İfrit

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

İfrit cinlerin en azgın, zararlı ve kuvvetli bir cinsidir. Bir görüşe göre cinlerin reislerinden veya en kurnaz olanıdır. Kur'an'da tek yerde (Neml 39) isim olarak geçer. Geçtiği surede Hz. Süleyman’ın emrinde insan, kuş ve cinlerden orduların bulunduğu bildirilmekte, Belkıs’tan haberdar olan Süleyman’ın Belkıs’ın tahtını kısa zamanda kimin getirebileceğini sorması üzerine “cinlerden bir ifrit”in, “Sen daha yerinden kalkmadan onu sana getirebilirim” dediği haber verilmektedir. Aynı yerde ifrit, kendini Süleyman’a tanıtırken güçlü ve güvenilir olduğunu belirtmiştir. Bir görüşe göre Saffat 7'de geçen "mârid" (itaat dışına çıkan şeytan) ifadesiyle ifritler kast edilmektedir. “Cinlerden bir ifrit” ifadesi bazı hadislerde de geçmektedir. Ebû Hüreyre’den gelen bir rivayette cinlerden bir ifrit namazını ifsat etmek için Hz. Peygamber’e musallat olmuş, Resûlullah onu yakalayarak mescidin direklerinden birine bağlamak istemiş, fakat Hz. Süleyman’ın bir duasını hatırlayınca bundan vazgeçip ifriti köpek kovar gibi kovmuştur (Buhârî).[1]

Risale-i Nur'da Bu Konudaki Derslerin Özeti

  • Bediüzzaman Kur'an'ın peygamberleri manevi sahada olduğu gibi maddi sahada da önder olarak gösterdiğini ve peygamberlerin mucizelerini zikrederek insanları bunlara benzeyen fen ve sanatları yapmaya teşvik ettiğini söyler. Misal olarak da Hz. Süleyman'ın ifritleri getirtip emri altına almasına dair mucizesini gösterir. Yine bir ifritin Hz. Süleyman’a “Gözünü açıp yummazdan evvel Belkıs’ın tahtını getiririm.” demesine işaret eden ayet çok uzak mesafelerden sesin, görüntünün vb getirileceğine işarettir.
  • Bazı ehl-i keşfin, Kur'an ve Sünnetin ölçüleriyle tartmadan yaptıkları "Bir tabaka-i arz, cin ve ifritlerindir. Binler sene genişliği var.” gibi tarifler yalnız coğrafya açısından maddî vaziyetten ibaret değildir zira dünyamıza o acib tabakalar sığmaz. Ancak alem-i misalde karşılıkları bu kadar büyük olabilir.
  • Talak Suresinin 12. ayetinde geçen "Allah, yedi kat göğü ve yerden bir o kadarını yaratandır." ifadesi küremizin 7 kat aleminin cinlerin, ifritlerin diğer şuur ve hayat sahibi mahlukların meskeni olduğuna işaret ediyor olabilir.
  • Bediüzzaman dinsiz komitelerini ve Avrupa'nın medeni görünen dinsiz büyüklerini insan suretine girmiş ifrite benzetir.
  • Bediüzzaman ihlas dersini namaz içinde düşmanları düşünüp huzurunun bozulmaması muhafız bir ifriti dergâh-ı İlahîden isteyen Hz. Ali'den aldığını söyler.
  • Cehennemin dünyanın karnında olduğuna dair hadisi izah ederken Bediüzzaman yerkürenin karnındaki ateşin cehennemin büyük ateşinin merkezi olabileceğini ve cehennem devinin ve ifritinin kalbi olabileceğini söyler.

