Sin (س) Kök Harfi İle Başlayan Kelimeler

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Önceki Harf: Ze (ز)Arapça Kökenli Kelimeler Ana SayfasıŞın (ش): Sonraki Harf

Bu sayfada Bediüzzaman'ın eserlerinde geçen ve Sin (س) kök harfi ile başlayan Arapça kelimeler listelenmiştir.

İlk Kök Harfe Göre Kelime Sayısı
Arapça Harf Türkçe Okunuşu 2 Harfli Kelime Sayısı 3 Harfli Kök Sayısı 3 Kök Harfli Kelime Sayısı 4 Harfli Kök Sayısı 4 Kök Harfli Kelime Sayısı Risalelerdeki Toplam Kök Sayısı Kur'an'daki Toplam Kök Sayısı Kur'an'daki Köklerden Risalelerde Geçenlerin Sayısı Risalelerdeki Toplam Kelime Sayısı Kur'an'daki Toplam Kelime Sayısı Kur'an'daki Kelimelerden Risalelerde Geçenlerin Sayısı
س Sin - 90 321 6 10 96 112 84 331 297 105
Kelime Anlamı Kur'an'da
Geçiyor mu?
Örnek Cümle
Sin-Elif-Ra (1)
Sair Diğer Sair dünyevî ve siyasî ve entrikalı cemiyet ve komitelerle münasebetimiz yoktur ve tenezzül etmeyiz.
Sin-Elif-Lam (6) +
Es'ile/Esile Sorular Bir maddede es'ile mütekerrir, mütefavit.
Mesail Meseleler Hem öyle mesâil-i azîmeden ve hakaik-i dakikadan bahsediyor ki, umumun kalblerinde yerleştirmek için, çok defa muhtelif sûretlerde tekrar lâzımdır.
Mesele/Mes'ele Husus Biz de o beş düğümü, beş mes'elede hal ve beyan edeceğiz.
Mes'ul/Mesul Sorumlu + Yani, mü'min, herşeyi, hattâ fiilini, nefsini Cenâb-ı Hakka vere vere, tâ nihayette teklif ve mes'uliyetten kurtulmamak için, cüz-ü ihtiyarî önüne çıkıyor; ona "Mes'ul ve mükellefsin" der.
Sail Soru soran + Bir sâil-i misâlî bana demişti:
Sual Soru + İmdi, sual ve cevaba başlıyorum
Sin-Be-Elif (1) +
Sebe' Sure adı + Mesela, Sure-i Sebe'nin âhirinde, Sure-i Fâtır'ın evvelindeki iki مَثْنٰى birbirine bakar.
Sin-Be-Be (4) +
Esbab Esbab bir perdedir. Çünkü izzet ve azamet öyle ister. Çünkü, irade-i külliyenin sebeple müsebbebe bir taallûku vardır.
Müsebbeb Sebebin sonucu Çünkü, irade-i külliyenin sebeple müsebbebe bir taallûku vardır.
Müsebbib Sebep olan; Esma Ona muhtaç ve rububiyetine münkad olduğunu ilâm etmekle gafleti dağıtıp ins ve cinnin nazarlarını esbabdan Müsebbibü'l-Esbaba çevirir.
Sebeb/Sebep Neden + (Vesile anlamında) Çünkü, irade-i külliyenin sebeple müsebbebe bir taallûku vardır.
Sin-Be-Ha (4) +
Sabih (Sabiha) Yüzen + O musahhar sâbihalar ise, o bahr-i muhit-i havâîde seyir ve cereyan etmekle, mahşere tesadüf etmiş dağları andırırlar.
Müsebbih Tesbih eden + Sikkemiz bir, turramız bir, Rabbimize müsebbihiz, zikrederiz âbidâne
Subhan (Subhanallah) Allah'ın ismi (tesbih zikri) + Ve ubudiyet odur ki, sen, Fâtır-ı Zülcelâlin dergâh-ı rahmetinde Estağfirullah ve Subhanallah ile kusurunu ve Hasbünallah ve Elhamdü lillâh ile fakrını,...
Tesbih (Tesbihat) Allah'ın noksanlarda münezzehiyetini ilan; zikir aleti; Subhanallah demek + Tesbihat, ibâdât, gayr-ı mahdud envâlarıyla herşeyde vardır.
Sin-Be-Ra (1)
Sebr/Sebir Deneme Aynen öyle de, biz de ilm-i usul ve fenn-i mantıkça sebr ve taksim denilen en kat'î bir hüccetle deriz:
Sin-Be-Ayn (3) +
Sabian Yedinci (olarak) Sabian: Rahîm-i Kerîmin semerat-ı rahmetinin müzeyyenatıyla kendini teveddüd sûretinde sevdirmesine mukabil, Ona hasr-ı muhabbet ve taabbüd ile tahabbüb etmektir.
Seb'a/Seba Yedi + Hususan Abâdile-i Seb'a kitabetle kaydettiler.
Sebu' (Sebu'iyye/Sebuiye) Yırtıcı hayvan (ile ilgili) + İkincisi, zararlı şeyleri def için kuvve-i sebuiye-i gadabiye,
Sin-Be-Kaf (5) +
Mesbuk Geride bırakılmış + Bu harika-i ilmiyenin eşi asla mesbuk değildir.
Müsabaka Yarışma Onun için, Hakîm-i Mutlak, şu dâr-ı imtihanda, şu meydan-ı müsabakada bize bir kamçı-yı teşvik olarak, vesveseyi şeytanın eline vermiş, beşerin başına vuruyor.
Sabık Geçmiş, önceki + Sabık işaretlerde, hususan bundan evvelki On Birinci İşarette kat'iyen anlaşıldı ki, küfür ve dalâlet cinayeti, nihayetsiz bir cinayettir ve hadsiz bir hukuka tecavüzdür.
Sebkat Önde olma Bediüzzaman Said Nursî'nin ders ve irşadıyla hakikate ulaşan ve Nur hizmetinde çok kıymettar ve yüksek hizmetleri sebkat eden kahraman ve halis bir talebenin, Üstadın mâhiyetini tarif eden ayn-ı hakikat bir ifadesidir.
Sıbak/Sibak Sözün başı O mâneviye ise, ya siyak veya sibak-ı kelâmdan veya başka âyetten birer emare, o mânâya işaret eder.
Sin-Be-Lam (1) +
Sebil Yol + O hurmalardan kaç yük, fî sebilillâh sarf ettim.
Sin-Te-Te (1) +
Sitte Altı + Risale-i Nur Külliyatından Hutuvât-ı Sitte
Sadisen (Bkz. Sin-Dal-Sin)
Sin-Te-Ra (9) +
İstitar Gizlenme Ey şiddet-i zuhurundan gizlenmiş ve ey azamet-i kibriyasından istitar etmiş olan Zât-ı Akdes,...
Mestur Örtülü, gizli + Eskişehir Hapishanesinde, sû-i ahlâktan değil, belki sıkıntıdan gelen nâhoş bazı haller münâsebetiyle, ahlâka dâir bir nükte ile, meşhur bir âyetin mestur kalmış bir nüktesine dâirdir.
Müstetir Gizlenmiş Kâinatta serbeser sırr-ı tesanüd müstetir, hem münteşir.
Mütesettir Örtünmüş Sonra bu zerreler, unsurlar aleminde mütesettir, saklı ve sâkit bir halde bulunurlarken, birden görürsün ki;...
Setr Örtme Demek en büyük bir rahmet, bir şefkat-i İlâhiye, gaybı bildirmemektedir ve başa gelen şeyleri setretmektedir.
Settar Allah'ın günahları ve ayıpları örten ismi Meselâ, Gaffâr ismi günahların vücudunu ve Settâr ismi kusûrâtın bulunmasını iktiza ettikleri gibi, Cemîl ismi de çirkinliği görmek istemez.
Settare Örtülü (yer) Haberim olmadan, camiin hâlî bir yerinde iki üç tahta, bir kilimle beni üşütmemek fikriyle bir zatın yaptığı iki kişilik bir settare yüzünden, ehemmiyetli bir mesele şeklinde, hem bana, hem umum halka mânâsız telâş vermek hangi kanunladır?
Sütre Örtülü yer ...düşmanın üç sıra askerini yararak geçip, hayatta kalan üç talebesiyle pek acip bir surette, su üzerinde bulunan bir sütreye girer.
Tesettür Örtünme Medeniyet-i sefihe ise, Kur'ân'ın bu hükmüne karşı muhalif gidiyor. Tesettürü fıtrî görmüyor, bir esarettir diyor.
Sin-Cim-Dal (6) +
Mesacid Mescidler Encümen ve cemiyetleri, mesacid ve medaris ve zevâyâdır.
Mescid/Mescit Namaz mekanı + Evet, Ramazan-ı Şerifte güya âlem-i İslâm bir mescid hükmüne geçiyor.
Sacid Secde eden + Hiç mümkün müdür ki, şu mescid-i kebirin içindeki sâcidlerin, âbidlerin mâbud-u hakikîleri, o Sâni-i Vâhid-i Ehadden başkası olabilsin?
