Yezid: Revizyonlar arasındaki fark

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Turker (mesaj | katkılar)
"Kategori:Şahıs Kategori:Eksik Kategori:Lider ''Ebu Yezid için Bayezid-i Bistami sayfasına gidin'' '''Yezid''' Emevî halifesi (680-683). <ref name='a'>https://islamansiklopedisi.org.tr/yezid-i</ref> ==Bu Konu Hakkında Risale-i Nur'daki Derslerin Özeti== * * * * * * * * * * * * ==Şahsi Bilgiler== '''Diğer İsimleri:''' Ebû Hâlid Yezîd b. Muâviye b. Ebî Süfyân el-Kureşî el-Ümevî <ref name='a' /> '''Doğu..." içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu
 
Turker (mesaj | katkılar)
Değişiklik özeti yok
54. satır: 54. satır:
==Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği==
==Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği==


Hem –nakl-i sahih-i kat’î ile– Emeviye Devleti’nin zuhurunu ve onların padişahlarının çoğu zalim olacağını ve içlerinde [[Yezid]] ve [[2. Velid|Velid]] bulunacağını ve Hazret-i Muaviye ümmetin başına geçeceğini [[Risale:19. Mektup (Ayet-Hadis Mealleri)#20|{{Arabi|وَاِذَا مَلَكْتَ فَاَسْجِحْ}}]] fermanıyla, rıfk ve adaleti tavsiye etmiş.
([[Risale:19._Mektup#Beşinci_Nükteli_İşaret|19. Mektup]])
----
Hem ferman etmiş ki: [[Risale:19. Mektup (Ayet-Hadis Mealleri)#49|{{Arabi|هَلَاكُ اُمَّتٖى عَلٰى يَدِ اُغَيْلِمَةٍ مِنْ قُرَيْشٍ}}]] diye Emeviye’nin [[Yezid]] ve [[2. Velid|Velid]] gibi şerir reislerinin fesadını haber vermiş.
([[Risale:19._Mektup#Altıncı_Nükteli_İşaret|19. Mektup]])
----
Biz, değil onlar gibi ehl-i diyanet ve tarîkata mensup Müslümanlar, şimdi bu acib zamanda, imanı bulunan ve hattâ fırak-ı dâlleden bile olsa onlarla uğraşmamak ve Allah’ı tanıyan ve âhireti tasdik eden, Hristiyan bile olsa onlarla medar-ı nizâ noktaları medar-ı münakaşa etmemeyi hem bu acib zaman hem mesleğimiz hem kudsî hizmetimiz iktiza ediyor. Ve Risale-i Nur’un âlem-i İslâm’da intişarına karşı, hayat-ı içtimaiye ve siyasiye cihetinde maniler çıkmamak için Risale-i Nur şakirdleri musalahakârane vaziyeti almaya mükelleftirler.
Sakın hocaların [[Cuma Namazı|cuma]] ve cemaatlerine ilişmeyiniz. İştirak etmeseniz de iştirak edenleri tenkit etmeyiniz. Gerçi İmam-ı Rabbanî demiş ki: “Bid’a olan yerlere girmeyiniz.” Maksadı, sevabı olmaz demektir; yoksa namaz battal olur değil. Çünkü selef-i salihînden bir kısmı, [[Yezid]] ve [[2. Velid|Velid]] gibi şahısların arkasında namaz kılmışlar. Eğer mescide gidip gelmekte [[Harama Nazar|kebaire maruz kalırsa]] halvethanesinde bulunması lâzımdır.
([[Risale:Lemeat%27tan_Sonraki_Mektuplar_(Kastamonu)#40._Parça|Kastamonu Lahikası]])
----
Evvela zatınızın bir risale kadar câmi’ ve uzun ve müdakkikane, hararetli mektubunuzu kemal-i merakla okudum. Peşin olarak size bunu beyan ediyorum ki: Risale-i Nur’un üstadı ve Risale-i Nur’a Celcelutiye Kasidesi’nde rumuzlu işaratıyla pek çok alâkadarlık gösteren ve benim hakaik-i imaniyede hususi üstadım İmam-ı Ali’dir (ra). Ve [[Şura 23|{{Arabi|قُلْ لَٓا اَسْئَلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًا اِلَّا الْمَوَدَّةَ فِى الْقُرْبٰى}}]] âyetinin nassıyla Âl-i Beyt’in muhabbeti, Risale-i Nur’da ve mesleğimizde bir esastır. Ve Vehhabîlik damarı, hiçbir cihette Nur’un hakiki şakirdlerinde olmamak lâzım geliyor. Fakat madem bu zamanda zındıka ve ehl-i dalalet ihtilaftan istifade edip ehl-i imanı şaşırtıp ve şeairi bozarak, Kur’an ve iman aleyhinde kuvvetli cereyanları var. Elbette bu müthiş düşmana karşı cüz’î teferruata dair medar-ı ihtilaf münakaşaların kapısını açmamak gerektir.
Hem ölmüş insanları zemmetmek, hiç lüzumu yok. Onlar dâr-ı âhirete, mahall-i cezaya gitmişler. Lüzumsuz, zararlı, onların kusurlarını beyan etmek, emrolunan muhabbet-i Âl-i Beyt’in muktezası değildir ve lâzım da değildir diye Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat, sahabeler zamanındaki fitnelerden bahis açmayı men’etmişler. Çünkü Vakıa-i Cemel’de Aşere-i Mübeşşere’den Zübeyr ve Talha ve Âişe-i Sıddıka (r.anhüm) bulunmasıyla Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat o harbi içtihad neticesi deyip; Hazret-i Ali (ra) haklı, öteki taraf haksız fakat içtihad neticesi olduğu cihetle affedilir. Hem Vehhabîlik damarı hem müfrit Râfızîlerin mezhepleri İslâmiyet’e zarar vermesin diye Sıffîn Harbi’ndeki bâğîlerden de bahis açmayı zararlı görüyorlar.
