Fil Suresi

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Önceki Sure: Hümeze SuresiKur'ânKureyş Suresi: Sonraki Sure

Bu sureyi Fil suresi okuma sayfasında mealiyle beraber okuyabilirsiniz

Sureye adını veren hayvan için Fil sayfasına bakın

Fil (الفيل) Suresi Kur'ân-ı Kerim'in 105. suresi olup Hümeze ve Kureyş sureleri arasında yer alır. Kabeyi yıkmaya filiyle gelen Habeş meliki Ebrehe ve askerlerinin Allah tarafından Ebabil adı verilen ve galip görüşe göre çeşitli türlerden oluşan kuş sürüsünün attığı taşlarla helak edilmesi olayından bahseder.[1]

Risale-i Nur'da Fil Suresi ve ayetleri hakkındaki dersler

  • Kur'an'ın ilk nazil olan suresi olan Alak suresinin harfleri gibi kelimeleri de bazı Kur'an surelerine işaret eder. Mesela Alak suresinde رَبّ, اَلْاِنْسَان ve اَرَاَيْتَ kelimeleri 3'er defa geçerek dokuz mühim Kur'an suresinin başına işaret eder:

3 defa geçen رَبِّكَ kelimesi:

اِقْرَاْ بِاسْمِ رَبِّكَ ile başlayan Alak, سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ ile başlayan A'la ve كٓهٰيٰعٓصٓ - ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ ile başlayan Meryem surelerine işaret eder.

3 defa geçen اَلْاِنْسَان kelimesi:

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذٖى خَلَقَكُمْ ile başlayan Nisa, يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ اِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ ile başlayan Hacc ve هَلْ اَتٰى عَلَى الْاِنْسَانِ حٖينٌ مِنَ الدَّهْرِ ile başlayan İnsan surelerine işaret eder.

3 defa geçen اَرَاَيْتَ kelimesi:

اَرَاَيْتَ الَّذٖى يُكَذِّبُ بِالدّٖينِ ile başlayan Maun, اَلَمْ تَرَ كَيْفَ ile başlayan Fil ve اَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ ile başlayan İnşirah (istifham ile) surelerine işaret eder. Bu parçayı Rumuzat-ı Semaniye'de okuyabilirsiniz.