Seccade Namaz yaygısı ...lâakal günün bir saatini, ihtiyat akçesi gibi, hakikî istikbal için teşkil olunan bir sandukça-i uhreviye olan bir mescide veya bir seccadeye at.
Secde Namazın rükünlerinden İbadetin mânâsı şudur ki: Dergâh-ı İlâhîde abd kendi kusurunu ve acz ve fakrını görüp kemâl-i Rububiyetin ve kudret-i Samedâniyenin ve rahmet-i İlâhiyenin önünde hayret ve muhabbetle secde etmektir.
Sücud Secdeler + Eğer âlâmın lezâize, nârın nura inkılâp etmesi emelinde isen, evkat-ı hamsede rükû ve sücud kancası ile gururun hortumunu bük, sık, başını kır, imanı doldur.
Sin-Cim-Ayn (3)
Seca/Sec'a Kuş ötüşü; kafiyeli yazı Gündüzde, ağaçların minberlerinde, bütün zîhayatların başlarında, yaz ve bahar mevsimlerinde, yüksek âvazlarıyla, lâtif nağamatla, sec'alı tesbihatla Rahmânü'r-Rahîmin rahmetini ilân ediyorlar.
Secaya Seciyeler Dost ve düşmanın ittifakıyla ahlâk-ı hasenenin şahsında en yüksek derecede; ve bütün muamelâtının şehadetiyle, secâyâ-yı sâmiye, vazifesinde ve tebliğatında en âli bir derecede;...
Seciye Huy Evet, Hürriyetçilerin ahlâk-ı içtimaiyede ve dinde ve seciye-i milliyede bir derece lâubalilik göstermeleriyle, yirmi-otuz sene sonra dince, ahlâkça, namusça şimdiki vaziyeti gösterdiği cihetinden,...
Sin-Cim-Lam (3) +
Seccal Akıp giden Cidal, berdevam... Harb ise, seccal(sical)dir.
Sical Nöbetleşe Cidal, berdevam... Harb ise, seccal(sical)dir.
Tescil Deftere geçirme, sağlamlaştırma Ve aleyhlerinde olan hükmü tescil etme..
Sin-Cim-Mim (1)
İnsicam Pürüzsüz düzgünlük Bütün kâinatta, zerrelerden tâ yıldızlara kadar herşeyde kusursuz bir intizam-ı ekmel ve noksansız bir insicam-ı ecmel ve zulümsüz bir mizan-ı âdilin bulunmasıdır.
Sin-Ha-Be (1) +
Sehab Bulut + Daha tasrif-i hava ve teshir-i sehab gibi şuûnât-ı İlâhiye yi bunlara kıyas et.
Sin-Ha-Ra (6) +
Meshur Büyülenmiş + Kur'an Arabistan'ın basit bedevîlerini öyle bir istihaleye uğratmıştır ki bunların âdeta meshur olduklarını zannedersiniz.
Sahir Sihir yapan + ...sana karşı kâh kâhin, kâh mecnun, kâh sâhir deyip, kendileri dahi inanmadıkları halde başkalarını inandırmak mı istiyorlar?
Sahur Ramazanda gece yemeği Ramazan-ı Şerifteki oruç, on beş saat, sahursuz ise yirmi dört saat devam eden bir müddet-i açlığa sabır ve tahammül ve bir riyazettir ve bir idmandır.
Seher Sabah namazı öncesi vakit + Seherlerde eser bâd-ı tecellî/Uyan ey gözlerim vakt-i seherde.
Sehhar Büyüleyici + ...beşerin hevesâtını uyandırmak için sehhar nefisleriyle, müzevver incelikleriyle ısırıcı kelimâtı nerede?
Sihr/Sihir Büyü + Bir vechi şudur ki: Sihir ve manyetizma ve ispritizma gibi istidracî harikalarıyla kendini muhafaza eden ve herkesi teshir eden o dehşetli Deccalı...
Sin-Ha-Lam (2) +
Sahil Deniz kıyısı + Bu üçünü birden emrine musahhar eden bir Zat onu sahil-i selâmete çıkarabilir.
Sevahil Sahiller ...insanın ehl-i sevâhil kısmının kısm-ı âzamının medar-ı taayyüşleri balıktır...
Sin-Hı-Ra (6) +
İstihare Hayır anlama namazı Dedim: "Yarına kadar beni bırakınız; istihare edeyim."
Maskara (aslı Mashara) Gülünç duruma düşmüş Oh, Allah senden razı olsun. Zahmetten, hapisten, maskaralıktan kurtuldum" dedi.
Musahhar Emri altına girmiş + Bütün onlar Senin mülkünde, Senin emrin ve kudretinle, Senin irade ve tedbirin ile, Senin ilmin ve hikmetinle musahhar ve muvazzaftırlar.
Musahhir Emri altına alan + Birden, Hâlık-ı Arz ve Semâvâtın Kadîr, Alîm, Rab, Allah ve Rabbü's-Semâvâti ve'l-Arz ve Musahhiru'ş-Şemsi ve'l-Kamer isimleri rahmet, azamet, rububiyet burcunda tulû ettiler.
Suhre Angarya ...sen hizmet etmezsen veya isteksiz, suhre gibi veya usançla, yarım yamalak hizmetinle Onu va'dinde itham ve hediyesini istihfaf etsen, pek şiddetli bir tedibe ve dehşetli bir tâzibe müstehak olacağını düşünmüyor musun?
Teshir Emir altına alma Ve o saltanatın sebebi, kuvvet ve iktidar-ı ilmî değil, belki şefkat ve re'fet-i Rabbâniye ve rahmet ve hikmet-i İlâhiyedir ki, eşyayı ona teshir etmiştir.
Sin-Hı-Ye (3)
Sahi Cömert Meselâ, "Filânın kılıncının bendi uzundur" ve "Ramadı çoktur" denildiği vakit, o adam uzun ve sahî ola...
Seha Cömertlik Yoksa, zevâl ile acılaşan cüz'î bir telezzüz, kısacık bir zamanda öyle bir cûd u sehânın muktezasıyla kabil-i tevfik değildir.
Sehavet Cömertlik Zira, nihayet bir sehavet, harika bir kerem, daima halka ihsan ve in'am etmek iktiza eder.
Sin-Dal-Dal (4) +
Mesdud Engellenmiş Bir Nebi veya bir Resule kesbsiz İlahî bir davetle açılmasından başka, gayrilere kapalı ve mesduddur.
Sed/Set Engel + İşte bu nokta-i nazardandır ki, Sedde ve Ye'cüc ve Me'cüce dair rivayetler ve akvâl-i müfessirîn ayrı ayrı gidiyor.
Sedad/Sedat Doğruluk Hem de garazın mesîlinde ve kastın mecrasında teferruk etmemek için sedad etmek, çele-çepe temayül etmemektir.
Sedid Sağlam(ca kapalı) + Orada, dünyaca mühim zatlar hazır oldukları halde, kimsenin söyleyemediği gayet acı sözlerle o haksız işe ve daha başka haksız işlere de sedd-i sedid olmuşlardır.
Sin-Dal-Ra (1) +
Sidre 6. Katta bir makam (Cennette bir ağaç) + ...bütün enbiyaların usul-ü dinlerine vâris-i mutlak olduğunu gösterdikten sonra, tâ Sidretü'l-Müntehâya, tâ Kab-ı Kavseyne kadar mülk ve melekûtunda gezdirdi.
Sin-Dal-Sin (1) +
Sadis (Sadisen) Altıncı (olarak) (Ayrıca bkz. Sin-Te-Te) + Hads ile ilham, delil-i iman. Bir hiss-i sâdis, tarik-i iman.
Sin-Ra-Be (1) +
Serab/Serap Sıcak kaynaklı yalancı görüntü + Ey serab-ı gururu, şarab-ı tahur zanneden Said-i hodfuruş!
Sin-Ra-Cim (1) +
Sirac/Siraç Lamba + Meselâ güneşe der, "Döner bir siracdır, bir lâmbadır."
Sin-Ra-Dal (1) +
Serd Güzel şekilde söylemek + (örmek anlamında) Öyle ise, biz, Miracda istib'âd ile vesveseye düşen bir mü'mini muhatap ittihaz ederek, ona karşı serd-i kelâm edip ara sıra, makam-ı istimâda olan mülhidi nazara alıp serd-i kelâm edeceğiz.
Sin-Ra-Ra (8) +
Sırr Gizem; bir latife + Hem sırr-ı temsil merdiveniyle, en yüksek hakaike kolaylıkla yetiştirildi.
Esrar Sırlar Çünkü, içinde çok mühim ve ince olan esrar-ıimaniye inkişaf ediyor.
Mesarr Sevinçler Onun içinde bînihaye tahassüslerle meşhun-u mesâr oldum.
Meserret Sevinç Otuz Birinci Mektubun On Beşinci Lem'asının birinci kısmını, büyük bir meserretle aldım.
Mesrur Sevinçli + Hafız Ali'yi kabrinde mesrur, müferrah ettikleri gibi, inşaallah kabrimde de öyle mesrur edecekler.