Haccac-ı Zalim, [[Yezid]] ve [[2. Velid|Velid]] gibi heriflere ilm-i kelâmın büyük allâmesi olan [[Sadeddin-i Taftazani|Sa’deddin-i Taftazanî]] “Yezid’e lanet caizdir.” demiş fakat “Lanet vâcibdir.” dememiş. “Hayırdır ve sevabı vardır.” dememiş. Çünkü hem Kur’an’ı hem peygamberi hem bütün sahabelerin kudsî sohbetlerini inkâr eden hadsizdir. Şimdi onlardan meydanda gezenler çoktur. Şer’an bir adam, hiç mel’unları hatıra getirmeyip lanet etmese hiçbir zararı yok. Çünkü zem ve lanet ise medih ve muhabbet gibi değil, onlar amel-i salihte dâhil olamaz. Eğer zararı varsa daha fena…
İşte şimdi gizli münafıklar, Vehhabîlik damarıyla en ziyade İslâmiyet’i ve hakikat-i Kur’aniyeyi muhafazaya memur ve mükellef olan bir kısım hocaları elde edip ehl-i hakikati Alevîlikle ittiham etmekle birbiri aleyhinde istimal ederek dehşetli bir darbeyi, İslâmiyet’e vurmaya çalışanlar meydanda geziyorlar. Sen de bir parçasını mektubunda yazıyorsun. Hattâ sen de biliyorsun; benim ve Risale-i Nur’un aleyhinde istimal edilen en tesirli vasıtayı, hocalardan bulmuşlar.
Şimdi Haremeyn-i Şerifeyn’e hükmeden Vehhabîler ve meşhur, dehşetli dâhîlerden İbnü’t-Teymiye ve İbnü’l-Kayyim-i Cevzî’nin pek acib ve cazibedar eserleri İstanbul’da çoktan beri hocaların eline geçmesiyle, hususan evliyalar aleyhinde ve bir derece bid’alara müsaadekâr meşreplerini kendilerine perde yapmak isteyen, bid’alara bulaşmış bir kısım hocalar, sizin muhabbet-i Âl-i Beyt’ten gelen ve şimdi izharı lâzım olmayan içtihadınızı vesile ederek hem sana hem Nur şakirdlerine darbe vurabilirler.
Madem zemmetmemek ve tekfir etmemekte bir emr-i şer’î yok fakat zemde ve tekfirde hükm-ü şer’î var. Zem ve tekfir, eğer haksız olsa büyük zararı var; eğer haklı ise hiç hayır ve sevap yok. Çünkü tekfire ve zemme müstahak hadsizdir. Fakat zemmetmemek, tekfir etmemekte hiçbir hükm-ü şer’î yok, hiç zararı da yok. İşte bu hakikat içindir ki ehl-i hakikat, başta Eimme-i Erbaa ve Ehl-i Beyt’in Eimme-i İsna Aşer olarak Ehl-i Sünnet, mezkûr hakikate müstenid olan kanun-u kudsiyeyi kendilerine rehber edip İslâmlar içinde o eski zaman fitnelerinden medar-ı bahis ve münakaşa etmeyi caiz görmemişler; menfaatsiz, zararı var demişler.
Hem o harplerde, çok ehemmiyetli sahabeler, nasılsa iki tarafta bulunmuşlar. O fitneleri bahsetmekte o hakiki sahabelere, Talha ve Zübeyr (ra) gibi Aşere-i Mübeşşere’ye dahi tarafgirane bir inkâr, bir itiraz kalbe gelir. Hata varsa da tövbe ihtimali kuvvetlidir. O eski zamana gidip lüzumsuz, zararlı, şeriat emretmeden o ahvalleri tetkik etmekten ise şimdi bu zamanda bilfiil İslâmiyet’e dehşetli darbeleri vuran; binler lanete, nefrete müstahak olanlara ehemmiyet vermemek gibi bir halet, mü’min ve müdakkik bir zatın vazife-i kudsiyesine muvafık gelemez.
Hattâ Sabri ile küçücük münakaşanız hem Risale-i Nur’a hem hakaik-i imaniyenin intişarına ehemmiyetli zarar verdiğini senden saklamam. Aynı vakitte burada hissettim, müteessir ve müteellim oldum. Sonra senin gibi ehl-i tahkik bir âlimin Risale-i Nur’a oraca ehemmiyetli bir hizmete vesile olacak Sabri oraya gelmesi, ikinizden büyük bir hizmet-i Nuriye beklerken bilakis üç cihetle Nur’a zarar geldiğini hissettim ve gördüm. “Acaba neden bu zarar olmuş?” diye iki üç gün sonra haber aldım ki Sabri manasız, lüzumsuz seninle münakaşa etmiş; sen de hiddete gelmişsin. “Eyvah!” dedim “Yâ Rab! Erzurum’dan imdadıma yetişen bu iki zatın münakaşasını musalahaya tebdil et.” diye dua ettim. Risale-i Nur’un İhlas Lem’alarında denildiği gibi şimdi ehl-i iman, değil Müslüman kardeşleriyle belki Hristiyan’ın dindar ruhanîleriyle ittifak etmek ve medar-ı ihtilaf meseleleri nazara almamak, nizâ etmemek gerektir. Çünkü küfr-ü mutlak hücum ediyor.
Senin hamiyet-i diniye ve tecrübe-i ilmiye ve Nurlara karşı alâkanızdan rica ediyorum ki Sabri ile geçen macerayı unutmaya çalış ve onu da affet ve helâl et. Çünkü o, kendi kafasıyla konuşmamış; eskiden beri hocalardan işittiği şeyleri, lüzumsuz münakaşa ile söylemiş. Bilirsin ki büyük bir hasene ve iyilik, çok günahlara keffaret olur. Evet o hemşehrimiz Sabri, hakikaten Nur’a ve Nur vasıtasıyla imana öyle bir hizmet eylemiş ki bin hatasını affettirir. Sizin âlîcenablığınızdan o Nur hizmetleri hatırı için dost bir hemşehri ve Nur hizmetinde bir arkadaş nazarıyla bakmalısınız.
