Sin (س) Kök Harfi İle Başlayan Kelimeler
Önceki Harf: Ze (ز) ← Harfler Ana Sayfası → Şın (ش): Sonraki Harf
Bediüzzaman'ın eserlerinde geçen ve Sin (س) kök harfi ile başlayan Arapça kelimeler listelenmiştir.
| Arapça Harf | Türkçe Okunuşu | 2 Harfli Kelime Sayısı | 3 Harfli Kök Sayısı | 3 Kök Harfli Kelime Sayısı | 4 Harfli Kök Sayısı | 4 Kök Harfli Kelime Sayısı | Toplam Kök Sayısı | Kur'an'da Geçen Kök Sayısı | Toplam Kelime Sayısı | Kur'an'da Geçen Kelime Sayısı |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| س | Sin | - | 90 | 319 | 6 | 10 | 96 | 84 | 329 | 104 |
| Kelime | Anlamı | Kur'an'da Geçiyor mu? |
Örnek Cümle |
|---|---|---|---|
| Sin-Elif-Ra (1) | |||
| Sair | Diğer | Sair dünyevî ve siyasî ve entrikalı cemiyet ve komitelerle münasebetimiz yoktur ve tenezzül etmeyiz. | |
| Sin-Elif-Lam (6) | + | ||
| Es'ile/Esile | Sorular | Bir maddede es'ile mütekerrir, mütefavit. | |
| Mesail | Meseleler | Hem öyle mesâil-i azîmeden ve hakaik-i dakikadan bahsediyor ki, umumun kalblerinde yerleştirmek için, çok defa muhtelif sûretlerde tekrar lâzımdır. | |
| Mesele/Mes'ele | Husus | Biz de o beş düğümü, beş mes'elede hal ve beyan edeceğiz. | |
| Mes'ul | Sorumlu | + | Yani, mü'min, herşeyi, hattâ fiilini, nefsini Cenâb-ı Hakka vere vere, tâ nihayette teklif ve mes'uliyetten kurtulmamak için, cüz-ü ihtiyarî önüne çıkıyor; ona "Mes'ul ve mükellefsin" der. |
| Sail | Soru soran | + | Bir sâil-i misâlî bana demişti: |
| Sual | Soru | + | İmdi, sual ve cevaba başlıyorum |
| Sin-Be-Elif (1) | + | ||
| Sebe | Sure adı | + | Mesela, Sure-i Sebe’nin âhirinde, Sure-i Fâtır’ın evvelindeki iki مَثْنٰى birbirine bakar. |
| Sin-Be-Be (4) | + | ||
| Esbab | Esbab bir perdedir. Çünkü izzet ve azamet öyle ister. | Çünkü, irade-i külliyenin sebeple müsebbebe bir taallûku vardır. | |
| Müsebbeb | Sebebin sonucu | Çünkü, irade-i külliyenin sebeple müsebbebe bir taallûku vardır. | |
| Müsebbib | Sebep olan; Esma | Ona muhtaç ve rububiyetine münkad olduğunu ilâm etmekle gafleti dağıtıp ins ve cinnin nazarlarını esbabdan Müsebbibü'l-Esbaba çevirir. | |
| Sebeb | Neden | + (Vesile anlamında) | Çünkü, irade-i külliyenin sebeple müsebbebe bir taallûku vardır. |
| Sin-Be-Ha (4) | + | ||
| Sabih(a) | Yüzen | + | O musahhar sâbihalar ise, o bahr-i muhit-i havâîde seyir ve cereyan etmekle, mahşere tesadüf etmiş dağları andırırlar. |
| Müsebbih | Tesbih eden | + | Sikkemiz bir, turramız bir, Rabbimize müsebbihiz, zikrederiz âbidâne |
| Subhan(allah) | Allah'ın ismi (tesbih zikri) | + | Ve ubudiyet odur ki, sen, Fâtır-ı Zülcelâlin dergâh-ı rahmetinde Estağfirullah ve Subhanallah ile kusurunu ve Hasbünallah ve Elhamdü lillâh ile fakrını,... |
| Tesbih(at) | Allah'ın noksanlarda münezzehiyetini ilan; zikir aleti; Subhanallah demek | + | Tesbihat, ibâdât, gayr-ı mahdud envâlarıyla herşeyde vardır. |
| Sin-Be-Ra (1) | |||
| Sebr | Deneme | Aynen öyle de, biz de ilm-i usul ve fenn-i mantıkça sebr ve taksim denilen en kat'î bir hüccetle deriz: | |
| Sin-Be-Ayn (3) | + | ||
| Sabian | Yedinci (olarak) | Sabian: Rahîm-i Kerîmin semerat-ı rahmetinin müzeyyenatıyla kendini teveddüd sûretinde sevdirmesine mukabil, Ona hasr-ı muhabbet ve taabbüd ile tahabbüb etmektir. | |
| Seb'a | Yedi | + | Hususan Abâdile-i Seb'a kitabetle kaydettiler. |
| Sebu'(iyye) | Yırtıcı hayvan (ile ilgili) | + | İkincisi, zararlı şeyleri def için kuvve-i sebuiye-i gadabiye, |
| Sin-Be-Kaf (5) | + | ||
| Mesbuk | Geride bırakılmış | + | Bu harika-i ilmiyenin eşi asla mesbuk değildir. |
| Müsabaka | Yarışma | Onun için, Hakîm-i Mutlak, şu dâr-ı imtihanda, şu meydan-ı müsabakada bize bir kamçı-yı teşvik olarak, vesveseyi şeytanın eline vermiş, beşerin başına vuruyor. | |
| Sabık | Geçmiş, önceki | + | Sabık işaretlerde, hususan bundan evvelki On Birinci İşarette kat'iyen anlaşıldı ki, küfür ve dalâlet cinayeti, nihayetsiz bir cinayettir ve hadsiz bir hukuka tecavüzdür. |
| Sebkat | Önde olma | Bediüzzaman Said Nursî'nin ders ve irşadıyla hakikate ulaşan ve Nur hizmetinde çok kıymettar ve yüksek hizmetleri sebkat eden kahraman ve halis bir talebenin, Üstadın mâhiyetini tarif eden ayn-ı hakikat bir ifadesidir. | |
