Fe (ف) Kök Harfi İle Başlayan Kelimeler
Gezinti kısmına atla
Arama kısmına atla
Önceki Harf: Ğayn (غ) ← Arapça Kökenli Kelimeler Ana Sayfası → Kaf (ق): Sonraki Harf
Bu sayfada Bediüzzaman'ın eserlerinde geçen ve Fe (ف) kök harfi ile başlayan Arapça kelimeler listelenmiştir.
| Arapça Harf | Türkçe Okunuşu | 2 Harfli Kelime Sayısı | 3 Harfli Kök Sayısı | 3 Kök Harfli Kelime Sayısı | 4 Harfli Kök Sayısı | 4 Kök Harfli Kelime Sayısı | Risalelerdeki Toplam Kök Sayısı | Kur'an'daki Toplam Kök Sayısı | Kur'an'daki Köklerden Risalelerde Geçenlerin Sayısı | Risalelerdeki Toplam Kelime Sayısı | Kur'an'daki Toplam Kelime Sayısı | Kur'an'daki Kelimelerden Risalelerde Geçenlerin Sayısı |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| ف | Fe | 2 | 78 | 271 | 9 | 12 | 88 | 74 | 55 | 285 | 192 | 76 |
| Kelime | Anlamı | Kur'an'da Geçiyor mu? |
Örnek Cümle |
|---|---|---|---|
| Fe (1) | + | ||
| Fe | Takip edatı | + | Medeniyet, fazilet ve hürriyet âlem-i insaniyette galebe çalmaya başladığından, bizzarure terazinin öteki yüzü şey'en feşey'en hafifleşecektir. |
| Fe-Elif-Dal (1) | + | ||
| Fuad/Fuat | Kalp, Gönül | + | Şu bintül-fikri ve zâde-i tabiat ve semere-i fuad,... |
| Fe-Elif-Ra (1) | |||
| Fare/Fa're | Bir hayvan | Biri siyah renkte, diğeri beyaz renkte iki fare, o iki köke musallat olup kesiyorlar. | |
| Fe-Te-Ha (11) | + | ||
| Fatih | Fetheden | + | İlk İstanbul kadısı (hâkimi) olan Hızır Bey Çelebi'nin huzurunda, Haşmetli Padişah Fâtih ile bir Rum mimarı arasında şöyle bir muhakeme cereyan eder: |
| Fatiha | Kur'an'da Suresi; başlangıç | (Kur'an'da sure adı başlığında geçer) | Fâtiha-i Şerifenin bir muhtasar hülâsası |
| Fettah (Fettâhiyet) | Allah'ın her şeyi açan anlamında ismi | + | Hem Fettâh ve Musavvir isimlerinin tecellîleriyle... |
| Feth/Fetih | Fethetme | + | Binaenaleyh bilmiyorum, bu mes'ut hadiseyi şanlı bir zafer, şahane bir fetih, İlâhî bir kurtuluş, cihanşümul bir bayram diye mi vasıflandırayım? |
| Fütuhat | Fetihler | Öyleyse, imanı tehlikeye mâruz her adama, bütün küre-i arzın saltanatından daha fâideli bir saltanat, bir fütuhat kazandıran Risaletü'n-Nur, | |
| İftitah | Başlama | Daha sonra, münafıkların mü'minleri istihzaya alan hakaret-âmiz sözlerini dinleyen sami'in zihni, mü'minlerin de bunlara karşı mukabelelerini işitip almak beklerken, ayetin iftitahı, açılışı "Allah" lafzıyla olmuş olmasında;... | |
| Mefatih | Anahtarlar | + | Eğer o kapı sana açılamadı; "Mefatîh-ül Gayb" olan İmam-ı Râzî'nin geniş olan tefsirine gir ve serir-i tedriste o dâhî imamın halka-i dersinde otur, dersini dinle. |
| Meftuhane | (Medresede bir kitaba) başlarken verilen ziyafet. | Memleketimizde medrese talebelerinden birisi bir kitabı bitirse veya başlasa bir tatlı veya yemek meftuhane veya mahtumane diye vermek âdettir. | |
| Miftah | Anahtar | Fakat hepsinin bir miftah ile açılması mümkündür. | |
| Müfettah (Müfettahat) | Açılmış | + | İşte Kur'an cenneti "Müfettehatü'l-ebvab"dır; gir bak. |
| Münfetih (Münfetiha) | Dil, üst damaktan ayrılarak söylenen harfler | Hece harflerinin mehmûse, mechûre, şedîde, rahve, müsta'liye, münhafıza, mutbika, münfetiha gibi çiftli cinslerinin herbirisinden yine nısıf almıştır. | |
| Fe-Te-Ra (2) | + | ||
| Fetret | 2 peygamber/hükümdar arasındaki süre | + | ...ehl-i fetret, ehl-i necattırlar. |
| Fütur | Usanç, gevşeklik | ...karşılaşmanız ihtimali bulunan tehlikeler dolayısıyla kat'iyen sarsılmayınız, fütur getirmeyiniz. | |
| Fe-Te-Şın (2) | |||
| Müfettiş | Teftiş eden | Müfettiş ve kapıcı olan zaikayı taltif ve memnun etmek için birden ona gitmek, israfın en sefihidir. | |
| Teftiş | Araştırma | Acaba benim gibi sen dahi kafanı teftiş etsen, malûmatın içinde ne kadar lüzumsuz, faidesiz, ehemmiyetsiz, odun yığınları gibi câmid şeyleri bulursun. | |
| Fe-Te-Kaf (1) | + | ||
| Fetk | Yarma, yarılma | Sonra ikisinin de yapışıklıklarını izâle ve fetk ettik. | |
| Fe-Te-Lam (1) | + | ||
| Fitil | Pamuk şerit | Çünkü, nasıl ki dört beş adamdan, iştirak niyetiyle biri gazyağı, biri fitil, biri lâmba, biri şişe, biri kibrit getirip lâmbayı yaktılar. | |
| Fe-Te-Nun (3) | + | ||
| Fettan (Fettane) | Fesat veren | O sahhare-i fettâne, din ve namus fazilet, hissiyat-ı meâli... | |
| Fitne | Karışıklık, fesat; imtihan | + | Amma fitne ateşleri âfet halini alan bu zamanda,... |
| Meftun | Tutkun, şaşkın | + | ...İbn-i Sina ve Fârâbî gibi dâhiler, şâşaa-i suriyesine meftun olup, o mesleğe aldanıp o mesleğe girdiklerinden,... |
| Fe-Te-Ye (3) | + | ||
| Fetva | Sorunun şer'î cevabı | Anadolu aleyhinde çıkmış olan fetvâya ne dersin? | |
| İstifta | Fetva isteme | İbni Hümam ve Fahrü'l-İslâm gibi zâtların ellerini tut, İmam-ı Şafiî'ye git, istiftâ et. | |
| Müfti/Müftü | Fetva veren | ...ekser müftülerin ellerinde birer elmas kılıç hükmüne geçmeleri tarihine... | |
| Fe-Cim-Elif (1) | |||
| Füc'eten/Füceten | Ansızın | Füc'eten bir adam yanımda peydâ oldu. | |
| Fe-Cim-Ra (4) | + | ||
| Facir | Günahkar | + | Şu âlemde çok görüyoruz ki; zâlim, fâcir, gaddar gayet refah ve rahat ile ömür geçiriyor. |
| Fecr/Fecir | Sabah | + | Firkatli ve gurbetli bir esarette, fecir vaktinde ağlayan bir kalbin ağlayan ağlamalarıdır |
| Füccar | Günahkarlar | Amma, füccar ve eşrar olan diğer güruh ise, hadd-i bulûğ ile şu âlem sarayına girdikleri vakit,... | |
| Fücur | Ahlaksızlık | + | ...kuvve-i şeheviyenin fesadı ve ifrat ve tefriti olan humud ve fücurdan musaffâ olarak,... |