Serir Taht, divan Eğer o kapı sana açılamadı; Mefatîhü'l-Gayb olan, İmam-ı Râzî'nin geniş olan tefsirine gir ve serir-i tedriste o dâhî imamın halka-i dersinde otur, dersini dinle.
Sürur Sevinç + Ve keza, neş'e ve sürur makamları, evhamdan hâli olmalıdır. Çünkü ednâ bir vehimle, sürur zâil olur.
Tesrir Sevindirme Nur deryasından nûş etmek isteyen bir kimse, Birinci ve Yirmi Birinci ve Yirmi İkinci Sözleri alsa, diğerlerine eli yetişmezse dahi maraz-ı kalbîyi def ve ref'e, ruhu tenvir ve tesrire kâfi bulunduğu meşhud ve müsellemdir.
Sin-Ra-Tı (1)
Seretan Kanser Ye's, ümmetlerin, milletlerin "seretan" denilen en dehşetli bir hastalığıdır.
Sin-Ra-Ayn (3) +
Seri' Hızlı + Telepati nev'inden, ruhumla şiddet-i alâkası olan bir şahs-ı meçhul, muhtelif ve birbirinden uzak mevzulara dair, birdenbire kibrit yakmak gibi seri sualler soruyor.
Sürat/Sür'at Hız Mübarek Ramazan bir an evvel bu isyankârların kadir-nâşinasların elinden yakayı kurtarmaya çalışır vaziyette, süratle elimizden gitmektedir.
Tesri' Hızlandırma Tesri-i ihtizazı, tahrib-i medeniyet. Deniyet-i hazıra sureti değişecek, sistemi bozulacak. Zuhur edecek o vakit İslâmî medeniyet.
Sin-Ra-Fe (2) +
İsraf Gereksiz harcama + On Dokuzuncu Lem'a İktisat Risalesi - İktisat ve kanaate, israf ve tebzîre dairdir.
Müsrif İsraf eden + Müsrif ise, kanaat etmediği için, ikinci gün daha çalışmaz. Çalışsa da şevksiz çalışır.
Sin-Ra-Kaf (2) +
Sarık Hırsız + Meselâ, hâkim seni sirkatle mahkûm edip hapsetti. Halbuki sen sârık değilsin.
Sirkat/Sırkat Hırsızlık Meselâ, hâkim seni sirkatle mahkûm edip hapsetti. Halbuki sen sârık değilsin.
Sin-Ra-Mim-Dal (1) +
Sermed (Sermedi, Sermediyyet) Daimi + Zerreyim, fakat bir Şems-i Sermed isterim.

Sin-Ra-Ye (3) +
İsra Gece yürüyüşü; sure adı Çerağ-ı Leyle-i İsrâ / Sirâc-ı kurb-i ev ednâ.
Sari (Sariye) Bulaşan ...yalnız zevken anlaşılır birer hakikat iken, dîk-ı elfaz sebebiyle ulûhiyet-i sâriye ve hayat-ı sâriye tabir ettiler.
Sirayet Bulaşma, geçme Benim ne haddim var ki, sahip olayım, tâ ki kusurlarım ona sirayet etsin.
Sin-Tı-Ha (1) +
Sath/Satıh Yüzey Nasıl bir hat, sür'at-i hareketle bir satıh gibi geniş görünürken, hakikat-i vücudu ince bir hat olduğu gibi, senin de dünyan hakikatçe dar, fakat senin gaflet ve vehim ve hayalinle duvarları çok genişlemiş.
Sin-Tı-Ra (5) +
Esatir/Esatır Masallar + Fakat pek çok esâtîr ve hurâfâtın menbaından çıkan o hikmet, bir derece müteaffine olduğundan, safiye olan efkâr-ı Arabın içlerine tedahül ettiğinden, bir derece efkârları karıştırdığı gibi, tahkikten taklide bir yol açtı.
Mistar/Mıstar Cetvel, çizelge Kudret masdardır, kader mistardır. Kudret, o maânî kitabını, o mistar üstünde yazar.
Satır Sayfada çizgi halinde yazı dizisi ...her sahifede yüzer kitap yazılmış; ve her satırında yüzer sayfa derc edilmiş; ve her kelimesinde yüzer satır mevcuttur; ...
Sutur Satırlar ...şu sutûr-u hâdisâtın altında muzmer hakaikın miftâhı,...
Tastir Yazı yazma نۤ وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ âyeti bütün kalemlerin ve tastîr ve kitapların aslı, esası, ezelî me'hazı ve sermedî üstadı kaderin kalemi ve nur ve ilm-i ezelînin nuruna işaret eden ن kelimesidir.
Sin-Tı-Ayn (1)
Satı' Parlak ...Zât ve sıfât ve esma ve şuûn-u İlâhiyenin kavl-i şârihi, tefsir-i vâzıhı, burhan-ı kàtıı, tercüman-ı sâtıı,...
Sin-Tı-Vav (1) +
Satvet Ezici kuvvet Maahaza, lisan-ı Arapta bulunan şehâmet, yükseklik, meziyet, satvet diğer lisanlarda yoktur.
Sin-Ayn-Dal (9) +
Es'adekallah/Esadekallah (Es'adekumullah/Esadekumullah) Allah seni (sizi) mutlu etsin ...kardeşimiz Hafız Mustafa'ya binler bârekâllah ve mâşaallah ve es'adekâllah deriz.
Mesut/Mes'ud Mutlu ...bütün sevdiklerimizi ihsânâtıyla mes'ud eden ve binler kemâlâtın menbaı olan ve binler tabakat-ı cemâlin medarı olan bin bir esmâsının müsemmâsı olan Cemîl-i Zülcelâl, Mahbub-u Zülkemâl...
Müsaade İzin Müsaade ediniz, on beş dakika vazifemi îfa edeyim
Müsaid/Müsait Uygun Şu dar dünya beşerin ruhunda mündemiç olan istidâdât-ı gayr-ı mahdudenin sünbüllenmesine müsaid değildir.
Müstaid İstidatlı Müstaid, müçtehid olabilir; müşerri' olamaz
Saadet Mutluluk Saadet odur ki; umuma veya eksere saadet ola!
Said Cennetlik + Kim saadete mazhar ise... said ise... şaki değilse... o İsm-i Âzam onun boynunda mübarek bir gerdanlık hükmünde bir nüsha olur.
Süeda Saidler Birinci kâfile olan süedâ ve ebrar, zülcenaheyn olan üstadı dinlediler.
Tesid/Tes'id Mutluluk dileme ...en mübarek, nuranî ve âlet-i tes'id bir hediye-i hikmeti olan aklı, o biçareye en meş'um ve zulmânî bir alet-i tâzip yapıp,...
Sin-Ayn-Fe (1)
İs'af/İsaf Kabul edip yerine getirme Matluba olan is'af ise, Mucîbin hikmetine tâbidir.
Sin-Ayn-Ye (3) +
Mesai Çalışma, iş Belki mesailerinin tanzimine ve mâbeynlerindeki emniyetin tesisine ve teavün düsturunun teshiline muhtaçtırlar.
Sai Çalışan Sözler sayesinde şu bir seneyi mütecaviz bir müddetten beri şevkle taallüm, inâyetle tefeyyüz, tergible tenevvür, hâhişle telezzüz, işaretle tahallûk, tedriçle tekemmül tarikinde ilerlemeye sâî bulunduğum bu muayyen müddetin bir gününe, sabıkan geçirmiş olduğum umum hayatımın bile mukabil olamayacağı kanaatindeyim.
Say/Sa'y Çalışma + Sa'y, vücudun hayatı ve hayatın yakazasıdır.
Sin-Fe-Ra (5) +
Misafir/Müsafir Konuk Misafir olan bir kimse, seferinde çok yerlere, menzillere uğrar.
Sefer Yolculuk + Meselâ, sefer eden, namazını kasreder.
Sefaret Elçilik Pakistan'da ne Türkçe okulu, ne kütüphanesi, ne çalışkan adamları ve sefaretinizde de Urduca bilen adam yoktur.
Sefir Elçi Ankara'da otuz beş sene evvel tab edildiği vakit, Afgan Sefiri Sultan Ahmed çok beğenmiş ve Afgan Şâhına bir adet bu münâcattan hediye göndermiştir.
Sofra Yemek düzeni O hayat midesine duygular, eller hükmünde gayet geniş bir sofra-i nimet açmış.
Sin-Fe-Sin-Tı (2)
Safsata Uydurma ...hem o âciz, mümkin, miskin insanlar dahi beğenmedikleri ve izzet-i mağrurânesine yakıştıramadıkları bir nevi evlât, yani hadsiz kızları isnad etmek öyle bir safsatadır ve öyle bir divanelik hezeyanıdır ki, o fikirde olan heriflerin tekzipleri, inkârları hiçtir.
Safsatiyat Safsafalar Hem feylesofâne çok safsatiyâtı söyledi.
Sin-Fe-Kef (1) +
Sefk Dökme Çünkü fesat, sefk-i dimâya sebeptir.
