Ceylan Çalışkan

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Ceylan Çalışkan.png

Ceylan Çalışkan Emirdağ'da Üstad'a sahip çıkan ve hizmetinde bulunan Çalışkanlar hanedanından Mehmet Çalışkanın oğlu olup Üstad'ın hizmetine küçük yaşta girdiği 1953 yılından Bediüzzaman'ın 1960'da vefatına kadar en yakın hizmetini gören manevi evladı, varisi, mutlak vekili ve en fedakar talebelerindendir. Üstad onu evlâdı gibi severdi. Üstad ona 15 günde eski yazıyı öğretti ve böylece, Ceylan katipliğini de yaptı. Son derece zeki olup babası onu yüksek mekteplere vermek istiyordu, onun yerine Üstad'ın maiyyetine vererek yüksek iman dersi almasını sağladı. Üstad hz.nin hizmetlerini itinayla görmüştür. O zamana kadar yanına kimseyi almayan Üstad 1953 senesinden itibaren birkaç talebesiyle beraber Ceylan'ı da yanına aldı. 1958'de Zübeyir, Sungur, Bayram, Tahiri, Rüştü, Mustafa Türkmenoğlu, M. Emin Birinci gibi talebeleriyle beraber Ceylan hakkında Ankara davası açıldı. Afyon hapsinde Üstad hz. ile beraber bulundu. 1947'de Eskişehir’de Gençlik Rehberini bastırdı. Hanımlar Rehberinde yer alan “Annem beni yetiştirdi” şiirini bir şiirden kendisi uyarlamıştır. Üstad Hazretlerinin vefatından sonra İstanbul’a gelerek hizmetlerde bulundu ve bir trafk kazasında vefat etti. Vefatından sonra cüzdanından o güne kadar kimsenin bilmediği Üstad’ın el yazısıyla “Ceylan benim vekilimdir. Nur’a ait işleri benim hesabıma yapar. Said Nursi” yazılı bir not çıktı.[1][2]

Şahsi Bilgiler[düzenle]

Diğer İsimleri: Abdülkadir Ceylan Çalışkan

Doğum Yeri ve Tarihi: Emirdağ, Afyon, 1929[2]

Vefat Yeri ve Tarihi: İstanbul, 22 Ağustos 1963 (Trafik kazası)[2]

Kabrinin Yeri: Emirdağ Mezarlığı, Afyon

Risale-i Nur ile Nasıl Tanıştığı[düzenle]

Üstad Denizli hapsinden sonra Emirdağ'a gönderildiğinde ona sahip çıkan ve hizmetinde bulunan Çalışkanlar ailesinin ferdi olarak Üstad'ı çocuk yaşta tanımıştır.

Bediüzzaman Said Nursi ile Görüşmeleri[düzenle]

1953'te küçük yaşta Üstad'ın hizmetine girdi ve 1960'da vefatına kadar hizmetinde kaldı.

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği[düzenle]

Vasiyetnamemdir

Aziz, sıddık kardeşlerim ve vârislerim!

Ecel gizli olmasından vasiyetname yazmak sünnettir. Benim metrûkâtım ve Risale-i Nur’dan olan benim hususi kitaplarım ve güzel ciltlenmiş mecmualarım vesair şeylerimin bütününü, Gül ve Nur Fabrikalarının heyetine, başta Hüsrev ve Tahirî olarak o heyetten on iki (*[3]) kahraman kardeşlerime vasiyet ediyorum. Onlara bırakıyorum ki emr-i hak olan ecelim geldiği zaman, benim arkamda o metrûkâtım, benim bedelime o sadık ve mübarek ellerde hizmet-i Nuriye ve imaniyede çalışsın ve istimal edilsin.

Kardeşlerim! Bu vasiyetten telaş etmeyiniz. Ben, teessürattan ve dokuz defa zehirlenmekten, pek çok zayıf olmakla beraber; gizli münafıkların desiselerle müteaddid sû-i kasdları için bu vasiyeti yazdım. Merak etmeyiniz, inayet-i Rabbaniye ve hıfz-ı İlahî devam ediyor.

اَلْبَاقٖى هُوَ الْبَاقٖى

Kardeşiniz Said Nursî

(Emirdağ Lahikası 1)


...