| Fe-Cim-Ayn (2) | |||
| Feci' | Çok acıklı | O altıncı asrın âhirlerinde Hülâgu felâketi gibi feci, dehşetli meşhur fitnenin... | |
| Facia | Çok acıklı olay | ...gayet gaddârâne ve merhametsizcesine, meşhur faciaya sebebiyet vermişlerdir. | |
| Fe-Ha-Elif (1) | |||
| Fehva | Anlam, mana | Van'da tesisine başlanan Medrese-i Zehranın tehiri, "Doktor hastaya elzemdir" fehvasıyla,... | |
| Fe-Ha-Şın (4) | + | ||
| Fahiş (Fahişe) | Fazla; ahlaksız (kadın) | + | Ve demiş: "Gecede tablalarla baklavalar, fâhişe ve namussuzlar yanına gidiyorlar." |
| Fevahiş | Kötülükler; Fahişeler | Hattâ bazan hakikatların güneşine bakmakta iken, gözünün önünde; onlardan lerzedar olduğun çok rezail ve fevahiş ve şetimler yağdıran muzlim bulutlar geçmeye başlarlar. | |
| Fuhş/Fuhuş | Ahlaksızlık | İnsafsızlık, yalancılık, hırs, israf, fuhuş, hıyanet, gıybet, bunların hepsi Kur'ân tarafından en şiddetli sûrette takbih olunmuş ve bunlar reziletin ta kendisi tanınmıştır. | |
| Tefahhuş | Ahlaksız olma | Hem tefahhuş ve tefessüh etmeyen bir güzel kadın, nazik ve serîütteessür olduğundan, | |
| Fe-Ha-Lam (2) | |||
| Fahl | Vasıta-yı nesil erkek hayvan | Bülbüle nahli, fahli, ankebut ve nemli, yani arı ve vasıta-i nesil erkek hayvan ve örümcek ve karınca ve hevâm ve küçük hayvanların bülbüllerini kıyas et. | |
| Fuhul | Önde gelen kişiler | Diğer hakâikini fuhûl-u ulemânın kitaplarına havale ederim. | |
| Fe-Ha-Mim (2) | |||
| Fahm | Kömür | Nuranî bir nar olur; bazı olur, bir nazar, fahmi elmas ediyor. | |
| İfham | İkna edip susturmak | İşte, silsile-i hakaik olan şu âyâtın yüzer cevherlerinden, yalnız ifham ve ilzama dair birtek cevher-i beyanîsini icmâlen beyan ettik. | |
| Fe-Hı-Ra (7) | + | ||
| Fahr/Fahir | Övünme, iftihar | Bugünlerde bir hikâye buna misal olabilir. Fahr olmasın, zaman-ı sabâvetimden beri üssü'l-esas-ı meslekim, ifrat ve tefritle hakaik-i İslâmiyete sürülen lekeleri temizlemek ve o elmas gibi hakikatlerine saykal vurmak idi. | |
| Fahir/Fâhir (Fahire/Fâhire) | Kıymetli, şa'şalı, iftihar edilecek değerde | Meselâ, nasıl ki murassâ ve müzeyyen bir elbise-i fâhireyi biri sana giydirse... | |
| Fahri | Ücretsiz, karşılıksız | ...hamiyet-i İslâmiyeye mâlik mümtaz avukatlar, Risale-i Nur'un fahrî avukatı olmak... | |
| İftihar | Övünme | ...tabirinde âciz olduğumuz ve mezun olmadığımız şuûnât-ı İlâhiyeyi "memnuniyet-i mukaddese," "iftihar-ı kudsî" ve "lezzet-i mukaddese" gibi isimlerle işaret edilen maânî-i rububiyettir ki, ... | |
| Mefhar (Mefharet) | Övünme sebebi | ...onların imamı ve mefhari olan Muhammed aleyhissalâtü vesselâmı intihap ederek, ... | |
| Müftehir | Övünen | Eski Said'in serkeş, müftehir, mağrur, ucüblü, riyakâr nefsini susturan, teslime mecbur eden Beş Fıkradır. | |
| Tefahur | Övünme | + | Meselâ, bir şahıs, kendi namına hazm-ı nefs eder, tefahur edemez. |
| Fe-Hı-Mim (1) | |||
| Efham | Çok ulu | Evet, madem ki kâinatın halkına sebep olan Nebiyy-i Efham (s.a.v.) efendimiz hazretleri,... | |
| Fe-Dal-Ye (3) | + | ||
| Feda (Fedakar) | Bir şey uğrunda değerli şeyden vazgeçme (vazgeçen) | Eğer sen fâni vücudunu, o vücudu sana veren Hâlıkın yolunda feda etsen, balarısı gibi olursun, hadsiz bir nur-u vücut bulursun. | |
| Fedai | Serdengeçti | Yani, Hazret-i Ali (r.a.) gibi fedai bir hizmetkârı ve veziri olurdum. | |
| Fidye | Esaretten kurtulma bedeli | + | Hem, nakl-i sahih ile, Gazve-i Bedir'de, Hazret-i Abbas Sahabelerin eline esir düştüğü vakitte, fidye-i necat istenilmiş. |
| Fe-Zel-Lam-Kef (1) | |||
| Fezleke | Hülasa, özet | Gerek Kur'ân-ı Kerim olsun, gerek tefsiri olan hadîs-i şerif olsun, her fenden, her ilimden birer fezleke almışlardır. | |
| Fe-Ra-Cim (3) | + | ||
| Ferc | Cinsellik, cinsel organ | + | Âyâ, zannediyor musunuz ki, vazife-i hayatınız yalnız terbiye-i medeniye ile güzelce muhafaza-i nefis etmek, ayıp olmasın, batın ve fercin hizmetine mi münhasırdır? |
| Ferec | Sıkıntıdan sonra ferahlık | Biz ferec ve ferah ve sürur ve fütuhat isteriz—fakat kâfirlerin kılıcıyla değil! | |
| Fürce | Aralık, fırsat | ...hiçbir zulmet, hiçbir dalâlet, hiçbir şüphe ve rayb, hiçbir hile içine girmeye ve daire-i ismetine duhule fürce bulamaz. | |
| Fe-Ra-Ha (4) | + | ||
| Ferah | Gönül açıklığı | Nurlarla ya okumak veya okutmak veya yazmak suretindeki meşguliyet, tecrübelerle kalbe ferah, ruha rahat, rızka bereket, vücuda sıhhat veriyor. | |
| Müferrah | Ferahlamış | ...yeniden Abdurrahman dünyaya gelmiş kadar beni müferrah etti. | |
| Müferrih | Ferahlandıran | Kelâm-ı lâyezâlîden gelen bir nur-u müferrihtir. | |
| Tefrih | Ferahlandırma | Bütün sadâlar ise, ya vazife başlamasındaki zikir ve tesbih ve paydostan gelen şükür ve tefrih veya işlemek neş'esinden neş'et eden nağamattır. | |
| Fe-Ra-Dal (9) | + | ||
| Efrad | Fertler | Nasıl ki, her mâhiyette bazı hârikulâde efrad veya o nev'in nihayet derecede tekemmül etmiş bir fert veya her fert için acip şeraiti câmi harika bir zaman bulunur ki,... | |
| Ferd (Ferdiyet) | Kişi; Allah'ın ismi | + | Ve öyle bir küllîdir ki, herbir cüz, bir ferd hükmüne geçip, birtek ferde rububiyetini dinlettirmek, umum o küllîyi musahhar etmekle olabilir. |
| Ferid (Feride) | Benzersiz | O zamanlar bir cihette ferdiyet zamanı olduğundan, hikmet-i Rabbaniye onlar gibi feridleri ve kudsî dâhileri ümmetin imdadına göndermiş. | |
| İfrad | Tek kalma | Hem اِسْتَوْقَدَ'nin ifrad sigasıyla olması نُورِهِمْ'deki cem' zamiri, bir cemaat için bir ferdin ateş yakması âdet olduğuna işarettir. | |
