Ra (ر) Kök Harfi İle Başlayan Kelimeler
Önceki Harf: Zel (ذ) ← Harfler Ana Sayfası → Ze (ز): Sonraki Harf
Bediüzzaman'ın eserlerinde geçen ve Ra (ر) kök harfi ile başlayan Arapça kelimeler listelenmiştir.
| Arapça Harf | Türkçe Okunuşu | 2 Harfli Kelime Sayısı | 3 Harfli Kök Sayısı | 3 Kök Harfli Kelime Sayısı | 4 Harfli Kök Sayısı | 4 Kök Harfli Kelime Sayısı | Toplam Kök Sayısı | Kur'an'da Geçen Kök Sayısı | Toplam Kelime Sayısı | Kur'an'da Geçen Kelime Sayısı |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| ر | Ra | - | 82 | 291 | 2 | 2 | 84 | 58 | 293 | 75 |
| Kelime | Anlamı | Kur'an'da Geçiyor mu? |
Örnek Cümle |
|---|---|---|---|
| Ra-Elif-Sin (6) | + | ||
| Reis | Başkan | Reis Beyefendi, Kararnamede üç madde esas tutulmuş: | |
| Re's | Baş | + | İşte, o iki dairenin tekatu' noktasına, "baş" mânâsına "re's," diğerine "kuyruk" mânâsına "zeneb" demişler. |
| Re'sen | Bizzat, doğrudan | Halbuki o gafiller, kendi lisan-ı gafletleriyle kaderi re'sen inkâr etmektedirler. | |
| Riyaset | Reislik | Demek Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman, Hazret-i Ali (radıyallahu anhüm) Sıddıktan sonra riyaset-i İslâmiyete geçecekler ve şehid olacaklar. | |
| Rüesa | Reisler | Hayat-ı içtimaiyeye ve füruat-ı şer'iyeye dair ekser ahkâmlar, Havariyun ve sair rüesa-yı ruhaniye tarafından teşkil edildi. | |
| Ruus | Başlar | …tam serbestiyetle, bilâperva ve kemâl-i vüsûk ile alâ ruûsi'l-eşhad zikr ve naklinden güneş gibi sıdk tulû edeceğini göreceksin. | |
| Ra-Elif-Fe (2) | + | ||
| Rauf | Çok şefkatli (Esma);çok şefkatli kişi | + | بَرْكُوتٍ Rahîmdir. |
| Re'fet | Şefkat | + | …Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın ümmetine karşı kemâl-i şefkat ve nihayet re'fetini gösterdikten sonra,… |
| Ra-Elif-Ye (8) | + | ||
| İrae | Gösterme | Ve o irâe ile, kalbi vahşet-i mutlakadan ve ruhu hüzn-ü elîmden kurtarıp, ebedî bir ferahı, daimî bir süruru temin eder. | |
| Mir'at/Mirat | Ayna | Vücut burhan-ı Zât oldu, / Hayat, mir'ât-ı Haktır, gör. | |
| Mürai | Riyakar | Sırf o mürâi ruhtan gelen, yalancı fikirden çıkan meş'um sözünü doğru göstermek için, İslâm mağlûbiyetini, İslâm perişaniyetini arzu eder, alkışlar, hasmın darbesinden mütelezziz olur. | |
| Ree | Akciğer | Diğer kısmı, enkazı toplayan bulanık kanın mecrâsıdır ki, şu ikinci ise, kanı "ree" denilen, nefesin geldiği yere getirirler. | |
| Rey/Re'y | Görüş; oy | + | Âlem-i İslâm ulemasının ortasındaki müthiş ihtilâfata ne dersin ve reyin nedir? |
| Riya | İki yüzlülük | Bu ise riyadır. Riya ise müdahenedir. | |
| Rü'ya/Rüya | Düş | + | Selef-i Sâlihînde bu çeşit rüyalar görülmüş |
| Rü'yet | Görme, bakma | Adem-i rü'yet, adem-i vücuda delâlet etmez. | |
| Ra-Be-Be (6) | + | ||
| Erbab | Rabler; ustalar | Başta Neseî olarak, erbab-ı siyer, Osman ibni Huneyf'ten haber veriyorlar ki: | |
| Mürebbi(ye) | Terbiye edici (Aynı zamanda Ra-Be-Ye kökünden gelir) | "Allah, Rab, Mâlik, Müdebbir, Mürebbi, Mutasarrıf ve Nâzım" isimlerine şehadet ettiklerini ispat eder. | |
| Rab | Yaratıcı (Esma); efendi | + | …Bâis ismi Vâris burcunda, Muhyî ismi Muhsin burcunda, Rab ismi Mâlik burcunda birer güneş gibi tulû ettiler. |
| Rabbani(yye) | Rabbe ait; Rabbe ibadet eden | + | …Hazret-i Zeynep'i tezevvücü, sırf bir emr-i İlâhi ve Kader-i Rabbani ile olduğunu beyan ediyor. |
| Rububiyet | Rablık, terbiye edicilik | İşte, şu misalimizde meşhud ve kat'iyyü'l-vücud olan bir cemâl-i Rububiyet, cemâl-i Rububiyet mahiyetinde daim iken, ayn-ı çirkinlik olsun. İşte, dünyada muhal ve bâtıl misallerin en acibidir. | |
| Terbiye | Kemale ulaştırma (Aynı zamanda Ra-Be-Ye kökünden gelir) | Terbiye için on beş sene hapse atmaktansa, on beş hafta Risale-i Nur dersini alsalar, daha ziyade onları ıslah eder. | |
| Ra-Be-Ha (1) | + | ||
| Rıbh/Ribh | Kar, kazanç | Ta beş hasâretten kurtulup, beş ribhi birden kazanasın. | |
