Tekvir Suresi

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Önceki Sure: Abese SuresiKur'ânİnfitar Suresi: Sonraki Sure

Bu sureyi Tekvir suresi okuma sayfasında mealiyle beraber okuyabilirsiniz

Tekvir (التكوير) Suresi Kur'ân-ı Kerim'in 81. suresi olup Abese ve İnfitar sureleri arasında yer alır. Kıyametin kopmasını ve Kur’an’ın vahiy ürünü oluşunu konu alır. Tekvîr sûresinde kelimelerin ve cümlelerin sıralanışıyla âyet sonlarındaki seciler kulağa hoş gelen sesler taşırken fesahat ve belâgat açısından da üstün bir hâkimiyet hissedilir. Peygamberimiz “Kıyamet gününü çıplak gözle müşahede eder gibi görmek isteyen kimse ‘İze’ş-şemsü küvvirat’ (Tekvir), ‘İze’s-semâü’n fetarat (İnfitar)’, ‘İze’s-semâü’n şekkat (İnşikak)’ sûrelerini okusun” buyurmuştur. Peygamberimiz kendisini ihtiyarlatan sureler içinde Hud, Mürselât, Vâkıa, Kıyâme, İnşikāk ve İnfitâr sûrelerinin yanında Tekvîr suresini de saymıştır. Tekvîr, önceki peygamberlere verilen Tevrat, Zebûr ve İncil’in fazilet açısından Kur’an’daki karşılıklarından başka Resûl-i Ekrem’e has olmak üzere inzal edilen “mufassal” sûrelerdendir. Hz. Peygamber’in zaman zaman namazların birinci rek‘atında Duhân, ikinci rek‘atında Tekvîr sûresini okuduğu bilinmektedir.[1]

