Lemaat

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
19.46, 17 Kasım 2025 tarihinde Turker (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 58725 numaralı sürüm
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Önceki Risale: Otuz Üçüncü SözSözlerKonferans: Sonraki Risale

32. Mektup ve 32. Lem'a, bu sayfaya yönlendirilmiştir. Bediüzzaman'ın Lemaat adıyla Arapça telif ettiği risale için Lem'alar (Mesnevi) maddesine ve 33 Lem'adan oluşan büyük kitap için Lem'alar maddesine bakın

Bu risaleyi Sözler'de okumak için Lemaat okuma sayfasına, bu risalenin tamamını Âsâr-ı Bediiyye'den okumak için Lemaat (Asar-ı Bediiyye) okuma sayfasına ve Kur'an hattı ile okumak için Lemaat (Sözler) (Kur'an Hattı) sayfasına gidin

Lemaât (veya Lemeât), 32. Mektup veya 32. Lem’a, Bediüzzaman'ın Dar-ül Hikmet-ül İslâmiye azası iken neşrettiği 12 eserden biridir. İsmi lem'alar yani parıltılar, parlaklıklar anlamına gelen bu risale Bediüzzaman'ın ifadesiyle (hem Eski hem de Yeni Said'in iştirakiyle) Eski Said’in en son telifi, yaklaşık 7-8 sene sonra yazmaya başlayacağı Risale-i Nur’un bir müjdecisi, fihristesi ve bir fidanlık numunesi ve Risale-i Nur talebelerine küçük bir mesnevî ve imanî bir divandır. Nazım (şiir) ve vezne (ölçü) hiç meyli olmayan ve ömründe o zamana kadar meşgul olmamış Bediüzzaman, Sahabelerin gazvelerine dair Kürtçe bir destanın hoşuna giden ilahi tarzındaki nazmına benzer şekilde ama ölçüsü için özel bir çaba göstermeden ve diğer edib ve mütefekkirlerin eserlerinden farklı bir tarzda nazma benzer bir nesir ve nesre benzer bir nazım şeklinde yazmıştır. Ramazan ayında 20 günde her gün iki veya iki buçuk saat meşguliyetle yazılan bu eser 127 ayrı parçadan oluşur ve geniş içtimai meseleleri veciz şekilde ifade eder. İçinde yaklaşık yirmiye yakın gaybi işaretler vardır ve bunların bir kısmının meali otuz kırk sene sonra aynen görülmüştür.