Sahabelerin bir kısmı, o harplerde adalet-i izafiye ve nisbiye ve ruhsat-ı şer’iyeyi düşünüp tabi olarak, Hazret-i Ali’nin (ra) takip ettiği adalet-i hakikiye ve azîmet-i şer’iye ile beraber zâhidane, müstağniyane, muktesidane mesleğini terk edip muhalif tarafa bu içtihad neticesinde girdiklerini, hattâ İmam-ı Ali’nin (ra) kardeşi Ukayl ve “Habrü’l-Ümme” unvanını alan Abdullah İbn-i Abbas dahi bir vakit muhalif tarafında bulunduklarından, hakiki Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat [[Risale:Emirdağ Lahikası 1 (Ayet-Hadis Mealleri)#39|{{Arabi|مِنْ مَحَاسِنِ الشَّرٖيعَةِ سَدُّ اَبْوَابِ الْفِتَنِ}}]] bir düstur-u esasiye-i şer’iyeye binaen [[Risale:Emirdağ Lahikası 1 (Ayet-Hadis Mealleri)#40|{{Arabi|طَهَّرَ اللّٰهُ اَيْدِيَنَا فَنُطَهِّرُ اَلْسِنَتَنَا}}]] [[Ömer İbn-i Abdülaziz|diyerek]] o fitnelerin kapısını açmak, bahsetmek caiz görmüyorlar.
Çünkü itiraza müstahak birkaç tane varsa tarafgirlik damarıyla büyük sahabelere, hattâ muhalif tarafında bulunan Âl-i Beyt’in bir kısmına ve Talha ve Zübeyr (ra) gibi Aşere-i Mübeşşere’den büyük zatlara itiraza başlar, zem ve adâvet meyli uyanır diye Ehl-i Sünnet o kapıyı kapamak taraftarıdır.
Hattâ Ehl-i Sünnet’in ve ilm-i kelâmın azîm imamlarından meşhur [[Sadeddin-i Taftazani|Sa’deddin-i Taftazanî]], [[Yezid]] ve [[2. Velid|Velid]] hakkında tel’in ve tadlile cevaz vermesine mukabil, Seyyid Şerif-i Cürcanî gibi Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaatin allâmeleri demişler: “Gerçi Yezid ve Velid, zalim ve gaddar ve fâcirdirler fakat sekeratta imansız gittikleri gaybîdir. Ve kat’î bir derecede bilinmediği için o şahısların nass-ı kat’î ve delil-i kat’î bulunmadığı vakit, imanla gitmesi ihtimali ve tövbe etmek ihtimali olduğundan öyle hususi şahsa lanet edilmez. Belki [[Risale:Emirdağ Lahikası 1 (Ayet-Hadis Mealleri)#41|{{Arabi|لَعْنَةُ اللّٰهِ عَلَى الظَّالِمٖينَ وَ الْمُنَافِقٖينَ}}]] gibi umumî bir unvan ile lanet caiz olabilir. Yoksa zararlı, lüzumsuzdur.” diye [[Sadeddin-i Taftazani|Sa’deddin-i Taftazanî]]’ye mukabele etmişler.
([[Risale:Üçüncü_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#2._Parça|Emirdağ 1 Lahikası]])
----
İmam-ı Ali’nin (kerremallahu vechehu) şahsına ve hayatına ve adalet-i hakiki üzerine giden siyasetine ilişmek, darbe vurmak başkadır. Şahsiyet-i zahirîsinden ve hayat-ı dünyeviyesinden ve siyaset-i içtimaiyesinden binler derece daha yüksek olan şahsiyet-i manevîsine ve kemalât-ı ilmiyesine ve makamat-ı velayetine ve vârisliğine darbe gelmez ve gelmemiş ve gelemiyor. Kimin haddi var? Onun için iki ciheti birleştirmek tevehhümüyle karşısında muarazaya çalışanların taarruzu pek dehşetli görünüyor. Ehl-i iman ortasında nasıl böyle vukuat olabilir? diye hayret veriyor. Halbuki [[Yezid]] ve [[2. Velid|Velid]] gibi habîs herifler müstesna, ötekilerin kısm-ı a’zamı, İmam-ı Ali’nin (ra) hârika kemalâtına ve kerametlerine ve verasetine ilişmek değil belki yalnız hayat-ı içtimaiye-i insaniyeye ait idaresine darbe vurmaya çalışmışlar, hata etmişler.
([[Risale:Üçüncü_Kısım_Mektuplar_(Emirdağ-1)#4._Parça|Emirdağ 1 Lahikası]])
----
([[x|Muhakemat Mesnevi-i Nuriye İşarat-ül İ'caz (Badıllı) Rumuzat-ı Semaniye Tarihçe-i Hayat Sikke-i Tasdik-i Gaybi Emirdağ 1 2 Kastamonu Barla Lahikası . Mektup . Lem'a . Söz . Şua]])
----
([[x|Muhakemat Mesnevi-i Nuriye İşarat-ül İ'caz (Badıllı) Rumuzat-ı Semaniye Tarihçe-i Hayat Sikke-i Tasdik-i Gaybi Emirdağ 1 2 Kastamonu Barla Lahikası . Mektup . Lem'a . Söz . Şua]])
----
([[x|Muhakemat Mesnevi-i Nuriye İşarat-ül İ'caz (Badıllı) Rumuzat-ı Semaniye Tarihçe-i Hayat Sikke-i Tasdik-i Gaybi Emirdağ 1 2 Kastamonu Barla Lahikası . Mektup . Lem'a . Söz . Şua]])
----
([[x|Muhakemat Mesnevi-i Nuriye İşarat-ül İ'caz (Badıllı) Rumuzat-ı Semaniye Tarihçe-i Hayat Sikke-i Tasdik-i Gaybi Emirdağ 1 2 Kastamonu Barla Lahikası . Mektup . Lem'a . Söz . Şua]])
----
([[x|Muhakemat Mesnevi-i Nuriye İşarat-ül İ'caz (Badıllı) Rumuzat-ı Semaniye Tarihçe-i Hayat Sikke-i Tasdik-i Gaybi Emirdağ 1 2 Kastamonu Barla Lahikası . Mektup . Lem'a . Söz . Şua]])
----
([[x|Muhakemat Mesnevi-i Nuriye İşarat-ül İ'caz (Badıllı) Rumuzat-ı Semaniye Tarihçe-i Hayat Sikke-i Tasdik-i Gaybi Emirdağ 1 2 Kastamonu Barla Lahikası . Mektup . Lem'a . Söz . Şua]])
----




