Halil Çalışkan

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Halil Çalışkan.png

Halil Çalışkan Emirdağ'da Üstad'a sahip çıkan ve hizmetinde bulunan Çalışkanlar hanedanının en büyüğü Osman Çalışkan'ın büyük oğludur. Amcasının oğlu Ceylân ile Risale-i Nur’ları okumaya başladı. Bir süre babasının dükkânında çalıştıktan sonra Bediüzzaman’ın hizmetine girdi. Afyon hapsinde Üstad ile beraber bulundu. Genç yaşında, babasından 46 gün önce vefat etti. Üstad hz. ona ve Ceylan'a bir mektubunda "Biraderzadelerim" hitabında bulunmuştur.[1][2]

Şahsi Bilgiler[düzenle]

Diğer İsimleri:

Doğum Yeri ve Tarihi: 1930[1]

Vefat Yeri ve Tarihi: 1965[1]

Kabrinin Yeri: Eskişehir Mezarlığı

Risale-i Nur ile Nasıl Tanıştığı[düzenle]

Üstad Denizli hapsinden sonra Emirdağ'a gönderildiğinde ona sahip çıkan ve hizmetinde bulunan Çalışkanlar ailesinin ferdi olarak Üstad'ı ve risaleleri çocuk yaşta tanımıştır.

Bediüzzaman Said Nursi ile Görüşmeleri[düzenle]

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği[düzenle]

Halil Çalışkan'ın Müdafaasıdır

Afyon Ağır Ceza Mahkemesine,

Muhterem heyet-i hâkime!

Makam-ı iddia tarafından bana tebliğ edilen iddianamede, Üstadım efendime hizmetimi büyük bir suç olarak gösteriyor. 1944 yılında teşrif ederek dört seneden beri kazamızda misafireten ikamet buyuran ve kendileri kırk seneden beri bütün dünya lezzetini ve istirahatini terk edip sırf iman ve İslâmiyet’e ve hususan vatanımızda iman ve âhiret yolunda Müslümanların saadet-i ebediyelerini kurtarmaya çalışan ve bilhassa Müslüman ve Türk olan milletimiz arasında dinimize çok zarar veren, maddî ve manevî zararı pek çok olan Bolşevikliğin muzır fikirlerinin millet arasına girmesi ve buna benzer vatan ve millete zararlı olan şeylere Risale-i Nur’un imanî ve ahlâkî olan dersleriyle set çeken ve bütün dünya âlimleri tarafından tahsin ve takdire lâyık olan Risale-i Nur’a ve Üstadıma müftehirane üç sene ara sıra hizmetim, adalet huzurunda bir suç mu teşkil ediyor?

Ve bu hususta yine suç olarak gösterilen, hizmet için terziliğimi de terk ettiğimi yazıyor ki böyle hak ve hakikat ve Kur’an-ı Kerîm’in hakiki bir tefsiri olan Risale-i Nur’a ve Üstadıma canımı dahi feda etsem, büyük bir suç sayılıp vatan haini olarak mı tanınırım, sizden soruyorum?

Sayın Reis Bey!

Risale-i Nur’un bir kısım parçalarını okudum ve yazdım. Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükrolsun ki öteden beri kalbimde yaşayan ilme karşı fevkalâde bir iştiyakla bu risalelerden istifadeye başladım. Bunlarla pek yakından alâkadar olduğum halde; içinde, ne halkı hükûmet aleyhine teşvik ve ne de emniyeti bozacak ve gizli bir cemiyet kurmaya dair hiçbir şey görmediğim gibi Üstadımdan da gerek mehdiliğe ve müceddidliğe ve gerekse bu hareketlere dair hiçbir şey işitmedim.

Risale-i Nur’un ve Üstadımın ve biz talebelerin yegâne gaye ve hizmetimiz; İslâmiyet’e, hususan Türk milletine iman ve ahlâk cihetinde kudsî bir hizmettir. Elbette Risale-i Nur’a ve hâdimlerine bu hizmetleri için ilişmemek lâzımdır. Bizim gaye ve maksadımız budur. Başka hiçbir şey değildir.