Risale-i Nur'da Bu Konudaki Derslerin Özeti

  • Bediüzzaman kafiyesiz ve nazımsız bu eserde en yüksek hakikatlere, en müşevveş (karışık) elbise giydirdiğini beyan eder bunun sebeplerini (1) yalnız manayı düşünmesi, (2) cesedi elbiseye göre yontan şairlere tenkidimi göstermek istemesi ve (3) Ramazanda kalp ile beraber nefsi dahi hakikatlerle meşgul etmek olarak izah eder.
  • Sözlerde Eddai dahil 89 parça, aslında (Asar-ı Bediiyye'de neşredilmiştir) Eddai dahil 127 parça, Kur'an hattı (Osmanlıca) Sözler'de, Latin harfli Sözlerdeki 89 parçaya 15 ilave parçayla toplam 104 parça (Eddai dahil) alınmıştır.
  • Bediüzzaman Eski Said döneminde yazdığı "Hakikat Çekirdekleri" adlı eser için çekirdek; "Lemeat" için Çekirdekler çiçekleri, "Mesnevi-i Nuriye" için fidanlık ve Yeni Said döneminde telif ettiği için "Risale-i Nur" için bahçe ifadelerini kullanır.
  • Bu eserin diğer divanlar gibi bir tarzda bir iki konu ile gitmemesinin sebebi eski eserlerinden Hakikat Çekirdekleri namındaki kısacık vecizeleri bir derece izah etmektir.
  • Diğer divanlar gibi hayallere ve ölçüsüz hissiyata girilmemiştir ve baştan aşağıya mantık ile hakaik-i Kur’aniye ve imaniye olarak, yanında bulunan biraderzadesi gibi bazı talebelerine imani, Kur'ani ve ilmi bir ders şeklide yazılmıştır.
  • Bediüzzaman'a göre lafız ve nazım, sanatça cazibedar olsa nazarı kendiyle meşgul eder ve nazarı manadan çevirmemesi için perişan olması daha iyidir. Bediüzzaman her kıtada mananın bütün olduğunu beyan ederek mananın anlaşılması için bu esere nesir olarak bakılmasını ve kafiyede durulmamasını tavsiye eder.
  • Hem Eski hem de Yeni Said'in iştirakiyle yazılmış, matbaada basılmış ve çok kıymettar olduğunu bilen düşmanların neşrine engel olmaları ve dostların hoşuna gittiği için ellerinden çıkarmamaları nedeniyle nüshaları kalmamıştır.
  • Eski zamanda talebelerine verdiği kıymettar bir hatırayı hayatlandırmak iştiyakına binaen 1951'de Bediüzzaman matbu Lemaat’ın her gün bir sahifesini yanındaki 3 talebesine ders vermiştir.
  • “Ramazanın iki hilâlinden doğmuş bir edep yıldızıdır.” mealindeki نَجْمُ اَدَبٍ وُلِدَ لِهِلَالَىْ رَمَضَانَ ibaresi 1337 (miladi 1921) ebced makamıyla bu risalenin telif tarihine bakar.
  • Telifi zamanında yanında bulunan yeğeni ve talebesi Abdurrahman bu kitabın vezninin Sancak Marşının veznine benzediğini (hatta Abdurrahman şu kitabın ekser kasidelerini Gazi askerlerin meşhur manzumesi olan ve "Anam beni yetiştirdi. Bu illere yolladı, bu sancağa teslim etti, Allah'a ısmarladı." cümlesini içeren Sancak Marşı tarzında okunabileceğini söyler), amcası Bediüzzaman'ın Ramazan'dan birkaç gün evvel bazı satırları nümune olarak yapıp bazı dostlarına gösterdiğini, biri haricinde hiçbirinin cesaret vermediğini, buna rağmen Bediüzzaman'ın Ramazan'ın başındaki hilâlde başlayıp sonundaki hilalde bitirdiğini söyler.
  • Bediüzzaman 2. Meşrutiyetten sonraki dönemde “El-Hutbetü’ş-Şâmiye”, “Sünuhat” ve “Lemaat” gibi bazı eserlerinde de görüldüğü gibi “Şu istikbal zulümatı ve inkılabları içerisinde en gür ve en muhteşem sadâ, Kur’an’ın sadâsı olacaktır!” diye beyanatı vardı.
  • Bediüzzaman Dar-ül Hikmet-ül İslâmiye azası iken neşrettiği eserlerini evvelâ ve yalnız kendi nefsi için yazdığını beyan eder.

İsimleri, Telifi, Neşri/Basımı, İçeriği, Tevafukları ve Gaybi İşaretlerle İlgili Bilgiler

Diğer İsimleri

Çekirdekler Çiçekleri, 32. Mektup, 32. Lem'a, Lemaat Divanı, Lemaat Risalesi

Telif Dili

Türkçe

Telifiyle İlgili Bilgiler

Lemaat Risalesi 1337 (1921) tarihinde Bediüzzaman Dârülhikmette vazifeliyken birçok meşgale içinde yirmi gün ramazanda günde iki veya iki buçuk saat çalışmak suretiyle manzum gibi yazılmıştır.

Neşriyle/Basımıyla İlgili Bilgiler

Lemaat Risalesi İstanbul'daki Evkaf-ı İslâmiye Matbaasında 1337'de (1921) basılmıştır. Bediüzzaman çok kıymettar olduğunu bilen düşmanların neşrine engel olmaları ve dostların hoşuna gittiği için ellerinden çıkarmamaları nedeniyle nüshalarının kalmadığı kanaatindedir. 1951'de talebelerine bu eseri ders veren Bediüzzaman, yeniden neşretmek istediğinde bazı yerleri çıkartıp ortasındaki bir parçayı (“Tevhidin İki Bürhan-ı Muazzamı”) başa alarak Isparta’da teksir edilmekte olan Kur'an hattı Sözler'in sonuna eklemiştir. Sonraları 1956’da Latin harfleriyle Sözler kitabı basıldığında yine küçük bazı tasarruflarla Sözler'in sonuna ekletmiştir.[1]

İçeriği

Eddai dahil 127 parça içerir.

Uzunluğu

Sözler'deki Lemeat 56 büyük sayfadır. Asar-ı Bediiyye'de yer alan tamamı ise yaklaşık 90 büyük sayfadır.