Diğer İsimleri

Kur'an'da İsminin Geçtiği Yerler

İfrit'in İsmi Geçen Ayet

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği

Hem mesela, yine Hazret-i Süleyman aleyhisselâm, cin ve şeytanları ve ervah-ı habîseyi teshir edip şerlerini men’ ve umûr-u nâfiada istihdam etmeyi ifade eden şu âyetler:

مُقَرَّنٖينَ فِى الْاَصْفَادِ …اِلٰى اٰخِرِ

وَمِنَ الشَّيَاطٖينِ مَنْ يَغُوصُونَ لَهُ وَيَعْمَلُونَ عَمَلًا دُونَ ذٰلِكَ …اِلٰى اٰخِرِ

âyetiyle diyor ki: Yerin, insandan sonra zîşuur olarak en mühim sekenesi olan cin, insana hizmetkâr olabilir. Onlarla temas edilebilir. Şeytanlar da düşmanlığı bırakmaya mecbur olup ister istemez hizmet edebilirler ki Cenab-ı Hakk’ın evamirine musahhar olan bir abdine, onları musahhar etmiştir.

Cenab-ı Hak manen şu âyetin lisan-ı remziyle der ki: “Ey insan! Bana itaat eden bir abdime cin ve şeytanları ve şerirlerini itaat ettiriyorum. Sen de benim emrime musahhar olsan çok mevcudat, hattâ cin ve şeytan dahi sana musahhar olabilirler.”

İşte beşerin, sanat ve fennin imtizacından süzülen, maddî ve manevî fevkalâde hassasiyetinden tezahür eden ispirtizma gibi celb-i ervah ve cinlerle muhabereyi şu âyet, en nihayet hududunu çiziyor ve en faydalı suretlerini tayin ediyor ve ona yolu dahi açıyor. Fakat şimdiki gibi bazen kendine emvat namını veren cinlere ve şeytanlara ve ervah-ı habîseye musahhar ve maskara olup oyuncak olmak değil belki tılsımat-ı Kur’aniye ile onları teshir etmektir, şerlerinden kurtulmaktır.

Hem temessül-ü ervaha işaret eden, Hazret-i Süleyman aleyhisselâmın ifritleri celb ve teshirine dair âyetler hem فَاَرْسَلْنَٓا اِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا misillü bazı âyetler, ruhanîlerin temessülüne işaret etmekle beraber celb-i ervaha dahi işaret ediyorlar. Fakat işaret olunan celb-i ervah-ı tayyibe ise medenilerin yaptığı gibi hezeliyat suretinde bazı oyuncaklara, o pek ciddi ve ciddi bir âlemde olan ruhlara hürmetsizlik edip kendi yerine ve oyuncaklara celbetmek değil belki ciddi olarak ve ciddi bir maksat için Muhyiddin-i Arabî gibi zatlar ki istediği vakit ervah ile görüşen bir kısım ehl-i velayet misillü onlara müncelib olup münasebet peyda etmek ve onların yerine gidip âlemlerine bir derece takarrub etmekle ruhaniyetlerinden manevî istifade etmektir ki âyetler ona işaret eder. Ve işaret içinde bir teşviki ihsas ediyorlar ve bu nevi sanat ve fünun-u hafiyenin en ileri hududunu çiziyor ve en güzel suretini gösteriyorlar.

(20. Söz)


İşte küre-i arzın tabakat-ı seb’asına dair bazı ehl-i keşfin, Kitap ve Sünnetin mizanıyla tartmadan beyan ettiği tasvirat, yalnız coğrafya nokta-i nazarındaki maddî vaziyetten ibaret değildir. Mesela demişler: “Bir tabaka-i arz, cin ve ifritlerindir. Binler sene genişliği var.” Halbuki bir iki senede devredilen küremizde, o acib tabakalar yerleşemez. Fakat âlem-i mana ve âlem-i misalde ve âlem-i berzah ve ervahta, küremizi bir çamın çekirdeği hükmünde farz etsek, ondan temessül ve teşekkül eden misalî şeceresi, o çekirdeğe nisbeten koca bir çam ağacı kadar olduğundan bir kısım ehl-i şuhud, seyr-i ruhanîlerinde, arzın tabakalarından bazılarını âlem-i misalde pek çok geniş görüyorlar; binler sene bir mesafe tuttuklarını görüyorlar.

