Vav (و) Kök Harfi İle Başlayan Kelimeler: Revizyonlar arasındaki fark
Gezinti kısmına atla
Arama kısmına atla
"Kategori:Arapça Kök Harflere Göre Kelimeler Vav ({{Arabi|و}}) ile başlayan Arapça kök harfler listelenmiştir." içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu |
Değişiklik özeti yok |
||
| (Aynı kullanıcının aradaki diğer 8 değişikliği gösterilmiyor) | |||
| 1. satır: | 1. satır: | ||
[[Kategori:Arapça Kök | [[Kategori:Risale-i Nur'da Geçen Arapça Kökenli Kelimeler]] | ||
Vav ({{Arabi|و}}) ile başlayan Arapça | ''Önceki Harf: [[He (ه) Kök Harfi İle Başlayan Kelimeler|He ({{Arabi|ه}})]] ← [[:Kategori:Risale-i Nur'da Geçen Arapça Kökenli Kelimeler|Arapça Kökenli Kelimeler Ana Sayfası]] → [[Ye (ي) Kök Harfi İle Başlayan Kelimeler|Ye ({{Arabi|ي}})]]: Sonraki Harf'' | ||
Bu sayfada Bediüzzaman'ın eserlerinde geçen ve Vav ({{Arabi|و}}) kök harfi ile başlayan Arapça kelimeler listelenmiştir. | |||
{|class="wikitable" | |||
|+İlk Kök Harfe Göre Kelime Sayısı | |||
!Arapça Harf | |||
!Türkçe Okunuşu | |||
!2 Harfli Kelime Sayısı | |||
!3 Harfli Kök Sayısı | |||
!3 Kök Harfli Kelime Sayısı | |||
!4 Harfli Kök Sayısı | |||
!4 Kök Harfli Kelime Sayısı | |||
!Risalelerdeki Toplam Kök Sayısı | |||
!Kur'an'daki Toplam Kök Sayısı | |||
!Kur'an'daki Köklerden Risalelerde Geçenlerin Sayısı | |||
!Risalelerdeki Toplam Kelime Sayısı | |||
!Kur'an'daki Toplam Kelime Sayısı | |||
!Kur'an'daki Kelimelerden Risalelerde Geçenlerin Sayısı | |||
|- | |||
|align=center|{{Arabi|و}} | |||
|align=center|Vav | |||
|align=center|2 | |||
|align=center|66 | |||
|align=center|1 | |||
|align=center|3 | |||
|align=center|224 | |||
|align=center|69 | |||
|align=center|78 | |||
|align=center|54 | |||
|align=center|'''297''' | |||
|align=center|229 | |||
|align=center|'''71''' | |||
|-} | |||
{|class="wikitable" | |||
|+ | |||
!Kelime | |||
!Anlamı | |||
!Kur'an'da<br />Geçiyor mu? | |||
!Örnek Cümle | |||
|- | |||
|'''Vav (1)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Ve (Veyahut) | |||
|İle (Veya) | |||
|align=center|+ | |||
|Veyahut muvakkat eğlenceler ve sefahetlerle aklını tenvim edip uyutur. | |||
|- | |||
|'''Vav-Elif (1)''' | |||
| | |||
| | |||
| | |||
|- | |||
|Va | |||
|Vah, yazık | |||
| | |||
|Evvel, kudretimize müracaat ederiz, vâ-esefâ görürüz | |||
|- | |||
|'''Vav-Elif-Dal (1)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Ved/Ve'd | |||
|Kız çocukları diri diri toprağa gömme | |||
| | |||
|Evet kasavet-i mücessemenin misal-i müşahhası olan "ve'd-i benat" gibi umûrlardan kalblerini taskil etmesi ve rikkat-i letafetin lem'ası olan hayvanata merhamet, hattâ karıncaya şefkat gibi umûr ile tezyin etmesi; … | |||
|- | |||
|'''Vav-Elif-Mim (1)''' | |||
| | |||
| | |||
| | |||
|- | |||
|Tevem/Tev'em | |||
|İkiz | |||
| | |||
|Şimdi buna dikkat et: Eski Roma, Yunan'ın iki dehası vardı; bir asıldan tev'emdi, biri hayal-âlûddu, biri madde-perestti. | |||
|- | |||
|'''Vav-Be-Elif (1)''' | |||
| | |||
| | |||
| | |||
|- | |||
|Veba | |||
|Bulaşıcı bir hastalık | |||
| | |||
|Fırtına, zelzele, veba gibi hâdiselerin perdeleri altında gizlenen pek çok manevî çiçeklerin inkişafı vardır. | |||
|- | |||
|'''Vav-Be-Ra (1)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Veber (Ehl-i Veber) | |||
|Deve (Göçebeler) | |||
| | |||
|Hem de ehl-i veber ve bâdiyenin besateti ise, ehl-i meder ve medeniyetin hile ve desaisine mütehammil değildir. | |||
|- | |||
|'''Vav-Be-Lam (1)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Vebal | |||
|Günah, zarar, yük | |||
|align=center|+ | |||
|Biz siyaseti, bizim gibi siyaset ehli olmayana binbir çeşit veballer, tehlikeler ve mes'uliyetler taşıyan bir meslek biliriz. | |||
|- | |||
|'''Vav-Te-Dal (1)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Evtad | |||
|Direkler, kazıklar | |||
|align=center|+ | |||
|Hattâ şemsin sirac olması, arzın beşik, cibalin evtad olması, ehl-i kelâmın müddealarını isbata kâfidir. | |||
|- | |||
|'''Vav-Te-Ra (3)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Evtar | |||
|Saz telleri; Çift olmayanlar | |||
| | |||
|…Sultan-ı Ezel, zemin ve âsumanın evtarını intak edip herbir tel başka lisan ile mu'cizatının nağamatını inşad etmekle,…/Çifti, yani eşi olmayan -evtar- kısmında sakîlden azı, hafiften çoğu almıştır. Kalkale, zelâka gibi. | |||
|- | |||
|Mütevatir | |||
|Birçok kimse tarafından nakledilen ve yalan ihtimali olmayan haber | |||
| | |||
|İnşikak-ı Kamer; parmaklarından su akması umum bir orduya su içirmesi, câmide hutbe okurken dayandığı kuru direğin müfarakat-ı Ahmediye'den (A.S.M.) ağlaması umum cemaatin işitmesi gibi mütevatirdir. Yani öyle tabakadan tabakaya bir cemaat-i kesîre nakletmiştir ki, kizbe ittifakları muhaldir. | |||
|- | |||
|Tevatür | |||
|Yakîni ifade eden, yalan ihtimali olmayan kuvvetli ihbar | |||
| | |||
|Şu risalede "tevatür" lafzı, Türkçe "şâyia" manasındaki tevatür değil, belki yakîni ifade eden, yalan ihtimali olmayan kuvvetli ihbardır. | |||
|- | |||
|'''Vav-Se-Kaf (5)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Mevsuk | |||
|Sağlam, güvenilir | |||
| | |||
|An'ane ile gösteriliyor ki, an'anede dâhil olan mevsuk ve hüccetli ve sadık ehl-i hadîsin bir nevi icmaını irae eder ve o senedde dâhil olan ehl-i tahkikin bir nevi ittifakını gösterir. | |||
|- | |||
|Misak | |||
|Verilen söz | |||
|align=center|+ | |||
|Halbuki taşlardan ibaret olan dağlar, onun haşyetinden ezilip dağılıyor ve sizden ahz-ı misak için üstünüzde Cebel-i Tûr'u tuttuğunu, hem taleb-i rü'yet hâdisesinde dağın parçalanmasını bilip ve gördüğünüz halde, ne cesaretle onun haşyetinden titremeyip, kalbinizi katılık ve kasavette bulunduruyorsunuz? | |||
|- | |||
|Vesaik | |||
|Belgeler | |||
| | |||
|O vesaik (yeni yazılarda "ve o saik ile" şeklindedir) ile devr-i istibdadda Dersaadet'e geldim. | |||
|- | |||
|Vesika | |||
|Belge | |||
| | |||
|…o ezelî mukadderat piyangosundan milyarlar altın ve elmasları kazandıracak bir bilet dahi iman vesikasıyla ona çıkmış. | |||
|- | |||
|Vüska | |||
|Sağlam | |||
|align=center|+ | |||
|Risaletü'n-Nur bu asırda, bu tarihte bir "urvetü'l-vüska"dır. | |||
|- | |||
|'''Vav-Se-Nun (1)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Vesen (Veseni) | |||
|Put(perest) | |||
|align=center|+ | |||
|Vesenî mezhebinin menşei; yıldızları ilah itikad etmek, hulûlü tahayyül etmek, cismiyeti tevehhüm etmek gibi gülünç şeylerdir. | |||
|- | |||
|'''Vav-Cim-Be (6)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|İcab/İcap | |||
|Gerektirme | |||
| | |||
|Nihayetsiz cinayet ise, nihayetsiz azabı îcab eder... | |||
|- | |||
|Mucib (Mucib-i bizzat) | |||
|Zorunlu (yaptıklarını zorunlu olarak yapan) | |||
| | |||
|Felasifenin bir taifesi, Cenab-ı Hakk'a "mûcib-i bizzât" demişler, ihtiyarını nefyetmişler; ihtiyarını isbat eden bütün kâinatın nihayetsiz şehadetlerini tekzib etmişler. | |||
|- | |||
|Mucibe | |||
|Mantıkta olumlu kaziye, gerektiren | |||
| | |||
|Eğer âhiretin hesabsız esbab-ı mûcibesi, delail-i vücudu olmasa idi; yalnız şu zâtın tek duası, baharımızın icadı kadar Hâlık-ı Rahîm'in kudretine hafif gelen şu Cennet'in binasına sebebiyet verecekti. | |||
|- | |||
|Vacib | |||
|Olmaması düşünülemeyen; Farzdan sonra gelen ve yapılması zarûrî emir | |||
| | |||
|…otuz-kırk surelerin başlarında bütün kat'iyyetle hakikat-i haşriyeyi kâinatın en ehemmiyetli ve vâcib bir hakikatı olduğunu göstermekle beraber, …/Farz ve vâcib kısımlara zâten ittibaa mecburiyet var. | |||
|- | |||
|Vecibe | |||
|Yerine getirilmesi gereken görev | |||
| | |||
|…zerre kadar insafı ve iz'anı ve insaniyette hazzı olanın ikrar ve itiraf ve tasdik etmesi, vecibeden olduğu vâreste-i rayb ve zunûndur. | |||
|- | |||
|Vücub | |||
|Zorunlu olmak | |||
| | |||
|…ve hakikî imkân ve hakikî makuliyet, hattâ vücub derecesinde suhulet; iman yolundadır ve İslâmiyet caddesindedir. | |||
|- | |||
|'''Vav-Cim-Dal (9)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|İcad/İcat | |||
|Yoktan var etme | |||
| | |||
|Evet Kàdir-i Mutlak'ın iki tarzda, hem ibda' hem inşa suretinde icadı var. | |||
|- | |||
|Mevacid | |||
|Vecd halleri | |||
| | |||
|Hakaik-i imaniyeden bir mes'elenin inkişafını, binler ezvak ve mevacid ve keramata tercih ederim. | |||
|- | |||
|Mevcud (Mevcudat) | |||
|Varlık (Çoğul) | |||
| | |||
|…o rahmetin vücudu, bu küre-i arzın sîmasındaki mevcudatın vücudları kadar kat'î olduğu gibi, o mevcudat adedince tahakkukunun delilleri var. | |||
|- | |||
|Mucid | |||
|Yoktan var eden Allah | |||
| | |||
|O Celil-i Pür-kemal, o Cemil-i Bîmisal, o Vâcibü'l-Vücud, o Mûcid-i Küll-i Mevcud, o Şems-i Sermed, o Sultan-ı Ezel ve Ebed, sana senden yakındır. | |||
|- | |||
|Vacid | |||
|Mevcut olan | |||
| | |||
|Fakat mana-yı harfiyle ve Sâni'-i Zülcelal'in esmasına âyinedarlık cihetiyle ve vazifedarlık itibariyle şahiddir, meşhuddur, vâciddir, mevcuddur. | |||
|- | |||
|Vecd | |||
|İnsanı kendinden geçiren ilahi aşk | |||
| | |||
|Güya bütün mevcudata, semavata, arşa işittirip vecde getirip duasına: "Âmîn, Allahümme âmîn" dedirtiyor. | |||
|- | |||
|Vecede | |||
|Bulur, buldu | |||
|align=center|+ | |||
|Nur arayan sineler (Men talebe ve cedde vecede) hakikatınca buluyorlar. | |||
|- | |||
|Vicdan | |||
|İnsanda iyiyle kötüyü ayırt eden latife | |||
| | |||
|Vicdan-ı beşer denilen fıtrat-ı zîşuurdur. | |||
|- | |||
|Vücud | |||
|Var olma | |||
| | |||
|Evet, rahmetin vücudu ve tahakkuku, Güneş kadar zahirdir. | |||
|- | |||
|'''Vav-Cim-Ze (4)''' | |||
| | |||
| | |||
| | |||
|- | |||
|İcaz/Îcaz | |||
|Az sözle çok şey anlatma | |||
| | |||
|Îcaz, i'caz-ı Kur'anın en metin ve en mühim bir esasıdır. | |||
|- | |||
|Muciz/Mûciz | |||
|Kısa, öz, icazlı | |||
| | |||
|Sure-i Yâsin, suret-i lafz-ı Yâsin'de yazıldığı gibi, cezaletli, mûciz bir nokta-i câmiadır. | |||
|- | |||
|Veciz | |||
|Kısa, öz | |||
| | |||
|Fakat bu kadar veciz ve beliğane bir tarzda ifade etmek, ancak Bedîüzzaman'a hastır. | |||
|- | |||
|Vecize | |||
|Özlü söz | |||
| | |||
|Eski eserlerinden Hakikat Çekirdekleri namındaki kısacık vecizeleri bir derece izah etmek için, hem nesir tarzında yazılmış, hem de sair divanlar gibi hayalata, mizansız hissiyata girilmemiş olmasıdır. | |||
|- | |||
|'''Vav-Cim-He (7)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Cihet (Cihat) | |||
|Yön (Çoğul) | |||
| | |||
|Tevekkülsüz, gafletle, iktidar ve ihtiyarıma dayanıp derdime derman aramak için cihat-ı sitte denilen altı cihette nazar gezdirdim. | |||
|- | |||
|Muvacehe | |||
|Karşısı, huzuru | |||
| | |||
|Yegâne alâkamız, hükûmet-i cumhuriyenin kanunları muvacehesinde en çetin imtihanlarda, en yüksek ehl-i vukuf heyetler tarafından îcab eden hürmeti görmüş ve salahiyetdar mahkemelerde beraet kazanmış Risale-i Nur'lardır. | |||
|- | |||
|Müteveccih | |||
|Yönelmiş | |||
| | |||
|Ve bir ağacın bütün heyetiyle meyvesine müteveccih olduğu gibi, bütün kâinatı insana müteveccih eden ve her tarafta ona baktıran ve muavenetine koşturan, bilbedahe rahmettir. | |||
|- | |||
|Tevcih | |||
|Yöneltme | |||
| | |||
|…o ışıklı âyineyi, karanlıklı hanesine veya dam altındaki bağına tevcih etse; güneşin kıymeti nisbetinde değil, belki o âyinenin kabiliyeti miktarınca istifade edebilir. | |||
|- | |||
|Teveccüh | |||
|Yönelme | |||
| | |||
|Teveccüh-ü nâs istenilmez, belki verilir. | |||
|- | |||
|Vech/Vecih | |||
|Yön, cihet; yüz | |||
|align=center|+ | |||
|Ve hiçbir vechile hulf ve hilafa mecburiyeti olmayan ve hiçbir cihetle hilaf haysiyetine yakışmayan ve bütün görünen işler sıdkına şehadet eden bir zâtı tekzib ediyorsun. | |||
|- | |||
|Vücuh | |||
|Vecihler | |||
| | |||
|Hâyır, belki yalnız Kur'an-ı Hakîm, geçen şu oniki hakikatları bize ders verdiği gibi, daha binler vücuha işaret edip, herbir vecih kavî bir emaredir ki: | |||
|- | |||
|'''Vav-Ha-Dal (9)''' | |||
| | |||
align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Ehad (Ehadiyyet) | |||
|Bir; Tüm isimleri tek bir şeyde tecelli eden Allah (Esma) | |||
|align=center|+ | |||
|Allahu Ehad İsm-i Âzamına dair yedinci nükte-i âzam ve altı İsm-i Âzamın altı nüktesinin yedincisi. | |||
|- | |||
|İttihad/İttihat | |||
|Birlik | |||
| | |||
|Bu hazf; (cümleyi teşkil eden mübteda ile haber arasındaki ittihad öyle bir dereceye varmış ki, sanki mübteda hazfolmayıp haberin içerisine girmiş) haricen ikisi müttehid oldukları gibi, zihnen de müttehid olduklarına işarettir. | |||
|- | |||
|Muvahhid | |||
|Tek Allah'a inanan | |||
| | |||