Ekleri

Bu Risale İle İlgili Tevafuklar

  • “Ramazanın iki hilâlinden doğmuş bir edep yıldızıdır.” mealindeki نَجْمُ اَدَبٍ وُلِدَ لِهِلَالَىْ رَمَضَانَ ibaresi 1337 (miladi 1921) ebced makamıyla bu risalenin telif tarihine bakar.
  • Telifi zamanında yanında bulunan yeğeni ve talebesi Abdurrahman bu kitabın vezninin Sancak Marşının veznine benzediğini, amcası Bediüzzaman'ın Ramazan'dan birkaç gün evvel bazı satırları nümune olarak yapıp bazı dostlarına gösterdiğini, biri haricinde hiçbirinin cesaret vermediğini, buna rağmen Bediüzzaman'ın Ramazan'ın başındaki hilâlde başlayıp sonundaki hilalde bitirdiğini söyler. Kitabın telifi bittiğinde gök yüzünde Sancak-ı İslâm'daki gibi hilal-yıldız çıkınca herşeyde bir hikmet olduğunu ve hiçbir şeyde tesadüf olmadığını söyleyen Bediüzzaman i'lâ-yı kelimetullahın bayrağı olan "Hilal-yıldız bayrağı"nın yeniden eski yüksek makamını bulacağı şeklinde tefeül eder.

Bu Risale İle İlgili Gaybi İşaretler

Bu eserde ilerideki bazı hadiselere işaretler vardır:

  • Hutbe'nin başka dilde okunacağına,
  • Kur'an'ın her tarafta yükselip hâkim olacağı,
  • Kendisinin 79 tarihine kadar yaşayacağı (h. 1379'da vefat etmiştir),
  • Mezarının yıkılacağı,
  • 20 sene sonra İslam aleminde hüsran olacağı,
  • Hıristiyanlığın ya söneceği ya da İslam'a teslim olacağı,
  • 2. Dünya savaşının olacağı ve kan döküleceği,
  • Adalet yerine zulüm geleceği,
  • İnsanlığın henüz isim bulmadığı günahların ortaya çıkacağı,
  • İslam deccalinin geleceği
  • Zalim medeniyetin son bulacağı,
  • İktisat risalesi,
  • Kur'an'ın hakimiyetini sürdüreceği,
  • Tesettür risalesi.

Risale-i Nur'da Derc Edildiği ve Benzer İçerikli Yerler

  • 127 parçasının tamamı Asar-ı Bediiyye adlı kitapta mevcuttur.
  • 104 parçası Kur'an hattı (Osmanlıca) Sözler'de mevcuttur.
  • 89 parçası Sözler adlı büyük kitapta mevcuttur.
  • Eddai kısmı 13. Şua'da, Şualar'ın sonunda ve Sirac-ün Nur'da (2 yerde) geçer.
  • Lemaat'tan 5 parça ("Fatiha’nın Âhirinde İşaret Olunan Üç Yolun Beyanı", "Hakiki Bütün Elem Dalalette, Bütün Lezzet İmandadır", "Îcaz İle Beyan İ’caz-ı Kur’an", "Ulaşmaz Dest-i Edeb-i Garb-ı Hevesbâr-ı Hevâkâr-ı Dehâdâr... De'b-i Edeb Ebed-Müddet Kur'ân-ı Ziyâbâr-ı Şifâkâr-ı Hüdâdâr" ve "Tevhidin İki Bürhan-ı Muazzamı") Kastamonu Lahikası'na dahil edilmiştir.
  • İman ve Küfür Muvazeneleri adlı kitapta Lemaat'tan 2 parça ("Bir Meclis-i Misalîde" ve "Hakiki Bütün Elem Dalalette, Bütün Lezzet İmandadır") mevcuttur.
  • Zülfikar risalesinde "Tevhidin İki Bürhan-ı Muazzamı" adlı parça yer alır.
  • Lemaat'tan 3 parça ("Îcaz İle Beyan İ'caz-ı Kur'an", "Ulaşmaz Dest-i Edeb-i Garb-ı Hevesbâr-ı Hevâkâr-ı Dehâdâr... De'b-i Edeb Ebed-Müddet Kur'ân-ı Ziyâbâr-ı Şifâkâr-ı Hüdâdâr" ve "Tevhidin İki Bürhan-ı Muazzamı ve Sure-i İhlas'ın Bir Nükte-i İ'caziyesi") Mu'cizat-ı Kur'aniyye adlı küçük kitaba alınmıştır.

  • Yağeni Abdurrahman'ın 1921'de basılan "Lemaat"'ın sonuna amcasının İstanbul ve Dar-ül Hikmet-ül İslâmiye'ki hayatına dair kısa bir Tarihçe yazmıştır.

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği

Bu Risalenin Telifi, Neşri ve Adı Hakkındaki Bahisler

Lemaat

مِنْ بَيْنِ هِلَالِ الصَّوْمِ وَ هِلَالِ الْعٖيدِ

Çekirdekler Çiçekleri

Risale-i Nur şakirdlerine küçük bir mesnevî ve imanî bir divandır.

