Ğayn (غ) Kök Harfi İle Başlayan Kelimeler
Gezinti kısmına atla
Arama kısmına atla
Önceki Harf: Ayn (ع) ← Arapça Kökenli Kelimeler Ana Sayfası → Fe (ف): Sonraki Harf
Bu sayfada Bediüzzaman'ın eserlerinde geçen ve Ğayn (غ) kök harfi ile başlayan Arapça kelimeler listelenmiştir.
| Arapça Harf | Türkçe Okunuşu | 2 Harfli Kelime Sayısı | 3 Harfli Kök Sayısı | 3 Kök Harfli Kelime Sayısı | 4 Harfli Kök Sayısı | 4 Kök Harfli Kelime Sayısı | Risalelerdeki Toplam Kök Sayısı | Kur'an'daki Toplam Kök Sayısı | Kur'an'daki Köklerden Risalelerde Geçenlerin Sayısı | Risalelerdeki Toplam Kelime Sayısı | Kur'an'daki Toplam Kelime Sayısı | Kur'an'daki Kelimelerden Risalelerde Geçenlerin Sayısı |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| غ | Ğayn | 0 | 50 | 149 | 2 | 2 | 52 | 50 | 39 | 151 | 134 | 39 |
| Kelime | Anlamı | Kur'an'da Geçiyor mu? |
Örnek Cümle |
|---|---|---|---|
| Ğayn-Be-Ra (3) | + | ||
| Gubar | Toz | Değildir; belki mesâib-i dehrin gürültüsünden ayakları altından çıkıp sakalıma konmuş bir beyaz gubardır. | |
| İğbirar | Kırılma, gücenme | Bundan Necid ahalisinin Hulefa-i Raşidîn'e ve dolayısıyla Ehl-i Sünnet ve Cemaate karşı bir iğbirâr, seciyelerine girmişti. | |
| Muğber | Gücenmiş, küskün | Mesmuatıma göre, bu halden muğber olanlar yalan ve asılsız bir surette isnadatta bulunmuş. | |
| Ğayn-Be-Tı (1) | |||
| Gıbta | İmrenme | Biraz zaman sonra birinci adam öyle bir mertebeye çıktı ki, herkes haline gıpta ederdi. | |
| Ğayn-Be-Nun (1) | + | ||
| Teğabun/Tegabün/Teğabün/Tegabun | Sure adı; Birbirini aldatms | + | (Rumuzat Semaniye) |
| Ğayn-Be-Ye (2) | |||
| Gabavet | Anlayışsızlık | Meselâ kuvve-i akliyenin fesat ve zulmeti hükmündeki ifrat ve tefriti olan gabâvet ve cerbezeden müberrâ olarak,… | |
| Gabi | Anlayışsız | Kim bir şeyde çok tevaggul etse, galiben başkasında gabîleşmesine sebebiyet verir. | |
| Ğayn-Dal-Ra (3) | + | ||
| Gaddar | Acımasız | Gayr-ı meşru muhabbetin âkıbeti, mükâfatı, mahbubun gaddârâne adavetidir. | |
| Gadr/Gadir | Haksızlık, acımasızlık | Ve binler Müslümanların hayat-ı ebediyelerini mahveden ve yüzer ehl-i imanın su-i âkıbete ve müthiş günahlara sevk eden adamlara şefkatkârâne taraftar olmak ve merhametkârâne cezadan kurtulmalarına dua etmek, elbette o dua o mazlum ehl-i imana dehşetli bir merhametsizliktir ve şenî bir gadirdir. | |
| Mağdur | Haksızlığa uğramış | Kadro haricine çıkanları ve alay zabitlerini mağdur etmemekti. | |
| Ğayn-Zel-Vav (2) | |||
| Gıda | Yiyecek | Gıda olarak mahlûkata, bilhassa hayvanata taksim edilen rızıklara dikkat lâzımdır ki, bu rızık vakt-i muayyeninde yetişir, vakt-i ihtiyaçta sevk edilir. | |
| Tegaddi/Tagaddi | Beslenme | Günde elli gram ekmekle ve bir çanak çorba ile tagaddi eden bu büyük adam, yaşıyorsa, ancak Kur'ân ve imana hizmet için yaşıyor. | |
| Ğayn-Ra-Be (9) | + | ||
| Garabet | Gariplik | Fâil vacip ve vahid olduğu takdirde, ne külfet var, ne de garabet var. | |