Sin-Fe-Lam (6) +
Esfel En aşağı + O yoldan birinde nefsi ve şeytanı dinleyip gitse, esfel-i sâfilîne düşer.
Safil (Safilin) Aşağı(lar) + O yoldan birinde nefsi ve şeytanı dinleyip gitse, esfel-i sâfilîne düşer.
Sefalet Fakirlik, rezillik Hırs, sebeb-i haybettir ve illet ve zillettir; ve mahrumiyet ve sefaleti getirir.
Sefil Aşağı Görüyorlar ki, o hane amele, sefil, miskin adamlarla doludur.
Süfla Aşağı (mekan) Tabaka-i süflâdan, tabaka-yı ulyâya karşı ihtiram, itaat, tahabbüb yerine, yalnız ihtilâl sedası, haset sayhası, kin enîni, nefret velvelesi, intikam feryadı yükselip işitilir.
Süfli Aşağı, alçak Elbette hayalin, deva-yı illet ve kaza-yı hacet levazımatını görecek ve onlara münasip süfli sûretleri nescedecek.
Sin-Fe-Nun (2) +
Sefain Gemiler Bu defa istinsahına muvaffak olduğum nurlu Yirmi Dokuzuncu Sözde, melâike denizlerinde sefâin-i Kibriyâya yapışarak seyrân ederken...
Sefine Gemi + Belki, o sefine-i vücudundaki hayat makinesi, Hayy-ı Kayyûma aittir.
Sin-Fe-He (4) +
Sefahat Günah eğlencelere düşkünlük + Sadakayı alan sefahatte değil, belki nafakasında ve hâcât-ı zaruriyesinde sarf etmeli.
Sefih Ahlaksız, eğlenceye düşkün + O zaman, o seyahat-i ruhiyede, mehâsin-i medeniyet ve fünun-u nâfiadan başka olan mâlâyâni ve muzır felsefeyi ve muzır ve sefih medeniyeti elinde tutan Avrupa'nın şahs-ı mânevîsine karşı demiştim:
Süfeha Sefihler Bizleri süfeha zannetme. Bizler süfeha gibi olamayız.
Tesfih Sefih görme Damar-ı asabiyetini tahrik ve izzet-i nefislerini levm ve tesfih ve terzil ile kırdı.
Sin-Kaf-Ra (1) +
Sakar Cehennem + ...onlara dünyada tam zarar, âhirette Cehennem ve sakar; ve bize, dünyada mükemmel sevap ve zafer, ve âhirette, inşaallah Cennet ve âb-ı kevseri kazandırır.
Sin-Kaf-Tı (6) +
Iskat Düşürme, hükümsüz bırakma İşte bu asrın bu acip tehlikesine karşı, Risale-i Nur'un hizmet ve meşgalesi, şimdiki siyaseti ve cerayanlarını o derece nazarımdan ıskat etmiş ki, bu Harb-i Umumîyi dört aydır merak etmedim, sormadım.
Meskat (Meskat-ı Re's) Doğum (yeri)
Sakat Bozuk Bu güzel ve belağatçe makbul, akıl ve mantığa mutabık mânâ dururken, âyetin zahirine yapışıp, "beş yüz senelik mesafeden iki dakikalık bir zaman zarfında yağmuru cirm-i semâdan yeryüzüne indirmek" gibi sakat bir mânâya zahip olmak, kâr-ı akıl değildir.
Sakıt Düşmüş + Eğer gayr nazardan sakıt olsalar, onlar da sukut ederler.
Sukut Düşme Eğer gayr nazardan sakıt olsalar, onlar da sukut ederler.
Tesakut Birbirini düşürme Teâruzan, tesâkutan kabilinden, "Hiçbirisi de hak değildir" diye hükmeder.
Sin-Kaf-Fe (1) +
Sakf Çatı, dam, tavan + Şimdi, cüz'iyatta ve misallerde, sû-i fehimden gelen şüphelerle, o metin sakf-ı muallâyı sebatsız ve kàbil-i sukut görmek ne derece akılsızlık olduğunu anladın.
Sin-Kaf-Mim (2) +
Sakam Hastalık Eğer aşsa ve taşsa, o şefkat, elbette merhamet ve şefkat değildir; belki dalâlete ve ilhada sirayet eden bir maraz-ı ruhî ve bir sakam-ı kalbîdir.
Sakim Hasta + Demek on dördüncü asırda Kur'ân'dan iktibas edip, istikametsiz sakim yollar içinde sırat-ı müstakîmi gösterecek âsârı neşreden bir adamı, o hadsiz efrad içinde dahil ediyor.
Sin-Kaf-Ye (4) +
İska Sulama Yağmurlar kesilmiş, Isparta'yı iska eden sular azalmış, bir kısm-ı mühimminin menba'ı kesilmiş, ağaçlar sararmaya, otlar kurumaya, çiçekler buruşmaya başlamıştı.
İstiska Su isteme Hem yağmursuzluk ve kuraklık vakti de, salât-ı istiska denilen yağmur duasının vaktidir.
Saka (Sakacı) Su dağıtım(cısı) Hem bu kâinatın sobası olan güneş bir, lâmbası olan kamer bir, aşçısı olan ateş bir, levazımat deposu ve hazineli direği olan dağ bir, sakacı ve sucusu bir ve bağları sulayan süngeri bir—ve hâkeza, bir, bir, bir, tâ bin bir birler kadar...
Saki Su sunan Dost ikliminin lâlesinin bağlarına eriştin,/Vahdet-i sâki midadını سَقٰيهُمْ kevserine düşürdün.
Sin-Kef-Te (4) +
Müskit Susturan Tokmak gibi bir cevab-ı müskit vermek lâzımdı.
Sakit Sessiz O kâinat-ı sâkit birden söze başlıyor:
Sekte Durma ...onu bırakıp, yahut sekteye uğratıp, veyahut kanâat etmeyip, tarikat hevesiyle Risâle-i Nur'dan izin almayarak kapanmış hangâhlara girmek, ne derece yanlış olduğunu ve bizim bu şefkat tokadına ne derece istihkak kesbettiğimizi gösteriyor.
Sükut Susma Eğer sükûtuyla sükûnet eylese cezbe, kaçar, ağlar fezada muntazam meczupları.
Sin-Kef-Ra (3) +
Müskir (Müskirat) Sarhoş edici içki Bundan sonra birden gördü ki, sol cihetinden şeytan gibi dessas, ayyaş, aldatıcı bir adam, çok ziynetler, süslü suretler, fantaziyeler, müskirler beraber olduğu halde geldi, karşısında durdu.
Sekerat Can cekişme Sekerat vaktinde şeytan vesvesesiyle ancak akla şüpheler verip tereddüde düşürebilir.
Sekr/Seker (Sekre) Sarhoşluk + Eğer, aşk veya istiğrakla bir nev'i sekri de varsa, avucundaki âyinesini, denizden daha büyük tevehhüm eder.
Sin-Kef-Kef (1)
Sikke Para (kalıbı) Evet, herşeyin yüzünde, cüz'î olsun küllî olsun, zerrattan tâ seyyarata kadar öyle bir sikke var ki, âyinede güneşin cilvesi güneşi gösterdiği gibi, öyle de, o sikke âyinesi dahi, Şems-i Ezel ve Ebede işaret ederek vahdetine şehadet eder.
Sin-Kef-Nun (13) +
İskan Yerleştirme Tagayyür, inkılâp ve felâketlere mâruz ve muhtaç şu insan bedeninde iskân edilen ruhun yaşayabilmesi için üç kuvvet ihdas edilmiştir.
Mesakin Miskinler Çünkü, şu mesâkini istihdam etmekle ücretinizi almışsınız.
Mesken Ev + Meskenden sonra insanın en fazla muhtaç olduğu, cismanî lezzetlerden yiyecek, içecektir.
Meskenet Yoksulluk + Yahudi milleti hubb-u hayat ve dünyaperestlikte ifrat ettikleri için, her asırda zillet ve meskenet tokadını yemeye müstehak olmuşlar.
Miskin Uyuşuk, zavallı + Meselâ, gayet zengin, nihayet derecede san'atkâr ve çok san'atlarda mahir bir Zât, âsâr-ı san'atını, hem kıymettar servetini göstermek için, âdi bir miskin adamı, modellik vazifesini gördürmek için, bir ücrete mukabil, bir saatte murassâ, musannâ yaptığı gömleği giydirir, onun üstünde işler ve vaziyetler verir, tebdil eder.
Meskun Oturanı bulunan + Sonra bir kısmını kesif kılmışır ve bu kesif kısımdan, meskûn olmak üzere yedi küre yaratmıştır. Arz, bunlardandır.
Müsekkin Sakinleştirici Yine ondan gelen, dalâletten neş'et eden ruhun ıztırâbâtına, o edepsizlenmiş edeb müsekkin, hem münevvim, hakikî faide vermez.
Sakin Durgun; oturan + Sakin toprak, sakin olan herbir zerresi, bütün çiçekli nebâtâtın ve meyvedar ağaçların tohumlarına medar ve menşe olmak kabil olduğundan,...