Risale-i Nur'da Tekvir Suresi ve ayetleri hakkındaki dersler

  • Peygamberimizin risaleti hakkında olan 19. Söz risalesinde Bediüzzaman Peygamberimizin merakı uyandıracak, çok lüzumlu ve dehşetli hakikatlerden bahsettiğini ve bu dünyanın yıkılıp yeni bir alem kurulacağını beyan ettiğini söyledikten sonra misal olarak onun dilinden tebliğ olunan Tekvir, İnfitar ve Karia gibi surelere kulak vermemizi tavsiye eder.
  • Bediüzzaman, kıyamet ve mevt-i dünya ve hayat-ı âhiret hakkındaki 29. Söz'de dünyanın fıtri ecelinden önce Allah'ın izniyle onu harap eden bir durum başına gelmese bile fennî bir hesap ile Tekvir ve İnfitar surelerinin ilk 3 ayetlerinde tasvir edilen kıyametin kopacağı bir gün geleceğini beyan eder.
  • Bediüzzaman Haşre dair telif ettiği 9. Şua'da Kur’an’ın hemen hemen üçte birinin haşirden bahsettiğini, çoğu kısa surenin başında kuvvetli haşir ayetleri olduğunu ve Tekvir suresi dahil 30-40 surenin başlarındaki ayetlerin haşir hakikatının kâinatın en ehemmiyetli ve vâcib bir hakikati olduğunu gösterdiğini hatırlatarak Kur’an'ın hakkaniyetini ispat eden bütün mu’cizeleri, hüccetleri ve hakikatlerinin haşrin tahakkukunu ispat ettiğini ders verir.
  • Bediüzzaman 25. Söz'de Kur’an'ın bazen Cenab-ı Hakk’ın ahiretteki fillerinin dünyadaki numunelerini çok kuvvetli beyan edip ahirettekileri inkara imkan bırakmadığını ders verir ve buna misal olarak Tekvir, İnfitar ve İnşikak surelerini gösterir. Numune olarak Tekvir suresinden 2 ayeti izah eder. "Güneş katlanıp dürüldüğünde," mealindeki Tekvir suresinin 1. ayetinde geçen ve sarmak ve toplamak manasına gelen “tekvir” lafzıyla hem parlak bir temsile işaret eder hem de ettiği gibi nazirini dahi îma eder. Ya Cenab-ı Hakk adem, esîr ve sema perdelerini açıp pırlanta gibi güneş ile dünyayı ışıklandırdığı gibi dünya kapandıktan sonra da o pırlantayı perdelerine sarıp kaldıracaktır. Ya da karanlıkla ışığı sırayla başına saran güneş birgün gelecek vazifesinden azledilecek ve hiçbir azil sebebi olmasa bile şimdilik küçük fakat büyümeye yüz tutmuş yüzündeki iki lekenin büyümesiyle ışığını kapatacak ve buradaki görevini tamamlayıp cehennemde kafirlere azap olacaktır. "(Amellerin yazılı olduğu) defterler açıldığında," mealindeki Tekvir suresinin 10. ayeti ise haşirde herkesin bütün amellerinin bir sahife içinde yazılı olarak neşredileceğini beyan eder. Bunun da dünyada örnekleri çoktur. Mesela her meyvedar ağacın ve çiçekli otun da amelleri, fiilleri, vazifeleri ve ubudiyetleri vardır ve tüm bunlar çekirdeklerinde yazılıdır. Zamanı ve yeri geldiğinde bu vasıtayla neşrolur.
  • Hz. Ali Risale-i Nur'a işaretler içeren Celcelutiyede saydığı surelerin 29. mertebesinde kıyametin kopmasından haber veren Tekvir suresini zikrederek kıyamet, alemin harap olması, dünyanın ölmesi, ahiret hayatı ve ölülerin yeniden dirilmesini kesin delillerini izah eden 29. Söz'e işaret eder. Bu kısmın izahı 8. Şua'dadır.
  • Bediüzzaman Barla'dayken ara sıra çıktığı Çam dağında yıldızlara ve aya dair tefekkürünü 3. Mektup'ta beyan ederken "Hayır! Akıp giden, bir kaybolup bir etrafı aydınlatan yıldızlara andolsun," mealindeki Tekvir suresinin 15. ve 16. ayetinde geçen Hunnes ve Kunnes yıldızlarından da bahseder. Böyle bir saltanat sahibi sultana kulluk ve imanla intisap edip şu dünyada ona misafir olmanın ne kadar yüksek bir saadet ve şeref olduğunu hatırlatır.
  • İnsan suresinin 30. ayetinde ve Tekvir suresinin 29. ayetinde geçen "Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz" ifadesi hakkındaki bahisleri topluca okumak için bu sayfaya bakın.

Bilgiler

İsminin Anlamı ve Kaynağı: Sûrenin başında "kuvvirat" kelimesiyle güneşin dürülmesinden söz edilmiş ve sarma, toplama anlamındaki "tekvir" adını da buradan almıştır.

Diğer İsimleri: Buhârî ve Tirmizî’nin el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ’lerinde “İze’ş-şemsü küvvirat” adıyla geçer. Bazı kaynaklarda sadece “Küvvirat” ismiyle de anılır.

Kur'ân'daki Sırası: 81

Kur'ân'daki Yeri: 30. cüz, 585. sayfa

Mekkî/Medenî: Mekkî[1]

Nuzül (İnme) Sırası: 7

Kendisinden Önce Nazil Olan Sure: Tebbet Suresi

Kendisinden Sonra Nazil Olan Sure: A'la Suresi

Nuzülü (İnme) Hakkındaki Bilgiler: Mekke döneminin ilk yıllarında nâzil olmuştur.[1]

Uzunluğu: 0,9 sayfa

Ayet Sayısı: 29

Satır Sayısı: 13

Kelime Sayısı: 104 (Rumuzat-ı Semaniye)[2], 104[3]

Harf Sayısı: 533 (Rumuzat-ı Semaniye)[4], 431[3]