| Garaib | Gariplikler | …kuvve-i bâsıranın hoşuna gidecek bütün mehâsini şâmil, kuvve-i hayaliyeyi keyiflendirecek bütün garaibi müştemil,… | |
| Garb/Garp (Garbi) | Batı | + | …hem denizle beraber Şark, Garp, Şimal, Cenup, bu yüzdeki ve Yeni Dünya yüzündeki malûm yedi kıt'ası,… |
| Garip | Gurbette olan; acayip | Evet, Kur'ân'ın üslûpları hem gariptir, hem bedîdir, hem aciptir, hem muknidir. | |
| Guraba | Garipler | Hem bizlere Kur'ân ve Hazret-i Peygamber (a.s.m.) emrediyor: تَعَاوَنُوا gurabâya muâvenet... | |
| Gurbet | Vatandan uzaklık | İşte, şu gurbet içinde ayrı diğer bir daire-i gurbet açıldı. | |
| Gurub/Gurup | Güneşin/Yıldızın batması | + | Gurub eden güneşin ertesi sabah yeniden tulû edeceği kat'iyetinde o iki Söz ispat etmişler ki, şu dünyanın mânevî güneşi olan hayat dahi, harab-ı dünya ile gurubundan sonra, haşrin sabahında bâki bir surette tulû edecektir. |
| İstiğrab/İstiğrap | Garipseme | Fakat insanın kemâl-i hilkatinden huruç etmiş, üç ayaklı yahut iki başlı bir insanı bir velvele-i istiğrabla nazar-ı ibrete teşhir eder. | |
| Mağrib | Akşam; batı | + | Mağrib zamanı ise, güz mevsiminin âhirinde pek çok mahlûkatın gurubunu, hem insanın vefatını, hem dünyanın kıyamet iptidasındaki harabiyetini ihtar ile tecelliyât-ı celâliyeyi ifham ve beşeri gaflet uykusundan uyandırır, ikaz eder. |
| Ğayn-Ra-Ra (2) | + | ||
| Gurur | Kendine güvenme | + (Aldatma anlamında) | Evet, gurur ile, insan maddî ve mânevî kemâlât ve mehasinden mahrum kalır. |
| Mağrur | Gururlu | Deccalın şahs-ı surîsi insan gibidir. Mağrur, firavunlaşmış, Allah'ı unutmuş olduğundan, surî, cebbârâne olan hâkimiyetine ulûhiyet namını vermiş bir şeytan-ı ahmaktır ve bir insan-ı dessastır. | |
| Ğayn-Ra-Ze (1) | |||
| Gariz (Gariziyye) | Yaratılış | Evet, on beş yaşından kırk yaşına kadar, hararet-i gariziyenin galeyanı hengâmında ve hevesât-ı nefsaniyenin iltihabı zamanında,… | |
| Ğayn-Ra-Sin (1) | |||
| Gars | Dikme | …o âdât-ı seyyienin yerine başka âdât ve ahlâk fidanlarını gars etmesi… | |
| Ğayn-Ra-Dad (2) | |||
| Ağraz | Garazlar | Eğer hakkıyla seni rehber etse, ağrâz-ı şahsî ve fikr-i intikam ile sizi lekedar etmezse… | |
| Garaz/Garez | Kötü niyet, kasıt | Fakat garaz ve maksada mutlaka zâmindir. | |
| Ğayn-Ra-Kaf (5) | + | ||
| Garik | Batmış, boğulmuş | Cenâb-ı Hak sana, sabr-ı cemîl ihsan ve o merhumeyi de garik-ı rahmet eylesin. | |
| Gark | Boğulma, batma | + | Bugün senin gark olan cesedine necat vereceğim |
| İstiğrak | Dalma, batma | S: Vahdetü'l-vücudu nasıl görüyorsun? Elcevap: Tevhidde istiğraktır. | |
| Müstağrak | Dalmış, batmış | Hükemâ ve zaîfü'l-itikad olanlar, maddeye o kadar hasr-ı nazar etmişler ve müstağrak olmuşlar ki, fehm-i ulûhiyetten uzaklaştılar. | |
| Müstağrik | Daldıran, batıran | Ruhu müstağrik, sürur ve hubur eder. | |
| Ğayn-Ra-Mim (1) | + | ||
| Gurema | Alacaklılar | Câbir, pederinin asıl malını guremâya verdi, kabul etmediler. | |
| Ğayn-Zel-Vav (4) | + | ||
| Gaza | Din uğruna savaş | Hem, nakl-i sahih-i kat'î ile, Gazâ-i Bedir'den evvel ferman etmiş: | |