| Ra-Be-Tı (7) | + | ||
| İrtibat | Bağlantı | Haddinden fazla fevkalâde hüsn-ü zan ve müfritane âlî makam vermek yerine, fevkalâde sadakat ve sebat ve müfritane irtibat ve ihlâs lâzımdır. | |
| Merbut | Bağlı | Çünkü, hangi bir genç hasta yanıma gelmişse, görüyorum, emsallerine nisbeten bir derece vazife-i diniyeye ve âhirete karşı merbutiyeti var. | |
| Murabıt | Kalbini bağlayan | Daima onların demdemelerinin mevzuu olan ihlâsı; hem de tekke denilen mânevîleşmiş kışlalarda, tarikat denilen ruhânîleşmiş askerlikte ona murabıt oldukları cihad-ı ekberi ve terk-i iltizam-ı nefsi;… | |
| Mürtebit | Bağlantılı | Aşiretin efradı gibi, İslâm taifeleri de birbirine uhuvvet-i İslâmiye ile mürtebit ve alâkadar olur. | |
| Rabıta | Bağ | İhlâsı kazanmanın ve muhafaza etmenin en müessir bir sebebi, rabıta-i mevttir. | |
| Rabt/Rapt | Bağlama | Mevcut telgraf ve telefon teline makinesini küçük bir telle raptetmek gibi, şu adam bu intisapla kendini o hadsiz kuvvete rapteder. | |
| Revabıt | Rabıtalar | Desâtir-i hikmet, nevâmis-i hükûmetle; kavânin-i hak, revâbıt-ı kuvvetle imtizaç etmezse, cumhur-u avamda müsmir olamaz. | |
| Ra-Be-Ayn (6) | + | ||
| Erbaa | Dört | + | Fakat Eimme-i Erbaa, Sahabeden ve Mehdi'den sonra en efdallerdir denilir. |
| Erbain | 40 (günlük uzlet) | + | …Isparta'nın cenubunda, dağda Sidre nam mevkide erbaîn eyyâm-ı mübarekesini tes'id ve hasr-ı tesbihata niyetle… |
| Murabba | Dört köşe, kare | Başkası, murabba bir kehribar bulur, ve hâkezâ, … | |
| Rabian | Dördüncü olarak | + | Rabian: Merhum Hafız Ali'nin Lem'alar'ını tashih ettim. |
| Rebi'ül-evvel, Rebi'ül-ahir | Arabi 3. ve 4. aylar | Bu mübarek Rebiü'l-Evvelin on ikinci gecesi, mübarek bir gecede Üstadımın pek yakınımızda olan Isparta'ya hicreti beni o kadar memnun ve mesrur etti ki,… | |
| Rub/Rubu/Rub' | Dörtte bir | + | Sûre-i İzâ Zülzileti'l-Ardu, rub'u |
| Ra-Be-Ye (1) | + | ||
| Riba | Faiz | + | İkinci kelimenin esasını "hurmet-i ribâ" ile kal' edip tedavi eder. |
| Terbiye, Mürebbi (Bkz. Ra-Be-Be kökü) | |||
| Ra-Te-Be (9) | |||
| Meratib | Mertebeler | Ve onunla, o meratib-i münkeşife-i meşhude veya mutasavvere ilân edilebilir. | |
| Mertebe | Derece, kademe | Birinci Mertebe çok kıymettar bir hakikat olmakla beraber çok ince ve derindir. | |
| Müretteb | Tertip edilmiş | Mahlûkatın her nevine, her ferdine ve o nev'e ve o ferde mürettep olan âsâr-ı mahsusasını müntiç ve istidad-ı kemâline münasip bir vücudun verilmesidir. | |
| Mürettib | Tertip Eden; Esma | Evet, dünya dârü'l-hikmet ve âhiret dârü'l-kudret olduğundan, dünyada Hakîm, Mürettib, Müdebbir, Mürebbî gibi çok isimlerin iktizasıyla, … | |
| Revatib | Namazdan önceki müekked sünnet | …Fatiha'nın bir hesapla otuz altı kelimelerine tevafuk işaretiyle, beş farz namaz ve revatibinde ve revatib hükmündeki iki rekat teheccüd namazında yirmi dört saatte otuz altı defa Fatiha'nın tekerrürüne îma eder. | |
| Rütbe | Basamak, derece, makam | …hafızlıktır pek de büyük bir rütbe. | |
| Rüteb | Rütbeler | Bir müslim ne derece dine mütemessik ise, o derece kibrinden, gururundan, hatta izzet-i rütebîden fedakârlık etmek gerektir. | |
| Terettüb | Bağlı olarak meydana gelme | Terettüb, teselsülü yoktur. İlliyet, maluliyet giremez. | |
| Tertib | Düzenleme | Tertib-i mebâdide tevekkül, tembelliktir. | |
| Ra-Te-Kaf (1) | + | ||
| Ratkan | Yapışık | + | Sonra ikisinin de ratkanlığını yani yapışıklıklarını izale ve fetk ettik. |
| Ra-Se-Ye (1) | |||
| Mersiye | Birisinin ölümü üzerine yazılan şiir | Hem aynı zamanda Halil İbrahim'in, vefatım hakkında bir hazin mersiye hükmündeki parlak mektubu, şakirtleri ağlattırdı. | |
| Ra-Cim-Elif (1) | |||
| Mürcie | Batıl bir fırka | …Mûtezile, Cebriye, Mürcie, Mücessime gibi dalâlet fırkalarını… | |
| Ra-Cim-Be (1) | |||