| İnfirad | Tek kalma | Öyleyse, istiklâl ve infirad, ulûhiyet için zâtî hassalardır. | |
| Müfred | Tekil | Zulümatın aksine, ra'd ve berkin müfred sigasıyla zikirleri neye işarettir? | |
| Müfredat | Basit şeyler | Sonra o müfredat, mürekkebat-ı mütesaide içinde seyr-i sülûk ile urûc ettikten sonra, pek garib nakışlarla süslenerek rücu' ile nüzûl edip, ayrı bir tarzda yine Nakkaş-ı Ezelî'nin vücub-u vücuduna şehadet ediyorlar. | |
| Münferid | Tek başına | ...Afyon Valisini ve Emirdağ zabıtasını musallat edip, hergün bir ay haps-i münferid azâbını çektirmek... | |
| Teferrüd | Ayrılma; sivrilme | Eğer dâiye-i teferrüd, ihtilâf, hodfuruşluk, meyl-ül ağalık, milleti istihdam, aldanmak ve aldatmak, sun'î Kürtlük muktezasından gösterilse; şâhid olunuz, o Kürtlükten istifamı veriyorum | |
| Fe-Ra-Dal-Sin (1) | + | ||
| Firdevs | Cennet | + | Sen, âdi odun parçası gibi bir çekirdek iken, o firdevs salkımlarını bilfiil kendi malın gibi hiss-i kablelvuku ile hissedip hodfuruşluk ederdin. |
| Fe-Ra-Ra (3) | + | ||
| Firar | Kaçma | + | Rusça bilmediğim halde firar ettim. |
| Firari | Kaçak | Rusça bilen en cesur ve en kurnaz adamların muvaffak olamadıkları çok teshilât ve çok kolaylıkla, o uzun firarî seyahati bitirdim. | |
| Mefer | Kaçılacak yer | + | Elde ettin şaheserle zuhr-i yevmi'l-mefer. |
| Fe-Ra-Ze (2) | |||
| İfraz | Dışarı atmak | Binaenaleyh, istidad-ı habis ve kabil-i ıslâh olmayan adamları zaten cism-i devlet def-i tabiî ile ifraz edecektir. | |
| Müfreze | Birlikten ayrı geçici askerî kol | Yolda, Bediüzzaman ve talebelerine yakın bir alâka duyan müfreze kumandanı Ruhi Bey kelepçeleri çözdürüyor. | |
| Fe-Ra-Sin (3) | |||
| Feraset | Zihin uyanıklığı | Ehl-i feraset, bazan keramet gibi geldiğini beyan eder. | |
| İftiras | Avını parçalama | Vicdan-ı içtimaiyen olmazsa insaniyetine bak, böyle canavarvarî iftirasa iştah gösterir mi? | |
| Müfteris | Vahşi | Menfaat üzere çarhı kurulmuş olan siyaset-i hazıra müfterisdir, canavar. | |
| Fe-Ra-Sin-Hı (1) | |||
| Fersah | 3 millik uzaklık ölçüsü | Belki câmi-i ahlâk-ı hasene olan hakikat-ı İslâmiyenin ve istidad-ı fıtrînin ve feyz-i imanın ve şiddet-i açlığın hazma verdiği teshil yardımıyla fersah fersah geçeceğiz. | |
| Fe-Ra-Şın (4) | + | ||
| Ferş | Zemin; yeryüzü | + | ...ferşten Arşa kadar mevcudatı âyine şeklinde görmeyen adama "Kulak ver, herkesten kelâmullahı işitirsin" desen,... |
| Firaş | Döşek | + | Ve keza firaş tabirinden anlaşılıyor ki arz, ... |
| Mefruş (Mefruşat) | Döşenmiş (şeyler) | İşte hasretler olsun emmare olan nefislere ki; heva ve heves güzüyle baktığı için; bâtını ölü, derinliklerde gizlinmiş, zulmetli ve ürkütücü görüp; zâhiri ise, onun üstünde hayatdar, munis bir şekilde mefruş görüyor. | |
| Tefriş | Döşeme | Yani arzın tefrişine sebep, yani vesile, insandır. | |
| Fe-Ra-Sad (1) | |||
| Fırsat | Uygun durum ve zaman | Risale-i Nur bir vesile-i def-i belâdır; ta'tile uğradıkça belâ fırsat bulup gelir. | |
| Fe-Ra-Dad (6) | + | ||
| Fariza | Allah'ın emri | + | Ben de o noksan fehmimle eski Harb-i Umumîde fariza-i cihadda avcı hattında ne kadar fırsat buldumsa kalbime tulû eden nükteleri yazıyordum. |
| Farz | Allah'ın emri olduğu kesin bir delille sâbit olan | Farzlarını yapan, kebireleri işlemeyen, kurtulur. | |
| Faraza | Farz edelim ki | ...şu gûna-gûn ve rengârenk çiçeklerin elvânı faraza lisana gelseler, herbiri "Güneş benim gibidir" veyahut "Güneş benim" diyeceklerdir. | |
| Farazi (Faraziyat) | Var saymaya dayalı | Tedâi-yi hayalât, tahattur-u faraziyat, bir nevi irtisam-ı gayr-ı ihtiyarîdir. | |
| Feraiz | Farzlar | Şu kısa tarikin evrâdı, ittibâ-ı sünnettir; ferâizi işlemek, kebâiri terk etmektir. | |
| Mefruz | Farz edilenler | + | O mefrûzdan öyle müthiş noktalar gelir; değil i'caz-ı belâgat belki bütün meziyeti mahveder... |
| Fe-Ra-Tı (4) | + | ||
| Fart | Aşırılık | Niçin Şialar, hususan Râfızîler o muhabbetten istifade etmiyorlar, belki işaret-i Nebeviye ile o fart-ı muhabbete mahkûmdurlar? | |
| İfrat | Çokta aşırılık | Siyer-i Seniyyesi kat'î bir surette gösterir ki, her hareketinde istikamet ve itidal üzere gitmiş, ifrat ve tefritten içtinap etmiştir. | |
| Müfrit | İfrata kaçan | Fakat Demokrata karşı eski partinin müfrit ve mason veya komünist mânâsını taşıyan kısmı, iki müthiş darbeyi Demokratlara vurmaya hazırlanıyorlar. | |
| Tefrit | Azda aşırılık | Siyer-i Seniyyesi kat'î bir surette gösterir ki, her hareketinde istikamet ve itidal üzere gitmiş, ifrat ve tefritten içtinap etmiştir. | |
| Fe-Ra-Ayn (7) | + | ||
| Fer' | Dal, şube, ikincil | + | Demek, kader ve icad-ı İlâhî, mebde' ve müntehâ, asıl ve fer', illet ve neticeler itibarıyla şerden ve kubuhtan ve zulümden münezzehtir. |
| Füru' | Fer'ler | ...pek çok fürûların tohumlarını mutazammın ve pek çok ahkâma me'haz ve pek çok maânîye ve vücuh-u muhtelifeye delâlet etmektir. | |
| Füruat | Füru'lar | Hayat-ı içtimaiyeye ve füruat-ı şer'iyeye dair ekser ahkâmlar, Havariyun ve sair rüesa-yı ruhaniye tarafından teşkil edildi. | |
| Teferru' | Dallanma | Bu cümlenin evvelki cümleden teferru' ve teşa'ub ettiğini ifade eden... | |
| Teferruat | Ayrıntılar | Kur'ân'a mahsus emsalsiz bir tarz-ı beyanla, birden o cüz'î teferruat hâdisesi içinde... | |
| Tefri' | Şubelere ayırma | Lüzum görülen yerlerde tafsil ve lüzum olmayan veya ezhanın veya zamanın müstaid ve müsaid olmadığı yerlerde birer fezleke ile kavaid-i esasiyeyi vaz' ederek tenmiye ve tefri'ini ukûlün meşveret ve istinbatatına havale etmiştir ki,... | |