Fasıla Harfleri: Te, Sin, Mim, Nun

Bölüm (Ayn Durakları) Sayısı: 1

Secde Ayeti: -

Allah lafzı sayısı (Besmele hariç): 1

Rahman ismi sayısı (Besmele dahil): 1

Rahim ismi sayısı (Besmele dahil): 1

Rab ismi sayısı: 1

İçinde Kur'an kelimesi geçen ayetler: -

Hizb-ül Kur'an'da Geçen Ayetler Listesi: Tekvir Suresindeki Hizb-ül Kur'an Ayetleri (29 ayet) (surenin tamamı alınmıştır)

Bu ayetleri okumak için: Hizb-i Azam-ı Kur'an, Tekvir Kısmı

Münâcât-ül Kur'an'da İktibas Edilen Ayetler: 1,-2., 4., 15.-18. ayetler (7 ayet)

Risale-i Nur'da Geçen Ayet Sayısı: 7 (Bkz. Tekvir Suresinin Risale-i Nur'da Geçen Ayetleri listesi)

Risale-i Nur'da Tamamı Geçen Ayetler: 1., 2., 3., 10., 15. ve 16. ayetler (Toplam 6 ayet)

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği

Hem kâh oluyor ki ef’al-i uhreviyesini öyle bir tarzda zikreder ki dünyevî nezairlerini ihsas etsin, tâ istib’ad ve inkâra meydan kalmasın.

Mesela

اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ … الخ

ve

اِذَا السَّمَٓاءُ انْفَطَرَتْ … الخ

ve

اِذَا السَّمَٓاءُ انْشَقَّتْ

İşte şu surelerde kıyamet ve haşirdeki inkılabat-ı azîmeyi ve tasarrufat-ı rububiyeti öyle bir tarzda zikreder ki insan onların nazirelerini dünyada, mesela güzde, baharda gördüğü için kalbe dehşet verip akla sığmayan o inkılabatı kolayca kabul eder. Şu üç surenin meal-i icmalîsine işaret dahi pek uzun olur. Onun için bir tek kelimeyi numune olarak göstereceğiz.

Mesela اِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ kelimesi ifade eder ki haşirde herkesin bütün a’mali bir sahife içinde yazılı olarak neşrediliyor. Şu mesele, kendi kendine çok acayip olduğundan akıl ona yol bulamaz. Fakat surenin işaret ettiği gibi haşr-i baharîde başka noktaların naziresi olduğu gibi şu neşr-i suhuf naziresi pek zahirdir.

Çünkü her meyvedar ağacın, ya çiçekli bir otun da amelleri var, fiilleri var, vazifeleri var, esma-i İlahiyeyi ne şekilde göstererek tesbihat etmiş ise ubudiyetleri var. İşte onun bütün bu amelleri tarih-i hayatlarıyla beraber umum çekirdeklerinde, tohumcuklarında yazılıp başka bir baharda, başka bir zeminde çıkar. Gösterdiği şekil ve suret lisanıyla, gayet fasih bir surette, analarının ve asıllarının a’malini zikrettiği gibi; dal, budak, yaprak, çiçek ve meyveleriyle, sahife-i a’malini neşreder. İşte gözümüzün önünde bu hakîmane, hafîzane, müdebbirane, mürebbiyane, latîfane şu işi yapan odur ki der: اِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ

Başka noktaları buna kıyas eyle, kuvvetin varsa istinbat et. Sana yardım için bunu da söyleyeceğiz. İşte اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ Şu kelâm “tekvir” lafzıyla, yani sarmak ve toplamak manasıyla, parlak bir temsile işaret ettiği gibi nazirini dahi îma eder:

Birinci: Evet, Cenab-ı Hak tarafından adem ve esîr ve sema perdelerini açıp güneş gibi dünyayı ışıklandıran pırlanta-misal bir lambayı, hazine-i rahmetinden çıkarıp dünyaya gösterdi. Dünya kapandıktan sonra, o pırlantayı perdelerine sarıp kaldıracak.

