Huddam
Huddam bazı özel metinler okuyarak kendilerinden faydalanılma girişiminde bulunulan cinlerdir. Bu işleme huddâmcılık denilir.
Risale-i Nur'da Bu Konudaki Derslerin Özeti
- Bediüzzaman hakiki ihlası muhafaza için her gün hem aç olduğu ve yaralı olduğu vakitte en güzel ilaç getirseler bile ruhani, cinnî hüddamların hizmetini ve berzahtaki evliyadan bir kısmı temessül edip helva ve baklavaları iman hizmetine hürmeten verseler onların hediyelerini kabul etmeyeceğini beyan eder.
- Bediüzzaman ihlası dersini namaz içinde huzuruna gaflet gelmemesi ve düşmanları tarafından ona bir hücum manası hatırına gelip namazdaki huzurunun bozulmaması için Cenab-ı Allah'tan muhafız bir ifriti niyaz eden Hz. Ali'den aldığını beyan eder.
- Bediüzzaman Kur'an'ın peygamberleri manevi sahada olduğu gibi maddi sahada da önder olarak gösterdiğini ve peygamberlerin mucizelerini zikrederek insanları bunlara benzeyen fen ve sanatları yapmaya teşvik ettiğini söyler. Misal olarak da Hz. Süleyman'ın cinleri ve ifritleri getirtip emri altına almasına dair mucizesini gösterir ve yeryüzünün insandan sonra şuurlu en mühim sakini olan cinlerin insana hizmetkâr olabileceğini beyan eder. Yine bir ifritin Hz. Süleyman’a “Gözünü açıp yummazdan evvel Belkıs’ın tahtını getiririm.” demesine işaret eden ayet çok uzak mesafelerden sesin, görüntünün vb getirileceğine işarettir.
Diğer İsimleri
Hüddam
Kur'an'da İsminin Geçtiği Yerler
Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği
Aziz, sıddık kardeşlerim!
Size, şahsıma ait birkaç meseleyi beyan etmek kalbime ihtar edildi.
Evvela: Bazı has kardeşlerim, şahsıma hizmette dikkatsizlik ettiklerinden onların bana karşı acımasını noksan gördüğümden bazen hiddet ve tekdir ettiğim vakit kalbime geldi ki: O bîçareler ziyade hüsn-ü zanla tahmin ediyorlar ki “Üstadımız istese belki bazı ruhanîler, cinnîler de hizmet edecekler belki ediyorlar. Hizmet-i Nuriyede inayetin aşikâre cilvesi gösteriyor ki onun şahsının perişaniyetine meydan verilmiyor ve şefkatimize muhtaç değil.” diye hizmette bazı kusurları oluyor. Hattâ bugün de birisi araba getirecekti, dikkatsizlik yüzünden ben yayan çıktım. Bir saatte on saat kadar zahmet çektim. Ben de birkaç gün evvel böyle kusuru yapanlara demiştim, tekrar edeceğim, siz de dinleyiniz:
Nasıl ki Risale-i Nur’u ve hizmet-i imaniyeyi, dünyevî rütbelerine ve şahsım için uhrevî makamlarına âlet yapmaktan sırr-ı ihlas şiddetle beni men’ettiği gibi; öyle de kendi şahsımın istirahatine ve dünyevî hayatımın güzelce, zahmetsiz geçmesine, o hizmet-i kudsiyeyi âlet yapmaktan cidden çekiniyorum. Çünkü uhrevî hasenatın bâki meyvelerini fâni hayatta cüz’î bir zevk için sarf etmek, sırr-ı ihlasa muhalif olmasından kat’iyen haber veriyorum ki:
Târikü’d-dünya ehl-i riyazetin arzu ve kabul ettikleri ruhanî, cinnî hüddamlar bana her gün hem aç olduğum zamanda ve yaralı olduğum vakitte en güzel ilaç getirseler hakiki ihlas için kabul etmemeye kendimi mecbur biliyorum. Hattâ berzahtaki evliyadan bir kısmı temessül edip bana helva baklavaları hizmet-i imaniyeye hürmeten verseler yine onların elini öpüp kabul etmemek ve uhrevî, bâki meyvelerini dünyada fâni bir surette yememek için nefsim de kalbim gibi kabul etmemeye rıza gösteriyor. Fakat kasd ve niyetimiz olmadan inayet cihetinde gelen bereket gibi ikramat-ı Rahmaniye, hizmetin makbuliyetine bir alâmet olduğundan nefs-i emmare karışmamak şartıyla ruhumla kabul ederim. Her ne ise… Bu mesele bu kadar kâfi.
O kardeşimize sorduk: “Bu acib ihlası nereden ders almışsın?”
Demiş: İki noktadan:
...
İkincisi: Kahraman-ı İslâm İmam-ı Ali radıyallahu anh Celcelutiye’nin çok yerlerinde ve âhirinde bir himayetçi istemiş ki namaz içinde huzuruna gaflet gelmesin. Düşmanları tarafından ona bir hücum manası hatırına gelmemek, sırf namazdaki huzuruna pek çok olan düşmanları tarafından bir hücum tasavvuruyla namazdaki huzuruna mani olunmamak için bir muhafız ifriti dergâh-ı İlahîden niyaz etmiş.