Müellifi: Bedîüzzaman Said Nursî

Tenbih

Bu Lemaat namındaki eserin sair divanlar gibi bir tarzda bir iki mevzu ile gitmediğinin sebebi: Eski eserlerinden Hakikat Çekirdekleri namındaki kısacık vecizeleri bir derece izah etmek için hem nesir tarzında yazılmış hem de sair divanlar gibi hayalata, mizansız hissiyata girilmemiş olmasıdır. Baştan aşağıya mantık ile hakaik-i Kur’aniye ve imaniye olarak, yanında bulunan biraderzadesi gibi bazı talebelerine bir ders-i ilmîdir, belki bir ders-i imanî ve Kur’anîdir. Üstadımızın baştaki ifadesinde dediği gibi biz de anlamışızdır ki nazma ve şiire hiç meyli ve onlarla iştigali de yoktur. وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ sırrının bir numunesini gösteriyor.

Bu eser, birçok meşâgil ve Dârülhikmetteki vazife içinde yirmi gün ramazanda, günde iki veya iki buçuk saat çalışmak suretiyle manzum gibi yazılmıştır. Bu kadar kısa zamanda ve manzum bir sahife on sahife kadar müşkül olduğu cihetle, birden dikkatsiz, tashihsiz böyle söylenmiş, tabedilmiştir. Bizce Risale-i Nur hesabına bir hârikadır. Hiçbir nazımlı divan, bunun gibi tekellüfsüz, nesren okunabilir görülmüyor. İnşâallah bu eser bir zaman Risale-i Nur şakirdlerine bir nevi mesnevî olacak. Hem bu eser, kendisinden on sene sonra çıkan ve yirmi üç senede tamamlanan Risale-i Nur’un mühim eczalarına bir işaret-i gaybiye nevinden müjdeli bir fihrist hükmündedir.

Risale-i Nur şakirdlerinden

Sungur, Mehmed Feyzi, Hüsrev

İhtar

اَلْمَرْءُ عَدُوٌّ لِمَا جَهِلَ kaidesiyle, ben dahi nazım ve kafiyeyi bilmediğimden ona kıymet vermezdim. Safiye’yi kafiyeye feda etmek tarzında, hakikatin suretini nazmın keyfine göre tağyir etmek hiç istemezdim. Şu kafiyesiz, nazımsız kitapta en âlî hakikatlere, en müşevveş bir libas giydirdim.

Evvela: Daha iyisini bilmezdim. Yalnız manayı düşünüyordum.

Sâniyen: Cesedi libasa göre yontmakla rendeleyen şuaraya tenkidimi göstermek istedim.

Sâlisen: Ramazanda kalp ile beraber nefsi dahi hakikatlerle meşgul etmek için böyle çocukça bir üslup ihtiyar edildi.

Fakat ey kāri! Ben hata ettim, itiraf ederim. Sakın sen hata etme! Yırtık üsluba bakıp o âlî hakikatlere karşı dikkatsizlik ile hürmetsizlik etme!

İfade-i Meram

Ey kāri! Peşinen bunu itiraf ederim ki: Sanat-ı hat ve nazımda istidadımdan çok müştekiyim. Hattâ şimdi ismimi de düzgün yazamıyorum. Nazım, vezin ise ömrümde bir fıkra yapamamıştım. Birdenbire zihnime, nazma musırrane bir arzu geldi. Sahabelerin gazevatına dair Kürtçe قَوْلِ نَوَالَاسٖيسَبَانْ namında bir destan vardı. Onun ilahî tarzındaki tabiî nazmına ruhum hoşlanıyordu. Ben de kendime mahsus onun tarz-ı nazmını ihtiyar ettim. Nazma benzer bir nesir yazdım. Fakat vezin için kat’iyen tekellüf yapmadım. İsteyen adam, nazmı hatıra getirmeden zahmetsiz, nesren okuyabilir. Hem nesren olarak bakmalı, tâ mana anlaşılsın. Her kıtada ittisal-i mana vardır. Kafiyede tevakkuf edilmesin. Külah püskülsüz olur, vezin de kafiyesiz olur, nazım da kaidesiz olur. Zannımca lafız ve nazım, sanatça cazibedar olsa nazarı kendiyle meşgul eder. Nazarı manadan çevirmemek için perişan olması daha iyidir.

