Nun (ن) Kök Harfi İle Başlayan Kelimeler
Gezinti kısmına atla
Arama kısmına atla
Önceki Harf: Mim (م) ← Arapça Kökenli Kelimeler Ana Sayfası → He (ه): Sonraki Harf
Bu sayfada Bediüzzaman'ın eserlerinde geçen ve Nun (ن) kök harfi ile başlayan Arapça kelimeler listelenmiştir.
| Arapça Harf | Türkçe Okunuşu | 2 Harfli Kelime Sayısı | 3 Harfli Kök Sayısı | 3 Kök Harfli Kelime Sayısı | 4 Harfli Kök Sayısı | 4 Kök Harfli Kelime Sayısı | Risalelerdeki Toplam Kök Sayısı | Kur'an'daki Toplam Kök Sayısı | Kur'an'daki Köklerden Risalelerde Geçenlerin Sayısı | Risalelerdeki Toplam Kelime Sayısı | Kur'an'daki Toplam Kelime Sayısı | Kur'an'daki Kelimelerden Risalelerde Geçenlerin Sayısı |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| ن | Nun | - | 110 | 394 | - | - | 110 | 107 | 71 | 394 | 291 | 91 |
| Kelime | Anlamı | Kur'an'da Geçiyor mu? |
Örnek Cümle |
|---|---|---|---|
| Nun-Be-Elif (4) | + | ||
| Enbiya | Peygamberler | Meselâ, dairelerin reisleri şu temsilde enbiya ve evliyaya işarettir. | |
| Nebe' (Nebevi) | Haber (Peygamberliğe ait) | + | Eğer böyle sarhoşların sözlerinden hoşlanmıyorsan suyun mühendisi olan Hüdhüd-ü Süleyman'ın Sebe'den getirdiği nebe' ve haberi dinle!.. |
| Nebi | Peygamber | + | Hem en büyük bir veli, hiçbir nebinin derecesine yetişmediğinin sırrını anlarsın. |
| Nübüvvet | Peygamberlik | + | Daha bunlar gibi çok vezaif-i nübüvvet var ki, herbiri bir bürhan-ı kat'îdir ki: Uluhiyet, risaletsiz olamaz... |
| Nun-Be-Te (5) | + | ||
| İnbat | Filizlenme | İnsanlardan bir çekirdek var ki, Cenab-ı Hak şecere-i hilkati o çekirdekten inbat etmiştir. | |
| Münbit | Verimli | Ve uhrevî hasılat için, gayet münbit bir zemindir. | |
| Nabit (Nabite) | Bitirip büyütme | Görenek gibi çok esbab ile tekessür eden hâcat, zeminin kuvve-i nâbitesine sıkışmaz. | |
| Nebat (Nebati; nebatat) | Bitki (Bitkiyle ilgili, bitkiyle beslenen; bitkiler) | + | Herbir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları, "Bismillah" der. Sert olan taş ve toprağı deler geçer. |
| Tenebbüt | Büyüyüp yetişme | Gaflet suyu ile tenebbüt eden benlik, Hâlık'ın sıfatlarını fehmetmek için bir vâhid-i kıyastır. | |
| Nun-Be-Zel (1) | + | ||
| Nebze | Az miktar(da) | Şu kitab-ı kâinattır ki, bir nebze şehadetini onüç lem'a ile arabî Nur Risalesinden Onüçüncü dersten işittik. | |
| Nun-Be-Ra (1) | |||
| Minber | Camide hutbe okunan yer | Sath-ı Arz bir mescid, Mekke bir mihrab, Medine bir minber... | |
| Nun-Be-Dad (1) | |||
| Nabız/Nabz | Kalp atınca damarlarda hissedilen vurgu | Kur'an-ı Kerim'in bu isbatlarına karşı kâfirler habt olup ağızlarını açamadıkları gibi, nabızları bile felce uğradı. | |
| Nun-Be-Tı (1) | + | ||
| İstinbat | Hüküm çıkarma | İçtihadda yani istinbat-ı ahkâmda, yani Cenab-ı Hakk'ın marziyatını kelâmından anlamakta, sahabelere yetişilmez. | |
| Nun-Be-Ayn (4) | + | ||
| Menabi | Kaynaklar | Hiç mümkün müdür ki: Şu maddiyat ve âlem-i şehadetteki mananın ve ruhun ve hayatın ve hakikatın şu hadsiz tereşşuhatı ve lemaat ve semeratının menabii, yalnız maddeye ve maddenin hareketine irca' edilip izah edilsin. | |
| Menba'/Memba | Kaynak | Evet her hakikî hasenat gibi cesaretin dahi menbaı, imandır, ubudiyettir. | |
| Nebean | Kaynama, doğma | Bu fıkra ile dağlardan nebean eden Nil-i Mübarek, Dicle ve Fırat gibi ırmakları hatırlatmakla, … | |
| Yenabi | Kaynaklar | Zira ezhan-ı nâsın te'nisi için, esalib-i Arabda yenabi-i ulûmu isale eden Tenzil'in içinde tenezzülât-ı İlahiye tabir olunan müraat-ı efhâm ve ihtiram-ı hissiyat ve mümaşat-ı ezhan vardır. | |
| Nun-Be-He (5) | |||
| İntibah | Uyanma, ayılma | Bu hâdisenin manevî esbabını ve neticelerini görmüyorlar; tâ ki intibaha gelsinler. | |
| Müntebih | Uyanık | Akvamların beyninde rabıta-i esası: Âherin zararına müntebih unsuriyet. Başkaları yutmakla beslenir, alır kuvvet. | |
| Mütenebbih | Uyanmış | Mütenebbih ve kalbleri imanlı ve muhabbet-i Nebevî ile dolu ve cihandeğer şeref-i intisabıyla serfirazdırlar. | |
| Tenbih | Uyarı | BİRKAÇ BÎÇARE GENÇLERE VERİLEN BİR TENBİH, BİR DERS, BİR İHTARDIR | |
| Tenebbüh | Uyanma | Çünki enva'-ı hayatın en ednası olan hayat-ı nebat ve o hayat-ı nebatın en birinci derecesi olan çekirdekteki ukde-i hayatiyenin tenebbühü, yani uyanıp açılarak neşv ü nema bulması, … | |
| Nun-Te-Cim (6) | |||
| İntac | Netice vermek | Bu ise yüz derece akıldan uzak olduğu gibi, çok muhalatı intac ediyor. | |
| İstintac | Sonuç çıkarma | Nasılki zaruriyattan nazariyat istintac olunur. | |
| Müntec | Sonuçlanmış, sonucu bulunan | …o eğri-büğrü ihtimaller, yollar içinden çekilip doğru ve müstakim müntec bir şekle, bir vaziyete sevkedilmelerinden anlaşılır ki, o tohumlar, evvelce de Allâmü'l-Guyub'un terbiye, tedvir, tedbiri altında imişler. | |
| Netaic | Sonuçlar | Belki her şeyin gayat-ı vücudu ve netaic-i hayatı üç kısımdır: | |
| Netice | Sonuç | Namaz kılmak ve büyük günahları işlememek, ne derece hakikî bir vazife-i insaniye ve ne kadar fıtrî, münasib bir netice-i hilkat-i beşeriye olduğunu görmek istersen; şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle: | |
| Tenatüc | Netice verme | Netice-i vâhideyi tenatüc eden usûl-ü müteaddideyi cem' ve zikretmektir. | |
| Nun-Se-Ra (3) | + | ||
| Mensur | Düz yazı şeklinde yazılmış; saçılmış | + | Öyle muntazam bir nesir ve mensur bir nazımdır ki; hem âlî, hem tatlıdır. |
| Nessar | Yayan | …vahdet-i İslâm ve insaniyeyi elde tutup birlik ve beraberlik nurunu nessar edecek yine sensin. | |
| Nesr/Nesir | Düz yazı | Eski eserlerinden Hakikat Çekirdekleri namındaki kısacık vecizeleri bir derece izah etmek için, hem nesir tarzında yazılmış, hem de sair divanlar gibi hayalata, mizansız hissiyata girilmemiş olmasıdır. | |
| Nun-Cim-Be (2) | |||
| Necabet | Asalet | Yalnız biz değil, yalnız Müslümanlar değil, bütün insanlık bu büyük insanın şahsiyetinde asalet ve necabetin, ahlâk ve faziletin ve bilhâssa yüksek imanın bütün göz kamaştırıcı enmuzeclerini temaşa edebilir. | |
| Necib/Necip | Asil | Asırlarca Kur'an'a bayraktarlık yapan ve dünyayı diyanetiyle ışıklandıran bu necib millet, yine dünyaya örnek, ahlâk ve fazilette üstad olarak insanlığın geçirdiği müdhiş buhranlardan halas için çare-i necatı göstermektedir. | |
| Nun-Cim-Sin (5) | + | ||
| Ences | Daha pis | Şimdilik biri necis, biri encestir. | |
| Müteneccis | Pislenmiş | Bir desti müteneccis su, bir denizi tencis etmediği gibi, … | |
| Necaset | Pislik | Nasılki, senin namazın edeb-i nezihanesinin vesilesi olan zahirî taharete, batnının bâtınındaki necaset ona tesir etmez ve bozmaz. | |
| Necis | (Dinen) pis | …nasıl bir adam, güzel bir bahçede, güzel bir ziyafette, güzel ahbablar içinde, nezahetli, tatlı, namuslu, hoş, meşru bir lezzet ve eğlenceye kanaat etmeyip, gayr-ı meşru ve mülevves bir lezzet için çirkin ve necis bir şarabı içse, … | |
| Tencis | Pisletmek | Bir desti müteneccis su, bir denizi tencis etmediği gibi, … | |
| Nun-Cim-Mim (3) | + | ||
| Müneccim | Astronom | Yoksa o namaz, (açılması ve ne kadar devam etmesi, müneccim hesabıyla muayyen olan) Ay ve Güneş'in husuf ve küsuflarının inkişafları için değildir. | |
| Necim/Necm | Yıldız; kısım | + | İşte o Kur'an-ı Mübin, yirmi senede hâcetlerin mevkileri itibariyle necim necim olarak, müteferrik parça parça nüzul ettiği halde, … |
| Nücum | Yıldızlar; kısımlar | + | Eğer istersen Kur'anın semavatına ve âyâtının nücumlarına yetişesin;… |
| Nun-Cim-Vav (5) | + | ||
| İstinca | Tuvalet sonrası suyla temizlik | Elin dokunmuş ise, abdestin bozulmaz; hicab edip, kalabalık içinde su ile istinca etmemenin zararı yoktur. | |
| Münacat/Münacaat | Allah'a yalvarma | …bir Bâki-i Sermedî ile münacat edip bir parçacık bir sohbet-i bâkiye, birkaç dakikacık bir ömr-ü bâki içinde dünyasına nur serpecek, … | |
| Münci | Kurtaran | + | Risale-i Nur bu vatan ve millete bir halâskâr, bir müncî suretinde musibetzedelerin imdadına yetişecek. |
