Konferans (Sözler)

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Önceki Risale: LemaatSözlerFihrist: Sonraki Risale

Bu parçayı okumak için Konferans (Sözler) okuma sayfasına, bu parçayı Konferans adlı küçük kitaptan okumak için bu sayfaya ve Konferans ile ilgili diğer parçalar ve maddeler için Konferans (Tavzih) sayfasına gidin

Konferans Bediüzzaman'ın hizmetinde bulunan talebelerine muhtelif vesilelerle yaptığı dersler ve sohbetler neticesinde yakın talebelerinden Zübeyir Gündüzalp tarafından kaleme alınan ve Kasım 1950'de Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi mescidinde profesör, milletvekilleri, Pakistanlı misafirler ve muhtelif fakülte talebelerinin huzurunda İman, İslam ve Risale-i Nur hakkında verdiği, büyük bir alâka ve ehemmiyetle dinlenmiş ve gece yarısına kadar devam etmiş bir konferanstır. Bediüzzaman, talebesinin verdiği bu konferansı 1956 yılında matbaada Latin harfiyle basılan Sözler kitabının sonuna koydurmuştur.[1]

Konferansı hazırlayan nur talebesi bu asırda din ve İslâmiyet düşmanlarının öncelikle imanın esaslarını zayıflatmayı ve yıkmayı planladıklarını, bu zamanda en mühim işin taklidî imanı tahkikî imana çevirerek imanı kuvvetlendirmek olduğunu, ilimlerin esasının iman ilmi olduğunu ve bu zamanda bu iman ilmini veren en harika eserin Bediüzzaman'ın telif ettiği Risale-i Nur olduğunu izah eder. Bu külliyatın bu zamanda herkese rehberlik edebilecek bir eser olmasını müellifi Said Nursi'nin yalnız Kur’an'ı kendine üstad edinmiş olması, bu tefsiri kendi hususi meslek-meşrebinin ve hevesinin tesiri altında kalmadan yazmış olması, her bir fende mütehassıs geniş fikre, ince nazara, tam ihlasa, âlî dehaya, nüfuzlu içtihada, a’zamî bir zühd, takva, ihlas, iktisat ve kanaate ve dine hizmetinde a’zamî sebat, sıdk, sadakat ve fedakârlığa sahip olması, hiçbir maddî manevî menfaati gaye edinmemesi, ispatiyeciliği esas alması, yazdığı eserin okuyanları benlik, gurur, ucub ve enaniyet gibi kötü hasletlerden kurtarıp tevazu ve mahviyet gibi yüksek ve güzel ahlâklara sahip kılması, Peygamberimizin sünnetine tam olarak uymuş olması, ilmiyle âmil olması ve Kur’anî ve şer’î meseleleri beyan ederken tazyik ve işkenceyi nazara almayan, herhangi bir tesir altında kalarak fetva vermeyen ve ölümü istihkar edip dünyaya meydan okuyacak bir iman kuvvetiyle hakikati pervasızca söyleyen İslâmî şecaat ve cesarete mâlik olması gibi hususlara dayandırır.

Risale-i Nur'da Bu Konudaki Derslerin Özeti

İsimleri, Telifi, Neşri/Basımı, İçeriği, Tevafukları ve Gaybi İşaretlerle İlgili Bilgiler

Diğer İsimleri

Risale-i Nur Hakkında Verilen Bir Konferans

Telif Dili

Türkçe

Telifiyle İlgili Bilgiler

Bu konferans Kasım 1950'de verilmiştir.

Neşriyle/Basımıyla İlgili Bilgiler

Bediüzzaman, talebesinin verdiği bu konferansı 1956 yılında matbaada Latin harfiyle basılan Sözler kitabının sonuna koydurmuştur.[2]

İçeriği

Uzunluğu

26,5 büyük sayfa

Ekleri

Bu Risale İle İlgili Tevafuklar

Bu Risale İle İlgili Gaybi İşaretler

Risale-i Nur'da Derc Edildiği ve Benzer İçerikli Yerler


  • Zübeyir Gündüzalp'in 1947'de yine Ankara Üniversitesinde verdiği başka bir konferans Gençlik Rehberi ve Nur'un İlk Kapısı adlı küçük kitaplarda mevcuttur.