| Recep | Kameri ay | On Sekiz Recep tarihli, Otuz Birinci Mektubun Birinci, İkinci Lem'alarıyla Yirmi Dokuzuncu Mektubun Birinci Remzinin Birinci Makamını, Şaban'ın birinci günü, yani yazıldığından on üç gün sonra aldım. | |
| Ra-Cim-Cim (1) | + | ||
| İrticac | Sarsıntı | …medar ve mihverindeki istikrarına ve zelzelenin irticâcıyla medar-ı senevîsinden çıkmamasına sebep, dağların hurucu olduğunu… | |
| Ra-Cim-Ha (6) | |||
| Müreccah | Tercih edilen | Halbuki bir fende veya bir san'atta iki ehl-i ihtisas, binler başkalara müreccahtırlar | |
| Müreccih | Tercih eden, tercih ettirici (sebep) | Tereccuh bilâ müreccih muhaldir. | |
| Racih | Üstün | Yani, hasenat râcih ve ağır gelse mükâfatlandırır, kabul eder; | |
| Rüchan/Rüçhan | Üstünlük | Büyük küçüğe tekebbürü yok, cemaat ferde rüchânı yok. | |
| Tercih | Üstün tutma | Yoksa, tercih bilâ müreccih caizdir ve vakidir. | |
| Tereccuh | Üstün olma | Tereccuh bilâ müreccih muhaldir. | |
| Ra-Cim-Ze (1) | + | ||
| Ercuze | Mısraları kafiyeli, kısa ölçülü nazım; Hz. Ali'nin kasidesi | …Hazret-i Ali (r.a.) Ercûze'sinde ve Gavs-ı Âzam (k.s.) Kasîde'sinde Resâili'n-Nur'a kerametkârâne işaret ettikleri vakit hem o asra, hem şu asra bakıp hiddetle işaret etmişler. | |
| Ra-Cim-Ayn (7) | + | ||
| İrca | Yöneltme, dayandırma | Hava âlemindeki müzehher sümbülü onlara irca ile izah edemez. | |
| İrtica | Geri dönme, gericilik | …bizi irtica ile ittiham etmeye çalışması öyle bir hatâdır ki, kabrinde onun çok azabını çekecek. | |
| Müracaat | Başvuru | Beş altı sebep için müracaat etmiyorum ve edemiyorum: | |
| Merci | Müracaat yeri | + | Sonra, o şeriatın tesirini, icrasını, tatbikini temin edecek bir merci, bir sahip lâzımdır. |
| Mürteci | Geri dönen, gerici | …ehl-i iman fedakârlarına "mürteci" namını verip onları müttehem etmek, mel'un Yezid'in zulmünü adalet-i Ömeriyeye tercih etmek misillu en vahşî ve zâlimâne bir engizisyon kanununu, beşerin en yüksek terakkiyatına ve adaletine medar olan Kur'ân'ın mezkûr kanun-u esasîsine tercih etmek hükmündedir. | |
| Raci | Alakalı | + | O faidelerden, hayat sahibine, tasarruf ve hizmeti nisbetinde bir hisse ayrıldıktan sonra, bâki kalan gayeler, semereler Fâtır-ı Hakîme râcidir. |
| Rücu/Rücu' | Dayanma, dönme | İnsanın vehim, farz, hayal duygularına varıncaya kadar bütün hassaları bilâhare rücû edip bilittifak Hakka iltica ettiklerini … | |
| Ra-Cim-Lam (4) | + | ||
| Racul/Recül | Adam | + | …müzekkâ olmadığın için, belki sen kendini o recül-ü fâcir bilmelisin. |
| Rical | Adamlar | Peygamberin (a.s.m.) evlâd-ı zükûru rical derecesinde kalmayıp, rical olarak nesli, bir hikmete binaen kalmayacaktır. | |
| İrtical(en) | Hazırlıksız | Bediüzzaman Said Nursî'nin ilân-ı hürriyetin üçüncü gününde irticalen söylediği ve sonra Selânik'te Hürriyet Meydanında tekrar ettiği ve o zamanın gazetelerinin neşrettikleri nutkunun sûretidir. | |
| Mütereccil | Erkekleşmiş kadın | Biz ise, aldığımız vakit sû-i tâlih cihetiyle ve sû-i intihap tarikiyle müşkilü't-tahsil mehasin-i medeniyeti terk edip, çocuk gibi hevâ ve hevese muvafık zünub-u medeniyet kesb ettiğimizden, muhannes gibi veya mütereccile gibi oluruz. | |
| Ra-Cim-Mim (5) | + | ||
| Rec(i)m | Taşlama | + (kafadan atma anlamında) | …recm-i şeyâtîne alâmet olan yıldızların düşmesi kesretle vuku bulmuştur. |
| Racim | Taşlanmış | + | Sırf şeytan-ı racîmden başka ondan nefret eden olmaz. |
| Mütercim | Yazılı tercüme eden | Kusura bakmayınız, bu kadarı da, ancak müellifinin mânevî yardımıyla ve Leyle-i Kadrin bereketiyle ve Mevlânâ'nın komşuluğundan istifade ile yapabildim. Mütercim: Abdülmecid Nursî | |
| Terceme/Tercüme | Çeviri | Kur'ân, şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi,… | |
| Tercüman | Tercüme eden | …İslâmiyetin menbaı ve Kur'ân'ın tercümanı olan zâtın (a.s.m.)… | |
| Ra-Cim-Vav (3) | + | ||