| Naci (Naciye) | Kurtulan | + | …ümmeti yetmiş üç fırkaya inkısam edeceğini ve içinde fırka-i naciye-i kâmile, Ehl-i Sünnet ve Cemaat olduğunu haber veriyor. |
| Necat | Kurtuluş | + | Ya Rab! Madem çare-i necat budur. |
| Nun-Ha-Ra (1) | + | ||
| İntihar | Kendini bilerek öldürme | Nevmin büyük kardeşi olan mevt dahi, musibetzedelere ve intihara sevkeden belalarla mübtela olanlar için ayn-ı nimet ve rahmettir. | |
| Nun-Ha-Sin (3) | + | ||
| Menhus | Uğursuz | Zulümde, fıskta, kebairde birer menhus lezzet-i şeytaniye bulunabilir. | |
| Nühas | Bakır | + | …arz ve dağ büyüklüğünde yıldızları, ateşli demirleri, şüvazlı nühasları size atabilirler, sizi dağıtırlar. |
| Nühuset | Uğursuzluk | Çünki mahiyetçe şeraret ve nühusetleri vardır. | |
| Nun-Ha-Fe (1) | |||
| Nahif | Güçsüz | Bu bîçare zaîf, nahif, kuvvetsiz hayvancıklar... | |
| Nun-Ha-Lam (3) | + | ||
| İntihal | Başkasının eserini kendine maletme | …bu hakikatların ve benim onlara taalluk eden hukuklarımın ziya'ını mûcib olmakla beraber, diğerin intihal ve sirkatine ve temellük ve kendine maletmesine zemin ihzar ettiğinden; … | |
| Münhal | Boş, işsiz | Birinci safta sana tahsis edilen makam ise, Abdurrahman'dan sana münhal kalan yerdir. | |
| Nahl | Arı; Sure | + | Bülbüle; nahli, fahli, ankebut ve nemli, yani arı ve vasıta-i nesil erkek hayvan ve örümcek ve karınca ve hevam ve küçük hayvanların bülbüllerini kıyas et. |
| Nun-Hı-Be (2) | |||
| İntihab | Seçme | İşte sana iki yol, istediğini intihab edebilirsin. | |
| Müntehab | Seçilmiş | Nasıl kâinat insan için yaratılmış ve kâinattan maksud ve müntehab insandır; … | |
| Nun-Ha-Nun (4) | + | ||
| Nahiye | Kazadan küçük köyden büyük yerleşim yeri | …Dicle'nin en mühim bir şubesi, Van Vilayetinden Müküs nahiyesinde bir kayanın mağarasından çıkıyor. | |
| Nahnu/Nahnü | Biz | + | Etrafında gezerler. Ene kuvvetleşiyor, bazen sinirleniyor. Delinmez, tâ "nahnü" olsun. Enesini sevenler, başkaları sevmezler. |
| Nahv/Nahiv (Nahvi) | Arapça'da kelime ilişkileri ve cümledeki durumlarını inceleyen ilim (nahiv ilmine ilişkin) | Bunun en kısa manası, ilm-i Nahiv ve Beyan kaidelerinin iktiza ettiği şudur: | |
| Nevahi | Nahiyeler | Bidayet-i nübüvvette, nevahi-i Mekke'de, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ile beraber gezdiğimizde, ağaç ve taşa rastgeldiğimiz vakit, "Esselâmü aleyke yâ Resulallah" diyorlardı. | |
| Nun-Hı-Be (2) | |||
| İntihab | Seçme | İşte sana iki yol, istediğini intihab edebilirsin. | |
| Müntehab | Seçilmiş | Nasıl kâinat insan için yaratılmış ve kâinattan maksud ve müntehab insandır; | |
| Nun-Hı-Lam (1) | + | ||
| Nahl (Nahle) | Hurma ağacı (Hurma ağacı) | + | Saff-ı evvel muhatab, ebna-i nahl u sahra, bir zemine bir semaya bakar, orada ezhar ve esmar, burada hilâl ve yıldız. |
| Nun-Dal-Ne (1) | |||
| Mendub/Mendup | Yapılması dince beğenilen iş | …fakat farziyet ve mecburiyet suretiyle değil, belki ihtiyarıyla ve mendubiyet suretiyle ibadet ederdi. | |
| Nun-Dal-Dal (2) | + | ||
| Endad | Nidler, benzerler | + | Endad, "nidd"in cem'idir. "Nidd" ise, "misil" manasınadır. |
| Nidd | Denk, benzer, yarı | …Zât-ı Akdes-i İlahî'nin şeriki, naziri, zıddı, niddi olmadığı gibi, لَيْسَ كَمِثْلِه۪ شَىْءٌ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْبَصِيرُ sırrıyla sureti, misli, misali, şebihi dahi olamaz. | |
| Nun-Dal-Ra (3) | |||
| Ender | Çok nadir | …her asırda emsaline ender tesadüf olunan bir dâhî-i a'zama bizleri mülâki kıldı … | |
| Nadir (Nadire) | Az bulunur | Yalnız hârikulâdelikten düşen ve intizam-ı hilkatten huruc eden ve kemal-i fıtrattan sukut eden nadir ferdleri nazar-ı dikkate arzeder, onları birer ibretli hikmet diye zîşuura takdim eder. | |
| Nevadir | Nadirler | Zira bütün sözlerim nevadirden değildir. | |
| Nun-Dal-Mim (2) | + | ||
| Nadim | Pişman | + | Ecanib fikrine sapma, dalalettir kulak asma, eder elbet seni nâdim. |
| Nedamet | Pişmanlık | + | Sonra o bedbahtın aklı başına gelir, nedamet eder. |
| Nun-Dal-Vav (2) | + | ||
| Münadi | Seslenen, çağıran | + | …Nur-u Muhammedî o Sultan-ı Ezel'in makarr-ı saltanat ve haşmeti ve tecelliyat-ı cemaliyesiyle âsâr-ı san'atını hâvi olan o yüksek saraya nâzır ve münadi ve teşrifatçı olur. |
| Nida | Seslenme | + | Bîçare ben dahi, senin dergâh-ı rahmetini, mahbub abdin olan Üveyse'l-Karanî'nin nidasıyla ve münacatıyla şöyle çalıyorum. |
| Nun-Zel-Ra (4) | + | ||
| İnzar | Sakındırma | …cemadattan daha camid, sinekten çekirgeden daha kansız olacağını ikaz ve inzar ile, insanları vazife-i fıtriyelerine sevkedip, uluhiyet-i mutlakayı isbat eder. | |
| Nezir/Nezîr | Uyarıcı | align=center|+ | …o Beşîr ve Nezîr'in (A.S.M.) basar ve basireti, hakikatı hayalden tefrik edememekten münezzehtir, celildir, celîdir veya insanları kandırarak mağlatalara düşürtmekten, meslek-i âlîleri ganidir, âlîdir, temizdir, tahirdir. |
| Nezr/Nezir | Adak | align=center|+ | Dahi nezrim bu ki canım sana kurban olacak |
| Nüzur | Adaklar | İanat-ı milliye-i İslâmiye denilen nüzur ve sadakàt, zekatın ammizadeleridirler, asabiyetini çekerler, hizmette yardım edecekler. | |
| Nun-Ze-Ayn (5) | + | ||
| Münaza' (Münaza'un fîh) | Çekişme (Hakkında çekişme olan) | Çünki münaza'un fîh bir mal bulunsa, eğer iki müddeî birbirine yakın ise ve kurbiyet-i mekân varsa; … | |
| Naziat | Sure | + | …Sure-i Fecr, Sure-i Abese, Sure-i El-Mürselât, Sure-i El-Buruc, Sure-i El-Mutaffifîn, Sure-i El-İnşikak, Sure-i En-Naziat, Sure-i Nebe', Sure-i Münafikûn ve Sure-i Cumua'nın her birinin yüz küsur örfî aded-i kelimatına yüzlükte manidar tevafukları tesadüfî olmadığı gibi... |
| Nez' | Çekip almak | Ferman etmiş ki: "Âhirzamanda, hâfızların göğsünden Kur'an nez'ediliyor, çıkıyor, unutuluyor." | |
| Niza' | Çekişme | Dünya öyle bir meta' değil ki, bir nizâa değsin. | |
| Tenazu' | Çekişme | Cidalin şe'ni budur: Tenazu' ve tedafü'; bundan çıkar sefalet.. | |
| Nun-Ze-Lam (10) | + | ||
| İnzal | İndirme | …o hayat-ı ezeliyenin şuâatı, celevatı, münasebatı olan "irsal-i rusül ve inzal-i kütüb" rükünlerine bakar, remzen isbat eder … | |
| Menazil | Menziller | + | …o ruhanîler hayal sür'atiyle o meraya-yı nazifede, o menazil-i latîfede gezerler. |
| Menzil | Yer, ev, oda | Herbir âyet-i Tenzil, birer menzildir. | |
| Münzel | İndirilmiş | + | Ve münzel-i aleyh olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın bidayet-i vahiydeki telaşı ve nüzul-ü vahiy vaktindeki vaziyet-i bîhuşu ve herkesten ziyade Kur'ana karşı ihlas ve hürmeti gösteriyor ki: … |
| Münzil | Kur'an'ı indiren Allah (Esma) | + (Makam anlamında) | …nihayet Münzilü'l-Kur'an'ın afvına, himayesine mazhar olacağımıza da şübhe edilmemek lâzımdır. |
| Nazil | Yukarıdan inen | Besmele tek bir âyet olduğu halde, Kur'anda yüzondört defa nâzil olmuştur. | |
| Nezle | Burun akmasıyla kendini gösteren hastalık | İki gündür hem başımda, hem a'sabımda tesirli bir nezle ağrısı var. | |
| Nüzul | Yukarıdan inme; felç | Yani "Bismillahirrahmanirrahîm" yukarıdan nüzul ile semere-i kâinat ve âlemin nüsha-i musağğarası olan insana ucu dayanıyor. | |
| Tenezzül | İnme, kendini indirme | Hem onun izzet ve celaleti hiçbir vecihle hulfü'l-va'de tenezzül edip, tezellülü kabul etmez. | |
| Tenzil | Kur'an'ın tedricen indirilmesi; Kur'an | + | Herbir âyet-i Tenzil, birer menzildir. |
| Nun-Ze-He (7) | |||
| Münezzeh | Kusurlardan uzak | Abd, kendi kusurunu görüp istiğfar ile ve Rabbını bütün nekaisten pâk ve müberra ve ehl-i dalaletin efkâr-ı bâtılasından münezzeh ve muallâ ve kâinatın bütün kusuratından mukaddes ve muarra olduğunu; tesbih ile Sübhanallah ile ilân etsin. | |
| Mütenezzih | Kusurlardan temizlenmiş | Sath-ı âlemde kurulan şu sergi-yi İlahîde teşhir edilen tezyinata, kemalâta, güzel manzaralara ve rububiyetin haşmetiyle uluhiyetin azametine bir müşahid, bir mütenezzih, bir mütehayyir, bir mütefekkir lâzımdır ki, … | |