|…bütün muvahhidlerin bürhanlı tevhidleri ve tavsifleri ve bütün muhiblerin hakikî muhabbet ve aşkları ve bütün müridlerin sadık irade ve rağbetleri … | |||
|- | |||
|Müttehid | |||
|Birleşmiş | |||
| | |||
|Bu hazf; (cümleyi teşkil eden mübteda ile haber arasındaki ittihad öyle bir dereceye varmış ki, sanki mübteda hazfolmayıp haberin içerisine girmiş) haricen ikisi müttehid oldukları gibi, zihnen de müttehid olduklarına işarettir. | |||
|- | |||
|Tevahhud/Tevahhüd | |||
|Bir olma | |||
| | |||
|Bunun çaresi, tevhid ile tevahhüd; ve efkârlarının mabeyninde teyid-i münasebet ile musalaha... | |||
|- | |||
|Tevhid | |||
|Birleme, Allah'ın birliğini ilan ve ikrar | |||
| | |||
|Demek, hiç kimseyi mahrum etmemek için Tevhid ve Haşir ve Kıssa-i Musa gibi bazı maksadlar tekrar edilmiş. | |||
|- | |||
|Vahdani (Vahdaniyet) | |||
|Allah'ın birliğine ait | |||
| | |||
|Hem İslâmın vahdanî sîmasında şu Arabî ibare bir nakş-ı vahdettir; kabul etmez teksiri. | |||
|- | |||
|Vahdet | |||
|Birlik; Allah'ın birliği | |||
| | |||
|Üstadımız Bedîüzzaman Said Nursî Hazretleri, Denizli Mahkemesi Müdafaanamesine bazı lüzumlu tayy ve ilâveleri yaparak Afyon Mahkemesine -vahdet-i mes'ele münasebetiyle- aynı müdafaanameyi ibraz ettiğinden, …/Evet hadsiz mahlukatta ve nihayetsiz bir kesrette vahdet sikkeleri, mütedâhil daireler gibi en büyüğünden, en küçük sikkeye kadar enva'ı ve mertebeleri vardır. | |||
|- | |||
|Vahid (Vahidiyet) | |||
|Bir olan Allah (Allah'ın her bir isminin her şeyde tecelli etmesi) | |||
|align=center|+ | |||
|Yani: O Vâhid'dir, Ehad'dir, her şey'e kàdirdir. | |||
|- | |||
|'''Vav-Ha-Şın (8)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Muhiş | |||
|Korkutan | |||
| | |||
|Mûhiş bir dehşetten, müdhiş bir hayretten başka ruha bir kemal-i ilmî vermiyor, bahs-i Kur'an gibi etmiyor. | |||
|- | |||
|Muvahhiş | |||
|Korkutucu | |||
| | |||
|Muvahhiş bir dehşetten, müdhiş bir hayretten başka, ruha bir kemal-i ilmî vermiyor. | |||
|- | |||
|Mütevahhiş | |||
|İnsanlardan ürken | |||
| | |||
|…hem yirmibeş sene münzevi olmasından, binden ancak tam sadık bir adam ile görüşebilen bir merdümgiriz, mütevahhiş;… | |||
|- | |||
|Tevahhuş | |||
|Birbirinden korkmak | |||
| | |||
|…birbirine uygun, birbirine lâyık, birbirini kırmayacak, birbirinin hükmünü bozmayacak, birbirinden tevahhuş etmeyecek bir surette o hakaik-i esma ve sıfâtı ve şuun ve ef'ali beyan eder ki; … | |||
|- | |||
|Tevhiş | |||
|Ürkütmek | |||
| | |||
|Milel-i saireyi rencide ederek tevhiş ettiler. | |||
|- | |||
|Vahşet | |||
|Korku; vahşilik | |||
| | |||
|Hem o bedbaht, vahşet ve me'yusiyet ve kimsesizlik içinde azab çekiyor. | |||
|- | |||
|Vahşi | |||
|Evcil olmayan | |||
| | |||
|O ekmeği aldık; bakıyoruz ki, kuşlar ve hayvanat-ı vahşiye hiçbiri ilişmemiş. | |||
|- | |||
|Vuhuş | |||
|Yabani kalma | |||
|align=center|+ (Yabani hayvan almaında) | |||
|İnsten tevahhuş ve vuhuşa ünsiyet ettim. | |||
|- | |||
|'''Vav-Ha-Ye (1)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Vahy/Vahiy | |||
|Allah tarafından peygamberlere bildirilen | |||
|align=center|+ | |||
|Çünki vahiy ne kadar ilhamdan yüksek ise; semere-i vahiy olan âdâb-ı şer'iye, o derece semere-i ilham olan âdâb-ı tarîkattan yüksek ve ehemmiyetlidir. | |||
|- | |||
|'''Vav-Dal-Dal (3)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Mevedded | |||
|Dostluk, sevgi | |||
|align=center|+ | |||
|Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, vazife-i risaletin icrasına mukabil ücret istemez, yalnız Âl-i Beytine meveddeti istiyor. | |||
|- | |||
|Teveddüd | |||
|Kendini sevdirme | |||
| | |||
|Şimdi bu mana-yı kerem ve lütfu çalıştıran ve tahrik eden, "teveddüd ve taarrüf" manalarıdır. | |||
|- | |||
|Vedud | |||
|Çok sevilen Allah | |||
|align=center|+ | |||
|Ehl-i aşkta Vedud ismi ve ehl-i tefekkürde Hakîm ismi daha ziyade hâkimdir. | |||
|- | |||
|'''Vav-Dal-Ayn (4)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Elveda | |||
|Ayrılık sözü | |||
| | |||
|Baktım ki; çok güvendiğim ve ezvakına meftun olduğum gençlik elveda diyor ve muhabbetiyle pek çok alâkadar olduğum hayat-ı dünyeviye sönmeye başlıyor… | |||
|- | |||
|Tevdi' | |||
|Emanet olarak bırakmak | |||
| | |||
|Fakat senin ağzından çıkan kelime gibi o gider, fakat binler misallerini kulaklara tevdi' eder. | |||
|- | |||
|Veda' | |||
|Ayrılış | |||
| | |||
|Ve o darağacı ise, ölüm ve zeval ve firaktır ki; gece gündüzün dönmesinde her dost veda eder, kaybolur. | |||
|- | |||
|Vedia | |||
|Emanet | |||
| | |||
|Çünki şu vücud, sende vedia ve emanettir. | |||
|- | |||
|'''Vav-Dal-Ye (1)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Vadi | |||
|2 dağ arasındaki derin çukur | |||
|align=center|+ | |||
|…esrar-ı Kur'aniyeye ait yazılan Sözler, şu zamanın yaralarına en münasib bir ilâç, bir merhem ve zulümatın tehacümatına maruz heyet-i İslâmiyeye en nâfi' bir nur ve dalalet vâdilerinde hayrete düşenler için en doğru bir rehber olduğu itikadındayım. | |||
|- | |||
|'''Vav-Ra-Elif (1)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Vera (Mavera) | |||
|Arka | |||
|align=center|+ | |||
|Emam olan verasında ona mesned semavîdir ki, vahy-i mahz-ı Rabbanî. | |||
|- | |||
|'''Vav-Ra-Se (8)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|İras | |||
|Vermek, sebep olmak | |||
| | |||
|Ve bana, onlara acımak hissini îras etmiyor. | |||
|- | |||
|İrsiyet | |||
|Miras, varislik | |||
| | |||
|Eski Said'in senin bu bîçare kardeşine irsiyet kalan şu hasleti ise, tezehhüd ve sun'î bir istiğna değil, belki dört-beş ciddî esbaba istinad eder. | |||
|- | |||
|Mevrus | |||
|Miras bırakılan | |||
| | |||
|Hem de kıssadan hisse ve meylü't-terakkiyle mütekaddimînin esasları üzerine bina ve seleflerin mevrusatında tasarruf ve ziyadeye cesaret bu şûristanda mahvolur. | |||
|- | |||
|Miras | |||
|Ölenin arkada bıraktığı mal | |||
|align=center|+ | |||
|En-nihayet meccanen fena olur gider, yalnız günahları miras kalır. | |||
|- | |||
|Muris | |||
|Getiren, veren, miras bırakan | |||
| | |||
|Ekalliyette kalan kavl, eğer içindeki hakikat ve mağz, onu intihab eden istidadatlardaki heves ve heva ve mûris âyineye ve mizacına galebe çalmazsa, o kavl bir hatar-ı azîmde kalır. | |||
|- | |||
|Tevarüs | |||
|Miras olarak almak | |||
| | |||
|O mübarek ecdaddan bize tevarüs eden, ALLAH ve KUR'AN için akıttıkları kudsî kanlarının halen eserleri bulunan bu yurdda ve aziz canlarını feda ettikleri şu memlekette: … | |||
|- | |||
|Varis | |||
|Mirasçı; Her şey öldükten sonra baki kalan Allah (Esma) | |||
|align=center|'''+''' | |||
|Sizin pederinize, melaikelere karşı hilafet davasında rüçhaniyetine hüccet olarak, bütün esmayı talim ettiğimden, siz dahi madem onun evlâdı ve vâris-i istidadısınız./Hem bütün alâkadar olduğun ve zevalleriyle müteellim olduğun insanları, mevtleri hengâmında adem zulümatından kurtarıp şu dünyadan daha güzel bir yerde yerleştiren bir zâtın "Vâris, Bâis" isimlerine, "Bâki, Kerim, Muhyî ve Muhsin" unvanlarına ne kadar ruhun muhtaç olduğunu dikkat etsen anlarsın. | |||
|- | |||
|Veraset | |||
|Mirasçılık | |||
| | |||
|Öyle de: Veraset-i Ahmediye (A.S.M.) ile Kadîr ve Muhyî gibi isimlerin mertebe-i uzmasına yetişmeyen, haşr-i a'zamı ve kıyamet-i kübrayı taklidî olarak kabul eder, "Aklî bir mes'ele değildir" der. | |||
|- | |||
|'''Vav-Ra-Hı (3)''' | |||
| | |||
| | |||
| | |||
|- | |||
|Müverrih | |||
|Tarihçi | |||
| | |||
|İngiltere'nin en meşhur ve en büyük müverrihlerinden Edward Gibbon (Edvor Gibon) "Roma İmparatorluğu'nun İnhitat ve Sukutu" adlı eserinde şöyle diyor : | |||
|- | |||
|Tarih | |||
|Geçmiş ilmi | |||
| | |||
|Bu nâkıs ve kısa tarih nazarı, Hazret-i İbrahim'in zamanından evvel doğru olarak hükmedemiyor. | |||
|- | |||
|Tevarih | |||
|Tarihler | |||
| | |||
|Ve mantığın mizanıyla tartılmış olan tevarih-i sahihaya kanaat ederiz. | |||
|- | |||
|'''Vav-Ra-Dal (8)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Evrad | |||
|Virdler | |||
| | |||
|Şu kısa tarîkın evradı: İttiba-ı sünnettir, feraizi işlemek, kebairi terketmektir. Ve bilhâssa namazı ta'dil-i erkân ile kılmak, namazın arkasındaki tesbihatı yapmaktır. | |||
|- | |||
|İrad | |||
|Söyleme, getirme | |||
| | |||
|Burada yalnız bir misal îrad ederek, bütün büyük adamların, Kur'anın belâgatına baş eğdiklerini göstermek isterim. | |||
|- | |||
|Tevarüd | |||
|Gelme | |||
| | |||
|Hüsn kubh, hayr şer, sıgar kibr gibi umûrun mahall-i tevarüdüdür. | |||
|- | |||
|Varid | |||
|Gelmek | |||
|align=center|+ | |||
|Bir hadîs-i şerifte vârid olmuş ki: | |||
|- | |||
|Varidat | |||
|Gelir | |||
| | |||
|Bütün vâridatı ve menfaati size vereceğim. | |||
|- | |||
|Verd | |||
|Gül | |||
|align=center|+ | |||
|Ey benî-Âdem, şu sisli asırda dalaleti ref' ve selbedip necat ve saadet bahşedecek ve dimağınızdaki semli kokuları, verd-i Muhammedîye tebdil edecek … | |||
|- | |||
|Vird | |||
|Düzenli okunan dua/zikir | |||
|align=center|+ (kaynak anlamında) | |||
|Bil ey nefsim, şu mübarek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudatın lisan-ı haliyle vird-i zebanıdır. | |||
|- | |||
|Vürud | |||
|Gelme | |||
| | |||
|Güzel çirkin, hayır şer, küçük büyük ağır kolay gibi emirlerin mahall-i vürûdudur. | |||
|- | |||
|'''Vav-Ra-Tı (1)''' | |||
| | |||
| | |||
| | |||
|- | |||
|Varta | |||
|Uçurum, tehlikeli yer | |||
| | |||
|Bunlara kıyasen bîçare gençlerin çok vartaları var ki: | |||
|- | |||
|'''Vav-Ra-Kaf (2)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Evrak | |||
|Belgeler | |||
| | |||
|Zâten mes'eleyi uzatacak ehemmiyetli kitabları ve evrakları ve müdafaaları dahi Ankara'ya göndereceğini, mahkeme reisi o gün söyledi. | |||
|- | |||
|Varak (Varaka) | |||
|Yaprak, kağıt, belge | |||
|align=center|+ | |||
|Ve o vazifelerin en mühimmi, ebed yolunda seyahat için pasaport varakası ve berzah zulümatında kalbin cep feneri ve saadet-i ebediyenin anahtarı olan imandır ve imanın ders ve takviyesidir. | |||
|- | |||
|'''Vav-Ra-Mim (1)''' | |||
| | |||
| | |||
| | |||
|- | |||
|Verem | |||
|Bir ciğer hastalığı | |||
| | |||
|Kör kuvvet, serseri tesadüf, sağır tabiat elleriyle, manzume-i şemsiyeden tut, tâ kalbdeki verem mikroplarına kadar binler taife düşmanlar bîçare beşere hücum ettiklerini … | |||
|- | |||
|'''Vav-Ra-Ye (2)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|İrae | |||
|Göstermek | |||
| | |||
|…o sikkenin üç mühim ukdesini irae eden "Bismillahirrahmanirrahîm"dir. | |||
|- | |||
|Tevriye | |||
|Örtme, gizleme | |||
| | |||
|Sükût ise hilaf sayılmaz. Hem bütün müdafaatımda arasıra görünen mülayimane ve musalahakârane tabirler ise “tevriye” nev’inden olarak mahzan masum kardeşlerimi kurtarmak içindir. | |||
|- | |||
|'''Vav-Ze-Ra (2)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Vezir | |||
|Hükümdar vekili | |||
|align=center|+ | |||
|Ben onun zamanına yetişseydim, ona vezir ve ammizade olurdum. | |||
|- | |||
|Vüzera | |||
|Vezirler | |||
| | |||
|Bir zaman İslâm kahramanlarından ve Cengiz'in ordusunu müteaddid defa mağlub eden Celaleddin-i Harzemşah harbe giderken, vüzerası ve etbaı ona demişler: | |||
|- | |||
|'''Vav-Ze-Ayn (2)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Müvezzi | |||
|Dağıtıcı | |||
| | |||
|Bir müessesenin başmüdürü, muavini, kâtibi, müvezzii, tahsildarı, hademesi olur. | |||
|- | |||
|Tevzi' (Tevziat) | |||
|Dağıtma, üleştirme (Çoğul) | |||
| | |||
|…öyle bir adaletle taksimata vesiledir ve öyle bir hikmetle tevziata vasıta oluyor ki, … | |||
|- | |||
|'''Vav-Ze-Nun (8)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Mevazin | |||
|Mizanlar | |||
| | |||
|Zemindeki mevazin mizanıdır şeriat... | |||
|- | |||
|Mevzun | |||
|Ölçülü | |||
|align=center|+ | |||
|Çünki görüyoruz her masnu' vücudunda, gayet muntazam ve mevzun yaratılıyor. | |||
|- | |||
|Mizan | |||
|Ölçü, tartı | |||
|align=center|+ | |||
|Nasılki mükemmel bir eczahane ki, her kavanozunda hârika ve hassas mizanlarla alınmış hayatdar macunlar ve tiryaklar var. | |||
|- | |||
|Muvazene | |||
|Ölçme | |||
| | |||
|Halbuki o sarayda, o şehirde, o memlekette, o âlemde o derece hayret-engiz bir muvazene, bir mizan, bir tevzin hükmediyor, bilbedahe isbat eder ki: | |||
|- | |||
|Mütevazin | |||
|Denklik | |||
| | |||
|İmkân itibariyle mütesavi, mütevazinü't-tarafeyndir. | |||
|- | |||
|Tevazün | |||
|Denklik | |||
| | |||
|Hakkın daim şe'nidir adalet ve tevazün. Bundan çıkar selâmet, zâil olur şekavet. | |||
|- | |||
|Tevzin | |||
|Ölçü verme | |||
| | |||
|Halbuki o sarayda, o şehirde, o memlekette, o âlemde o derece hayret-engiz bir muvazene, bir mizan, bir tevzin hükmediyor, bilbedahe isbat eder ki: | |||