| Mercu | Rica olunan | + | Gayr-ı mütenahi olan mârifetullah, böyle mahdut olan kelâma sığışmaz. Binaenaleyh, kelâmımdaki iğlâkın mâzur tutulması mercûdur. |
| Raci(yane) | Rica eden (ederek) | …umum ümmet demesini râciyâne, dâîyâne Hâlıkından istediğini ifade ve ihtar eder. | |
| Reca/Rica | Ümit | Yirmi Altıncı Lem'a, "Yirmi Altı Rica"dır. | |
| Ra-Ha-Be (1) | + | ||
| Merhaba | Hoş geldin | + | Merhaba ey kendi hastalığını teşhis edebilen bahtiyar doktor, samimî ve aziz dostum,… |
| Ra-Ha-Lam (4) | + | ||
| İrtihal | Ölme, göçme | Hasan Feyzi ağabeyimizin irtihali, bizleri cidden müteessir eylemiştir. | |
| Merhale | Derece, kademe | Nasıl ki şimdi o merhalelerde daima ben benim. | |
| Rahle | Ufak ders masası | Rahle-i tedrisinizde ahz-ı mevki ettim; huzur-u irfanınıza baş koydum. | |
| Rıhlet | Yolculuk | + | Hakikatte akarsu gibi rıhlet ettiği halde, gafletle sureten incimad etmiş, fikr-i tabiatla kesafet ve küduret peydâ edip âhirete perde olmuştur. |
| Ra-Ha-Mim (12) | + | ||
| Erham | Daha merhametli | + | Cenâb-ı Hakk'ın "A'lem, Ekber, Erham, Ahsen" gibi esmâ ve sıfat ve ef'alinde kullanılan ism-i tafdil tevhide naks değildir. |
| Erhâm | Rahimler | + | Evet, meselâ mezkûr âyetlerin ferman ettikleri gibi üç karanlık içinde bütün validelerin erhamında insanların suretlerini ayrı ayrı, mizanlı, imtiyazlı, ziynetli ve intizamlı olarak,… |
| İstirham | Merhamet istemek | Şifahâne-i kalbinizden tulû eden Otuz Üçüncü Sözünüzle otuz üç cihetten marîz olan kalb-i mecruhumuzu tedavi buyurmanızı bilhassa istirham eylerim. | |
| Merhamet | Acıma | + | …onun hikmetinden daha ekmel bir hikmet ve inâyetinden daha ecmel bir inâyet ve merhametinden daha eşmel bir merhamet ve adaletinden daha ecell bir adalet olamaz ve tasavvur edilemez. |
| Merhum(e) | Rahmete mazhar, vefat etmiş kişi | Merhum Hafız Ali'nin Lem'alar'ını tashih ettim. | |
| Müsterhim | İstirham eden | Bir medet, bir yardım için müsterhimâne tabiata ve anâsıra baktığı vakit, kasavet-i kalble, merhametsizikle karşılaşır. | |
| Rah(i)m | Bebek kesesi; akrabalık | Sonra, mevcudat-ı mâziye kafilesine dahil olan ecdadınla henüz istikbal rahminde kalıp peyderpey vücuda çıkan evlât ve ahfâdın arasında bir tefâvüt var mıdır? | |
| Râhim | Merhamet eden | + | Kur'ân'da اَحْسَنُ الْخَالِقِينَ, اَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ gibi kelimat başka hâlıklar, râhimler bulunduğunu iş'ar eder. |
| Rahîm | Allah'ın ismi; şefkatli (insanlar için) | + | Elbette "Yâ Cemîl, yâ Cemîl, yâ Rahîm, yâ Rahîm" diyecekler. |
| Rahman | Allah'ın ismi (Sadece Allah için kullanılır) | + | Evet, hürriyet-i şer'iye, Cenâb-ı Hakkın Rahman, Rahîm tecellîsiyle bir ihsanıdır ve imanın bir hassasıdır. |
| Rahmet | Allah'ın umumi merhameti | + | Nimet ciheti ise aşağıdan yukarıya çıkmıyor, belki rahmet hazinesinden geliyor. |
| Terahhum | Merhamet etme | Demek bu rahmet ve irade-i nimeti çalıştıran, terahhum ve tahannündür. | |
| Ra-Hı-Sad (3) | |||
| Murahhas | Delege | İngiliz murahhas heyeti reisi Lord Gürzon,… | |
| Ruhsat | İzin | Ruhsat-ı şer'iye olan kasr-ı namaz ve takdim tehir, vesait-i nakliye bir kararda olmadığı için, onlara bina edilmez. | |
| Terhis | Serbest bırakma | …ölüm bizim için, sırr-ı Kur'ân ile, idam-ı ebedîden terhis tezkeresine çevrilmiş. | |
| Ra-Hı-Ye (3) | + | ||
| Rehavet | Tembellik | Çünkü rızık için sa'y etmenin mukaddemâtını ihzar etmenin en münasip zamanı, serinlik vaktidir. Bu vakit geçtikten sonra bir rehavet ârız olur. | |
| Rahve | Harekesiz okunduğunda ses çıkış yerinden az etkilenen harfler | Sûrelerin başında mezkûr olan huruf, hurufâtın aksâm-ı malûmesi olan mechûre, mehmûse, şedîde, rahve, zelâka, kalkale gibi aksâm-ı kesiresinden, herbir kısmından nısfını almıştır. | |
| Terahi | Sonraya bırakma | ثُمَّ mâbadinin, mâkablinden bir zaman sonra vücuda geldiğine delâlet eder ki, buna "terâhi" denilir. | |