| Sıbak/Sibak | Sözün başı | O mâneviye ise, ya siyak veya sibak-ı kelâmdan veya başka âyetten birer emare, o mânâya işaret eder. | |
| Sin-Be-Lam (1) | + | ||
| Sebil | Yol | + | O hurmalardan kaç yük, fî sebilillâh sarf ettim. |
| Sin-Te-Te (1) | + | ||
| Sitte | Altı | + | Risale-i Nur Külliyatından Hutuvât-ı Sitte |
| Sadisen (Bkz. Sin-Dal-Sin) | |||
| Sin-Te-Ra (9) | + | ||
| İstitar | Gizlenme | Ey şiddet-i zuhurundan gizlenmiş ve ey azamet-i kibriyasından istitar etmiş olan Zât-ı Akdes,... | |
| Mestur | Örtülü, gizli | + | Eskişehir Hapishanesinde, sû-i ahlâktan değil, belki sıkıntıdan gelen nâhoş bazı haller münâsebetiyle, ahlâka dâir bir nükte ile, meşhur bir âyetin mestur kalmış bir nüktesine dâirdir. |
| Müstetir | Gizlenmiş | Kâinatta serbeser sırr-ı tesanüd müstetir, hem münteşir. | |
| Mütesettir | Örtünmüş | Sonra bu zerreler, unsurlar aleminde mütesettir, saklı ve sâkit bir halde bulunurlarken, birden görürsün ki;... | |
| Setr | Örtme | Demek en büyük bir rahmet, bir şefkat-i İlâhiye, gaybı bildirmemektedir ve başa gelen şeyleri setretmektedir. | |
| Settar(e) | Allah'ın günahları ve ayıpları örten ismi | Meselâ, Gaffâr ismi günahların vücudunu ve Settâr ismi kusûrâtın bulunmasını iktiza ettikleri gibi, Cemîl ismi de çirkinliği görmek istemez. | |
| Settare | Örtülü (yer) | Haberim olmadan, camiin hâlî bir yerinde iki üç tahta, bir kilimle beni üşütmemek fikriyle bir zatın yaptığı iki kişilik bir settare yüzünden, ehemmiyetli bir mesele şeklinde, hem bana, hem umum halka mânâsız telâş vermek hangi kanunladır? | |
| Sütre | Örtülü yer | ...düşmanın üç sıra askerini yararak geçip, hayatta kalan üç talebesiyle pek acip bir surette, su üzerinde bulunan bir sütreye girer. | |
| Tesettür | Örtünme | Medeniyet-i sefihe ise, Kur'ân'ın bu hükmüne karşı muhalif gidiyor. Tesettürü fıtrî görmüyor, bir esarettir diyor. | |
| Sin-Cim-Dal (6) | + | ||
| Mesacid | Mescidler | Encümen ve cemiyetleri, mesacid ve medaris ve zevâyâdır. | |
| Mescid | Namaz mekanı | + | Evet, Ramazan-ı Şerifte güya âlem-i İslâm bir mescid hükmüne geçiyor. |
| Sacid | Secde eden | + | Hiç mümkün müdür ki, şu mescid-i kebirin içindeki sâcidlerin, âbidlerin mâbud-u hakikîleri, o Sâni-i Vâhid-i Ehadden başkası olabilsin? |
| Seccade | Namaz yaygısı | ...lâakal günün bir saatini, ihtiyat akçesi gibi, hakikî istikbal için teşkil olunan bir sandukça-i uhreviye olan bir mescide veya bir seccadeye at. | |
| Secde | Namazın rükünlerinden | İbadetin mânâsı şudur ki: Dergâh-ı İlâhîde abd kendi kusurunu ve acz ve fakrını görüp kemâl-i Rububiyetin ve kudret-i Samedâniyenin ve rahmet-i İlâhiyenin önünde hayret ve muhabbetle secde etmektir. | |
| Sücud | Secdeler | + | Eğer âlâmın lezâize, nârın nura inkılâp etmesi emelinde isen, evkat-ı hamsede rükû ve sücud kancası ile gururun hortumunu bük, sık, başını kır, imanı doldur. |
| Sin-Cim-Ayn (3) | |||
| Seca/Sec'a | Kuş ötüşü; kafiyeli yazı | Gündüzde, ağaçların minberlerinde, bütün zîhayatların başlarında, yaz ve bahar mevsimlerinde, yüksek âvazlarıyla, lâtif nağamatla, sec'alı tesbihatla Rahmânü'r-Rahîmin rahmetini ilân ediyorlar. | |
| Secaya | Seciyeler | Dost ve düşmanın ittifakıyla ahlâk-ı hasenenin şahsında en yüksek derecede; ve bütün muamelâtının şehadetiyle, secâyâ-yı sâmiye, vazifesinde ve tebliğatında en âli bir derecede;... | |
| Seciye | Huy | Evet, Hürriyetçilerin ahlâk-ı içtimaiyede ve dinde ve seciye-i milliyede bir derece lâubalilik göstermeleriyle, yirmi-otuz sene sonra dince, ahlâkça, namusça şimdiki vaziyeti gösterdiği cihetinden,... | |
| Sin-Cim-Lam (3) | + | ||
| Seccal | Akıp giden | Cidal, berdevam... Harb ise, seccal(sical)dir. | |
| Sical | Nöbetleşe | Cidal, berdevam... Harb ise, seccal(sical)dir. | |
| Tescil | Deftere geçirme, sağlamlaştırma | Ve aleyhlerinde olan hükmü tescil etme.. | |
| Sin-Cim-Mim (1) | |||