Bu vasiyetname benden sonra bâki kalan tayinat içinde de konulsun tâ ki bazı insafsız insanlar “Bu Said günde beş on kuruşla yaşadığı ve kimseden para almadığı halde şimdiki mirası yüzer lira görünüyor, nerede buldu?” dememek için bu hakikati izhar etmek münasip olur.

Şimdi manevî evlatlarım, fedakâr hizmetkârlarım olan Zübeyr, Ceylan, Sungur, Bayram, Hüsnü, Abdullah, Mustafa gibi ve has ve hâlis Nur’un kahramanları olan Hüsrev ve Nazif, Tahirî, Mustafa Gül gibi zatların nezaretinde o düsturumun muhafaza edilmesini vasiyet ediyorum.

Said Nursî

(Emirdağ Lahikası 2)


Şimdi bütün talebelerin fevkinde diyerek değil, benim en yakınımda hizmetimde olup bir derece tam tarz-ı hareketimi bilenler ve yakından görenler içinde, dört beş adamı mutlak vekil yapıyorum. Ben ölsem veya hayatta şuursuz kalsam, Nurlara karşı hizmetimin tarzını bilerek tam yapabilsinler. Şimdilik Tahirî, Sungur, Ceylan, Hüsnü ve bir iki adam daha mutlak vekilim olarak vasiyet ediyorum.

(Emirdağ Lahikası 2)


Sâniyen: Zübeyr, bana merhum biraderzadem Abdurrahman yerine ve Ceylan, merhum biraderzadem Fuad bedeline verilmiş diye manevî ihtar aldım. Ben de burada işimi onlara bıraktım.

(Şualar, 14. Şua)


Burada, Abdülmecid kardeşim hükmünde ve hanedanı da benim hanedanım olması cihetiyle en çalışkan ve fedakâr Mustafa Acet hem küçücük bir Hüsrev hem küçücük bir Abdurrahman hükmünde Ceylan namında çok çalışkan bir çocuk, Risale-i Nur’a tam hizmet ediyor.

(Emirdağ Lahikası 1)


Başta Risale-i Nur’un fıtrî talebeleri masum çocuklar demiştik. İşte bir numunesi; bu mektubumu rahatsızlıktan kendim yazamadığım için ben söyleyip yeni hurufla yazan Ceylan, biri de ona mektup yazan masum Küçük Ali, biri de bu defa bana kâmilane ve müdakkikane mektup yazan Medrese-i Nuriye’nin küçük şakirdi Küçük Mehmed’dir. Ben de onlara “Bârekellah bahtiyar çocuklar!” derim, peder ve validelerini de tebrik ederim.

(Emirdağ Lahikası 1)


Size, manidar ve acib ve Risale-i Nur’un talebeleriyle ve Risale-i Nur ve Âyetü’l-Kübra’nın kerametiyle ve ehl-i dünyanın ilişmek niyetleriyle alâkadar, karşımda eskiden belediye bulunan hükûmet dairelerinden birisi, hiçbir şey kurtulmayarak, hiç görmediğimiz acib bir parlamakla gecenin en soğuk bir vaktinde üç saat cehennem gibi yandığı halde; tam bitişiğinde, Risale-i Nur’un çalışkanlarından bir talebesi ve yine iki kardeşinin, masum Ceylan’ın sermayelerinin kısm-ı a’zamı bulunan büyük mağazaları, o yangın yeri ile iki küçük dükkân fâsıla ile o dehşetli yangın bütün şiddetiyle mağazaya doğru gelirken bîçare Ceylan yanıma geldi, dedi: “Biz yanıyoruz, mahvolduk!”

Ben de iki gün evvel mağazalarında bulunan Âyetü’l-Kübra’nın bir kısım matbu nüshalarını yanıma getirmek için söyledim fakat getirmedi. Demek o ateşi söndürmek için orada kalmıştı. Ben de Risale-i Nur’u ve Âyetü’l-Kübra’yı şefaatçi yapıp: “Yâ Rabbi kurtar!” dedim.

Üç saat o dehşetli yangın hücumunda bütün o büyük daireyi mahvetti. Altında ve bitişiğindeki dükkânları bütün yaktı, yıktırdı. Risale-i Nur’un ve Âyetü’l-Kübra’nın hıfzında olan mağazaya kat’iyen ilişmedi ve altındaki şakirdin dükkânı da müstesna olarak sağlam kaldı. Yalnız ahali camlarını kırdılar. Eğer ahali ilişmeseydi, eşyalarını almasaydılar hiçbir zarar olmayacaktı.