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği

Bu Risalenin Telifi, Neşri ve Adı Hakkındaki Bahisler

Bediüzzaman'ın izin ve teşviğiyle 1956-1959 yıllarında matbaalarda Latin harfleriyle büyük kitaplar basıldığında Sözler kitabının içinde yer almıştır.

Bu Risalenin Kıymeti Hakkındaki Bahisler

Bu Risaleye Atıflar

Yirmi Yedinci Mektup’un Lâhikasının Zeyli==

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Bu defa şehit merhum Hâfız Ali’nin ehemmiyetli bir vârisi ve Denizli talebelerinin yüksek bir mümessili ve Denizli şehrinin Risale-i Nur’a karşı fevkalâde teveccühünün bir tercümanı kardeşimiz Hasan Feyzi’nin edibane, Risale-i Nur hakkında fevkalâde senakârane pek uzun bir mektubunu aldım. (*Bu uzun mektubun tamamı, Konferans isimli kitapta neşredilmiştir.)

Risale-i Nur’un bana teslim olması münasebetiyle, kardeşimiz Hâfız Mustafa’nın çalışması hakkında yazdığım mektubun içinde Risale-i Nur’un çok ehemmiyetli kıymetini muhtasar bir surette beyanatıma ve hiss-i kable’l-vuku mektuplarımdaki ehemmiyetli davalarıma bu uzun mektup tam bir izah ve Denizli şehrinin Risale-i Nur lehinde bir kuvvetli şehadeti ve bir şahidi olmak cihetiyle hem bu zat mektep fenlerinde çok zaman alâkadar olup kıdemli bir muallim ve âlim olması haysiyetiyle, Risale-i Nur hakkındaki bu parlak şehadeti çok ehemmiyetli gördüm. Yalnız, bana bakan kısımları ya tayy veya ta’dil etmeyi münasip gördüm. Bir, iki, üç yerde de herkese göstermek münasip görmediğimden, çizgi altına aldım ve sizlere de Yirmi Yedinci Mektup’un veya Lâhikasının bir zeyli olarak gönderdim. Bu parça mektubumu, onun mektubunun başında yazabilirsiniz. Hasan Feyzi kardeşimiz, onun bazı cümlelerini tayyetmemden gücenmesin. Çünkü umum talebelere o tayyolunan kısım lâzım değil, hususi bazılarda kalabilir.

Bu zat, doğrudan doğruya hakaik-i imaniye ve Kur’aniyeyi bir şahs-ı manevî mahiyetinde, Risale-i Nur şahs-ı manevîsinin cesedine girmiş ve eczalarının libasını giymiş bir tarzda, fevkalâde bir sena ile ona hitap ediyor. Ben baktıkça birden itirazkârane “Hüsn-ü zannı pek ziyadedir.” tahattur ettiğim dakikada, hakikat-i Kur’aniye manen dedi: “Cesede, libasa bakma; bana bak. O, benim hakkımda konuşuyor. Doğru söylemiş.” Ben daha ilişmedim.

Yalnız Risale-i Nur tercümanı hakkında sarîhan veya işareten veya kinayeten onun haddinden pek fazla senakârane tabiratı ta’dil etmeye lüzumu var. Başkalar, hususan ehl-i tenkit insanlar nazarında bîçare şahsıma bu nevi hüsn-ü zannını kabul etmemek mesleğimize lâzım geliyor; ta’dilime gücenmesin.

(Emirdağ 1 Lahikası)


Göndermiş olduğunuz inayetnamenizi ve dört tane risale “İhlas”, “Zeylü’l-Hubab”, “Risale-i Nur hakkında müellifine gönderilen bir mektup”, “Risale-i Nur hakkında verilen konferans”ları aldım. Teşekkürlerimi takdim ederim efendim.

...