([[x|Muhakemat Mesnevi-i Nuriye İşarat-ül İ'caz (Badıllı) Rumuzat-ı Semaniye Tarihçe-i Hayat Sikke-i Tasdik-i Gaybi Emirdağ 1 2 Kastamonu Barla Lahikası . Mektup . Lem'a . Söz . Şua]])
([[x|Muhakemat Mesnevi-i Nuriye İşarat-ül İ'caz (Badıllı) Rumuzat-ı Semaniye Tarihçe-i Hayat Sikke-i Tasdik-i Gaybi Emirdağ 1 2 Kastamonu Barla Lahikası . Mektup . Lem'a . Söz . Şua]])
----


([[x|Muhakemat Mesnevi-i Nuriye İşarat-ül İ'caz (Badıllı) Rumuzat-ı Semaniye Tarihçe-i Hayat Sikke-i Tasdik-i Gaybi Emirdağ 1 2 Kastamonu Barla Lahikası . Mektup . Lem'a . Söz . Şua]])
----
([[x|Muhakemat Mesnevi-i Nuriye İşarat-ül İ'caz (Badıllı) Rumuzat-ı Semaniye Tarihçe-i Hayat Sikke-i Tasdik-i Gaybi Emirdağ 1 2 Kastamonu Barla Lahikası . Mektup . Lem'a . Söz . Şua]])


===Diğer Bahisler===
===Diğer Bahisler===

04.42, 21 Eylül 2025 tarihindeki hâli

Ebu Yezid için Bayezid-i Bistami sayfasına gidin Yezid Emevî halifesi (680-683).