Şu eserimde üstadım, Kur’an’dır. Kitabım, hayattır. Muhatabım, yine benim. Sen ise ey kāri müstemisin. Müstemiin tenkide hakkı yoktur; beğendiğini alır, beğenmediğine ilişmez. Şu eserim, bu mübarek ramazanın feyzi (*[2]) olduğundan, ümit ederim ki inşâallah din kardeşimin kalbine tesir eder de lisanı bana bir dua-i mağfiret bahşeder veya bir Fatiha okur.

(Lemaat (Sözler))


Hem her iki Said’in iştirakiyle, bir tek ramazanda iki hilâl ortasında telif edilen ve kendi kendine, ihtiyarım haricinde bir derece manzum şeklini alan ve İşaratü’l-İ’caz kıtasında elli altmış sahife bulunan Türkçe olarak Lemaat namındaki risale dahi Risale-i Nur’a girebilir. Maatteessüf bir nüsha elde edemedim. Herkesin hoşuna gittiği için matbu nüshaları kalmamış.

(Kastamonu Lahikası)


Kahraman Tahirî’nin bana getirdiği bir nüsha Lemaat’ı çok kıymettar gördüm. Eğer bir nüsha daha o havalide varsa siz de o parçayı nüshalarınızın âhirine yazarsınız. Zaten Lemaat, kendisi de hârikadır. Ramazan-ı şerifte yirmi gün zarfında, nesir bir surette, tekellüfsüz birden yazılmış. Sonra baktık, sehl-i mümteni gibi bir nesr-i manzum ve bir nazm-ı mensur suretini almış. İçinde bu parça daha hârikadır. Lemaat’ta o parçanın serlevhası: Îcaz ile beyan i’caz-ı Kur’an.

“Bir zaman rüyada gördüm ki Ağrı Dağı altındayım. Birden dağ patladı, dağ gibi taşları âleme dağıttı, sarstı cihanı.” Bundan tâ

“Tarz-ı nazar ikidir; biri zulmettar, diğeri ziyadar.” serlevhasına kadar. Eğer Lemaat sizin elinize geçmemişse o parçayı buradan size göndereceğiz.

(Kastamonu Lahikası)


Eski Said’in en mühim eseri ve Risale-i Nur’un fatihası, Arabî ve matbu olan İşaratü’l-İ’caz tefsiri, Otuzuncu Mektup olacak ve olmuş. Eski Said’in en son telifi ve yirmi gün ramazanda telif edilen, kendi kendine manzum gelen Lemaat Risalesi, Otuz İkinci Lem’a olması ve Yeni Said’in en evvel hakikatten şuhud derecesinde kalbine zahir olan ve Arabî ibaresinde Katre, Habbe, Şemme, Zerre, Hubab, Zühre, Şule ve onların zeyllerinden ibaret büyükçe bir mecmua Otuz Üçüncü Lem’a olması ihtar edildi. Hem Meyve On Birinci Şuâ olduğu gibi Denizli Müdafaanamesi de On İkinci Şuâ ve hapiste ve sonra Küçük Mektuplar mecmuası On Üçüncü Şuâ olması ihtar edildi. Ben de aziz kardeşlerimin tensiblerine havale ediyorum. Demek, birkaç mertebede kapı açıktır, bizlere daha iyi tetimmeler yazdırılabilir.

(Emirdağ 1 Lahikası)

Bu Risalenin Kıymeti Hakkındaki Bahisler

Evvela: Bir meseleyi biz münasip gördük; size, asıl Nur hakkında söz sahibi Medresetü’z-Zehra erkânlarının tensibine havale etmek için kalbe geldi. Şöyle ki:

Bugünlerde bana hizmet eden üç arkadaşımızın muvakkaten birkaç gün benden ders almak iştiyaklarına binaen ve eski zamanda talebelerime verdiğim kıymettar bir hatırayı hayatlandırmak iştiyakına binaen, matbu Lemaat’ı her gün bir sahifesini ders veriyordum. Hem ben hem onlar çok hayretle ve takdirle karşılıyorduk.

Fikrimize geldi ki: Bu matbu risalenin, sair matbu risaleler gibi nüshalarının kalmadığının sebebi, bunun çok kıymettar olduğunu bilen düşman kısmı intişarına mani olduklarına ve dost kısmı, kıymeti için elinden çıkarmadığına kanaatimiz geldi.