| Gazavat | Gazalar | Sahabelerin gazevâtına dair Kürtçe Kavl-i Nevâlâ Sîsebân namında bir destan vardı. | |
| Gazi | Savaşa katılmış | Çünkü, nasıl bir tabur bir dehşetli düşmanı öldürse, herbir neferi bir gazilik rütbesini alır; ve yalnız binbaşısına verilse, binden bire iner, birtek gazi olur;… | |
| Gazve | Din uğruna savaş | …ehl-i tahkik umum müfessirlerin tahkikiyle ve umum ehl-i hadîsin ihbarıyla, Gazve-i Bedir'de, şu âyet haber veriyor ki: | |
| Ğayn-Sin-Lam (2) | + | ||
| Gasil/Gasl | Yıkama | Evet, cerihaların üstündeki sargıların zarar için kaldırılmadığından ceriha yerine yıkanması, şer'an o yaranın gasli yerine geçtiği gibi, böyle ihtiyaca binaen sabit kaplamanın yıkanması dahi dişin yıkanması yerine geçer, guslü iptal etmez. | |
| Gusül/Gusl | Boy abdesti | Evet, cerihaların üstündeki sargıların zarar için kaldırılmadığından ceriha yerine yıkanması, şer'an o yaranın gasli yerine geçtiği gibi, böyle ihtiyaca binaen sabit kaplamanın yıkanması dahi dişin yıkanması yerine geçer, guslü iptal etmez. | |
| Ğayn-Şın-Şın (1) | |||
| Gış | Hile, aldatma | Zihnimi sâfi bırakıp, gıll ü gıştan âzâde olarak, Kur'ân-ı Hakîmin feyzini, olduğu gibi almaya vesile etti. | |
| Ğayn-Şın-Vav (3) | + | ||
| Gaşiy/Gaşy | Kendinden geçme | Gerek Şerif Efendi ve gerekse Hikmetü'l-İstiâze ve besmele sırrını okuyan diğer arkadaşlar duydukları hazz-ı mânevîden gaşy olmuşlardır. | |
| Ğaşiye | Sure adı; cehennem ateşi | + | (Rumuzat-ı Semaniye) |
| Gışavet | Örtü, perde | + | Senin elini tutup hazine-i hakaike götürmekten evvel, vaad ettiğim birkaç meseleyle acele edip basar-ı basiretinize gışavet ve perde olan hayalâtı def edeceğim. |
| Ğayn-Sad-Be (3) | + | ||
| Gasıb (Gasıbane) | Gasbeden | Biri, padişahı bilmez, o yerlerde gàsıbâne, sârıkane tavattun etmek ister. | |
| Gasp/Gasb | Zorla alma | + | Senin bir cüz-i ihtiyar ın bulunmakla, o nimetlerin kıymetlerini fahrinle tenkis ediyorsun, gururunla tahrip ediyorsun ve küfranınla iptal ediyorsun ve temellükle gasp ediyorsun. |
| Mağsub | Gasba uğrayan | Ve mağsub olmalı veyahut mevhub olmalı? | |
| Ğayn-Sad-Sad (1) | + | ||
| Gussa (Boğazı tıkayan anlamında) | Sıkıntı, tasa | + | Birden, elîm bir hadise yüzünden bir sene gam ve gussa çekti. |
| Ğayn-Sad-Nun (3) | |||
| Ağsan | Dallar | Tûbâ-yı hilkatten semâvât şıkkına/Hep kehkeşan ağsânına, | |
| Gusn/Gusun | Dal | Kuvve-i gadabiye gusnundan firavunlar, nemrutlar çıkmıştır. | |
| Gusun/Gusûn | Dallar | Hadis-i şerifte varid olduğu gibi, her âyetin birer zâhir ve bâtın ve her zâhir ve bâtının birer had ve muttalaı ve her had ve muttalaın çok şücun ve gusunu vardır. | |
| Ğayn-Dad-Be (3) | + | ||
| Gazab/Gazap/Gadab/Gadap | Öfle | + | Allah'ın gazabından fazla gazap edilmez. |
| İğdab | Öfkelendirme | O ferdi irzâ etmekte, o bin hikmetin iğdâbı vardır. | |
| Mağdub | Gazaba uğramış | + | Evvelki iki yolun mağdub ve dâllîn yolu; hatarları pek çoktur, kıştır daim güz, yazı. |