| İnsicam | Pürüzsüz düzgünlük | Bütün kâinatta, zerrelerden tâ yıldızlara kadar herşeyde kusursuz bir intizam-ı ekmel ve noksansız bir insicam-ı ecmel ve zulümsüz bir mizan-ı âdilin bulunmasıdır. | |
| Sin-Ha-Be (1) | + | ||
| Sehab | Bulut | + | Daha tasrif-i hava ve teshir-i sehab gibi şuûnât-ı İlâhiye yi bunlara kıyas et. |
| Sin-Ha-Ra (6) | + | ||
| Meshur | Büyülenmiş | + | Kur’an Arabistan’ın basit bedevîlerini öyle bir istihaleye uğratmıştır ki bunların âdeta meshur olduklarını zannedersiniz. |
| Sahir | Sihir yapan | + | ...sana karşı kâh kâhin, kâh mecnun, kâh sâhir deyip, kendileri dahi inanmadıkları halde başkalarını inandırmak mı istiyorlar? |
| Sahur | Ramazanda gece yemeği | Ramazan-ı Şerifteki oruç, on beş saat, sahursuz ise yirmi dört saat devam eden bir müddet-i açlığa sabır ve tahammül ve bir riyazettir ve bir idmandır. | |
| Seher | Sabah namazı öncesi vakit | + | Seherlerde eser bâd-ı tecellî/Uyan ey gözlerim vakt-i seherde. |
| Sehhar | Büyüleyici | + | ...beşerin hevesâtını uyandırmak için sehhar nefisleriyle, müzevver incelikleriyle ısırıcı kelimâtı nerede? |
| Sihr/Sihir | Büyü | + | Bir vechi şudur ki: Sihir ve manyetizma ve ispritizma gibi istidracî harikalarıyla kendini muhafaza eden ve herkesi teshir eden o dehşetli Deccalı... |
| Sin-Ha-Lam (2) | + | ||
| Sahil | Deniz kıyısı | + | Bu üçünü birden emrine musahhar eden bir Zat onu sahil-i selâmete çıkarabilir. |
| Sevahil | Sahiller | ...insanın ehl-i sevâhil kısmının kısm-ı âzamının medar-ı taayyüşleri balıktır... | |
| Sin-Hı-Ra (6) | + | ||
| İstihare | Hayır anlama namazı | Dedim: "Yarına kadar beni bırakınız; istihare edeyim." | |
| Maskara (aslı mashara) | Gülünç duruma düşmüş | Oh, Allah senden razı olsun. Zahmetten, hapisten, maskaralıktan kurtuldum" dedi. | |
| Musahhar | Emri altına girmiş | + | Bütün onlar Senin mülkünde, Senin emrin ve kudretinle, Senin irade ve tedbirin ile, Senin ilmin ve hikmetinle musahhar ve muvazzaftırlar. |
| Musahhir | Emri altına alan | + | Birden, Hâlık-ı Arz ve Semâvâtın Kadîr, Alîm, Rab, Allah ve Rabbü's-Semâvâti ve'l-Arz ve Musahhiru'ş-Şemsi ve'l-Kamer isimleri rahmet, azamet, rububiyet burcunda tulû ettiler. |
| Suhre | Angarya | ...sen hizmet etmezsen veya isteksiz, suhre gibi veya usançla, yarım yamalak hizmetinle Onu va'dinde itham ve hediyesini istihfaf etsen, pek şiddetli bir tedibe ve dehşetli bir tâzibe müstehak olacağını düşünmüyor musun? | |
| Teshir | Emir altına alma | Ve o saltanatın sebebi, kuvvet ve iktidar-ı ilmî değil, belki şefkat ve re'fet-i Rabbâniye ve rahmet ve hikmet-i İlâhiyedir ki, eşyayı ona teshir etmiştir. | |
| Sin-Hı-Ye (2) | |||
| Seha | Cömertlik | Yoksa, zevâl ile acılaşan cüz'î bir telezzüz, kısacık bir zamanda öyle bir cûd u sehânın muktezasıyla kabil-i tevfik değildir. | |
| Sehavet | Cömertlik | Zira, nihayet bir sehavet, harika bir kerem, daima halka ihsan ve in'am etmek iktiza eder. | |
| Sin-Dal-Dal (4) | + | ||
| Mesdud | Engellenmiş | Bir Nebi veya bir Resule kesbsiz İlahî bir davetle açılmasından başka, gayrilere kapalı ve mesduddur. | |
| Sed | Engel | + | İşte bu nokta-i nazardandır ki, Sedde ve Ye'cüc ve Me'cüce dair rivayetler ve akvâl-i müfessirîn ayrı ayrı gidiyor. |
| Sedad | Doğruluk | Hem de garazın mesîlinde ve kastın mecrasında teferruk etmemek için sedad etmek, çele-çepe temayül etmemektir. | |
| Sedid | Sağlam(ca kapalı) | + | Orada, dünyaca mühim zatlar hazır oldukları halde, kimsenin söyleyemediği gayet acı sözlerle o haksız işe ve daha başka haksız işlere de sedd-i sedid olmuşlardır. |
| Sin-Dal-Ra (1) | + | ||
| Sidre | 6. Katta bir makam (Cennette bir ağaç) | + | ...bütün enbiyaların usul-ü dinlerine vâris-i mutlak olduğunu gösterdikten sonra, tâ Sidretü'l-Müntehâya, tâ Kab-ı Kavseyne kadar mülk ve melekûtunda gezdirdi. |
| Sin-Dal-Sin (1) | + | ||
| Sadis(en) | Altıncı (olarak) (Ayrıca bkz. Sin-Te-Te) | + | Hads ile ilham, delil-i iman. Bir hiss-i sâdis, tarik-i iman. |
| Sin-Ra-Be (1) | + | ||
| Serab | Sıcak kaynaklı yalancı görüntü | + | Ey serab-ı gururu, şarab-ı tahur zanneden Said-i hodfuruş! |
| Sin-Ra-Cim (1) | + | ||