|- | |||
|Vezn/Vezin | |||
|Ölçü, şiirde hece ölçüsü | |||
|align=center|+ | |||
|Külah püskülsüz olur, vezin de kafiyesiz olur, nazım da kaidesiz olur. | |||
|- | |||
|'''Vav-Ze-Ye (1)''' | |||
| | |||
| | |||
| | |||
|- | |||
|Muvazi | |||
|Denk, paralel | |||
| | |||
|Buranın en büyüğü, oranın en küçüğüne muvazi gelemez. | |||
|- | |||
|'''Vav-Sin-Tı (8)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Evsat | |||
|Ortası | |||
|align=center|+ | |||
|Ve keza Hâlık ya birdir veya gayr-ı mütenahîdir, evsat yoktur. | |||
|- | |||
|Mutavassıt | |||
|Orta halli | |||
| | |||
|Daha mutavassıt bir tabaka, şundan "İsa Aleyhisselâm'ın ve melaikelerin ve tevellüde mazhar şeylerin uluhiyetini nefyetmektir."… | |||
|- | |||
|Tavassut | |||
|Araya girme | |||
| | |||
|İkinci yol: Berzahlar tavassut eder. | |||
|- | |||
|Tevsit/Tavsit | |||
|Vasıta yapma, araya koyma | |||
| | |||
|Meğer mütehayyelatlarını dürbün gibi tevsit etseler... | |||
|- | |||
|Vasat (Vasati) | |||
|Ortalama | |||
|align=center|+ | |||
|…ve o altmış arşın derinlik ise, ömr-ü vasatî ve ömr-ü galibî olan altmış seneye işarettir … | |||
|- | |||
|Vasıta | |||
|Araç | |||
| | |||
|…Güneşin zâtını unutturmamak için, herbir parlak şeyde Güneşin zâtını aksi vasıtasıyla gösteriyor … | |||
|- | |||
|Vesait | |||
|Vasıtalar | |||
| | |||
|Ve o Kadîr-i Mutlak'ın ne ihtiyacı var ki âciz vesaiti, rububiyetine ve icadına teşrik etsin. | |||
|- | |||
|Vusta | |||
|Orta | |||
|align=center|+ | |||
|Eğer vakti taayyün etseydi, bütün kurûn-u ûlâ ve vustâ gaflet-i mutlakaya dalacak idiler… | |||
|- | |||
|'''Vav-Sin-Ayn (4)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Tevessü' | |||
|Genişleme | |||
| | |||
|Nasılki bir cisimde, neşv ü nema için tevessü' meyli bulunur. | |||
|- | |||
|Tevsi' | |||
|Genişletme | |||
| | |||
|Fakat eğer hariçte tevsi' için bir meyl ise, o vücudun cildini yırtmaktır, tahrib etmektir; tevsi' değildir. | |||
|- | |||
|Vasi' (Vasia) | |||
|Geniş; Allah'ın bir ismi | |||
|align=center|+ | |||
|…elbette o muvazene-i vasiayı muhafaza edemediğinden, … | |||
|- | |||
|Vüsat/Vüs'at | |||
|Genişlik, kapsam | |||
|align=center|+ | |||
|Yoksa rahmetin vüs'atına ve sair ihvanlarının hizmetine sed çekilir. | |||
|- | |||
|'''Vav-Sin-Kaf (1)''' | |||
| | |||
| | |||
| | |||
|- | |||
|İttisak | |||
|Düzenli diziliş | |||
| | |||
|Hattâ fıtrat-ı eşyada Fâtır-ı Hakîm bu tevafuk-u hesabîyi bir düstur-u nizam ve bir kanun-u vahdet ve insicam ve bir medar-ı tenasüb ve ittifak ve bir namus-u hüsün ve ittisak yapmış. | |||
|- | |||
|'''Vav-Sin-Lam (3)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Tevessül | |||
|Sarılmak, başvurmak | |||
| | |||
|…şahsiyet mefhumunun İlahî yüksekliğini gönüllerin mihrak noktasında sembolleştirmeğe tevessül eden âlimdir. | |||
|- | |||
|Vesail | |||
|Vesileler | |||
| | |||
|Nasılki şimdi vesait-i muhabere ve vesail-i irtibatın kesret ve tekemmülü sebebiyle haşmetli bir kumandan, dağlara dağılan azîm ordusuna bir anda "Allahu Ekber" dedirir ve o koca dağları konuşturur, velveleye getirir. | |||
|- | |||
|Vesile | |||
|Bahane, vasıta | |||
|align=center|+ | |||
|O rahmetin vusulüne vesile ve o Rahman'ın dergâhında şefaatçı yap. | |||
|- | |||
|'''Vav-Sin-Mim (6)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Mevasim | |||
|Mevsimler | |||
| | |||
|Evet mevasim-i erbaada tedavi ve telebbüs gibi çok şeyler tebeddüle uğrar. | |||
|- | |||
|Mevsim | |||
|Yılın 4 kısmından biri, sezon | |||
| | |||
|Şu güzel bahar mevsiminde yolculuk bizim nemize lâzım! der. | |||
|- | |||
|Sima | |||
|Yüz, görünüş (Ayrıca Bkz. Sin-Vav-Mim kökü) | |||
| | |||
|Kâinat sîmasında, arz sîmasında ve insan sîmasında birbiri içinde birbirinin numunesini gösteren üç sikke-i rububiyet var. | |||
|- | |||
|Tevessüm | |||
|İşaretine bakarak iyice anlama | |||
| | |||
|Muzafunileyhsiz zikredildiğinden umumî bir tevessümü ifade eden {{Arabi|اَىُّ}} kelimesi, … | |||
|- | |||
|Tevsim | |||
|İsimlendirme | |||
| | |||
|Yani yaptıkları kizbden pişman olup nedamet etmedikleri takdirde, beyne'n-nâs yalancılıkla teşhir ve bir alâmetle tevsimleri lâ-zımdır ki başkalar, onlara itimad edip, marazlarına maruz kalmasınlar. | |||
|- | |||
|Vesim/Vesm | |||
|Damga | |||
| | |||
|Ve keza hatmin "alâmet" manasını ifade eden vesm'i (damga) tazammun ettiğine işarettir. | |||
|- | |||
|'''Vav-Sin-Vav-Sin (3)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Müvesvis | |||
|Vesvese veren şeytan | |||
| | |||
|Şu âyeti okurken, müvesvis dedi ki: | |||
|- | |||
|Vesvas | |||
|Vesveseci | |||
|align=center|+ | |||
|Ey haddinden tecavüz etmiş nefs-i pür-vesvas! | |||
|- | |||
|Vesvese | |||
|Şeytanın üflemesi | |||
| | |||
|Zira şu vesvese öyle bir şeydir ki, cehil onu davet eder, ilim onu tardeder. Tanımazsan gelir, tanısan gider. | |||
|- | |||
|'''Vav-Sad-Fe (7)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Evsaf | |||
|Vasıflar | |||
| | |||
|İşte böyle bir kitab, evsaf-ı celal ve cemale, nihayetsiz kudret ve hikmete mâlik bir Zât-ı Zülcelal'in nakş-ı kalem-i kudreti olabilir. | |||
|- | |||
|İttisaf | |||
|Vasıflanma | |||
| | |||
|Biz öteki yollardaki dillerden ders aldığımız gibi değil, belki iman noktasındaki ittisaflarından ve keyfiyet ve renklerinden mütalaamız ile istifade etmeliyiz, dedi. | |||
|- | |||
|Muttasıf | |||
|Vasıflanmış | |||
| | |||
|Bu şeyleri böyle hilaf-ı hakikat yapmakla kendi evsaf-ı hakikiyesi olan Hakîm, Kerim, Âdil, Rahîm'in zıdlarıyla -hâşâ sümme hâşâ- muttasıf gösterip … | |||
|- | |||
|Sıfat | |||
|Nitelik, özellik | |||
| | |||
|Öyle de, unvanların ve isimlerin dahi masdarları ve menşe'leri, sıfatlardır. | |||
|- | |||
|Tavsif | |||
|Sıfatlarını bildirme | |||
| | |||
|Zira bir hurma çekirdeği, bir hurma ağacı gibi, kendi ağacını tavsif eder. | |||
|- | |||
|Vasıf/Vasf | |||
|Sıfat, nitelik | |||
|align=center|+ | |||
|Zât-ı Vâcibü'l-Vücud'un hem mevcudiyeti, hem umum sıfatları, hem ekser isimleri, hem rububiyet, uluhiyet, rahmet, inayet, hikmet, adalet gibi vasıfları, şe'nleri … | |||
|- | |||
|Vassaf | |||
|Özelliklerini bildiren | |||
| | |||
|Hem hiç mümkün olur mu ki; acib mu'cizelerle, garib ve kıymetdar şeylerle dolu hazineler sahibi, sarraf bir tarif edici ve vassaf bir teşhir edici vasıtasıyla enzar-ı halka arz ve başlarında izhar etmekle, gizli kemalâtını beyan etmek irade etmesin ve istemesin? | |||
|- | |||
|'''Vav-Sad-Lam (11)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|İsal | |||
|Ulaştırma | |||
| | |||
|Hem şefkat dahi aşk gibi, belki daha keskin ve daha geniş bir tarîktir ki Rahîm ismine îsal eder. | |||
|- | |||
|İttisal | |||
|Kavuşma | |||
| | |||
|Ubudiyet ise, onun yüzünü fenadan bekaya, halktan Hakk'a, kesretten vahdete, müntehadan mebde'e çeviren bir hayt-ı vuslat, yahut mebde' ve münteha ortasında bir nokta-i ittisaldir. | |||
|- | |||
|Mevsul | |||
|Birleştiren, birleşmiş | |||
| | |||
|Bu sıla ve mevsule tabiri, ism-i fâil sîgası olan {{Arabi|اَلْمُؤْمِن۪ينَ}} den daha uzun olduğu halde neye işarettir? | |||
|- | |||
|Muttasıl | |||
|Bitişik | |||
| | |||
|Hem semere ve gayetini zikretmekle âyet gösteriyor ki; sebebler çendan nazar-ı zahirîde ve vücudda müsebbebat ile muttasıl ve bitişik görünür. | |||
|- | |||
|Muvasalat | |||
|Varma | |||
| | |||
|Muvasalatımın ilk gecesi pederimin misafirlerine tahsis eylediği odaya devam eden zevata; mütevekkilen alallah, akşam ile yatsı arasında Risale-i Nur'u okumağa başladım. | |||
|- | |||
|Sıla | |||
|Memleketi ve yakınları ziyaret | |||
| | |||
|Hiç rikkat-i cinsiyeniz, hiç sıla-i rahminiz yok mu ki, böyle çok cihetlerle kardeşiniz olan bir mazlumun şahs-ı manevîsini insafsızca dişliyorsunuz? | |||
|- | |||
|Vasıl/Vâsıl | |||
|Ulaşan | |||
| | |||
|İşte bu hadîsi işiten, hakikata vâsıl olmayan inkâra sapar. | |||
|- | |||
|Vasl | |||
|Kavuşma | |||
| | |||
|Vaslını yâdeyledikçe ağlarım,/Tâ nefes var ise kuru cismimde feryad eylerim. | |||
|- | |||
|Visal | |||
|Kavuşma | |||
| | |||
|Halbuki eşyanın kemalâtı, ezdad ile bilinir; elem olmazsa lezzet bir kemal olmaz, zulmet olmazsa ziya tahakkuk etmez, firak olmazsa visal lezzet vermez ve hâkeza? | |||
|- | |||
|Vuslat | |||
|Kavuşma | |||
| | |||
|Ubudiyet ise, onun yüzünü fenadan bekaya, halktan Hakk'a, kesretten vahdete, müntehadan mebde'e çeviren bir hayt-ı vuslat, yahut mebde' ve münteha ortasında bir nokta-i ittisaldir. | |||
|- | |||
|Vusul | |||
|Ulaşma | |||
| | |||
|O rahmetin vusulüne vesile ve o Rahman'ın dergâhında şefaatçı yap. | |||
|- | |||
|'''Vav-Sad-Ye (4)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Tavsiye | |||
|Öneri | |||
|align=center|+ | |||
|Yalnız İmam, o mektublarında tavsiye ettiği gibi çok mektublarında musırrane şunu tavsiye ediyor: | |||
|- | |||
|Vasiyet | |||
|Kişinin ölümünden sonra yapılmasını istediği şeyler; tavsiye | |||
|align=center|+ | |||
|İşte kayık gibi üçyüzbinden bir ihtimal değil, belki üçbinden bir ihtimal ile bugün ölümün muhtemeldir, titre ve ağla, vasiyet et! | |||
|- | |||
|Vesaya | |||
|Tavsiyeler, vasiyetler | |||
| | |||
|Mütedeyyin hekim, elbette meşru bir dairede nasihat eder ve vesayada bulunur. | |||
|- | |||
|Vesayet | |||
|Tavsiye, yetersiz birinin malını vb. yönetme | |||
| | |||
|Ey bize vesayete muhtaç çocuk nazarıyla bakan ehl-i hükûmet! | |||
|- | |||
|'''Vav-Dad-Ha (8)''' | |||
| | |||
| | |||
| | |||
|- | |||
|İttizah | |||
|Açık olma | |||
| | |||
|Bunun içindir ki; bazı nususun zevahiri, ittizah-ı delil ve istînas-ı efkâr için cumhurun mu'tekadat-ı hissiyelerine imale olunmuştur. | |||
|- | |||
|İzah | |||
|Açıklığa kavuşturmak | |||
| | |||
|Birkaç işaretle başka yerlerde yani Yirmiikinci, Ondokuzuncu, Yirmialtıncı Sözlerde izah edilen birkaç mes'eleye işaret ederiz. | |||
|- | |||
|Muvazzah | |||
|Açıklanmış | |||
| | |||
|….bu dertlere birer iksir, ilâç ve cevab-ı şâfî olan Yirmiyedinci Söz'ü bir kat daha muvazzah ve oldukça şümullü bir cevab-ı âlîyi bizlere ihsan eden … | |||
|- | |||
|Muvazzıh | |||
|Açıklayan | |||
| | |||
|..şu risale-i kıymetdarînin hakaik-i nâmütenahîsini muvazzıh ve câmi' bir çok kelimatın vaz'ettirilmesine çalışacaktım ki, hakikat lâyıkıyla ifade edilsin. | |||
|- | |||
|Tavazzuh | |||
|Açıklığa kavuşmak | |||
| | |||
|Çünki mesail tavazzuh etmiş, herkes benim gibi bilir. | |||
|- | |||
|Tavzih | |||
|Açıklamak | |||
| | |||
|Şu Birinci Nur'un hakikatini misaller ile tavzih etsek, birkaç mücelled lâzım. | |||
|- | |||
|Vazıh/Vâzıh | |||
|Açık, apaçık | |||
| | |||
|Zât-ı Rahmanurrahîm'in delilleri ve âyineleri olan zîhayat ve insan gibi mazharlar o kadar o Zât-ı Vâcibü'l-Vücud'a delaletleri kat'î ve vâzıh ve zahirdir ki, … | |||
|- | |||
|Vuzuh | |||
|Açıklık | |||
| | |||
|Hususan o mektubun zeylinde daha ziyade vuzuh ile isbat edilmiş ki; … | |||
|- | |||
|'''Vav-Dad-Ayn (7)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Mevzi' | |||
|Yer | |||
| | |||
|Ve keza terkib ve mürekkebatta görünen intizam, o mürekkebattaki her zerrenin, lâyık mevziine konulmasıyla hasıl olmuştur. | |||
|- | |||
|Mevzu' (Mevzuat) | |||
|Konu; uydurma hadis (Çoğul) | |||
|align=center|+ | |||
|O sözü, bu mes'eleye mevzu edeceğim./…akıllarına güvenen bir kısım ehl-i ilim onların bir kısmına zaîf veya mevzu demişler. | |||
|- | |||
|Mütevazi | |||
|Alçakgönüllü | |||
| | |||
|Onlardan birisi mütevazi idi. Diğeri mağrur... | |||
|- | |||
|Tevazzu' | |||
|Konulma | |||
| | |||
|…şu tabiat-ı hevaiye tevazzu' ve tecessüm edip mevcud-u haricî ve hayalden hakikat suretine girmiştir. | |||
|- | |||
|Tevazu | |||
|Alçakgönüllülük | |||
| | |||
|Sana lâyık olan şöhret değil, tevazudur, hacalettir. | |||
|- | |||
|Vaz' | |||
|Koyma | |||
| | |||
|…dem ve damarlarına karışmış derecede sabit olarak vaz' ve tesbit eyliyor. | |||
|- | |||
|Vaziyet | |||
|Durum | |||
| | |||
|Çünki nasıl merkezî bir nakış, her taraftan gelen atkı ve iplerin intizamından ve vaziyetlerinden hasıl oluyor. | |||
|- | |||
|'''Vav-Tı-Ra (1)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Vatar | |||
|İhtiyaç | |||
|align=center|+ | |||
|Öteki kaza-i vatar ettiğinden, veledinden ilme karşı açlık hissini uyandırmıyor. | |||
|- | |||
|'''Vav-Tı-Elif (1)''' | |||
| | |||
| | |||
| | |||
|- | |||
|Muvatta | |||
|Üzerinden yürümesi kolaylaştırılmış (İmam Malik'in kitabı) | |||
| | |||
|Selef-i müçtehidînin kitabları gibi; "Muvatta", "Fıkh-ı Ekber" gibi. | |||
|- | |||
|'''Vav-Tı-Nun (3)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Mutavattin (Mutavattinin) | |||