| Ğayn-Dad-Fe-Ra (1) | |||
| Gazanfer/Gazenfer | Kahraman | Bunlardı veren hasta, alîl gözlere bir fer,/Bunlardı o tarihe geçen şanlı gazanfer. | |
| Ğayn-Tı-Vav (1) | + | ||
| Gıta | Perde, örtü | + | Eğer gıtâ ve perde keşfolunsa, hatt-ı şâkul ile senin gözünün şuâsı, namazın herbir hareketinde ayn-ı kıbleyle temas ve musafaha edecektir." |
| Ğayn-Fe-Ra (7) | + | ||
| Gaffar/Ğaffar | Affeden Allah (Esma) | + | Hem kudret, Rezzak, Gaffar, Muhyî, Mümit gibi sıfât-ı fiiliyenin mercii ve mizanıdır. |
| Gafir/Gafîr | Kalabalık | Meselâ, bütün İstanbul ahalisi, Ramazan'ın başında ayı görmediğinden nefyetse, iki şahidin ispatıyla o cemm-i gafîrin nefiy ve ittifakı sukut eder. | |
| Gafur/Ğafur | Affeden Allah (Esma) | + | İşte, bunun içindir ki, Cenâb-ı Hakkın Gafûr, Rahîm gibi iki ismi, tecellî-i âzamla ehl-i imana teveccüh ediyor. |
| Gufran | Allah'ın affetmesi | + | Cenâb-ı Allah, mâh-ı gufrânın kudsiyeti hürmetine, kusurlarımızı af ve mağfiret eylesin. |
| İstiğfar | Af dileme | + | Ayıbını görmediği için itiraf etmez, istiğfar etmez, istiâze etmez, şeytana maskara olur. |
| Mağfiret | Allah'ın affetmesi | + | Afv eyle, mağfiret eyle ve merhamet eyle, yâ Allah, yâ Rahmân, yâ Rahîm! |
| Mağfur | Affı için dua edilen | İnşaallah, müstecap olan duanızla Allahü Zülcelâl, Risale-i Nur hizmetinde ümit ve arzu ettiğim neticeye vasıl, merhum ve mağfur Abdurrahman gibi âhir nefeste iman ve tevfik… | |
| Ğayn-Fe-Lam (4) | + | ||
| Gafil | Gaflet içinde olan | + | Gafil kafaya bir tokmak ve bir ders-i ibrettir. |
| Gaflet | Habersizlik, düşüncesizlik | + | Ey şek cephesinde, gaflet gölgesinde istirahate çekilen biçare! |
| İğfal | Aldatma | Hileli adam kendini sevdirir, kendini çekmez. İğfal ve aldatmaya daima çalışır. | |
| Tegafül | Bilmez görünme | Faraza kabul etse de, tegafül-ü ani's-Sâni sebebiyle hâsıl olan ıztırarla kabul edebilir. | |
| Ğayn-Lam-Be (10) | + | ||
| Ağleb | Çoğu | Ekser-i hükemanın Garpta ve Avrupa'da zuhuru ve ağleb-i enbiyanın Şarkta ve Asya'da tulûları kader-i ezelînin bir işaret ve remzidir ki, Asya'da hâkim, galip, din cereyanıdır. | |
| Ağlebi/Ağleben | Çoğu zaman | Demek, nasıl ki sıfat-ı iradeden ve âlem-i emirden gelen şuursuz kavânin, daima veya ağleben bâki kalıyor. | |
| Galebe | Yenme | …bu asrın hakikat ve tarikat cereyanlarına galebe çalan felsefî dalâletlere galebe ediyor, meydandadır. | |
| Galib/Galip | Yenen | + | Hilkat-i âlemde maksud-u bizzat ve galib-i mutlak, yalnız hüsün ve hayır ve hak ve kemâldir. |
| Galiba | Çoğu zaman, tahminen | Galiba müsait vakit bulamadıklarından, yazıp gönderemediler. | |
| Kalabalık | İnsan çokluğu (Galebelik kelimesinden bozularak) | Birgün âlem-i menamda bir sahrada gezerken, birçok kalabalık ahalinin içine girdim. | |
| Mağlup/Mağlub | Yenilen | + | Amma şer ve kubh ve bâtıl ise, tebeîye ve mağlûbe ve mağmuredirler. |
| Mütegallib | Zorba | Sual: Mütegallip başlar, kendi kendilerine düştüler. | |