Hem gördük ki: Bu Lemaat, Risale-i Nur’un mühim bir kısmının çekirdekleri, tohumları hükmünde gayet güzel vecizelere ve hiçbir edibin ve mütefekkirin muvaffak olamadığı bir tarzla sehl-i mümteni gibi taklit edilmez, büyük bir hakikat-i içtimaiyeyi küçük bir vecizede ve manzum bir kitabı mensur gibi aynı nesirli bir kitap gibi hiç nazmı hatıra getirmeden kolayca okunacak bir tarzda bulunması, otuz yedi sene evvel ramazan-ı şerifin yirmi gününde her gün bir iki saat iştigaliyle bir tarzda koca bir kitap kadar uzun bir nevi mesnevî yazılması ve içinde yirmi yerde, bir ihtar-ı gaybiye nevinde haber verdiklerinin otuz kırk sene sonra aynen meali çıkmış gibi o noktalara, elimize geçen bir nüshada işaret koyduk. Gösteriyor ki bu Lemaat, Risale-i Nur’un bir müjdecisi ve fihristesi ve bir fidanlık numunesidir kanaatimiz geldi.

Sâniyen: Bu Lemaat’ın işaret ettiğimiz kısımları Otuz Üçüncü Söz namında Sözler’in âhirinde yazılması, Nur kahramanı Hüsrev’in ve Medresetü’z-Zehra erkânlarının reyine havale ediyoruz.

(Emirdağ 2 Lahikası)


Tesâdüf-ü garibedendir:

Lemeat kitabının tarihi, hilal yıldız çıktı ki; نَجْمُ اَدَبٍ وُلِدَ لِهِلَالَىْ رَمَضَانَ hem de tesadüfi olarak kitabın âhirinde de hilâl yıldız gelmiş.. Tabiatı serbest bırakarak hiç nazım yapmadığı halde, bu kitap tamamen Sancak Marşının vezni gibidir ki, pek garib bir tesadüftür; Ramazandan birkaç gün evvel bazı satırları nümune olarak yaptı, ahbablarına gösterdi. Biri müstesna kimse teşci' etmedi. Fakat bir arzu-yu musırraneye ittibaen, Lemeat'ı Ramazanın bidayetindeki hilâl vaktinde yapmaya başladı. Ve Ramazanın ahirindeki hilâlde bitirdi. Hem de derki: "Bu Ramazaniye kitabımı kim alsa, her kıt'asını dikkatle okumasa, lafz ve nazmın perişaniyetine bakıp mânasının anlamasına çalışmasa helâl etmem. Çirkin bir sadefte güzel bir cevher bulunabilir."

Kitabındaki tesadüfe dair konuşurken; semada hilâl yıldız, Sancak-ı İslâmın resmini tersim etti. Amucama dedim: "Kitabındaki tesadüf, sahife-i semada tanzir ediyor." Cevaben dedi: "Ben zaten tesadüf denilen şey'i kabul etmem. Herşeyde bir hikmet var. Hem tesadüf tekerrür etse, tesadüf olamaz. Bir kasdı ihsas eder. Kâinat birbiriyle münasebettardır. O dakik münasebatın mânâları var. Vâzıhan bilmediğimiz için tesadüfle tabir ediyoruz." İşte bütün bunlardan tefeü'l çıkıyor ki:

İ'lâ-yı Kelimetullahın bayrağı olan (Hilal yıldız Bayrağı) teâli edecek. Eski şevketini bulacak, İnşaallahü Teâla!..

(Asar-ı Bediiyye)

Bu Risaleye Atıflar

Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın risaletinin hakkaniyetine bir delil de Kur'ân-ı Muciz-ül-Beyan'dır. Kur'ân-ı Hakimin kırka yakın vech-i i'câzı, Lemeat ve İşârâtü'l-İ'câz tefsirinde beyan edildiğinden onlara havale ederek birinci katre nihayet bulur.

(Fihrist Risalesi)


İblisi ilzam, şeytanı ifham (إفحام), ehl-i tuğyanı iskât eden Birinci Mebhas; bîtarafane muhakeme içinde şeytanın müthiş bir desisesini kat’î bir surette reddeden bir vakıadır. O vakıanın mücmel bir kısmını on sene evvel Lemaat’ta yazmıştım.

(26. Mektup)


Şuâat-ı Marifeti’n-Nebi namındaki Türkçe bir risalede ve On Dokuzuncu Mektup’ta ve şu Söz’de icmalen işaret ettiğimiz delail-i nübüvvet-i Ahmediyeyi (asm) beyan etmişim. Hem onda Kur’an-ı Hakîm’in vücuh-u i’cazı icmalen zikredilmiş. Yine “Lemaat” namında Türkçe bir risalede ve Yirmi Beşinci Söz’de Kur’an’ın kırk vecihle mu’cize olduğunu icmalen beyan ve kırk vücuh-u i’cazına işaret etmişim. O kırk vecihte, yalnız nazımda olan belâgatı, “İşaratü’l-İ’caz” namındaki bir tefsir-i Arabîde kırk sahife içinde yazmışım. Eğer ihtiyacın varsa şu üç kitaba müracaat edebilirsin.