|Vatan edinen (Çoğul) | |||
| | |||
|Şu feza-yı vesîa sekenelerden, şu semavat-ı latîfe mutavattinînden hâlî kalsın? | |||
|- | |||
|Tavattun | |||
|Vatan edinme | |||
| | |||
|…her tarafta bulunup tavattunları; tek bir Sâni'-i Mu'ciznüma'nın taht-ı tasarrufunda olduklarını öyle bir tarzda gösteriyor ki; … | |||
|- | |||
|Vatan | |||
|Doğup büyünen yer, yurt | |||
| | |||
|Hem hakikî vatanlarına ve ebedî makam-ı saadetlerine girmeye vasıtadır. | |||
|- | |||
|'''Vav-Zı-Fe (4)''' | |||
| | |||
| | |||
| | |||
|- | |||
|Muvazzaf | |||
|Görevli | |||
| | |||
|Bütün zîhayat, birer muvazzaf mesrur asker, birer müstakim memnun memurlardır. | |||
|- | |||
|Tavzif | |||
|Görevlendirmek | |||
| | |||
|Hikmeti, tavziftir. Öyle bir vazife ile memur edilerek gönderilmiştir ki; bütün terakkiyat-ı maneviye-i beşeriyenin ve bütün istidadat-ı beşeriyenin inkişaf ve inbisatları ve mahiyet-i insaniyenin bütün esma-i İlahiyeye bir âyine-i câmia olması, o vazifenin netaicindendir. | |||
|- | |||
|Vazife | |||
|Görev | |||
| | |||
|Öyle bir vazife ile memur edilerek gönderilmiştir ki; bütün terakkiyat-ı maneviye-i beşeriyenin ve bütün istidadat-ı beşeriyenin inkişaf ve inbisatları ve mahiyet-i insaniyenin bütün esma-i İlahiyeye bir âyine-i câmia olması, o vazifenin netaicindendir. | |||
|- | |||
|Vezaif | |||
|Vazifeler | |||
| | |||
|Daha bunlar gibi çok vezaif-i nübüvvet var ki, herbiri bir bürhan-ı kat'îdir ki: Uluhiyet, risaletsiz olamaz... | |||
|- | |||
|'''Vav-Ayn-Be (1)''' | |||
| | |||
| | |||
| | |||
|- | |||
|İstiab | |||
|İçine alma | |||
| | |||
|…iki ceviz terazinin iki gözüne konulsa hisseder ve iki güneşi de istiab edip tartar. | |||
|- | |||
|'''Vav-Ayn-Dal (5)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|İade | |||
|Geri verme | |||
| | |||
|Hem muharebe bittikten sonra size daha güzel bir surette iade edeceğim. | |||
|- | |||
|Mevid/Mev'id | |||
|Söz | |||
|align=center|+ (Söz yer ve zamanı anlamında) | |||
|Risale-i Nur mev'id-i Ahmedî (A.S.M.) ve müjde-i Haydarî (R.A.) ve beşaret ve teavün-ü Gavsî (K.S.) ve tavsiye-i Gazalî (K.S.) ve ihbar-ı Farukî (K.S.)dir. | |||
|- | |||
|Mevud/Mev'ud | |||
|Vaadedilen | |||
|align=center|+ | |||
|Yine idrak ediyoruz ki; burada vazifeleri nihayet bulanlar için, ebedî mev'ud bir hayat başlıyor. | |||
|- | |||
|Vaat/Vaad/Va'd | |||
|Söz | |||
|align=center|+ | |||
|Zira hulfü'l-vaad; ya cehilden, ya acizden gelir. | |||
|- | |||
|Vaid/Vaîd | |||
|Ceza sözü | |||
|align=center|+ | |||
|Hulfü'l-vaîd ise ya afvdan, ya aczden gelir. | |||
|- | |||
|'''Vav-Ayn-Zı (3)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Mevize/Mev'ize | |||
|Öğüt | |||
|align=center|+ | |||
|Maamafih Kur'an ne tarihtir, ne tercüme-i haldir, ne de İsa'nın (A.S.) dağda îrad ettiği mev'ize gibi bir mecmua-i eş'ardır. | |||
|- | |||
|Vaaz/Va'z | |||
|Dini öğüt | |||
| | |||
|Güya vaaz suretinde câmilerde onlara bir dersim olacak. | |||
|- | |||
|Vaiz | |||
|Nasihatçı | |||
|align=center|+ | |||
|Ben o vaizliği kabul ettim, fakat maaşını terkettim. | |||
|- | |||
|'''Vav-Fe-Kaf (11)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Evfak | |||
|En uygun, çok uygun | |||
| | |||
|Ve rütbe-i risalete ve vazife-i tebliğe ondan daha elyak, daha evfak hiç zaman göstermiş midir? | |||
|- | |||
|İttifak | |||
|Söz birliği | |||
| | |||
|Bütün o a'zâ ve âletlerin ibadeti ve tesbihatı ve o yüksek ücretleri, en muhtaç olduğun bir zamanda, Cennet yemişleri suretinde sana verileceğine; ehl-i zevk ve keşif ve ehl-i ihtisas ve müşahede ittifak etmişler. | |||
|- | |||
|Muvafakat | |||
|Uygunluk | |||
| | |||
|Çünki ubudiyeti ise; ona ittiba eden ümmetin ubudiyetini tazammun ettiği gibi, muvafakat sırrıyla bütün enbiyanın sırr-ı ubudiyetini tazammun eder. | |||
|- | |||
|Muvaffak | |||
|Başarılı | |||
| | |||
|Fakat maatteessüf şimdilik o arzuma tam muvaffak olamadım. | |||
|- | |||
|Muvaffık | |||
|Yardım eden | |||
| | |||
|Fakat Cenab-ı Hak, senin vazifende muvaffık ve muîndir. | |||
|- | |||
|Muvafık | |||
|Uygun | |||
| | |||
|Hakikaten mü'min Cennet'e lâyık ve kâfir Cehennem'e muvafık bir mahiyet kesbeder. | |||
|- | |||
|Mütevafık | |||
|Birbirine uygun | |||
| | |||
|Dünyada mütesanid hiçbir hanedan ve mütevafık hiçbir kabile ve münevver hiçbir cem'iyet ve cemaat yoktur ki, Âl-i Beyt'in hanedanına ve kabilesine ve cem'iyetine ve cemaatine yetişebilsin. | |||
|- | |||
|Müttefik | |||
|İttifak eden | |||
| | |||
|…ona göre verilmiş ve ona göre teçhiz edilmiş olduğuna ehl-i tahkik ve keşf müttefiktirler. | |||
|- | |||
|Tevafuk | |||
|Uygun gelme | |||
| | |||
|Öyle de, nev'-i insandan dahi makasıd-ı rububiyetine tevafuk eden … | |||
|- | |||
|Tevfik | |||
|Uygunluğu sağlama | |||
|align=center|+ | |||
|Hidayet ve tevfikı Erhamürrâhimîn'den iste... | |||
|- | |||
|Vifak | |||
|Uygunluk | |||
|align=center|+ | |||
|İttifak ehl-i vifakın hakkı iken ve hilaf ehl-i nifakın lâzımı iken, neden bu hak oraya geçti ve şu haksızlık şuraya geldi? | |||
|- | |||
|'''Vav-Fe-Ye (6)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|İfa | |||
|Yerine getirme | |||
| | |||
|Îfa-yı vaad ise; hem bize, hem her şeye, hem kendisine, hem saltanat-ı rububiyetine pek çok lâzımdır. | |||
|- | |||
|Müteveffa | |||
|Vefat etmiş | |||
| | |||
|Ve az zaman sonra aynı isimde müteveffa Hasan Feyzi Efendi'nin Risale-i Nur'a hürmetle birinci Hasan Feyzi'ye imtisalen istikbal etmesi … | |||
|- | |||
|Vafi | |||
|Yeter, tam | |||
| | |||
|…âhirete iman ne derece kuvvetli ve kâfi ve vâfi bir hazine, bir medar-ı saadet ve lezzet, bir medar-ı istimdad, bir merci' … | |||
|- | |||
|Vefa | |||
|Sözünde durma | |||
| | |||
|Cefa sofrasında vefa bulan, mazhar-ı tecelli olandır. | |||
|- | |||
|Vefat (Vefiyat) | |||
|Ölüm, ölme (Çoğul) | |||
| | |||
|Eğer kâinattan risalet-i Muhammediye'nin (A.S.M.) nuru çıksa, gitse, kâinat vefat edecek. | |||
|- | |||
|Vefiy | |||
|Vefalı | |||
| | |||
|"Sıddık-ı vefiy bu zamanda yoktur" diyenlere karşı sizleri gösteriyorum. | |||
|- | |||
|'''Vav-Kaf-Te (3)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Evkat | |||
|Zamanlar | |||
| | |||
|…hem mevcudata serpilen ve evkata takılan kemalâtının bir ahsen-i takvimidir. | |||
|- | |||
|Muvakkat | |||
|Geçici | |||
| | |||
|Acaba şu adam inad edip, o tek lirasını bir define anahtarı hükmünde olan bir bilete vermeyip, muvakkat bir lezzet için sefahete sarfetse; … | |||
|- | |||
|Vakt/Vakit | |||
|Zaman | |||
|align=center|+ | |||
|Evet zeminde dörtyüzbin muhtelif ayrı ayrı nebatatın ve hayvanatın taifelerini, hiçbirini unutmayarak, şaşırmayarak, vakti vaktine kemal-i intizam ile hikmet ve inayet ile terbiye ve idare eden ve küre-i arzın sîmasında hâtem-i ehadiyeti vaz'eden; … | |||
|- | |||
|'''Vav-Kaf-Ha (1)''' | |||
| | |||
| | |||
| | |||
|- | |||
|Vekahet | |||
|Utanmazlık | |||
| | |||
|Cesaret, sehavet erkekte gayret, hamiyet, muavenete sebebdir. Karıda nüşûze, vekahete, zevc hakkına tecavüze sebeb olabilir. | |||
|- | |||
|'''Vav-Kaf-Ra (3)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Tevkir | |||
|Hürmetle anma | |||
| | |||
|Bilcümle Risaletü'n-Nur'un takdir ve tevkiri hususunda söz söyleyebilmekten kalemim âciz ve nâkıstır. | |||
|- | |||
|Vakar | |||
|Ağırbaşlılık | |||
|align=center|+ | |||
|Bir ulü'l-emr, makamında olursa ciddiyeti, vakardır; mahviyeti, zillettir. | |||
|- | |||
|Vakur | |||
|Ağırbaşlı | |||
| | |||
|Üstad, hususî hayatında mütevazi, vazife başında vakurdur. | |||
|- | |||
|'''Vav-Kaf-Ayn (9)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|İka' | |||
|Meydana getirme | |||
| | |||
|Belki Şems ve Kamer'in Hâlık-ı Hakîm'i, Resulünün risaletini tasdik ve davasını tenvir için hârikulâde olarak o hâdiseyi îka' etmiştir. | |||
|- | |||
|Mevaki | |||
|Mevkiler | |||
|align=center|+ | |||
|…hem mevâki'-i mübarekede, hususan mescidlerde; hem Cum'ada, hususan saat-i icabede; … | |||
|- | |||
|Mevki | |||
|Yer, konum, makam | |||
| | |||
|Çünki vücudda en mühim mevki, hayat ve rahmetindir. | |||
|- | |||
|Vaka'/Vak'a | |||
|Olay | |||
|align=center|+ | |||
|Halbuki şu vak'aya dair siyer ve tarih, o vak'a ile münasebetdar küffarın adem-i vukuuna dair hiçbir şeyini nakletmemişlerdir. | |||
|- | |||
|Vakıa | |||
|Gerçi, her ne kadar | |||
| | |||
|Fakat hakikata, vakıa bakılırsa ziyadelik yoktur. | |||
|- | |||
|Vakıa | |||
|Olmuş olan şey; Sure | |||
| | |||
|Amerika'da aynen bu vakıa olmuştur./ | |||
|- | |||
|Vaki' | |||
|Olmuş | |||
|align=center|+ | |||
|Öyle de farzetmek dahi, bedihî bir muhali vaki' farzetmek gibi bir hezeyandır. | |||
|- | |||
|Vuku | |||
|Meydana gelme | |||
| | |||
|Ve nev'-i insanda vuku bulan ve kâinatın intizamına ve adalet ve muvazenelerine ve hüsn-ü cemaline münafî ve muhalif … | |||
|- | |||
|Vukuat | |||
|Olaylar (genelde olumsuz) | |||
| | |||
|En ehemmiyetsiz bir hizmeti, en âdi bir vukuatı zabtediyorlar. | |||
|- | |||
|'''Vav-Kaf-Fe (11)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Evkaf | |||
|Vakıflar; Vakıflar idaresi | |||
| | |||
|Medar-ı hayrettir ki, o eski zamanda Evkaf'tan beş talebenin tayinatını Van'da Eski Said kabul etmiş. | |||
|- | |||
|Mevakıf | |||
|Durulacak yer | |||
| | |||
|İşte biz de kuvvetimize göre onun berahinini bir derece tefsir için birkaç makasıd ve mevakıfına işaret edeceğiz. | |||
|- | |||
|Mevkuf | |||
|Tutuklu | |||
|align=center|+ | |||
|Denizli Hapishanesinde tecrid-i mutlak ve haps-i münferidde mevkuf Said Nursî | |||
|- | |||
|Mütevakkıf | |||
|Bağlı | |||
| | |||
|Şu maksadların husulü ise, iki şeye mütevakkıftır: | |||
|- | |||
|Tevakkuf | |||
|Durma, duraksama | |||
| | |||
|Bazı eğri büğrü hududlarda meyve ve faidelerin yerini tanır görür, bilir gibi durur, tevakkuf eder. | |||
|- | |||
|Tevkif | |||
|Durdurma; tutuklama | |||
| | |||
|Çünki bir dakika, tesadüf birisini tevkif etse, mihverinden çıkmasına sebebiyet verir, başkaları ile müsademe etmesine yol açar./Yine Afyon mahkemesinde, bir Nur talebesi hakkında tevkif kararı veriliyor, fakat adliye bulamaz. | |||
|- | |||
|Vakfe | |||
|Durak | |||
| | |||
|Bu mektubunuzdaki sual ile ve en son yazılmış olan Otuzikinci Söz ile münasebet ve müşabehet nevinden bu defaki arîza-i cevabiyem üç vakfeli oldu. | |||
|- | |||
|Vakf/Vakıf | |||
|Vermek, bağlamak | |||
| | |||
|Bu cümleden olarak, Müslümanların refah ve saadeti için, bütün ömür dakikalarını sırf iman hizmetine vakf ve hasretmek ve ihlasa tam muvaffak olmak için, … | |||
|- | |||
|Vakıf/Vâkıf | |||
|Haberdar | |||
| | |||
|Hem ümem-i salifenin vekayiine ve hâdisat-ı âlemin ahvaline vâkıf olanları hurafattan ve yalandan kurtarıp, hakikî hâdisat-ı maziyeyi ve nurlu olan vekayi-i âlemi onlara ders verdi. | |||
|- | |||
|Vakıf | |||
|Herkesin faydalanmasına açık mal | |||
| | |||
|Yok, mîrî malı değil, belki vakıf malıdır, sahibsizdir. | |||
|- | |||
|Vukuf | |||
|Bilme, öğrenmiş olma | |||
| | |||
|Denizli mahkemesi, ehl-i vukuf raporunda: "Evet, Said Nursî'de bir enerji vardır, fakat bu enerjisini, tarîkat veya bir cem'iyet kurmakta sarfetmemiş, Kur'an hakikatlarını beyan ve dine hizmete sarfettiği kanaatına varılmıştır." denilmektedir. | |||
|- | |||
|'''Vav-Kaf-Ye (8)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|İttika | |||
|Günahtan sakınma | |||
| | |||
|Evet ittika, imana tâbidir. Yani ittika, iman olduktan sonra husule gelir. | |||
|- | |||
|Müttaki/Muttaki | |||
|Takvalı | |||
|align=center|+ | |||
|O iki nefer ise, biri feraiz-i diniyesini bilen ve işleyen ve kebairi terk ve günahları işlememek için nefis ve şeytanla mücahede eden müttaki müslümandır. | |||
|- | |||
|Taki | |||
|Takvalı | |||
|align=center|+ | |||
|Kur'an bütün beşerin tabakatına hitab ve deva olduğu için, zeki gabî, takî şakî, zâhid gayr-ı zâhid, bütün insan tabakaları şu hitab-ı İlahiyeye mazhar ve bu eczahane-i Rahmaniyeden ilâç almaya hakları vardır. | |||
|- | |||
|[[Takke]]/Takiyye | |||
|Erkeklerin namaz başlığı | |||
| | |||
|Otuz-kırk kadar Risale-i Nur talebelerini "Câmiye gitmiyorsunuz, takiyye (takke) giyiyorsunuz, tarîkat dersi veriyorsunuz." diye mahkemeye sevketmişlerdi. | |||
|- | |||
|Takiyye | |||
|Bağlı olduğu mezhebi gizleme | |||
| | |||
|Şîa ıstılahınca takiyye etmiş; yani onlardan korkmuş, riyakârlık etmiş. | |||
|- | |||
|Takva | |||
|Yasaklananlardan sakınma | |||
|align=center|+ | |||
|Takva, menhiyattan ve günahlardan içtinab etmek; ve amel-i sâlih, emir dairesinde hareket ve hayrat kazanmaktır. | |||
|- | |||
|Tevakki | |||
|Korunma | |||
| | |||