  • Peygamberimizin 300'den fazla mucizesini beyan eden 19. Mektup'ta Peygamberimizin doğumuna yakın bir zamanda gerçekleştiğinden ve kıblesi, doğum yeri ve sevgili vatanı olan Kâbe gaybî ve hârika bir surette Ebrehe’nin tahribinden kurtulduğu için Fil vakasının Peygamberliğin delillerinden olduğu ders verilir.
  • Bediüzzaman Kastamonu Lahikasındaki bir mektubunda meşhur ve tarihî bir cüzi olaydan bahseden Fil suresinin küllî ve her asırda fertleri bulunan benzer hâdiseleri de ihtar etmesinin Kur’an'ın belagatının gereği olduğunu hatırlatır ve bu surenin günümüze bakan 3 işaretinden bahseder: (1) Fil suresinin 4. ayetinde ebabil kuşlarının Ebrehe'nin ordusuna taşlar atmasından bahseden ifadenin ebced makamı 1359 (miladi 1943) edip dünyayı dine tercih eden ve insanlığı yoldan çıkaran medeniyetçilerin başlarına semavî bombalar ve taşları yağdırmasına işaret eder. Gerçekten de 2. Dünya savaşında atılan pek çok bombaya ilave olarak Rumi 1361'de ABD Japonya'ya 2 adet atom bombası atmıştır, (2) "Onların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı?" mealindeki Fil suresinin 2. ayetinin o zamanda Kâbe’nin nurunu söndürmek için hilelerle hücum edenlerin tokat yemelerini gösterdiği gibi bu ayette geçen ve Allah'ın onların planlarını boşa çıkarmasına işaret eden "Fî tadlil" cümlesinin ebced makamı 1360 (miladi 1944) ederek mağrur ehl-i dalaletin semavî bombalar tokadıyla cezalandırılmasına işaret eder, (3) "Rabbin fil sahiplerine neler etti, görmedin mi?" mealindeki Fil suresinin 1. ayetinin ebced makamı 1359 (miladi 1943) edip Peygamberimize “Senin mübarek vatanın Mekke'yi düşmanlarından kurtarmasını ve o düşmanların nasıl bir tokat yediklerini görmüyor musun?” diye sarih manayla hitap etmesine ilave olarak işari manasıyla “Senin dininin düşmanlarına ve o ashab-ı dünyaya senin Rabb’inin nasıl tokatlarla cezalarını verdiğini görmüyor musun?" der. Bu ayetin ebced hesabında, eski zamanda file dayanıp saldırmalarına karşılık bu zamanda fil gibi filolarla ve dünya imkanlarıyla saldırdıklarından "fil kelimesi yerine "dünya" kelimesi hesaba katılır.
  • Bediüzzaman Emirdağ Lahikası 1'deki bir mektubunda 1947 yılında (Rumi 1363) Rusya'ya insanlık tarihinde bugüne kadar kaydedilmiş en büyük meteorun düşmesi haberini duyunca birkaç sene önce (yukarıdaki maddede bahsedilen) Kastamonu'da yazdığı ve Fil suresinin 2. dünya savaşında atılan bombalardan haber vermesinden bahseden mektubunda yer alan “Evet bu tokatlardan pür-şer beşer, şirkten şükre girmezse ve Kur’an’a tarziye vermezse melaike elleriyle de ahcar-ı semaviye başlarına yağacağını, bu sure bir mana-yı işarî ile tehdit ediyor.” cümlesini hatırlatarak Fil suresinin ebced makamı 1360 eden "Fî tadlil" cümlesinin doğrudan bu semavi taşa yani meteora da baktığını beyan eder ve bunu 2 delille destekler: (1) Bu kadar büyük taş bu güne kadar düşmemiştir, (2) İnsanlığı tehdit eden dehşetli bir dinsizliğin merkezi olan Rusya'ya düşmüştür.

Bilgiler

İsminin Anlamı ve Kaynağı: Adını ilk âyette geçen “fîl” kelimesinden alır. Konusu, Hz. Peygamber’in doğduğu yıl veya ondan biraz önce vuku bulan ve tarihte Fil Vak‘ası adıyla anılan Kâbe’ye saldırı olayıdır.

Diğer İsimleri:

Kur'ân'daki Sırası: 105

Kur'ân'daki Yeri: 30. cüz, 601. sayfa

Mekkî/Medenî: Mekkî[1]

Nuzül (İnme) Sırası: 19

Kendisinden Önce Nazil Olan Sure: Kafirun Suresi

Kendisinden Sonra Nazil Olan Sure: Felak Suresi

Nuzülü (İnme) Hakkındaki Bilgiler: [1]

Uzunluğu: 0,3 sayfa

Ayet Sayısı: 5

Satır Sayısı: 4

Kelime Sayısı: 23 (Rumuzat-ı Semaniye)[2], 23[3]

Harf Sayısı: 95 (Rumuzat-ı Semaniye)[4], 96[3]

Fasıla Harfleri: Lam

Bölüm (Ayn Durakları) Sayısı: 1

Secde Ayeti: -

Allah lafzı sayısı (Besmele hariç): 0

Rahman ismi sayısı (Besmele dahil): 1

Rahim ismi sayısı (Besmele dahil): 1

Rab ismi sayısı: 1

İçinde Kur'an kelimesi geçen ayetler: -

Hizb-ül Kur'an'da Geçen Ayetler Listesi: -

Münâcât-ül Kur'an'da İktibas Edilen Ayetler: 1.-4. ayetler (4 ayet)

Risale-i Nur'da Geçen Ayet Sayısı: 3 (Bkz. Fil Suresinin Risale-i Nur'da Geçen Ayetleri listesi)

Risale-i Nur'da Tamamı Geçen Ayetler: 1. ve 2. ayetler (Toplam 2 ayet)

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği

Sure-i اِقْرَاْ بِاسْمِ رَبِّكَ nasıl ki hurufatıyla sair suver-i Kur'aniyeye işaret ediyor. Öyle de kelimatıyla da çok esrara işaret ile beraber, suver-i Kur'aniyenin bir kısmına dahi manidar işaret ediyor.