| Sirac/Siraç | Lamba | + | Meselâ güneşe der, "Döner bir siracdır, bir lâmbadır." |
| Sin-Ra-Dal (1) | + | ||
| Serd | Güzel şekilde söylemek | + (örmek anlamında) | Öyle ise, biz, Miracda istib'âd ile vesveseye düşen bir mü'mini muhatap ittihaz ederek, ona karşı serd-i kelâm edip ara sıra, makam-ı istimâda olan mülhidi nazara alıp serd-i kelâm edeceğiz. |
| Sin-Ra-Ra (8) | + | ||
| Sır | Gizem; bir latife | + | Hem sırr-ı temsil merdiveniyle, en yüksek hakaike kolaylıkla yetiştirildi. |
| Esrar | Sırlar | Çünkü, içinde çok mühim ve ince olan esrar-ıimaniye inkişaf ediyor. | |
| Mesarr | Sevinçler | Onun içinde bînihaye tahassüslerle meşhun-u mesâr oldum. | |
| Meserret | Sevinç | Otuz Birinci Mektubun On Beşinci Lem'asının birinci kısmını, büyük bir meserretle aldım. | |
| Mesrur | Sevinçli | + | Hafız Ali'yi kabrinde mesrur, müferrah ettikleri gibi, inşaallah kabrimde de öyle mesrur edecekler. |
| Serir | Taht, divan | Eğer o kapı sana açılamadı; Mefatîhü'l-Gayb olan, İmam-ı Râzî'nin geniş olan tefsirine gir ve serir-i tedriste o dâhî imamın halka-i dersinde otur, dersini dinle. | |
| Sürur | Sevinç | + | Ve keza, neş'e ve sürur makamları, evhamdan hâli olmalıdır. Çünkü ednâ bir vehimle, sürur zâil olur. |
| Tesrir | Sevindirme | Nur deryasından nûş etmek isteyen bir kimse, Birinci ve Yirmi Birinci ve Yirmi İkinci Sözleri alsa, diğerlerine eli yetişmezse dahi maraz-ı kalbîyi def ve ref'e, ruhu tenvir ve tesrire kâfi bulunduğu meşhud ve müsellemdir. | |
| Sin-Ra-Tı (1) | |||
| Seretan | Kanser | Ye's, ümmetlerin, milletlerin "seretan" denilen en dehşetli bir hastalığıdır. | |
| Sin-Ra-Ayn (3) | + | ||
| Seri' | Hızlı | + | Telepati nev'inden, ruhumla şiddet-i alâkası olan bir şahs-ı meçhul, muhtelif ve birbirinden uzak mevzulara dair, birdenbire kibrit yakmak gibi seri sualler soruyor. |
| Sürat/Sür'at | Hız | Mübarek Ramazan bir an evvel bu isyankârların kadir-nâşinasların elinden yakayı kurtarmaya çalışır vaziyette, süratle elimizden gitmektedir. | |
| Tesri/Tesri' | Hızlandırma | Tesri-i ihtizazı, tahrib-i medeniyet. Deniyet-i hazıra sureti değişecek, sistemi bozulacak. Zuhur edecek o vakit İslâmî medeniyet. | |
| Sin-Ra-Fe (2) | + | ||
| İsraf | Gereksiz harcama | + | On Dokuzuncu Lem'a İktisat Risalesi - İktisat ve kanaate, israf ve tebzîre dairdir. |
| Müsrif | İsraf eden | + | Müsrif ise, kanaat etmediği için, ikinci gün daha çalışmaz. Çalışsa da şevksiz çalışır. |
| Sin-Ra-Kaf (2) | + | ||
| Sarık | Hırsız | + | Meselâ, hâkim seni sirkatle mahkûm edip hapsetti. Halbuki sen sârık değilsin. |
| Sirkat/Sırkat | Hırsızlık | Meselâ, hâkim seni sirkatle mahkûm edip hapsetti. Halbuki sen sârık değilsin. | |
| Sin-Ra-Mim-Dal (1) | + | ||
| Sermed(i)(yyet) | Daimi | + | Zerreyim, fakat bir Şems-i Sermed isterim. |
| Sin-Ra-Ye (3) | + | ||
| İsra | Gece yürüyüşü; sure adı | Çerağ-ı Leyle-i İsrâ / Sirâc-ı kurb-i ev ednâ. | |
| Sari(ye) | Bulaşan | ...yalnız zevken anlaşılır birer hakikat iken, dîk-ı elfaz sebebiyle ulûhiyet-i sâriye ve hayat-ı sâriye tabir ettiler. | |
| Sirayet | Bulaşma, geçme | Benim ne haddim var ki, sahip olayım, tâ ki kusurlarım ona sirayet etsin. | |
| Sin-Tı-Ha (1) | + | ||
| Sath/Satıh | Yüzey | Nasıl bir hat, sür'at-i hareketle bir satıh gibi geniş görünürken, hakikat-i vücudu ince bir hat olduğu gibi, senin de dünyan hakikatçe dar, fakat senin gaflet ve vehim ve hayalinle duvarları çok genişlemiş. | |
| Sin-Tı-Ra (5) | + | ||
| Esatir/Esatır | Masallar | + | Fakat pek çok esâtîr ve hurâfâtın menbaından çıkan o hikmet, bir derece müteaffine olduğundan, safiye olan efkâr-ı Arabın içlerine tedahül ettiğinden, bir derece efkârları karıştırdığı gibi, tahkikten taklide bir yol açtı. |
| Mistar/Mıstar | Cetvel, çizelge | Kudret masdardır, kader mistardır. Kudret, o maânî kitabını, o mistar üstünde yazar. | |
| Satır | Sayfada çizgi halinde yazı dizisi | ...her sahifede yüzer kitap yazılmış; ve her satırında yüzer sayfa derc edilmiş; ve her kelimesinde yüzer satır mevcuttur; ... | |
| Sutur | Satırlar | ...şu sutûr-u hâdisâtın altında muzmer hakaikın miftâhı,... | |