Sekene Sakinler ...hakikat kat'iyen iktiza eder ve hikmet yakînen ister ki, zemin gibi, semâvâtın dahi sekeneleri bulunsun ve zîşuur sekeneleri olsun ve o sekeneler o semâvâta münasip bulunsun.
Sekine/Sekinet İç huzuru; Hz. Ali'nin duası; 6 esma (duası) + İkinci fıkrasıyla İsm-i Âzam ve Sekine denilen esmâ-i sitte-i meşhurenin hakikatlerini gayet âlî bir tarzda beyan ve ispat eden...
Sükna Oturulacak yer Mâyi kalsaydı, kabil-i süknâ olmazdı.
Sükun/Sükunet Sakinlik Demek arzın sükûn ve sükûneti dağlar iledir.
Teskin Sakinleştirme Dokuz adet mânevî sevinçler, öyle teskin edici bir merhem ve tatlı bir ilâçtır ki, tarif edilmez, ağır elemlerimizi teskin ediyor.
Sin-Lam-Be (3) +
Esalib Üsluplar ...esâlib-i Kur'âniye, en mütebahhir hükemanın fikirleriyle yetişemediği hakaik-i gàmıza-ı İlâhiye ve esrar-ı Rabbâniyeyi müteşabihat suretinde bir kısım teşbihat ve temsilâtla en ümmî bir âmiye ifham eder.
Selb Kalkma, elden gitme Eğer desen: Kader bizi böyle bağlamış, hürriyetimizi selb etmiştir.
Üslub/Üslup İfade tarzı İşte bu tarz ifadesi ve üslûbudur ki, en harika edipleri, belâğatine secde ettiriyor.
Sin-Lam-Ha (4) +
Esliha Silahlar + ...tek başıyla bütün o ayrı ayrı milletlerin ayrı ayrı erzaklarını ve çeşit çeşit eslihalarını ve elbiselerini ve cihazatlarını, hiçbirini unutmayarak ve şaşırmayarak...
Müsellah Silahlı Üç müsellâh jandarma ile camiden istenildi.
Silah Dövüşme aleti İntizam-ı askerî altındaki sağ yolun yolcusu ise, mugaddî hülâsalardan dolu dört okkalık bir çanta ve her adüvvü alt ve mağlûp edecek iki kıyyelik bir mükemmel mîrî silâhı taşımaya mecburdur.
Teslih Silahlandırma Öyle de, bütün hayvanî cesetlerde kemâl-i hikmetle nefislerini, ruhlarını yerleştirmek, türlü türlü cihazatla kemâl-i intizamla teslih etmek,...
Sin-Lam-Hı (2) +
İnsilah Soyulma İslâmiyetten pişman olmaktır, belki dinden insilâh etmektir.
Selh (Selhhane) Deri soyma (yeri), mezbaha ...dalâleti cihetinden, akıl alâkadarlığıyla kâinatı bir hüzüngâh ve matemhâne-i umumiye ve zevâlde yuvarlanan zîhayatlar için bir mezbaha, selhhane ve gayet çirkin ve karışık görüp...
Sin-Lam-Sin (2)
Selaset Akıcılık Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın heyet-i mecmuasında râik bir selâset, fâik bir selâmet, metin bir tesanüd, muhkem bir tenasüp, cümleleri ve heyetleri mabeyninde kavî bir teâvün ve âyetler ve maksatları mabeyninde ulvî bir tecavüb olduğunu,...
Selis Akıcı Evet, Kur'ân mânen, üslûb-u beyan cihetiyle fevkalâde beliğ olduğu gibi, lâfzında gayet selis bir fesahati vardır.
Sin-Lam-Sin-Be (1) +
Selsebil Cennet ırmağı + Cennete dair, Cennetten daha güzel, hurilerinden daha lâtif, selsebilinden daha tatlı olan beyanat-ı âyât-ı Kur'âniye kimseye söz bırakmamıştır ki, fazla birşey söylensin.
Sin-Lam-Sin-Lam (4) +
Müselsel Zincirleme Şu müselsel beyan, mu'cizat-ı Ahmediyenin (a.s.m.) envaına işarettir.
Müteselsil Silsile oluşturmuş Demek, maânî-i mensûsa, müteselsilen menba-ı Risaletten alınmıştır.
Silsile Birbirini izleyen dizi + Âlem-i insaniyette, zaman-ı Âdem'den şimdiye kadar iki cereyan-ı azîm, iki silsile-i efkâr, her tarafta ve her tabaka-i insaniyede dal budak salmış iki şecere-i azîme hükmünde; biri silsile-i nübüvvet ve diyanet, diğeri silsile-i felsefe ve hikmet, gelmiş gidiyor.
Teselsül Silsile oluşturma Çünkü, mümkinat birbirini icad edip teselsül edemez.
Sin-Lam-Tı (6) +
Musallat İlişme Nasıl ki kavm-i Firavuna çekirge âfâtı ve bit belâsı ve Kâbe tahribine çalışan kavm-i Ebrehe'ye ebâbil kuşları musallat olmuşlar.
Saltanat Hükümdarlık Hasan ve Hüseyin (r.a.) ve onların hanedanları ve nesilleri, mânevî bir saltanata namzet idiler.
Selatin Sultanlar Hatta selâtin-i Osmâniyeyi ifratla senâ ederdin;...
Sultan Hükümdar + Sultanlar daima halkın, cemaatin, ordunun sonunda çıkarlar.
Tasallut Musallat olma Bak, değil zahirî bir tasallut, belki akılları, ruhları, kalbleri, nefisleri fetih ve teshir ediyor.
Taslit Musallat etme Meselâ, atmaca kuşu serçelere tasliti, zahiren rahmete uygun gelmez.
Sin-Lam-Fe (2) +
Eslaf Öncekiler Halbuki, eslâf-ı izâmın kırk günde yaptıkları bir keşfiyatı, bunlar kırk senede bulamazlar.
Selef Önceki + Alelekser, halefin mahareti, selefinden daha ziyadedir.
Sin-Lam-Kef (6) +
İnsilak Yola girme ...ve imam ve reisi Mehdî (R.A.) olan bir silk-i nuranîde zevil-himem müceddidlerin ona insilaklerini teşci' içindir.
Mesalik Meslekler ...bütün hâcât-ı mâneviyesine karşı birer kitap ve bütün muhtelif ehl-i mesâlik ve meşârib olan evliya ve sıddıkînin, asfiya ve muhakkikînin herbirinin meşreplerine lâyık birer risale ibraz eden bir kütüphane-i mukaddesedir.
Meslek Yol Meslek ve meşrebimin dört esasından en mühimi olan şefkat etmek ve Risale-i Nur'un da en büyük hakikati olan acımak ve merhamet etmeyi, o validemin şefkatli fiil ve halinden ve o mânevî derslerinden aldığımı yakînen görüyorum.
Salik Giden, ilerleyen Mânâsında meşârib-i evliya, ezvâk-ı ârifîni, mezâhib-i sâlikîn, turuk-u mütekellimîn, menâhic-i hükema, o i'câz-ı beyanı...
Silk Yol ...ve imam ve reisi Mehdî (R.A.) olan bir silk-i nuranîde zevil-himem müceddidlerin ona insilaklerini teşci' içindir.
Süluk İlerleme Tasavvuf, tarikat, velâyet, seyr ü sülûk namları altında şirin, nuranî, neş'eli, ruhanî bir hakikat-i kudsiye vardır ki, o hakikat-i kudsiyeyi ilân eden, ders veren, tavsif eden binler cilt kitap, ehl-i zevk ve keşfin muhakkikleri yazmışlar, o hakikati ümmete ve bize söylemişler.
Sin-Lam-Mim (12) +
Eslem Daha selametli Evet, acz dahi, aşk gibi, belki daha eslem bir tariktir ki, ubûdiyet tarikiyle mahbubiyete kadar gider.
İslam (İslamiyet) Hak din + İslâmiyet iltizamdır; iman iz'andır. Tabir-i diğerle, İslâmiyet, hakka tarafgirlik ve teslim ve inkıyaddır; iman ise, hakkı kabul ve tasdiktir.
Müsalemet Barış Ve zincirler altında inleyen dört yüz milyon Müslümanlık, yeniden hayat-ı kudsiye-i İslâmiye ile, nev-i beşerin başına geçip, sulh ve müsalemet-i umumiyeyi temin edecek, inşaallah.
Müsellem (Müselleme) Kabul edilmiş + Tâlim-i nazariyattan ziyade, tezkir-i müsellemâta ihtiyaç var
Müslüm/Müslim (Müslüman/Müsliman) İslam dininden kişi + Ve zincirler altında inleyen dört yüz milyon Müslümanlık, yeniden hayat-ı kudsiye-i İslâmiye ile, nev-i beşerin başına geçip, sulh ve müsalemet-i umumiyeyi temin edecek, inşaallah.
Salim Sağlam ve tehlikesiz + Büyük bir selâmet vardır ki, lâfzan ve mânen hatâdan sâlimdir.