Mesela: Şu surede Lafz-ı رَبّ üç defa, اَلْاِنْسَان dahi üç defa, اَرَاَيْتَ yine üç defa tekerrürüyle dokuz mühim suver-i Kur'aniyenin başlarına parmak basıyor.

Mesela: Üç رَبِّكَ:

اِقْرَاْ بِاسْمِ رَبِّكَ

suresine

Ve سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ suresine

Ve

كٓهٰيٰعٓصٓ

ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ

surelerine işaret ettiği gibi; اَلْاِنْسَان 'ın üç defası:

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذٖى خَلَقَكُمْ

Ve

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ اِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ

Ve

هَلْ اَتٰى عَلَى الْاِنْسَانِ حٖينٌ مِنَ الدَّهْرِ

surelerine parmak basmakla işaret ettiği misillü;

Üç اَرَاَيْتَ dahi:

اَرَاَيْتَ الَّذٖى يُكَذِّبُ بِالدّٖينِ

Ve

اَلَمْ تَرَ كَيْفَ

Ve اَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ surelerinin başlarına istifham ile işaret ediyor.

Şu surede altı kelime ikişer defa zikriyle, Fatiha-i Şerife'nin altı kelimesinin ikişer defa tekerrürüne tevafukla, mühim esrara medardırlar.

Bu surede اِقْرَاْ iki, خَلَقَ iki, عَلَّمَ iki, يَعْلَمُ iki, نَاصِيَة iki, نَدْعُ، يَدْعُ ile iki.

İşte bu altı ikiler sırsız ve hikmetsiz değiller.

(Rumuzat-ı Semaniye)


بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَ اِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

Aziz kardeşlerim!

Kur’an’a ait en cüz’î en küçük bir nüktenin de kıymeti büyük olduğundan işarat-ı Kur’aniyenin bu zamanımıza temas eden küçük bir şuâı bugün Sure-i Ve’l-Asrı nükte-i i’caziyesi münasebetiyle, Sure-i Fil’den mana-yı işarî tabakasından tevafuk düsturuna istinaden bir nüktesini beyan etmem ihtar edildi. Şöyle ki:

Sure-i اَلَمْ تَرَ كَيْفَ meşhur ve tarihî bir hâdise-i cüz’iyeyi beyan ile küllî ve her asırda efradı bulunan o gibi ve ona benzeyen hâdiseleri ihtar ve tabakat-ı işariyeden her tabakaya göre bir manayı ifade etmek, umum asırlarda umum nev-i beşerle konuşan Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın belâgatının muktezası olmasından, bu kudsî sure bu asrımıza da bakıyor, ders veriyor, fenaları tokatlıyor. Mana-yı işarî tabakasında, bu asrın en büyük hâdisesini haber vermekle beraber; dünyayı her cihetle dine tercih etmek ve dalalette gitmenin cezası olarak, cifir ve hesab-ı ebced ile üç cümlesi, aynı hâdisenin zamanına tetabuk edip işaret ediyor.

Birinci cümlesi: Kâbe-i Muazzama’ya hücum eden Ebrehe askerlerinin başlarına Ebabil tayyareleriyle semavî bombalar yağdırmasını ifade eden تَرْمٖيهِمْ بِحِجَارَةٍ cümle-i kudsiyesi, bin üç yüz elli dokuz (1359) edip dünyayı dine tercih eden ve nev-i beşeri yoldan çıkaran medeniyetçilerin başlarına semavî bombalar ve taşları yağdırmasına tevafukla işaret ediyor.