| Tastir | Yazı yazma | نۤ وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ âyeti bütün kalemlerin ve tastîr ve kitapların aslı, esası, ezelî me'hazı ve sermedî üstadı kaderin kalemi ve nur ve ilm-i ezelînin nuruna işaret eden ن kelimesidir. | |
| Sin-Tı-Ayn (1) | |||
| Satı' | Parlak | ...Zât ve sıfât ve esma ve şuûn-u İlâhiyenin kavl-i şârihi, tefsir-i vâzıhı, burhan-ı kàtıı, tercüman-ı sâtıı,... | |
| Sin-Tı-Vav (1) | + | ||
| Satvet | Ezici kuvvet | Maahaza, lisan-ı Arapta bulunan şehâmet, yükseklik, meziyet, satvet diğer lisanlarda yoktur. | |
| Sin-Ayn-Dal (9) | + | ||
| Es'adekallah/Es'adekumullah | Allah seni/sizi mutlu etsin | ...kardeşimiz Hafız Mustafa'ya binler bârekâllah ve mâşaallah ve es'adekâllah deriz. | |
| Mesut/Mes'ud | Mutlu | ...bütün sevdiklerimizi ihsânâtıyla mes'ud eden ve binler kemâlâtın menbaı olan ve binler tabakat-ı cemâlin medarı olan bin bir esmâsının müsemmâsı olan Cemîl-i Zülcelâl, Mahbub-u Zülkemâl... | |
| Müsaade | İzin | Müsaade ediniz, on beş dakika vazifemi îfa edeyim | |
| Müsaid | Uygun | Şu dar dünya beşerin ruhunda mündemiç olan istidâdât-ı gayr-ı mahdudenin sünbüllenmesine müsaid değildir. | |
| Müstaid | İstidatlı | Müstaid, müçtehid olabilir; müşerri' olamaz | |
| Saadet | Mutluluk | Saadet odur ki; umuma veya eksere saadet ola! | |
| Said | Cennetlik | + | Kim saadete mazhar ise... said ise... şaki değilse... o İsm-i Âzam onun boynunda mübarek bir gerdanlık hükmünde bir nüsha olur. |
| Süeda | Saidler | Birinci kâfile olan süedâ ve ebrar, zülcenaheyn olan üstadı dinlediler. | |
| Tesid/Tes'id | Mutluluk dileme | ...en mübarek, nuranî ve âlet-i tes'id bir hediye-i hikmeti olan aklı, o biçareye en meş'um ve zulmânî bir alet-i tâzip yapıp,... | |
| Sin-Ayn-Fe (1) | |||
| İs'af | Kabul edip yerine getirme | Matluba olan is'af ise, Mucîbin hikmetine tâbidir. | |
| Sin-Ayn-Ye (3) | + | ||
| Mesai | Çalışma, iş | Belki mesailerinin tanzimine ve mâbeynlerindeki emniyetin tesisine ve teavün düsturunun teshiline muhtaçtırlar. | |
| Sai | Çalışan | Sözler sayesinde şu bir seneyi mütecaviz bir müddetten beri şevkle taallüm, inâyetle tefeyyüz, tergible tenevvür, hâhişle telezzüz, işaretle tahallûk, tedriçle tekemmül tarikinde ilerlemeye sâî bulunduğum bu muayyen müddetin bir gününe, sabıkan geçirmiş olduğum umum hayatımın bile mukabil olamayacağı kanaatindeyim. | |
| Say/Sa'y | Çalışma | + | Sa'y, vücudun hayatı ve hayatın yakazasıdır. |
| Sin-Fe-Ra (5) | + | ||
| Misafir/Müsafir | Konuk | Misafir olan bir kimse, seferinde çok yerlere, menzillere uğrar. | |
| Sefer | Yolculuk | + | Meselâ, sefer eden, namazını kasreder. |
| Sefaret | Elçilik | Pakistan'da ne Türkçe okulu, ne kütüphanesi, ne çalışkan adamları ve sefaretinizde de Urduca bilen adam yoktur. | |
| Sefir | Elçi | Ankara'da otuz beş sene evvel tab edildiği vakit, Afgan Sefiri Sultan Ahmed çok beğenmiş ve Afgan Şâhına bir adet bu münâcattan hediye göndermiştir. | |
| Sofra | Yemek düzeni | O hayat midesine duygular, eller hükmünde gayet geniş bir sofra-i nimet açmış. | |
| Sin-Fe-Sin-Tı (2) | |||
| Safsata | Uydurma | ...hem o âciz, mümkin, miskin insanlar dahi beğenmedikleri ve izzet-i mağrurânesine yakıştıramadıkları bir nevi evlât, yani hadsiz kızları isnad etmek öyle bir safsatadır ve öyle bir divanelik hezeyanıdır ki, o fikirde olan heriflerin tekzipleri, inkârları hiçtir. | |
| Safsatiyat | Safsafalar | Hem feylesofâne çok safsatiyâtı söyledi. | |
| Sin-Fe-Kef (1) | + | ||
| Sefk | Dökme | Çünkü fesat, sefk-i dimâya sebeptir. | |
| Sin-Fe-Lam (6) | + | ||
| Esfel | En aşağı | + | O yoldan birinde nefsi ve şeytanı dinleyip gitse, esfel-i sâfilîne düşer. |
| Safil(in) | Aşağı(lar) | + | O yoldan birinde nefsi ve şeytanı dinleyip gitse, esfel-i sâfilîne düşer. |
| Sefalet | Fakirlik, rezillik | Hırs, sebeb-i haybettir ve illet ve zillettir; ve mahrumiyet ve sefaleti getirir. | |
| Sefil | Aşağı | Görüyorlar ki, o hane amele, sefil, miskin adamlarla doludur. | |