| Nezahet | Temizlik | …nasıl bir adam, güzel bir bahçede, güzel bir ziyafette, güzel ahbablar içinde, nezahetli, tatlı, namuslu, hoş, meşru bir lezzet ve eğlenceye kanaat etmeyip, … | |
| Nezih | Temiz | Ve bu niyazdan sonra, birden kuyunun duvarı yarılıp, şahane, nezih ve güzel bir bahçeye bir kapı açıldı. | |
| Nüzhet (Nüzhetgah) | Eğlenme (Eğlenme yeri) | Bu misafirhanelerdeki muvakkat nüzhetgâhlar kadar ağır gelmez. | |
| Tenezzüh | Gezinti; kusurlardan beri olma | Hem o darağacı, sana keyif ve tenezzüh için hoş bir salıncağa döner. | |
| Tenzih | Kusurlu olmadığını söyleme | Esma-i İlahiyenin definelerindeki cevherleri, manevî cihazat mizanlarıyla tartıp bilmek makamında, tenzih ve medih vazifesine başladılar. | |
| Nun-Sin-Be (12) | + | ||
| Enseb | En uygun | Demek asıl vazife-i fıtrat ve esas-ı ubudiyet ve kat'î borç olan farz namaz, şu vakitlerde lâyıktır ve ensebdir. | |
| İntisab | Bağlılık | Çünki iman, insanı Sâni'-i Zülcelal'ine nisbet ediyor; iman, bir intisabdır. | |
| Mensub | Ait, bağlı | …herkes mensub olduğu efendisinin şerefiyle, makamıyla iftihar ettiği gibi; … | |
| Münasib/Münasip | Uygun | Bu hadîsi, bir kısım ehl-i tarîkat, akaid-i imaniyeye münasib düşmeyen acib bir tarzda tefsir etmişler. | |
| Münasebet | İlişki, alaka | Makam münasebetiyle buraya alınmıştır | |
| Müntesib | Bağlı (kişi) | O mesleğin erkânlarının ve müntesibîninin kusuratlarını teşhir etmek. | |
| Mütenasib | Uygun | Şu risalelerde teşbih ve temsilleri, hikâyeler suretinde yazdığımın sebebi; hem teshil, hem hakaik-i İslâmiye ne kadar makul, mütenasib, muhkem, mütesanid olduğunu göstermektir. | |
| Neseb/Nesep | Soy | + | Evet bugün tarih-i âlemde hiçbir nesil, şecere ile ve senedlerle ve an'ane ile birbirine muttasıl ve en yüksek şeref ve âlî haseb ve asil neseb ile mümtaz hiçbir nesil yoktur ki, Âl-i Beyt'ten gelen seyyidler nesli kadar kuvvetli ve ehemmiyetli bulunsun. |
| Nisbet (Nisbi) | Bağ (Göreceli) | Ve telefon ise, ma'kes-i vahy ve mazhar-ı ilham olan kalbden uzanan bir nisbet-i Rabbaniyedir ki, kalb o telefonun başıdır ve kulağı hükmündedir. | |
| Niseb | Nisbetler | Nizam ve intizamın ruhu olan maneviyat ve revabıt ve niseb, heba olup gider. | |
| Tenasüb | Uygunluk | Küre-i arz sîmasında nebatat ve hayvanatın tedbir ve terbiye ve idaresindeki teşabüh, tenasüb, intizam, insicam, lütuf ve merhametten tezahür eden Sikke-i Kübra-i Rahmaniyettir ki, "Bismillahirrahman" ona bakıyor. | |
| Tensib | Uygun görme | Meselâ, hikmet-i İlahiyenin tensibiyle İmam-ı Şafiî'ye ittiba eden, ekseriyet itibariyle Hanefîlere nisbeten köylülüğe ve bedeviliğe daha yakın olup … | |
| Nun-Sin-Cim (3) | |||
| Mensuc | Dokunmuş | İşte bu dönmek hakikatı ne olursa olsun, maksud olan ve hem mensuc, hem meşhud olan intizama tesir etmez. | |
| Nesc | Dokuma | …öyle bir hâtem-i inayeti nescediyor ki, Güneşten daha parlak kendini akıllara gösteriyor. | |
| Nessac | Ören | Tâ ki nessacının muhtelif cilve-i esmasını ayrı ayrı göstersin. | |
| Nun-Sin-Hı (7) | + | ||
| İstinsah | Kopyasını çıkarma | …güya hardal küçüklüğünde bu kuvvecikte dest-i kudret, kalem-i kaderiyle insanın sahife-i a'malinden küçük bir sened istinsah ederek,… | |
| Mensuh | Hükmü kaldırılmış | Hem Rus gibi olanlar, mensuh ve tahrif edilmiş bir dini terk etmekle, hak ve ebedî ve kabil-i nesh olmayan bir dine ihanet etmek derecesinde gayretullaha dokunmadığından, zemin şimdilik onları bırakıp, bunlara hiddet ediyor. | |
| Müstensih | Kopya çıkaran | Acemî ve tevafuktan haberi yok ve bize de daha tevafuk tezahür etmeden evvel onun ve başka sekiz müstensihin birbirini görmeden yazdıkları nüshalarda; … | |
| Nesh | İptal | Hem Rus gibi olanlar, mensuh ve tahrif edilmiş bir dini terk etmekle, hak ve ebedî ve kabil-i nesh olmayan bir dine ihanet etmek derecesinde gayretullaha dokunmadığından, zemin şimdilik onları bırakıp, bunlara hiddet ediyor. | |
| Nüsah | Nüshalar | Zira Şarkî Anadolu usûl-ü tedrisiyle, "Molla Câmî"den nihayete kadar ikmal-i nüsah etti. | |
| Nüsha/Nusha | Kopya | + | O, yasak olan tab' değil, belki müstensihle bazı nüshalar alınmış ki, hükûmet ona birşey demez. |
| Tenasüh | Ölenlerin başka bedende geri geleceklerine dair batıl inanç | …şöhretperest olup dağ-misal meşhur ehramları bina eden ve sihir ve tenasühe kail olup cenazelerini mumya edip dağ misillü mezarlarda muhafaza eden Mısır firavunları … | |
| Nun-Sin-Ra (1) | + | ||
| Nesir | Hamele-i Arş'tan bir melek | Hamele-i Arş ve Semavat denilen melaikenin birinin ismi "Nesir" ve diğerinin ismi "Sevr" olarak dört melaikeyi,… | |
| Nun-Sin-Kaf (1) | |||
| Nesk | Düzgünce dizmek | O tefsir-i şerifte Lafzullah ve Resulullah kelimesinde başka bir ıttırad altında değil, bir neskle gitmiyor, manidar görünmüyor. | |
| Nun-Sin-Lam (4) | + | ||
| Ensal | Nesiller | …müstakbeldeki ensal-i âtiyenin temaşagâhına göndermek olan… | |
| Mütenasil | Üreyen | Mütedâhilen müteselsil olan makasıdın taaddüdü ve mütenasilen murtabıt olan metalibin teselsülü … | |
| Nesl/Nesil | Soy-sop | + | Belki yarınki gün, benim kabrim ve istikbal ise, emsalimin ve nesl-i âtinin bir kabr-i ekberi suretinde görünüp ünsiyet değil, belki vahşet verdi. |
| Tenasül | Üreme | Hiçbir millet ve hükûmet yoktur ki, kesret-i tenasüle tarafdar olmasın. | |
| Nun-Sin-Mim (1) | |||
| Nesim | Hoş (rüzgar) | …hava-i nesîminin dokunmasıyla eşcar ve nebatattan birer tel-i musikî gibi nağamat-ı zikriye kulağına gelsin … | |
| Nun-Sin-Vav (2) | + | ||
| Nisa | Kadınlar | + | Yalnız "rical" tabirinin ifadesiyle, nisanın pederi olduğunu işaret ettiğinden, nisa olarak nesli devam edecektir. |
| Nisvan | Kadınlar | Tesettür-ü nisvan hakkında Otuzbirinci Mektub'un Yirmidördüncü Lem'ası, gayet kat'î bir surette isbat etmiştir ki: Tesettür, kadınlar için fıtrîdir. | |
| Nun-Sin-Ye (2) | + | ||
| Nisyan | Unutma | İnsan nisyandan alındığı için, nisyana mübteladır. | |
| Tenasi | Unutmuş görünme | Bir gaye-i hayal olmazsa, yahut nisyan basarsa, ya tenasi edilse; elbette zihinler enelere dönerler,… | |
| Nun-Şın-Elif (5) | + | ||
| İnşa (İnşaat) | Meydana getirme (Çoğul) | + | Ve nev'-i insanın en büyük ve en ehemmiyetli, en lâyık ve umumî olan beka duasını; hayat-ı uhreviyenin inşasıyla ve Cennet'in icadıyla kabul etmesin? |
| Menşe' | Kaynak | Meselâ, toprakta herbir zerresi kabildir ki, muhtelif bütün tohumlar ve çekirdeklere medar ve menşe olsun. | |
| Münşi | İnşa eden | + | Hurma ağacına taalluk eden Musavvir ismiyle de, semeresine taalluk ve tecelli eden Münşi ismi, müsemmada müttehiddirler. |
| Naşi (Naşie) | İleri gelen, neş'et eden | ||
| Neş'et/Neşet/Neş'e | Meydana gelme | + | Daha bunun gibi çok elîm, ezici, dehşetli evham, küfründen ve dalaletinden neş'et edip, onu manen tazib eder. |
| Nun-Şın-Dal (2) | |||
| İnşad | Şiir okuma | Güya çiçek açmış herbir ağaç, güzel yazılmış manzum bir kasidedir ki; o kaside Fâtır-ı Zülcelal'in medayih-i bahiresini inşad edip, şâirane lisan-ı hal ile söylüyor. | |
| Neşide | Şiir | …tesbihat-ı İlahiye neşidelerini okutturan birer iğne başı suretinde kendini gösteriyorlar. | |
| Nun-Şın-Ra (5) | + | ||
| İntişar | Yayılma, dağılma | Evet havada dalların intişarı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemal-i suhuletle intişar etmesi ve yer altında yemiş vermesi; … | |
| Menşur | Neşredilmiş; Padişah emri | + | …kalem-i kudretin birer menşuru olan sahaif-i leyl ve nehar, yaz ve baharda yazılan tabakat-ı mevcudat üstünde taklid kabul etmez bir turra-i garrası vardır. |
| Münteşir | Yayılmış | + | …belki yeryüzünde münteşir bütün hemcinsimiz olan bütün meyvedarlara, belki sefinesiyle hazine-i rahmetten gelen bütün hedaya-yı Rahmaniyeye mutasarrıf olabilirsen, … |
| Naşir | Yayan, dağıtan | + | …Risale-i Nur'un naşirliğini yapan Nur kahramanları ağabeylerimiz, … |
| Neşir/Neşr (Neşriyat) | Yayma (Çoğul) | + | Hak olup, Hak'tan gelip Hak diyen ve hakikatı gösteren ve nuranî hikmeti neşreden odur. |
| Nun-Şın-Ze (2) | + | ||