Muhlis dinî, millî kardeşiniz

Habiburrahman Şâkir

(Tarihçe-i Hayat)


Risale-i Nur hakkında, içinde çok güzel konferans ve nurlu mektuplar ve pek güzel kasideler bulunan kitabı Bursa’dan getirttik. Okudukça, dinledikçe çok mesrur oluyoruz, ruhlarımız şâd oluyor. Onları yazan Nur talebesi kardeşlerimizden Cenab-ı Hak razı olsun, âmin!

...

Duanıza muhtaç

İstanbul Hanımları

(Hanımlar Rehberi)

Bu Risalede İle İlgili Tevafuklar

Bu Risale İle İlgili Gaybi İşaretler

Bu Risale Hakkında Fihristte Geçen Kısım

Diğer Bahisler

Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler

Bu Risaledeki Temsiller/Misaller

Evet, temelleri yıpratılmış bir binanın odalarını tamir ve tezyine çalışmak, o binanın yıkılmaması için ne derece bir fayda temin edebilir? Köklerinin çürütülmesine çabalanan bir ağacın kurumaması için, dal ve yapraklarını ilaçlayarak tedbir almaya çalışmak, o ağacın hayatına bir fayda verebilir mi?

Bu Risalede Geçen Ayetler

Bkz. Konferans'ta Geçen Ayetler Listesi

Bu Risalede Geçen Hadisler

Cenab-ı Allah'ın Bu Risalede Geçen İsim, Sıfat ve Şuunatı

Peygamberimizin Bu Risalede Geçen İsim ve Sıfatları

Kur'an'ın Bu Risalede Geçen İsim ve Sıfatları

Bu Risalede Geçen Salavatlar

Bu Risalede Geçen Dualar

Bu Risalede Geçen Zikirler

Bu Risalede Geçen Emir ve Tavsiyeler

Bu Risalede Geçen Darb-ı Meseller/Deyimler

Bu Risalede Geçen Düstur, Kaide ve Tespitler

Bu Risalede Geçen Halk Dili İfadeler

Bu Risalede Geçen Edebi ve Dikkat Çekici İfadeler

  1. Bu asırda din ve İslâmiyet düşmanları, evvela imanın esaslarını zayıflatmak ve yıkmak planını, programlarının birinci maddesine koymuşlardır.
  2. İmanın rükünlerinden birisinde hasıl olacak bir şüphe veya inkâr, dinin teferruatında yapılan lâkaytlıktan pek çok defa daha felaketli ve zararlıdır.
  3. Şimdi en mühim iş, taklidî imanı tahkikî imana çevirerek imanı kuvvetlendirmektir, imanı takviye etmektir, imanı kurtarmaktır.
  4. İnsanın en başta elde etmeye çalıştığı ilim, iman ilmidir. İlimlerin esası, ilimlerin şahı ve padişahı, iman ilmidir.
  5. Şimdi “Böyle bir eser, bu asırda var mıdır?” diye bir sualin içinizde hasıl olduğu, nurani bir heyecanı ifade eden simalarınızdan anlaşılmaktadır.
  6. Avrupa bir İslâm devletine, Osmanlı Devleti de bir Avrupa devletine hamiledir. Bir gün gelip doğuracaklardır.
  7. Büyük ulema-i İslâm ve meşayih-i kiram çok tecrübe ve imtihanlarla şöyle bir kanaate varmışlardır ki: Bedîüzzaman ne söylerse hakikattir. Bedîüzzaman’ın eserleri, sünuhat-ı kalbiye olup cumhur-u ulemanın tasdik ve takdirine mazhardır.
  8. Kelâmın tabakatının ulviyeti, güzelliği ve kuvvetinin menbaı, şu dört şeydir: Mütekellim, muhatap, maksat ve makam.
  9. Risale-i Nur’un şahs-ı maneviyesinde şöyle gayet sağlam kuvvetler toplanmış ve imtizaç etmiştir:
    1 – Yüksek bir kuvvet ve bütün kemalâtın üstadı olan hakikat-i İslâmiye
    2 – Şehamet-i imaniye. Yani tezellül etmemek, bîçarelere tahakküm ve tekebbür etmemek
    3 – Müslümanlığın insana verdiği izzet ve şeref, terakki ve tealinin en mühim âmili olan izzet-i İslâmiye