[1]

Bu Konu Hakkında Risale-i Nur'daki Derslerin Özeti

Şahsi Bilgiler

Diğer İsimleri: Ebû Hâlid Yezîd b. Muâviye b. Ebî Süfyân el-Kureşî el-Ümevî [1]

Doğum Yeri ve Tarihi:

Vefat Yeri ve Tarihi:

Kabrinin Yeri:

Harita Konumu:

Eserleri ve Risale-i Nur'da Eserlerinden Alıntılar

XXX

Meali:

Geçtiği yerler:

([[|]])



([[|]])

Risale-i Nur ile Nasıl Tanıştığı

Bediüzzaman Said Nursi ile Görüşmeleri

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği

Hem –nakl-i sahih-i kat’î ile– Emeviye Devleti’nin zuhurunu ve onların padişahlarının çoğu zalim olacağını ve içlerinde Yezid ve Velid bulunacağını ve Hazret-i Muaviye ümmetin başına geçeceğini وَاِذَا مَلَكْتَ فَاَسْجِحْ fermanıyla, rıfk ve adaleti tavsiye etmiş.

(19. Mektup)


Hem ferman etmiş ki: هَلَاكُ اُمَّتٖى عَلٰى يَدِ اُغَيْلِمَةٍ مِنْ قُرَيْشٍ diye Emeviye’nin Yezid ve Velid gibi şerir reislerinin fesadını haber vermiş.

(19. Mektup)


Biz, değil onlar gibi ehl-i diyanet ve tarîkata mensup Müslümanlar, şimdi bu acib zamanda, imanı bulunan ve hattâ fırak-ı dâlleden bile olsa onlarla uğraşmamak ve Allah’ı tanıyan ve âhireti tasdik eden, Hristiyan bile olsa onlarla medar-ı nizâ noktaları medar-ı münakaşa etmemeyi hem bu acib zaman hem mesleğimiz hem kudsî hizmetimiz iktiza ediyor. Ve Risale-i Nur’un âlem-i İslâm’da intişarına karşı, hayat-ı içtimaiye ve siyasiye cihetinde maniler çıkmamak için Risale-i Nur şakirdleri musalahakârane vaziyeti almaya mükelleftirler.

Sakın hocaların cuma ve cemaatlerine ilişmeyiniz. İştirak etmeseniz de iştirak edenleri tenkit etmeyiniz. Gerçi İmam-ı Rabbanî demiş ki: “Bid’a olan yerlere girmeyiniz.” Maksadı, sevabı olmaz demektir; yoksa namaz battal olur değil. Çünkü selef-i salihînden bir kısmı, Yezid ve Velid gibi şahısların arkasında namaz kılmışlar. Eğer mescide gidip gelmekte kebaire maruz kalırsa halvethanesinde bulunması lâzımdır.

(Kastamonu Lahikası)


Evvela zatınızın bir risale kadar câmi’ ve uzun ve müdakkikane, hararetli mektubunuzu kemal-i merakla okudum. Peşin olarak size bunu beyan ediyorum ki: Risale-i Nur’un üstadı ve Risale-i Nur’a Celcelutiye Kasidesi’nde rumuzlu işaratıyla pek çok alâkadarlık gösteren ve benim hakaik-i imaniyede hususi üstadım İmam-ı Ali’dir (ra). Ve قُلْ لَٓا اَسْئَلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًا اِلَّا الْمَوَدَّةَ فِى الْقُرْبٰى âyetinin nassıyla Âl-i Beyt’in muhabbeti, Risale-i Nur’da ve mesleğimizde bir esastır. Ve Vehhabîlik damarı, hiçbir cihette Nur’un hakiki şakirdlerinde olmamak lâzım geliyor. Fakat madem bu zamanda zındıka ve ehl-i dalalet ihtilaftan istifade edip ehl-i imanı şaşırtıp ve şeairi bozarak, Kur’an ve iman aleyhinde kuvvetli cereyanları var. Elbette bu müthiş düşmana karşı cüz’î teferruata dair medar-ı ihtilaf münakaşaların kapısını açmamak gerektir.