| Naşize | Kocasına üstünlük taslayan kadın | Refika-i hayatına meşru dairesinde, yani latîf şefkatine, güzel hasletine, hüsn-ü sîretine binaen samimî muhabbet ile, refika-i hayatını da naşizelikten, sair günahlardan muhafaza etmenin netice-i uhreviyesi ise:… | |
| Nüşuz | Kadının kocasına itaat etmemesi | + | Karıda nüşûze, vekahete, zevc hakkına tecavüze sebeb olabilir. |
| Nun-Şın-Tı (1) | + | ||
| Neşat/Neşe (Bu kelime aynı zamanda Nun-Şın-Vav kökünden gelir. Bu iki kökten gelen kelimeler Türkçe'de Neşe şeklinde birleşmiştir) | Mutluluktan dışarı vuran sevinç | …muhafaza-i âhiretle beraber imar-ı dünya etmekle sa'ye neşat veren…/Her tarafta bir sürur, bir şehr-âyin, bir cezbe ve neş'e içinde zikirhaneler; herkes ona dost ve akraba görünür. | |
| Nun-Şın-Vav (3) | |||
| Neşe (Bu kelime ile Nun-Şın-Tı kökünden gelen Neşat kelimeleri Türkçe'de Neşe şeklinde birleşmiştir) | Mutluluktan dışarı vuran sevinç | Her tarafta bir sürur, bir şehr-âyin, bir cezbe ve neş'e içinde zikirhaneler; herkes ona dost ve akraba görünür. | |
| Neşv | Gelişme | İstanbul'u düşündükçe, iki karış kadar dili uzanmış, sair a'zâsı neşv-ü nemadan mahrum kalmış, ihtiyar bir çocuğun timsali zihnime geliyor. | |
| Neşve | Neşe | Çekildik neşve-i ümidden, tûl-i emellerden | |
| Nun-Sad-Be (5) | + | ||
| Mansıb | Memurluk | Mansıbların, makamların en bülendidir,/Hizmet-i iman ile asayiş ve saadeti temin... | |
| Mensab | Mertebe, makam | İşte sizin ilminize ve makam-ı içtimaînize ve mensab-ı fetvanıza ve bu havalideki nüfuzunuza ve evlâd hakkındaki müfrit şefkatinizden gelen teşvikkârane muavenetinize istinad ederek; … | |
| Nasb | Atama | Fakat o zâtlardan birisi, bir yere müftü nasbolunmuş; … | |
| Nasib/Nasîb | Pay, hisse | + | Hayme-nişin bir edibin bu kelâmdan nasîbi: |
| Nasibe | Haricilerin/Emevilerin müfritleri | Bir kısmı, senin adavetinden çok ileri gidecekler, onlar da Havariç'tir ve Emevîlerin müfrit bir kısım tarafdarlarıdır ki, onlara Nâsibe denilir. | |
| Nun-Sad-Ha (3) | + | ||
| Nasayih/Nasaih | Nasihatlar | …o vakit nazariyat-ı şer'iye ve mesail-i dakika ve nasayih-i hafiyeyi anlamak için, bildiği lisan ile hutbe okunması ve suver-i Kur'aniyenin -eğer mümkün olsaydı- tercümesi belki müstahsen olurdu. | |
| Nasih | Nasihat eden | + | İşte tahmin ederim ki, nâsihlerin nasihatları şu zamanda tesirsiz kaldığının bir sebebi şudur ki: |
| Nasihat | Öğüt | İşte tahmin ederim ki, nâsihlerin nasihatları şu zamanda tesirsiz kaldığının bir sebebi şudur ki: | |
| Nun-Sad-Ra (7) | + | ||
| Ensar | Medineli sahabeler | …Hazret-i İsa'nın (A.S.) Havariyyun'a, Hazret-i Muhammed'in (A.S.M.) Ensar'a tekliflerini ve onların icabetini hatırladım. | |
| Mansur | Yardım görmüş | Ev mahz-ı becâ, mansur-u İlâhi | |
| Nasara | Hıristiyanlar | Zaman-ı Sahabede Benî-İsrail ve Nasara ulemalarından çoğu İslâmiyete girdiler. | |
| Nasrani (Nasraniyet) | Hıristiyan (Hıristiyanlık) | + | Nasraniyet İslâmiyete teslim olacak |
| Nasır | Yardımcı | + | Nâsırımız, hâmimiz, muînimiz, hâfızımız Allah'tır. |
| Nasr | Sure | + | …lafız itibariyle küçük, fakat makam ve mana itibariyle âlî ve şümullü Suretü'n-Nasr … |
| Nusret | Yardım | Hazret-i Hâlid İbn-i Velid'e (Seyfullah'a) birkaç saçını verip, nusretine dua etmiş. | |
| Nun-Sad-Sad (4) | |||
| Mensus | Ayet ve hadisle belirlenmiş kesin hususlar | Demek maânî-i mensusa, müteselsilen menba'-ı Risaletten alınmıştır. | |
| Nass | Dinin kesin hükmü | Evet nass-ı hadîs ile nev'-i beşerin en mümtaz şahsiyetleri olan yüz yirmidört bin enbiyanın icma' ve tevatür ile kısmen şuhuda ve kısmen hakkalyakîne istinaden, … | |
| Nusus | Naslar | O Kur'an-ı câmiin nusus ve vücuhundan ve işarat ve rumuzundan çıkan şeriat-ı kübra-yı İslâmiyenin kemal-i intizamı ve muvazeneti ve hüsn-ü tenasübü ve resaneti; … | |
| Tansis | İslam'daki kesin hükümlere dayandırma | Fakat ecdad-ı Nebi'den Kâ'b İbn-i Lüeyy'in meşhur ve sarih ve tansis tarzındaki bu şiiri ki: | |
| Nun-Sad-Fe (5) | + | ||
| İnsaf | Önyargısız gerçeği kabullenme | Ey şu risaleyi insaf ile mütalaa eden kardeş! | |
| Munsıf | İnsaflı | …müşfik ve munsıf bir hoca tavrıyla, kusurumuz varsa bize lütufkârane ihtar ve ikazdır. | |
| Nısf/Nısıf | Yarım, yarısı | + | Nev'-i insanın -bir cihette- nısfı olan ihtiyarlar, yalnız hayat-ı uhreviye ile yakınlarında bulunan kabre karşı tahammül edebilirler. |
| Tansif | Yarıya bölmek | Kabil-i taksim olmayan hafifinden nısf-ı ekser, sakîlinden nısf-ı ekall olarak bütün aksamını tansif etmiştir. | |
| Tasannuf | Zoraki yazılmış kitap | Bu, sümmettedarik tasannuf değil | |
| Nun-Sad-Lam (1) | |||
| Nasl | Uçmasına yardım eden kanatları olmayan ok | Nasl'sız, yani okun uçmasına yardım eden kanatları olmayan okları verirdi.
Mektubat - 138 | |
| Nun-Sad-Ye (1) | + | ||
| Nasiye | Alın, yüz | + | Ehadiyet-i zâtiyesiyle beraber doğrudan doğruya herşeyin dizgini onun elinde; herşeyin anahtarı kabzasında, herşeyin nâsiyesini tutuyor; bir iş bir işe mani olmuyor. |
| Nun-Tı-Fe (1) | + | ||
| Nutfe | Döllenmiş yumurta | + | Der ki: Nutfeden alakaya, alakadan mudgaya, mudgadan tâ hilkat-i insaniyeye kadar olan neş'etinizi görüyorsunuz. |
| Nun-Tı-Kaf (7) | + | ||
| İntak | Konuşturma | …güya o cevv-i semayı berkler, şimşekler, ra'dlar, katreler kelimeleriyle intak ediyor. | |
| İstintak | Konuşturma | …sağında, aklı istintak edip tasdikini temin; solunda, vicdanı istişhad ederek teslimini tesbit; … | |
| Mantık | Doğru düşünme/sonuca varma ilmi | + (Konuşma anlamında) | Aynen öyle de, biz de ilm-i usûl ve fenn-i mantıkça sebr ve taksim denilen en kat'î bir hüccetle deriz: |
| Mıntıka | Bölge | Çünki derecat-ı Şemsiyenin medarı olan "mıntıkatü'l-buruc" tabir ettikleri daire-i azîme, … | |
| Müstantık | Sorgu hakimi | Hattâ ikinci gün, ben müstantık dairesinde müddeiumumun suallerine cevab verirken, … | |
| Natık | Konuşan | Şimdi şu ikinci bürhan-ı nâtıkî olan Hâtemü'l-Enbiya Aleyhissalâtü Vesselâm'ı tanımalıyız, dinlemeliyiz. | |
| Nutuk/Nutk | Konuşma | "Acaba tılsımı nedir, içinde ne var?" deyip düşünürken, birden o muarrif üstadın beyan ettiği nutkunu işittiler. | |
| Nun-Zı-Ra (15) | + | ||
| Enzar | Bakışlar | Hem mümkün olur mu ki; gayet cemalde bir kemal-i san'at, onun üzerine enzar-ı dikkati celbeden bir dellâl vasıtasıyla teşhir istemesin? | |
| İntizar | Gözleme, bekleme | Yemesini te'hir eder ve intizar ile telezzüz eder. | |
| Manzar | Bakış yeri | …ilm-i ezelî, hadîsin tabiriyle "Manzar-ı a'lâdan, ezelden ebede kadar herşey, olmuş ve olacak, birden tutar, ihata eder bir makam-ı a'lâdadır." | |
| Manzara | Bakılan yer | Ve Âlem-i Berzah'ta ziyadar, munis birer manzara olurlar. | |
| Manzur | Beğeni | Bu kerre ikmaline muvaffak olabildiğim üç risale-i şerife ki; Yirmidördüncü, Yirmidokuzuncu Söz, Otuzbirinci Mektub'un Beşinci Lem'ası Mirkatü's-Sünne Risaleleri bera-yı tashih ve manzur-u üstadanelerine buyurulmak üzere takdim edildi. | |
| Muntazar | Beklenen | Said'i beklerdi yıllar/Sensin gönülde muntazar | |
| Muntazır | Bekleyen | + | Sonra o vakit, kafileye muntazır kaldılar. |
| Münazara | Tartışma | …basit avamın fehmine gelecek bir muhavere-i temsiliye ve bir münazara-i faraziye tarzında ve lisan-ı hali, lisan-ı kàl suretinde söylemiştim. | |
| Münazır | Tartışan | Çünki insaflı bir münazır, hayalî bir münazara sahasında, arasıra hasmının libasını giyer, ona bir dava vekili olarak onun lehinde müdafaada bulunur. | |
| Nazar | Bakma; göz değmesi | + | Mecmu-u ziyasındaki Güneşin zâtını mülahaza etmek için gayet geniş bir tasavvur ve ihatalı bir nazar lâzım olduğundan; … |
| Nazair | Nazireler | Hem kâh oluyor ki, ef'al-i uhreviyesini öyle bir tarzda zikreder ki; dünyevî nazairlerini ihsas etsin, tâ istib'ad ve inkâra meydan kalmasın. | |
| Nazari | Teorik | Kader ve cüz'-i ihtiyarî, İslâmiyetin ve imanın nihayet hududunu gösteren, hâlî ve vicdanî bir imanın cüz'lerindendir. Yoksa ilmî ve nazarî değillerdir. | |
