cümlesi اِنّٖٓى اَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ cümlesinin mazmununu tahkik ve icmalini tafsil ve ibhamını tefsirdir.
Ve keza Cenab-ı Hakk’ın arzında beşerin halife olması, Allah’ın hükümlerini icra ve kanunlarını tatbik etmesi içindir. Bu ise tam bir ilme mütevakkıftır.
Ve keza birinci âyette kelâmın sevkiyatı iktizasınca şöyle bir takdir olacaktır: Âdem’i halk etti, tesviye etti, cesedine nefh-i ruh etti, terbiye etti, sonra esmayı talim etti ve hilafete namzet kıldı. Sonra vaktâ ki Âdem’i melaikeye tercih etmekle rüçhan meselesinde ve hilafet istihkakında ilm-i esma ile mümtaz kıldı; makamın iktizası üzerine, eşyayı melaikeye arz ve onlardan muarazayı talep etti; sonra melaike aczlerini hissetmekle Cenab-ı Hakk’ın hikmetini ikrar ettiler. Kur’an-ı Kerîm buna işareten ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلٰٓئِكَةِ فَقَالَ اَنْبِؤُنٖى بِاَسْمَٓاءِ هٰٓؤُلَٓاءِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ dedikten sonra, قَالُوا evvelce iblisin enaniyet ve kibrine kanarak yaptıkları istifsardan pişman olarak سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ dediler. Sonra vaktâ ki istidatlarının adem-i câmiiyetinden dolayı melaikenin aczi zahir oldu, makamın iktizası üzerine Âdem’in iktidarının beyanı icab etti ki muaraza tamam olsun. Bunun için قَالَ يَٓا اٰدَمُ اَنْبِئْهُمْ بِاَسْمَٓائِهِمْ hitabıyla Âdem’e ferman etti. Sonra vaktâ ki mesele tebeyyün etti ve hikmetin sırrı zahir oldu, geçen cevab-ı icmalînin bu tafsilata netice kılınması makamın iktizasından olduğuna binaen قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ اِنّٖٓى اَعْلَمُ غَيْبَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ yani “Sizin ketmettiğiniz şeyi bilirim.”
Şu mukavele ve mükâlemeden anlaşılıyor ki iblisin enaniyeti, kibri, melaikeye sirayet etmiştir ve yaptıkları istifsara, bir taifenin itirazı da karışmıştır.
Şeytanla Mücahede
İşte ey tembel nefsim! O dalgalı meydan-ı harp, bu dağdağalı dünya hayatıdır. O taburlara taksim edilen ordu ise cemiyet-i beşeriyedir. Ve o tabur ise şu asrın cemaat-i İslâmiyesidir. O iki nefer ise biri feraiz-i diniyesini bilen ve işleyen ve kebairi terk ve günahları işlememek için nefis ve şeytanla mücahede eden müttaki Müslüman’dır. Diğeri, Rezzak-ı Hakiki’yi ittiham etmek derecesinde derd-i maişete dalıp, feraizi terk ve maişet yolunda rastgele günahları işleyen fâsık-ı hâsirdir. Ve o talim ve talimat ise –başta namaz– ibadettir. Ve o harp ise nefis ve heva, cin ve ins şeytanlarına karşı mücahede edip günahlardan ve ahlâk-ı rezileden kalp ve ruhunu helâket-i ebediyeden kurtarmaktır. Ve o iki vazife ise birisi, hayatı verip beslemektir. Diğeri, hayatı verene ve besleyene perestiş edip yalvarmaktır, ona tevekkül edip emniyet etmektir.