(19. Söz)


Buna kıyasen bil ki Kur’an-ı Hakîm’de bazı hâdisat-ı tarihiye suretinde zikredilen cüz’î hâdiseler, küllî düsturların uçlarıdır. Hattâ çok surelerde zikir ve tekrar edilen Kıssa-i Musa’nın yedi cümlelerine misal olarak Lemaat’ta İ’caz-ı Kur’an Risalesi’nde, o cüz’î cümlelerin her bir cüzünün nasıl mühim bir düstur-u küllîyi tazammun ettiğini beyan etmişiz. İstersen o risaleye müracaat et.

(20. Söz)


İşte bu dört misale, binler misali kıyas edebilirsin. Lemaat namındaki bir risalede bir kısmına işaret etmişiz.

Geçen hakikati tenvir edecek bir seyahat-i hayaliye suretinde nim-manzum olarak Lemaat’ta yazdığım bir vakıa-i misaliyenin mealini şurada zikretmeye münasebet geldi.

(30. Söz)


Otuz İkinci Lem’a

Eski Said’in en son telifi ve yirmi gün ramazanda telif edilen, kendi kendine manzum gelen “Lemaat” risalesidir. “Sözler” mecmuasında neşredilmiştir.

(32. Lem'a)


Eski Said’in matbu “Lemaat” başındaki acib imzası az tağyir ile şimdiki halime ve yetmişinci sene-i ömrüme tam muvafık gelmesi cihetiyle yazdım. Münasip görseniz hem müdafaatın hem Meyve’nin hem küçük mektupların âhirinde imza yerinde yazarsınız.

(13.)


Mevlana Celaleddin (ra) ve İmam-ı Rabbanî (ra) ve İmam-ı Gazalî (ra) gibi akıl ve kalp ittifakıyla gittiği için her şeyden evvel kalp ve ruhun yaralarını tedavi ve nefsin evhamdan kurtulmasını temine çalışıp lillahi’l-hamd Eski Said, Yeni Said’e inkılab etmiş. Aslı Farisî sonra Türkçe olan Mesnevî-i Şerif gibi o da Arapça bir nevi Mesnevî hükmünde Katre, Hubab, Habbe, Zühre, Zerre, Şemme, Şule, Lem’alar, Reşhalar, Lâsiyyemalar ve sair dersleri ve Türkçede o vakit Nokta ve Lemaat’ı gayet kısa bir surette yazmış; fırsat buldukça da tabetmiş. Yarım asra yakın o mesleği Risale-i Nur suretinde fakat dâhilî nefis ve şeytanla mücadeleye bedel, hariçte muhtaç mütehayyirlere ve dalalete giden ehl-i felsefeye karşı Risale-i Nur, geniş ve küllî Mesnevîler hükmüne geçti.

(Mesnevi-i Nuriye)


Amma kâfirlerin medeniyetinde görülen mehasin ve yüksek terakkiyat-ı sanayi, bunlar tamamen medeniyet-i İslâmiyeden, Kur’an’ın irşadatından, edyan-ı semaviyeden in’ikas ve iktibas edildiği “Lemaat” ile “Sünuhat” eserlerimde istenildiği gibi izah ve ispat edilmiştir.

(Hubab, Mesnevi-i Nuriye)


İ’lem eyyühe’l-aziz! Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın i’caz ve belâgatına dair “Lemaat” namındaki eserimde izah edilen bazı lem’aları dinleyeceksin:

(Habbe, Mesnevi-i Nuriye)


Nübüvvet-i Ahmediyeyi (asm) ispat eden deliller ne ta’dad ve ne tahdid edilemez. Ehl-i tahkik ve yüksek insanlarca, beyanları hakkında yapılan tasnifler pek çoktur. Acz ve kusurum ile “Şuâat” adlı eserimde o şemsin bazı şuâları beyan edildiği gibi “Lemaat” adlı ikinci bir eserimde Kur’an’ın i’caz dereceleri, kırka iblağ edilmiştir. Ve o vücuh-u i’cazdan belâgat-ı nazmiyeye ait bir vecih de “İşaratü’l-İ’caz” nam eserimde beyan edilmiştir. İştihası olanlara o üç kitabı tavsiye ediyorum.