| Nazır | Bakan, gözeten | + | Bu ders akıldan ziyade kalbe bakar, delilden ziyade zevke nâzırdır. |
| Nazire | Misil, denk | Veyahut istikbalî ve uhrevî olan ef'al-i acibe-i İlahiyeyi öyle bir surette zikreder ki, meşhudumuz olan çok nazireleriyle onlara kanaatımız gelir. | |
| Nezaret | Gözetleme, kontrol | Hapis musibetine düşenlere ve onlara merhametkârane, sadakatle, hariçten gelen erzaklarına nezaret ve yardım edenlere kuvvetli bir teselliyi "Üç Nokta"da beyan edeceğim. | |
| Nun-Zı-Fe (3) | |||
| Nazif | Temiz | Bizlere, Rezzak namına en latîf, en nazif, âb-ı hayat gibi bir gıdayı takdim ediyorlar. | |
| Nezafet | Temizlik | Ve İsm-i Kuddüs'ün cilve-i a'zamından gelen tanzif ve nezafet, bütün kâinatın mevcudatını temizliyor, güzelleştiriyor. | |
| Tanzif | Temizleme | Ve İsm-i Kuddüs'ün cilve-i a'zamından gelen tanzif ve nezafet, bütün kâinatın mevcudatını temizliyor, güzelleştiriyor. | |
| Nun-Zı-Mim (10) | |||
| İntizam | Düzenlilik | Küre-i arz sîmasında nebatat ve hayvanatın tedbir ve terbiye ve idaresindeki teşabüh, tenasüb, intizam, insicam, lütuf ve merhametten tezahür eden Sikke-i Kübra-i Rahmaniyettir ki, "Bismillahirrahman" ona bakıyor. | |
| Manzum | Dizenli | …içindeki san'atlarının işaretlerini öğretip, derûnundaki manzum murassa'lar ve mevzun nukuş nedir? | |
| Manzume | Şiir | Yirmibeş sene evvel Ramazanda ikindiden sonra Şeyh-i Geylanî'nin (K.S.) Esma-i Hüsna manzumesini okudum. | |
| Munazzım | Düzenleyen, nizamlı yaratan (Esma) | Onun ile bunlara "Mukaddir, Munazzım, Musavvir" isimlerini okutturuyor. | |
| Muntazam
Düzenli, tertipli| |
Evet bütün kâinatı bir saray, bir ev gibi muntazam idare eden ve yıldızları zerreler gibi hikmetli ve kolay çeviren ve gezdiren ve zerratı muntazam memurlar gibi istihdam eden Zât-ı Akdes-i İlahî… | ||
| Nazım/Nazm | Kafiyeli ve ölçülü söz | Halbuki şiir ve nazma istidadım yokken yine başladım, fakat nazım ve şiir yapamadım; nasıl hutur etti ise, öyle yazdım. | |
| Nazım/Nâzım | Düzene koyan | Mistardır, masdar değil. Nizamdır, nâzım değil. Kanundur, kudret değil. | |
| Nazzam | En güzel şekilde nizam veren (Esma) | O hareket nerede? Nazzam-ı kevn nerede? | |
| Nizam | Düzen | Öteki bedbaht nefer ise, askerliği bırakır. Nizama tâbi olmak istemez, sola gider. | |
| Tanzim (Tanzimat) | Düzene koyma (Çoğul) | Evet Şems ve Kamer'i, anasır ve maadini, nebatat ve hayvanatı; bir nakş-ı a'zamın atkı ipleri gibi o binbir isimlerin şuâlarıyla tanzim eden … | |
| Nun-Ayn-Te (1) | |||
| Na't/Naat | Methetme, Peygamber ve 4 halifeyi özen manzume | …Gazalî Hazretlerinin "Ey risalet tahtının hurşid-i mâh-ı enveri" na't-ı şerifi makamında okunabilir. | |
| Nun-Ayn-Ra (1) | |||
| Nara/Na'ra | Duygu veya sarhoşluk nedeniyle bağırma | Zelzele na'raları, hâdisat sayhaları sizi hiç korkutmasın, vesvese de vermesin. | |
| Nun-Ayn-Şın (1) | |||
| Naaş/Na'ş | Kefenlenip tabuta konmuş ölü | Öper melekler de nurlu na'şını | |
| Nun-Ayn-Lam (1) | |||
| Nal | At ayakkabısı | Ben de o adamlara cevaben: "At yeni nallı olduğundan hiç zahmet çekmeden geldim." | |
| Nun-Ayn-Mim (10) | + | ||
| Enam/En'am | Sure; küçük kitapçık; deve, sığır, koyun vb. hayvanlar | + | Onun içindir ki, yağmura "rahmet" namı verildiği gibi, bu mübarek hayvanlara da "en'am" namı verilmiş. |
| İn'am/İnam | Nimet verme | Nimetten in'ama geçsen, Mün'im'i bulursun. | |
| Münim/Mün'in | Nimeti veren | Nimetten in'ama geçsen, Mün'im'i bulursun. | |
| Mütenaim | Nimete mazhar olmuş | …bu fakir ve muhtaç olan talebenize arkasından göndereceğiniz dua ve hediyenizle mütena'im, şâd ve mesrur olsun. | |
| Naim/Naîm | Güzel | + | …âyet-i sübhanînin işaret buyurduğu ecr-i naîm, çok Hasan Feyzi'ler sünbül vermesini eltaf-ı İlahiyeden tazarru' ve niyaz eylerim. |
| Neam | Evet | + | Neam sadakte, Eyyühe'l-Üstadü'l-Muhterem |
| Niam | Nimetler | …hem o günde mazhar olduğu sıhhat ve selâmet ve hayırlı hizmet gibi niam-ı İlahiyenin bir yekûn-ü azîm teşkil ettiği zamanı,… | |
| Nime/Ni'me | Ne güzel | Bütün kuvvetimle "Hasbünallahü ve ni'melvekil" dedim. | |
| Nimet/Ni'met | İyilik, ihsan | + | Nimetten in'ama geçsen, Mün'im'i bulursun. |
| Tenaum | Nimetlenme | Tâ, daimî tena'umla o daimî in'ama karşı şükür ve minnettarlığını göstersin. | |
| Nun-Ayn-Ye (1) | |||
| Nay/Na'y | Ölüm haberi | İbrahim Aleyhisselâm'dan sudûr ile, kâinatın zeval ve ölümünü ilân eden na'y-i لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِل۪ينَ beni ağlattırdı. | |
| Nun-Fe-Hı (1) | + | ||
| Nefha | Üfleyiş | + | Oraya da taze bir ruh ve taze bir nefha üfledin. |
| Nun-Fe-Dal (1) | + | ||
| Nefad (Bî-nefad) | Tükenme (Tükenmeme) | + | Kur'an ise, zahiren o Nebiyy-i Muhatabı gösterir; muhatap sahib-i kelâma perde. Zira bir Vâcibü'l-Vücud ki, bî-nefad u bînihayet hitabu kelimat-ı Sübhanî |
| Nun-Fe-Zel (7) | + | ||
| İnfaz | Yerine getirme | "Tesadüf, şirk ve tabiat"tan teşekkül eden fesad şebekesinin âlem-i İslâmdan nefiy ve ihracına, Risale-i Nur'ca verilen karar infaz edilmiştir. | |
| Menafiz | Menfezler | Bizim gibi küçücük hayvanlara kâfidir, mesamatta tereşşuh, menafizde şuâat. | |
| Menfez | Delik, girilecek yer | Eğer "Evet" diye bunları da isbat etse; o vakit bu mes'elenin hiçbir cihette hiçbir köşesinde bir delik, bir menfez kalmaz ki, şek ve şübhe ve vesvese girebilsin. | |
| Müteneffiz | Nüfuz sahibi | O hasenatı, müteneffiz bir şahsa vermekle, tefer'una vasıta ve vesile oluyorsun. | |
| Nafiz (Nafize) | Nüfuz eden, etkili | Evet emri nafiz büyük bir âmirin mutî' ve büyük bir ordusuna "Arş" emri nerede? | |
| Nüfuz | İçine girme | Hem Güneşin azamet-i nuraniyeti derecesinde ihatası, nüfuzu ziyadeleşir. | |
| Tenfiz | Uygulamak | Cemaatın ruhu olan şahs-ı manevî daha metindir ve tenfiz-i ahkâm-ı şer'iyeye daha ziyade muktedirdir. | |
| Nun-Fe-Ra (8) | + | ||
| Menfur | Nefret edilen | Âyâ, sevmek, nefret etmek mahalli olan kalbiniz bozulmuş mu ki, en menfur bir işi sever? | |
| Müteneffir | Nefret eden | …gizli Ezan-ı Muhammedîyi (A.S.M.) işitmekten kulağı müteneffirane, havftan gelen bir istikrah ile, kalktı kaçtı. | |
| Nefer (Neferat) | Asker, er (Çoğul) | + (Gurup anlamında) | O iki asker, o muarrif adamın sözünü dinledikten sonra şu bahtiyar nefer, sağa gider. |
| Nefret | Tiksinme | Eğer mazi, yani geçmiş zamanın hâdisatını, sinema ile halihazırda gösterdikleri gibi; istikbaldeki ahval dahi, meselâ elli sene sonraki halleri bir sinema ile gösterilse idi, ehl-i sefahet şimdiki güldüklerine yüzbinlerce nefrin ve nefret edip ağlayacaktılar. | |
| Nefrin | Lanet | Eğer mazi, yani geçmiş zamanın hâdisatını, sinema ile halihazırda gösterdikleri gibi; istikbaldeki ahval dahi, meselâ elli sene sonraki halleri bir sinema ile gösterilse idi, ehl-i sefahet şimdiki güldüklerine yüzbinlerce nefrin ve nefret edip ağlayacaktılar. | |
| Tenafür | Birbirinden nefret etme | Umûr-u mütenasibede temayül ve tecazüb ve mütezâdde olan eşyalarda tenafür ve tedafü' kaide-i meşhuresi, maddiyatta nasıl cereyan ediyor; maneviyat ve ahlâkta dahi cereyan eder. | |
| Teneffür | Nefret etme | Zulüm ve fıskta hasis ve hayırsız bir lezzet görüldüğünden, onlardan nefis teneffür etmez. | |
| Tenfir | Nefret ettirme | …ekseriyet itibariyle dünyadan, merhametkârane bir tarz ile tenfir edip usandırıyor, … | |
| Nun-Fe-Sin (7) | + | ||
| Enfas | Nefesler | Evet küffarın nüfus ve enfasları kabza-i kudretinde olan Kadîr-i Zülcelal, bir emir ile, bir sayha ile onları mahvetmiyor. | |
| Enfüsi | İnsanın maneviyatıyla ilgili | Bu'diyetimiz noktasında kat'-ı meratib edip bir derece kurbiyete müşerref olmaktır ki, ekser seyr ü sülûk-ü velayet ona göre ve seyr-i enfüsî ve seyr-i âfâkî bu suretle cereyan ediyor. | |
| Nefes | Soluk | Emr ve iradenin bir arşı olan havanın, rüzgârın her bir parçası ve bir nefes ve tırnak kadar olan هُوَ lafzındaki havada; … | |