| Tağlib | Bir kelimeyi alakalı başka manayıda içerecek şekilde kullanma | Bunun için, burada iki tağlibe ve dolayısıyla bir mecaza mecburiyet hasıl olmuştur. | |
| Tegallüb | Zorbalık | Halbuki bu Cumhuriyetler devrinde tahakküm ve tegallübü kaldırmak düsturu var. | |
| Ğayn-Lam-Tı (3) | |||
| Galat | Yanılma | Bil ki, galat-ı his nev'inden, gayet muvakkat dünyayı lâyemut ve daimî görüyorsun. | |
| Mağlata | (Yanıltmak için söylenen) saçma söz | Bu ise, deveran sırrıyla mağlâta-i vehmiye üzerine müesses bir letafet-i beyaniyedir. | |
| Tağlit | Yanıltmak | Evet mesleği nefs-i hak ve mezhebi ayn-ı sıdkdır. Hak ise tedlis ve tağlit etmekten müstağnidir. | |
| Ğayn-Lam-Zı (1) | + | ||
| Galiz | Çirkin, kaba | + (Katı, ağır anlamında) | "Şeytanla Münazara" namındaki Birinci Mebhastaki, Şeytanın mesleğine ait bazı tabirat çok galiz düşmüş. |
| Ğayn-Lam-Fe (1) | + | ||
| Gılaf/Kılıf | Koruyucu örtü | Belki ruhun libası, bir derece sabit ve letafetçe ruha münasip bir gılâf-ı lâtifi ve bir beden-i misalîsi vardır. | |
| Ğayn-Lam-Kaf (2) | + | ||
| İğlak | (Manaca) Kapalılık | Kezâlik, bu risalelerin ibarelerindeki işkâl ve iğlâkın, keyif için ihtiyarımdan çıkmış olduğunu zannetme. | |
| Muğlak | Kapalı | Zira, mesail gayet derin ve arkları uzun ve ibare ise gayet muhtasar ve muğlak ve Türkçem de epeyce noksan ve müşevveş, ve vaktim dahi dar, ben de acele, sıhhatim muhtel, başım nezlelidir. | |
| Ğayn-Lam-Lam (1) | + | ||
| Gıll | Hileli olma, aşırı kin | + | Zihnimi sâfi bırakıp, gıll ü gıştan âzâde olarak, Kur'ân-ı Hakîmin feyzini, olduğu gibi almaya vesile etti. |
| Ğayn-Lam-Mim (2) | + | ||
| Gılman | Gulamlar, Cennet hizmetçileri | Biri hûri ve gılmanın çirkin bir taklidi, diğeri azap ve zindan suretine girecek | |
| Gulam | Genç, delikanlı, hizmetçi, köle | + | Fütuhu'l-Gayb kitabında 'Yâ gulâm!' tâbir ettiği bir talebesine pek müthiş ameliyat-ı cerrahiye yapıyor. |
| Ğayn-Lam-Vav (3) | + | ||
| Gala/Galâ | Pahalılık | Yağmur kesildi, kaht ve galâ başgösterdi. | |
| Gali/Gâlî | Pahalı, kıymetli | Beşerin ise mâhiyeti ulvî, kıymeti gâlî, nazarı âmm, kemâli hadsiz, lezzeti, elemi kısmen daimîdir. | |
| Guluvv | Aşırılık | …lakin dört cihetiyle antika olduğundan ve antikalık, guluvv-u kıymetin yerini tutmakla;… | |
| Ğayn-Lam-Ye (2) | + | ||
| Galeyan | Taşkınlık | Ehl-i dalâletin şerrinden kâinatın kızdıklarını ve anâsır-ı külliyenin hiddet ettiklerini ve umum mevcudatın galeyana geldiklerini,… | |
| Gulat | Aşırı bağlılar, taşkınlık edenler | İddiacı, eski zamanda Ehl-i Sünnete karşı Hasan Sabbah, Bâtıniyyûn mezhebiyle ve Şeyhü'l-Cebel bir galat-ı Şia tarîkıyla meydana çıkıp siyasî sarsıntı vermeleri gibi,… | |
| Ğayn-Mim-Ze (1) | + | ||
| İğmaz | Göz yumma | Uyûbundan iğmâz-ı ayn et. | |
| Ğayn-Mim-Dad (3) | + | ||
| Ağmaz | (Anlamca) çok derin | Demek müteşabihat dahi istiârâtın en ağmaz kısmıdır. | |
| Gamız/Gamiz/Gâmiz/Gâmız | Anlaşılması güç, derin | Şu sırr-ı gàmızı iki temsille fehme takrib ediyoruz. | |