| Süfla | Aşağı (mekan) | Tabaka-i süflâdan, tabaka-yı ulyâya karşı ihtiram, itaat, tahabbüb yerine, yalnız ihtilâl sedası, haset sayhası, kin enîni, nefret velvelesi, intikam feryadı yükselip işitilir. | |
| Süfli | Aşağı, alçak | Elbette hayalin, deva-yı illet ve kaza-yı hacet levazımatını görecek ve onlara münasip süfli sûretleri nescedecek. | |
| Sin-Fe-Nun (2) | + | ||
| Sefain | Gemiler | Bu defa istinsahına muvaffak olduğum nurlu Yirmi Dokuzuncu Sözde, melâike denizlerinde sefâin-i Kibriyâya yapışarak seyrân ederken... | |
| Sefine | Gemi | + | Belki, o sefine-i vücudundaki hayat makinesi, Hayy-ı Kayyûma aittir. |
| Sin-Fe-He (4) | + | ||
| Sefahat | Günah eğlencelere düşkünlük | + | Sadakayı alan sefahatte değil, belki nafakasında ve hâcât-ı zaruriyesinde sarf etmeli. |
| Sefih | Ahlaksız, eğlenceye düşkün | + | O zaman, o seyahat-i ruhiyede, mehâsin-i medeniyet ve fünun-u nâfiadan başka olan mâlâyâni ve muzır felsefeyi ve muzır ve sefih medeniyeti elinde tutan Avrupa'nın şahs-ı mânevîsine karşı demiştim: |
| Süfeha | Sefihler | Bizleri süfeha zannetme. Bizler süfeha gibi olamayız. | |
| Tesfih | Sefih görme | Damar-ı asabiyetini tahrik ve izzet-i nefislerini levm ve tesfih ve terzil ile kırdı. | |
| Sin-Kaf-Ra (1) | + | ||
| Sakar | Cehennem | + | ...onlara dünyada tam zarar, âhirette Cehennem ve sakar; ve bize, dünyada mükemmel sevap ve zafer, ve âhirette, inşaallah Cennet ve âb-ı kevseri kazandırır. |
| Sin-Kaf-Tı (6) | + | ||
| Iskat | Düşürme, hükümsüz bırakma | İşte bu asrın bu acip tehlikesine karşı, Risale-i Nur'un hizmet ve meşgalesi, şimdiki siyaseti ve cerayanlarını o derece nazarımdan ıskat etmiş ki, bu Harb-i Umumîyi dört aydır merak etmedim, sormadım. | |
| Meskat(-ı re's) | Doğum yeri | ||
| Sakat | Bozuk | Bu güzel ve belağatçe makbul, akıl ve mantığa mutabık mânâ dururken, âyetin zahirine yapışıp, "beş yüz senelik mesafeden iki dakikalık bir zaman zarfında yağmuru cirm-i semâdan yeryüzüne indirmek" gibi sakat bir mânâya zahip olmak, kâr-ı akıl değildir. | |
| Sakıt | Düşmüş | + | Eğer gayr nazardan sakıt olsalar, onlar da sukut ederler. |
| Sukut | Düşme | Eğer gayr nazardan sakıt olsalar, onlar da sukut ederler. | |
| Tesakut | Birbirini düşürme | Teâruzan, tesâkutan kabilinden, "Hiçbirisi de hak değildir" diye hükmeder. | |
| Sin-Kaf-Fe (1) | + | ||
| Sakf | Çatı, dam, tavan | + | Şimdi, cüz'iyatta ve misallerde, sû-i fehimden gelen şüphelerle, o metin sakf-ı muallâyı sebatsız ve kàbil-i sukut görmek ne derece akılsızlık olduğunu anladın. |
| Sin-Kaf-Mim (2) | + | ||
| Sakam | Hastalık | Eğer aşsa ve taşsa, o şefkat, elbette merhamet ve şefkat değildir; belki dalâlete ve ilhada sirayet eden bir maraz-ı ruhî ve bir sakam-ı kalbîdir. | |
| Sakim | Hasta | + | Demek on dördüncü asırda Kur'ân'dan iktibas edip, istikametsiz sakim yollar içinde sırat-ı müstakîmi gösterecek âsârı neşreden bir adamı, o hadsiz efrad içinde dahil ediyor. |
| Sin-Kaf-Ye (4) | + | ||
| İska | Sulama | Yağmurlar kesilmiş, Isparta'yı iska eden sular azalmış, bir kısm-ı mühimminin menba'ı kesilmiş, ağaçlar sararmaya, otlar kurumaya, çiçekler buruşmaya başlamıştı. | |
| İstiska | Su isteme | Hem yağmursuzluk ve kuraklık vakti de, salât-ı istiska denilen yağmur duasının vaktidir. | |
| Saka(cı) | Su dağıtım(cısı) | Hem bu kâinatın sobası olan güneş bir, lâmbası olan kamer bir, aşçısı olan ateş bir, levazımat deposu ve hazineli direği olan dağ bir, sakacı ve sucusu bir ve bağları sulayan süngeri bir—ve hâkeza, bir, bir, bir, tâ bin bir birler kadar... | |
| Saki | Su sunan | Dost ikliminin lâlesinin bağlarına eriştin,/Vahdet-i sâki midadını سَقٰيهُمْ kevserine düşürdün. | |
| Sin-Kef-Te (4) | + | ||
| Müskit | Susturan | Tokmak gibi bir cevab-ı müskit vermek lâzımdı. | |
| Sakit | Sessiz | O kâinat-ı sâkit birden söze başlıyor: | |
| Sekte | Durma | ...onu bırakıp, yahut sekteye uğratıp, veyahut kanâat etmeyip, tarikat hevesiyle Risâle-i Nur'dan izin almayarak kapanmış hangâhlara girmek, ne derece yanlış olduğunu ve bizim bu şefkat tokadına ne derece istihkak kesbettiğimizi gösteriyor. | |