İkinci cümle: اَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ فٖى تَضْلٖيلٍ kelime-i kudsiyesi, eski zaman hâdisesindeki Kâbe’nin nurunu söndürmek için hilelerle hücum edenlerin kendileri yokluk, zulümat dalaletinde aksü’l-amel ile aleyhlerine dönmesiyle tokat yedikleri gibi; bu asrın aynen hilelerle, desiselerle, zulümlerle edyan-ı semaviye Kâbesini, kıblegâhını dalalet hesabına tahribe çalışan cebbar, mağrur ehl-i dalaletin tadlil ve idlâllerine semavî bombalar tokadıyla cezalanmasına, aynı tarihi فٖى تَضْلٖيلٍ kelime-i kudsiyesi bin üç yüz altmış (1360) makam-ı cifrîsiyle tevafuk edip işaret ediyor.

Üçüncüsü: اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِاَصْحَابِ الْفٖيلِ cümle-i kudsiyesi Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâma hitaben “Senin mübarek vatanın ve kıblegâhın olan Mekke-i Mükerreme’yi ve Kâbe-i Muazzama’yı hârikulâde bir surette düşmanlarından kurtarmasını ve o düşmanların nasıl bir tokat yediklerini görmüyor musun?” diye mana-yı sarîhiyle ifade ettiği gibi, bu asra dahi hitap eden o cümle-i kudsiye mana-yı işarîsiyle der ki:

“Senin dinin ve İslâmiyet’in ve Kur’an’ın ve ehl-i hak ve hakikatin cebbar düşmanları olan dünya-perest ve dünyanın menfaati için mukaddesatı çiğneyen o ashab-ı dünyaya senin Rabb’in nasıl tokatlarla cezalarını verdiğini görmüyor musun? Gör, bak!” diye mana-yı işarîsiyle bu cümle aynen makam-ı cifrîsiyle tam bin üç yüz elli dokuz (1359) tarihiyle aynen âfat-ı semaviye nevinde semavî tokatlarla İslâmiyet’e ihanet cezası olarak diye mana-yı işarî ifade ediyor. Yalnız اَصْحَابِ الْفٖيلِ yerinde اَصْحَابِ الدُّنْيَا gelir. “Fil” kalkar “dünya” gelir. (Hâşiye[5])

Tahlil: تَرْمٖيهِمْ بِحِجَارَةٍ: İki ت sekiz yüz. İki ر dört yüz. İki م, bir ب, bir ح, bir ى yüz. Tenvin vakıf olmadığından ن dur, elli. Bir ه, bir ج, bir (medde elif) dokuz. Mecmuu, bin üç yüz elli dokuz (1359).

فٖى تَضْلٖيلٍ : ض sekiz yüz. ف seksen. ت dört yüz. İki ى yirmi. İki ل altmış. Tenvin vakfa rast gelmiş, sayılmaz. Yekûnü, bin üç yüz altmış (1360).

اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِاَصْحَابِ الْفٖيلِ: İki ر, bir ت sekiz yüz. İki ف, iki ك iki yüz. İki ل, bir م yüz. Bir ع, bir ص yüz altmış. Dört ب, üç elif, bir ى, bir ح yirmi dokuz. الْفٖيلِ yerine gelen الدُّنْيَا daki iki د, bir elif dokuz. Bir ن elli. Bir ى on. Bir elif, bir. Bu yekûn, bin üç yüz elli dokuz (1359), eğer okunmayan elif sayılmazsa bin üç yüz elli sekiz (1358) eder.

Hem Arabî hem Rumî tarihiyle bu semavî tokatların ayrı ayrı çeşitlerinin zamanlarına tevafuk ile parmak basıyor. (Hâşiye[6]) Umum kardeşlerime birer birer selâm ve dualar eylerim.

Kardeşiniz Said Nursî

(Kastamonu Lahikası)


Aziz, sıddık kardeşlerim!