Ve bu vazifemiz de rıza-yı İlahî içindir. Zaten böyle bir kudsî vazifeyi dünyaya ve dünya menfaatine âlet ederek yapmayız ve tenezzül etmeyiz. Böyle kalbinde iman ve âhiret meşgalesinden başka hiçbir dünyevî maksat ve gaye bulunmayan hâlis Nur şakirdlerine, iddia makamının hiçbir zaman hatırıma gelmeyen gizli cemiyet kurmak ithamlarına tahammül edemiyoruz.

İşte muhterem heyet-i hâkime! Sizin, biz Risale-i Nur talebelerinin gaye ve maksatlarını ve mahiyetlerini anladığınıza ve iddia makamının bize isnad ettiği suçlarla alâkamızın olmadığına kanaat getirdiğinize inanıyoruz. Bu vesile ile yüksek mahkemenizden ve vicdanlarınızdan kitaplarımızın serbest olarak iadesini ve kendimizin beraetini talep ederiz.

Afyon Cezaevinde mevkuf

Emirdağlı

Halil Çalışkan

(Şualar, 14. Şua)


Nurlar, sadaka-i makbule misillü belaların def'ine bir vesiledir, ne vakit Nurlara hücum edilse, musibetler fırsat bulup gelirler ve bazan da zemin hiddet eder, diye yazmağa niyet ederken burada iki şiddetli zelzele {(Haşiye): Bu iki zelzele 18.9.1948 tarihine müsadif, cum'a günü kuşluk vakti olmuştur. Afyon hapsinde Risale-i Nur talebeleri namına Halil, Mustafa, Mehmed Feyzi, Hüsrev} beni o bahsi yazmaktan vazgeçirdi. Onu bırakıp üçüncü noktaya geçiyorum.

(Şualar, 14. Şua)


Üçüncü hâdise: O mübarek hediyeler odama geldiği zamandan on dakika evvel, serçe kuşuna benzer bir kuş yatağımın ayağı altında gördüm. Halbuki pencereler ve kapı kapalı, hiçbir delik yok ki o kuş girebilsin. Baktım benden kaçmıyor. Bir parça ekmek verdim, yemedi. Kalben dedim: “Üç dört sene evvel aynı burada kuşların müjde vermesi gibi bu da müjde veriyor.” Hakikaten aynı zamanda o mübarek nurlu hediye geldiği gibi üç senedir haber almadığım müftü kardeşim Abdülmecid’den güzel bir mektup aldım. Bana hizmet eden Halil geldi. “Bu kuşa bak, bu da eski kuşlar gibi bir müjdecidir.” dedim. Sonra pencereyi açtık, gitsin; gitmiyordu. Yukarıda beş altı defa uçtu, gitmedi. Sonra Sungur da geldi: “İşte sen de gör.” dedik, o da gördü. Yarım saat sonra, nasıl görülmesi hârika oldu, bulunmaması da hârika oldu. Pencereden çıkmadan Halil ile aradık, bulamadık; kayboldu.

Hattâ bu manevî hediyenin gelmesi ve Hüsrev yerinde Sungur imdada yetişmesi, ehemmiyetini göstermeye bir kat’î hâdise budur ki: Sungur gelmeden iki gün evvel –demek o evden çıktığı gün– Halil rüyada görüyor ki: Sungur, Mustafa Osman ile buraya gelmişler; büyük bir hâdise ve şaşaalı bir merasim yapılmış. Benden “Tabiri nedir?” diye sordu. Ben de merak ettim: “Sen ne için bu rüyayı bana söyledin? Acaba onların başına bir zarar mı gelmiş?” diye bir gece sabaha kadar endişe ile müteessirdim. O rüya-yı sadıka az bir tabir ile çıktı.