İşte bu bîçare, ömrü bu zamanda hodfüruşluk içinde yuvarlanan bîçare kardeşiniz de hem Sebeb-i Hilkat-i Âlem’den hem Kahraman-ı İslâm’dan bu iki küçük nükteyi ders aldım. Ve bu zamanda çok lâzım olan Kur’an’ın esrarına ehemmiyet vermekle, harp içinde ruhunun muhafazasını dinlemeyerek Kur’an’ın bir harfinin bir nüktesini beyan etmiş.
Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler
İkinci vecih şudur ki cin ve insin hattâ şeytanların netice-i efkârları ve muhassala-i mesaileri olan medeniyet ve hikmet-i felsefe ve edebiyat-ı ecnebiye, Kur’an’ın ahkâm ve hikmet ve belâgatına karşı âciz derekesindedirler, demektir. Nasıl da numunesini gösterdik.
(25. Söz)
Hem mesela, yine Hazret-i Süleyman aleyhisselâm, cin ve şeytanları ve ervah-ı habîseyi teshir edip şerlerini men’ ve umûr-u nâfiada istihdam etmeyi ifade eden şu âyetler:
مُقَرَّنٖينَ فِى الْاَصْفَادِ …اِلٰى اٰخِرِ
وَمِنَ الشَّيَاطٖينِ مَنْ يَغُوصُونَ لَهُ وَيَعْمَلُونَ عَمَلًا دُونَ ذٰلِكَ …اِلٰى اٰخِرِ
âyetiyle diyor ki: Yerin, insandan sonra zîşuur olarak en mühim sekenesi olan cin, insana hizmetkâr olabilir. Onlarla temas edilebilir. Şeytanlar da düşmanlığı bırakmaya mecbur olup ister istemez hizmet edebilirler ki Cenab-ı Hakk’ın evamirine musahhar olan bir abdine, onları musahhar etmiştir.
Cenab-ı Hak manen şu âyetin lisan-ı remziyle der ki: “Ey insan! Bana itaat eden bir abdime cin ve şeytanları ve şerirlerini itaat ettiriyorum. Sen de benim emrime musahhar olsan çok mevcudat, hattâ cin ve şeytan dahi sana musahhar olabilirler.”
İşte beşerin, sanat ve fennin imtizacından süzülen, maddî ve manevî fevkalâde hassasiyetinden tezahür eden ispirtizma gibi celb-i ervah ve cinlerle muhabereyi şu âyet, en nihayet hududunu çiziyor ve en faydalı suretlerini tayin ediyor ve ona yolu dahi açıyor. Fakat şimdiki gibi bazen kendine emvat namını veren cinlere ve şeytanlara ve ervah-ı habîseye musahhar ve maskara olup oyuncak olmak değil belki tılsımat-ı Kur’aniye ile onları teshir etmektir, şerlerinden kurtulmaktır.
Hem temessül-ü ervaha işaret eden, Hazret-i Süleyman aleyhisselâmın ifritleri celb ve teshirine dair âyetler hem فَاَرْسَلْنَٓا اِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا misillü bazı âyetler, ruhanîlerin temessülüne işaret etmekle beraber celb-i ervaha dahi işaret ediyorlar. Fakat işaret olunan celb-i ervah-ı tayyibe ise medenilerin yaptığı gibi hezeliyat suretinde bazı oyuncaklara, o pek ciddi ve ciddi bir âlemde olan ruhlara hürmetsizlik edip kendi yerine ve oyuncaklara celbetmek değil belki ciddi olarak ve ciddi bir maksat için Muhyiddin-i Arabî gibi zatlar ki istediği vakit ervah ile görüşen bir kısım ehl-i velayet misillü onlara müncelib olup münasebet peyda etmek ve onların yerine gidip âlemlerine bir derece takarrub etmekle ruhaniyetlerinden manevî istifade etmektir ki âyetler ona işaret eder. Ve işaret içinde bir teşviki ihsas ediyorlar ve bu nevi sanat ve fünun-u hafiyenin en ileri hududunu çiziyor ve en güzel suretini gösteriyorlar.
(20. Söz)
Ve bana ve ihvanıma iman-ı kâmil ve hüsn-ü hâtime ver. Hazret-i Musa aleyhisselâma denizi ve Hazret-i İbrahim aleyhisselâma ateşi ve Hazret-i Davud aleyhisselâma dağı, demiri ve Hazret-i Süleyman aleyhisselâma cinni ve insi ve Hazret-i Muhammed aleyhissalâtü vesselâma şems ve kameri teshir ettiğin gibi Risale-i Nur’a kalpleri ve akılları musahhar kıl!
(3. Şua)
İlgili Resimler/Fotoğraflar
İlgili Maddeler
- Cin: Hüddamlar, cin taifesindendir
- İspirtizma: Ölmüş insanların ruhlarıyle ve cinlerle iletişim kurma girişimi, ruh çağırma