| Nefs/Nefis (Nefsani) | Günah ve sevap ayırt etmeden saldıran istek ve duygular; insanın öz benliği (Nefis hesabına) | + | Ve o harb ise; nefis ve heva, cin ve ins şeytanlarına karşı mücahede edip günahlardan ve ahlâk-ı rezileden kalb ve ruhunu helâket-i ebediyeden kurtarmaktır. |
| Nefis/Nefîs | Lezzetli | …Cenab-ı Hakk'ın Hâlık-ı Rahman-ı Rahîm'in insanlara ihzar ettiği çeşit çeşit nefîs, leziz me'kûlat ve meşrubata zarf olan bir maide ve bir sofra-i Rahmanî şeklinde görünecektir. | |
| Nüfus | Nefisler | Evet küffarın nüfus ve enfasları kabza-i kudretinde olan Kadîr-i Zülcelal, bir emir ile, bir sayha ile onları mahvetmiyor. | |
| Teneffüs | Nefes alıp verme; mola | …fâni dünyanın bekasız ve ağır işlerin verdiği gaflet ve sersemlikten ruhun teneffüse ihtiyaç vakti ve in'amat-ı İlahiyenin tezahür ettiği bir andır. | |
| Nun-Fe-Ayn (5) | + | ||
| İntifa' | Faydalanmak | …bütün menfaatleriyle intifa ettiğin ve saadetleriyle mes'ud olduğun mevcudatın ve bütün kâinatın … | |
| Menafi' | Menfaatler | + | …sekene-i zeminin meskeni gibi birçok işlerinde hizmetkârlık ederek ve mahfî bazı hikem ve menafi' için kudret ve hikmet-i İlahiyeye secde-i itaat ederek, … |
| Menfaat | Çıkar, fayda | Hâlık ve Rezzak, ondan başka yoktur. Zarar ve menfaat, onun elindedir. | |
| Nafi (Nafiye) | Faydalı; Esma | …sabır ile Hâlıkına tevekkül ve iltica ve şükür ile Rezzakından sual ve dua; ne kadar nâfi' ve tiryak gibi iki ilâç olduğunu; … | |
| Nef' | Fayda | + | Hayır şer, güzel çirkin, nef' zarar, kemal noksan, ziya zulmet, hidayet dalalet, nur nâr, iman küfür, taat isyan, havf muhabbet gibi âsârlarıyla, meyveleriyle şu kâinatta ezdad birbiriyle çarpışıyor. |
| Nun-Fe-Kaf (4) | + | ||
| İnfak | Nafaka verme, geçimini sağlama | + | …bütün hayvanlara her baharda âdeta sırf gaybdan infaklarını bilfiil tekeffül ederek bilmüşahede vermekle;… |
| Münafık | Müslüman olmadığını halde o şekilde görünen | + | Çünki münafık itikadsızdır, kalbsizdir ve vicdansızdır, Peygamber (A.S.M.) aleyhindedir. (Şimdiki bazı zındıklar gibi.) |
| Nafaka | Geçimlik | + | Daim nafakasını düşünüp onun peşine dolaşır, taburu terkeder, çarşıya gider, alışveriş ederdi. |
| Nifak | Münafıklık | + | Hem gaflet içinde fenalara uymamak ve lâkaydlıkta nefsin dizginini bırakmamak için, nifakın başına geçecek müdhiş şahıslardan her asır çekinmeli ve korkmalı. |
| Nun-Fe-Kef (1) | |||
| Münfekk | Ayrılmış | Saltanat ve hilafet gayr-ı münfekk, müttehid-i bizzâttır. | |
| Nun-Fe-Lam (3) | + | ||
| Enfal | Sure, ganimetler | + | Baştaki beş surenin Lafz-ı Celal adedi; Sure-i A'raf, Enfal, Tevbe, Yunus, Hud'daki Lafz-ı Celal adedinin iki mislidir. |
| Nafile | Farz ve vacip dışındaki zorunlu olmayan ibadetler; faydasız | + | Evet zekat kadar, belki daha ziyade nafile ve ihsan, yahut sair suretlerde verip riya ve şöhret gibi, minnet ve tezlil gibi zararları kazanmak nerede? |
| Nevafil | Nafileler | Bir tek Sünnet-i Seniyeye ittiba' noktasında hasıl olan makbuliyet, yüz âdâb ve nevafil-i hususiyeden gelemez./Bana hiddet fayda vermez, nâfile yorulmayınız. | |
| Nun-Fe-Ye (5) | + | ||
| Menfa | Sürgün yeri | Yani, bir menfadan diğerine (Isparta'ya) gönderildim. | |
| Menfi | Sürgün edilen; olumsuz | Hem ehl-i dünya bütün menfîlere vesika verdiği ve cânileri hapisten çıkarıp afvettikleri halde, bana zulüm olarak vermediler./Biri müsbet, diğeri menfîdir. | |
| Münafi | Aykırı | Fakat aklı başında olanlar, fikren onların esas-ı akaide münafî olan manalarını kabul edemez. | |
| Mütenafi | Birbirine zıt olan | Mütenafi olmayan vücuh-u i'cazda ayrı ayrı gitmişler. | |
| Nefy/Nefiy | Yokluğunu ifade etme; sürgün | Çünki nefy-i nefy, isbattır. Yani: Yok, yok ise; o vardır. Yok, yok olsa; var olur./Ve o nefy ve yolculuk ise, âlem-i ervahtan, rahm-ı maderden, sabavetten, ihtiyarlıktan, dünyadan, kabirden, berzahtan, haşirden, Sırat'tan geçer bir uzun sefer-i imtihandır. | |
| Nun-Kaf-Be (2) | + | ||
| Menkıbe | Hayat hikayesi | …ihtiyarlara ve gençlere ahlâkî öğütler ve hayat tecrübesinden alınmış ibretli vak'aları ve faideli menkıbeleri ihtiva eden mevcudun yüzde doksanını teşkil eden risalelerdir. | |
| Nikab | Perde | Yani gece ve gündüzün nurani âyetlerinin nikablanmasıyla bir azamet-i İlahiyeyi ilâna medar olduğundan, Cenab-ı Hak ibadını o vakitte bir nevi ibadete davet eder. | |
| Nun-Kaf-Dal (6) | |||
| İnkıyad | Boyun eğme | …ve Kur'an'ı dinlemek, hükmüne inkıyad etmek, namazı kılmak, kebairi terk etmek; ebedü'l-âbâd yolculuğunda ne kadar mühim, değerli revnakdar bir bilet, bir zâd-ı âhiret, bir nur-u kabir olduğunu anlamak istersen; … | |
| Munkad/Münkad | Boyun eğen | …beşer gibi âdet-i İlahiyeye ve evamir-i tekviniyesine münkad ve mutî' olmuş. | |
| Münekkid/Münekkit | Tenkid eden | Ey insafsız ve dikkatsiz ve imanı zaîf, felsefesi kavî, hodbin, münekkid adam! | |
| Nakd/Nakid/Nakit | Peşin para | Benim param olsa, hüsn-ü rızam ile, böyle kıymetdar kardeşlerimin herbirisini askerlikten kurtarmak için, bedel-i nakdiye bin lira kadar da olsa, verirdim. | |
| Nekkad/Nakkad | İyi ve kötüyü ayırt eden | Ulema-yı dinin efkâr-ı umumiyelerine müracaat ediniz ve ezhan-ı nekkada havale ediniz. | |
| Tenkid/Tenkit | Eleştiri | Biz de onun tarifine ve medar-ı tenkid olmuş bir-iki lem'a-i i'cazına işaret ederiz. | |
| Nun-Kaf-Zel (1) | + | ||
| İnkaz | Kurtarma | Sarsar-ı ilhaddan inkaz eden,/Şu'le-i Hûd-u hidayettir sözün. | |
| Nun-Kaf-Ra (1) | + | ||
| Nakarat | Tekrarlananlar | …iddianamede beni emniyeti ihlâl suçu ile ittiham edip ve cerbeze ile eski nakaratı tazeleyerek "İnkılaba karşı geliyor" demiş. | |
| Nun-Kaf-Şın (6) | |||
| Menkuş | Nakşedilmiş | Gözün gözbebeği de, bal arısı gibi, bütün kâinat safhalarında menkuş gül ve çiçek gibi delillerinden, bürhanlarından alacağı ibret, fikret, ünsiyet gibi usare ve şıralarından … | |
| Münakaşa | Mücadele, tartışma | Müzahame ve münakaşayı îcab edecek bir sebeb yoktur. | |
| Münakkaş | Nakışlı | Evet kemik gibi bir kuru ağacın ucundaki tel gibi incecik bir sapta gayet münakkaş, müzeyyen bir çiçek ve gayet musanna' ve murassa' bir meyve, … | |
| Nakkaş | Her şeyi sanatla süsleyen Allah (Esma) | Nakkaş-ı Ezelî, gözümüzün önünde kışın beyaz sahifesini çevirip, bahar ve yaz yeşil yaprağını açıp, rûy-i arzın sahifesinde üçyüz binden ziyade enva'ı, kudret ve kader kalemiyle ahsen-i suret üzere yazar. | |
| Nakş/Nakış | Sanatlı süsleme | Çünki nasıl merkezî bir nakış, her taraftan gelen atkı ve iplerin intizamından ve vaziyetlerinden hasıl oluyor. | |
| Nukuş | Nakışlar | Ve temsilde gördüğümüz nakışlar ve o nakışların remizleri ise, şu âlemi süslendiren muntazam masnuat ve mevzun nukuş-u kalem-i kudrettir ki, Kadîr-i Zülcelal'in esmasına delalet ederler. | |
| Nun-Kaf-Sad (7) | + | ||
| Nakıs | Noksan | …hem Fatiha ile başlamak, yani bir şeye yaramayan ve yerinde olmayan nâkıs, fakir mahlukları medih ve minnettarlığa bedel, … | |
| Nakise/Nakîse | Kusur, eksiklik | Yoksa kemaline nakîse ve ıtlakına kayıd konmak ve nihayetsizliğine nihayet vermek ve en kavî bir kudreti en zayıf bir acze sukut ettirmek ve nihayetsiz bir kudrete, nihayetsiz olduğu bir vakitte, bir mütenahî ile nihayet vermek lâzım gelecek. | |
| Naks | Eksiklik | + | …asıl mahiyetin kusur, naks, fakr, acizden yoğrulmuştur ki; … |
| Nekais | Noksanlıklar | Abd, kendi kusurunu görüp istiğfar ile ve Rabbını bütün nekaisten pâk ve müberra ve ehl-i dalaletin efkâr-ı bâtılasından münezzeh ve muallâ ve kâinatın bütün kusuratından mukaddes ve muarra olduğunu; tesbih ile Sübhanallah ile ilân etsin. | |
| Noksan | Eksik | Haydi padişah var; fakat benim cüz'î istifadem ona ne zarar verebilir, hazinesinden ne noksan eder? | |
| Tenakus | Eksilme | …nokta-i merkeziyenin muhit âyinelerine verdiği feyiz ve cilve-i aks, müzahametsiz, tecezzisiz, tenakussuz, nisbeti birdir. | |
| Tenkıs/Tenkis | Noksanlaştırma | Senin bir cüz'-i ihtiyarın bulunmakla, o nimetlerin kıymetlerini fahrin ile tenkis ediyorsun, gururunla tahrib ediyorsun ve küfranınla ibtal ediyorsun ve temellükle gasbediyorsun. | |