(Onuncu Risale, Mesnevi-i Nuriye)


Hürriyet’in ilanını müteakip; gazetelerde meşrutiyeti şeriata hâdim yapmakla, Anadolu ve âlem-i İslâm kıtasında büyük bir saadetin zuhuruna vesile olunacak ümidiyle neşrettiği makaleler ve muhtelif içtimalardaki nutukları, hep bu mezkûr niyet ve tasavvurunun neticesi idi. “El-Hutbetü’ş-Şâmiye”, “Sünuhat” ve “Lemaat” gibi bazı eserlerinde de görüldüğü gibi “Şu istikbal zulümatı ve inkılabları içerisinde en gür ve en muhteşem sadâ, Kur’an’ın sadâsı olacaktır!” diye beyanatı vardı.

(Tarihçe-i Hayat)


Sure-i İhlas altı cümle olup üçü müsbet üçü menfîdir. Lemaat'ta beyan edildiği gibi, altı mertebe-i tevhidi ispat ve altı enva-ı şirki nefyetmekle beraber İ'caz-ı Kur'an Risalesinin Birinci Şulesinin Birinci Şuâ'ında beyan edildiği üzere, bu altı cümle her biri umumuna hem delil hem netice olduğundan Sure-i İhlas'ta tevhide dair berahin silsilesi ile müdellel otuz Sure-i İhlas kadar içinde otuz emsali münderic olduğuna binaen şu Sure-i İhlas ne kadar safi ve hâlis bir bahr-i tevhid olduğunu îma eder.

(Rumuzat-ı Semaniye)


Bu hususta, Kur'anın medeniyetiyle medeniyet-i hazıra arasındaki farkı, matbu' Lemaat kitabının 13-15. sahifelerinde ve Sünûhat'ta 23-26. sahifelerinde beyan etmişim. Onlara müracaat et! İnsanların tegafül ettiği bir emr-i azîm görürsün.

(Habab, Mesnevi-i Nuriye (Badıllı))


Şu mes'elenin izahını, Fatiha'nın sonundaki üç yolun beyanında Otuzuncu Söz'ün "Ene" bahsinde ve Lemaat kitabında "Bir Seyahat-ı Hayaliye"de zikretmişimdir. O semadan tedelli eden zenbil ve asansörler ise, sırat-ı müstakim olan hakaik-ı Kur'aniyeye işarettir. -Müellif- Arapçadan tercüme eden (Mütercim).

(Habab, Mesnevi-i Nuriye (Badıllı))


Evet nasıl ki o iki çekirdek, hanzele ve hurma ağaçlarına istihale ile inkılab etmesinde bir garabet yoktur.. Aynen öyle de; dalâlet manasının da tecessüm ederek tazib edici bir Cehenneme tahavvül etmesinde de bir istib'ad olmaz. Hem envar-ı hidayetin de, temessül ederek, lezzet ve huzur verici bir Cennet (Haşiye: Risale-i Nur çok müvazeneleriyle bu davayı isbat etmiş. -Müellif) halini alması dahi baîd değildir. (Eski matbu') Lemaat kitabının 33. sahifesinden 36. sahifeye kadar olan kısımda, bu âlemde de o şuhûdun bir nebzesi izah edilmiştir.

(Habab, Mesnevi-i Nuriye (Badıllı))


Ey benim şu sekiz tane Arabî risalelerime nazar eden zevat! Biliniz ki, yazdığım şu eserleri, evvelâ ve yalnız kendi nefsim için yazmıştım.

O sekiz risaleler bunlardır: Katre ve Zeyli, Zerre, Şemme, Habbe ve Zeyli, Habab ve Zeyli ve onlara iltihak etmiş Nokta ve Şuaat ve Lemaat ve sairedir. -Müellif-

(Hababın Zeyli, Mesnevi-i Nuriye (Badıllı)


İşte bu sırdandır ki; mahiyeti nur, hüviyeti nuraniye olan Hazret-i Peygamber (A.S.M.) bir an-ı vâhidde kendisine salavat getiren bütün efrad-ı ümmetine muttali' olur. Ve hem bu sırdan daha birçok esrarın düğümleri de açılabilir.Kaynak hatası: <ref> etiketi için </ref> kapanışı eksik

İlgili Maddeler/Kategoriler

Önceki Risale: Otuz Üçüncü SözSözlerKonferans (Tavzih): Sonraki Risale

Kaynakça

  1. Risale-i Nur'un Neşir Tarihçesi, Abdülkadir Badıllı
  2. Hattâ tarihi نَجْمُ اَدَبٍ وُلِدَ لِهِلَالَىْ رَمَضَانَ çıkmış. Yani “Ramazanın iki hilâlinden doğmuş bir edep yıldızıdır.” (Bin üç yüz otuz yedi eder.)