Mim (م) Kök Harfi İle Başlayan Kelimeler
Gezinti kısmına atla
Arama kısmına atla
Önceki Harf: Lam (ل) ← Arapça Kökenli Kelimeler Ana Sayfası → Nun (ن): Sonraki Harf
Bu sayfada Bediüzzaman'ın eserlerinde geçen ve Mim (م) kök harfi ile başlayan Arapça kelimeler listelenmiştir.
| Arapça Harf | Türkçe Okunuşu | 2 Harfli Kelime Sayısı | 3 Harfli Kök Sayısı | 3 Kök Harfli Kelime Sayısı | 4 Harfli Kök Sayısı | 4 Kök Harfli Kelime Sayısı | Risalelerdeki Toplam Kök Sayısı | Kur'an'daki Toplam Kök Sayısı | Kur'an'daki Köklerden Risalelerde Geçenlerin Sayısı | Risalelerdeki Toplam Kelime Sayısı | Kur'an'daki Toplam Kelime Sayısı | Kur'an'daki Kelimelerden Risalelerde Geçenlerin Sayısı |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| م | Mim | 4 | 58 | 222 | 5 | 5 | 66 | 77 | 44 | 231 | 189 | 49 |
| Kelime | Anlamı | Kur'an'da Geçiyor mu? |
Örnek Cümle |
|---|---|---|---|
| Mim-Elif (1) | |||
| Ma (ma za) | Soru edatı (ne?); olumsuzluk edatı; ism-i mevsul | Çürüğünü, yetişmemişini görsem "Huz mâ safâ" derim. | |
| Mim-Te-Ayn (2) | + | ||
| Emtia | Ticaret malı | …bâyii, dellâlı, usûl-ü bey' u şiraya aşina olmazsa, zilyed bulunduğu kıymetdar hazinenin müştemil ve muhtevi bulunduğu emtiayı, lâyıkıyla âleme ilân ve enzar-ı âmmeye vaz' edemez. | |
| Meta' | Mal, fayda, dünyalık | + | Âlet-i hevesat, ehemmiyetsiz bir meta' hükmüne geçmesinler. |
| Mim-Te-Nun (3) | + | ||
| Metanet | Sağlamlık | …bütün mıhların kuvvetinde ve çok bürhanların metanetinde bir tek bürhan lâzım ki, onu yerden kaldırıp arş-ı manevîye çaksın. | |
| Metin | Bir yazının aslı veya kopyası | Hiçbir müellif, yazmış olduğu yüzyirmi kadar kitabının, her birisinin hülâsa-i mealinden ve bilhâssa metnindeki âyâtı, birer birer münasib ve manidar bir tarzda ta'dad etmek suretiyle risalelerin gayatından ve mahiyetinden bahsetmek şartıyla böyle ehemmiyetli dört risaleyi vücuda getiremez. | |
| Metin/Metîn | Sağlam; Esma | + | Hem iman-ı haşrînin hücum edilmez o iki metin kal'asından dokuz ve on sene sonra ikinci âyet olan başta mezkûr âyât-ı ekberin tefsirini bu risale ile ikram etti. |
| Mim-Se-Lam (21) | + | ||
| Emsal | Benzer; hikaye | Bak had ve hesaba gelmeyen şu sergilerde olan misilsiz mücevherat, şu sofralarda olan emsalsiz mat'umat gösteriyorlar ki: … | |
| Emsile | Misaller, atasözü | Şu emsilelerdeki sırr-ı düstur şudur: … | |
| İmtisal | Uyma | …ancak Kur'anın evamirini imtisal ve nevahisinden içtinab ile elde edilebilir. | |
| Masal | Öğretici hikaye | …güldürmek için acib hurafeleri ve masalları hikâye eden maskaralar dahi bu hayalden utanıyorlar!.. | |
| Mesel (Darbımesel) | Misal verme, örnek gösterme (Atasözü) | + | Demek mesel ve temsil, şuunat nokta-i nazarında vardır. |
| Mesela | Örneğin | Meselâ: Dildeki kuvve-i zaikayı, Fâtır-ı Hakîm'ine satmazsan, belki nefis hesabına, mide namına çalıştırsan; o vakit midenin tavlasına ve fabrikasına bir kapıcı derekesine iner, sukut eder. | |
| Mesil | Benzer, eş | Hiçbir cihette ne zâtında, ne sıfâtında, ne ef'alinde naziri, küfvü, şebihi, misli, misali, mesîli yoktur. | |
| Misal (Misali) | Örnek | Hiçbir cihette ne zâtında, ne sıfâtında, ne ef'alinde naziri, küfvü, şebihi, misli, misali, mesîli yoktur. | |
| Misil/Misl | Benzer, eş | + | Hiçbir cihette ne zâtında, ne sıfâtında, ne ef'alinde naziri, küfvü, şebihi, misli, misali, mesîli yoktur. |
| Mümaselet | Benzeyiş | Evet herbir ferd, sair efrada mümaselet ve misliyet lisanı ile der: | |
| Mümasil | Benzeyen | Zıd zıddına muanid ise de, çok hususlarda mümasil olur. | |
| Mümessel (Mümessel-i Leh) | Temsil edilen (Hakkında temsil getirilen) | O gibi haller temsil getirene ait değildir, ancak mümessel-i lehe aittir. | |
| Mümessil | Temsilci | Birinci şer'a olmuş hamele-i mümtesil, amele-i mümessil. | |
| Mümtesil | Uyan | Birinci şer'a olmuş hamele-i mümtesil, amele-i mümessil. | |
| Mütemasil | Birbirine benzeyen | …nutfe denilen mütemasil su katrelerinden ve toprak, müteşabih tohumlarından ve az farklı habbeciklerinden ve sineklerin birbirinin aynı olan yumurtacıklarından … | |
| Mütemessil | Temessül eden, yansıyarak görünen | Demek, hakikata mukabil ve vâsıl ve mütemessil bu küçücük birer arş-ı marifet-i Rabbaniye ve bu câmi' birer âyine-i Samedaniye olan nurani kalbler, … | |
| Temasil | Timsaller, suretler | + | Cidar-ı Kâ'be'de altun ile yazılmış olan temasil-i belâgatlarından Muallakat-ı Seb'ayı sildi, söndürdü. |
| Temasül | Benzeyiş, benzeme | …öyle bir hüsn-ü temasül ve güzel bir selaset gösteriyor ki, güya halet birdir, bir derece-i fehimdir; … | |
| Temessül | Yansıyıp görünme | Zira, temessül etmediğinden mazhar değil, memer olursun. | |
| Temsil (Temsili) | Örnek gösterme | Demek mesel ve temsil, şuunat nokta-i nazarında vardır. | |
| Timsal | Örnek, suret, heykel | Nasılki insan, şu âlem-i kebirin bir misal-i musağğarıdır ve Fatiha-i Şerife, şu Kur'an-ı Azîmüşşan'ın bir timsal-i münevveridir. | |
| Mim-Cim-Dal (3) | + | ||