| Fer'i/Feri (Fer'iye/Feriye) | İkincil | Mesele-i İmamet bir mesele-i fer'iye olduğu halde,... | |
| Fe-Ra-Ayn-Nun (2) | + | ||
| Fir'avn/Firavun | Mısır hükümdarı | + | ...umum Firavunların, tenasuh fikrine binaen,... |
| Tefer'un/Teferun | Firavunlaşmak | Cüz-ü ihtiyarî, seyyiâta merci olmak içindir ki, akideye dahil olmuş; yoksa mehâsine masdar olarak tefer'un etmek için değildir. | |
| Fe-Ra-Ğayn (5) | + | ||
| Fariğ | Vazgeçmiş; çıkmış | + | İmamın namazdan fariğ olduğunda nasıl yüzünü cemaate çevirir, bizim girdiğimiz tarafa doğru zât-ı Risalet dönmüşler. |
| Feragat | Vazgeçme | ...harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için siyaset âlemindeki vaziyetten feragat edecek ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum. | |
| İfrağ | Başka şekle sokma | Bu hali gören, geçliğine ve şiddet-i ihtiyacına intikal ettiğinden, meşhur deveranın sırrıyla ve tevehhümün tasarrufatıyla bir muâşaka ve mükâleme suretine ifrağ eder. | |
| Tefriğ | Vazgeçirme; boşaltma | Aynı zamanda bu nida, ihzar eylemek; ve muhatabları harekete getirmek; ve onları tarif etmek; ve hem onları tefriğ etmek (yani kötü huy ve seyyiattan boşaltmak) ... | |
| İstifra (İstifrağ) | Kusma | Mübarek elini onun göğsüne koydu. Birden çocuk istifrâ etti. | |
| Fe-Ra-Fe-Ra (1) | |||
| Farfara | Ağız kalabalıklığı, şamata | O Vekilin o farfaralı telâşı, zaafına ve tam korkusuna delâlet eder. | |
| Fe-Ra-Kaf (19) | + | ||
| Afrika | Kıta | İşte Afrika, biraderini tanımayarak öldürdü, şimdi vâveylâ ediyor. | |
| Farik (Farika) | Ayıran | + | ...ve herbirine karşı o tek yüzde birer alâmet-i farika koymayan ve o küçük yüzde hadsiz alâmet-i farika bırakmayan bir sebep, birtek insanın yüzündeki hâtem-i vahdâniyete icad cihetiyle el uzatamaz. |
| Faruk | Hak ile batılı ayıran | Bir iki gün sonra, Hazret-i Ömer ibnü'l-Hattab imana geldi ve İslâmiyeti ilân ve i'zaz etmeye vesile oldu, "Faruk" ünvan-ı âlisini aldı. | |
| Fark | Başkalık | + | Fakat ehl-i vahdetü'ş-şuhudun meşrebi fark ve sahvdır. |
| Ferik | Askeriyede fırka kumandanı | + | Nasıl ki bir nefer, bayram gibi bir yevm-i mahsusta, ferik dairesinde, bir ferik gibi padişahın bayramına gider ve lütfuna mazhar olur. |
| Fırak | Fırkalar | Evet, şu diyanetsizlik Avrupa medeniyetinin içyüzünü öyle karıştırmış ki, o kadar fırak-ı fesadiyeyi ve ihtilâliyeyi tevlid etmiş. | |
| Fırka | Gurup, parti | + | Nasıl ki bir ordu fırkalara, fırkalar alaylara, alaylar taburlara, bölüklere, tâ takımlara kadar tefrik edilir. |
| Firak | Ayrılık | + | İşte, ey benim gibi ihtiyarlık münasebetiyle pek çok dostların firak acılarını çeken ihtiyar ve ihtiyareler! |
| Firkat | Ayrılık | Bütün zîhayatlara acır, hattâ güzel ve zevâle maruz bütün mahlûkata bir rikkat ve bir firkat hisseder; | |
| Furkan | Hak ile batılı ayıran; Kur'an | + | Furkan-ı Mübînden tam bir feyiz alan ve emsâli görülmemiş bir şâheser olduğunu anladım. |
| İftirak | Ayrılık | İftirak ettikleri vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile, şüphe tevellüd eder. | |
| Mufarakat | Ayrılık | Mufarakat-i umumiye hengâmında olan harab-ı dünyadan haber veren âhirzaman hâdisâtı içinde... | |
| Mufarık | Ayrılan | ... şu Münâcât, ehl-i imanın lâzıme-i gayr-ı mufarıkı olmaya çok lâyık olduğu âşikâr olmasından, ziyade izaha lüzum görülmedi. | |
| Mütefarık | Ayrı ayrı | Muhtelif, mütefarık nüzulünün ezmanı. | |
| Müteferrik (Müteferrika) | Ayrılmış; muhtelif | + | Müteferrik ve kısa, fakat çok lüzumlu ve mühim hakikatlardan bahseder. |
| Tefarik | Koku; kısım, parça | ...dört aydan beri devam eden "tefarik" namında Üstadımızın bir kokusu bugün bitmişti. | |
| Teferruk | Dağılma, ayrılma | Hem de garazın mesîlinde ve kasdın mecrasında teferruk etmemek için sedad etmek, çeleçepe temayül etmemektir. | |
| Tefrik (Tefrika) | Ayırma | + | Nasıl ki bir ordu fırkalara, fırkalar alaylara, alaylar taburlara, bölüklere, tâ takımlara kadar tefrik edilir. |
| Tefrika | Bölüm; ikilik | İhtilâf u tefrika endişesi / Kûşe-i kabrimde hattâ bîkarar eyler beni. | |
| Fe-Ra-Kaf-Dal (1) | |||
| Ferkadan | 2 kutup yıldızı | Evet oturmuş Furkân, bir fark-ı ferkadan. | |
| Fe-Ra-Nun (1) | |||
| Fırın | Pişirme yeri | Ben de o fırının dairesindeyim ve ayak üzereyim. | |
| Fe-Ra-Ye (2) | + | ||
| İftira | Bir kimseye aslı olmayan bir suç yükleme | + | Üçüncü iftirası: O iftira eden gazete başka birisinin diliyle diyor ki: |
| Müfteri | İftira eden | Hem müfteri, yalancı, itikadsız bir adam, müddet-i ömründe daima en sadık, en emin, en mutekid bir zâtın keyfiyetini ve vaziyetini en müdakkik nazarlara karşı telâşsız göstersin, dâhilerin nazarında tasannuu saklansın? | |
| Fe-Sin-Te (1) | |||
| Fistan | Süslü (kadın) elbise(si) | ...ve tavuğun ve kuşun fistanlarını ve çarşaflarını tazelendirdiği gibi, ... | |
| Fe-Sin-Hı (2) | + | ||
| Fesh/Fesih | Bozma, iptal etme | Lâkin Meclis feshedildi. | |
| Tefessüh | Bozulma | ...belki kendinde kemâlâta medar olacak bir vicdan bulunmaz, tefessüh eder. | |
| Fe-Sin-Dal (5) | + | ||
| Fasid/Fasit (Faside) | Bozulmuş | Gazeteler iki kıyas-ı fâsid cihetiyle ve haysiyet kırıcı bir neşriyatla ahlâk-ı İslâmiyeyi sarstılar. | |
| Fesad/Fesat | Bozukluk, fitne | + | Ye'cüc ve Me'cüc, ehl-i garet ve fesad ve ehl-i hadâret ve medeniyete, ecel-i kaza hükmünde iki tâife-i mahlûkullahtır. |