| Ra-Dal-Dal (9) | + | ||
| İrtidat | Dinden dönme | Hem Yemâme gibi bir kısım yerlerde irtidat vuku bulacağını haber vermiş. | |
| İstirdat | Geri alma | Ve maksat da Sultan Abdülhamid'den istirdad-ı hürriyet değilmiş. | |
| Radde | Kerte, son nokta | Dördüncü satırda فَلَا حَيَّةٌ تَخْشٰى fıkrasıyla bin üç yüz kırk sekiz (1348) raddelerinde… | |
| Red/Ret | Kabul etmeme | + | Fakat küfr-ü mutlakı kırdığı için, küfr-ü mutlakın altı olan anarşiliği ve üstü olan istibdad-ı mutlakı esasıyla bozar, reddeder. |
| Merdud | Kabul edilemez, reddedilen | + | Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduddur. |
| Mürted | Dinden dönen | Çünkü mürtedin vicdanı tamam bozulduğundan, hayat-ı içtimaiyeye zehir olur. | |
| Mütereddid | Kararsız | O hakaik-i azîme ki, bütün dünya halkının eşedd-i ihtiyaç ve atş ile, sabırsızlıkla, mütereddid, mütehayyir, "Acaba bir âb-ı hayat bulacak mıyız?" diye bir hâlette iken, … | |
| Terdad | Tekrar | Duanın şe'ni, terdad ile takrirdir. | |
| Terdid | Tekrar | Çünkü zikrin tekririnde tenvir, duanın terdidinde takrir, daveti tekrar etmekte ise te'kid vardır. | |
| Tereddüd | Kararsızlık | Kendimin tereddüdü için değil, çünkü kat'î kanaatim gelmiş. | |
| Ra-Dal-Fe (5) | + | ||
| İstirdaf | Beraber gitmeyi istemek | İİ 8 | |
| Müradif | Eşanlamlı | Muh | |
| Müteradif | Eşanlamlı; birbirini izleyen | Şule | |
| Redif | Bineğin arkasına binen | …mü'minlerin değer ve kıymetleri bilinsin diye kâfirlerin bahsi istirdaf edilmiş, hemen arkasından gelmiştir. | |
| Teradüf | Eşanlamlı olma | Buna şahit istersen lügatın teceddüd ve tagayyuratının ve iştirak ve teradüfün sırlarına müracaat et. | |
| Ra-Dal-Ye (4) | + | ||
| Müdara | Zahiri dostluk (Türkçe'ye Farsça üzerinden) | Biz etmeyiz zemîn-i müdârâya ol emin. | |
| Mütereddi(ye) | Soysuzlaşmış | + (Düşerek ölen hayvan anlamında) | …hem hayat-ı içtimaiyeye anarşiliğin en bozuk ve mütereddî tavrıyla husumet eder… |
| Rida | Örtü, üst giysi | …bu elmaslar öyle kıymettar birer rida'lardır ki, herkesi her zaman ısıtmaya vâfidir. | |
| Tereddi | Soysuzlaşma | Çünkü, senin akıl ve kalb ve ruhun gayet derecede tedennî ve tereddî ve sukut edip, pis heves ve rezil nefse inkılâp etmişler, mesholmuşlar. | |
| Ra-Zel-Lam (4) | + | ||
| Erzel | En rezil; ömrün sonundaki acizlik | + | Komünizm gibi bütün dünyayı tehdit eden erzel âfetin, gizli ve âşikâr, seri ve sinsi tahribatını tamamen neyle önlemek mümkündür? |
| Rezalet | Rezillik | Bu gibi rezaleti işlemek insaniyetin şânından değildir. | |
| Rezil | Alçak | Çünkü, senin akıl ve kalb ve ruhun gayet derecede tedennî ve tereddî ve sukut edip, pis heves ve rezil nefse inkılâp etmişler, mesholmuşlar. | |
| Terzil | Rezil etme | Ben eskiden beri tahakküme ve terzile karşı boyun eğmemişim. | |
| Ra-Ze-Kaf (9) | + | ||
| Erzak | Rızıklar | Hem meselâ, nasıl ki, gayet mükemmel bin bir çeşit erzak etrafından celb edip içinde muntazaman istif ve ihzar edilmiş depo ve iâşe ambarı ve dükkân şeksiz, bir fevkalâde iâşe ve erzak mâlikini ve sahibini ve memurunu bildirir. | |
| İrzak | Rızık verme | Bana rızık vermek ve it'âm etmek için değil" meâlindeki âyet, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma ait it'âm ve irzâkı murad etmek gerektir. | |
| Merzuk | Rızıklandırılan | Beka dahi, semere-i rızık mahsulü olduğu için, "basar, sem', kelâm" sıfatlarını iktiza eder ki, merzuk, istediği zaman ihtiyacını görsün,… | |
| Mürtezik | Rızıklanan | Mürtezik hayvanlara zevk ve rüyet ve şemm, birer âlet vermiş. | |
| Müterezzik | Rızıklanan | …ve o rahmet içindeki rızk-ı âmm ve her müterezzika lâyık bir tarzda rızık vermek, öyle parlak bir hâtem-i tevhiddir ki, bütün bütün kör olmayan görür. | |
| Razık | Rızık veren Allah | + | …bir Ganiyy-i Mutlak ve Kerîm-i Mutlak ve Kadîr-i Mutlak olan bir hâmi ve râzıkları vardır ki, herşey ve her zîhayat Ondan istiâne eder,… |