| Nun-Kaf-Dad (6) | + | ||
| Enkaz | Yıkıntı, kalıntı | Hattâ güz mevsiminde vazifesi bitmiş, vefat etmiş mahlukların enkaz-ı maddiyesini bahar masnuatında istimal ediyor; onların binalarında dercediyor. | |
| Münakız | Zıt | Abes ise istikra-i tâmma münakız olduğu gibi Sâni'-i Hakîm'in hikmetine dahi muarız ve Nebiyy-i Sadık'ın hükmüne de muhaliftir. | |
| Mütenakız | Birbirine zıt | Hem niçin ehl-i fikir ve nazar, herbiri kat'î bürhan ile hak telakki ettikleri efkârlarında, birbirine mütenakız bir surette hakikatı görüyorlar ve gösteriyorlar? | |
| Nakizeyn/Nakîzeyn | İki zıt | Çünki vücud ve adem gibi ve nakîzeyn gibi iki zıddırlar. | |
| Nakz | Çözme, geçersiz hale getirme | + | …elbette rûy-i zeminde adalet varsa, o kararı red ve bu hükmü nakzedecektir. |
| Tenakuz | Çelişki | …biraz sonra her nedense "cem'iyettir" diye iddia etmesi bir tenakuzdur. | |
| Nun-Kaf-Tı (2) | |||
| Nokta | Tek dokunmalık işaret; önemli husus | Bir meyve bir harf; bir çekirdek, bir noktadır./Besmelenin rahmet noktasında parlak bir nuru, sönük aklıma uzaktan göründü. | |
| Nukat | Noktalar | …yirmisekiz noktada ta'dil ve ilâve buyurulan nukat-ı mühimme, … | |
| Nun-Kaf-Lam (4) | |||
| Münakale | Geliş-gidiş | …aralarında münakale ve muhabere başladı; … | |
| Menkul (Menkulat) | Nakledilen (Çoğul) | Naklederek, beşeri onunla ikaz eder. Menkulâtı şunlardır: | |
| Nakil/Nâkil (Nakile) | Nakleden (Verici) | …bütün dünyada mevcud telefonların, telgrafların, radyoların ve hadsiz ve muhtelif konuşmaların merkezleri, santralları, âhize ve nâkileleri bulunsun … | |
| Nakl/Nakil (Nakliye) | Aktarma (Taşıma) | Çünki kavl-i racih odur ki: "Nakl-i hadîs-i bilmana caizdir." | |
| Nun-Kaf-Mim (3) | + | ||
| İntikam | Öç alma | + | Bir dakika intikam lezzeti ile katleder, seksen bin saat hapis elemlerini çeker. |
| Müntakim | İntikam alan; Esma | + | رَبِّكَ}} lafzı; Kahhar, Cebbar, Müntakim'e bedel yine şefkati ihsas etmekle kılleti işaret ediyor. |
| Nıkmet | Şiddetli ceza | …şefkati musibete, muhabbeti hırkate ve nimeti nıkmete ve aklı, meş'um bir âlete ve lezzeti eleme kalbettirmekle … | |
| Nun-Kaf-He (1) | |||
| Nekahet | Hastalıktan iyileşme dönemi | Ramazan Bayramından beri iki defadır hastalığım ki, el-ân nekahet devrindeyim; … | |
| Nun-Kef-Te (2) | |||
| Nüket | Nükteler | Elbette şu çeşit mesailde en birinci talebe ve muhatab olan ve nüket-i Kur'aniyeyi takdir eden İbrahim Hulusi, o nükteyi işitmek ister. | |
| Nükte | Derin ve ince manalı söz | Elbette şu çeşit mesailde en birinci talebe ve muhatab olan ve nüket-i Kur'aniyeyi takdir eden İbrahim Hulusi, o nükteyi işitmek ister. | |
| Nun-Kef-Ha (1) | + | ||
| Nikah | Evlenme | + | Madem bu dâr-ı elemde, bu kadar acib ve ayrı ayrı lezzetlere medar; ekl ve nikâhtır. |
| Nun-Kef-Ra (10) | + | ||
| İnkar | Reddetme, olmadığını söyleme | Güneş gibi zahir olan rahmetini ve ziya gibi görünen hikmetini inkâr ettirsin. | |
| İstinkar | İnkar etme | Evet insan düşündükçe, cemi' sıfât-ı kemaliye ile muttasıf olan Sâni'den istiğrab ve istinkâr ettikleri şu hayret-efza masnuatı … | |
| Menkur | İnkar edilen | Cenab-ı Hakk'a malûm ve maruf unvanıyla bakacak olursan, meçhul ve menkûr olur. | |
| Münekker | (Dilbilgisinde) Belirsizleştirme | Muarrefi münekker eden biri de: | |
| Münker (Münkerat) | Haram; Kabir sorgu meleklerinden biri (Çoğul) | + | Öyle de, şu münkerat zamanında ve âdât-ı ecanibin istilası anında ve bid'aların kesreti vaktinde ve dalaletin tahribatı hengamında, …/Hem meleklere iman meyvesinden bir cüz'ü ve Münker ve Nekir'e ait bir numunesi şudur: |
| Münkir | İnkar eden | + | Meselâ Ramazan hilâlinin sübutunu ihbar eden iki adam, binler münkirlerin inkârlarını hiçe atarlar. |
| Nekir | Kabir sorgu meleklerinden biri | Hem meleklere iman meyvesinden bir cüz'ü ve Münker ve Nekir'e ait bir numunesi şudur: | |
| Nekre | (Dilbilgisinde) Belirsiz | Çünki marifenin zıddı olan "nekre"; ya şiddet-i hafâdan olur veya kesret-i zuhurdan neş'et eder. | |
| Tenakür | Birbirini ikkar, tanımazdan gelme | Demek kabail ve tavaife inkısam, şu âyetin ilân ettiği gibi, tearüf içindir, teavün içindir.. tenakür için değil, tahasum için değildir!.. | |
| Tenkir | (Dilbilgisinde) Belirsizleştirme | Cennet'in tenkiri ise, güzelliğinin kabil-i tarif ve tavsif olmadığına veya sâmi'lerin iştiha ve istihsanlarının fevkalâdeliğine işarettir. | |
| Nun-Kef-Fe (2) | + | ||
| İstinkaf | Çekinme | Eğer ubudiyetten istinkâf etsen, âciz mahlukata zelil bir abd olursun. | |
| Müstenkif | Çekinen | …Nur'un eczaları ve onun müstenkifane ve müstağniyane halkın hürmetinden ve medihlerinden çekilmesi, … | |
| Nun-Kef-Lam (2) | + | ||
| Nekal | Şiddetli azap | + | Kılleti ifade eder. عَذَابِ lafzı; nekal, ikaba nisbeten hafif bir nevi cezadır ki, kıllete işaret eder. |
| Tenkil | Sindirici ceza | + | …mukaddesata tecavüz edenlerin tenkili hakkında bir kanun çıkarmaya teşebbüsü … |
| Nun-Mim-Sin (2) | |||
| Namus | İnsanı şerefli kılan mânevî duygu; kanun | Orada, vazifesini güzelce yapan bir namuslu askere münasib bir mükâfat görür./Evet kanun emirdendir, namus iradedendir.
Mesnevi-i Nuriye - 59 | |
| Nevamis | Namuslar | Hikmetteki desatir, hükûmette nevamis, hakta olan kavanin, kuvvetteki kavaid birbiriyle olmazsa müstenid ve müstemid… | |
| Nun-Mim-Lam (1) | + | ||
| Neml | Karınca; Sure | + | Bülbüle; nahli, fahli, ankebut ve nemli, yani arı ve vasıta-i nesil erkek hayvan ve örümcek ve karınca ve hevam ve küçük hayvanların bülbüllerini kıyas et. |
| Nun-Mim-Mim (1) | + | ||
| Nemmam | Dedikoducu | Göreceksin nasıl şâir-i sahir emel ve ye'si tecsim etmekle hayatlandırarak nemmam olan ihlafın fitnesiyle bir muharebe ve muhasamayı temsil eyledi. | |
| Nun-Mim-Vav (4) | |||
| Nami (Namiye) | Büyüyüp gelişen | Hem nasıl bütün ecsam-ı nâmiyede, büyümek zamanında muntazaman hareketleri ve türlü türlü âlât ile teçhizleri … | |
| Nema | Gelişme, büyüme | Senin nukuş-u esmanı mufassal göstermek için, bize neşv ü nema ver, küçük hakikatımızı sünbülle ve ağacın büyük hakikatına çevir. | |
| Nümüv/Nümuv | Gelişme, büyüme | Fıtratta yalan yoktur; ne dediyse doğrudur. Çekirdeğin lisanı, Meyl-i nümüv der: "Ben, sünbüllenip meyvedar..." Doğru çıkar beyanı. | |
| Tenmiye | Artırma, büyütme | …kezalik emellerinin tenmiyesi (nemalandırmak) için bir çare ararken, derhal bir nokta-i istimdadı aramaya başlar. | |
| Nun-He-Be (1) | |||
| Nehb | Yağmalayıp gasbetme | Sonra Hazret-i Osman'ın katlinde, o hurma kabı ile nehb ve garet edildi, gitti. | |
| Nun-He-Cim (3) | + | ||
| Menahic | Minhaclar | Manasında: Meşarib-i evliya, ezvak-ı ârifîni, mezahib-i sâlikîn, turuk-u mütekellimîn, menahic-i hükema, o i'caz-ı beyanı | |
| Menhec | Geniş, açık yol | Şu gururun başını, ayak altına al, ez! Hısn-ı hasîn-i iman, cumhurun menhecine gel, teslim ile gir, gör, gez. | |
| Minhac | Meslek, yok | + | Bazı Sözlerde, ulema-i ilm-i Kelâm'ın mesleğiyle, Kur'andan alınan minhac-ı hakikînin farkları hakkında şöyle bir temsil söylemişiz ki, meselâ: |
| Nun-He-Ra (3) | + | ||
| Enhar | Nehirler | Nasıl sekenelerine enhar ve çayları, deniz ve ırmakları, dağ ve tepeleri, ayrı ayrı mahluklarına ve ibadına lâyık birer mesken ve vesait-i nakliye yapmış. | |
| Nehar (Nehari) | Gündüz (Gündüz ortaya çıkan) | + | İşâ' vakti ise, âlem-i zulümat, nehar âleminin bütün âsârını siyah kefeni ile setretmesini, hem kışın beyaz kefeni ile ölmüş yerin yüzünü örtmesini, … |
| Nehir/Nehr | Irmak | + | O üç nehrin herbirine Cennet'ten birer katre her vakit damlıyor ve ondan bereketlidirler. |
| Nun-He-Ye (9) | + | ||
| İntiha | Son | Değişen perdeler, manzaralar ise, fasl-ı baharın ibtidasından, yazın intihasına kadar Sâni'-i Kadîr-i Zülcelal'in, Fâtır-ı Hakîm-i Zülcemal'in kemal-i intizam ile değiştirdiği … | |
| Menhi (Menhiyat) | Yasaklanan (Çoğul) | Hem getirdiği dine herkesten ziyade itaati ve Hâlıkına karşı herkesten ziyade ubudiyeti ve menhiyata karşı herkesten ziyade takvası, kat'iyyen gösterir ki: | |