(Emirdağ Lahikası 1)


Benim Abdurrahmanım ve küçücük bir Hüsrev namını alan Ceylan, vazifesini iki üç yerde tam yaptı, geldi. Şimdi daha büyük bir vazife için Ankara’ya Sungur gibi bir vekilim olarak gönderiyorum.

(Emirdağ Lahikası 2)


Hem fedakâr evladın çok fevkinde sadakatle şimdiye kadar hizmetleriyle her biri birer genç Said olarak beş on Abdurrahmanlarım hükmünde Sungur, Ceylan, Tillolu Said, Salih, Abdullah, Ahmed, Ziya gibi genç ve çalışkan Saidleri senin yanına hem benim vekilim hem senin talebelerin olarak benim bedelime o küçücük Medrese-i Nuriyeye nezaret ve bir nevi dershane olarak reyinize bırakıyorum.

(Emirdağ Lahikası 2)


Aziz, sıddık kardeşlerim Mehmed, Mustafa, İbrahim, Ceylan!

Evvela: Dün dördünüzün hararetli sohbetini gördüm, çok sevindim, memnun oldum. Ben de yanınızda bulunuyorum gibi ferahla dinledim. Birden baktım ki iki tarafınızda sizi dinleyenler var. Yarım saat devam etti. Merak ettim, kalben dedim: Habbeyi kubbe yapan ve yanlış mana veren bir casus, dinleyenler içinde bulunmak ihtimali var ki dikkatle kulak veriyor ve konuşan kardeşler ihtiyatsızlıklarından ve sohbetin keyfinden hiç onlara bakmıyorlar, dikkat etmiyorlar diye size cevap gönderdim. Elhamdülillah bir zararlı konuşma olmadığını bildim. Bu nazik sırada ihtiyat lâzımdır.

(Şualar, 14. Şua)


Ceylan'ın Müdafaasıdır Afyon Ağır Ceza Mahkemesine,

Makam-ı iddianın habbeyi kubbe yaparak, iftiharla kabul ettiğim Üstadıma ve Risale-i Nur’a hizmetimle beni büyük bir diplomat ve entrikacı bir adam tarzında gösterip Nurlara gelen mevhum suçta bana büyük bir hisse vermesine mukabil derim ki:

Dinî ve imanî ve ahlâkî eserlerini okumakla, o uğurda hayatımı tereddütsüz feda eder derecesinde istifade ettiğim Üstadım Bedîüzzaman’la yakından alâkadarım. Fakat bu alâka, makam-ı iddianın dediği gibi vatana ve millete mazarratlı ve halkı devlet aleyhine teşvik etmek değil belki hiçbir beşerin kendisini kurtaramayacağı kabrin idam-ı ebedîsinden kendimi ve benim gibi bu tehlikeli zamanda imanını kurtarmaya, ahlâkını düzeltmeye ve vatana ve millete birer uzv-u nâfi’ olmaya muhtaç olan din kardeşlerimin imanlarını kurtarmak yolundaki kopmaz ve kopmayacak bir alâkadır.

Kendisinin yakınlarındanım. Dört sene kadar ara sıra hizmetini müftehirane yapmışım. Bu müddet zarfında kendisinin serâpa faziletinden başka hiçbir şeyine şahit değilim. Onun ağzından bir defa olsun, mehdiliğine ve müceddidliğine dair bir kelime duymadım. Tevazuun kemalinde olduğuna yüz binleri aşan Nur nüshaları ve onları okumakla imanlarını kurtaran yüz binler hâlis Nur şakirdleri şahittir.

O mübarek Üstadım, kendisini bizim gibi Nur talebesi olarak görür ve öyle iddia eder.

Bunu elinizde bulunan birçok mektuplarında, hususan Asâ-yı Musa mecmuasının içindeki İhlas Risalesi’nde kolaylıkla görmek mümkündür. Kendisi “Bâki ve güneş gibi ve elmas misillü hakikatler, fâni şahıslar üzerine bina edilmez ve fâni şahıslar o kıymettar hakikatlere sahip çıkamazlar.” diye risale ve mektuplarında tekrarla zikrettiği halde, o zatın tefahuruna hükmetmek ve Mehdilik ve müceddidlik dava ettiğini iddia etmek, hiçbir akl-ı selimin kârı değildir.