İkinci: Veya ziya metaını neşretmek ve zeminin kafasına ziyayı, zulmetle münavebeten sarmakla muvazzaf bir memur olduğunu ve her akşam o memura metaını toplattırıp gizlettiği gibi kâh olur bir bulut perdesiyle alışverişini az yapar; kâh olur ay onun yüzüne karşı perde olur, muamelesini bir derece çeker, metaını ve muamelat defterlerini topladığı gibi elbette o memur bir vakit o memuriyetten infisal edecektir. Hattâ hiçbir sebeb-i azl bulunmazsa şimdilik küçük fakat büyümeye yüz tutmuş yüzündeki iki leke büyümekle güneş yerin başına izn-i İlahî ile sardığı ziyayı, emr-i Rabbanî ile geriye alıp, güneşin başına sarıp “Haydi yerde işin kalmadı.” der, “Cehenneme git, sana ibadet edip senin gibi bir memur-u musahharı sadakatsizlikle tahkir edenleri yak.” der. اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ fermanını lekeli siyah yüzüyle yüzünde okur.

(25. Söz)


İşte bak, ne kadar merak-âver, ne kadar cazibedar, ne kadar lüzumlu, ne kadar dehşetli hakaiki gösterir ve mesaili ispat eder.

Bilirsin ki en ziyade insanı tahrik eden meraktır. Hattâ eğer sana denilse: “Yarı ömrünü, yarı malını versen Kamer’den ve Müşteri’den biri gelir, Kamer’de ve Müşteri’de ne var ne yok, ahvalini sana haber verecek. Hem doğru olarak senin istikbalini ve başına ne geleceğini doğru olarak haber verecek.” Merakın varsa vereceksin.

Halbuki şu zat, öyle bir Sultan’ın ahbarını söylüyor ki memleketinde kamer bir sinek gibi bir pervane etrafında döner. O arz olan o pervane ise bir lamba etrafında pervaz eder. Ve o güneş olan lamba ise o Sultan’ın binler menzillerinden bir misafirhanesinde binler misbahlar içinde bir lambasıdır.

Hem öyle acayip bir âlemden hakiki olarak bahsediyor ve öyle bir inkılabdan haber veriyor ki binler küre-i arz bomba olsa patlasalar, o kadar acib olmaz. Bak, onun lisanında

اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ

اِذَا السَّمَٓاءُ انْفَطَرَتْ

اَلْقَارِعَةُ

gibi sureleri işit.

Hem öyle bir istikbalden doğru olarak haber veriyor ki, şu dünyevî istikbal, ona nisbeten bir katre serap hükmündedir. Hem öyle bir saadetten pek ciddi olarak haber veriyor ki bütün saadet-i dünyeviye, ona nisbeten bir berk-i zâilin bir şems-i sermede nisbeti gibidir.

(19. Söz)


İmam-ı Ali radıyallahu anh, Risale-i Nur ile çok meşguldür. Mecmuundan haber verdiği gibi kıymettar risalelerine de işaret derecesinde remzedip îma ediyor. Eğer sarîh bir surette gaybdan haber vermek çok zararları bulunduğundan, hikmete münafî olduğu cihetle hikmet-i İlahiye tarafından yasak olmasa idi tasrih edecekti. Mesela, sureleri ta’dad ederken yirmi beşinciye geldiği vakit diyor ki:

بِحَقِّ تَبَارَكَ ثُمَّ نُونٍ وَ سَٓائِلٍ ٭ وَ بِسُورَةِ التَّهْمٖيزِ وَ الشَّمْسُ كُوِّرَتْ

وَ بِالذَّارِيَاتِ ذَرْوًا وَ النَّجْمِ اِذَا هَوٰى ٭ وَ بِاِقْتَرَبَتْ لِىَ الْاُمُورُ تَقَرَّبَتْ