Selam Allah'ın ismi; esenlik; müslümanların karşılaştığında yaptığı dua + Bir adam yeni bir menzile girdiği zaman menzildeki zatlara selâm ettiği gibi, "Binler selâm sana, yâ Resulallah" demeye bir arzuyu içimde coşar buldum.
Selamet Emniyet, barış Faraza, mecmuu itibarıyla reddedilse de, tek bir tane onların içinde kabul olunsa, yine her biri selâmet-i imanla kabre gireceğine kâfi geliyor.
Selim (Selime) İyi huylu + Hem Kur'ân, fıtrat-ı selime cihetiyle musaddaktır.
Selm Barış + İslâmiyet, selm ve müsalemettir; dahilde nizâ ve husumet istemez
Süllem Merdiven + Devir ve teselsülü, on iki burhan, yani arşî ve süllemî gibi namlarla müsemmâ, meşhur on iki delil-i kat'î ile devri iptal etmişler ve teselsülü muhal göstermişler;...
Teslim Gönülden bağlanma; karşı tarafı kabul etme + Eski zamanda, esâsât-ı imaniye mahfuzdu, teslim kavî idi.
Sin-Lam-Vav (2) +
Müteselli Teselli edilmiş İnsanlarla sohbet arzu ettiğim vakit, hayalen sizleri yanımda bulur, bir hasbihal ederim, sizinle müteselli olurum.
Teselli Ferahlatma Evet, gafletle sağımdaki geçmiş zamandan teselli almak için baktım.
Sin-Mim-Ha (2)
Müsamaha Hoşgörü Nazar-ı müsamaha ile bakmalarını ihvanlarımızdan bekleriz.
Semahat İyilik, cömertlik Belki semahatlı Efendimiz, Pakistan'daki Müslüman Talebe cemiyetinin İslâmiyet'i şiar edindiğini biliyorlar…
Sin-Mim-Ra (3) +
Esmer Siyah(i) Hiç durmaksızın, bu mühib yağız atlı ve esmer çehreli iki zat, şarka doğru uzaklaştılar.
Mismar Çivi Öyle de, zeminin yüzünde çakılmış mismarlar hükmünde her an / Olan İslâmî şeâir, dinî minarat, İlâhî maâbid, şer'î maâlim itfâ olmazsa, İslâmiyet parlayacak an be an.
Müsamere Eğlence ...o zâtı kendine reis ve seyyid ve imam ve şefî telâkki eden mü'minlere ne kadar zevkli, fahirli, nurlu, neş'eli, hayırlı bir müsamere-i ulviye-i diniye olduğunu anla.
Sin-Mim-Ayn (13) +
İsma' Duyurma Evet, bir imam, imamet vazifesinde tesbihatları izhar eder, ismâ eder; hiçbir cihette riya olamaz.
İstima' Dinleme Şu risalede ise, muhatap, münkirdir; istimâ makamlarında mü'mindir.
Mesmuat Duyulanlar Meselâ, mesmûat, mubsırat, me'kûlât âlemlerini ihata eden insandaki duygular, Sâniin sıfât-ı mutlakasını ve geniş şuûnatını fehmetmek içindir.
Müstemi' Dinleyici + Müstemi, müteharrî-i hakikat bir Japondur.
Sami (Samiun) Dinleyici(ler) Burada sâmilerin o meyillerini tatmin etmekle makamın iktizası üzerine Kur'ân-ı Kerim, onları sâmilerin huzuruna götürüp kendilerine hitap ile tevcih-i kelâm etmiştir.
Sem' İşitme + Sem', basar, hava, su gibi umumî nimetler daha ehemmiyetli, daha kıymetli olduklarına nazaran, hususî, şahsî nimetlerden kat kat fazla şükre istihkak ve liyakatleri vardır.
Sema Dönme O vakit arz, emir aldıktan sonra, memuriyet neşesinden mevlevî gibi zikir ve semâa kalkar; az bir masrafla o güzel vaziyet hasıl olur, o mühim netice vücud bulur.
Sem'an/Seman İşiterek, "başüstüne'" Bu fakir talebeniz bu emre "Ale'r-re's-i ve'l-ayn, sem'an ve tâaten" demiş.
Sema' (Semai) İşitme (İşitilerek öğrenilen) + Çünkü, bu malûmiyet, örfî bir ülfet, taklidî bir sema'dır.
Semi' İşiten; Esma Bak, hem öyle Semî' ve Kerîm bir Kadîr'den, öyle Basîr ve Rahîm bir Alîm'den saadet ve bekayı istiyor ki ...
Semi'na/Semina İşittik Hem o Sultan-ı Ezel ve Ebed, kâinatın aktârında kendi rububiyetinin saltanatını ilânına ve vahdâniyetinin izharına karşı, tevhid ve tasdik edip Semi'nâ ve eta'nâ diyerek itaat ve inkıyad ile mukabele ettiler.
Sum'a/Suma Riyakarlık ...riya ve sum'a, kibir ve gurur hastalıklarının hummalı ateşini "İhlas Risalesi"nin imdad ve inayetiyle; ...
Tesamu' İşitme Şu nevi meselelerin mânâ-yı hakikîsinde kusur varsa, örf ve âdât-ı nâsa aittir ve teârüf ve tesâmu-u umumîye râcidir.
Sin-Mim-Kef (2) +
Semek Balık Kur'ân-ı Hakîm tasrih ediyor ki, Arştan ferşe, yıldızlardan sineklere, meleklerden semeklere, seyyârâttan zerrelere kadar herşey Cenâb-ı Hakka secde ve ibadet ve hamd ve tesbih eder.
Simak Balıklar Onlara mahsus şerait-i hayatiye vardır ki; bazısı âkilün-nebat, bâzısı âkilüs-simâktir.
Sin-Mim-Mim (3) +
Semm Zehir; iğne deliği + (Delik anlamında) İstibdat bu derece bir semm-i katil olduğunu bilmezdik.
Sümum Zehirler Ve Şarkın Garba nispetini, seherin guruba nispeti gibi edecektir —eğer sûs-u atâletle ve sümum-u ağrâz ile kurutulmazsa.
Tesemmüm Zehirlenme Tesemmüm vesilesiyle nisyan-ı mutlak hastalığının musibeti, benim hakkımda bir nimet ve merhamet hükmüne ve bazı hakaikin keşfine bir anahtar olduğunu, bana çok acımamak için haber veriyorum.
Sin-Mim-Vav (10) +
Besmele Bismillahirrahmanirrahim Hele Birinci Sözde besmelenin derece-i ehemmiyeti ve suret-i temsiliyesi şâyân-ı takdir ve hayrettir.
Bismillah Allah'ın adıyla BİSMİLLÂH her hayrın başıdır.
Esami İsimler Belki zihni aldatır; cazibe-i umumî, kuvve-i mıknatısî, elektrik kuvveti, telepatî hem ihtizaz, hem "manyetizma" gibi, esâmî cezb ve celb.
Esma İsimler + Hem cemâlinin şuââtı olan esmâsını dahi sever.
İsm/İsim Ad + O isim o dairede hâkimdir; başka isimler orada ona tâbidirler, belki onun zımnında bulunurlar.
Müsemma İsimlendirilmiş + Fâilsiz bir fiil ve müsemmâsız bir isim mümkün olmadığı gibi, mevsufsuz bir sıfat, san'atkârsız bir san'at dahi mümkün değildir.
Sami (Samiye) Yüksek, yüce Dost ve düşmanın ittifakıyla ahlâk-ı hasenenin şahsında en yüksek derecede; ve bütün muamelâtının şehadetiyle, secâyâ-yı sâmiye, vazifesinde ve tebliğatında en âli bir derecede;...
Sema Gökyüzü, uzay + Şu âyet-i kerimenin yüksek semâsına çıkıp sırrını fehmetmek için yedi basamaklı bir merdiven kuruyoruz.
Semavat Semalar Semâvâtın, melâike ile tesmiye edilen münasip sakinleri vardır.
Tesmiye İsimlendirme + (Belli anlamında) Semâvâtın, melâike ile tesmiye edilen münasip sakinleri vardır.
Sin-Nun-Be-Lam (1) +
Sünbül/Sümbül Başak + Fazl-ı İlâhîden, o harflerin sevabı sünbüllenir, bazan on tane verir, bazan yetmiş, bazan yedi yüz (Âyetü'l-Kürsî harfleri gibi), bazan bin beş yüz (Sûre-i İhlâsın harfleri gibi), bazan on bin (Leyle-i Beratta okunan âyetler ve makbul vakitlere tesadüf edenler gibi) ve bazan otuz bin (meselâ, haşhaş tohumunun kesreti misillü, Leyle-i Kadîrde okunan âyetler gibi).
Sin-Nun-Ha (2) +
Saniha (Sanihat) Çok düşünmeden akla gelen şey(ler) Hakikat Çekirdekleri (2) - Bediüzzamanın Sânihatından
Sünuhat İlham olarak kalbe gelen manalar Benim hünerim, benim zekâm değil. Sünuhat kabilinden
Sin-Nun-Dal (7) +
İsnad/İsnat Dayandırma Tevhid ile bütün eşyayı Vâhid-i Ehade isnad etmediğin takdirde, âlemde bulunan bütün efradın mazhar oldukları tecelliyat-ı İlâhiye adedince ilâhları kabul etmek mecburiyetindesin.