| İfsad/İfsat | Bozma | ...Kur'ân hakikatine ve iman hakikatlerine her vesileyle hücum eden ve çok şekillere giren bir gizli ifsad komitesine karşı,... | |
| Mefsedet | Bozukluklar, ahlaksızlıklar | Demek, nev-i beşerin en büyük hasenesi sensin ki, onların mefsedetlerini setrediyorsun. | |
| Müfsid/Müfsit | Bozan, bozucu | + | Hiçbir müfsid ben müfsidim demez. |
| Fe-Sin-Ra (4) | + | ||
| İstifsar | Açıklama isteme | Acaba Cenâb-ı Hak, istifsarlarına nasıl cevap verdi ve taaccüplerini ne ile izale etti? | |
| Müfessir | Tefsir eden | Müfessir-i azîm olan zamanın taht-ı riyasetinde, herbiri bir fende mütehassıs, muhakkikîn-i ulemadan müntehap bir meclis-i meb'usan-ı ilmiye teşkiliyle, meşveretle bir tefsiri telif etmekle sair tefasirdeki münkasım olan mehasin ve kemâlâtı mühezzebe ve müzehhebe olarak cem etmelidirler. | |
| Tefasir | Tefsirler | Müfessir-i azîm olan zamanın taht-ı riyasetinde, herbiri bir fende mütehassıs, muhakkikîn-i ulemadan müntehap bir meclis-i meb'usan-ı ilmiye teşkiliyle, meşveretle bir tefsiri telif etmekle sair tefasirdeki münkasım olan mehasin ve kemâlâtı mühezzebe ve müzehhebe olarak cem etmelidirler. | |
| Tefsir | Açıklama | + | Müfessir-i azîm olan zamanın taht-ı riyasetinde, herbiri bir fende mütehassıs, muhakkikîn-i ulemadan müntehap bir meclis-i meb'usan-ı ilmiye teşkiliyle, meşveretle bir tefsiri telif etmekle sair tefasirdeki münkasım olan mehasin ve kemâlâtı mühezzebe ve müzehhebe olarak cem etmelidirler. |
| Fe-Sin-Kaf (3) | + | ||
| Fısk | Fenalık, ahlaksızlık | + | Fısk sebebiyle, fâsıklar hakkında nûr nâra, ziya zulmete inkılâp eder. |
| Fasık | Ahlaksızlık yapan | + | O gıybet edilen adam fâsık-ı mütecahirdir. |
| Tefsik | Fıskla itham etme | Bir sâlih âlim, kendi fikr-i siyasisine muvafık bir münâfıkı hararetle senâ etti ve siyasetine muhalif bir salih hocayı tenkit ve tefsik etti. | |
| Fe-Şın-Elif (3) | |||
| Faş (Kökeni kesin değil) | Açığa çıkarmak | Fâş etmek hatırıma gelmeyen bir sırrı, fâş etmeye mecbur oldum. | |
| İfşa | Açığa çıkarmak | İkinci veçhi ise, in'am edene bakar ki, keremini izhar, derece-i rahmetini ilân, in'âmını ifşa, esmâsına şehadet eder. | |
| İfşaat | İfşalar | Eskişehir Mahkemesi, bunu bilfiil gösterdi. Bir seneden beri, gayet dikkatle içimize casusları sokan ve safdil ve cür'etkâr talebelerin ifşaatını zapteden... | |
| Fe-Sad-Ha (4) | + | ||
| Efsah | En açık(söz) | + | Sekkâkî'nin dediği gibi, efsah-ı füseha olan Hazret-i Muhammed aleyhissalâtü vesselâm,... |
| Fasih | Açık ve anlaşılır | Gösterdiği şekil ve suret lisanıyla, gayet fasih bir surette, analarının ve asıllarının a'mâlini zikrettiği gibi, dal, budak, yaprak, çiçek ve meyveleriyle, sahife-i a'mâlini neşreder. | |
| Fesahat | Açık ve anlaşılır ifade | Fesahatin kat'î vücuduna, usandırmaması delildir. | |
| Fusaha/Füseha | Fasih kişiler | Sekkâkî'nin dediği gibi, efsah-ı füseha olan Hazret-i Muhammed aleyhissalâtü vesselâm,... | |
| Fe-Sad-Lam (14) | + | ||
| Fasıl/Fasl | Bölüm; Mevsim | + | O kitabın bütün sûreleri, âyetleri ve kelimatları, hattâ harfleri ve babları ve fasılları ve sahifeleri ve satırları... |
| Fâsıl/Fasıl | Ayıran, bölen | + | Belki, tamam-ı nehara nispeten vakt-ı ısfırar gibidir—eğerçi binler sene de fâsıl olsa... |
| Fasıla | Ara, aralık; Ayet sonu | Âhirki satırın başında yalnız ve bazı üç harfli kısa bir kelime, fasıla ile yirmi beş tam tevafukla tam ortadaki elli beşin tam tevafukuna zammedilince,... | |
| Fasile/Fasîle | Takım, Familya | + | Demek envâının fasîleleri ve umum a'râzının havâss-ı mümeyyizeleri bizzarure adem-i sırftan muhteradırlar. |
| Faysal | Kesin karar | ... ittifakî meselelerde musaddıkane onları tezkiye ediyor, ihtilâfî meselelerde musahhihâne onlara faysal oluyor. | |
| Fevasıl | Fasılalar | Kur'ân kâinatta tefekküre emir verdiği gibi, fevâidi tezkâr ve ni'metleri tâdât eden âyâtın fevâsıl ve hâtimelerinde galiben akla havale ve vicdanla müşaverete sevk etmek için... | |
| Fussilet | Ayırt Edilmiş; Sure Adı | (Rumuzat-ı Semaniye (tablo)) | |
| Fusul/Fusül | Fasıllar | İşte, şu kâinattaki raks ve deveran, seyr ü cevelân ve temâşâ-i tesbihfeşan ve fusul-ü erbaa ve gece-gündüzdeki seyeran gibi ef'al, eğer vahdete verilse, ... | |
| İnfisal | Ayrılma | ...metâını ve muamelât defterlerini topladığı gibi, elbette o memur bir vakit o memuriyetten infisal edecektir. | |
| Mafsal | Eklem | Eğer bu hakikata bir misal istersen, kendi bedeninin eğri büğrü mafsallarına ve elinin parmaklarına bak! | |
| Mufassal (Mufassalan) | Ayrıntılı (şekilde) | + | ...bu mücmel hakikati tam vazıh ve mufassal, aynelyakîn müşahede ettim. |
| Munfasıl (Munfasıla) | Ayrılmış | Hem muttasıla, munfasıla makamını işgal eder. | |
| Tafsil (Tafsilen) | Ayrıntılı açıklama (şeklinde); ayırma | + | Sonra ulvî ve süflî tabakata ve dallara ayırıp, kaza ve kader desâtiriyle tafsil ve tasvir etti. |
| Tafsilat | Tafsiller | Gücenme, tafsilat veremiyorum. | |
| Fe-Dad-Dad (1) | + | ||
| Fidda | Gümüş | + | Demek şîşe şeffafiyetiyle, fidda dahi beyaz ve parlaklık hasebiyle, güya Cennetin kadehlerini tasvir etmek için iki nümunedirler ki, ... |
| Fe-Dad-Lam (9) | + | ||
| Efdal | Daha faziletli | Enbiyadan sonra nev-i beşerin en efdali Sahâbe olduğu, Ehl-i Sünnet ve Cemaatin icmâı bir hüccet-i kàtıadır ki,... | |
| Fadl/Fazl/Fazıl | Kerem; Değer | + | Fazl-ı Rahmân, feyz-i Kur'ân, nur-u iman sayesinde, tevhid-i hakikînin güneşinden, hikâye-i temsiliyedeki On İki Burhana mukabil, On İki Lem'a ile bir Mukaddimeyi göstereceğiz. |