(5. Söz)
([[|]])
([[|]])
([[|]])
Şeytandan İleri Geçenlerin Halleri
هُوَ nin anahtarı ile ve pusulasıyla fikren seyahat ettiğim hava unsurunda, her bir parçası hattâ her bir zerresi içine muhtelif binler noktalar, harfler, kelimeler konulduğu veya konulabileceği halde, karışmadığını ve intizamını bozmadığını hem ayrı ayrı pek çok vazifeler yaptığı halde, hiç şaşırmadan yapıldığını ve o parçaya ve zerreye pek çok ağır yükler yüklendiği halde hiç zaaf göstermeyerek, geri kalmayarak intizam ile taşıdığını hem binler ayrı ayrı kelime, ayrı ayrı tarzda, manada o küçücük kulak ve lisanlara kemal-i intizamla gelip çıkıp, hiç karışmayarak bozulmayarak o küçücük kulaklara girip, o gayet incecik lisanlardan çıktığı ve o her zerre ve her parçacık, bu acib vazifeleri görmekle beraber kemal-i serbestiyet ile cezbedarane hal dili ile ve mezkûr hakikatin şehadeti ve lisanıyla لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ ve قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌ deyip gezer ve fırtınaların ve şimşek ve berk ve gök gürültüsü gibi havayı çarpıştırıcı dalgalar içerisinde intizamını ve vazifelerini hiç bozmuyor ve şaşırmıyor ve bir iş diğer bir işe mani olmuyor. Ben aynelyakîn müşahede ettim.
Demek, ya her bir zerre ve her bir parça havada nihayetsiz bir hikmet ve nihayetsiz bir ilmi, iradesi ve nihayetsiz bir kuvveti, kudreti ve bütün zerrata hâkim-i mutlak bir hâssaları bulunmak lâzımdır ki bu işlere medar olabilsin. Bu ise zerreler adedince muhal ve bâtıldır. Hiçbir şeytan dahi bunu hatıra getiremez.
([[|]])
([[|]])
([[|]])
([[|]])
İnsi Şeytanlar
Mesela, bu âhirde beşerin bir derece umumiyet şeklini alan zulümlü, zulümatlı isyanından, kâinat ve anâsır-ı külliye kızdıklarından ve Hâlık-ı arz ve semavat dahi değil hususi bir rububiyet belki bütün kâinatın, bütün âlemlerin Rabb’i ve Hâkim’i haysiyetiyle, küllî ve geniş bir tecelli ile kâinatın heyet-i mecmuasında ve rububiyetin daire-i külliyesinde nev-i insanı uyandırmak ve dehşetli tuğyanından vazgeçirmek ve tanımak istemedikleri kâinat Sultanı’nı tanıttırmak için emsalsiz, kesilmeyen bir su, hava ve elektrikten; zelzeleyi, fırtınayı ve Harb-i Umumî gibi umumî ve dehşetli âfatı nev-i insanın yüzüne çarparak onunla hikmetini, kudretini, adaletini, kayyumiyetini, iradesini ve hâkimiyetini pek zahir bir surette gösterdiği halde; insan suretinde bir kısım ahmak şeytanlar ise o küllî işarat-ı Rabbaniyeye ve terbiye-i İlahiyeye karşı eblehane bir temerrüd ile mukabele edip diyorlar ki: “Tabiattır, bir madenin patlamasıdır, tesadüfîdir. Güneşin harareti elektrikle çarpmasıdır ki Amerika’da beş saat bütün makineleri durdurmuş ve Kastamonu vilayeti cevvinde ve havasında semayı kızartmış, yangın suretini vermiş.” diye manasız hezeyanlar ediyorlar.
(14. Söz)
İnsanlarda şeytan vazifesini gören cesetli ervah-ı habîse bilmüşahede bulunduğu gibi cinnîden cesetsiz ervah-ı habîse dahi bulunduğu, o kat’iyettedir. Eğer onlar maddî ceset giyseydiler, bu şerir insanların aynı olacaktılar. Hem eğer bu insan suretindeki insî şeytanlar cesetlerini çıkarabilse idiler o cinnî iblisler olacaktılar. Hattâ bu şiddetli münasebete binaendir ki bir mezheb-i bâtıl hükmetmiş ki: “İnsan suretindeki gayet şerir ervah-ı habîse, öldükten sonra şeytan olur.”
([[|]])
Her İnsanın Şeytanı Olması
İşte bak, nasıl berk-i hâtıf gibi onun nuru, şarktan garbı tuttu. Ve nısf-ı arz ve hums-u beşer, onun hediye-i hidayetini kabul edip hırz-ı can etti. Bizim nefis ve şeytanımıza ne oluyor ki böyle bir zatın bütün davalarının esası olan لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ ı, bütün meratibiyle beraber kabul etmesin?