İstinad/İstinat Dayanma Herbir insanın bir nokta-i istinadı bulunduğuna nazaran, istinad noktalarının tefâvütüne göre insanların yapabileceği işler de tefâvüt eder.
Müsned Hadislerin aktaranlarla beraber yazıldığı kitap; dayandırılmış Başta Buharî ve Müslim—ki, Kur'ân'dan sonra en sahih kitap olduklarını ehl-i tahkik kabul etmiş—ve sair Sahih-i Tirmizî, Neseî ve Ebu Davud ve Müstedrekü'l-Hâkim ve Müsned-i Ahmed ibni Hanbel ve Delâil-i Beyhakî gibi kitaplarda an'anesiyle beyan edilmiştir.
Müstenid Dayanan Demek oluyor ki, beyanat-ı Kur'âniye, beşerin ilm-i cüz'îsine, bâhusus bir ümmînin ilmine müstenid olamaz.
Mütesanid Tesanüd içinde Fihristeyi, taksimü'l-â'mâl tarzında mütesanid heyetinizin şahs-ı mânevîsine tevdiiniz çok güzeldir.
Sened/Senet Dayanak Hiç kat'î senedin var mı ki, gelecek seneye, belki yarına kadar kalacaksın?
Tesanüd/Tesanüt Dayanışma ...tesanüd bozulsa cemaatin tadı kaçar.
Sin-Nun-Dal-Sin (1) +
Sündüs İnce ipek + Her baharda, herbir ağaca sündüs-misal taze bir çarşaf giydiriyor, lü'lü'-misal yeni bir murassaatla süslendiriyor, yıldız-misal rahmet hediyeleriyle ellerini dolduruyor.
Sin-Nun-Nun (6) +
Mesnun Sünnet olma + (kalıba dökülmüş anlamında) ...feraiz-i şer'iyeyi yapmaya mecbur olmayan ve mesnûniyet cihetiyle de yapmayan ve kable'l-bülûğ vefat eden çocuklar, Cennete lâyık ve sevimli çocuk olarak kalacaklar.
Müsinn Yaşlı Senin Said ismindeki mahlûkun ve masnuun ve abdin, hem âsi, hem âciz, hem gafil, hem cahil, hem alîl, hem zelîl, hem müsi', hem müsin, hem şakî, hem seyyidinden kaçmış bir köle olduğu halde, kırk sene sonra nedamet edip Senin dergâhına avdet etmek istiyor.
Sinn Yaş Sinn-i mükellefiyet on beş sene kabul ediliyor.
Sünen Sünnetler; kendisinden hüküm çıkarılan hadisler(i içeren kitap) Esasat ve ahkâm-ı diniyeye ve sünen-i Muhammediyeye (a.s.m.) harfiyen ittibâ yoluyla dini takvim ve tahkim...
Sünnet Peygamber yolu; yol + Âlem-i İslâmda Ehl-i Sünnet ve Cemaat denilen ehl-i hak ve istikamet fırka-i azîmesi, hakaik-i Kur'âniyeyi ve imaniyeyi, istikamet dairesinde, hüve hüvesine Sünnet-i Seniyyeye ittibâ ederek muhafaza etmişler.
Sünni Ehl-i sünnet ...Şiîler, Alevîler, Risale-i Nur'un derslerini Sünnîlerden ziyade dinlemeseler, Âl-i Beyte muhabbet dâvâları yanlış olur.
Sin-Nun-Vav (1) +
Sene Yıl + Sene üç yüz altmış gün hesabına göredir; kusur varsa bakılmamak gerektir.
Sin-He-Lam (5) +
Eshel En kolay, daha kolay Tahrip esheldir; zayıf tahripçi olur
Müsahele Gevşeklik Hem mebdei, taassup derecesinde azîmet olsa, nihayeti müsaheleye, ruhsata taraftarsa, nihayeti salâbete müncer olur.
Sehl/Sehil Kolay Sehil ve muvaffakiyetime hayırlı dualarınızı rica eder, kemâl-i edeple ellerinizi öperim
Suhulet Kolaylık Öyle de, bu meşhud suhulet-i mutlaka ve külfetsizlik, vücub derecesinde icab eder ki, bir Sâni-i Vâhidin eserleri olsun.
Teshil (Teshilat) Kolaylaştırma(lar) Nefsin hevesat-ı sefîlesinin teshiline bedel, ruhun hissiyat-ı ulviyesini tatmin eder.
Sin-He-Vav (1) +
Sehv/Sehiv Hata ...âyetinin bir sırrını, hizmet-i Kur'âniyede arkadaşlarımın beşeriyet muktezası olarak sehiv ve hatalarının neticesinde yedikleri şefkat tokatlarını beyan etmekle tefsir ediyor.
Sin-He-Vav (1)
Süha Küçük ayı takımyıldızından bir yıldız Mu'cizenin kamerini münhasif ve şems gibi burhan-ı nübüvveti Süha gibi mahfî olmasına sebep oldunuz.
Sin-Vav-Elif (4) +
Mesavi Kötülükler Yoksa, biri Avrupa'nın mehasinini mesâvimizle ve telâhuk-u efkârın semeratını bizim bir şahsın semere-i sa'yi ile, insafsızca, aldatıcı cerbeze ile muvazene etmekle,...
Müsi' Kötülük yapan + Senin Said ismindeki mahlûkun ve masnuun ve abdin, hem âsi, hem âciz, hem gafil, hem cahil, hem alîl, hem zelîl, hem müsi', hem müsin, hem şakî, hem seyyidinden kaçmış bir köle olduğu halde, kırk sene sonra nedamet edip Senin dergâhına avdet etmek istiyor.
Su' Kötü + Hz. Ali (r.a.) huruf-u ecnebiyi İslâmlar içinde cebren kabul ettirmek hadisesi ile ulemaü's-su'un bid'alara yardımlarından teessüfle bahsedip ...
Seyyie (Seyyiat) Günah(lar) + Hasenenin on sayılmasıyla, seyyienin bir sayılmak sırrıyla, insaf odur ki:...
Sin-Vav-Ha (2) +
Mesaha Ölçme Malûm olsun ki, ebede namzet olan âlem-i uhrevî, fenayla mahkûm olan bu âlemin mekayisiyle mesaha ve muamele olunmaz.
Saha Alan + Mezar taşımla pür-emvat enîndar o mezarımla / Revânım saha-i ukbâ-yı ferdâma
Sin-Vav-Dal (11) +
Esved Siyah + İşte kâbe-i saadetimiz olan ittihad-ı münevver-i İslâmın haceru'l-esvedi Kâbe-i Mükerremedir.
Müsevvid Müsveddeyi yazan Sekiz senedir ben Üstadımın hem muhatabı, hem müsevvidi, hem mübeyyizi olduğum halde, sekiz ay kadar Nurlardan istifade edemedim.
Müsvedde Yazının ilk hali, karalama Demek, müsvedde-i evvel hükmünde müşevveş kalmıştır.
Sadat Seyyidler Yalnız bu kadar var ki, meşhur İmam-ı Zeyd sâdât-ı azîmeden ve eimme-i Âl-i Beyttendir.
Sevad İnsanların çoğunluğu Ben sevâd-ı âzama tâbi olmak isterim.
Sevda Fazla sevgi; siyah Ey ahmak nokta-i sevda!
Seyyid Efendi; Peygamberimizin soyundan gelen + Evet, bugün tarih-i âlemde hiçbir nesil, şecere ile ve senetlerle ve an'ane ile birbirine muttasıl ve en yüksek şeref ve âli hasep ve asil neseple mümtaz hiçbir nesil yoktur ki, Âl-i Beytten gelen seyyidler nesli kadar kuvvetli ve ehemmiyetli bulunsun.
Siyadet Seyyidlik Öyle Muhammed (a.s.m.) ki, icmâ ve tasdiklerine mazhar olmakla, enbiya ve mürselîne siyadet ünvanını; ve ittifak ve tahkiklerini almakla, imamü'l-evliyâ ve'l-ulemâ lâkabını almıştır.
Sudan Siyahi kişiler(in memleketi) Sudan Kabilesinden Zut denilen uzun boylu taifeye benzettim.
Süveyda Kalpteki siyah nokta Gözün muzlim nehar-ı ebyazı, muzî leyle-i süveydâ ile mezc olmazsa basarsız olduğu gibi, fikret-i beyzâda süveydâ-i kalb bulunmazsa, basiretsizdir.
Tesvid Müsvedde yazma Sözlerin ve risalelerin neşrinde ve tashihatında ve yerlerine yerleştirmekte ve tesvid ve tebyizinde, fevkalme'mul, kerametkârâne bir teshilâta mazhar oluyoruz;
Sin-Vav-Ra (4) +
Sur Kale duvarı + Hem ulûm-u kevniye, hem ulûm-u İlâhî, onda merâtib-i delâlât, rumuz ile işârat, sûreler surlarında cem' etmiştir cinânı.