|Ve nizamsız iştibaktan tevakki ve maânî-i müteselsileden tederrüc lâzımdır. | |||
|- | |||
|Vikaye | |||
|Koruma | |||
| | |||
|Şerefini kırmıyor, belki vikaye ediyor. | |||
|- | |||
|'''Vav-Kef-Elif (1)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Tekke/Tekye | |||
|Zikir/ders için toplanılan yer | |||
| | |||
|İşte Hoca-i Kâinat olan Fahr-i Âlem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın kudsî medresesi ve tekyesi olan Suffe'nin demirbaş bir mühim talebesi ve müridi … | |||
|- | |||
|'''Vav-Kef-Be (1)''' | |||
| | |||
| | |||
| | |||
|- | |||
|Mevkib | |||
|Kafile | |||
| | |||
|…ve zaman-ı müstakbel kendi vukuat ve fünunun etvar-ı müdakkikane ile onun mevkib-i ikbalini istikbal ve lisan-ı hakîmane ile irşadatına teşekkür; … | |||
|- | |||
|'''Vav-Kef-Lam (9)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Müekkel (Aslı müvekkel) | |||
|Görevlendirilmiş | |||
| | |||
|Meselâ, hamele-i arş ve yer ve göklerin melaike-i müekkelleri ve sair bir kısım melekler hakkında Muhbir-i Sadık'ın tasvir ettiği, … | |||
|- | |||
|Mütevekkil | |||
|Tevekkül eden | |||
|align=center|+ | |||
|Ben de o dersimi aldım. Nefsimle beraber "Evet evet, doğrudur." deyip mütevekkilane "Hasbünallahü ve ni'melvekil" dedim. | |||
|- | |||
|Müvekkil | |||
|Vekil tayin eden | |||
| | |||
|Filhakika müvekkilim, bütün milletle beraber istibdada karşı mücadele etmiş, hürriyet ve demokrasinin tesisine çalışmış ve bu hususta husule gelen muvaffakıyetten dolayı da memnun olmuştur. | |||
|- | |||
|Tevekkeltü | |||
|Allah'a tevekkül ettim | |||
|align=center|+ | |||
|"Tevekkeltü alallah" der, sefine-i hayatta kemal-i emniyetle hâdisatın dağlarvari dalgaları içinde seyran eder. | |||
|- | |||
|Tevekkül | |||
|İşini Allah'a ısmarlamak | |||
| | |||
|Fakat yanlış anlama. Tevekkül, esbabı bütün bütün reddetmek değildir. | |||
|- | |||
|Tevkil | |||
|Vekil kılma | |||
| | |||
|Padişah eğer âciz olmazsa, surî olduğu gibi, manevî cihetinde de iktidarı olsa; o vakit ferik, müşir, mülazım gibi eşhası tevkil etmez. | |||
|- | |||
|Vekalet | |||
|Vekillik | |||
| | |||
|Şimdi burada olmadığı için, Hulusi'ye vekalet ettiğim gibi, ona da vekaleten derim ki: | |||
|- | |||
|Vekil | |||
|Başkasının yerine hareket eden; Bakan; Esma | |||
|align=center|+ | |||
|Bütün ehl-i dalaletin vekili olan nefis ve şeytanla ilk müsademe,…/15 Haziran 1944'de Denizli hapsinden beraet ile tahliyeden sonra Heyet-i Vekile kararıyla Emirdağı'nda ikamete memur edilen … | |||
|- | |||
|Vükela | |||
|Vekiller | |||
| | |||
|Hattâ Amerika'nın esbak Reis-i Cumhuru Wilson ve İngilizlerin esbak Reis-i Vükelası Loid George gibi çoklar var ki, mutaassıb birer papaz hükmünde dindar oldular. | |||
|- | |||
|'''Vav-Lam-Dal (14)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Evlad | |||
|Çocuklar | |||
|align=center|+ | |||
|O kadar sevdiğin mal ve evlâd ve perestiş ettiğin nefis ve heva ve meftun olduğun gençlik ve hayat zayi' olup kaybolacak, senin elinden çıkacaklar. | |||
|- | |||
|Mevalid | |||
|Çıkan, yaratılan; mevlidler | |||
| | |||
|…bütün anasır-ı arziye, onun emrine musahhar ve bütün mevalid-i türabiye, onun hükmüne bakar. | |||
|- | |||
|Mevlid/Mevlüd/Mevlit/Mevlüt | |||
|Doğum yeri; Peygamberimizin doğumundan bahseden şiir | |||
|align=center|+ (Mevlüd: doğurulan anlamında) | |||
|Çünki veladete pek yakın bir zamanda, kıblesi ve mevlidi ve sevgili vatanı olan Kâ'be-i Mükerreme, gaybî ve hârika bir surette Ebrehe'nin tahribinden kurtulmuştur./Cennet'ten getirilen Burak'a dair, Mevlid yazan Süleyman Efendi hazîn bir aşk macerasını beyan ediyor. | |||
|- | |||
|Milad/Milat | |||
|Hz. İsa'nın doğumunu başlangıç alan takvim | |||
| | |||
|İskender-i Rumî ise, miladdan takriben üçyüz sene evvel gelmiş, Aristo'dan ders almış. | |||
|- | |||
|Mütevellid | |||
|Doüan, ileri gelen | |||
| | |||
|Bu hayvanlar isyanımızdan mütevellid olan başımıza gelecek felâketleri lisan-ı halleriyle haber verdiklerini yazıyorlar da biz anlamıyoruz diyerek taaccüb ediyorlar. | |||
|- | |||
|Müvellid | |||
|Doğuran, meydana getiren | |||
| | |||
|…hayatın levazımatını yetiştiren ve zîhayatı emziren ve masnuat-ı İlahiyenin nescine, nakşına menşe ve müvellid ve beşik olan hava, su, ziya, toprak unsurlarına işarettir. | |||
|- | |||
|Tevellüd | |||
|Doğma | |||
| | |||
|Fakat eğer lüzumsuz tekrar ede ede müstekar bir hale gelse, o vakit hakikî bir nevi şübhe, ondan tevellüd edebilir. | |||
|- | |||
|Tevlid | |||
|Doğurma, meydana getirme | |||
| | |||
|Çünki hareket harareti, hararet kuvveti, kuvvet cazibeyi zahiren tevlid eder gibi bir âdet-i İlahiye, bir kanun-u Rabbanîdir. | |||
|- | |||
|Valid | |||
|Baba | |||
|align=center|+ | |||
|Veled, validi iktiza eder. | |||
|- | |||
|Valide | |||
|Anne | |||
|align=center|+ | |||
|Neden fedakâr, yüksek bir şefkatı taşıyan vâlide; bu zamanda veledinin malından irsiyet almasından mahrum edildi? | |||
|- | |||
|Valideyn | |||
|Anne-baba | |||
| | |||
|Demek vâlideyn ve veled ortasında fıtraten sebeb-i münakaşa yok. | |||
|- | |||
|Veled | |||
|Çocuk | |||
|align=center|+ | |||
|Demek vâlideyn ve veled ortasında fıtraten sebeb-i münakaşa yok. | |||
|- | |||
|Viladet/Veladet | |||
|Doğma | |||
| | |||
|Viladet-i Peygamberiyeye (A.S.M.) yakın bir vakitte Kâ'be'yi tahrib etmeğe gelen Ebrehe askerinin başlarına Ebabil kuşlarının elleriyle taşların yağması ve viladet gecesinde Kâ'be'deki sanemlerin baş aşağı düşmesi … | |||
|- | |||
|Yelda | |||
|Uzun (Arapça aynı kökten gelir, Farsça üzerinden Türkçeye geçmiştir) | |||
| | |||
|Biri, zulmet-i yelda; biri, bir necm-i zehra; biri, bir semm-i murdar; biri, bir sırr-ı serdar. | |||
|- | |||
|'''Vav-Lam-He (1)''' | |||
| | |||
| | |||
| | |||
|- | |||
|Veleh | |||
|Hayret | |||
| | |||
|…sırf nefy-i Sâni' farazından çıkan bir ızdırar ile veleh-resan-ı efkâr olan kudret-i ezeliyenin âsâr-ı bahiresinin tabiattan sudûru tahayyül edilmiş. | |||
|- | |||
|'''Vav-Lam-Ye (13)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Evla | |||
|Daha iyi | |||
|align=center|+ | |||
|Hattâ bir dereceye varır ki, o adam amelin daha evlâsını ararken, harama düşer. | |||
|- | |||
|Evliya | |||
|Veliler; idareci | |||
| | |||
|Meselâ, dairelerin reisleri şu temsilde enbiya ve evliyaya işarettir./Ey evliya-i umûr! Tevfik isterseniz, kavanin-i âdetullah'a tevfik-i hareket ediniz. | |||
|- | |||
|İstila | |||
|Kaplama, ele geçirme | |||
| | |||
|Çünki madem hayat, âlem-i şehadetin ziyasıdır ve istila ediyor ve vücudun neticesi ve gayesidir ve Hâlık-ı Kâinat'ın en câmi' âyinesidir ve faaliyet-i Rabbaniyenin en mükemmel enmuzeci ve fihristesidir. | |||
|- | |||
|Mevla (Mevlana) | |||
|Her şeyin sahibi Allah; Efendi (Efendimiz anlamında olup bazı büyük zatlar için kullanılır) | |||
|align=center|+ | |||
|…onlardan ellerini çekip hizmet-i Mevlâ için el bağlayıp … | |||
|- | |||
|Mevlevi | |||
|Hz. Mevlana'nın tarikatına mensup olan | |||
| | |||
|…baştan aşağıya kadar gayelerle, hikmetlerle müzeyyen, mücehhez olduklarını gördüğün ve gayet âlî gayeler içinde kemal-i intizam ile meczub mevlevî gibi devredip döndürmesini bildiğin halde,… | |||
|- | |||
|Molla | |||
|Alim, hoca, medrese talebesi (Mevla kelimesinden bozularak) | |||
| | |||
|Molla Said'de küçük yaşta görülen bu izzet, nefse muhabbetten gelmiyordu. | |||
Tarihçe-i Hayat - 30 | |||
|- | |||
|Müstevli | |||
|Düşman | |||
| | |||
|Medeniyet müstemir, müstevli vehmeyledi. | |||
|- | |||
|Mütevali | |||
|Aralıksız devam eden | |||
| | |||
|Şu mütevali vekayi-i müsbete biz âciz hizmetçilere vazife-i aslîmizde ayrıca nazar-ı dikkati celbettiğine muttali olduktan sonra, … | |||
|- | |||
|Tevali | |||
|Aralıksız devam etme | |||
| | |||
|Tâ onun feyzi böyle hârika suretinde üstünüzde tevali ve devam etsin. | |||
|- | |||
|Velayet (Velayat) | |||
|Velilik (Çoğul) | |||
|align=center|+ (yönetmek anlamında) | |||
|Velayet-i kübra ise; veraset-i nübüvvet yoluyla, tasavvuf berzahına girmeden, doğrudan doğruya hakikata yol açmaktır. | |||
|- | |||
|Vali | |||
|Vilayet veya eyaletin en üst yöneticisi | |||
|align=center|+ (yardım eden anlamında) | |||
|Çünki bir köyde iki müdür, bir şehirde iki vali, bir memlekette iki padişah bulunsa, karıştırır. | |||
|- | |||
|Veli | |||
|Allah dostu | |||
|align=center|+ | |||
|…bütün münevver kalblerin kutubları olan veliler … | |||
|- | |||
|Vilayet | |||
|İl | |||
| | |||
|…Amerika'da beş saat bütün makineleri durdurmuş ve Kastamonu vilayeti cevvinde ve havasında semayı kızartmış, yangın suretini vermiş… | |||
|- | |||
|'''Vav-He-Be (5)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Mevhib (Mevhibe) | |||
|Allah'ın hediyesi | |||
| | |||
|…belki bir mevhibe-i İlahiye olan o esrar, hâlis bir niyet ile ve dünyadan ve huzuzat-ı nefsaniyeden tecerrüd etmek vesilesiyle o feyizler gelebilir. | |||
|- | |||
|Mevhub (Mevhube) | |||
|Verilmiş, bağışlanmış | |||
| | |||
|Mehasinin hep mevhubedir; seyyiatın meksûbedir. | |||
|- | |||
|Vahib | |||
|Veren, bağışlayan | |||
| | |||
|Vâhibü'l-Hayat'a arz-ı ubudiyetlerini bilerek müşahede etmek, tefekkür ile görüp şehadetle göstermektir…. | |||
|- | |||
|Vehbi | |||
|Allah vergisi | |||
| | |||
|İşte birinci suret sırf vehbîdir, kesbî değil; incizabdır, cezb-i Rahmanîdir ve mahbubiyettir. | |||
|- | |||
|Vehhab | |||
|Çok bağışlayan Allah | |||
|align=center|+ | |||
|İşte saltanat-ı uluhiyet Rahman, Rezzak, Vehhab, Hallak, Fa'al, Kerim, Rahîm gibi pek çok esma-i mukaddeseyi hakikî olarak iktiza ediyor. | |||
|- | |||
|'''Vav-He-Cim (1)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Vehhac | |||
|Işık saçan | |||
|align=center|+ | |||
|Belâgatta olan, esrara bir misbah-ı vehhacdır | |||
|- | |||
|'''Vav-He-Mim (9)''' | |||
| | |||
| | |||
| | |||
|- | |||
|Evham | |||
|Vehimler | |||
| | |||
|Daha bunun gibi çok elîm, ezici, dehşetli evham, küfründen ve dalaletinden neş'et edip, onu manen tazib eder. | |||
|- | |||
|İtham/İttiham | |||
|Suçlama (Aslı ittiham olup itham şekli de yaygınlaşmıştır) | |||
| | |||
|Rezzak-ı Hakikî'yi ittiham etmek derecesinde derd-i maişete dalıp, feraizi terk ve maişet yolunda rastgelen günahları işleyen fâsık-ı hâsirdir. | |||
|- | |||
|Mevhum | |||
|Aslı olmayan | |||
| | |||
|Onun ile muhit sıfatlara bir hadd-i mevhum vaz'eder. | |||
|- | |||
|Mütevehhim | |||
|Tevehhüm edilen | |||
| | |||
|Orduda toplu olmayıp müteferrik olduklarından, bizdeki ekseriyet ve kuvvet-i hissiyat, mazarrat-ı mütevehhimeye karşı sed çeker. | |||
|- | |||
|Müttehem | |||
|İttiham edilmiş | |||
| | |||
|Vazifenizde müttehem olup, ehl-i dalaletin nazarında, sizden ve sizin mesleğinizden yüz derece aşağı olan, din ile dünyayı kazanmak ve ilm-i hakikatla maişeti temin etmek, tama' ve hırs yolunda rekabet etmek gibi müdhiş ittihamlara maruz kalıyorsunuz. | |||
|- | |||
|Tevehhüm | |||
|Evkamlanma | |||
| | |||
|Bâtınındaki çirkinlikler, zahirine aksetmiş olmalı ki, gülmeyi ağlamak, terhisatı soymak ve talan etmek tevehhüm etmişsin. | |||
|- | |||
|Töhmet | |||
|Suç isnad etme | |||
| | |||
|Her hususta mübalağadan son derecede tevakki ve hatta tarafgirlik töhmetine maruz olmaktan ihtirazen, bir çok malûmatı ihmal ettiğime kàriîn emin olabilirler. | |||
|- | |||
|Vehham | |||
|Evhamlı | |||
| | |||
|Ey vesveseli vehham! Muhakkak bir maslahat, mazarrat-ı mevhume için feda edilmez. | |||
|- | |||
|Vehim/Vehm | |||
|Boş kuruntu | |||
| | |||
|Elhamdülillah, yüzbin defa şükür olsun ki; vehim ve heva tahakkümünden, nefis ve heves esaretinden kurtulup, daimî hapis ve zindandan halâs oldum ve inandım ki: … | |||
|- | |||
|'''Vav-He-Ye (1)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Vahi (Vahiye) | |||
|Manasız, zayıf | |||
|align=center|+ | |||
|İşte eğer saadet-i ebediye olmazsa, şu esaslı nizam, bir suret-i zaîfe-i vâhiyeden ibaret kalır. | |||
|- | |||
|'''Vav-Ye-Lam (2)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Vaveyla | |||
|Çığlık | |||
| | |||
|Yoksa o merhametli muhterem babalar ve fedakâr şefkatli analar, öyle bir vaveylâ-yı ruhî ve bir dağdağa-i kalbî çekeceklerdi ki, dünya onlara me'yusane bir zindan ve hayat işkenceli bir azab olurdu. | |||
|- | |||
|Veyl | |||
|Yazıklar olsun | |||
|align=center|+ | |||
|Veyl o kimseye ki, şu beş vecihten bir hissesi olmaya... | |||
|-} | |||
18.34, 27 Aralık 2025 itibarı ile sayfanın şu anki hâli
Önceki Harf: He (ه) ← Arapça Kökenli Kelimeler Ana Sayfası → Ye (ي): Sonraki Harf
Bu sayfada Bediüzzaman'ın eserlerinde geçen ve Vav (و) kök harfi ile başlayan Arapça kelimeler listelenmiştir.