Hem ölmüş insanları zemmetmek, hiç lüzumu yok. Onlar dâr-ı âhirete, mahall-i cezaya gitmişler. Lüzumsuz, zararlı, onların kusurlarını beyan etmek, emrolunan muhabbet-i Âl-i Beyt’in muktezası değildir ve lâzım da değildir diye Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat, sahabeler zamanındaki fitnelerden bahis açmayı men’etmişler. Çünkü Vakıa-i Cemel’de Aşere-i Mübeşşere’den Zübeyr ve Talha ve Âişe-i Sıddıka (r.anhüm) bulunmasıyla Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat o harbi içtihad neticesi deyip; Hazret-i Ali (ra) haklı, öteki taraf haksız fakat içtihad neticesi olduğu cihetle affedilir. Hem Vehhabîlik damarı hem müfrit Râfızîlerin mezhepleri İslâmiyet’e zarar vermesin diye Sıffîn Harbi’ndeki bâğîlerden de bahis açmayı zararlı görüyorlar.

Haccac-ı Zalim, Yezid ve Velid gibi heriflere ilm-i kelâmın büyük allâmesi olan Sa’deddin-i Taftazanî “Yezid’e lanet caizdir.” demiş fakat “Lanet vâcibdir.” dememiş. “Hayırdır ve sevabı vardır.” dememiş. Çünkü hem Kur’an’ı hem peygamberi hem bütün sahabelerin kudsî sohbetlerini inkâr eden hadsizdir. Şimdi onlardan meydanda gezenler çoktur. Şer’an bir adam, hiç mel’unları hatıra getirmeyip lanet etmese hiçbir zararı yok. Çünkü zem ve lanet ise medih ve muhabbet gibi değil, onlar amel-i salihte dâhil olamaz. Eğer zararı varsa daha fena…

İşte şimdi gizli münafıklar, Vehhabîlik damarıyla en ziyade İslâmiyet’i ve hakikat-i Kur’aniyeyi muhafazaya memur ve mükellef olan bir kısım hocaları elde edip ehl-i hakikati Alevîlikle ittiham etmekle birbiri aleyhinde istimal ederek dehşetli bir darbeyi, İslâmiyet’e vurmaya çalışanlar meydanda geziyorlar. Sen de bir parçasını mektubunda yazıyorsun. Hattâ sen de biliyorsun; benim ve Risale-i Nur’un aleyhinde istimal edilen en tesirli vasıtayı, hocalardan bulmuşlar.

Şimdi Haremeyn-i Şerifeyn’e hükmeden Vehhabîler ve meşhur, dehşetli dâhîlerden İbnü’t-Teymiye ve İbnü’l-Kayyim-i Cevzî’nin pek acib ve cazibedar eserleri İstanbul’da çoktan beri hocaların eline geçmesiyle, hususan evliyalar aleyhinde ve bir derece bid’alara müsaadekâr meşreplerini kendilerine perde yapmak isteyen, bid’alara bulaşmış bir kısım hocalar, sizin muhabbet-i Âl-i Beyt’ten gelen ve şimdi izharı lâzım olmayan içtihadınızı vesile ederek hem sana hem Nur şakirdlerine darbe vurabilirler.

Madem zemmetmemek ve tekfir etmemekte bir emr-i şer’î yok fakat zemde ve tekfirde hükm-ü şer’î var. Zem ve tekfir, eğer haksız olsa büyük zararı var; eğer haklı ise hiç hayır ve sevap yok. Çünkü tekfire ve zemme müstahak hadsizdir. Fakat zemmetmemek, tekfir etmemekte hiçbir hükm-ü şer’î yok, hiç zararı da yok. İşte bu hakikat içindir ki ehl-i hakikat, başta Eimme-i Erbaa ve Ehl-i Beyt’in Eimme-i İsna Aşer olarak Ehl-i Sünnet, mezkûr hakikate müstenid olan kanun-u kudsiyeyi kendilerine rehber edip İslâmlar içinde o eski zaman fitnelerinden medar-ı bahis ve münakaşa etmeyi caiz görmemişler; menfaatsiz, zararı var demişler.

Hem o harplerde, çok ehemmiyetli sahabeler, nasılsa iki tarafta bulunmuşlar. O fitneleri bahsetmekte o hakiki sahabelere, Talha ve Zübeyr (ra) gibi Aşere-i Mübeşşere’ye dahi tarafgirane bir inkâr, bir itiraz kalbe gelir. Hata varsa da tövbe ihtimali kuvvetlidir. O eski zamana gidip lüzumsuz, zararlı, şeriat emretmeden o ahvalleri tetkik etmekten ise şimdi bu zamanda bilfiil İslâmiyet’e dehşetli darbeleri vuran; binler lanete, nefrete müstahak olanlara ehemmiyet vermemek gibi bir halet, mü’min ve müdakkik bir zatın vazife-i kudsiyesine muvafık gelemez.