| Emced | Şanı yüce | …Hazret-i Hasan Radıyallahu Anh, Hazret-i Muaviye (R.A.) ile musalaha edip, cedd-i emcedinin mu'cize-i gaybiyesini tasdik etmiştir. | |
| Mecid | Şerefli; Esma | + | Bütün Nurcuların bu çok taifelerinin umumen bütün maksadları, Kur'an-ı Mecid'in hidayetinden ve hakaik-i imaniye ile nurlanmaktan ibarettir. |
| Temcid | Allah'ın büyüklüğünü ilan | "Mâşâallah, Bârekellah! Bu ne hayret verici güzellik ve temizlik!" deyip Sâni'-i Zülcelal'lerini takdis, tahmid ve temcid edip, râki' ve sâcid oluyorlar. | |
| Mim-Cim-Sin (1) | + | ||
| Mecus (Mecusi) | Ateşe tapan | + | …Hâlık-ı hayr ve hâlık-ı şer namıyla ayrı ayrı iki ilah tevehhüm eden Mecusiler gibi … |
| Mim-Cim-Nun (1) | |||
| Meccanen | Ücretsiz, karşılıksız (olarak) | En-nihayet meccanen fena olur gider, yalnız günahları miras kalır. | |
| Mim-Nun-Cim-Nun-Kaf (1) | |||
| Mancınık | Savaş aleti | Zira yüksek kal'aların muhkem burçlarından atılan mancınıklar ve işaret fişeklerine benzeyen şu hâdisat-ı necmiye, … | |
| Mim-Ha-Dad (1) | |||
| Mahz (Mahza) | Tamamen, tam, ta kendisi | …yalnız mahz-ı emrin sür'at ve suhuletiyle icad eder gibi anlaşıldığına; hem … | |
| Mim-Ha-Lam (2) | + | ||
| Mahal | Yer | …Güneş, elbette bir gün seyri bitecek, mahall-i kararına yetişecek, size faidesi dokunmayacak bir suret alacaktır, … | |
| Mahalle | Semt | …mahalle ve şehir dairesinden ve vatan ve memleket dairesinden ve Küre-i Arz ve nev'-i beşer dairesinden tut.. | |
| Mim-Ha-Nun (2) | + | ||
| İmtihan | Sınav | Onun nazarında şu dünya, bir zikirhane-i Rahman, bir talimgâh-ı beşer ve hayvan ve bir meydan-ı imtihan-ı ins ü cândır. | |
| Mihnet | Zahmet | Bir dâr-ı karar oldu neden âlem-i mihnet | |
| Mim-Ha-Vav (4) | + | ||
| İmha | Yok etme | Ve bizim aleyhimizde neşredilen o gazetelerden, talebelerim yüzaltmış adedini alarak imha etmişlerdir. | |
| Mahi | Yok eden | Müjdepeyma-yı kulûb-ü ehl-i hak,/ Mâhî-i târîk-i fetrettir sözün. | |
| Mahv (Mahviyet) | Yok (etme veya olma) (Hiçlik) | Ve gözü önünde bir darağacı dikilmiş, bütün sevdiklerini asıp mahvediyor, onu da bekliyor. | |
| Mümtehine | Sure adı; imtihan edilen | …huruf cihetinde Sure-i Sebe', El-Hàkka, Mümtehine, Sure-i İnsan, Tûr, Secde, Ez-Zariyat, Rahman, Tahrim, Talak, Duhan surelerinin her birinin… | |
| Mim-Dal-Ha (6) | |||
| Mediyih | Methetmeler | Çünki bütün ukûlü hayrette bırakan hikmetli bir cemal-i san'at, faideli bir hüsn-ü nakış göstererek Sâni'-i Zülcelal'in medayihine bir kaside-i medhiye gibi bir eser gösterir. Meselâ, nar ve mısıra dikkat et. | |
| Meddah | Çok metheden | …şahsında pek acib ve hârika bir iktidar bulunduğunu meddahlar tarafından işaa ettirir. | |
| Medh/Medih (Medhiye) | Övme | …zahirî mün'imleri medih ve muhabbet edip, Mün'im-i Hakikî'yi unutmak; ondan bin derece daha belâhettir. | |
| Mediha | Övgü yazısı | …terahhum ve lütfu iktiza eden mahbubun mehasinini önlerine ve hediye olarak medihanın gerdanını ve senanın dürrlerini ellerine almakla beraber … | |
| Memduh | Övülmüş | Semere-i sa'yine, kısmetine rıza ise, memduh bir kanaattır, meyl-i sa'ye kuvvettir. | |
| Temeddüh | Kendini övme | …fahr yerinde şükür ve temeddüh yerinde hamdetmektir. Şu mertebede tezkiyesi,… | |
| Mim-Dal-Dal (12) | + | ||
| İmdad/İmdat | Yardım | Senin gibi zaîf-i mutlak, âciz-i mutlak, fakir-i mutlak, fâni, küçük bir mahluka koca kâinatı musahhar etmek ve onun imdadına göndermek;… | |
| İstimdad | Yardım isteme | …böyle bir Padişah-ı Zülcelal'e intisab edip bütün düşmanlarına karşı bir nokta-i istinad ve bütün hâcatına medar bir nokta-i istimdad bularak, … | |
| Madde (maddi) | Zaman ve mekanla sınırlı nesne | Evet âlem-i gaybın bir nev'i olan âlem-i ervah, ayn-ı hayat ve madde-i hayat ve hayatın cevherleri ve zâtları olan ervah ile dolu olması, … | |
| Maddiyun/Maddiyyun | Materyalist(ler) | Tabiiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüd eden bir cereyan-ı Nemrudane, … | |
| Med (Medde) | Uzatma, çeker; suyun çekilmesi | + | Eğer bir med sayılmazsa, iki; eğer sayılsa, üç eder/ Denizlerde vukua gelen med ve cezir gibi, evliya arasında da bast-ı zaman,… |
| Meded (Mededkar) | Yardım (Yardım eden) | + | Ey insan, madem rahmet böyle kuvvetli ve cazibedar ve sevimli ve mededkâr bir hakikat-i mahbubedir. |
| Medid | Uzun | Fakat zaman-ı medid ve efrad-ı kesîre içinde ve tahallül-ü mehasinle ta'dil olunan müteferrik kusurları cerbeze ile cem'edip, … | |
| Mevadd | Maddeler | …o nev'in istidadatını bozan ve yanlış yollara sevkeden mevadd-ı şerire ile onların mümessilleri ve sekene-i habîseleri, … | |
| Midad | Nürekkep | + | …emirlerinin bir vasıta-i nakliyatı ve zaîf bir perde-i tasarrufatı ve latîf bir midad (mürekkeb)-ı kitabeti … |
| Müddet | Süre | + | …o altmış arşın derinlik ise, ömr-ü vasatî ve ömr-ü galibî olan altmış seneye işarettir ve o ağaç ise, müddet-i ömür ve madde-i hayattır. |