| Arapça Harf | Türkçe Okunuşu | 2 Harfli Kelime Sayısı | 3 Harfli Kök Sayısı | 3 Kök Harfli Kelime Sayısı | 4 Harfli Kök Sayısı | 4 Kök Harfli Kelime Sayısı | Risalelerdeki Toplam Kök Sayısı | Kur'an'daki Toplam Kök Sayısı | Kur'an'daki Köklerden Risalelerde Geçenlerin Sayısı | Risalelerdeki Toplam Kelime Sayısı | Kur'an'daki Toplam Kelime Sayısı | Kur'an'daki Kelimelerden Risalelerde Geçenlerin Sayısı |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| و | Vav | 2 | 66 | 1 | 3 | 224 | 69 | 78 | 54 | 297 | 229 | 71 |
| Kelime | Anlamı | Kur'an'da Geçiyor mu? |
Örnek Cümle |
|---|---|---|---|
| Vav (1) | + | ||
| Ve (Veyahut) | İle (Veya) | + | Veyahut muvakkat eğlenceler ve sefahetlerle aklını tenvim edip uyutur. |
| Vav-Elif (1) | |||
| Va | Vah, yazık | Evvel, kudretimize müracaat ederiz, vâ-esefâ görürüz | |
| Vav-Elif-Dal (1) | + | ||
| Ved/Ve'd | Kız çocukları diri diri toprağa gömme | Evet kasavet-i mücessemenin misal-i müşahhası olan "ve'd-i benat" gibi umûrlardan kalblerini taskil etmesi ve rikkat-i letafetin lem'ası olan hayvanata merhamet, hattâ karıncaya şefkat gibi umûr ile tezyin etmesi; … | |
| Vav-Elif-Mim (1) | |||
| Tevem/Tev'em | İkiz | Şimdi buna dikkat et: Eski Roma, Yunan'ın iki dehası vardı; bir asıldan tev'emdi, biri hayal-âlûddu, biri madde-perestti. | |
| Vav-Be-Elif (1) | |||
| Veba | Bulaşıcı bir hastalık | Fırtına, zelzele, veba gibi hâdiselerin perdeleri altında gizlenen pek çok manevî çiçeklerin inkişafı vardır. | |
| Vav-Be-Ra (1) | + | ||
| Veber (Ehl-i Veber) | Deve (Göçebeler) | Hem de ehl-i veber ve bâdiyenin besateti ise, ehl-i meder ve medeniyetin hile ve desaisine mütehammil değildir. | |
| Vav-Be-Lam (1) | + | ||
| Vebal | Günah, zarar, yük | + | Biz siyaseti, bizim gibi siyaset ehli olmayana binbir çeşit veballer, tehlikeler ve mes'uliyetler taşıyan bir meslek biliriz. |
| Vav-Te-Dal (1) | + | ||
| Evtad | Direkler, kazıklar | + | Hattâ şemsin sirac olması, arzın beşik, cibalin evtad olması, ehl-i kelâmın müddealarını isbata kâfidir. |
| Vav-Te-Ra (3) | + | ||
| Evtar | Saz telleri; Çift olmayanlar | …Sultan-ı Ezel, zemin ve âsumanın evtarını intak edip herbir tel başka lisan ile mu'cizatının nağamatını inşad etmekle,…/Çifti, yani eşi olmayan -evtar- kısmında sakîlden azı, hafiften çoğu almıştır. Kalkale, zelâka gibi. | |
| Mütevatir | Birçok kimse tarafından nakledilen ve yalan ihtimali olmayan haber | İnşikak-ı Kamer; parmaklarından su akması umum bir orduya su içirmesi, câmide hutbe okurken dayandığı kuru direğin müfarakat-ı Ahmediye'den (A.S.M.) ağlaması umum cemaatin işitmesi gibi mütevatirdir. Yani öyle tabakadan tabakaya bir cemaat-i kesîre nakletmiştir ki, kizbe ittifakları muhaldir. | |
| Tevatür | Yakîni ifade eden, yalan ihtimali olmayan kuvvetli ihbar | Şu risalede "tevatür" lafzı, Türkçe "şâyia" manasındaki tevatür değil, belki yakîni ifade eden, yalan ihtimali olmayan kuvvetli ihbardır. | |
| Vav-Se-Kaf (5) | + | ||
| Mevsuk | Sağlam, güvenilir | An'ane ile gösteriliyor ki, an'anede dâhil olan mevsuk ve hüccetli ve sadık ehl-i hadîsin bir nevi icmaını irae eder ve o senedde dâhil olan ehl-i tahkikin bir nevi ittifakını gösterir. | |
| Misak | Verilen söz | + | Halbuki taşlardan ibaret olan dağlar, onun haşyetinden ezilip dağılıyor ve sizden ahz-ı misak için üstünüzde Cebel-i Tûr'u tuttuğunu, hem taleb-i rü'yet hâdisesinde dağın parçalanmasını bilip ve gördüğünüz halde, ne cesaretle onun haşyetinden titremeyip, kalbinizi katılık ve kasavette bulunduruyorsunuz? |
| Vesaik | Belgeler | O vesaik (yeni yazılarda "ve o saik ile" şeklindedir) ile devr-i istibdadda Dersaadet'e geldim. | |
| Vesika | Belge | …o ezelî mukadderat piyangosundan milyarlar altın ve elmasları kazandıracak bir bilet dahi iman vesikasıyla ona çıkmış. | |
| Vüska | Sağlam | + | Risaletü'n-Nur bu asırda, bu tarihte bir "urvetü'l-vüska"dır. |
| Vav-Se-Nun (1) | + | ||
| Vesen (Veseni) | Put(perest) | + | Vesenî mezhebinin menşei; yıldızları ilah itikad etmek, hulûlü tahayyül etmek, cismiyeti tevehhüm etmek gibi gülünç şeylerdir. |
| Vav-Cim-Be (6) | + | ||
| İcab/İcap | Gerektirme | Nihayetsiz cinayet ise, nihayetsiz azabı îcab eder... | |
| Mucib (Mucib-i bizzat) | Zorunlu (yaptıklarını zorunlu olarak yapan) | Felasifenin bir taifesi, Cenab-ı Hakk'a "mûcib-i bizzât" demişler, ihtiyarını nefyetmişler; ihtiyarını isbat eden bütün kâinatın nihayetsiz şehadetlerini tekzib etmişler. | |
| Mucibe | Mantıkta olumlu kaziye, gerektiren | Eğer âhiretin hesabsız esbab-ı mûcibesi, delail-i vücudu olmasa idi; yalnız şu zâtın tek duası, baharımızın icadı kadar Hâlık-ı Rahîm'in kudretine hafif gelen şu Cennet'in binasına sebebiyet verecekti. | |
| Vacib | Olmaması düşünülemeyen; Farzdan sonra gelen ve yapılması zarûrî emir | …otuz-kırk surelerin başlarında bütün kat'iyyetle hakikat-i haşriyeyi kâinatın en ehemmiyetli ve vâcib bir hakikatı olduğunu göstermekle beraber, …/Farz ve vâcib kısımlara zâten ittibaa mecburiyet var. | |
| Vecibe | Yerine getirilmesi gereken görev | …zerre kadar insafı ve iz'anı ve insaniyette hazzı olanın ikrar ve itiraf ve tasdik etmesi, vecibeden olduğu vâreste-i rayb ve zunûndur. | |
| Vücub | Zorunlu olmak | …ve hakikî imkân ve hakikî makuliyet, hattâ vücub derecesinde suhulet; iman yolundadır ve İslâmiyet caddesindedir. | |
| Vav-Cim-Dal (9) | + | ||
| İcad/İcat | Yoktan var etme | Evet Kàdir-i Mutlak'ın iki tarzda, hem ibda' hem inşa suretinde icadı var. | |
| Mevacid | Vecd halleri | Hakaik-i imaniyeden bir mes'elenin inkişafını, binler ezvak ve mevacid ve keramata tercih ederim. | |
| Mevcud (Mevcudat) | Varlık (Çoğul) | …o rahmetin vücudu, bu küre-i arzın sîmasındaki mevcudatın vücudları kadar kat'î olduğu gibi, o mevcudat adedince tahakkukunun delilleri var. | |
| Mucid | Yoktan var eden Allah | O Celil-i Pür-kemal, o Cemil-i Bîmisal, o Vâcibü'l-Vücud, o Mûcid-i Küll-i Mevcud, o Şems-i Sermed, o Sultan-ı Ezel ve Ebed, sana senden yakındır. | |
| Vacid | Mevcut olan | Fakat mana-yı harfiyle ve Sâni'-i Zülcelal'in esmasına âyinedarlık cihetiyle ve vazifedarlık itibariyle şahiddir, meşhuddur, vâciddir, mevcuddur. | |
| Vecd | İnsanı kendinden geçiren ilahi aşk | Güya bütün mevcudata, semavata, arşa işittirip vecde getirip duasına: "Âmîn, Allahümme âmîn" dedirtiyor. | |
| Vecede | Bulur, buldu | + | Nur arayan sineler (Men talebe ve cedde vecede) hakikatınca buluyorlar. |
| Vicdan | İnsanda iyiyle kötüyü ayırt eden latife | Vicdan-ı beşer denilen fıtrat-ı zîşuurdur. | |
| Vücud | Var olma | Evet, rahmetin vücudu ve tahakkuku, Güneş kadar zahirdir. | |
| Vav-Cim-Ze (4) | |||
| İcaz/Îcaz | Az sözle çok şey anlatma | Îcaz, i'caz-ı Kur'anın en metin ve en mühim bir esasıdır. | |
| Muciz/Mûciz | Kısa, öz, icazlı | Sure-i Yâsin, suret-i lafz-ı Yâsin'de yazıldığı gibi, cezaletli, mûciz bir nokta-i câmiadır. | |
| Veciz | Kısa, öz | Fakat bu kadar veciz ve beliğane bir tarzda ifade etmek, ancak Bedîüzzaman'a hastır. | |
| Vecize | Özlü söz | Eski eserlerinden Hakikat Çekirdekleri namındaki kısacık vecizeleri bir derece izah etmek için, hem nesir tarzında yazılmış, hem de sair divanlar gibi hayalata, mizansız hissiyata girilmemiş olmasıdır. | |
| Vav-Cim-He (7) | + | ||
| Cihet (Cihat) | Yön (Çoğul) | Tevekkülsüz, gafletle, iktidar ve ihtiyarıma dayanıp derdime derman aramak için cihat-ı sitte denilen altı cihette nazar gezdirdim. | |
| Muvacehe | Karşısı, huzuru | Yegâne alâkamız, hükûmet-i cumhuriyenin kanunları muvacehesinde en çetin imtihanlarda, en yüksek ehl-i vukuf heyetler tarafından îcab eden hürmeti görmüş ve salahiyetdar mahkemelerde beraet kazanmış Risale-i Nur'lardır. | |
| Müteveccih | Yönelmiş | Ve bir ağacın bütün heyetiyle meyvesine müteveccih olduğu gibi, bütün kâinatı insana müteveccih eden ve her tarafta ona baktıran ve muavenetine koşturan, bilbedahe rahmettir. | |
| Tevcih | Yöneltme | …o ışıklı âyineyi, karanlıklı hanesine veya dam altındaki bağına tevcih etse; güneşin kıymeti nisbetinde değil, belki o âyinenin kabiliyeti miktarınca istifade edebilir. | |
| Teveccüh | Yönelme | Teveccüh-ü nâs istenilmez, belki verilir. | |
| Vech/Vecih | Yön, cihet; yüz | + | Ve hiçbir vechile hulf ve hilafa mecburiyeti olmayan ve hiçbir cihetle hilaf haysiyetine yakışmayan ve bütün görünen işler sıdkına şehadet eden bir zâtı tekzib ediyorsun. |
| Vücuh | Vecihler | Hâyır, belki yalnız Kur'an-ı Hakîm, geçen şu oniki hakikatları bize ders verdiği gibi, daha binler vücuha işaret edip, herbir vecih kavî bir emaredir ki: | |
| Vav-Ha-Dal (9) |
align=center|+ |
||
| Ehad (Ehadiyyet) | Bir; Tüm isimleri tek bir şeyde tecelli eden Allah (Esma) | + | Allahu Ehad İsm-i Âzamına dair yedinci nükte-i âzam ve altı İsm-i Âzamın altı nüktesinin yedincisi. |
| İttihad/İttihat | Birlik | Bu hazf; (cümleyi teşkil eden mübteda ile haber arasındaki ittihad öyle bir dereceye varmış ki, sanki mübteda hazfolmayıp haberin içerisine girmiş) haricen ikisi müttehid oldukları gibi, zihnen de müttehid olduklarına işarettir. | |
| Muvahhid | Tek Allah'a inanan | …bütün muvahhidlerin bürhanlı tevhidleri ve tavsifleri ve bütün muhiblerin hakikî muhabbet ve aşkları ve bütün müridlerin sadık irade ve rağbetleri … | |
| Müttehid | Birleşmiş | Bu hazf; (cümleyi teşkil eden mübteda ile haber arasındaki ittihad öyle bir dereceye varmış ki, sanki mübteda hazfolmayıp haberin içerisine girmiş) haricen ikisi müttehid oldukları gibi, zihnen de müttehid olduklarına işarettir. | |
| Tevahhud/Tevahhüd | Bir olma | Bunun çaresi, tevhid ile tevahhüd; ve efkârlarının mabeyninde teyid-i münasebet ile musalaha... | |
| Tevhid | Birleme, Allah'ın birliğini ilan ve ikrar | Demek, hiç kimseyi mahrum etmemek için Tevhid ve Haşir ve Kıssa-i Musa gibi bazı maksadlar tekrar edilmiş. | |
| Vahdani (Vahdaniyet) | Allah'ın birliğine ait | Hem İslâmın vahdanî sîmasında şu Arabî ibare bir nakş-ı vahdettir; kabul etmez teksiri. | |
| Vahdet | Birlik; Allah'ın birliği | Üstadımız Bedîüzzaman Said Nursî Hazretleri, Denizli Mahkemesi Müdafaanamesine bazı lüzumlu tayy ve ilâveleri yaparak Afyon Mahkemesine -vahdet-i mes'ele münasebetiyle- aynı müdafaanameyi ibraz ettiğinden, …/Evet hadsiz mahlukatta ve nihayetsiz bir kesrette vahdet sikkeleri, mütedâhil daireler gibi en büyüğünden, en küçük sikkeye kadar enva'ı ve mertebeleri vardır. | |
| Vahid (Vahidiyet) | Bir olan Allah (Allah'ın her bir isminin her şeyde tecelli etmesi) | + | Yani: O Vâhid'dir, Ehad'dir, her şey'e kàdirdir. |
| Vav-Ha-Şın (8) | + | ||
| Muhiş | Korkutan | Mûhiş bir dehşetten, müdhiş bir hayretten başka ruha bir kemal-i ilmî vermiyor, bahs-i Kur'an gibi etmiyor. | |
| Muvahhiş | Korkutucu | Muvahhiş bir dehşetten, müdhiş bir hayretten başka, ruha bir kemal-i ilmî vermiyor. | |
| Mütevahhiş | İnsanlardan ürken | …hem yirmibeş sene münzevi olmasından, binden ancak tam sadık bir adam ile görüşebilen bir merdümgiriz, mütevahhiş;… | |
| Tevahhuş | Birbirinden korkmak | …birbirine uygun, birbirine lâyık, birbirini kırmayacak, birbirinin hükmünü bozmayacak, birbirinden tevahhuş etmeyecek bir surette o hakaik-i esma ve sıfâtı ve şuun ve ef'ali beyan eder ki; … | |