(19. Söz)
([[|]])
([[|]])
Şeytanların İnsana Hizmet Etmesi
Hem mesela, yine Hazret-i Süleyman aleyhisselâm, cin ve şeytanları ve ervah-ı habîseyi teshir edip şerlerini men’ ve umûr-u nâfiada istihdam etmeyi ifade eden şu âyetler:
مُقَرَّنٖينَ فِى الْاَصْفَادِ …اِلٰى اٰخِرِ
وَمِنَ الشَّيَاطٖينِ مَنْ يَغُوصُونَ لَهُ وَيَعْمَلُونَ عَمَلًا دُونَ ذٰلِكَ …اِلٰى اٰخِرِ
âyetiyle diyor ki: Yerin, insandan sonra zîşuur olarak en mühim sekenesi olan cin, insana hizmetkâr olabilir. Onlarla temas edilebilir. Şeytanlar da düşmanlığı bırakmaya mecbur olup ister istemez hizmet edebilirler ki Cenab-ı Hakk’ın evamirine musahhar olan bir abdine, onları musahhar etmiştir.
Cenab-ı Hak manen şu âyetin lisan-ı remziyle der ki: “Ey insan! Bana itaat eden bir abdime cin ve şeytanları ve şerirlerini itaat ettiriyorum. Sen de benim emrime musahhar olsan çok mevcudat, hattâ cin ve şeytan dahi sana musahhar olabilirler.”
İşte beşerin, sanat ve fennin imtizacından süzülen, maddî ve manevî fevkalâde hassasiyetinden tezahür eden ispirtizma gibi celb-i ervah ve cinlerle muhabereyi şu âyet, en nihayet hududunu çiziyor ve en faydalı suretlerini tayin ediyor ve ona yolu dahi açıyor. Fakat şimdiki gibi bazen kendine emvat namını veren cinlere ve şeytanlara ve ervah-ı habîseye musahhar ve maskara olup oyuncak olmak değil belki tılsımat-ı Kur’aniye ile onları teshir etmektir, şerlerinden kurtulmaktır.
Hem temessül-ü ervaha işaret eden, Hazret-i Süleyman aleyhisselâmın ifritleri celb ve teshirine dair âyetler hem فَاَرْسَلْنَٓا اِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا misillü bazı âyetler, ruhanîlerin temessülüne işaret etmekle beraber celb-i ervaha dahi işaret ediyorlar. Fakat işaret olunan celb-i ervah-ı tayyibe ise medenilerin yaptığı gibi hezeliyat suretinde bazı oyuncaklara, o pek ciddi ve ciddi bir âlemde olan ruhlara hürmetsizlik edip kendi yerine ve oyuncaklara celbetmek değil belki ciddi olarak ve ciddi bir maksat için Muhyiddin-i Arabî gibi zatlar ki istediği vakit ervah ile görüşen bir kısım ehl-i velayet misillü onlara müncelib olup münasebet peyda etmek ve onların yerine gidip âlemlerine bir derece takarrub etmekle ruhaniyetlerinden manevî istifade etmektir ki âyetler ona işaret eder. Ve işaret içinde bir teşviki ihsas ediyorlar ve bu nevi sanat ve fünun-u hafiyenin en ileri hududunu çiziyor ve en güzel suretini gösteriyorlar.
(20. Söz)
==
([[|]])
([[|]])
([[|]])
==
([[|]])
==
([[|]])
==
([[|]])
==
([[|]])
==
([[|]])
İlgili Resimler/Fotoğraflar
İlgili Maddeler
- Âdem (as): İblisin Allah'ın kendisine secde edtmesi emrine karşı geldiği ilk insan ve ilk peygamber
- Cin: Şeytanın mensubu olduğu insanlarca görülemeyen taife
- İfrit: Cinlerin en azgın, zararlı ve kuvvetli bir cinsi
- Süleyman (as): Bir mucize olarak cin, şeytan ve habis ruhları emri altına alıp kötülüklerini engelleyen ve onları faydalı işlerde çalıştıran peygamber