| Fazıl/Fâzıl (Fazıla) | Faziletli, üstün | En câmi, en kâmil, en fâzıl o zâttır. | |
| Fazilet | Üstünlük, meziyet | İşte, nev-i insanın tenevvüünün en mühim mayası ve zembereği, müsabaka ile, hakikî imanlı fazilettir. | |
| Fazla | Ziyade | ...Allah'ın rahmetinden fazla rahmet edilmez. | |
| Fuzuli (Fuzuliyane) | Gereksiz (şekilde), fazla | Mülk sahibi söz söylerken başkalarının ne haddi var ki fuzuliyâne karışsın? | |
| Mufaddal | Faziletlenen | Ey mufaddal abd-i âciz, anlayan meş'urunu... | |
| Mufaddıl | Faziletlendiren (Esma) | ...bir Sâni-i Hakîm, Kerîm, Rahîm, Muhsin, Mün'im, Mücemmil, Mufaddılın vücub-u vücudunu ve vahdetini ve cemâl-i rahmetini ve kemâl-i rububiyetini gösterir. | |
| Tafdil | Üstün kılma | + | Yani, ikisini bir seviyede tuttuktan sonra, bunu ona tafdil etmek değildir ki, sıfât-ı İlâhiyeye bir naks olsun. |
| Fe-Tı-Ra (7) | + | ||
| Fatır | Yaratıcı (Esma); Sure adı | + | Ey nur-u Rahîm, ey ebedî bir cilve-i kudret-i Fâtır! |
| Fıtr/Fıtır | Ramazan bayramı (îd-i fıtr) | Îd-i saîd-i fıtrînizi tebrik ve bilvesile dest ve dâmen-i kerimanelerini öperim. | |
| Fıtrat (Fıtraten) | Yaratılış(ça) | + | Vicdan-ı beşer denilen fıtrat-ı zîşuurdur. |
| Fıtri | Yaratılıştan | Fıtrî meyelan, mukavemet-sûzdur. | |
| Futur | Yarık, çatlak | + | Şu kusursuz, futursuz, هَلْ تَرٰى مِنْ فُطُورٍ sırrına mazhar olan şu âsâr-ı meşhude-i âlem,... |
| İftar | Oruç açma | Doktora dedi: "Burada iftar et!" | |
| İnfitar | Yarılma; Sure adı | Ve hurufat itibarıyla İnfitar üç yüz elli dokuz (359)... | |
| Fe-Tı-Nun (2) | |||
| Fatin | Zeka | "Bediüzzaman, fatînülasırdır" diye yüksek ehl-i ilme hüküm verdirmiştir. | |
| Fetanet | Zekavet | Bediüzzaman'ın Risale-i Nur'u telif ettiği zamanlarda ve hizmet-i Kur'âniyede istihdam edildiği anlarda; zekâsı, fetâneti, aklı, mantığı, zihni, hayâli, hafızası, teemmülü, ferâseti, seziş ve kavrayışı, sür'at-i intikali ve ruhî, kalbî, vicdanî hâsseleri, duyguları ve mânevi letâifinin emsalsiz bir tarzda olması,... | |
| Fe-Ayn-Lam (9) | + | ||
| Ef'al/Efal | Fiiller | Böyle âsâr, ef'âl-i İlâhiyeyi; ve o ef'âl, Semî, Basîr gibi isimleri ispat eder. | |
| Fa'al/Faal | Aktif; Esma | + | Öyle ise, bizzarure, şu hal ve şu keyfiyet, Fa'âl, Hallâk, Fettah, Vehhab bir Zât-ı Zülcelâlin vücub-u vücudunu ve vahdetini ispat eder, belki ihsas eder. |
| Faaliyet | Aktivite | Ve hattâ herbir faaliyette kat'iyen lezzet vardır. | |
| Fail | İşi yapan | + | "Fâil muktedirdir" o cihette hiçbir mâni yoktur, kat'î bir surette tahakkuk etti. |
| Fi'l/Fiil | Eylem | + | Ve o cilveden gelen fiil, büyüklüğü nisbetinde vuzuh ve kat'iyetle Vâhid-i Ehadi gösterir. |
| İnfial (İnfialat) | Etkilenme; Gücenme | Ve bütün onlarda görünen infial, bir fiili gösterir. | |
| Mef'ul/Meful | (Fiilden) etkilenen | + | تَعْلَمُونَ'ye bir mef'ulün terki, çok mef'ullerin takdirine sebep olmuştur. |
| Münfail | Etkilenmiş | Münfail bir fıtrattır, fâtır bir fâil olamaz. | |
| Tefaul | Bir gramer kalıbı | قَالُوا tefâul bâbının mânâsı olan şirketi andırıyor. | |
| Fe-Kaf-Dal (3) | + | ||
| Fakd | Yokluk, eksiklik | Firaku'l-ahbaptan gelir; fakdü'l-ahbaptan gelmez. | |
| Fıkdan | Yokluk, eksiklik | Eyvah, vâ hasretâ saâdet-i ebediyenin fıkdanına! | |
| Mefkud/Mefkut | Olmayan, Yok | Herşey, nefsinde mânâ-yı ismiyle fânidir, mefkuttur, hâdistir, mâdumdur. | |
| Fe-Kaf-Ra (6) | + | ||
| Fakir (Fakirane) | Yoksul | + | Bir bedevi yalnız dört şeye muhtaç iken; medeniyet yüz şeye muhtaç ve fakir etmiştir. |
| Fakr | Fakirlik | + | Nihayetsiz bir fakr ve hadsiz bir ihtiyaçtan dehşetli bir çıban duruyor. |
| Fıkra | Kısa yazı, bahis | Şu fıkra, hakikî ve birinci bir kardeşimiz olan Hakkı Efendinindir. | |
| Fukara | Fakirler | Fukara aczi, avamın fakrı, sebeb-i merhamet ve ihsan iken, esarete, mahkûmiyetlerine müncer olmuştur. | |
| İftikar (İftikarat) | Fakirliğini bilme ve gösterme | ...meşru rızık, iktidar ve ihtiyarın derecesine göre değil, belki acz ve iftikarın nisbetinde geliyor. | |
| Zülfikar | Hz. Ali'nin 2 parçalı kılıcı | Bu acib asırda ehl-i iman, “Risale-i Nur”a ve ehl-i fen ve mektep muallimleri “Asâ-yı Musa”ya şiddetle muhtaç oldukları gibi hâfızlar ve hocalar dahi “Zülfikar”a şiddetle muhtaçtırlar. | |
| Fe-Kaf-Tı (1) | |||
| Fakat | Ama | Fakat, menfaati için en hasis birşeye de ibadet eder bir Firavun-u zelildir. | |
| Fe-Kaf-He (3) | + | ||
| Fakih | Fıkıhta ileri kişi | Fakih olmayan, velev ki usûlü'l-fıkıhta müçtehid olsa, icmâ-ı fukahada muteber değildir. | |
| Fıkh/Fıkıh (Fıkhi) | İslami ilim (ile ilgili) | Fakih olmayan, velev ki usûlü'l-fıkıhta müçtehid olsa, icmâ-ı fukahada muteber değildir. | |
| Fukaha | Fakihler | Fakîh olmayan, velev ki usûlü'l-fıkıhta müçtehid olsa icma-ı fukahada muteber değildir. | |
| Fe-Kef-Ra (8) | + | ||
| Efkar | Fikirler | Kuvveti aklın imdadına ve hissiyatı efkârın arkasına gönderiniz. | |
| Fikr/Fikir | Düşünce | Fikir ve hayata ne vermiş?" Dedim: Fikre tevhid, hayata istikamet. | |
| Fikri | Fikirle ilgili | Üstadın fikrî cephesi: | |
| Fikret | Fikir | Ger fikret-i beyzâda süveydâ-i kalb olmazsa, halita-i dimağî ilim ve basiret olmaz. | |
| Mefkure | Ülkü | Hususuyla, inkâr-ı haşir mefkûresini mağlûp eden Onuncu Söz... | |
| Müfekkire | Düşünme gücü | Ve kuvve-i müfekkire gibi bir kısım dahi, bir zaman mânâ tarafına müteveccih olur, hissesini alır, o da durur. | |