| Tevhiş | Ürkütmek | Milel-i saireyi rencide ederek tevhiş ettiler. | |
| Vahşet | Korku; vahşilik | Hem o bedbaht, vahşet ve me'yusiyet ve kimsesizlik içinde azab çekiyor. | |
| Vahşi | Evcil olmayan | O ekmeği aldık; bakıyoruz ki, kuşlar ve hayvanat-ı vahşiye hiçbiri ilişmemiş. | |
| Vuhuş | Yabani kalma | + (Yabani hayvan almaında) | İnsten tevahhuş ve vuhuşa ünsiyet ettim. |
| Vav-Ha-Ye (1) | + | ||
| Vahy/Vahiy | Allah tarafından peygamberlere bildirilen | + | Çünki vahiy ne kadar ilhamdan yüksek ise; semere-i vahiy olan âdâb-ı şer'iye, o derece semere-i ilham olan âdâb-ı tarîkattan yüksek ve ehemmiyetlidir. |
| Vav-Dal-Dal (3) | + | ||
| Mevedded | Dostluk, sevgi | + | Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, vazife-i risaletin icrasına mukabil ücret istemez, yalnız Âl-i Beytine meveddeti istiyor. |
| Teveddüd | Kendini sevdirme | Şimdi bu mana-yı kerem ve lütfu çalıştıran ve tahrik eden, "teveddüd ve taarrüf" manalarıdır. | |
| Vedud | Çok sevilen Allah | + | Ehl-i aşkta Vedud ismi ve ehl-i tefekkürde Hakîm ismi daha ziyade hâkimdir. |
| Vav-Dal-Ayn (4) | + | ||
| Elveda | Ayrılık sözü | Baktım ki; çok güvendiğim ve ezvakına meftun olduğum gençlik elveda diyor ve muhabbetiyle pek çok alâkadar olduğum hayat-ı dünyeviye sönmeye başlıyor… | |
| Tevdi' | Emanet olarak bırakmak | Fakat senin ağzından çıkan kelime gibi o gider, fakat binler misallerini kulaklara tevdi' eder. | |
| Veda' | Ayrılış | Ve o darağacı ise, ölüm ve zeval ve firaktır ki; gece gündüzün dönmesinde her dost veda eder, kaybolur. | |
| Vedia | Emanet | Çünki şu vücud, sende vedia ve emanettir. | |
| Vav-Dal-Ye (1) | + | ||
| Vadi | 2 dağ arasındaki derin çukur | + | …esrar-ı Kur'aniyeye ait yazılan Sözler, şu zamanın yaralarına en münasib bir ilâç, bir merhem ve zulümatın tehacümatına maruz heyet-i İslâmiyeye en nâfi' bir nur ve dalalet vâdilerinde hayrete düşenler için en doğru bir rehber olduğu itikadındayım. |
| Vav-Ra-Elif (1) | + | ||
| Vera (Mavera) | Arka | + | Emam olan verasında ona mesned semavîdir ki, vahy-i mahz-ı Rabbanî. |
| Vav-Ra-Se (8) | + | ||
| İras | Vermek, sebep olmak | Ve bana, onlara acımak hissini îras etmiyor. | |
| İrsiyet | Miras, varislik | Eski Said'in senin bu bîçare kardeşine irsiyet kalan şu hasleti ise, tezehhüd ve sun'î bir istiğna değil, belki dört-beş ciddî esbaba istinad eder. | |
| Mevrus | Miras bırakılan | Hem de kıssadan hisse ve meylü't-terakkiyle mütekaddimînin esasları üzerine bina ve seleflerin mevrusatında tasarruf ve ziyadeye cesaret bu şûristanda mahvolur. | |
| Miras | Ölenin arkada bıraktığı mal | + | En-nihayet meccanen fena olur gider, yalnız günahları miras kalır. |
| Muris | Getiren, veren, miras bırakan | Ekalliyette kalan kavl, eğer içindeki hakikat ve mağz, onu intihab eden istidadatlardaki heves ve heva ve mûris âyineye ve mizacına galebe çalmazsa, o kavl bir hatar-ı azîmde kalır. | |
| Tevarüs | Miras olarak almak | O mübarek ecdaddan bize tevarüs eden, ALLAH ve KUR'AN için akıttıkları kudsî kanlarının halen eserleri bulunan bu yurdda ve aziz canlarını feda ettikleri şu memlekette: … | |
| Varis | Mirasçı; Her şey öldükten sonra baki kalan Allah (Esma) | + | Sizin pederinize, melaikelere karşı hilafet davasında rüçhaniyetine hüccet olarak, bütün esmayı talim ettiğimden, siz dahi madem onun evlâdı ve vâris-i istidadısınız./Hem bütün alâkadar olduğun ve zevalleriyle müteellim olduğun insanları, mevtleri hengâmında adem zulümatından kurtarıp şu dünyadan daha güzel bir yerde yerleştiren bir zâtın "Vâris, Bâis" isimlerine, "Bâki, Kerim, Muhyî ve Muhsin" unvanlarına ne kadar ruhun muhtaç olduğunu dikkat etsen anlarsın. |
| Veraset | Mirasçılık | Öyle de: Veraset-i Ahmediye (A.S.M.) ile Kadîr ve Muhyî gibi isimlerin mertebe-i uzmasına yetişmeyen, haşr-i a'zamı ve kıyamet-i kübrayı taklidî olarak kabul eder, "Aklî bir mes'ele değildir" der. | |
| Vav-Ra-Hı (3) | |||
| Müverrih | Tarihçi | İngiltere'nin en meşhur ve en büyük müverrihlerinden Edward Gibbon (Edvor Gibon) "Roma İmparatorluğu'nun İnhitat ve Sukutu" adlı eserinde şöyle diyor : | |
| Tarih | Geçmiş ilmi | Bu nâkıs ve kısa tarih nazarı, Hazret-i İbrahim'in zamanından evvel doğru olarak hükmedemiyor. | |
| Tevarih | Tarihler | Ve mantığın mizanıyla tartılmış olan tevarih-i sahihaya kanaat ederiz. | |
| Vav-Ra-Dal (8) | + | ||
| Evrad | Virdler | Şu kısa tarîkın evradı: İttiba-ı sünnettir, feraizi işlemek, kebairi terketmektir. Ve bilhâssa namazı ta'dil-i erkân ile kılmak, namazın arkasındaki tesbihatı yapmaktır. | |
| İrad | Söyleme, getirme | Burada yalnız bir misal îrad ederek, bütün büyük adamların, Kur'anın belâgatına baş eğdiklerini göstermek isterim. | |
| Tevarüd | Gelme | Hüsn kubh, hayr şer, sıgar kibr gibi umûrun mahall-i tevarüdüdür. | |
| Varid | Gelmek | + | Bir hadîs-i şerifte vârid olmuş ki: |
| Varidat | Gelir | Bütün vâridatı ve menfaati size vereceğim. | |
| Verd | Gül | + | Ey benî-Âdem, şu sisli asırda dalaleti ref' ve selbedip necat ve saadet bahşedecek ve dimağınızdaki semli kokuları, verd-i Muhammedîye tebdil edecek … |
| Vird | Düzenli okunan dua/zikir | + (kaynak anlamında) | Bil ey nefsim, şu mübarek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudatın lisan-ı haliyle vird-i zebanıdır. |
| Vürud | Gelme | Güzel çirkin, hayır şer, küçük büyük ağır kolay gibi emirlerin mahall-i vürûdudur. | |
| Vav-Ra-Tı (1) | |||
| Varta | Uçurum, tehlikeli yer | Bunlara kıyasen bîçare gençlerin çok vartaları var ki: | |
| Vav-Ra-Kaf (2) | + | ||
| Evrak | Belgeler | Zâten mes'eleyi uzatacak ehemmiyetli kitabları ve evrakları ve müdafaaları dahi Ankara'ya göndereceğini, mahkeme reisi o gün söyledi. | |
| Varak (Varaka) | Yaprak, kağıt, belge | + | Ve o vazifelerin en mühimmi, ebed yolunda seyahat için pasaport varakası ve berzah zulümatında kalbin cep feneri ve saadet-i ebediyenin anahtarı olan imandır ve imanın ders ve takviyesidir. |
| Vav-Ra-Mim (1) | |||
| Verem | Bir ciğer hastalığı | Kör kuvvet, serseri tesadüf, sağır tabiat elleriyle, manzume-i şemsiyeden tut, tâ kalbdeki verem mikroplarına kadar binler taife düşmanlar bîçare beşere hücum ettiklerini … | |
| Vav-Ra-Ye (2) | + | ||
| İrae | Göstermek | …o sikkenin üç mühim ukdesini irae eden "Bismillahirrahmanirrahîm"dir. | |
| Tevriye | Örtme, gizleme | Sükût ise hilaf sayılmaz. Hem bütün müdafaatımda arasıra görünen mülayimane ve musalahakârane tabirler ise “tevriye” nev’inden olarak mahzan masum kardeşlerimi kurtarmak içindir. | |
| Vav-Ze-Ra (2) | + | ||
| Vezir | Hükümdar vekili | + | Ben onun zamanına yetişseydim, ona vezir ve ammizade olurdum. |
| Vüzera | Vezirler | Bir zaman İslâm kahramanlarından ve Cengiz'in ordusunu müteaddid defa mağlub eden Celaleddin-i Harzemşah harbe giderken, vüzerası ve etbaı ona demişler: | |
| Vav-Ze-Ayn (2) | + | ||
| Müvezzi | Dağıtıcı | Bir müessesenin başmüdürü, muavini, kâtibi, müvezzii, tahsildarı, hademesi olur. | |
| Tevzi' (Tevziat) | Dağıtma, üleştirme (Çoğul) | …öyle bir adaletle taksimata vesiledir ve öyle bir hikmetle tevziata vasıta oluyor ki, … | |
| Vav-Ze-Nun (8) | + | ||
| Mevazin | Mizanlar | Zemindeki mevazin mizanıdır şeriat... | |
| Mevzun | Ölçülü | + | Çünki görüyoruz her masnu' vücudunda, gayet muntazam ve mevzun yaratılıyor. |
| Mizan | Ölçü, tartı | + | Nasılki mükemmel bir eczahane ki, her kavanozunda hârika ve hassas mizanlarla alınmış hayatdar macunlar ve tiryaklar var. |
| Muvazene | Ölçme | Halbuki o sarayda, o şehirde, o memlekette, o âlemde o derece hayret-engiz bir muvazene, bir mizan, bir tevzin hükmediyor, bilbedahe isbat eder ki: | |
| Mütevazin | Denklik | İmkân itibariyle mütesavi, mütevazinü't-tarafeyndir. | |
| Tevazün | Denklik | Hakkın daim şe'nidir adalet ve tevazün. Bundan çıkar selâmet, zâil olur şekavet. | |
| Tevzin | Ölçü verme | Halbuki o sarayda, o şehirde, o memlekette, o âlemde o derece hayret-engiz bir muvazene, bir mizan, bir tevzin hükmediyor, bilbedahe isbat eder ki: | |
| Vezn/Vezin | Ölçü, şiirde hece ölçüsü | + | Külah püskülsüz olur, vezin de kafiyesiz olur, nazım da kaidesiz olur. |
| Vav-Ze-Ye (1) | |||
| Muvazi | Denk, paralel | Buranın en büyüğü, oranın en küçüğüne muvazi gelemez. | |
| Vav-Sin-Tı (8) | + | ||
| Evsat | Ortası | + | Ve keza Hâlık ya birdir veya gayr-ı mütenahîdir, evsat yoktur. |
| Mutavassıt | Orta halli | Daha mutavassıt bir tabaka, şundan "İsa Aleyhisselâm'ın ve melaikelerin ve tevellüde mazhar şeylerin uluhiyetini nefyetmektir."… | |
| Tavassut | Araya girme | İkinci yol: Berzahlar tavassut eder. | |
| Tevsit/Tavsit | Vasıta yapma, araya koyma | Meğer mütehayyelatlarını dürbün gibi tevsit etseler... | |
| Vasat (Vasati) | Ortalama | + | …ve o altmış arşın derinlik ise, ömr-ü vasatî ve ömr-ü galibî olan altmış seneye işarettir … |
| Vasıta | Araç | …Güneşin zâtını unutturmamak için, herbir parlak şeyde Güneşin zâtını aksi vasıtasıyla gösteriyor … | |
| Vesait | Vasıtalar | Ve o Kadîr-i Mutlak'ın ne ihtiyacı var ki âciz vesaiti, rububiyetine ve icadına teşrik etsin. | |
| Vusta | Orta | + | Eğer vakti taayyün etseydi, bütün kurûn-u ûlâ ve vustâ gaflet-i mutlakaya dalacak idiler… |
| Vav-Sin-Ayn (4) | + | ||
| Tevessü' | Genişleme | Nasılki bir cisimde, neşv ü nema için tevessü' meyli bulunur. | |
| Tevsi' | Genişletme | Fakat eğer hariçte tevsi' için bir meyl ise, o vücudun cildini yırtmaktır, tahrib etmektir; tevsi' değildir. | |
| Vasi' (Vasia) | Geniş; Allah'ın bir ismi | + | …elbette o muvazene-i vasiayı muhafaza edemediğinden, … |
| Vüsat/Vüs'at | Genişlik, kapsam | + | Yoksa rahmetin vüs'atına ve sair ihvanlarının hizmetine sed çekilir. |
| Vav-Sin-Kaf (1) | |||
| İttisak | Düzenli diziliş | Hattâ fıtrat-ı eşyada Fâtır-ı Hakîm bu tevafuk-u hesabîyi bir düstur-u nizam ve bir kanun-u vahdet ve insicam ve bir medar-ı tenasüb ve ittifak ve bir namus-u hüsün ve ittisak yapmış. | |
| Vav-Sin-Lam (3) | + | ||
| Tevessül | Sarılmak, başvurmak | …şahsiyet mefhumunun İlahî yüksekliğini gönüllerin mihrak noktasında sembolleştirmeğe tevessül eden âlimdir. | |
| Vesail | Vesileler | Nasılki şimdi vesait-i muhabere ve vesail-i irtibatın kesret ve tekemmülü sebebiyle haşmetli bir kumandan, dağlara dağılan azîm ordusuna bir anda "Allahu Ekber" dedirir ve o koca dağları konuşturur, velveleye getirir. | |
| Vesile | Bahane, vasıta | + | O rahmetin vusulüne vesile ve o Rahman'ın dergâhında şefaatçı yap. |
| Vav-Sin-Mim (6) | + | ||
| Mevasim | Mevsimler | Evet mevasim-i erbaada tedavi ve telebbüs gibi çok şeyler tebeddüle uğrar. | |
| Mevsim | Yılın 4 kısmından biri, sezon | Şu güzel bahar mevsiminde yolculuk bizim nemize lâzım! der. | |
| Sima | Yüz, görünüş (Ayrıca Bkz. Sin-Vav-Mim kökü) | Kâinat sîmasında, arz sîmasında ve insan sîmasında birbiri içinde birbirinin numunesini gösteren üç sikke-i rububiyet var. | |
| Tevessüm | İşaretine bakarak iyice anlama | Muzafunileyhsiz zikredildiğinden umumî bir tevessümü ifade eden اَىُّ kelimesi, … | |
| Tevsim | İsimlendirme | Yani yaptıkları kizbden pişman olup nedamet etmedikleri takdirde, beyne'n-nâs yalancılıkla teşhir ve bir alâmetle tevsimleri lâ-zımdır ki başkalar, onlara itimad edip, marazlarına maruz kalmasınlar. | |