(18. Mektup)


Onun için:

Zeminin küçük mikyasta eskiden beri yedi (*[2]) iklimi

hem Avrupa, Afrika, Okyanusya, iki Asya, iki Amerika namlarıyla maruf yedi kıtası

hem denizle beraber şark, garp, şimal, cenup, bu yüzdeki ve Yeni Dünya yüzündeki malûm yedi kıtası

hem merkezinden tâ kışr-ı zahirîye kadar hikmeten, fennen sabit olan muttasıl ve mütenevvi yedi tabakası

hem zîhayat için medar-ı hayat olmuş yetmiş basit ve cüz’î unsurları tazammun edip ve “yedi kat” tabir edilen meşhur yedi nevi küllî unsuru

hem dört unsur denilen su, hava, nâr, toprak (türab) ile beraber, “mevalid-i selâse” denilen maadin, nebatat ve hayvanatın yedi tabakaları ve yedi kat âlemleri

hem cin ve ifrit ve sair muhtelif zîşuur ve zîhayat mahlukların âlemleri ve meskenleri olduğu, çok kesretli ehl-i keşif ve ashab-ı şuhudun şehadetiyle sabit yedi kat arzın âlemleri

hem küre-i arzımıza benzeyen yedi küre-i uhra dahi bulunmasına, zîhayata makarr ve mesken olmasına işareten yedi tabaka yani yedi küre-i arziye bulunmasına işareten küre-i arz dahi yedi tabaka âyât-ı Kur’aniyeden fehmedilmiştir.

...

On Sekizinci Mektup’ta tabakat-ı arzın acayibine dair ehl-i keşfin tavr-ı akıl haricinde beyan ettikleri tasvirata dair bir temsil zikredilmiştir. Hülâsası şudur ki: Küre-i arz, âlem-i şehadette bir çekirdektir; âlem-i misaliye ve berzahiyede bir büyük ağaç gibi semavata omuz omuza vuracak bir azamettedir. Ehl-i keşfin küre-i arzda ifritlere mahsus tabakasını bin senelik bir mesafe görmeleri, âlem-i şehadete ait küre-i arzın çekirdeğinde değil belki âlem-i misalîdeki dallarının ve tabakalarının tezahürüdür.

Madem küre-i arzın zahiren ehemmiyetsiz bir tabakasının böyle başka âlemde azametli tezahüratı var; elbette yedi kat semavata mukabil yedi kat denilebilir ve mezkûr noktaları ihtar için îcaz ile i’cazkârane bir tarzda âyât-ı Kur’aniye, semavatın yedi tabakasına karşı bu küçücük arzı mukabil göstermekle işaret ediyor.

(12. Lem'a)


7- لَوْلَٓا اَنْ رَاٰ بُرْهَانَ رَبِّهٖ âyet-i kerîmesinin –bir kavle göre– işaret ettiği gibi Hazret-i Yusuf’un (as) Ken’an’da bulunan babasının timsalini görür görmez Zeliha’dan geri çekilmesi ve kervanları Mısır’dan avdet ettiğinde Hazret-i Yakub’un اِنّٖى لَاَجِدُ رٖيحَ يُوسُفَ yani “Ben Yusuf’un kokusunu alıyorum.” demesi ve bir ifritin Hazret-i Süleyman’a “Gözünü açıp yummazdan evvel Belkıs’ın tahtını getiririm.” demesine işaret eden اَنَا اٰتٖيكَ بِهٖ قَبْلَ اَنْ يَرْتَدَّ اِلَيْكَ طَرْفُكَ âyet-i kerîmesi; pek uzak mesafelerden celb-i savt, suret vesaire gibi beşerin keşfettiği veya edeceği icadata numune ve me’hazdirler.

(İşaratül İ'caz)


Hem Risale-i Nur’a muhtaç ve imanını kuvvetlendirmek ve kurtarmak için Nurları arayanlara karşı ki onda üçü veya dördü şahsıma bakmayıp Nur’daki kat’î hüccetlerle iktifa ettiği gibi beş altı tane hüccetlerin kıymetini bilmediği için benim şahsıma bakar. Acaba bizi kandırdı mı, yoksa hakikat mi söylüyor? diye şahsıma karşı hüsn-ü zanlarını kırmamaya mecbur olduğumdan, şahsımın gizli fenalıklarına perde çekmek bir enaniyet olur mu? وَمَٓا اُبَرِّئُ نَفْسٖٓى اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّٓوءِ اِلَّا مَا رَحِمَ رَبّٖى âyet-i kerîmesinin sırrıyla nefs-i emmareme itimat edemem. Nefis kusursuz olmaz. Fakat şimdi bu zamanda ejderhalar, ifritler hükmünde dinsizlik komitelerinin hücumları ve tahribatları zamanında müdafaamda, bende görünen o sinek kanadı kadar kusurları görmek, o hücum edenlere bir yardım hükmüne geçmektir. Ve on adet muhtaçlardan beş altı bîçareyi Nur’un ilaçlarından mahrum etmektir.