Hattâ Sabri ile küçücük münakaşanız hem Risale-i Nur’a hem hakaik-i imaniyenin intişarına ehemmiyetli zarar verdiğini senden saklamam. Aynı vakitte burada hissettim, müteessir ve müteellim oldum. Sonra senin gibi ehl-i tahkik bir âlimin Risale-i Nur’a oraca ehemmiyetli bir hizmete vesile olacak Sabri oraya gelmesi, ikinizden büyük bir hizmet-i Nuriye beklerken bilakis üç cihetle Nur’a zarar geldiğini hissettim ve gördüm. “Acaba neden bu zarar olmuş?” diye iki üç gün sonra haber aldım ki Sabri manasız, lüzumsuz seninle münakaşa etmiş; sen de hiddete gelmişsin. “Eyvah!” dedim “Yâ Rab! Erzurum’dan imdadıma yetişen bu iki zatın münakaşasını musalahaya tebdil et.” diye dua ettim. Risale-i Nur’un İhlas Lem’alarında denildiği gibi şimdi ehl-i iman, değil Müslüman kardeşleriyle belki Hristiyan’ın dindar ruhanîleriyle ittifak etmek ve medar-ı ihtilaf meseleleri nazara almamak, nizâ etmemek gerektir. Çünkü küfr-ü mutlak hücum ediyor.

Senin hamiyet-i diniye ve tecrübe-i ilmiye ve Nurlara karşı alâkanızdan rica ediyorum ki Sabri ile geçen macerayı unutmaya çalış ve onu da affet ve helâl et. Çünkü o, kendi kafasıyla konuşmamış; eskiden beri hocalardan işittiği şeyleri, lüzumsuz münakaşa ile söylemiş. Bilirsin ki büyük bir hasene ve iyilik, çok günahlara keffaret olur. Evet o hemşehrimiz Sabri, hakikaten Nur’a ve Nur vasıtasıyla imana öyle bir hizmet eylemiş ki bin hatasını affettirir. Sizin âlîcenablığınızdan o Nur hizmetleri hatırı için dost bir hemşehri ve Nur hizmetinde bir arkadaş nazarıyla bakmalısınız.

Sahabelerin bir kısmı, o harplerde adalet-i izafiye ve nisbiye ve ruhsat-ı şer’iyeyi düşünüp tabi olarak, Hazret-i Ali’nin (ra) takip ettiği adalet-i hakikiye ve azîmet-i şer’iye ile beraber zâhidane, müstağniyane, muktesidane mesleğini terk edip muhalif tarafa bu içtihad neticesinde girdiklerini, hattâ İmam-ı Ali’nin (ra) kardeşi Ukayl ve “Habrü’l-Ümme” unvanını alan Abdullah İbn-i Abbas dahi bir vakit muhalif tarafında bulunduklarından, hakiki Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat مِنْ مَحَاسِنِ الشَّرٖيعَةِ سَدُّ اَبْوَابِ الْفِتَنِ bir düstur-u esasiye-i şer’iyeye binaen طَهَّرَ اللّٰهُ اَيْدِيَنَا فَنُطَهِّرُ اَلْسِنَتَنَا diyerek o fitnelerin kapısını açmak, bahsetmek caiz görmüyorlar.

Çünkü itiraza müstahak birkaç tane varsa tarafgirlik damarıyla büyük sahabelere, hattâ muhalif tarafında bulunan Âl-i Beyt’in bir kısmına ve Talha ve Zübeyr (ra) gibi Aşere-i Mübeşşere’den büyük zatlara itiraza başlar, zem ve adâvet meyli uyanır diye Ehl-i Sünnet o kapıyı kapamak taraftarıdır.

Hattâ Ehl-i Sünnet’in ve ilm-i kelâmın azîm imamlarından meşhur Sa’deddin-i Taftazanî, Yezid ve Velid hakkında tel’in ve tadlile cevaz vermesine mukabil, Seyyid Şerif-i Cürcanî gibi Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaatin allâmeleri demişler: “Gerçi Yezid ve Velid, zalim ve gaddar ve fâcirdirler fakat sekeratta imansız gittikleri gaybîdir. Ve kat’î bir derecede bilinmediği için o şahısların nass-ı kat’î ve delil-i kat’î bulunmadığı vakit, imanla gitmesi ihtimali ve tövbe etmek ihtimali olduğundan öyle hususi şahsa lanet edilmez. Belki لَعْنَةُ اللّٰهِ عَلَى الظَّالِمٖينَ وَ الْمُنَافِقٖينَ gibi umumî bir unvan ile lanet caiz olabilir. Yoksa zararlı, lüzumsuzdur.” diye Sa’deddin-i Taftazanî’ye mukabele etmişler.