| Sükut | Susma | Eğer sükûtuyla sükûnet eylese cezbe, kaçar, ağlar fezada muntazam meczupları. | |
| Sin-Kef-Ra (3) | + | ||
| Müskir(at) | Sarhoş edici içki | Bundan sonra birden gördü ki, sol cihetinden şeytan gibi dessas, ayyaş, aldatıcı bir adam, çok ziynetler, süslü suretler, fantaziyeler, müskirler beraber olduğu halde geldi, karşısında durdu. | |
| Sekerat | Can cekişme | Sekerat vaktinde şeytan vesvesesiyle ancak akla şüpheler verip tereddüde düşürebilir. | |
| Sekr(e)/Seker | Sarhoşluk | + | Eğer, aşk veya istiğrakla bir nev'i sekri de varsa, avucundaki âyinesini, denizden daha büyük tevehhüm eder. |
| Sin-Kef-Kef (1) | |||
| Sikke | Para (kalıbı) | Evet, herşeyin yüzünde, cüz'î olsun küllî olsun, zerrattan tâ seyyarata kadar öyle bir sikke var ki, âyinede güneşin cilvesi güneşi gösterdiği gibi, öyle de, o sikke âyinesi dahi, Şems-i Ezel ve Ebede işaret ederek vahdetine şehadet eder. | |
| Sin-Kef-Nun (13) | + | ||
| İskan | Yerleştirme | Tagayyür, inkılâp ve felâketlere mâruz ve muhtaç şu insan bedeninde iskân edilen ruhun yaşayabilmesi için üç kuvvet ihdas edilmiştir. | |
| Mesakîn | Miskinler | Çünkü, şu mesâkini istihdam etmekle ücretinizi almışsınız. | |
| Mesken | Ev | + | Meskenden sonra insanın en fazla muhtaç olduğu, cismanî lezzetlerden yiyecek, içecektir. |
| Meskenet | Yoksulluk | + | |
| Miskin | Uyuşuk, zavallı | + | |
| Meskun | Oturanı bulunan | + | |
| Müsekkin | Sakinleştirici | ||
| Sakin | Durgun | + | |
| Sekene | Sakinler | ||
| Sekine(t) | İç huzuru; Hz. Ali'nin duası; 6 esma (duası) | + | |
| Sükna | Oturulacak yer | ||
| Sükun(et) | Sakinlik | ||
| Teskin | Sakinleştirme | ||
| Sin-Lam-Be (3) | + | ||
| Esalib | Üsluplar | ||
| Selb | Kalkma, elden gitme | ||
| Üslub | İfade tarzı | ||
| Sin-Lam-Ha (4) | + | ||
| Esliha | Silahlar | + | |
| Müsellah | Silahlı | ||
| Silah | Dövüşme aleti | ||
| Teslih | Silahlandırma | ||
| Sin-Lam-Hı (2) | + | ||
| İnsilah | Soyulma | ||
| Selh(hane) | Deri soyma (yeri), mezbaha | ||
| Sin-Lam-Sin (2) | |||
| Selaset | Akıcılık | ||
| Selis | Akıcı | ||
| Sin-Lam-Sin-Be (1) | + | ||
| Selsebil | Cennet ırmağı | + | |
| Sin-Lam-Sin-Lam (4) | + | ||
| Müselsel | Zincirleme | ||
| Müteselsil | Silsile oluşturmuş | ||
| Silsile | Birbirini izleyen dizi | + | |
| Teselsül | Silsile oluşturma | ||
| Sin-Lam-Tı (6) | + | ||
| Musallat | İlişme | ||
| Saltanat | Hükümdarlık | ||
| Selatin | Sultanlar | Münaz | |
| Sultan | Hükümdar | + | |
| Tasallut | Musallat olma | ||
| Taslit | Musallat etme | ||
| Sin-Lam-Fe (2) | + | ||
| Eslaf | Öncekiler | ||
| Selef | Önceki | + | |
| Sin-Lam-Kef (5) | + | ||
| İnsilak | Yola girme | ||
| Mesalik | Meslekler | ||
| Meslek | Yol | ||
| Salik | Giden, ilerleyen | ||
| Süluk | İlerleme | ||
| Sin-Lam-Mim (12) | + | ||
| Eslem | Daha selametli | ||
| İslam | Hak din | + | |
| Müsalemet | Barış | ||
| Müsellem(e) | Kabul edilmiş | + | |
| Müslüm(an)/Müslim(an) | İslam dininden kişi | + | |
| Salim | Sağlam ve tehlikesiz | + | |
| Selam | Allah'ın ismi; esenlik; müslümanların karşılaştığında yaptığı dua | + | |
| Selamet | Emniyet, barış | ||
| Selim | İyi huylu | + | |
| Selm | Barış | + | |
| Süllem | Merdiven | + | |
| Teslim | Gönülden bağlanma; karşı tarafı kabul etme | + | |
| Sin-Lam-Vav (2) | + | ||
| Müteselli | Teselli edilmiş | ||
| Teselli | Ferahlatma | ||
| Sin-Mim-Ha (2) | |||
| Müsamaha | Hoşgörü | ||
| Semahat | İyilik, cömertlik | ||
| Sin-Mim-Ra (3) | + | ||
| Esmer | Siyah(i) | ||
| Mismar | Çivi | ||
| Müsamere | Eğlence | ||
| Sin-Mim-Ayn (13) | + | ||
| İsma' | Duyurma | Kastamonu L | |
| İstima | Dinleme | 11. Söz | |
| Mesmuat | Duyulanlar | ||
| Müstemi' | Dinleyici | + | |
| Sami(un) | Dinleyici(ler) | ||
| Sem' | İşitme | + | |
| Sema | Dönme | 20. mektup | |
| Sem'an | İşiterek, "başüstüne'" | Barla 85 | |
| Sema'(i) | İşitme (İşitilerek öğrenilen) | + | |
| Semi' | İşiten; Esma | ||
| Semi'na | İşittik | 14. Reşha | |
| Sum'a | Riyakarlık | ||
| Tesamu' | İşitme | ||
| Sin-Mim-Kef (2) | + | ||