| Mümidd | İmdad eden | + | Makasıd ve mesalik, bürhan-ı kàtı' üzerine teessüs ve her kemale mümidd olan hakk-ı sabit ile hakaiki rabteylemesidir. |
| Temdid (Temdidat) | Çekme, uzatma | Öteki arkadaş ise, ya elli sene mütemadiyen gezecek ve müşkilâtla heryeri görüp her hâdiseyi işitecek veyahut milyonlarla lirayı sarfedip, devletin tel ve telefon temdidatı kadar ve padişah gibi telgraf sahibi olacak. | |
| Mim-Dal-Ra (1) | |||
| Meder | Çakıltaşı, kurutulmuş çamur | Manası içindedir. Sadefinde dürrdür, meder değildir. | |
| Mim-Dal-Nun (5) | + | ||
| Medeni | İnsanlığa yakışır toplum hayatı olan | Zira medenîlere galebe çalmak ikna iledir, söz anlamayan vahşiler gibi icbar ile değildir. | |
| Medeniyet | Uygarlık | İşte o şehir ise, hayat-ı içtimaiye-i beşeriye ve medine-i medeniyet-i insaniyedir. | |
| Medine | Şehir, Peyg.'in şehri | + | İşte o şehir ise, hayat-ı içtimaiye-i beşeriye ve medine-i medeniyet-i insaniyedir. |
| Mütemeddin | Medenileşmiş | Hem cahil, vahşi bir adam, bir gün sohbet-i Nebeviyeye mazhar olur; sonra Çin ve Hind gibi memleketlere giderdi, o mütemeddin kavimlere muallim-i hakaik ve rehber-i kemalât olurdu. | |
| Temeddün | Medenileşmek | Ehl-i İslâm'ın temeddünü, hakikat-i İslâmiyete ittiba'ları nisbetindedir. | |
| Mim-Dal-Ye (2) | |||
| Mütemadi (Mütemadiyen) | Devamlı (olarak) | Hem o zamandan beri mütemadiyen meydan-ı muarazaya davet edip, mağrur ve enaniyetli ediblerin ve beliğlerin damarlarına dokundurup; gururlarını kıracak bir tarzda der: | |
| Temadi | Devam (etmek) | Dokuz aydan beri temadi eden pek acib tecridinizle beraber, teselli ve ünsiyet ihtiyacını tevlid eden hastalığınız içinde … | |
| Mim-Ra-Elif (4) | + | ||
| Meraya | Aynalar | Bir tek zât, muhtelif meraya vasıtasıyla külliyet kesbeder. | |
| Meri/Mer'i (Meriyet/Mer'iyet) | Geçerli (Geçerlilik) | Bu inkılabları mevki-i mer'iyete koyan devletin bir kısım yeni kanunlarına, cebr-i keyfî-i küfrî; cumhuriyete, istibdad-ı mutlak; rejime, irtidad-ı mutlak ve bolşeviklik ve medeniyete sefahet-i mutlaka demiş. | |
| Mirat/Mir'at | Ayna | Yani, o zîşuur ve zîhayat manen o âlemlere misafir gittiği gibi, o âlemler dahi o zîşuurun mir'at-ı ruhuna misafir olup, irtisam ve temessül ile geliyorlar. | |
| Mürüvvet (Aslı: Müruet) | İnsanlığa yaraşır davranış sergileme | Dostlarına karşı mürüvvetkârane muaşeret ve düşmanlarına sulhkârane muamele etmektir." | |
| Mim-Ra-Cim (3) | + | ||
| Maric | Alev | + | Onun hasmı değil mâric |
| Merc | Karıştırma, bozma | …ve o herc ü merc-i dünyeviyedeki karmakarışık perişaniyet içindeki tebeddülat ve harekât, hikmetli bir intizam ve manidar bir kitabet-i kudret olduğunu gösterir. | |
| Mercan | Denizden çıkan bir süs maddesi; küçük inci | + | Hakaikının tenevvüüne işaret için bazı mücessem hurufatını elmas ve zümrüt ile ve bir kısmını lü'lü ve akik ile ve bir taifesini pırlanta ve mercanla ve bir nev'ini altın ve gümüş ile yazdı. |
| Mim-Ra-Ha-Be (1) | |||
| Merhaba | Selam kelimesi | Tevahhuşla sıkılmayınız, ehlen sehlen merhaba, hoş teşrif ettiniz. | |
| Mim-Ra-Dal (3) | + | ||
| Emred | Bıyığı yeni terlemiş genç | Baktım birisi sakallı, ikisi şâbb-ı emred. | |
| Mütemerrid | Dikkafalılık eden | Kurûn-u sâlifede cereyan eden âsi ve mütemerrid kavimlere gelen azablar gösteriyor ki: | |
| Temerrüd/Temerrüt | İnat, direnme | Madem bu derece inad ve temerrüd edersin. | |
| Mim-Ra-Ra (6) | + | ||
| İmrar | Geçirme | Hattâ şu yedi sene nefyimde ve gurbetimde ve sebebsiz ve arzumun hilafında tecerrüdüm ve meşrebime muhalif yalnız bir köyde imrar-ı hayat etmekliğim; … | |
| İstimrar | Devam etme | …rahîmane cilveleri, numuneleri müşahede edilen ihsanatının daha şaşaalı bir tarzda dâr-ı saadette istimrarına ve bekasına … | |
| Memerr | Geçit, üzerinden geçilen | Zira, temessül etmediğinden mazhar değil, memer olursun. | |
| Merre | (Bir) defa | + | Masdar-ı merre tabir-i sarfiyesinde biricik demektir, kılleti ifade eder. |
| Mürur | Geçme | Hem zeval ve firak, memat ve vefat ve darağacı olan mürur-u zaman, o iman tılsımı ile, … | |
| Müstemir | Devamlı | + | Şu misafirhane ve şu meydan ve şu meşherlerin arkasında daimî saraylar, müstemir meskenler, şu numunelerin ve suretlerin hâlis ve yüksek asıllarıyla dolu bağ ve hazineler vardır. |
| Mim-Rı-Dad (3) | + | ||
| Emraz | Hastalıklar | …mesail-i şeriatla sünnet-i seniye düsturları, emraz-ı ruhaniyede ve akliyede ve kalbiyede, hususan emraz-ı içtimaiyede gayet nâfi' birer devadır bildiğimi… | |
| Maraz | Hastalık | + | Ey maraza mübtela hasta! |
| Mariz | Hasta | + | Marîz bir asrın, hasta bir unsurun, alîl bir uzvun reçetesi; ittiba'-ı Kur'andır. |
| Mim-Rı-Kaf (1) | |||
| Marık/Marik | Dinsiz | Evet vesvese-i sârık, bâvehm-i şübhe-i târık, ne haddi var ki o mârık, girebilsin bu bârık kasra. | |
| Mim-Rı-He-Mim (1) | |||
| Merhem/Melhem | Sürülen ilaç | Hastalara bir merhem, bir teselli, mânevî bir reçete, bir iyâdetü'l-marîz ve geçmiş olsun makamında yazılmıştır. | |
| Mim-Ze-Cim (9) | + | ||