| Mütefekkir | Düşünür | Hem kusursuz, ebedî bir kemâl-i san'at, mütefekkir dellâlının devamını talep eder. | |
| Tefekkür | Düşünme | İkinci levha ise: Tefekkür ve istihsandır. | |
| Fe-Kef-Kef (3) | + | ||
| Fekk | Ayırma, açma | + | Yoksa bu revabıt ve mecarayi fekk edecek adem-i merkeziyet fikri; ... |
| İnfikak | Ayrılma, kopma | Ve o ilim, Onun zâtının hassa-i lâzime-i zaruriyesidir; infikâki muhaldir. | |
| Münfekk | Ayrı | + | Saltanat ve hilâfet gayr-ı münfek, müttehid-i bizzattır. |
| Fe-Kef-He (2) | + | ||
| Fakihe | Meyve | + | Hurma gibi, hem fâkihe, hem kuvvet oldu. |
| Tefekküh (Tefekkühat) | Meyve | Kur'ânî risaleler, sair risaleler gibi tefekküh nev'inden değil ki, usanç versin. | |
| Fe-Lam-Cim (2) | |||
| Felç | İnme, nüzul | Kur'ân-ı Kerimin bu ispatlarına karşı kâfirler habt olup ağızlarını açamadıkları gibi, nabızları bile felce uğradı. | |
| Mefluc | Felç olmuş kişi/nesne | Biri, İngiliz ceberutuna, İngiliz emperyalizmine ve onun korkunç istilâ ve istismarına baş kaldırmış ve yıllarca büyük dâvâsına hizmet ederek İngiltere'nin bütün haşmet ve kudretini, azîm iradesi önünde âciz ve meflûç bir hale getirmiştir. | |
| Fe-Lam-Ha (2) | + | ||
| Felah | Kurtuluş | Felâh ve necat yollarını tayin etmeyen اَلمُفْلِحُونَ kelimesindeki ıtlak, tâmim içindir. | |
| Müflih | Felah bulan | + | Eğer müflihlerin hakikatini görmek istersen, اُولٰۤئِكَ'nin âyinesine bak, sana temessül edecektir. |
| Fe-Lam-Sin (3) | |||
| Fels/Füls | Ufak değerde para | Evet, ticarette bir fels veya on para yerinde bir elmas veya bir altını verse, nasıl sefahetine hüküm ve tasarruftan haczolunur. | |
| İflas | Borcunu ödeyemecek duruma gelme | Nasıl medeniyet-i hazıra Kur'ân'ın hayat-ı içtimaiye-i beşere ait olan düsturlarına karşı mağlûp olup Kur'ân'ın i'câz-ı mânevîsine karşı hakikat noktasında iflâs eder. | |
| Müflis | İflas etmiş kişi | Müflis bir hizmetkâr olsam, daha hoşuma gidiyor. | |
| Fe-Lam-Sin-Fe (3) | |||
| Felsefe | Akıl ve düşünme ilmi | KUR'ÂN-I HAKÎM ile felsefe ulûmunun mahsul-ü hikmetlerini, ders-i ibretlerini, derece-i ilimlerini muvazene etmek istersen, şu gelecek sözlere dikkat et. | |
| Felsefi | Felsefeyle ilgili | Buna kıyasen, bâtınen kof, zâhiren mutantan felsefî meselelerin ne kıymette olduğunu anla. | |
| Feylesof | Felsefe alimi | ...otuz senedir, Avrupa feylesoflarına ve Avrupa feylesofları hesabına dahilde, ecnebî dolapları hesabına çalışan mülhidlere karşı muaraza ederek cevap vermişim ve veriyorum. | |
| Fe-Lam-Kaf (4) | + | ||
| Falaka | Dayak aleti | Çok mübarek ve çok sevgili Üstadlarının hasta ve çok elîm vaziyetinde gizlice fırsat bulup görüşmeye çalışan talebeleri, yakalandıkları zaman falakalara yatırılarak dayaktan geçirilmiştir. | |
| Falik | Tohumu çatlatan (Esma) | + | Hem Fâlik-ul Habbi ve-n Neva'nın emr-i tekvinîsi tarafından me'zun olan bir çekirdek,... |
| Felak | Sabah; Sure | + | On Üçüncü Lem'anın on üç işaretle beyanı, Sûretü'l-Felâk ve Suretü'n-Nâs âyetleriyle,... |
| İnfilak | Patlama | Birden o dağ müthiş infilâk etti. | |
| Fe-Lam-Kef (5) | + | ||
| Felaket | Musibet | Ey felâket, helâket asrının adamı, senin de reyin var. Fikrini beyan et! | |
| Felek | Gökyüzü, sema; talih, baht | + | Acaba şu zaman ve dehrin şikâyetindeki—hattâ büyük zâtlar ve evliyalar dahi felekten ve zamandan şikâyet ediyorlar—ondan, Sâni-i Zülcelâlin san'at-ı bediine itiraz çıkmaz mı? |
| Felekiyat | Sema ilmi | Tâ, felekiyat fennini mütalâa ettiğim vakit gördüm ki,... | |
| Felekiyyun | Sema ilmi alimi | O iki kavise felekiyun uleması, lâtif bir teşbihle, büyük iki yılan namı olan "tinnîneyn" namını vermişler. | |
| Eflak | Felekler | Aynen bunun gibi, sebeb-i hilkat-i eflâk ve vesile-i saadet-i dâreyn ve Habîb-i Rabbü'l-Âlemîn olan zât-ı Muhammed-i Arabî aleyhissalâtü vesselâma karşı,... | |
| Fe-Lam-Nun (1) | + | ||
| Falan/Filan | Herhangi bir kişi | + (Aslı "fulân") | Acaba kim vardır ki, küçücük bir tecrübe geçirmemiş ve dememiş ki, "Filân adam fenalık etti, belâsını buldu." |
| Fe-Nun-Cim-Nun (1) | |||
| Fincan | Kupa | Hararetten kuruyan o mübarek ağzına sıcak bir fincan çay, birkaç damla su verebilse idim. | |
| Fe-Nun-Nun (5) | + | ||
| Fen | İlim | Zira, asrımızda kâinat fenleri ve maddî ilimler revaçta olup, yeni yetişen nesiller bu ilim ve fenleri okudukları,... | |
| Fenni | İlmî | Eğer ecel-i fıtrîden evvel irade-i ezeliyenin izniyle bir maraz-ı haricî veya bir hadise-i muharrib olmazsa ve Sânii daha evvel onu bozmazsa, her halde, hatta fennî bir hesapla, bir gün gelecek ki;... | |
| Fünun | Fenler | Fünun ve hikmetinin en incelikleriyle tanzim eder. | |
| Mütefennin | Fen alimi | Mühim ve mütefennin bir adam bu sual ile bazı hocaları ilzâm ettiği bir suale muhtasar bir cevaptır. | |
| Tefennün | Fen öğrenme | Elbette fünun-u hazırada tevağğulü derecesinde, istidadı içtihad-ı şer'î kabiliyetinden uzaklaşmış; ve ulûm-u arziyede tefennünü derecesinde, içtihadın kabulünden geri kalmıştır. | |
| Fe-Nun-Ye (4) | + | ||
| Fani (Faniye) | Ölümlü | Ve o fâni, beş on senelik cemâli bakîleştirmek için, meşrû bir tarzda istimâl ile o nimete şükredecek. | |
| Fena | Fanilik | Fena adama iyisin iyisin denilse iyileşmesi ve iyi adama fenasın denildikçe fenalaşması çok vuku bulmuştur. | |
| İfna | Fani kılma | Fakat bu nazik ve nazenin ve zîhayat olan eşcar ve nebâtat envâları ve çiçekleri ve vücuda lâyık ve hayata âşık ve bekàya müştak olan hayvânat taifelerini, mütemadiyen hiçbirini bırakmayarak ifnâlarında ... | |