(Emirdağ L. 2)


O kardeşimize sorduk: “Bu acib ihlası nereden ders almışsın?”

Demiş: İki noktadan:

...

İkincisi: Kahraman-ı İslâm İmam-ı Ali radıyallahu anh Celcelutiye’nin çok yerlerinde ve âhirinde bir himayetçi istemiş ki namaz içinde huzuruna gaflet gelmesin. Düşmanları tarafından ona bir hücum manası hatırına gelmemek, sırf namazdaki huzuruna pek çok olan düşmanları tarafından bir hücum tasavvuruyla namazdaki huzuruna mani olunmamak için bir muhafız ifriti dergâh-ı İlahîden niyaz etmiş.

İşte bu bîçare, ömrü bu zamanda hodfüruşluk içinde yuvarlanan bîçare kardeşiniz de hem Sebeb-i Hilkat-i Âlem’den hem Kahraman-ı İslâm’dan bu iki küçük nükteyi ders aldım. Ve bu zamanda çok lâzım olan Kur’an’ın esrarına ehemmiyet vermekle, harp içinde ruhunun muhafazasını dinlemeyerek Kur’an’ın bir harfinin bir nüktesini beyan etmiş.

(Emirdağ L. 2)


Ayasofya ve Bayezid ve Fatih'te ve Süleymaniye'de umum ülema ve talebeye hitaben müteaddid nutuklar ile, Şeriatın ve müsemma-yı meşrutiyetin münasebet-i hakikiyesini şerh ve teşrih ettim. Ve mütehakkimane istibdadın, şeriatla bir münasebeti olmadığını beyan ettim.

Şöyle ki: ﺳَﻴِّﺪُ ﺍﻟْﻘَﻮْﻡِ ﺧَﺎﺩِﻣُﻬُﻢْ hadîsinin sırrıyla; şeriat âleme gelmiş, tâ istibdadı ve zâlimane tahakkümü mahvetsin.. Eğer temessül etse, istibdad bir "dev", dürründe meşrutiyet-i Süleyman, şeriat hatem-i Süleyman suretine girer idi. Bu hasiyyet-i teshire malik olan hatem-i şeriat idi; taht-ı medeniyette oturan ve efkâr-ı umumiye denilen Süleyman-ı meşrutiyetin engüştüne layık iken, ifrit-i istibdat gasb etmiş idi.

Herhangi bir nutuk irad ettimse; herbir kelimesini kimsenin bir itirazı varsa, bürhan-ı kat'î ile isbata hazırım diye umuma meydan okudum.. Ve dedim ki: "Asıl şeriatın mülk-ü hakikîsi,[**[3]] hakikat-ı meşrutiyetdir." Demek meşrutiyeti, delail-i şer'iye ile kabul ettim. Başka müzebzibler gibi, taklidî ve hilaf-ı şeriat telakki etmedim. Ve şeriatı rüşvet vermedim. Ve ülema ve Şeriatı, Avrupa'nın zunûn-u fâsidesinden iktidarıma göre kurtarmağa çalıştığımdan cinayet ettim.

(Divan-ı Harb-i Örfi)


Eğer bu mezkûr hakikata müşahhas bir misal istersen, hayalin ile "Nurşin" karyesindeki "Seyda" (K.S.) Hazretlerinin meclisine git! Ve o zatın sohbet-i kudsiyesi ile orada izhar edilen İslâm medeniyetine bir bak, göreceksinki; o Zat-ı Kerim'in irşadiyle fukara elbisesine bürünmüş sultanları veya insan libasını giymiş melaikeleri görürsün... Sonra bu durumu müvazene etmek üzere Paris'e de git. Ve onların büyüklerinin localarına gir, bak! Orada göreceksin ki, onlar insan elbisesine bürünmüş birer akrep veya benî-Âdem suretine girmiş birer ifrittirler.