Zira bütün risale ve mektupları, insaf ve dikkatle okursanız bu muhterem allâme-i zamanın asırlardan beri emsaline tesadüf edilmez bir din âlimi ve benzerine rastlanmayacak bir iman kurtarıcısı, Bolşevizm’in kızıl kıvılcımlarının saçaklarımızı sarmak istediği bir zamanda vatana ve millete bir ordudan daha çok menfaat ve bereketi bulunan bir vatan-perver olduğuna siz de kanaat-i kat’iye peyda edersiniz. İşte böyle bir esere ve o eseri telif eden muhterem Üstada daha evvelden şakird olamadığıma müteessifim.

Muhterem Heyet-i Hâkime!

İşte hadsiz menfaatlerini kendimde tecrübe ettiğim Risale-i Nur’dan, benim gibi vatan evlatlarının istifadeleri için resmî bir izinle; Eskişehir’de Gençlik Rehberi’ni kudsî bir hizmet-i milliye fikriyle tabettirdim. Benim gibi bir bîçarenin, Kur’an’ın hakiki ve cerh edilmez bir tefsiri olan Risale-i Nur’a ve dolayısıyla imana hizmeti tebrik ve takdir ile mukabele görmesi lâzım ve teşvike pek muhtaç iken böyle ağır muamele görmekliğimiz hakikat-i adalete ne kadar muhaliftir, sizlerden soruyoruz.

Ve mahkeme-i âdilenizden, ruhumuzun gıdası ve sebeb-i necatımız ve ebedî saadetimizin anahtarı olan Nur Risalelerinin serbestiyetine karar vermenizi talep eder, eğer yukarıda bir kısmını zikr ü ta’dad ettiğim vaziyetler nazarınızda bir cürüm teşkil ediyorsa vereceğiniz en ağır cezanızı kemal-i rıza-yı kalp ile kabul edeceğimi arz ederim.

Afyon Cezaevinde mevkuf

Emirdağlı

Ceylan Çalışkan

(Şualar, 14. Şua)

Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler[düzenle]

Nurcuların Kasidesi(*[4])

Annem beni yetiştirdi, bu hizmete yolladı

Teslim etti Risaleyi, Allah’a ısmarladı

Boş oturma çalış dedi, hizmet eyle imana

Sütüm sana helâl etmem, çalışmazsan Kur’an’a

Yazdığımız Risale’dir, okuyoruz Kur’an’ı

Biz Nurların yardımıyla hıfzederiz imanı

Medrese-i Nuriyedir Sav ve Barla, Eflani

Şakirdlere müzahirdir Abdülkadir Geylanî

Mübarekler Heyeti’yle Nur ve Gül Fabrikası

Kalemleri kılınç gibi zamanın hârikası

Hapishane dedikleri oldu birer medrese

Genç, ihtiyar, kadın, erkek koşuyorlar bu derse

Tamam otuz beş senedir küfürle etti cihad

Tarih-i İslâm’da pek ender görünür bu sebat

Ey Nurcular! Ey Nurcular! Ey mübarek kardeşler!

Her an sizden razı olsun Allah ile Peygamber…

(Ceylan'ın bir şiirden uyarladığı kaside)

(Hanımlar Rehberi)


Ceylan! Zaman naziktir. Nur’ların faaliyeti vaktin çok dikkat lâzımdır.

“Nur’un ve bizim Nurcuların selâmeti ve münafıkların şerrinden kurtulması için sen bu üç maddeyi bil:

“Birincisi: iktisada tam riayet etmek lâzımdır. Tâ validen ve baban senden gücenip hizmet-i Nuriyeye zarar gelmesin. Dükkâncılık eden mertlik etmez. On paraya dikkat eder. Mal senin değil. İkram etsen caiz değil.

“İkincisi: Şimdilik nazar-ı dikkati kendine celb etme ve gösteriş yapmaya çalışma. Tâ senin elindeki Nur emanetlerine zarar gelmesin. Hevesatını, faidesiz eğlencelerini bırak. Hizmet-i Nuriyenin sana verdiği zevkler yeter.