| Emzice | Mizaclar | Milletin emziceleri muhtelif olduğu gibi, lisanlarındaki istidad-ı belâgat dahi mütefavittir. | |
| İmtizac | Uyuşma, kaynaşma | Eğer o cem'iyet, imtizaç edip ittihad şeklini alsa, onu temsil edecek bir şahs-ı manevîsi, bir nevi ruh-u manevîsi ve vazife-i tesbihiyesini görecek bir melek-i müekkeli olacaktır. | |
| İstimzac | Kaynaştırma, uyuşturma | …hizmet-i Kur'andaki kardeşlerimin nazarlarına arzedip meşveret etmek ve onların fikirlerini istimzac etmek ve beni ikaz etmek için şu kısmı yazdım, onlara müracaat ediyorum. | |
| Memzuc | Karışmış | Ve keza kâinatın bütün ecza ve zerratına tecelli eden esma-i İlahiye arasındaki tesanüd, yani birbirine dayanarak tecelli ettikleri bir temazüç, yani elvan-ı seb'a gibi birbiriyle memzuc olarak eşyayı cilvelendirdikleri eserleri bir olduğu gibi, … | |
| Mezc | Karıştırma | Zararları menfaatlara mezcederek, şerleri hayırlara idhal ederek, çirkinlikleri güzelliklerle cem'ederek, hamur gibi yoğurarak şu kâinatı tebeddül ve tagayyür kanununa ve tahavvül ve tekâmül düsturuna tâbi' kıldı. | |
| Mizac | Huy, karakter | + | Eğer o çekirdek, sû'-i mizacından dolayı ona verilen cihazat-ı maneviyeyi, toprak altında bazı mevadd-ı muzırrayı celbine sarfetse; … |
| Mümtezic | Kaynaşmış, uyuşmuş | Manzume-i Şemsiyeyi teşkil eden küremiz, sair seyyareler, bidayette Güneş'le mümteziç olarak açılmamış bir hamur şeklinde iken;… | |
| Temazüc | Karışma | Ve keza kâinatın bütün ecza ve zerratına tecelli eden esma-i İlahiye arasındaki tesanüd, yani birbirine dayanarak tecelli ettikleri bir temazüç, yani elvan-ı seb'a gibi birbiriyle memzuc olarak eşyayı cilvelendirdikleri eserleri bir olduğu gibi, … | |
| Temzic | Uyuşturma, kaynaştırma | Hristiyanlık da çalıştı, temzicine muvaffak hiçbiri de olmadı. | |
| Mim-Ze-Ha (1) | |||
| Mizah | Latife, şaka | Mizah da olsa haktır. Zira mizah etse de yalnız hak söyler. | |
| Mim-Ze-Ye (1) | |||
| Meziyet (Meziyat) | Üstün vasıf (Üstün vasıflar) | Dünyaca havas tanınan insanlardaki meziyet, sebeb-i tevazu' ve mahviyet iken; tahakküm ve tekebbüre sebeb olmuştur. | |
| Mim-Sin-Ha (4) | + | ||
| Mesh | Aslı bozulmak; elini sürmek | Manevî meshediyor, değişir insaniyet./Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, mübarek eliyle meshetmiş. | |
| Mesih | Bir şeydeki özellikleri değiştirmek; Hz. İsa (Deccal için de kullanılmıştır) | Rivayetlerde Hazret-i İsa Aleyhisselâm'a "Mesih" namı verildiği gibi, her iki Deccal'a dahi "Mesih" namı verilmiş … | |
| Misaha | Ölçme | Ebede namzed olan âlem-i uhrevî, fena ile mahkûm olan bu âlemin mekayisiyle misaha ve muamele olunmaz. | |
| Memsuh | Yapısı/şekli bozulmuş, | İnsanı memsuh eder, sîreti değiştirir. | |
| Mim-Sin-Sin (3) | + | ||
| Mess | Dokunma | + | …ittiba ettikleri mezheb-i Hanefîye göre "Mess-i nisvan abdesti bozmaz, bir dirhem kadar necasete fetva var." |
| Mümas | Temas eden | Yoksa vâzıı cahil ve müsemmaya mümas olan vechi muzlim ve göze çarpan vechi şeffaf bir ism-i camid ile olmaz. | |
| Temas | Dokunma, değme | Onun, yalnız bir kısım akisleriyle, gölgeleriyle temas edebilirsin ve bir nevi cilveleriyle ve cüz'î tecellileriyle görüşebilirsin… | |
| Mim-Sin-Kef (7) | + | ||
| İmsak | Oruca başlama | + | Hem Allah yolunda olsa; tüfek de Allah der, top da Allahu Ekber diye bağırır, Allah ile iftar eder, imsak eder. |
| Mesakin | Miskinler | Mecmau'l-mesakin, melceü'l-fukara, hakkı himaye, hakikati muhafaza, gururu men', tekebbürü def' eden yegâne İslâmiyet'tir. | |
| Misk | Güzel bir koku | + | Yüzde yirmisi sarhoşluk sebebiyle, o pis çamuru misk ü amber zannederek yüzüne gözüne bulaştırıyor.. |
| Miskin | Tembel, sadece günlük yiyeceği olan | Bir padişahın kıymetdar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp, hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise, … | |
| Mümsik (Mümsike) | Tutma | + | O hüceyratta cazibe, dafia, mümsike, musavvire, müvellide namıyla herbirisi bir maslahat için beş kuvvet çalışıyor. |
| Mütemessik | Sıkıca yapışmış | …bütün işlerinde ve harekâtında kuvvet-i emniyeti, hakka mütemessik ve hakikate sâlik olduğunu tasdik eden kat'î delillerdir. | |
| Temessük | Sıkıca yapışma | Fesad-ı ümmetim zamanında kim benim sünnetime temessük etse, yüz şehidin ecrini, sevabını kazanabilir. | |
| Mim-Şın-Tı (1) | |||
| Meşşata | Tarak | Zira dağ ve cibal mehazin-i mâ' olduğu gibi, cezb-i rutubet hâsiyetiyle havaya meşşata oluyor... | |
| Mim-Şın-Kaf (1) | |||
| Meşk (Sermeşk) | Yazıyı ayrık yazma (Yazı örneği) | Bu sana sermeşktir. Yazabilirsen meşk et. Zira bütün âyât-ı Kur'aniye bu intizam ve tenasüb ve hüsne mazhardırlar. | |
| Mim-Şın-Ye (4) | + | ||
| Meşşaiyun/Meşaiyun | Aristo fessefesine tabi olanlar | Hatta Meşşaiyyûn, melaikeyi: "enva'ın mahiyat-ı mücerrede-i ruhaniye" ile tabir etmişlerdir. | |
| Mümaşat | Yoldaşlık, suyuna gitme | …Hazret-i Ali'nin mümaşatsız, pervasız, zâhidane, kahramanane, müstağniyane tavrı ve şöhretgir-i âlem şecaatı itibariyle, … | |