| Gumuz | Derinlikler | Ben insanlardan, eserlerimdeki gumûz ve anlaşılmamaktan şikayet duyuyorum. | |
| Ğayn-Mim-Ra (1) | + | ||
| Mağmur (mağmure) | Adı silinmiş, harap olmuş | Amma şer ve kubh ve bâtıl ise, tebeîye ve mağlûbe ve mağmuredirler. | |
| Ğayn-Mim-Ğayn-Mim (1) | |||
| Gamgama | Haykırma, savaşanların bağırtısı, mırıldanma | Dinle, havadaki demdeme, kuşlardaki civcive, yağmurdaki zemzeme, denizdeki gamgama, ra'dlardaki rakraka, taşlardaki tıktıka birer mânidar nevaz. | |
| Ğayn-Mim-Mim (3) | + | ||
| Gam | Tasa, keder | + | İmanî hizmetinizde kazandığınız ebedî sevaplar ve ruhî ve kalbî faziletler ve sevinçler, şimdiki geçici ve muvakkat gamları ve sıkıntıları hiçe indirir kanaatindeyim. |
| Gumum | Gamlar | İhvanımla ma'an gumum ve hümûmumu sürur ve hubura tebdil eyle. | |
| Mağmum | Gamlı | …mağmûm kalbimi tesrir ve müteessir vicdanımı tenvir… | |
| Ğayn-Nun-Mim (4) | + | ||
| İğtinam | Fırsat (ganimet) bilmek | Fakat ne çare ki, iğtinam edebildiğim kısacık vakitlerde zihnimi safîleştirip Nurların karşısına, dolayısıyla Kur'ân'ın mu'cizeleri mecmuasına… | |
| Ganem | Koyun | + | Süleyman’dan, selim anlar/Ganemden de halîm anlar |
| Ganimet | Savaş kazancı | Cihad, dinî de olsa, kâfirlerin çoluk çocuklarının vaziyetleri aynıdır. Ganimet olabilir; Müslümanlar, onları kendi malikiyetine dahil edebilir. | |
| Mütegannim | Koyun postuna bürünmüş | …o bir müteşeyyih-i müteevviğdır, bir zi'b-i mütegannimdir. | |
| Ğayn-Nun-Ye (8) | + | ||
| Ağniya | Zenginler | + | Evet, heyet-i içtimaiyedeki intizamın şartı, tabakat-ı beşer birbirinden uzaklaşmamak, tabaka-yı havas tabaka-ı avamdan, taife-i ağniya taife-i fukaradan ayrılmasın ki, sıla-i rahim kopmasın. |
| Gani/Ganiyy | Zengin; her şeye sahip olan ve hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah (Esma) | + | Sonra, o Ganiyy-i Mutlakın, servetinin çokluğunu ve rahmetinin genişliğini göstermesine karşı, fakr ve hacetlerini izhar edip,… |
| Gına | Zenginlik; şarkı | Hem fakr-ı mutlak ve kuruluk içinde bir gınâ-yı mutlakın tezahürâtı var: /…öksüz bir yetimin muzlim bir hüzünle ümitsiz ağlayışı, hem süflî bir vaziyette sarhoş bir ayyaşın velvele-i gınâsının (şarkı demektir) nisbeti ile,… | |
| İğna | İhtiyaç duymama | Ve aynı zamanda, ehl-i kitaptan -bir kısmının- Kur'ana karşı gösterdikleri iğna, yani ihtiyaç duymazlık ellerini ağızlarına dönderip hayretlerini celbettirsin... | |
| İstiğna | Allah'tan başkasına el açmama | Muarrâdır fezâ-yı feyzimiz şeyn-i temennâdan,/Bize dâd-ı ezeldir zîrden bâlâdan istiğnâ. | |
| Muğni | Müstağni eden, zengin kılan (Esma) | + | Allah, Ganiyy-i Muğnîdir; herşeyin anahtarı Ondadır. |
| Müstağni | İstiğna eden | Hem de şürekâya hiçbir ihtiyaç olmadığı ve kâinat onlardan müstağni-yi mutlak oldukları halde, şerik-i ulûhiyet gibi, rububiyet ve icad şerikleri dahi mümtenidirler, vücutları muhaldir. | |
| Teganni | Şarkı söyleme | …ve her an bu masnuatının lisanıyla medh ü senasını teganni ettiren bu azametli ve hikmetli kudrete, hangi tesadüfün haddi var ki parmak uzatabilsin. | |