| Rezzak | Rızık verici Allah | + | Bu fiilî isimlerin, Gaffar ve Rezzak, Muhyî ve Mümît gibi pek çok nevileri vardır. |
| Rız(ı)k | Allah'ın ihtiyaçlarımıza yönelik ihsanı; yiyecek | + | Herbir zîhayatın rızkı taahhüd-ü Rabbânîsi altında olduğundan, açlıktan ölmek olmamak lâzım gelir. |
| Terzik | Rızıklandırma | …yani, meselâ hayat vermek fiili içinde, aynı anda iaşe ve terzik fiili görünüyor. | |
| Ra-Sin-Be (2) | |||
| Teressüb | Dibe çökme | …içinde yanarlar, zâhiren mahvolur, fakat o fabrikanın imbiklerinde çok kıymettar kimya maddeleri ve edviyeler teressüp eder. | |
| Tersib | Dibe çöktürme | Zira dağlar suyun mahzeni, havanın tarağı (gazat-ı muzırrayı tersip edip havayı tasfiye eder)… | |
| Ra-Sin-Hı (2) | + | ||
| Rasih | Derin, sağlam | + | Yani, Onun vücudu zâtîdir, ezelîdir, ebedîdir, ademi mümtenidir, zevâli muhaldir ve tabakat-ı vücudun en râsihi, en esaslısı, en kuvvetlisi, en mükemmelidir. |
| Rüsuh | Sağlamlık | Demek, vücut rüsuh peydâ ettikçe, kuvvet ziyadeleşir; az bir şey, çok hükmüne geçer. | |
| Ra-Sin-Lam (10) | + | ||
| İrsal | Gönderme | …o hayat-ı Ezeliyenin şuââtı, celevâtı, münâsebâtı olan "irsâl-i rusül" ve "inzâl-i kütüb" rükünlerine bakar,… | |
| Mürsel(in) | Peygamber; Sahabe ravisi/ravileri zikredilmemiş hadis | + | Öyle Muhammed (a.s.m.) ki, icmâ ve tasdiklerine mazhar olmakla, enbiya ve mürselîne siyadet ünvanını; ve ittifak ve tahkiklerini almakla, imamü'l-evliyâ ve'l-ulemâ lâkabını almıştır. |
| Mürselat | Sure | Sûre-i Mürselât'ta وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ ayeti… | |
| Mürsil | Gönderen | + | Ve nitekim mektupların, mürsillerin bulunduğu yerden değil, başka yer postahanesinden verilerek gönderilmekte olduğu. |
| Resail | Risaleler | …Resâili'n-Nur şakirtleri az bir zaman sonra tezahür ettiklerinden,… | |
| Rasul/Resul | Peygamber, elçi | + | Lâfz-ı Resul'deki nükte-i azîmenin beyanında yüz altmış âyet yazıldı. |
| Risalat | Risaleler | …bir taraftan aklı gözlerine inmiş olan maddiyunlar ve emsâli tabakasına karşı, Mektûbatü'n-Nur ve Risalâtü'n-Nurla meydan okuyarak… | |
| Risale | Kısa eser, mektup | Ve beni ve Risale-i Nur Talebelerini nefis ve şeytanın şerrinden ve kabir azabından ve cehennem ateşinden muhafaza eyle! | |
| Risalet | Peygamberlik | + | Risalet ve İslâmiyetle mücehhez olan hakikat-ı Muhammediyedir ki, risalet noktasında en muazzam icmâ ve en vâsi tevatür sırrını ihtiva eden mecmû-u enbiyânın şehadetini tazammun eder. |
| Rusul | Peygamberler | + | …o hayat-ı Ezeliyenin şuââtı, celevâtı, münâsebâtı olan "irsâl-i rusül" ve "inzâl-i kütüb" rükünlerine bakar,… |
| Ra-Sin-Mim (7) | |||
| İrtisam | Resmedilme | Tedâi-yi hayalât, tahattur-u faraziyat, bir nevi irtisam-ı gayr-ı ihtiyarîdir. | |
| Merasim | Tören | …ve girmenin âdâbını ve seyrin merasimini bildirip, o görünmeyen sultana karşı marziyâtı dairesinde teşrifat merasimini tarif etsin. | |
| Res(i)m | Çizim, çizme; merasim | Hâlbuki tarif ya had, ya resim ile olur. | |
| Ressam | Resim çizen | …birbirinden nihayet uzak mebde' ve müntehâsının ortasında uzuvlarının aynı şekil ve suretini gösterecek muvafık tersimatla doldursa, elbette şüphe kalmaz ki, o ressam bütün o gaybî ağacı gayb-âşinâ nazarıyla görür, ihata eder, sonra tasvir eder. | |
| Resmi(yet) | Devlet adına/tarafından | Elbette onu yeniden resmiyete koyup dedikodulara meydan açmamak, idarece zarurîdir. | |
| Teressüm | Resmedilme | Meselâ, güneşin tamam tecelliyatını deniz yüzünde parlıyan bir kabarcığın içinde teressüm eden bir timsalciğinde taleb eder. | |
| Tersim | Resmetme | …birbirinden nihayet uzak mebde' ve müntehâsının ortasında uzuvlarının aynı şekil ve suretini gösterecek muvafık tersimatla doldursa, elbette şüphe kalmaz ki, o ressam bütün o gaybî ağacı gayb-âşinâ nazarıyla görür, ihata eder, sonra tasvir eder. | |
| Ra-Şe-Ha (3) | |||