| Temaşa | Gezme, hayranlıkla izleme | …Sâni'-i Zülcelal'in taze taze, renk renk, çeşit çeşit mu'cizat-ı nakşını, havârık-ı kudretini, tecelliyat-ı rahmetini, kemal-i lezzetle seyr ve temaşaya vasıta suretini alır. | |
| Temeşşi | Yürüme | Esrarda temeşşi etmekle hissiyatı ihtizaza getiren kelâmdır. | |
| Mim-Sad-Sad (1) | |||
| Mass | Emme | …letaif, kendine göre birer hisse alır, masseder. | |
| Mim-Dad-Gayn (1) | + | ||
| Mudga/Mudğa | Bebeğin anne karnında bir aşaması | + | Nutfeden alakaya, alakadan mudgaya, mudgadan tâ hilkat-i insaniyeye kadar olan neş'etinizi görüyorsunuz. |
| Mim-Dad-Mim-Dad (1) | |||
| Mazmaza | Ağız ve burnu suyla çalkalamak | Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bir su ile mazmaza etti, elini yıkadı. | |
| Mim-Dad-Ye (2) | + | ||
| İmza | Onay yazısı veya işareti | …tafsilatsız ve perdeli ve muhtasar bir surette beyan, fakat kuvvetli bir tarzda iddia ve isbatları; Kur'anın davasını binler imza ile tasdik ederler. | |
| Mazi | Geçmiş | Bazan mazi, istikbale misafir gider. Bazan da muzari, mazinin memleketine gelir. | |
| Mim-Tı-Ra (2) | + | ||
| Emtar | Yağmurlar | Bütün ehl-i edyan "melekü'l-cibal, melekü'l-bihar, melekü'l-emtar" gibi her nev'e göre birer melek-i müekkel, vahyin ilhamı ve irşadı ile bulunduğunu kabul ederek o namlarla tesmiye ediyorlar. | |
| Matara | Su kabı | Şimdi yine, sebebsiz mataramın acib bir tarzda küçücük parçalara inkısam etmesi,… | |
| Mim-Tı-Vav (1) | + | ||
| Matiyye | Binek | …şeytanlara mel'ab, evhama merkeb, ehval ve korkulara ma'rez ve dağlar kadar ağır yüklere matiyye olacaktır. | |
| Mim-Ayn (2) | |||
| Maiyet/Maiyyet | Beraberlik, emri altındakiler | Sonra bütün maiyetindeki üçyüz adam geldiler, umumu abdest alıp içtiler. | |
| Mea/Maa (Maaliftihar) | Birlikte, beraber | Baş üstüne, ben maaliftihar satarım. | |
| Mim-Ayn-Dal (1) | |||
| Mide | Sindirim organı | Dildeki kuvve-i zaikayı, Fâtır-ı Hakîm'ine satmazsan, belki nefis hesabına, mide namına çalıştırsan; o vakit midenin tavlasına ve fabrikasına bir kapıcı derekesine iner, sukut eder. | |
| Mim-Ayn-Nun (2) | + | ||
| İm'an/İman | Dikkatle bakmak | …tâ onların fevkinde olan tecelliyat-ı seyyaleye im'an-ı nazar edebilsinler. | |
| Maun | Sure adı | + | Sure-i Duha, Sure-i Elem Neşrah Leke ve Sure-i Zilzal ve Sure-i Tekâsür ve Sure-i El-Maun … |
| Mim-Kef-Ra (1) | + | ||
| Mekr/Mekir | Tuzak (kurma) | + | Çünki onlar kendi nefislerine hile ederler, kendilerine zarar ederler ve onların fenalıkta muvaffakıyetleri muvakkattır ve istidracdır, bir mekr-i İlahîdir. |
| Mim-Kef-Nun (4) | + | ||
| İmkan | Mümkün olma | …ve hakikî imkân ve hakikî makuliyet, hattâ vücub derecesinde suhulet; iman yolundadır ve İslâmiyet caddesindedir. | |
| Mümkün/Mümkin | Olabilir | Ey insan! Aklını başına al. Hiç mümkün müdür ki: | |
| Temekkün | Yerleşme | Hiçbir yerde bulunmadığı halde, her yerde bulunmaz mı? Hiç tahayyüz ve temekküne muhtaç olur mu? | |
| Temkin | Ağırbaşlılık, usluluk | Demek o kuş, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ı dinliyordu, huzurunda temkin ile sükût ederdi. | |
| Mim-Lam-Elif (4) | + | ||
| Mali | Dolu | Şu muzlim ânımı nurlandıran huzur-u manevîniz muvacehesinde satırlarım gibi kapkara yüzümü, seyyiat-ı mazi ile mâlî a'mal-i kabihamın nişanelerini gizlemeye muktedir olamamaktan mütevellid hicabımı setre kudretyâb olamadım. | |
| Mele' | Seçkinler (Melekler) alemi | + | …belki imam olduğu ümmetin ömr-ü galibi olan altmışüçte mele-i a'lâya gönderiyor, yanına alıyor; her cihette imam olduğunu gösteriyor. |
| Memlu' | Dolu | Bütün mazi ve müstakbel, zulümat-ı ademle memlûdür; yalnız kısacık bir zaman-ı halde, bir hazîn nur-u vücud bulabilir. | |
| Mülaet | Örtü, büyük ihram | Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Abbas'ı ve dört oğlunu (Abdullah, Ubeydullah, Fazl, Kusem) beraber, mülâet denilen bir perde altına alarak, üzerlerine örttü. | |
| Mim-Lam-Sin (1) | |||
| Melez (Kökü kesin değildir) | Karışık, karışım | Güya muasırlarımız, üçüncü asrın nihayetinden onüçüncü asra kadar geçmiş olan asırların fihristesi veyahut enmuzeci veyahut melez bir kavimdirler. | |
| Mim-Lam-Kef (16) | + | ||
| Malik | Sahip; Esma | + | Madem öyledir; şu sahranın Mâlik-i Ebedî'si ve Hâkim-i Ezelî'sinin ismini al. |
| Maliki | Bir mezhep | Acaba Şeriatta oniki mezheb; hususan Hanefî, Mâlikî, Şafiî, Hanbelî Mezheblerinde ve yetmişe yakın ilm-i kelâm ve usûlü'd-din dairesindeki allâmelerin fırkalarında ne kadar ayrı ayrı kanaatlar ve fikirler kitablara yazılmış bilirsiniz. | |
| Mamelek | Mal varlığı | Ve o çiftlikler, makineler, âletler, mizanlar ise, senin daire-i hayatın içindeki mâmelekin ve o mâmelekin içindeki cisim, ruh ve kalbin ve onlar içindeki göz ve dil, akıl ve hayal gibi zahirî ve bâtınî hâsselerindir. | |
| Melaike | Melekler | Hem hayat, melaikeye iman rüknüne dahi bakar, remzen isbat eder. | |