وَ بِسُوَرِ الْقُرْاٰنِ حِزْبًا وَ اٰيَةً ٭ عَدَدَ مَا قَرَاَ الْقَارٖى وَمَا قَدْ تَنَزَّلَتْ

فَاَسْئَلُكَ يَا مَوْلَاىَ بِفَضْلِكَ الَّذٖى ٭ عَلٰى كُلِّ مَٓا اَنْزَلْتَ كُتْبًا تَفَضَّلَتْ

İşte bu fıkralarda Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesini hayrette bırakan ve üstünde göz ile görünen bir kerametiyle ve kıyamet ve haşri ispat eden hârika hüccetleriyle iştihar eden Yirmi Dokuzuncu Söz’e Hazret-i İmam-ı Ali radıyallahu anh, zikr ü ta’dad ettiği surelerin yirmi dokuzuncu mertebesinde وَالشَّمْسُ كُوِّرَتْ ile ona işaret eder. Çünkü kıyamet kopmasından gayet dehşetli haber veren اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ suresine tam mutabık bir surette o Yirmi Dokuzuncu Söz, kıyametin ve harab-ı âlemin ve mevt-i dünyanın ve hayat-ı âhiretin ve ihya-yı emvatın kat’î hüccetlerini beyan ederken, bu surenin dehşetli tasvirini zikretmesi hem manada hem yirmi dokuzuncu mertebede tetabukları o işareti ispat eder.

(8. Şua)


Bu Şuâ, İmam-ı Ali'nin (R.A.) Kaside-i Celcelûtiye'sinde üçüncü bir kerameti olarak Risale-i Nur'un en nâmdar risalelerini sekiz remiz ile gösterdiğine dairdir.

Birinci Remiz: Risale-i Nur'u tasrih eden

تُقَادُ سِرَاجُ النُّورِ سِرًّا بَيَانَةً

fıkrasından sonra Süryâni lisanıyla Esmâ-i Hüsnâ'dan istimdâd ve suver-i Kur'âniye ile münâcâtında tam otuz üç sûre ile Risale-i Nur'un mebdeî ve çekirdeği olan Otuz Üç Söz'ün adedine garip ve manidar işaret ettiğini ve yirmi dokuzuncu mertebede

وَالشَّمْسُ كُوِّرَتْ

ile kıyamet ve haşri ispat eden ve harika hüccetleriyle iştihar eden ve gözle görünen bir kerametle meydana çıkan Yirmi Dokuzuncu Söz'e makam ve mânâ itibariyle kuvvetli bir tarzda ve hiçbir itiraza ve vesveseye meydan bırakmayarak parmak bastığını..

(Fihrist)

Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler

İlgili Resimler/Fotoğraflar

Ayetlerdeki Kelime ve Harf Sayıları

Tekvir Suresinin Ayetlerindeki Kelime ve Harf Sayısı[3]
Genel Ayet No Sure No Sure Ayet No Kelime Sayısı Harf Sayısı
5801 81 1 3 12
5802 81 2 3 16
5803 81 3 3 14
5804 81 4 3 14
5805 81 5 3 14
5806 81 6 3 14
5807 81 7 3 14
5808 81 8 3 15
5809 81 9 3 10
5810 81 10 3 13
5811 81 11 3 14
5812 81 12 3 14
5813 81 13 3 14
5814 81 14 4 14
5815 81 15 3 13
5816 81 16 2 11
5817 81 17 3 12
5818 81 18 3 13
5819 81 19 4 15
5820 81 20 6 19
5821 81 21 3 10
5822 81 22 3 15
5823 81 23 4 20
5824 81 24 5 18
5825 81 25 5 17
5826 81 26 2 10
5827 81 27 5 17
5828 81 28 5 18
5829 81 29 8 31
Toplam - 29 104 431

İlgili Maddeler/Sayfalar

İlgili Kategoriler

Kaynakça