  10. Basîretli ehl-i ilim tarafından bütün Müslümanlarca “Zuhuru beklenen siyasî ve dinî bir halâskârdır.” gibi şahsına verilen yüksek mertebeyi, Bedîüzzaman hiddetle reddetmiş, kendisinin ancak Kur’an’ın bir hizmetkârı ve Risale-i Nur talebelerinin bir ders arkadaşı olduğuna inanmış ve beyan etmiştir.
  11. Said Nursî, bazen bir talebesine Risale-i Nur’dan okuyuvermek nimetini lütfettiği zaman der ki: “Bu benim dersimdir. Ben kendim için okuyorum. Bu risaleyi, şimdiye kadar belki yüz defa okumuşum. Fakat, şimdi yeni görüyorum gibi tekrar okumaya ihtiyaç ve iştiyakım var.” Hem yine der ki: “Ben başkaları için kitap yazmamışım. Kendim için yazmışım. Kur’an’dan bulduğum bu devalarımı arzu edenler okuyabilir.” Evet, Bedîüzzaman itikad ediyor ve diyor ki: “Ben derse, terbiyeye ve nefsimi ıslaha muhtacım.” Bedîüzzaman gibi bir zat böyle derse bizim bu eserlere ne kadar muhtaç olduğumuz artık kıyas edilsin.
  12. Bedîüzzaman, ihlas-ı tammeye mâlik, hârikulâde, hakiki bir müfessir-i Kur’an’dır. Hem ihlas-ı etemme vâsıl olmuş, kahraman ve yekta bir hâdim-i Kur’an’dır.
  13. Kimin şüphesi varsa Risale-i Nur’u okusun.
  14. Risale-i Nur’da müstesna bir edebiyat ve belâgat ve îcaz; nazirsiz, cazip ve orijinal bir üslup vardır.
  15. Aslâ ve kellâ, kat’â ve aslâ susmayacağız ve hem susturamayacaklardır. Durmayacağız ve hem durduramayacaklardır. Bu can bu kafesten çıkıncaya kadar, bu ruh bu cesetten ayrılıncaya kadar, bu nefes, bu bedenden gidinceye kadar; Risale-i Nur’u okuyacağız, neşredeceğiz.
  16. Okurken belki izah edilmesini isteyen kardeşlerimiz olacaktır. Fakat bu hususta arz edeyim ki üstadımız Bedîüzzaman, bir Nur talebesine Risale-i Nur’dan bazen okuyuvermek lütfunu bahşederken izah etmiyor, diyor ki: “Risale-i Nur, imanî meseleleri lüzumu derecesinde izah etmiş. Risale-i Nur’un hocası, Risale-i Nur’dur. Risale-i Nur, başkalarından ders almaya ihtiyaç bırakmıyor. Herkes istidadı nisbetinde kendi kendine istifade eder. Aklınız her bir meseleyi tam anlamasa da ruh, kalp ve vicdanınız hissesini alır. Ne kadar istifade etseniz büyük bir kazançtır.” Okunan Türkçe veya Arapça bir risalenin izahı, başka bir risalede varsa onu getirip okuyor. Risale-i Nur’daki gayet ince nükteleri derk eden basîretli âlimler de der ki: Bir âlimin yüksek bir ilmi olabilir fakat Risale-i Nur’u cemaate okurken tafsilata girişip eski malûmatlarıyla açıklarsa bu izahatı, Risale-i Nur’un beyan ettiği, asrımızın fehmine uygun ve ihtiyacına tam cevap veren hakikatlerin anlaşılmasında ve tesiratında ve Risale-i Nur’un mahiyetinin derkine bir perde olabilir. Bunun için bazı lügatların manalarını söyleyerek aynen okumak daha müessir ve daha efdaldir. İstanbul Üniversitesindeki kardeşlerimiz de böyle okuyorlar. Biz de hülâsaten deriz ki: Risale-i Nur, gayet fasih ve vecizdir. Sözün kıymeti; îcazındadır, kısalığındadır. Bir mesele-i imaniye ve Kur’aniye umuma ders verilirken mücmel olarak tedrisinde, daha fazla istifaza ve istifade vardır.