| Melek | Nurdan yaratılmış, isyan etmeyen varlıklar | + | Çünki melekler bu âlemleri izn-i İlahî ile görebilirler ve girerler ve Hazret-i Cebrail gibi, insanlar ile görüşen umum melaike-i mukarrebîn mezkûr âlemlerin vücudlarını ve onlar, onlarda gezdiklerini müttefikan haber veriyorlar. |
| Meleke (Melekat) | Tecrübe/tekrarla kazanılan bilgi ve beceri | Zira teessür gösterdikçe, ehemmiyet verdikçe, senin o zaîf tahatturun melekeye döner. | |
| Melekut | Her şeyin perdesiz Allah'a bakan iç yüzü | + | Mahall-i taalluk-u kudret olan herşeydeki melekûtiyet ciheti şeffaftır, nezihtir. |
| Melik (Melike) | Hükümdar; Esma | + | Zira nihayet derecede âdil, merhametkâr, raiyet-perver, muktedir, intizam-perver, müşfik bir melikin memleketi, hem bu derece göz önünde âsâr-ı terakkiyat ve kemalât gösteren bir memleket, senin vehminin gösterdiği surette olamaz. |
| Memalik | Köleler | Hazret-i Hüseyin'in taraftarlarında bulunuyordu ki; Emevîlerin Arab milliyetini esas tutup, sair milletlerin efradına "memalik" tabir ederek köle nazarıyla bakmaları ve gurur-u milliyelerini kırmaları yüzünden, … | |
| Memleket | Yurt | Zira nihayet derecede âdil, merhametkâr, raiyet-perver, muktedir, intizam-perver, müşfik bir melikin memleketi, hem bu derece göz önünde âsâr-ı terakkiyat ve kemalât gösteren bir memleket, senin vehminin gösterdiği surette olamaz. | |
| Memlük/Memluk | Köle | + | Eğer Mâlik-i Mülk'e memlûk isen Onun mülkü senindir gör. |
| Mülk | Mal, sahip olunanlar | + | Eğer Mâlik-i Mülk'e memlûk isen Onun mülkü senindir gör. |
| Müluk | Melikler | Hem eğer Hazret-i Ali olmasaydı, dünya saltanatı, mülûk-ü Emeviyeyi bütün bütün yoldan çıkarmak muhtemeldi. | |
| Müstemleke | Sömürge | Hem, masum müslümanların kanlarını sömüren ve servetleri tahaccür etmiş millet kanı olan, parazit, tufeylî ve aç gözlü canavar ve barbar emperyalistleri, müstemlekecileri … | |
| Temellük | Mülk edinme | Senin bir cüz'-i ihtiyarın bulunmakla, o nimetlerin kıymetlerini fahrin ile tenkis ediyorsun, gururunla tahrib ediyorsun ve küfranınla ibtal ediyorsun ve temellükle gasbediyorsun. | |
| Temlik | Mal sahibi etmek | Çünki nefs-i emmaresi, gaflet veya dalalet saikasıyla kâinatı esbaba verip, Allah'ın malını onlara taksim eder, kendini de kendine temlik eder. | |
| Mim-Lam-Lam (4) | + | ||
| Melal | Usanç | Bu suretle hüzn ü melâl bulutları eriyip dağılıyor. | |
| Melul/Melül | Usanmış | Muhtasar olsun ki, melûl olmasınlar. Mücmel olsun ki, lüzumlu olmayan tafsilden nefret etmesinler. | |
| Milel | Milletler | İşte meclis-i Nebevîde küçük bir cemaatin cüz'î bir hâdise unvanıyla, milel-i insaniye içinde hırs-ı hayat ve havf-ı mematla en meşhur olan millet-i Yehud'un … | |
| Millet (Milli; Milliyet) | Din ve dil birliği olan insan topluluğu (Millete ait; Millete aidiyet) | + | Felsefe şakirdleri ve millet-i küfriye ve nefs-i emmarenin en müdhiş dalaleti, Cenab-ı Hakk'ı tanımamaktadır. |
| Mim-Lam-Ye (1) | + | ||
| İmla | Yazılış | O desatirin imlası ile ve hükmü ile zerrat, vücud-u eşyadaki hidematına ve harekâtına sevkedilir. | |
| Mim-Nun (1) | + | ||
| Men | Kim | + | Sarf ve Nahiv ilmini okuyan bir medrese talebesinin vefat edip, kabirde Münker ve Nekir'in: "Men Rabbüke = Senin Rabbin kimdir?" diye suallerine karşı, kendini medresede zannedip Nahiv ilmiyle cevab vererek: "(Men) mübtedadır, (Rabbüke) onun haberidir; müşkil bir mes'eleyi benden sorunuz, bu kolaydır." diyerek,… |
| Mim-Nun-Dal-Ra (1) | |||
| Mendil | Silme ve kurulamada kullanılan küçük dokuma | Elbette bir padişahın hediyesinin kabı veya hediyeye sarılan mendil veyahut hediye eline verilip getiren nefer, o padişahın saltanatına şerik olamazlar. | |
| Mim-Nun-Ayn (7) | + | ||
| İmtina' | İmkansızlık | Hakikî istib'ad, hakikî muhaliyet ve akıldan uzaklık ve hakikî suubet, hattâ imtina' derecesinde müşkilât, küfür yolundadır ve dalaletin mesleğindedir.. | |
| Mani' (Mania) | Engelleyen | + | Hem meselâ o vakit, cehalet sisiyle muhat İngiltere, İspanya'da yeni gurub; Amerika'da gündüz; Çin'de, Japonya'da sabah olduğu gibi, başka yerlerde başka esbab-ı maniaya binaen elbette görülmeyecek. |
| Men' | Engel | Eğer arkamdaki arslanı öldürüp, önümdeki darağacını kaldırıp, sağ ve solumdaki yaraları def'edip peşimdeki yolculuğu men'edecek bir çare sende varsa, bulursan; haydi yap, göster, görelim. | |
| Memnu' | Yasak | + | Memnu' heykel, suretler: Ya zulm-ü mütehaccir, ya mütecessid riya, ya müncemid hevestir. Ya tılsımdır: Celbeder o habîs ervahları. |
| Mümanaat | Engelleme | Ehl-i dalalet ve ilhad, mesleklerini muhafaza ve ehl-i imanın intibahlarına mukabele ve mümanaat etmek için, o derece garib bir temerrüd ve acib bir hamakat gösteriyorlar ki, insanı insaniyetten pişman eder. | |
| Mümteni' | İmkansız | …şirk ve dalaletin mesleğinde hadsiz derecede müşkilâtlı, mümteni' binler muhal bulunduğunu müşahede ettim. | |