| Münteha | Son | + | Nasılki bir ağacın çekirdek-i aslîsi ve kökü ve müntehasında ve meyvelerindeki çekirdekleri dahi; … |
| Müntehi | Son bulma | + | …Kur'anî ve hadîsî olan işarat-ı riyaziyenin kendisinde müntehî olması … |
| Mütenahi | Sonlu | Şu altı temsil; hem nâkıs, hem mütenahî, hem zaîf, hem tesir-i hakikîsi yok olan mümkinat kuvvetinde ve fiilinde bilmüşahede görünse; … | |
| Nehiy/Nehy | Yasaklama | Öyle de, bu kâinatın perdesi altında olan âlem-i gaybın arkasında söyleyen, konuşan, emir ve nehyedip hitab eden bir zâtın kelimatını, hitabatını gösterecek peygamberler ve nâzil olan kitablardır. | |
| Nihayet | Son | Düşmanın, hâcatın nihayetsizdir. | |
| Nihai | Sona ait | Nihaî Vesika | |
| Tenahi | Son bulma | Ve illâ, gayr-ı mütenahînin tenahisi lâzım gelir. | |
| Nun-Vav-Be (6) | + | ||
| İnabe | Allah'a yönelme | …bütün münîblerin ciddî taleb ve inabeleri, yine Maruf, Mezkûr, Meşkûr, Mahmud, Vâhid, Mahbub, Mergub, Maksud olan o Mabud-u Ezelî'nin vücub-u vücudunu ve kemal-i rububiyetini ve vahdetini gösterdiği gibi; … | |
| İstinabe | Başka yer mahkemesinin işleri yürütmesi | istinabe sureti ile ifademin alınması için fennî ve tehlikeli hastalığı var şeklinde rapor verilmesini rica ederim. | |
| Münavebe | Nöbetleşe | Veya ziya metaını neşretmek ve zeminin kafasına ziyayı zulmetle münavebeten sarmakla muvazzaf bir memur olduğunu … | |
| Münib | Tevbe edip Allah'a yönelen | + | …bütün münîblerin ciddî taleb ve inabeleri, yine Maruf, Mezkûr, Meşkûr, Mahmud, Vâhid, Mahbub, Mergub, Maksud olan o Mabud-u Ezelî'nin vücub-u vücudunu ve kemal-i rububiyetini ve vahdetini gösterdiği gibi; … |
| Naib | Vekil | …risalet ve nübüvvetin her asırda veraset noktasında naibleri, vekilleri bulunmak kaidesiyle, … | |
| Nevbet/Nöbet | Sıra ile görülen iş | "Taife", "necm" "nevbet" kelimeleri, "sure" kelimesinin vazifesini îfa edebilirler. "Sure" kelimesinin onlara tercihan zikrinde ne vardır? | |
| Nun-Vav-Ra (16) | + | ||
| Envar | Nurlar | Ve bu tercümanı konuşturan, esrar-ı rahmeti öğrenir ve envâr-ı rahîmiyeti ve şefkati görür. | |
| Enver | En nurlu | …bütün kütüb-ü mukaddesenin reis-i enveri olan Kur'an-ı Hakîm, … | |
| Menar | Işık tutucu | Bununla beraber Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan âyât-ı beyyinatın telâfifinde maksad-ı hakikîye telvih ve işaret ettiği gibi, bazı zevahir-i âyâtı -kinayede olduğu gibi- maksada menâr etmiştir. | |
| Minare/Menare | Ezan okuma kulesi | …yüksek minare ve kulelerdeki büyük saatların parlayan akrebleri misillü,… | |
| Münevver | Nurlanmış | Evet tam münevverü'l-kalb bir âbidi, küre-i arz bomba olup patlasa, ihtimaldir ki, onu korkutmaz. | |
| Münevvir | Nurlandıran (Esma) | O derecede sizin okuduğunuz veya okuyacağınız fenn-i elektrik mikyasıyla bu meşher-i a'zam-ı kâinatın Sultanını, Münevvirini, Müdebbirini, Sâni'ini, o nuranî yıldızları şahid göstererek tanıttırır. | |
| Münir | Nurlandıran | + | Sema-yı risaletin kamer-i müniri olan Hâtem-i Divan-ı Nübüvvet, … |
| Mütenevvir | Nurlanan | Çok şükür sevgili üstadımızın sayesinde ve teveccüh ve duasıyla bu Nurlardan mütenevvir ve mütena'im oluyoruz. | |
| Nar | Ateş | + | Evet hiçten, birden hârika bir gürültü ile cevvi konuşturmak ve fevkalâde bir nur ve nar ile zulmetli cevvi ışıkla doldurmak … |
| Nevvar | Nurlu | Birer misbah-ı nevvar, birer gemi-i cebbar, birer tayyareleriz biz. | |
| Neyyir | Parlak (cisim) | …kurb-u huzuruna müşerref olan bütün ervah-ı neyyire ashabı, … | |
| Niran | Ateşler | Hem o meb'us zât, ehl-i küfür ve dalalet için bir nîran-ı muhrika ve ehl-i hidayet için envâr-ı muşrıka menba'ı olduğuna, gaybî ve semavî bir işarettir. | |
| Nur | Işık | + | Evet hiçten, birden hârika bir gürültü ile cevvi konuşturmak ve fevkalâde bir nur ve nar ile zulmetli cevvi ışıkla doldurmak … |
| Nurani | Nurlu | Demek "Bismillahirrahmanirrahîm" sahife-i âlemde bir satır-ı nuranî teşkil eden üç sikke-i ehadiyetin kudsî unvanıdır. | |
| Tenevvür | Nurlanmak | Şu bürhan-ı neyyirimiz Şuâat'ta tenevvür ettiğinden, tenvir-i müddeamızda münevver bir mir'attır. | |
| Tenvir | Nurlandırmak | Şu bürhan-ı neyyirimiz Şuâat'ta tenevvür ettiğinden, tenvir-i müddeamızda münevver bir mir'attır. | |
| Nun-Vav-Sin (1) | + | ||
| Nas | İnsanlar; Sure | + | …o sultan-ı zîşan dahi istedi ki, bir meşher açsın, içinde sergiler dizsin; tâ nâsın enzarında saltanatının haşmetini, hem servetinin şaşaasını, hem kendi san'atının hârikalarını, hem kendi marifetinin garibelerini izhar edip göstersin. |
| Nun-Vav-Tı (2) | |||
| Menat | Sebep | …tenkihü'l-menat denilen hususiyattan tecrid nokta-i nazardan cemi' enbiya lisan-ı mu'cizatlarıyla vücud-u Sâni'in bir bürhan-ı bahiresi olan Muhammed'in sıdkına şehadet ederler. | |
| Menut | Bağlı | …bu hakaika ait takdirat ancak müellifinin lisan ve kalemine menut ve mütevakkıf olup, … | |
| Nun-Vav-Ayn (4) | |||
| Enva' | Türler | Evet kâinatın enva'ını hikmet dairesinde insanın etrafında toplayıp bütün hâcatına kemal-i intizam ve inayet ile koşturmak, bilbedahe iki haletten birisidir: | |
| Mütenevvi' | Çeşit çeşit | Evet namazın mütenevvi ezkâr ve harekâtıyla işaret ettiği vezaifi, makamatı, mufassalan gördüler. | |
| Nev' | Tür | Evet bu cûd-u icad, Sâni'in vücubundandır. Nevide celalîdir, ferdde cemalîdir. | |
| Tenevvü' | Çeşitlenme | Fakat çendan insan bütün esmaya mazhardır, fakat kâinatın tenevvüünü ve melaikenin ihtilaf-ı ibadatını intac eden tenevvü-ü esma, insanların dahi bir derece tenevvüüne sebeb olmuştur. | |
| Nun-Vav-Fe (1) | |||
| Münif | Meşhur, ulu | Sen en hikmetli ve tılsımlı, nazlı ve niyazlı, manidar ve münif ve müessir ve müsmir, matlub ve mahbub bir vird olmağa lâyık ve sezasın. | |
| Nun-Vav-Kaf (1) | + | ||
| Naka/Nâka | Dişi deve | + | …ve Hüdhüd-ü Süleymanî (A.S.) ve Neml'i, ve Naka-i Sâlih (A.S.) ve Kelb-i Ashab-ı Kehf gibi bazı efrad-ı mahsusa hem ruhu, hem cesediyle bâki âleme gideceği … |
| Nun-Vav-Lam (3) | |||
| Minval | Tarz, usul | Nereye bakılsa hal bu minval üzere gidiyor. | |
| Neval | İhsan | Bizim Hâlıkımız ve Musavvirimiz ve bizi hediye veren Kadîr-i Zülcemal, Hakîm-i Bîmisal, Kerim-i Pür-neval herşey'e kàdirdir. | |
| Tenavül | Alıp yeme | Ben bunların tenavülünde hür değilim; demek başkasının malıdır ve in'amıdır. | |
| Nun-Vav-Mim (5) | + | ||
| Menam | Uyku | + | Bazen uykuda olan bir adam, yanında uyanık olan konuşanların sözlerini işitiyor, fakat kendi âlem-i menamına tatbik eder bir tarzda mana veriyor, tabir ediyor. |
| Münevvim | Uyutucu | Yine ondan gelen, dalaletten neş'et eden ruhun ızdırabatına o edebsizlenmiş edeb müsekkin hem münevvim; hakikî fayda vermez. | |
| Naim | Uyuyan | + | Onların misali, rü'yasında güya uyanıp, rü'yasını halka hikâye eden naim meselidir. |
| Nevm | Uyku | + | İşte bu nevm-âlûd nazar-ı gaflet ve fikr-i felsefe, elbette hakaik-i nübüvvete mihenk olamazlar. |
| Tenvim | Uyutma | Öyle de: Ey gaflet ve felsefe uykusu içinde tenvim edilen insafsız adam!. | |
| Nun-Vav-Nun (2) | + | ||
| Nun | Sure adı | ||
| Tenvin | Nunlama | Tenvin dahi nundur. | |
| Nun-Vav-Ye (4) | + | ||
| Neva | Çekirdek | + | …ve bir çekirdeğin "Fâliku'l-Habbi Ve'n-Neva" tarafından verilen izin ve kuvvete binaen koca bir ağacın cihazatını, malzemesini tazammun etmesi, yani içine alması bu hakikatı tenvir eden birer hakikattır. |
| Nevat | Çekirdek | Zerre gibi bir afyon bezri, bir dirhem gibi bir zerdali nevatı, bir kavun çekirdeği, … | |
| Niyet | Kast, yönelme | Ve keza nazar ile niyet, mahiyet-i eşyayı tağyir eder. | |
| Nüve | Çekirdek | Bazen çekirdekleri, bazen nüveleri, bazen icmalleri, bazen düsturları, bazen alâmetleri; ya sarahaten, ya işareten, ya remzen, ya ibhamen, ya ihtar tarzında bulunurlar. | |
| Nun-Ye-Lam (1) | + | ||
| Nail | Ulaşan, erişen | Ey ârif! Sen rıza-yı İlahîye nâil olursun. |