Bu Risalede Bahsi Geçen Şahıslar, Eserleri ve Eserlerinden Alıntılar

  1. Ali Ekber Şah: Pakistan Maarif Nâzır Muavini
  2. Millet Meclisi: Çünkü Bedîüzzaman Said Nursî’nin Birinci Millet Meclisinde beyan ettiği gibi ...
  3. Pozitivist: Müfessirin, Kur’an ve iman hakikatlerini, cerh edilmez delil ve hüccetlerle ispat ederek tedris etmesi. Yani, pozitivizmi (ispatiyecilik) bir esas ittihaz etmiş olması…
  4. Şeyh Bahit Efendi: Mısır Camiü’l-Ezher Üniversitesi reislerinden meşhur Şeyh Bahît Efendi, İstanbul’a bir seyahat için geldiğinde Kürdistan’ın sarp, yalçın kayaları arasından gelerek, İstanbul’da bulunan Bedîüzzaman Said Nursî’yi ilzam edemeyen İslâm uleması, Şeyh Bahît’ten bu genç hocanın (Bedîüzzaman’ın) ilzam edilmesini isterler.
  5. Ebubekir: Sıddık-ı Ekber radıyallahu anh demiştir ki: “Cehennemde vücudum o kadar büyüsün ki ehl-i imana yer kalmasın.”
  6. Sokrat: Said Nursî, Eski Said tabir ettiği gençliğinde felsefede çok ileri gitmiştir. Garb’ın Sokrat’ı, Eflatun’u, Aristo’su gibi hakikatli feylesofları ve Şark’ın İbn-i Sina, İbn-i Rüşd, Farabi gibi dâhî hükemalarından felsefe ve hikmette Kur’an-ı Hakîm’in feyziyle çok ileri geçmiş
  7. Aristo:
  8. Eflatun:
  9. İbn-i Sina:
  10. İbn-i Rüşd:
  11. Farabi:
  12. Abdülaziz Çaviş: Mısır’da fâzıl ulemadan, merhum Abdülaziz Çâviş, Bedîüzzaman’ın fatînü’l-asır olduğu ve müthiş bir fart-ı zekâya mâlik bulunduğu mevzuunda, Mısır matbuatında makale neşretmiştir.
  13. Mustafa Sabri Efendi: Büyük ve salabetli bir âlim olan Şeyhülislâm merhum Mustafa Sabri Efendi, Mısır’da Risale-i Nur’a sahip çıkmış ve Camiü’l-Ezher Üniversitesinde en yüksek bir mevkiye koymuştur.
  14. Mehmed Akif Ersoy: Büyük şairimiz, edebiyatımızın medar-ı iftiharı merhum Mehmed Âkif, bir üdeba meclisinde “Viktor Hügolar, Şekspirler, Dekartlar; edebiyatta ve felsefede, Bedîüzzaman’ın bir talebesi olabilirler.” demiştir.
  15. Victor Hugo:
  16. Shakespeare:
  17. Decart:
  18. Mütenebbi: Hattâ dünyaca meşhur Arap edibleri “Eğer firak olmasa idi, ölüm ruhlarımızı almak için yol bulup gelemezdi.”...

Bu Risalede Bahsi Geçen Yerler

  1. Ankara Üniversitesi: Teşrin-i sânî 1950’de Ankara Üniversitesinde, profesör ve mebuslarımız ve Pakistanlı misafirlerimiz ve muhtelif fakülte talebelerinin huzurunda,
  2. Pakistan: Teşrin-i sânî 1950’de Ankara Üniversitesinde, profesör ve mebuslarımız ve Pakistanlı misafirlerimiz ve muhtelif fakülte talebelerinin huzurunda,

Bu Risalede Bahsi Geçen Hadiseler

İlgili Resimler/Fotoğraflar

İlgili Maddeler/Kategoriler

Önceki Risale: LemaatSözlerFihrist: Sonraki Risale

Kaynakça

  1. Risale-i Nur'un Neşir Tarihçesi, Abdülkadir Badıllı
  2. Risale-i Nur'un Neşir Tarihçesi, Abdülkadir Badıllı