| Temanu/Temanü (Burhanü't-temanü: Allah'tan başka ilah olamayacağını ispatlayan delili) | Engel olma | Bilhâssa "Arz ve semada Allah'tan başka ilahlar olmuş olsa idiler, şu görünen intizam fesada uğrardı" manasında olan لَوْ كَانَ ف۪يهِمَٓا اٰلِهَةٌ اِلَّا اللّٰهُ لَفَسَدَتَا âyetinin tazammun ettiği bürhanü't-temanü', Sâni'in vâhid ve müstakil olduğuna kâfi bir delildir. | |
| Mim-Nun-Nun (5) | + | ||
| İmtinan | Minnet etme, iyilik yapma | Pek zahir bir surette kasdî bir in'am ve ikram ve ihtiyarî bir ihsan ve imtinan manası ve hakikatı her birisinde hissedildiği gibi; mecmuunda ise, güneşin zuhurundaki ziyası gibi görünüyor. | |
| Memnun | Hoşnut, razı | + (kesinti anlamında) | |
| Mennan | Esma (Çok ihsan eden) | Elbette Hayy-ı Kayyum ve Hannan-ı Mennan ve Rahîm ve Rahman olan Zât-ı Zülcemal ve'l-Kemal'in rahmetindeki cemal ise, merhumlara bakar. | |
| Minen | Minnetler | Rahîm, Rauf ve Zü'l-Minen hazretlerinin inayet ve lütuflarından olarak, tövbe ve istiğfar gibi kullarına ihda eylediği, miftah-ı kerem ve ihsana, çok günahkâr ve terbiyesiz olan ben sefil Yusuf Toprak,… | |
| Minnet | İyiliğe karşı şükür hissi | Fakat kalbi ve ruhu, binler batman minnetlerden ve korkulardan kurtulur. | |
| Mim-Nun-Ye (2) | + | ||
| Temenna | Selamlama | Büyük adamlar gibi temenna edip elinizi öpelim derlerdi. | |
| Temenni | Dilek | Evet temenniden neş'et eden arzular ve o arzulardan neş'et eden fuzuliyane emirler nerede? Hakikat-i âmiriyetle muttasıf bir âmirin iş başında hakikat-i emri nerede? | |
| Mim-He-Dal (3) | + | ||
| Mehd | Yer, beşik | + | Evet mü'min olan kimse, iman ve tevhid iktizasıyla, kâinata bir mehd-i uhuvvet nazarıyla baktığı gibi; bütün mahlukatı, bilhâssa insanları, bilhâssa İslâmları birbiriyle bağlayan ip de, ancak uhuvvettir. |
| Mümehhed | Hazırlanmış | Tedricen, beşiğimiz olan ve beşerin yatıp ve istirahat eylemesi için Hâlık-ı Rahman, sathını serip müheyya ve mümehhed etmiş olan küre-i arza ineceğiz. | |
| Temhid | Döşeme, izah, hazırlama, mukaddime | + | Cenab-ı Hakk'a hamd ve kendisine Kur'an nâzil olan Peygamberimize ve dinin binasını tahkim ve temhid eden âl ü ashabına salât ü selâm olsun! |
| Mim-He-Ra (2) | |||
| Mehir | Evlenilen kadına verilen bedel | Evet, nazlanan ve istiğna gösteren nâzeninlerin mehirleri dikkattir. | |
| Temhir | Mühürleme (Türkçe'de türetilmiştir) | Birbiri içinde hadsiz mektubat-ı Samedaniye hükmünde olan sahaif-i mevcudat ve her bir mektub üstünde hadsiz sikke-i tevhid mühürleriyle temhir edilmiş. | |
| Mim-He-Lam (3) | + | ||
| İmhal | Süre verme, erteleme | … isyan ve küfrüyle beraber dünyada bırakılan ve azabı te'hir edilen ve bu hizmeti için imhal edilip muvaffakıyet gören nev'-i benî-Âdem var. | |
| Mühlet | Süre | Zira onbeş gün (güya bize mühlet verilmiş gibi) bize ilişmiyorlar. | |
| Mütemehhil | Zamana muhtaç | Şahs-ı manevî hükmünde olan bir devletin nümüvv-ü tabiîsi hükmünde olan teşekkülü ise, mütemehhildir. | |
| Mim-Vav-Te (9) | + | ||
| Emvat | Ölüler | …hem kemiklerden ibaret olarak ayakta duran emvat gibi bütün ağaçların cenazeleri bir emir ile def'aten "ba'sü ba'de'l-mevt"e mazhariyetleri ve neşirleri; … | |
| İmate | Öldürmek | Bâb-ı ihya ve imatedir. İsm-i Hayy-ı Kayyum'un, Muhyî ve Mümit'in cilvesidir. | |
| Layemut | Ölümsüz | Bu dar yerde ve karışık ve birbiri içinde yazılan bahar kitabından daha kolay olarak geniş bir yerde güzel ve lâyemut bir kitabı yazacağım ve size okutturacağım. | |
| Memat | Ölüm | + | Hem zeval ve firak, memat ve vefat ve darağacı olan mürur-u zaman, o iman tılsımı ile, … |
| Mevat | Ölü | O akisler hem gayrdır, ayn değil. Hem mevattır, ölüdür. | |
| Mevt | Ölüm | + | Mevt, ehl-i dalalet için bütün mahbubatından elîm bir firak-ı ebedîdir. |
| Mevta | Ölüler | …eski zamandaki lillah için ziyarete mukabil ehl-i dünya kısmen bu hakikate muhalif olarak mevtanın dünyevî şan ve şerefine ziyade ehemmiyet verir, öyle ziyaret ediyorlar. | |
| Meyyit (Meyyite) | Ölü | + | O camidat-ı meyyite-i samite; birer munis memur, birer musahhar hizmetkâr vaziyetini aldı ve o ağlayıcı ve şekva edici kimsesiz yetimler, birer tesbih içinde zâkir veya vazife paydosundan şâkir suretine girdi. |
| Mümit | Ölümü veren (Esma) | Bâb-ı ihya ve imatedir. İsm-i Hayy-ı Kayyum'un, Muhyî ve Mümit'in cilvesidir. | |
| Mim-Vav-Cim (4) | + | ||
| Emvac | Dalgalar | İşte zaman, dünyayı emvac-ı zeval üstüne atar. | |
| Mevc (mevce) | Dalga | + | Fakat eyyam-ı İlahiye ile beşyüz sene bizim küreden uzak olmakla beraber mevc-i mekfuf olan semaya temas etmek, imkân-ı aklîden hariç değildir. |
| Mütemevvic (Mütemevvice) | Dalgalı | …mevcudat-ı dehhaşe-i seyyale-i mütemevvicenin dalgaları içinde çalkanıp gidiyor. | |
| Temevvüc | Dalgalanma | Bir tek ALLAHU EKBER kelimesinin aks-i sadâsıyla hadsiz ALLAHU EKBER vuku bulduğu gibi, o makbul zikir ve tekbir, semavatı dahi çınlatıp berzah âlemlerine de temevvüc ederek sadâ veriyor. | |
| Mim-Vav-Sin (1) | |||
| Elmas | Sert karbon kristali | Hangi vehmin haddi var; şu demir gibi, belki elmas gibi oniki muhkem surları delip geçebilsin. | |