| Reşahat | Reşhalar | Zira şu mes'ele, Kur'an'ın bîpayan bahr-i i'caz-ı maneviyesinin reşahatından tek bir reşhadır. | |
| Reşha | (Sızıntı) su damlası | Zira şu mes'ele, Kur'an'ın bîpayan bahr-i i'caz-ı maneviyesinin reşahatından tek bir reşhadır. | |
| Tereşşuh | Sızma | Sadakatınızdan tereşşuh eden ve haddimin pek çok fevkinde hüsn-ü zannınıza karşı bundan evvel verdiğim cevabın bir tetimmesi olarak,… | |
| Ra-Şın-Dal (6) | + | ||
| İrşad | Doğru yolu gösterme | İrşad ister ki, lüzumsuz şeyleri ipham ile icmal etsin; dakik şeyleri temsil ile takrib etsin. | |
| Mürşid | İrşad eden | + | Hem madem ki Kur'ân-ı Mürşid bütün tabakat-ı beşere hitap ediyor. |
| Raşid(in) | Kamil, hakka erişmiş olan(lar) | + | Sair Hulefâ-i Râşidîn ise öyle tenkit ve tenkise çok maruz kalmadıkları için, onlar hakkındaki ehâdisin intişarına ihtiyaç görülmedi. |
| Reşad | Doğru yolda olma | + | Eşref Edip kırk seneden beri iman hizmetinde benim arkadaşım ve Sebilürreşad'da makale yazan ve şimdi vefat eden çok kıymetli kardeşlerimin mümessili ve hakikî İslâmiyet mücahidlerinden bir kardeşimdir. |
| Reşid | Doğru yola sevkeden (Esma) | + | ﻳَﺎ ﺭَﺷِﻴﺪُ (Cevşen 76) |
| Rüşd | Doğru yolu bulma, olgunluk | + | Çünkü, dindeki rüşd-ü irşad ve hak ve hakikati gözlere gösterecek derecede kuvvetli burhanları izhar edip tebyin ve tebeyyün eden bir nur Kur'ân'dan çıkacak diye haber verip bir lem'a-i i'caz gösterir. |
| Ra-Şın-Vav (1) | |||
| Rüşvet | Kanunsuz ücret | …Garba ve ecnebîye verdiği siyasî ve mânevî rüşvetin on mislini âlem-i İslâmın ileride cemahir-i müttefikası hükmünde olacak olan dört yüz milyon Müslüman kardeşlere… | |
| Ra-Sad-Dal (3) | + | ||
| Mirsad | Bakma vasıtası | + | Şu tabir bir mirsad-ı tefekkürdür, gayet uzaktan uzağa bu hakikate bir işarettir. |
| Rasat(hane) | Gözetleme (yeri) | + | Rasathanelerdeki âletle bir yağmurun mukaddemâtını hissedip vaktini tayin etmek gaibi bilmek değil, belki gaipten çıkıp âlem-i şehadete takarrubu vaktinde bazı mukaddemâtına ıttıla suretinde bilmektir. |
| Tarassut | Gözetleme | Fakat haksız olarak, ücra bir köyde, tarassut altında, yabancı bir yerde şiddetle dünyadan küstürüp, nefiyle ikamet ettirip, mütemadiyen tarassut ile tâciz edilen bir adamın kanunları bilmemesi, elbette ehl-i insafın nazarında bir özür teşkil eder. | |
| Ra-Sad-Sad (2) | + | ||
| Mersus | Lehimlenmiş, sağlam | + | Katre zeyl |
| Rasas | Kurşun, kalay | ||
| Ra-Sad-Ayn (1) | |||
| Murassa | Değerli taşlarla bezeli | ||
| Ra-Sad-Nun (3) | |||
| Mersun | Sağlam(laştırılmış) | 10. Şua fihrist 29 lema | |
| Rasin | Sağlam | ||
| Resanet | Sağlamlık | ||
| Ra-Dad-Ayn (1) | + | ||
| Murdia | Süt anne | + | |
| Ra-Dad-Ye (7) | + | ||
| İrza | Razı etme | ||
| Marzi(yat) | Razı olacağı (şey[ler]) | + | |
| Radıyallahu Anh | Allah ondan razı olsun | ||
| Razı/Radi | Onaylayan | + | |
| Rıdvan | Rıza | + | |
| Rıza | Onay | ||
| Tarziye | Özür dileme | ||
| Ra-Tı-Be (2) | + | ||
| Ratb | Yaş | + | |
| Rutubet | Nem | ||
| Ra-Ayn-Dal (1) | + | ||
| Ra'd(at) | Gökgürültüsü (çoğul); Sure | + | |
| Ra-Ayn-Şın (1) | |||
| Ra'şet | Korkudan titreme | ||
| Ra-Ayn-Nun (1) | |||
| Rana | Güzel, latif | ||
| Ra-Ayn-Ye (5) | + | ||
| Mera | Otlak | + | Nur |
| Meri(yet) | Geçerli(lik) | ||
| Müraat | Gözetme | ||
| Raiyet | Yönetilenler | + | |
| Riayet | Uyma | ||
| Ra-Ğayn-Be (5) | + | ||
| Merğub/Mergub | Rağmet bulmuş, tutulan | ||
| Rağabat | Rağbetler | Muh | |
| Rağbet | Revaç bulma | ||
| Regaib Gecesi | Recebin ilk Cuma gecesi | ||
| Tergib/Terğib | İsteklendirme | ||
| Ra-Ğayn-Mim (2) | + | ||
| Rağm | Aksi, zıt | ||
| Rağmen | Aksine, zıddına | ||
| Ra-Fe-Ra-Fe (1) | + | ||
| Refref | Mirac bineği | + (Minder anlamında) | |
| Ra-Fe-Dad (1) | |||
| Rafızi | Sapmış; batıl bir mezhep | ||
| Ra-Fe-Ayn (11) | + | ||
| Erfa | Daha yüksek | Katre | |