Habab, Mesnevi-i Nuriye (Badıllı))


Bu hârika risale mühim bir “İ’lem”inde, medeni mü’min ile medeni kâfirin suret ve sîret ve zahir ve bâtın farklarını gayet beliğ bir tarzda beyan ediyor. Ve neticede bu farkı körlere de göstermek için diyor ki: “Eğer istersen hayalinle Nurşin karyesindeki Seyda’nın meclisine git bak: Orada fukara kıyafetinde melikler, padişahlar ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kudsiyede göreceksin. Sonra Paris’e git ve en büyük localarına gir, göreceksin ki akrepler insan libası giymişler ve ifritler adam suretini almışlar ilâ âhir…” diyerek daha başka cihetteki farklarını “Lemaat” ve “Sünuhat”a havale eder.

(Mesnevi-i Nuriye)


Ben o acib vaziyette iken, mazî olan sağ tarafıma baktım. Pek müdhiş bir adem zulümatını gördüm. Sonra müstakbel olan sol tarafıma nazar ettim, tehdid edici dehşetli dağdağalar, fırtınalar gördüm. Sonra alt tarafıma baktım, gördüm ki; esfel-i safilîne kadar giden bir derinlik var görünüyor. Sonra yukarıya başımı kaldırdım gördüm ki; pek karanlık, kesif, boğucu, yağmursuz, sağır bir bulut tabakası vardırki; Gam ve keder, yütüm ve ye's ve be's yağdırıyor. Sonra ön tarafıma nazarımı gönderdim, gördüm ki; o müdhiş zulümat dalgaları arasında; parçalamak için dişlerini bileyen ifritler, akrepler, ejderhalar ve kurtlar var. Sonra dönüp arkama baktım, gördüm ki, ne bir meded ve ne mugis ve ne de bir muîn var.

Zehre, Mesnevi-i Nuriye (Badıllı))


Eğer Desen: Küre-i arzın cevfinde, karnındaki ateş küçük bir şeydir. Acaba bütün semavat ve yeri içine alabilecek olan o büyük cehennemi nasıl istiab edebilecektir?!

Cevaben sana denilir: Evet, mülk ve matviyyet itibarıyla her ne kadar cehennem küre-i arzın mazrufu da olsa, (küre kabı içinde dürülmüşte olsa) alem-i uhrevîye nazaran öyle bir azamettedir ki, bu dünya küresi gibi kürelerden binlercesini içine alır ve bütün onlardan daha büyüktür. Hatta denilebilir ki; şu alem-i şehadet, o ateşin tevabii olan sair dallarıyla irtibat kurmaya mâni' bir perde gibidir. Demek anlaşılıyor ki, Küre-i arzın karnındaki ateş, o büyük ateşin merkezi olabilir ve bu küçük ateş, o büyük Cehennemin bir sırrı ve bir çekirdeği olabilir.. veya da bu, o cehennem devinin ve ifritinin kalbidir.

İşaratül İ'caz (Badıllı))

Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler

İlgili Resimler/Fotoğraflar

İlgili Maddeler

  • Cin: İfrit'in de mensup olduğu insanlarca görülmeyen taife
  • Şeytan: Cinlerin kafir olup insanlara düşman olan ve onları yanlışa sevk etmeye çalışanları
  • Süleyman (as): İfritleri getirtip emri altına alan ve işlerde hizmet ettiren peygamber
  • Neml 39: İfrit kelimesinin Kur'an'da geçtiği tek ayet
  • Saffat 7: Bir görüşe göre bu ayette geçen "mârid" (itaat dışına çıkan şeytan) ifadesiyle ifritler kast edilmektedir

Kaynakça

  1. https://islamansiklopedisi.org.tr/ifrit
  2. Seb’a ile beraber yedi kelimesi yedi kere tevafuku pek güzel düşmüş.
  3. Nüsha farkı: "Meslek-i hakikîsi, hakikat-ı meşrutiyet-i meşruadır."