Bütün tarih-i beşeriyede kat’iyen misli görülmemiş ve kavm-i Lût’un başına yağan semavî taşlardan daha müthiş taşlar, dinsizlik hesabına milyonlarla ehl-i imanı ve masumları edyan-ı semaviye ve kavanin-i İlahiye haricine dehşetli vasıtalarla sevk eden bir memleketi semavî taşlarla tokatlamasının bir mukaddimesi olarak, resmî gazetelerin kat’î haber verdikleri bir hâdise-i semaviyeyi, âdetime muhalif olarak bir Nur şakirdi bana haber verdi.

Dedim: Yirmi beş sene gazetelerin havadislerini merak etmedim. Fakat bu taşlar, Risale-i Nur’un dinsizlere manevî tokatlarını temsil ettiği cihette ve beş altı sene evvel ondan haber verdiği için o şakirde dedim: “Git, yalnız o hâdiseyi tamamıyla oku, tahkik et.”

O tahkik etti, geldi. Diyor ki: Bu baharda Rusya’nın Viladivostok Ormanlarına, zemin yüzünde hiç emsali görülmeyen büyüklükte semadan taşlar düşmüş. Ve en büyüğü, yirmi beş metre uzunluğunda ve on metre boyundadır. Düştüğünde etrafındaki ağaçları devirmiş ve otuz kadar büyük çukurlar husule getirmiş. Tetkik edilen parçalarında; demir, çelik ve başka maddeler karışık olarak mizansız bulunmaktadır.

İşte resmî gazetelerin kat’î verdikleri bu haber, bin üç yüz altmış sene evvel Sure-i Fil’in mu’cizane تَرْمٖيهِمْ بِحِجَارَةٍ cümlesi ile bin üç yüz elli dokuz (1359) tarihinde dünyayı dine tercih eden ve dinsizliği esas tutan, bir nevi medeniyet hesabına beşeri yoldan çıkaranların başlarına, Ebabil kuşları gibi semavî tayyarelerden bombalar başlarına inecek ve semavî taşlar yağdırmasına mukaddimesi olacak diye haber veriyor.

Ve فٖى تَضْلٖيلٍ aynen bin üç yüz altmış (1360) tarihini gösterip dalaletin cezası olarak kavm-i Lût’un başına gelen ahcar-ı semaviyeyi andıran semavî taşlar o tarihlerden sonra geleceğini haber verip tehdit ediyor.

Ve Risale-i Nur’un Sure-i Fil nüktesine ait beyanatı içinde hâşiyeli bu cümle var: “Evet bu tokatlardan pür-şer beşer, şirkten şükre girmezse ve Kur’an’a tarziye vermezse melaike elleriyle de ahcar-ı semaviye başlarına yağacağını, bu sure bir mana-yı işarî ile tehdit ediyor.”

İşte bu fıkra doğrudan doğruya bu taşlara işareti olmasına iki emare var:

Birincisi: Şimdiye kadar gelen semavî taşlar bir iki karış oldukları halde, böyle yirmi beş metre uzunluğunda ve on metre genişliğinde dağ gibi taşlar, elbette semavatın dinsizliğe karşı bir alâmet-i hiddetidir. Sure-i Fil mu’cizane ona bakması, onun tefsiri ona işaret etmesi hakikattir. O hâdisenin o ihbara liyakati var. Çünkü emsalsizdir.

İkinci emaresi: Bütün zemin yüzünü ve nev-i beşeri tehdit eden dehşetli bir dinsizliğin merkezlerine gelmesidir. Ve dinsizler bunu hissetmişler ki küçücük hâdiseleri ehemmiyetle neşrettikleri halde, bir iki aydır bu acib dehşetli hâdiseyi, ellerinden geldiği kadar şaşaalandırmamaya çalışmışlar.