Üçüncüsü: Bize gelmek için buraya gelenlerden herkese açılma. Lüzumsuz onlara esrarımızı bildirme. Çünkü içlerinden ya safdil veya kurnaz veya aptal bulunabilir, ifşa eder, habbeyi kubbe yapar. Ondan da münafıklar ve casuslar istifade eder. Hususan bu kasabada daha çok dikkat ve ihtiyat lâzımdır.”

Ceylân! Sen bahtiyardın ki, bu acib zamanda Risale-i Nur’un ehemmiyetli bir hizmeti ve onun manevî hazinesinin bir anahtarını aldın. Benim de anahtarımı aldın. Ve küçük bir Abdurrahman ve küçücük bir Husrev namını aldın. Bu kudsî ve ehemmiyetli vazifeye lâyık olacağını gayet kuvvetli bir sadakat ve metanet ve ihtiyat ile isbat edersin. Gerçi çocuksun, fakat sende kuvvetli bir sadakat hissettiğimizden küçülmüş kuvvetli bir ihtiyar nazarıyla bakıyoruz.

“Sen de dikkat et! Çocukluk hevesatına aldanma, kapılma! On adamın şimdiki benim hizmetimde vazifeleri mecburiyetle sana yüklenmiş. Az bir yanlışın büyük bir zarar verir. Bunu kat’iyyen bil ki, senin hizmet ettiğin hakikatın sana vereceği hem dünyada, hem âhirette menfaate mukabil dünyada hiçbir şey gelemez. Tâ ki, bir elmas hazinesini şişe gibi çabucak kırılacak fâni dünya lezzetleriyle kaçırma. Çocukluk kulağıyla cin, ins şeytanlarının vesveselerine kapılma.”

(Üstad Hz.nin ona verdiği dersleri içeren bir notu)


Aziz, sıddık kardeşlerimiz!

Evvela: Leyali-i aşerenizi tebrik ile beraber, size Nur’un iki kerametini beyan ediyoruz. Şöyle ki: Bu sıralarda çok cihetlerde, hususan makine ile Nurların inkişafatı, gizli düşman zındıkları şaşırttı. Cüz’î fakat elîm bir tarzda bir plan ile çok evhama ve iftiralara medar olabilir bir hâdiseyi, bir bîçare muhakemesiz bir adamın vasıtasıyla yaptırdılar ki burada Nur’un en mühim ve vazifesi en ehemmiyetli bir şakirdini, tam hanesinin yanında dört gülle ile o bîçare adam yaralanıyor. Doktor “Yüzde yüz ölecektir.” diyor. O mecruhun tarafında dava edecek resmî, gayr-ı resmî çok adamlar varken ve yüzde doksan o ehemmiyetli şakirde isnad etmek ve o vesile ile hanesindeki bütün Nur Risalelerini ve mektuplarını taharri bahanesiyle elde etmek yüzde doksan ihtimali varken ve o vasıta ile beni ve Nurcuları alâkadar etmek ve o masum şakirdi de acib iftiralarla lekedar etmek, esbablar olduğu halde فَاِنَّكَ مَحْرُوسٌ بِعَيْنِ الْعِنَايَةِ sırrıyla yine inayet-i İlahiye imdada yetişti. O adam tam yüzünden dört gülle ile yakından vurulduğu halde ölmedi. Ve hârika bir surette hiçbir şahit bulunmadı. Hiçbir emare bulunmadı. O vurulan adam, ne mahkemeye ne babasına ne kardeşlerine kim vurduğunu ısrar ettikleri halde söylemedi yani söylettirilmedi. Eğer söylese idi habbeyi kubbe yapan münafıklar, acib iftiralar edeceklerdi. Cenab-ı Hak, ihsan ve keremiyle Nurları ve Nurcuları himaye edip o hâdise ve o bombanın patlaması bize zarar vermedi. Kat’î kanaatimiz gelmiş ki bu bir keramet-i Nuriyedir.

Hem o adam Nurların bir parçasını okuduğu cihetiyle, onun kerametiyle hayatını kurtardığı gibi ondan aldığı cüz’î bir ders-i hakikat hissiyle, o elîm vaziyetinde ve inatçı tabiatında, yine Nurlara zarar gelmemek için susturuldu. Ne mahkemeye ne akrabasına söylettirilmedi. Fakat benim yanıma bir defa geldiği ve istikamete söz verdiği halde yanlış hareket ettiği için tokat yedi. Hattâ ittihama maruz olabilir şakirdin de kemal-i sadakat ve ihlas içinde bazı lâkaytlıkları yüzünden bir şefkat tokadı yediğini anladık.