| İrtifa | Yükseklik | ||
| Merfu/Merfu' | Yükseltilmiş; tümleç | + | Muh |
| Mürafaa | Duruşma | ||
| Mürtefi | Ortadan kalkmak | Makaleler | |
| Rafi | Kaldıran; Esma | + | Münaz |
| Ref' | Kaldırma | ||
| Rifai/Rufai(iyye) | Bir tarikat | ||
| Rif'at | Yükseklik | Nur | |
| Tereffu | Yukarı çıkma | Muh | |
| Terfi | Rütbe alma, yükselme | ||
| Ra-Fe-Kaf (6) | + | ||
| Müterafık | Refakat eden | ||
| Refakat | Arkadaşlık | ||
| Refik(a) | + | Arkadaş, yoldaş; eş | |
| Rıfk | Yumuşaklık | ||
| Rüfeka | Arkadaşlar | ||
| Terfik | Arkadaşlık etme | Münaz | |
| Ra-Fe-He (1) | |||
| Refah | Rahatlık | ||
| Ra-Kaf-Be (4) | + | ||
| Murakabe | İnceleme; dalma; kendini ibadete verme | ||
| Murakıb | Gözeten; dalarak kendinden geçen | ||
| Rekabet | Üstünlük mücadelesi | ||
| Rakib | Gözeten Allah; rekabet eden | + | |
| Ra-Kaf-Dal (1) | + | ||
| Merkad | Mezar (uyku yeri) | + | |
| Ra-Kaf-Ra-Kaf (1) | |||
| Rakraka | Gürültü; parlama | ||
| Ra-Kaf-Sad (2) | |||
| Raks | Dans | ||
| Rakkas | Sarkaç, dans eden | ||
| Ra-Kaf-Kaf (4) | + | ||
| Merak (Kaynağı kesin değildir) | Bilme isteği | ||
| Rakik | İnce | ||
| Rikkat | Kalp inceliği | ||
| Terkik | İnceltme | Muh | |
| Ra-Kaf-Mim (3) | + | ||
| Rakam | Sayı | ||
| Rakım | Yazan | ||
| Terkim | Yazma, işaretleme | ||
| Ra-Kaf-Ye (3) | + | ||
| Mirkat | Merdiven, basamak | ||
| Müterakki | Terakki etmiş | ||
| Terakki(yat) | İlerleme, yükselme | ||
| Ra-Kef-Be (8) | + | ||
| İrtikab | İşleme | ||
| Merakib | Binekler | ||
| Merkub | Binek | ||
| Mürekkeb | Bileşik, bir araya gelmiş | ||
| Müterakib(e) | Terekküb etmiş | + (Üst üste binen anlamında) | |
| Rakib(en) | Binen (binerek) | ||
| Terekküb | Bir araya gelme | ||
| Terkib | Bir araya gelme | ||
| Ra-Kef-Ze (5) | + | ||
| Merakiz | Merkezler | Divan | |
| Merkez | Orta | ||
| Mütemerkiz | Merkezleşmiş | Sünuh | |
| Rekz | Dikme, yere saplayıp sabit kılma | ||
| Temerküz | Merkezleşme, yığılma | ||
| Ra-Kef-Ayn (3) | + | ||
| Raki' | Rüku eden | + | Fihrist 30. Lema |
| Rekat/Rek'at | Namazın bir parçası | ||
| Rüku/Rüku' | Namazda eğilme | ||
| Ra-Kef-Mim (2) | + | ||
| Müterakim | Birikmiş | ||
| Teraküm | Birikme, yığılma | ||
| Ra-Kef-Nun (2) | + | ||
| Erkan | Rükünler | ||
| Rük(u)n | Esas, temel | + | |
| Ra-Mim-Dal (1) | + | ||
| Ramad | Kül | + | |
| Ra-Mim-Ze (2) | + | ||
| Rem(i)z | Hafif işaret | + | |
| Rumuz | Remizler | ||
| Ra-Mim-Dad (1) | + | ||
| Ramazan | 9. Arabi ay | + | |
| Ra-Mim-Ye (2) | |||
| Mermi | Kurşun | ||
| Remy | Atma | Şemme | |
| Ra-Nun-Mim (1) | |||
| Terennüm | Musikileşme | ||
| Ra-He-Be (3) | + | ||
| Rahib | Hıristiyan din adamı | ||
| Ruhban(iyye) | Rahibler | + | |
| Terhib | Korkutma | ||
| Ra-He-Sad (1) | |||
| İrhasat | Peygamberimizden önceki ona işaret eden harikulade haller | ||
| Ra-He-Mim (1) | |||
| Merhem | Sürülen ilaç | ||
| Ra-He-Nun (1) | + | ||
| Merhun | Belli süre bir şeye bağlı | ||
| Ra-Vav-Cim (2) | |||
| Revaç | Geçer olmak | ||
| Tervic | Revaçlandırma | ||
| Ra-Vav-Ha (12) | + | ||
| Ervah | Ruhlar | ||
| İstirahat | Dinlenme | ||
| Müsterih | Rahat bulmuş | ||
| Rahat | Ferah | ||
| Rayiha | Koku | ||
| Revayih | Rahiyalar | ||
| Revh | İç açıklığı | ||
| Reyhan | Hoş ve güzel koku | + | |
| Rih | Rüzgar | + | |
| Ruh | Can | + | |
| Ruhani | Ruhlu varlık | ||
| Teravih | Ramazan namazı | ||
| Ra-Vav-Dal (3) | + | ||
| İrade | Dileme gücü | ||
| Murad | İstenen şey | ||
| Mürid | Tarikat bağlısı; Allah'ın ismi | ||
| Ra-Vav-Dad (3) | + | ||
| Ravza | Bahçe | + | |
| Riyazet | Az gıda ile yaşamak | ||
| Riyazi(yat) | Matematik (ile ilgili) | ||
| Ra-Vav-Kaf (1) | |||
| Revak | Sundurma | ||
| Ra-Vav-Nun (1) | |||
| Reyyan | Doymuş, kanmış | ||
| Ra-Vav-Ye (3) | |||
| Mervi | Rivayet edilmiş | ||
| Ravi | Haberi ileten | ||
| Rivayet | Haber verme | ||
| Ra-Ye-Be (1) | + | ||
| Rayb | Şüphe | + |