| Semek | Balık | ||
| Simak | Balıklar | Nokta | |
| Sin-Mim-Mim (3) | + | ||
| Sem/Semm | Zehir; iğne deliği | + (Delik anlamında) | |
| Sümum | Zehirler | Divan-ı H. | |
| Tesemmüm | Zehirlenme | ||
| Sin-Mim-Vav (10) | + | ||
| Besmele | Bismillahirrahmanirrahim | ||
| Bismillah | Allah'ın adıyla | ||
| Esami | İsimler | AB Lemeat | |
| Esma | İsimler | ||
| İsm/İsim | Ad | + | |
| Müsemma | İsimlendirilmiş | + | |
| Sami(ye) | Yüksek, yüce | ||
| Sema | Gökyüzü, uzay | + | |
| Semavat | Semalar | ||
| Tesmiye | İsimlendirme | + (Belli anlamında) | |
| Sin-Nun-Be-Lam (1) | + | ||
| Sünbül (Sümbül) | Başak | + | |
| Sin-Nun-Ha (2) | + | ||
| Saniha(t) | Çok düşünmeden akla gelen şey(ler) | Hakikat Ç. 2 AB | |
| Sünuhat | İlham olarak kalbe gelen manalar | ||
| Sin-Nun-Dal (7) | + | ||
| İsnad | Dayandırma | ||
| İstinad | Dayanma | ||
| Müsned | Hadislerin aktaranlarla beraber yazıldığı kitap; dayandırılmış | ||
| Müstenid | Dayanan | ||
| Mütesanid | Tesanüd içinde | ||
| Sened | Dayanak | ||
| Tesanüd | Dayanışma | ||
| Sin-Nun-Dal-Sin (1) | + | ||
| Sündüs | İnce ipek | + | |
| Sin-Nun-Nun (6) | + | ||
| Mesnun | Sünnet olma | + (kalıba dökülmüş anlamında) | |
| Müsinn | Yaşlı | ||
| Sinn | Yaş | ||
| Sünen | Sünnetler; kendisinden hüküm çıkarılan hadisler(i içeren kitap) | ||
| Sünnet | Peygamber yolu; yol | + | |
| Sünni | Ehl-i sünnet | ||
| Sin-Nun-Vav (1) | + | ||
| Sene | Yıl | + | |
| Sin-He-Lam (5) | + | ||
| Eshel | En kolay, daha kolay | ||
| Müsahele | Gevşeklik | Sünuhat | |
| Sehl/Sehil | Kolay | ||
| Suhulet | Kolaylık | ||
| Teshil(at) | Kolaylaştırma(lar) | ||
| Sin-He-Vav (1) | + | ||
| Sehv/Sehiv | Hata | ||
| Sin-He-Vav (1) | |||
| Süha | Küçük ayı takımyıldızından bir yıldız | ||
| Sin-Vav-Elif (4) | + | ||
| Mesavi | Kötülükler | ||
| Müsi' | Kötülük yapan | + | |
| Su'/Su | Kötü | + | |
| Seyyie/Seyyiat | Günah(lar) | + | |
| Sin-Vav-Ha (2) | + | ||
| Mesaha | Ölçme | Muh | |
| Saha | Alan | + | TH Önsöz |
| Sin-Vav-Dal (11) | + | ||
| Esved | Siyah | + | |
| Müsevvid | Müsveddeyi yazan | ||
| Müsvedde | Yazının ilk hali | ||
| Sadat | Seyyidler | ||
| Sevad | İnsanların çoğunluğu | ||
| Sevda | Fazla sevgi; siyah | ||
| Seyyid | Efendi; Peygamberimizin soyundan gelen | + | |
| Siyadet | Seyyidlik | ||
| Sudan | Siyahi kişiler | ||
| Süveyda | Kalpteki siyah nokta | ||
| Tesvid | Müsvedde yazma | ||
| Sin-Vav-Ra (4) | + | ||
| Sur | Kale duvarı | + | |
| Sure | Kur'an'ın bölümleri | + | |
| Suver | Sureler | ||
| Suriye | Ülke | ||
| Sin-Vav-Sin (1) | |||
| Siyaset | İdare sanatı | ||
| Sin-Vav-Ayn (1) | + | ||
| Saat | Kıyamet; zaman birimi; zamanölçer | + | |
| Sin-Vav-Ğayn (1) | |||
| Mesağ | İzin | + | |
| Sin-Vav-Fe (1) | + | ||
| Mesafe | Uzaklık | ||
| Sin-Vav-Kaf (5) | + | ||
| Mesak | Sevk yeri, hedef | + | |
| Saik(a) | Sevkeden sebep; | + | |
| Sevk | Yönlendirme | ||
| Siyak | Geldiği yer, başlangıç | ||
| Suk | Çarşı | + | |
| Sin-Vav-Mim (2) | + | ||
| Sami | Hz. Nuh'un oğlu Sam'ın soyundan gelenler | Makaleler | |
| Sima | Yüz, alamet | + | |
| Sin-Vav-Ye (11) | + | ||
| İstiva | Kararlı duruma gelme, yönelme, kastetme | ||
| Lasiyyema | Özellikle, bilhassa | ||
| Masiva(ullah) | (Allah) dışındakiler | ||
| Müsavat | Eşitlik | ||
| Müsavi | Eşit | ||
| Müstevi | Düz | ||
| Mütesavi | Eşitlik | ||
| Sevi(ye) | Düzey | + (Dosdoğru anlamında) | |
| Sive | Haricinde | Hastalar R. | |
| Tesavi | Eşitlik | ||
| Tesviye | Seviyelendirme | ||
| Sin-Ye-Ha (2) | + | ||
| Seyahat | Yolculuk | ||
| Seyyah | Gezgin | ||
| Sin-Ye-Ra (8) | + | ||
| Mesire(gah) | Gezinti yeri | ||
| Sair (Bkz. Sin-Elif-Ra) | |||
| Seyr/seyir | Gezme | + | |
| Seyran/Seyeran(gah) | Gezinme (yeri) | ||
| Seyyar | Gezen | ||
| Seyyare | Gezegen, gök cismi | + | |
| Siret | Manevi durum, ahlak | ||
| Siyer | Siretler | ||
| Tesyar | Gönderilme | ||
| Sin-Ye-Fe (2) | |||
| Seyf | Kılıç | ||
| Süyuf | Kılıçlar | ||
| Sin-Ye-Lam (4) | + | ||
| Mesil | Akış | Hizmet R. | |
| Sel/Seyl | Su baskını | + | |
| Seyelan | Akma | ||
| Seyyal(e) | Akan |