| Ğayn-Vav-Se (5) | + | ||
| Ağisna | Bize yardım et | "Ağisnâ yâ Gıyâse'l-Müstağîsîn" bir duası, | |
| Gavs | Yardım eden | Biz Âl-i Beyt'ten her kûrbet ve şiddet zamanında birer Gavs çıkıp imdat ediyoruz. | |
| Gıyas | Yardım eden; yardım çağrısı | "Ağisnâ yâ Gıyâse'l-Müstağîsîn" bir duası,/Sen dahi, biçare nefsim, İbrahimvâri لاَاُحِبُّ اْلاٰفِلِينَ gıyâsını çek, kurtul. | |
| İstigase/İstiğase | Yardım isteme | Ve keza, hiçbir şeyi dualarıma, istigâselerime ve niyazlarıma hedef ittihaz etmem. | |
| Mustağisin | Yardım isteyenler | "Ağisnâ yâ Gıyâse'l-Müstağîsîn" bir duası, | |
| Ğayn-Vav-Ra (4) | + | ||
| Gar | Mağara | + | Hem de en hatarlı makamlarda (Gârda gibi) tarik-i halâsı mefkud iken;… |
| Garet | Yağmalama | Ye'cüc ve Me'cüc, ehl-i garet ve fesad ve ehl-i hadâret ve medeniyete, ecel-i kaza hükmünde iki tâife-i mahlûkullahtır. | |
| Gavr | Çukur dibi | Yani, "Vefa, gavr-ı in'idama çekildi. Tûfan-ı gadir feverana başladı. | |
| Mağara | İn | + | "Eski zamanda mağaralara çekilen târiküddünyalar gibi, âhir ömrümde ben de bir mağaraya, bir dağa çekilip insanların hayat-ı içtimaiyesinden çıkacağım. |
| Ğayn-Vav-Ze (1) | |||
| Gaz (Gazat) | Maddenin buhar hali; bu haldeki maddeler | Zira dağlar suyun mahzeni, havanın tarağı (gazat-ı muzırrayı tersip edip havayı tasfiye eder)… | |
| Ğayn-Vav-Sad (1) | + | ||
| Gavvas | Dalgıç | + | Gavvas dalgıçlar, o definenin cevahirini aramak için dalıyorlar. |
| Ğayn-Vav-Lam (2) | + | ||
| Gaile | Büyük dert veren olay | Hulûsi'nin bir gailesi var diye hissediyorum. | |
| Gul (Hayal gul, Gulyabani) | Hortlak | Felsefe-i beyan nazara alınmazsa, belâğat hurâfât gibi, hayal gul gibi, sâmie hayretten başka bir fayda vermez. | |
| Ğayn-Vav-Ye (2) | + | ||
| Gayya | Çukur | …âcizâne tefsirimde, gündoğudan günindiye doğru olan çayı, yani, gündoğudaki duayı almamış olsaydım, önümde, elinde sepetle giden adam gibi gayyâ kuyusuna gidecektim. | |
| İğva | Azdırma | …nefislerinin hevâsına tâbi olarak, hem bozuk fıtratlarının iktizasını destekleyerek, şeytanlarının iğvâsıyla yaptıkları o çirkin halleri, gözlerine güzel göründüğünden terk edemediler. | |
| Ğayn-Ye-Be (9) | + | ||
| Gaib/Kayıp | Görülmeyen, bulunmayan | + | İnsanın gaibane olan aşağı mertebesinden, huzurun yüksek makamına çıkması ancak ibadet vasıtasıyla olduğuna işarettir. |
| Gayb | Görülmeyen, idrak edilmeyen | + | …ve şu âlem-i gayb ve şehadet kitabının müfessiri,… |
| Gaybet | Hazırda bulunmama | Zamir-i mütekellimin yerine ism-i zâhirin gelmesi, tekellümden gaybete iltifattır | |
| Gaybubet | Görünmeme | Bir matlup ki gurupta gaybûbet etmeye mahkûmdur; kalbin alâkasına, fikrin merakına değmiyor. | |
| Gıyab | Arkası | İki sene evvel benim hakkımda bir müdür sebepsiz, gıyabımda tezyifkârâne, hakaretli sözler söylemişti. | |
| Gıybet | Arkasından konuşma | Düşmanıma gıybetle ceza vermekten nefsimi yüksek tutuyorum ve tenezzül etmiyorum. | |