| Tefani | Birbirinde fani olma | Kardeşler arasında buna tefânî denilir. | |
| Fe-He-Ra-Sin (1) | |||
| Fihris/Fihrist | İçindekiler | Fihrist risalesinin ikinci kısmıdır | |
| Fe-He-Mim (7) | + | ||
| Efham | Fehimler | Bu sırra binaendir: Esâlîb-i Arab'ta ukul-u beşere olan tenezzülât-ı İlâhiyye tâbir olunan müraât-ı efham ve mümâşât-ı ezhan, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânda cereyan etti. | |
| Fehm/Fehim | Anlayış, kavrama | Elbette nev-i beşerin herbir tabakası, herbir âyât-ı Kur'âniyeden hissesini alacak ve âyât-ı Kur'âniye, her tabakanın fehmini tatmin edecek surette, ayrı ayrı ve müteaddit mânâları zımnen ve işareten bulunacaktır. | |
| İfham | Bildirme | Hem cereyan-ı tecrî tabirinde gece gündüzün, kış ve yazın dönmelerindeki tasarrufât-ı muntazama-i acibeyi ihtar eder ve o ihtarda, rububiyetinde münferid bir Sâniin azamet-i kudretini ifham eder. | |
| İstifham | Sorma | İstifham şekliyle müsavatı ifade etmekte ne mânâ vardır? | |
| Mefhum | Kavram | Şu âyet, mefhum-u muvafık ile şöyle ferman ediyor: | |
| Tefehhüm | Anlama | Delil bir olsa da, tarz-ı telâkki ve tarik-i tefehhüm ayrı ayrıdır. | |
| Tefhim | Anlatma | Halbuki o hakaikin çoğunu, büyük âlimler "Tefhim edilmez" deyip, değil avâma, belki havassa da bildiremiyorlar. | |
| Fe-Vav-Te (3) | + | ||
| Fevt | Kaybetme, kaçırma | + | Müsabaka olmaz, imtihan fevt olur. |
| Mütefavit | Birbirinden farklı | Hem o Kur'ân, mütefavit ve mükerrer suallerin cevabı olarak geldiği halde, nihayet imtizac ve ittihadı gösteriyor. | |
| Tefavüt | Birbirinden farklı olma | + | Herbir insanın bir nokta-i istinadı bulunduğuna nazaran, istinad noktalarının tefâvütüne göre insanların yapabileceği işler de tefâvüt eder. |
| Fe-Vav-Cim (2) | + | ||
| Efvacen | Grup grup | Eğer biz, doğru İslâmiyet'i ve İslâmiyet'e lâyık doğruluğu ve istikameti göstersek; bundan sonra efvacen efvacen dâhil olacaklardır. | |
| Fevc | Grup | + | Halbuki edyân-ı saire müntesipleri mutlaka fevc fevc, muhakeme-i akliye ile ve burhan-ı kat'î ile daire-i İslâmiyete dahil olmuşlar ve olmaktadırlar. |
| Fe-Vav-Dal (4) | |||
| Faide/Fayda | Yarar | Hakikat namına ve imanı kurtarmak ve bid'alardan muhafaza etmek hesabına ehemmiyetli üç dört fâidesi var: | |
| Fevaid | Faydalar | ...ittiba-ı sünnetin maddî ve manevî fevâidi tâdad edilirken, akıl açılan kapılardan içeriye giriyor. | |
| İstifade | Fayda görme | Aşağıda işiteceğin gibi, istifadede müzahemet ve münakaşa yoktur. | |
| Müstefid | Fayda gören | ...cehaletimiz hasebiyle idrak edebildiğimiz kadar istifade ve istifâzaya çalışarak müstefid olabilmek, bizim için pek büyük bir nimettir. | |
| Fe-Vav-Ra (2) | + | ||
| Feveran | Coşma, galeyana gelme | Feveran eden efkâr-ı umumiye ile o aldatmalar ve mugalâtalar dağılacaktır. | |
| Fevvar (Fevvare) | Fıskiye | Veyahut bir fevvareden, yani artezyenden elde edilen fayda ve netice ile; müteferrik su damlalarına havale edilmesinin nisbeti gibidir. | |
| Fe-Vav-Ze (1) | + | ||
| Fevz | Kurtuluş | + | Bu hususta tesbih ve tahmidin ehem vazifeleri olduğunu anlayarak tevbelerini reddetmeyen Cenâb-ı Rabbü'l-İzzet Hazretlerine istiğfara şitâb edip salâh ve felâh ve fevz-i necat yollarını tuttular. |
| Fe-Vav-Dad (2) | |||
| Fevza | Kargaşa, anarşi | Hattâ diyebiliriz, şimdiki zaaf-ı diyanet ve şeair-i İslâmiyetteki lâkaytlık ve içtihadattaki fevzâ, meşihatın zaafından ve sönük olmasından meydan almıştır. | |
| Tefviz | İşini (Allah'a) bırakmak | Meselâ, tertib-i mukaddematta tefviz, tembelliktir. | |
| Fe-Vav-Kaf (3) | + | ||
| Faik | Üstün | ... şu meşhud intizam-ı fâik, şu rahmet içinde kusursuz hüsn-ü san'at ve misilsiz cemâl-i Rububiyet,... | |
| Fevk (Fevkalade) | Üst (Olağanüstü) | + | Tesanüdümüzden hasıl olan bir şahs-ı mânevînin fevkalâde ehemmiyet ve kıymeti ve üstadlığı ve irşadı, bize kâfidir. |
| Tefevvuk | Üstün olma | Zira, tarafgir bir muannid, kendi a'mâl-i hayriyesinde hasmına tefevvuk ister. | |
| Fe-Vav-He (1) | + | ||
| Fem (aslı Fah) | Ağız | + | O fem-i mübarekinden çıkar gibi dinlemiş olursun. |
| Fe-Ye (1) | + | ||
| Fi/Fî | İçinde | + | Ve kozmoğrafyacı bir feylesofa, lâm'ı fî mânâsında şöyle ifham eder ki: |
| Fe-Ye-Ha (1) | |||
| Feyh | Yaz sıcağı | Yazın şiddet-i hararetine مِنْ فَيْحِ جَهَنَّمَ denilmiştir. | |
| Fe-Ye-Dad (7) | |||
| Faiz | Riba | O da hurmet-i ribâdır ve faizin bütün vesailini hayat-ı içtimaiyeden ref etmektir. | |
| Feyyaz | Feyiz veren; Sonsuz feyiz veren Allah (esma) | Siz bu feyyaz eserleri okuyun, ... | |
| Feyz/Feyiz | Bolluk; manevi istifade | ...Risale-i Nur talebelerinin Üstadlarına ve bazan birbirlerine yazdıkları ve Risale-i Nur'un mütalâasından aldıkları parlak feyizlerini ifade eden çok zengin bir mektup olup, ... | |
| Füyuz (Füyuzat) | Feyizler | ...tarikatın ne demek olduğunu, matla-ı şems-i füyuzat ve menba-ı fevz-i necat olan,... | |
| İfaza | Feyz verme | Dördüncü unsur ise, her asrın derece-i fehmine, edebî rütbesine, hem her asırdaki tabakata, derece-i istidat, rütbe-i kabiliyet nisbetinde ediyor bir ifaza-i nuranî. | |
| İstifaza | Feyz alma | ...cehaletimiz hasebiyle idrak edebildiğimiz kadar istifade ve istifâzaya çalışarak müstefid olabilmek, bizim için pek büyük bir nimettir. | |
| Tefeyyüz | Feyizlenmek | Elhak, pekçok tefeyyüz ettim. | |
| Fe-Ye-Lam (1) | + | ||
| Fil | Bir hayvan | + | Ve keza bir sivrisineğin yaratılışı, san'atça filin hilkatinden dûn değildir. |