(Emirdağ 1 Lahikası)


İmam-ı Ali’nin (kerremallahu vechehu) şahsına ve hayatına ve adalet-i hakiki üzerine giden siyasetine ilişmek, darbe vurmak başkadır. Şahsiyet-i zahirîsinden ve hayat-ı dünyeviyesinden ve siyaset-i içtimaiyesinden binler derece daha yüksek olan şahsiyet-i manevîsine ve kemalât-ı ilmiyesine ve makamat-ı velayetine ve vârisliğine darbe gelmez ve gelmemiş ve gelemiyor. Kimin haddi var? Onun için iki ciheti birleştirmek tevehhümüyle karşısında muarazaya çalışanların taarruzu pek dehşetli görünüyor. Ehl-i iman ortasında nasıl böyle vukuat olabilir? diye hayret veriyor. Halbuki Yezid ve Velid gibi habîs herifler müstesna, ötekilerin kısm-ı a’zamı, İmam-ı Ali’nin (ra) hârika kemalâtına ve kerametlerine ve verasetine ilişmek değil belki yalnız hayat-ı içtimaiye-i insaniyeye ait idaresine darbe vurmaya çalışmışlar, hata etmişler.

(Emirdağ 1 Lahikası)



(Muhakemat Mesnevi-i Nuriye İşarat-ül İ'caz (Badıllı) Rumuzat-ı Semaniye Tarihçe-i Hayat Sikke-i Tasdik-i Gaybi Emirdağ 1 2 Kastamonu Barla Lahikası . Mektup . Lem'a . Söz . Şua)



(Muhakemat Mesnevi-i Nuriye İşarat-ül İ'caz (Badıllı) Rumuzat-ı Semaniye Tarihçe-i Hayat Sikke-i Tasdik-i Gaybi Emirdağ 1 2 Kastamonu Barla Lahikası . Mektup . Lem'a . Söz . Şua)



(Muhakemat Mesnevi-i Nuriye İşarat-ül İ'caz (Badıllı) Rumuzat-ı Semaniye Tarihçe-i Hayat Sikke-i Tasdik-i Gaybi Emirdağ 1 2 Kastamonu Barla Lahikası . Mektup . Lem'a . Söz . Şua)



(Muhakemat Mesnevi-i Nuriye İşarat-ül İ'caz (Badıllı) Rumuzat-ı Semaniye Tarihçe-i Hayat Sikke-i Tasdik-i Gaybi Emirdağ 1 2 Kastamonu Barla Lahikası . Mektup . Lem'a . Söz . Şua)



(Muhakemat Mesnevi-i Nuriye İşarat-ül İ'caz (Badıllı) Rumuzat-ı Semaniye Tarihçe-i Hayat Sikke-i Tasdik-i Gaybi Emirdağ 1 2 Kastamonu Barla Lahikası . Mektup . Lem'a . Söz . Şua)



(Muhakemat Mesnevi-i Nuriye İşarat-ül İ'caz (Badıllı) Rumuzat-ı Semaniye Tarihçe-i Hayat Sikke-i Tasdik-i Gaybi Emirdağ 1 2 Kastamonu Barla Lahikası . Mektup . Lem'a . Söz . Şua)



(Muhakemat Mesnevi-i Nuriye İşarat-ül İ'caz (Badıllı) Rumuzat-ı Semaniye Tarihçe-i Hayat Sikke-i Tasdik-i Gaybi Emirdağ 1 2 Kastamonu Barla Lahikası . Mektup . Lem'a . Söz . Şua)



(Muhakemat Mesnevi-i Nuriye İşarat-ül İ'caz (Badıllı) Rumuzat-ı Semaniye Tarihçe-i Hayat Sikke-i Tasdik-i Gaybi Emirdağ 1 2 Kastamonu Barla Lahikası . Mektup . Lem'a . Söz . Şua)



(Muhakemat Mesnevi-i Nuriye İşarat-ül İ'caz (Badıllı) Rumuzat-ı Semaniye Tarihçe-i Hayat Sikke-i Tasdik-i Gaybi Emirdağ 1 2 Kastamonu Barla Lahikası . Mektup . Lem'a . Söz . Şua)

Diğer Bahisler

(Muhakemat Mesnevi-i Nuriye İşarat-ül İ'caz (Badıllı) Rumuzat-ı Semaniye Tarihçe-i Hayat Sikke-i Tasdik-i Gaybi Emirdağ 1 2 Kastamonu Barla Lahikası . Mektup . Lem'a . Söz . Şua)

Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler

İlgili Resimler/Fotoğraflar

İlgili Maddeler/Kategoriler

  • Emeviler: 4 halifeden sonra hüküm süren ve Yezid'in de mensubu olduğu ilk İslâm hânedanı.
  • Muaviye Bin Ebu Süfyan: Yezid'in babası ve Emevi hilafetinin kurucusu olan sahabi
  • Hüseyin (ra): Peygamberimizin, Yezid'in ordusunun Kerbela'da şehit ettiği torunu
  • Kerbela: Hz. Hüseyin'in Yezid'in ordusu tarafından katledildiği şehir
  • Abdullah Bin Zübeyir: Emevî hânedanına karşı halifeliğini ilân eden ve bu durum Yezid zamanında da devam eden sahâbî.

Kaynakça