| Mim-Vav-Lam (3) | + | ||
| Emval | Mallar | Ehl-i dünya, büyük bir servet ve şiddetli bir kuvvet elde etmek için, hattâ bir kısım ehl-i siyaset ve hayat-ı içtimaiye-i beşeriyenin mühim âmilleri ve komiteleri, iştirak-i emval düsturunu kendilerine rehber etmişler. | |
| Mal (Mali) (Re's'ül mal) | Bir kişinin mülkiyetindekiler (Sermaye) | + | Bu mallar mîrî malıdır. |
| Maliye | Gelir-gideri yöneten kuruluş | Bu paranın sahibine, Allah için bir hizmet yapmak üzere tebdil için maliye sandığına gittim. | |
| Mim-Vav-He (4) | + | ||
| Ma' (Maî/Mai) | Su (Suyla ilgili) | + | Yağmur ise, menşe-i hayat ve mahz-ı rahmet olduğu için elbette o âb-ı hayat, o mâ-i rahmet, gaflet veren ve hicab olan yeknesak kaidesine girmeyecek. |
| Mayia/Mayi' | Akışkan | Güneş, bir kitle-i azîme-i mayia-yi nariyedir. | |
| Mümevveh | Hayali (Asıl anlamı süslü iken bu anlamı kazanmıştır) | Hem de hakikî olan akliyatlarıyla, mevhum ve mümevveh olan şu hikmet arasında bir müşabehet ve muvafakat tevehhüm eylediklerinden, şu mutabakat ve müşabeheti kitab ve sünnetin manalarına tefsir ve maksadlarına beyan zannedip hükmeylediler. | |
| Temeyyu/Temeyyü | Erimek | Buz, buzun zararına temeyyu eder. | |
| Mim-Ye-Dal (2) | + | ||
| Maide | Sofra; Sure | + | ...ruha tam bir gıdabahş mevaid-i maneviye-i Kur'aniye ile i'zaz ve ikram ederken... |
| Mevaid | Sofralar | + | Demek Kur'an-ı Kerim, öyle bir maide-i Semaviyedir ki; binler muhtelif tabakada olan efkâr ve ukûl ve kulûb ve ervah, o sofradan gıdalarını buluyorlar, müştehiyatını alıyorlar. |
| Meydan | Açık alan | Onun nazarında şu dünya, bir zikirhane-i Rahman, bir talimgâh-ı beşer ve hayvan ve bir meydan-ı imtihan-ı ins ü cândır. | |
| Mim-Ye-Ze (10) | + | ||
| İmtiyaz | Ayrıcalık | Sulh-u umumî ve afv-ı umumî ve ref'-i imtiyaz lâzım. | |
| İmtiyazat | Kapitülasyon | Müteaddid devletler ve ayrı ayrı payitahtları bulunan hükûmetlerin bazan oluyor ki, müstemlekât cihetiyle veya imtiyazat haysiyetiyle veya ticaretler münasebetiyle bir tek memlekette ayrı ayrı hâkimiyetlikleri bulunur. | |
| Mümeyyez | Ayırt edilmiş, seçilmiş | …pek açık ve sarîh bir surette mağduriyetimi istilzam eden bu hükm-ü mümeyyezenin nakzıyla, adaletin izharını heyetinizden beklerim. | |
| Mümeyyiz (Mümeyyize) | Ayırt eden | Demek enva'ının fasîleleri ve umum a'razının havass-ı mümeyyizeleri, bizzarure adem-i sırftan muhtera'dırlar. | |
| Mümtaz | Seçkin | …o mutasarrıf, kendi masnuatı içinde en mümtaz bir ferdin harekâtına şuuru ve ıttılaı bulunmasın. | |
| Mütemayiz | Ayrılmış | …bu da, ayrı ayrı güzel, hoş kokular ve lezzetli tatlar içinde ki; kemal-i intizam içinde, birbirinden mütemayiz, ayrı iken kesret ve sür'at ve vüs'at-i mutlaka içinde sehivsiz hatasız, bütün onların suretlerinin inkişafları … | |
| Temayüz | Ayrılma | Çünki görüyorsun ki; o birbirine benzeyen tohumcuklar, birbirinden temayüz ediyor, ayrılıyor. | |
| Temeyyüz | Benzerlerinden farklı ve üstün olma | O hayvanatın ayrı ayrı teşahhusları ve sîmalarındaki başka başka hikmetli taayyün ve temeyyüzleri delalet eder ki; … | |
| Temiz | Kirli olmayan | Aklını başına al, kalbini temizle. | |
| Temyiz | Ayırt etme | Meselâ; güzelliğin bütün meratibini farkeden insan gözü ve taamların bütün çeşit çeşit ezvak-ı mahsusalarını temyiz eden insanın zaika-i lisaniyesi ve hakaikın bütün inceliklerine nüfuz eden insanın aklı ve kemalâtın bütün enva'ına müştak insanın kalbi gibi sair cihazları, âletleri nerede? | |
| Mim-Ye-Lam (8) | + | ||
| İmale | Meylettirme | …bazı âyetlerin onların hissiyatına ve edebî malûmatlarına imale etmesi ve benzetmesi, mukteza-yı belâgat ve irşad olmaz mı? | |
| Ayın dünya etrafındaki yörüngesi | Çünki derecat-ı Şemsiyenin medarı olan "mıntıkatü'l-buruc" tabir ettikleri daire-i azîme, menazil-i Kameriyenin medarı bulunan mail-i Kamer dairesi birbiri üstüne geçmekle, o iki daire herbiri iki kavis şeklini vermiş; … | ||
| Meyelan | Coşkulu yöneliş | …vazife-i hayattan terhis edildikleri zaman, vatan-ı aslîlerine bir meyelan-ı şevk-engiz, ruhlarında uyandırıyor. | |
| Meyl/Meyil | Yönelme, eğilim | + | Hattâ o bîçare, ona biraz meyleder. |
| Meyyal | Meyilli | …fıtraten hissiyat-ı ulviye sahibi ve maâlî-i ahlâka meftun ve izzet ve mübahata meyyal olan sahabeler, … | |
| Mütemayil | Birbirine meyil gösteren | Bizdekilerde hutut-u efkâr, telaki için mütemayilen imtidada bedel, münharifen gittiğinden nokta-i telaki vatanda, belki kürede görülmüyor. | |
| Müyul | Meyiller | insanda olan hadsiz istidadat-ı maneviye ve nihayetsiz âmâl ve efkâr ve müyulât dahi israf edilmeyecektir. | |
| Temayül | Meyletme | Ehl-i gaflete karanlıklı bir vahşetgâh görünen âlem-i berzah, o nuranîlerin vücudlarıyla tenevvür etmiş menzilgâhları suretinde sana göründüğü için o âleme gitmeğe tevahhuş, tedehhüş değil; belki bilakis temayül ve iştiyak hissini verir; hayat-ı dünyeviyenin lezzetini kaçırmaz. |