(Emirdağ Lahikası 2)


...

Üstadımız diyor ki: Hem bir takım Risale-i Nur’u hem makine ile çıkan mecmuaları ona göndermek ve Hüsrev gibi bu işte en ziyade alâkadar bir kardeşimizin eliyle teslim etmek cihetini meşveretinize havale ediyor. Siz de tam bir meşveretle sizin bu meselede oraya gitmenizin vücudca sıhhatiniz müsaitse ve fikrinize de muvafık ise muayyen bir vakitte acele oraya gidersiniz ve adresinizi bildirirsiniz. Biz de takımı ve mecmuaları size Ankara’ya elinize yetiştireceğiz. Hattâ siz isterseniz kendi hesabınıza, onları müftüler neşretmek niyetiyle Diyanet Reisine verirsiniz.

Hizmetinde bulunan

Halil, Sadık, İbrahim

(Emirdağ Lahikası 2)

Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler[düzenle]

“Biraderzadelerim ve talebelerim; Ceylân ve Halil!

“Etraftan Nur’un şakirdlerinin yangın münasebetiyle Çalışkanlar hanedanına karşı geçmiş olsunları ve tebrikleri karşısında isterdik ki, Çalışkanlardan birisi bir mukabele etsin. Bu mukabele hakkı, haslardan olan pederlerinizin vazifesi idi. Nasıl Ceylân çocukluk edip, babası amcası varken, haddinden tecavüz ederek, Çalışkanlar namına bir kısacık parça yazdı. Hem Risale-i Nur hakkında konuşmak için hiç olmazsa otuz kırk risaleleri yazıp iki-üç sene Nurları okumak lâzımdır.

Halil daha yeni başladı. Fakat haslardan olan mübarek pederi ve ahiret hemşirem olan muhterem validesi namına kabul edilir. Fakat şimdi değil.

“Şakirdlerin ve Risale-i Nur’un mesleği halisane çalışmak ve tam sadakatle hizmettir. Ve tam ihtiyat etmektir. Riyakârlık, gösterişlik, çocukluk, heveskarane hodfuruşluk vaziyetlerini kabul etmez. Zaten bunu beklerdim ki, hanedanımızdan bir-iki genç Ceylân’ın yardımına koşsun. İnşaallah birisi Halil olur.”

(Bediüzzaman'ın yazdığı bir mektuptan)

İlgili Resimler/Fotoğraflar[düzenle]

İlgili Maddeler[düzenle]

  • Çalışkanlar: Üstad'ın Emirdağ'a ilk geldiği andan itibaren ona sahip çıkıp hizmetinde bulunan ve ona talebe olan mübarek hanedan.
  • Osman Çalışkan: Babası. Çalışkan ailesinde 6 kardeşten en büyüğü olup Afyon hapsinde Üstad ile beraber bulunmuştur.
  • Abdullah Çalışkan: Amcası. 6 kardeşten ikincisi. Demokrat Partiye katılmıştı.
  • Mehmed Çalışkan: Amcası. Çalışkan ailesinde 6 kardeşten üçüncüsü olup Üstad'ın, Emirdağı'nın Süleyman Rüşdüsü olarak adlandırdığı talebesi. Oğlu Ceylan'ı Üstad'ın hizmetine vermişti.
  • Hasan Çalışkan: Amcası. Çalışkan ailesinde 6 kardeşten Üstad'ı Emirdağ'da ziyaret eden ilki.
  • Mahmud Çalışkan: Amcası. Çalışkan ailesinde 6 kardeşten en küçüğü. Üstad hz. arabasını kullanmıştır. Stalin hakkında gördüğü rüyayı Üstad lahika olarak neşretmiştir.
  • Ceylan Çalışkan: Amcasının Mehmed Çalışkan'ın oğlu. Çocuk yaşta Üstad'ın hizmetine giren Emirdağlı talebesi, varisi ve mutlak vekili.

Kaynakça[düzenle]