(Emirdağ Lahikası 1)


Çendan veladet gecesinde değil fakat veladete pek yakın olduğu cihetle, o hâdiseler de irhasat-ı Ahmediyedir ki (asm) Sure-i اَلَمْ تَرَ كَيْفَ de nass-ı kat’î ile beyan edilen “Vak’a-i Fil”dir ki Kâbe’yi tahrip etmek için Ebrehe namında Habeş meliki gelip Fil-i Mahmudî namında cesîm bir fili öne sürüp gelmiş. Mekke’ye yakın olduğu vakit fil yürümemiş. Çare bulamamış, dönmüşler. Ebabil kuşları onları mağlup etmiş ve perişan etmiş, kaçmışlar. Bu kıssa-i acibe, tarih kitaplarında tafsilen meşhurdur.

İşte şu hâdise Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın delail-i nübüvvetindendir. Çünkü veladete pek yakın bir zamanda, kıblesi ve mevlidi ve sevgili vatanı olan Kâbe-i Mükerreme, gaybî ve hârika bir surette Ebrehe’nin tahribinden kurtulmuştur.

(19. Mektup)

Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler

İlgili Resimler/Fotoğraflar

Ayetlerdeki Kelime ve Harf Sayıları

Fil Suresinin Ayetlerindeki Kelime ve Harf Sayısı[3]
Genel Ayet No Sure No Sure Ayet No Kelime Sayısı Harf Sayısı
6189 105 1 7 24
6190 105 2 5 19
6191 105 3 4 20
6192 105 4 4 18
6193 105 5 3 15
Toplam - 5 23 96

İlgili Maddeler/Sayfalar

İlgili Kategoriler

Kaynakça

  1. 1,0 1,1 1,2 https://islamansiklopedisi.org.tr/fil-suresi
  2. https://nurpedia.org/wiki/Risale:29._Mektubun_8._K%C4%B1sm%C4%B1_(Rumuzat-%C4%B1_Semaniye)#Birinci_Par%C3%A7as%C4%B1
  3. 3,0 3,1 3,2 https://binimad.com/wp-content/uploads/2020/11/Letters-and-Word-Count-of-The-Entire-Quran.pdf
  4. https://nurpedia.org/wiki/Risale:29._Mektubun_8._K%C4%B1sm%C4%B1_(Rumuzat-%C4%B1_Semaniye)#Birinci_Par%C3%A7as%C4%B1
  5. Bu “fil” lafzı kalkmasının sırrı: Eski zamanda dehşetli Fil-i Mahmudî azametine, heybetine dayanmış, hücum etmişler. Şimdi ise dünya servetine ve malına ve o servetle filolar teşkil edip hattâ kırk milyon bir millet, o fil gibi filolarla dört yüz milyonu esaret altına almış ve Avrupa medeniyetçileri medeniyetin mehasiniyle, iyilikleriyle, menfaatleriyle değil belki medeniyetin seyyiatıyla ve sefahetiyle ve dinsizliğiyle üç yüz elli milyon Müslümanların her tarafta hâkimiyetlerini imha edip istibdadına serfürû etmiş ve bu musibet-i semaviyeye sebebiyet vermiş. Ve dünya-perest gaddar zalimler, zulümlerine ceza olarak tokatlar gelmeye ve fakir ve masumlar ve mazlumlara, fâni mallarını ve hayatlarını âhiretlerine çevirmek ve kıymettar eylemek ve dünyadaki günahlarına keffaretü’z-zünub etmeye kader-i İlahîye fetva verdiler. Ben bir buçuk senedir dünya-perestlerin bu musibette vaziyetlerini ve safahatlarını ve ikinci harb-i umumî sahifelerini kat’iyen bilmiyorum. Fakat iki sene evvelki vaziyetleri, bu sure-i kudsiyenin mana-yı işarî tabakasından gelen tokatlar, tam tamına onların başlarına iniyorlar ve surenin bir mana-yı işarîsini tam tefsir ediyor.
  6. Evet bu tokattan, pür-şer beşer şirkten şükre girmezse ve Kur’an’a tarziye vermezse melaike elleriyle de ahcar-ı semaviye başlarına yağacağını bu sure bir mana-yı işarî ile tehdit ediyor.