Sure Kur'an'ın bölümleri + Hem ulûm-u kevniye, hem ulûm-u İlâhî, onda merâtib-i delâlât, rumuz ile işârat, sûreler surlarında cem' etmiştir cinânı.
Suver Sureler ...suver-i Kur'âniyenin en parlağı olan Sûre-i Yusuf...
Suriye Ülke ...Risale-i Nur'un bu vatan ve millete temin ettiği âsâyiş ve emniyettir ki, İslâm memleketlerinde, hususan Fas'ta, Mısır ve Suriye ve İran gibi yerlerde vuku bulan dahilî karışıklıkların bu vatanda görülmemesidir.
Sin-Vav-Sin (1)
Siyaset İdare sanatı Halbuki siyaset tarafgirliği, bu mânâyı zedeler, ihlâs kırılır.
Sin-Vav-Ayn (1) +
Saat Kıyamet; zaman birimi; zamanölçer + Çünkü yarım saat kaylûle, iki saat gece uykusuna muadil gelir.
Sin-Vav-Ğayn (1)
Mesağ İzin + Evet, kat'î ve zarurî bir maslahat için bir mesağ-ı şer'î vardır.
Sin-Vav-Fe (1) +
Mesafe Uzaklık Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin Barla'ya Dört Beş Saat Mesafedeki Çam Dağında Bulundukları Zaman Üzerinde Tefekkür Ettikleri Çam Ağacı
Sin-Vav-Kaf (5) +
Mesak Sevk yeri, hedef + Demek maksut ve mesâk-ı kelâmda olan muâhaze ve tenkit, mütekellime aittir.
Saik (Saika) Sevkeden sebep + Tenkidin sâiki, ya nefretin teşeffisidir, veya şefkatin tatminidir.
Sevk Yönlendirme Hâşâ, sevk-i tabiî değil, belki bir nevi ilham-ı fıtrî olarak, insan ve hayvanı kader-i İlâhî sevk ediyor.
Siyak Geldiği yer, başlangıç Peygambere göre olsa, kanun-u belâğat ve münasebet-i siyâk-ı kelâm şöyle ifade ediyor ki:
Suk Çarşı + Sûkunda, yani çarşısında teşhir ediliyor, rağbetler ona celb oluyor, nazarlar ona teveccüh ediyor, fikirler ona müncezib oluyor.
Sin-Vav-Mim (2) +
Sami Hz. Nuh'un oğlu Sam'ın soyundan gelenler ...ve Turan ve Ariyanı ve Sami tevhid ederek,...
Sima Yüz, alamet (Ayrıca Bkz. Vav-Sin-Mim kökü) + Bana bu sima ve âzâyı veren kim ise, bütün esasat-ı âzâda bana benzeyen bütün insanların sânii dahi Odur.
Sin-Vav-Ye (11) +
İstiva Kararlı duruma gelme, yönelme, kastetme فَسَوّٰيهُنَّ deki ف tefrîi ifade ettiğine nazaran, tesviyenin istivaya bağlanması; فَيَكُونُ nün كُنْ emrine veya kudretin taalluku iradenin taallukuna veya kazanın kadere olan terettüblerine benziyor ve takibi ifade ettiğine göre, mukadder bazı fiillere îmadır.
Lasiyyema Özellikle, bilhassa Lâsiyyemâ, Müslümanlara karşı çok derece eclâ ve azhardır.
Masiva (Masivaullah) (Allah) dışındakiler Mâsivâ-yı İlâhiyeye teveccühü hengâmında mânâ-yı harfîden mânâ-yı ismîye geçmesiyle, tiryak iken zehir olur.
Müsavat Eşitlik Fakat nev-i beşerin fıtratı ve sırr-ı hikmeti, müsavat-ı mutlaka kanununa zıttır.
Müsavi Eşit Fakat sair zevilhayat, bütün gayelerde sana müsavi olamaz.
Müstevi Düz Muntazam, müstevi; envâı, eczaları mütesavi olarak yarattı.
Mütesavi Eşitlik İmkân itibarıyla mütesavi, mütevazinü't-tarafeyndir.
Sevi (Seviye) Düzey + (Dosdoğru anlamında) Seviye bir olmadı; mezhep taaddüt etti.
Sive Haricinde Elhamdülillahi ala külli hal sivel küfri veddalal demesi iktiza eder.
Tesavi Eşitlik Hem, tesâvi-i tarafeynden ibaret olan imkân itibarıyla muvazenettedir.
Tesviye Seviyelendirme Kadîr-i Zülcelâl, esir maddesinden yedi kat semâvâtı halk edip tesviye ederek, gayet dakik ve acip bir nizamla tanzim etmiş ve yıldızları içinde zer' edip ekmiştir.
Sin-Ye-Ha (2) +
Seyahat Yolculuk O küçük, cüz'î seyahati, küllî ve mahşer-i acaip bir seyahatin anahtarı hükmünde gösteriyor.
Seyyah Gezgin Kâinattan Hâlıkını soran bir seyyahın müşahedatıdır
Sin-Ye-Ra (8) +
Mesire (Mesiregah) Gezinti yeri Ve burada bir senelik mesiregâhtan ancak istifade edebilen bir kuvve-i bâsıra ve kuvve-i sâmia, orada beş yüz senelik mesiregâhındaki seyahatten, o haşmetli, baştan başa ziynetli memlekete lâyık bir tarzda istifade eder.
Sair (Bkz. Sin-Elif-Ra) Sair dünyevî ve siyasî ve entrikalı cemiyet ve komitelerle ve bizim medar-ı ittihamımız olan cemiyetçilik gibi asılsız ve mânâsız gizli cemiyetle hiçbir münasebetimiz yoktur ve tenezzül etmiyoruz.
Seyr/Seyir Gezme + ...pek büyük bir hizmet için bir uzun seyir ve seyahat ona ettiriliyor.
Seyran/Seyeran (Seyrangah/Seyerangah) Gezinme (yeri) Elbette, hakikî hazinelerini, kemâlâtını, hünerlerini makarr-ı saltanatında öyle bir tarzda gösterecek, öyle seyrangâhlar açacak ki, akılları hayrette bırakacak.
Seyyar Gezen Bir sefine-i Rabbâniye olarak, acaib-i masnuat-ı İlâhiye ile doldurulmuş ve zîşuur ibâdullaha seyrangâh gibi bir mesken-i seyyar vaziyeti verilmiş.
Seyyare Gezegen, gök cismi + Görüyoruz ki, bu seyyaremiz, bir azamet-i şevket-i Rububiyeti ve haşmet-i saltanat-ı Ulûhiyeti ve kemâl-i rahmet ve hikmeti gösterir bir surette, güneşin etrafında, emr-i Rabbânî ile, Birinci Mektupta beyan edildiği gibi, pek büyük bir hizmet için bir uzun seyir ve seyahat ona ettiriliyor.
Siret Manevi durum, ahlak Ben itikat ediyorum ki; Muhammed'in (a.s.m.) misli, yani siretinde, tarzında bir adam şimdiki yeni âleme reis olsa, hükmetse, bu yeni âlemin müşkilatını halledip; bu yeni karmakarışık âlemde müsâlemet-i umumiyeye ve saadet-i hayatın husulüne sebep olacak.
Siyer Siretler; Peygamberimizin hayatı(nı anlatan kitaplar) Onlar çoktur; biz, onlardan meşhurları ve mânevî tevatür hükmüne geçmiş ve ekser tarih ve siyerde nakledilmiş birkaçını zikredeceğiz.
Tesyar Gönderilme ...bu mektub-u azîmü'l-mefhum, şimdiye kadar tesyâr buyurulan umum Nur Risalelerinin, hülâsatü'l-hülâsa zübdesi ve menba'-ı amîki olduğuna müşahedemle beraber,...
Sin-Ye-Fe (2)
Seyf Kılıç Ey seyf-i rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur!
Süyuf Kılıçlar Demek mazideki Sahabeler, müstakbeldeki Sahabelere karşı mağlûp olmuşlar—tâ, o müstakbel Sahabeler, berk-i süyuf korkusuyla değil, belki bârika-i hakikat şevkiyle İslâmiyete girsin ve o şehâmet-i fıtriyeleri çok zillet çekmesin.
Sin-Ye-Lam (4) +
Mesil Akış Mesîl-i neslin kapısında durmayınız.
Sel/Seyl Su baskını +
Seyelan Akma Ve o şuûnâtın cilveleri altında, mahlûkat, daimî bir seyr ü seyelân, bir hareket ve cevelân içinde çalkanmakta ve ehl-i gafletin kulaklarına vâveylâ-yı firak ve zevâli ve ehl-i hidayetin sem'ine velvele-i zikir ve tesbihi dağıtmaktadırlar.
Seyyal (Seyyale) Akan ...ve seyyal zamanın hakikati ve sahife-i misaliyesi olan Levh-i Mahv, İsbatta kelimât-ı kudreti yazmak ve çizmekten gelen harekâttır ve mânidar ihtizazattır.