(Emirdağ Lahikası-1)


“Biraderzadelerim ve talebelerim; Ceylân ve Halil!

“Etraftan Nur’un şakirdlerinin yangın münasebetiyle Çalışkanlar hanedanına karşı geçmiş olsunları ve tebrikleri karşısında isterdik ki, Çalışkanlardan birisi bir mukabele etsin. Bu mukabele hakkı, haslardan olan pederlerinizin vazifesi idi. Nasıl Ceylân çocukluk edip, babası amcası varken, haddinden tecavüz ederek, Çalışkanlar namına bir kısacık parça yazdı. Hem Risale-i Nur hakkında konuşmak için hiç olmazsa otuz kırk risaleleri yazıp iki-üç sene Nurları okumak lâzımdır.

“Halil daha yeni başladı. Fakat haslardan olan mübarek pederi ve ahiret hemşirem olan muhterem validesi namına kabul edilir. Fakat şimdi değil.

“Şakirdlerin ve Risale-i Nur’un mesleği halisane çalışmak ve tam sadakatle hizmettir. Ve tam ihtiyat etmektir. Riyakârlık, gösterişlik, çocukluk, heveskarane hodfuruşluk vaziyetlerini kabul etmez. Zaten bunu beklerdim ki, hanedanımızdan bir-iki genç Ceylân’ın yardımına koşsun. İnşaallah birisi Halil olur.”

(Bediüzzaman'ın yazdığı bir mektuptan)

İlgili Resimler/Fotoğraflar[düzenle]

Said Özdemir Vekaletname.jpg

Bediüzzaman'ın talebelerine verdiği vekaletname

Ceylan kabir.png

İlgili Maddeler[düzenle]

  • Çalışkanlar: Üstad'ın Emirdağ'a ilk geldiği andan itibaren ona sahip çıkıp hizmetinde bulunan ve ona talebe olan mübarek hanedan.
  • Osman Çalışkan: Amcası. Çalışkan ailesinde 6 kardeşten en büyüğü olup Afyon hapsinde Üstad ile beraber bulunmuştur.
  • Abdullah Çalışkan: 6 kardeşten ikincisi. Demokrat Partiye katılmıştı.
  • Mehmed Çalışkan: babası. Çalışkan ailesinde 6 kardeşten üçüncüsü olup Üstad'ın, Emirdağı'nın Süleyman Rüşdüsü olarak adlandırdığı talebesi. Oğlu Ceylan'ı Üstad'ın hizmetine vermişti.
  • Hasan Çalışkan: Amcası. Çalışkan ailesinde 6 kardeşten Üstad'ı Emirdağ'da ziyaret eden ilki.
  • Mahmud Çalışkan: Amcası. Çalışkan ailesinde 6 kardeşten en küçüğü. Üstad hz.nin arabasını kullanmıştır. Stalin hakkında gördüğü rüyayı Üstad lahika olarak neşretmiştir.
  • Halil Çalışkan: Amcası Osman Çalışkan’ın büyük oğlu. Afyon’da Üstad ile beraber hapse girdi.
  • Ceylan Çalışkan'ın Küçük Bir Vukuatı: Ceylan Çalışkan'ın gençliğinde Üstad'a iftira atan birisiyle arasında geçen hadise.

Kaynakça[düzenle]

  1. Ömer Özcan, Ağabeyler Anlatıyor, Cilt: 1
  2. 2,0 2,1 2,2 https://nurkoy.org/islam-fedaisi-ceylan-caliskan-agabey/
  3. Kardeşim Abdülmecid, Zübeyr, Mustafa Sungur, Ceylan, Mehmed Kaya, Hüsnü, Bayram, Rüşdü, Abdullah, Ahmed Aytimur, Âtıf, Tillolu Said, Mustafa, Mustafa, Seyyid Salih.
  4. Askerlerin “Annem beni yetiştirdi, bu vatana yolladı.” marşına bir nazire olarak yazılan bu kaside, o makamda ve Gazalî Hazretlerinin “Ey risalet tahtının hurşid-i mâh-ı enveri” naat-ı şerifi makamında okunabilir.