| Guyub | Gayblar | + | Herşeyi bilen ve gören ve hiçbir şey Ondan gizlenemeyen Allâmü'l-Guyûba karşı edep nasıl olur? |
| Mugayyeb (Mugayyebat) | Bilinmeyen | Mugayyebât-ı Hamseye dair Sûre-i Lokman'ın âhirindeki âyetin hakkında mühim sualiniz gayet mühim bir cevap isterken, maatteessüf, şimdiki hâlet-i ruhiyem ve ahvâl-i maddiyem o cevaba müsait değildir. | |
| Tegayyüb | Gözden kaybolma | Bu kabil dalalet ve gaflette olanlar ya mübarezeden mağlûp olurlar, ya ulviyeti hissedip tegayyüb ederler,… | |
| Ğayn-Ye-Se (1) | + | ||
| Mugis/Mugîs | Yardım eden Allah (Esma) | İşte, şu mesafe-i mâneviyede Kadîr, Alîm, Mutasarrıf, Müdebbir, Mürebbî, Mugîs, Muhyî gibi esmâların matlaları görünüyor. | |
| Ğayn-Ye-Dal (10) | + | ||
| Ağyar | Başkaları | Meselâ ağyârın malı, ismet-i şeriye için haram olmuştur. | |
| Gayr/Ğayr | (Olumsuzluk ekidir) Başkası, diğeri, dışında | + | Gayr ve mâsivâ Ona tesir etmez, yalnız mezâhir olabilirler. |
| Gayret | Çaba; yabancılardan koruma duygusu | Hizmetin kudsiyeti ve o hizmetteki zevk ve gayretindeki şevk, o acı hususî müşkülâta karşı gelir ve galebe eder tahmin ediyorum./Bu halden fazla bana tecrit ve tarassutlarıyla sıkıntı vermek ise, gayretullaha dokunup, bir belâya vesile olmasından korkulur. | |
| Gayyur | Gayretli | Cenâb-ı Hak, benim gibi kalemsiz, yarım ümmî, diyar-ı gurbette kimsesiz, ihtilâttan men edilmiş bir tarzda; kuvvetli, ciddî, samimî, gayyur, fedakâr ve kalemleri birer elmas kılıç olan kardeşleri bana muavin ihsan etti. | |
| Mugayir | Aykırı | İşte, o iki halis tilmizin himmetlerinin birbirinden ne derece mütefavit ve mugayir olduğu bununla anlaşılır. | |
| Mugayyir | Değiştiren (Esma) | + | Bu ise, hiç tagayyür etmeyen ve değişmeyen daim ve bakî bir Mugayyir'in vücub-u vücuduna delâlet eder. |
| Mütegayir | Birbirine zıt | Cenâb-ı Hakkın, iktizâları, hükümleri mütegayir bazı esmâları vardır. | |
| Mütegayyir | Değişen, değişken | Çünkü müteaddit şeyleri intizamla daimî tağyir ve tahrik eden bir zat, mütegayyir olmamak ve hareket etmemek lâzım gelir. | |
| Tagayyür/Tegayyür | Değişme, başkalaşma | Tagayyür, tebeddül, tecezzî, tahayyüzden mukaddes, münezzeh, müberrâ, muallâ olan Zât-ı Zülcelâlin vücub-u vücuduna ve takaddüs ve tenezzühüne muvafık düşmeyen tasavvurâta sebebiyet verir ve telkinât-ı bâtılaya medar olur. | |
| Tağyir | Değiştirme | Ve o hadsiz faaliyet dahi, hadsiz bir tebdil ve tağyir ve tahvil ve tahribi dahi iktiza ediyor. | |
| Ğayn-Ye-Zı (1) | + | ||
| Gayz | Öfke | + | Cehennem gibi bir azap memuru, öfkesinden ve gayzından parçalanmak vaziyetini alması… |
| Ğayn-Ye-Ye (3) | |||
| Gai/Gaî (Gaiye/Gaiyye) | Gayeye ait | Vazifeye terettüp eden maslahatlar, semereler, faidelerdir ki, ona "ille-i gaiye" denilir. | |
| Gaye | Amaç | İslâmın gayetü'l-gayesi olan "Tevhid" ve "Allah'a" iman esası, onun ve Risale-i Nur'un en büyük umdesidir. | |
| Gayet | Pek çok | Fenn-i kimyadan sorulsa, "Bu küre-i arz nedir?" Diyecek: "Gayet muntazam ve mükemmel bir kimyahanedir." |