| Vesim/Vesm | Damga | Ve keza hatmin "alâmet" manasını ifade eden vesm'i (damga) tazammun ettiğine işarettir. | |
| Vav-Sin-Vav-Sin (3) | + | ||
| Müvesvis | Vesvese veren şeytan | Şu âyeti okurken, müvesvis dedi ki: | |
| Vesvas | Vesveseci | + | Ey haddinden tecavüz etmiş nefs-i pür-vesvas! |
| Vesvese | Şeytanın üflemesi | Zira şu vesvese öyle bir şeydir ki, cehil onu davet eder, ilim onu tardeder. Tanımazsan gelir, tanısan gider. | |
| Vav-Sad-Fe (7) | + | ||
| Evsaf | Vasıflar | İşte böyle bir kitab, evsaf-ı celal ve cemale, nihayetsiz kudret ve hikmete mâlik bir Zât-ı Zülcelal'in nakş-ı kalem-i kudreti olabilir. | |
| İttisaf | Vasıflanma | Biz öteki yollardaki dillerden ders aldığımız gibi değil, belki iman noktasındaki ittisaflarından ve keyfiyet ve renklerinden mütalaamız ile istifade etmeliyiz, dedi. | |
| Muttasıf | Vasıflanmış | Bu şeyleri böyle hilaf-ı hakikat yapmakla kendi evsaf-ı hakikiyesi olan Hakîm, Kerim, Âdil, Rahîm'in zıdlarıyla -hâşâ sümme hâşâ- muttasıf gösterip … | |
| Sıfat | Nitelik, özellik | Öyle de, unvanların ve isimlerin dahi masdarları ve menşe'leri, sıfatlardır. | |
| Tavsif | Sıfatlarını bildirme | Zira bir hurma çekirdeği, bir hurma ağacı gibi, kendi ağacını tavsif eder. | |
| Vasıf/Vasf | Sıfat, nitelik | + | Zât-ı Vâcibü'l-Vücud'un hem mevcudiyeti, hem umum sıfatları, hem ekser isimleri, hem rububiyet, uluhiyet, rahmet, inayet, hikmet, adalet gibi vasıfları, şe'nleri … |
| Vassaf | Özelliklerini bildiren | Hem hiç mümkün olur mu ki; acib mu'cizelerle, garib ve kıymetdar şeylerle dolu hazineler sahibi, sarraf bir tarif edici ve vassaf bir teşhir edici vasıtasıyla enzar-ı halka arz ve başlarında izhar etmekle, gizli kemalâtını beyan etmek irade etmesin ve istemesin? | |
| Vav-Sad-Lam (11) | + | ||
| İsal | Ulaştırma | Hem şefkat dahi aşk gibi, belki daha keskin ve daha geniş bir tarîktir ki Rahîm ismine îsal eder. | |
| İttisal | Kavuşma | Ubudiyet ise, onun yüzünü fenadan bekaya, halktan Hakk'a, kesretten vahdete, müntehadan mebde'e çeviren bir hayt-ı vuslat, yahut mebde' ve münteha ortasında bir nokta-i ittisaldir. | |
| Mevsul | Birleştiren, birleşmiş | Bu sıla ve mevsule tabiri, ism-i fâil sîgası olan اَلْمُؤْمِن۪ينَ den daha uzun olduğu halde neye işarettir? | |
| Muttasıl | Bitişik | Hem semere ve gayetini zikretmekle âyet gösteriyor ki; sebebler çendan nazar-ı zahirîde ve vücudda müsebbebat ile muttasıl ve bitişik görünür. | |
| Muvasalat | Varma | Muvasalatımın ilk gecesi pederimin misafirlerine tahsis eylediği odaya devam eden zevata; mütevekkilen alallah, akşam ile yatsı arasında Risale-i Nur'u okumağa başladım. | |
| Sıla | Memleketi ve yakınları ziyaret | Hiç rikkat-i cinsiyeniz, hiç sıla-i rahminiz yok mu ki, böyle çok cihetlerle kardeşiniz olan bir mazlumun şahs-ı manevîsini insafsızca dişliyorsunuz? | |
| Vasıl/Vâsıl | Ulaşan | İşte bu hadîsi işiten, hakikata vâsıl olmayan inkâra sapar. | |
| Vasl | Kavuşma | Vaslını yâdeyledikçe ağlarım,/Tâ nefes var ise kuru cismimde feryad eylerim. | |
| Visal | Kavuşma | Halbuki eşyanın kemalâtı, ezdad ile bilinir; elem olmazsa lezzet bir kemal olmaz, zulmet olmazsa ziya tahakkuk etmez, firak olmazsa visal lezzet vermez ve hâkeza? | |
| Vuslat | Kavuşma | Ubudiyet ise, onun yüzünü fenadan bekaya, halktan Hakk'a, kesretten vahdete, müntehadan mebde'e çeviren bir hayt-ı vuslat, yahut mebde' ve münteha ortasında bir nokta-i ittisaldir. | |
| Vusul | Ulaşma | O rahmetin vusulüne vesile ve o Rahman'ın dergâhında şefaatçı yap. | |
| Vav-Sad-Ye (4) | + | ||
| Tavsiye | Öneri | + | Yalnız İmam, o mektublarında tavsiye ettiği gibi çok mektublarında musırrane şunu tavsiye ediyor: |
| Vasiyet | Kişinin ölümünden sonra yapılmasını istediği şeyler; tavsiye | + | İşte kayık gibi üçyüzbinden bir ihtimal değil, belki üçbinden bir ihtimal ile bugün ölümün muhtemeldir, titre ve ağla, vasiyet et! |
| Vesaya | Tavsiyeler, vasiyetler | Mütedeyyin hekim, elbette meşru bir dairede nasihat eder ve vesayada bulunur. | |
| Vesayet | Tavsiye, yetersiz birinin malını vb. yönetme | Ey bize vesayete muhtaç çocuk nazarıyla bakan ehl-i hükûmet! | |
| Vav-Dad-Ha (8) | |||
| İttizah | Açık olma | Bunun içindir ki; bazı nususun zevahiri, ittizah-ı delil ve istînas-ı efkâr için cumhurun mu'tekadat-ı hissiyelerine imale olunmuştur. | |
| İzah | Açıklığa kavuşturmak | Birkaç işaretle başka yerlerde yani Yirmiikinci, Ondokuzuncu, Yirmialtıncı Sözlerde izah edilen birkaç mes'eleye işaret ederiz. | |
| Muvazzah | Açıklanmış | ….bu dertlere birer iksir, ilâç ve cevab-ı şâfî olan Yirmiyedinci Söz'ü bir kat daha muvazzah ve oldukça şümullü bir cevab-ı âlîyi bizlere ihsan eden … | |
| Muvazzıh | Açıklayan | ..şu risale-i kıymetdarînin hakaik-i nâmütenahîsini muvazzıh ve câmi' bir çok kelimatın vaz'ettirilmesine çalışacaktım ki, hakikat lâyıkıyla ifade edilsin. | |
| Tavazzuh | Açıklığa kavuşmak | Çünki mesail tavazzuh etmiş, herkes benim gibi bilir. | |
| Tavzih | Açıklamak | Şu Birinci Nur'un hakikatini misaller ile tavzih etsek, birkaç mücelled lâzım. | |
| Vazıh/Vâzıh | Açık, apaçık | Zât-ı Rahmanurrahîm'in delilleri ve âyineleri olan zîhayat ve insan gibi mazharlar o kadar o Zât-ı Vâcibü'l-Vücud'a delaletleri kat'î ve vâzıh ve zahirdir ki, … | |
| Vuzuh | Açıklık | Hususan o mektubun zeylinde daha ziyade vuzuh ile isbat edilmiş ki; … | |
| Vav-Dad-Ayn (7) | + | ||
| Mevzi' | Yer | Ve keza terkib ve mürekkebatta görünen intizam, o mürekkebattaki her zerrenin, lâyık mevziine konulmasıyla hasıl olmuştur. | |
| Mevzu' (Mevzuat) | Konu; uydurma hadis (Çoğul) | + | O sözü, bu mes'eleye mevzu edeceğim./…akıllarına güvenen bir kısım ehl-i ilim onların bir kısmına zaîf veya mevzu demişler. |
| Mütevazi | Alçakgönüllü | Onlardan birisi mütevazi idi. Diğeri mağrur... | |
| Tevazzu' | Konulma | …şu tabiat-ı hevaiye tevazzu' ve tecessüm edip mevcud-u haricî ve hayalden hakikat suretine girmiştir. | |
| Tevazu | Alçakgönüllülük | Sana lâyık olan şöhret değil, tevazudur, hacalettir. | |
| Vaz' | Koyma | …dem ve damarlarına karışmış derecede sabit olarak vaz' ve tesbit eyliyor. | |
| Vaziyet | Durum | Çünki nasıl merkezî bir nakış, her taraftan gelen atkı ve iplerin intizamından ve vaziyetlerinden hasıl oluyor. | |
| Vav-Tı-Ra (1) | + | ||
| Vatar | İhtiyaç | + | Öteki kaza-i vatar ettiğinden, veledinden ilme karşı açlık hissini uyandırmıyor. |
| Vav-Tı-Elif (1) | |||
| Muvatta | Üzerinden yürümesi kolaylaştırılmış (İmam Malik'in kitabı) | Selef-i müçtehidînin kitabları gibi; "Muvatta", "Fıkh-ı Ekber" gibi. | |
| Vav-Tı-Nun (3) | + | ||
| Mutavattin (Mutavattinin) | Vatan edinen (Çoğul) | Şu feza-yı vesîa sekenelerden, şu semavat-ı latîfe mutavattinînden hâlî kalsın? | |
| Tavattun | Vatan edinme | …her tarafta bulunup tavattunları; tek bir Sâni'-i Mu'ciznüma'nın taht-ı tasarrufunda olduklarını öyle bir tarzda gösteriyor ki; … | |
| Vatan | Doğup büyünen yer, yurt | Hem hakikî vatanlarına ve ebedî makam-ı saadetlerine girmeye vasıtadır. | |
| Vav-Zı-Fe (4) | |||
| Muvazzaf | Görevli | Bütün zîhayat, birer muvazzaf mesrur asker, birer müstakim memnun memurlardır. | |
| Tavzif | Görevlendirmek | Hikmeti, tavziftir. Öyle bir vazife ile memur edilerek gönderilmiştir ki; bütün terakkiyat-ı maneviye-i beşeriyenin ve bütün istidadat-ı beşeriyenin inkişaf ve inbisatları ve mahiyet-i insaniyenin bütün esma-i İlahiyeye bir âyine-i câmia olması, o vazifenin netaicindendir. | |
| Vazife | Görev | Öyle bir vazife ile memur edilerek gönderilmiştir ki; bütün terakkiyat-ı maneviye-i beşeriyenin ve bütün istidadat-ı beşeriyenin inkişaf ve inbisatları ve mahiyet-i insaniyenin bütün esma-i İlahiyeye bir âyine-i câmia olması, o vazifenin netaicindendir. | |
| Vezaif | Vazifeler | Daha bunlar gibi çok vezaif-i nübüvvet var ki, herbiri bir bürhan-ı kat'îdir ki: Uluhiyet, risaletsiz olamaz... | |
| Vav-Ayn-Be (1) | |||
| İstiab | İçine alma | …iki ceviz terazinin iki gözüne konulsa hisseder ve iki güneşi de istiab edip tartar. | |
| Vav-Ayn-Dal (5) | + | ||
| İade | Geri verme | Hem muharebe bittikten sonra size daha güzel bir surette iade edeceğim. | |
| Mevid/Mev'id | Söz | + (Söz yer ve zamanı anlamında) | Risale-i Nur mev'id-i Ahmedî (A.S.M.) ve müjde-i Haydarî (R.A.) ve beşaret ve teavün-ü Gavsî (K.S.) ve tavsiye-i Gazalî (K.S.) ve ihbar-ı Farukî (K.S.)dir. |
| Mevud/Mev'ud | Vaadedilen | + | Yine idrak ediyoruz ki; burada vazifeleri nihayet bulanlar için, ebedî mev'ud bir hayat başlıyor. |
| Vaat/Vaad/Va'd | Söz | + | Zira hulfü'l-vaad; ya cehilden, ya acizden gelir. |
| Vaid/Vaîd | Ceza sözü | + | Hulfü'l-vaîd ise ya afvdan, ya aczden gelir. |
| Vav-Ayn-Zı (3) | + | ||
| Mevize/Mev'ize | Öğüt | + | Maamafih Kur'an ne tarihtir, ne tercüme-i haldir, ne de İsa'nın (A.S.) dağda îrad ettiği mev'ize gibi bir mecmua-i eş'ardır. |
| Vaaz/Va'z | Dini öğüt | Güya vaaz suretinde câmilerde onlara bir dersim olacak. | |
| Vaiz | Nasihatçı | + | Ben o vaizliği kabul ettim, fakat maaşını terkettim. |
| Vav-Fe-Kaf (11) | + | ||
| Evfak | En uygun, çok uygun | Ve rütbe-i risalete ve vazife-i tebliğe ondan daha elyak, daha evfak hiç zaman göstermiş midir? | |
| İttifak | Söz birliği | Bütün o a'zâ ve âletlerin ibadeti ve tesbihatı ve o yüksek ücretleri, en muhtaç olduğun bir zamanda, Cennet yemişleri suretinde sana verileceğine; ehl-i zevk ve keşif ve ehl-i ihtisas ve müşahede ittifak etmişler. | |
| Muvafakat | Uygunluk | Çünki ubudiyeti ise; ona ittiba eden ümmetin ubudiyetini tazammun ettiği gibi, muvafakat sırrıyla bütün enbiyanın sırr-ı ubudiyetini tazammun eder. | |
| Muvaffak | Başarılı | Fakat maatteessüf şimdilik o arzuma tam muvaffak olamadım. | |
| Muvaffık | Yardım eden | Fakat Cenab-ı Hak, senin vazifende muvaffık ve muîndir. | |
| Muvafık | Uygun | Hakikaten mü'min Cennet'e lâyık ve kâfir Cehennem'e muvafık bir mahiyet kesbeder. | |
| Mütevafık | Birbirine uygun | Dünyada mütesanid hiçbir hanedan ve mütevafık hiçbir kabile ve münevver hiçbir cem'iyet ve cemaat yoktur ki, Âl-i Beyt'in hanedanına ve kabilesine ve cem'iyetine ve cemaatine yetişebilsin. | |
| Müttefik | İttifak eden | …ona göre verilmiş ve ona göre teçhiz edilmiş olduğuna ehl-i tahkik ve keşf müttefiktirler. | |
| Tevafuk | Uygun gelme | Öyle de, nev'-i insandan dahi makasıd-ı rububiyetine tevafuk eden … | |
| Tevfik | Uygunluğu sağlama | + | Hidayet ve tevfikı Erhamürrâhimîn'den iste... |
| Vifak | Uygunluk | + | İttifak ehl-i vifakın hakkı iken ve hilaf ehl-i nifakın lâzımı iken, neden bu hak oraya geçti ve şu haksızlık şuraya geldi? |
| Vav-Fe-Ye (6) | + | ||
| İfa | Yerine getirme | Îfa-yı vaad ise; hem bize, hem her şeye, hem kendisine, hem saltanat-ı rububiyetine pek çok lâzımdır. | |
| Müteveffa | Vefat etmiş | Ve az zaman sonra aynı isimde müteveffa Hasan Feyzi Efendi'nin Risale-i Nur'a hürmetle birinci Hasan Feyzi'ye imtisalen istikbal etmesi … | |
| Vafi | Yeter, tam | …âhirete iman ne derece kuvvetli ve kâfi ve vâfi bir hazine, bir medar-ı saadet ve lezzet, bir medar-ı istimdad, bir merci' … | |
| Vefa | Sözünde durma | Cefa sofrasında vefa bulan, mazhar-ı tecelli olandır. | |
| Vefat (Vefiyat) | Ölüm, ölme (Çoğul) | Eğer kâinattan risalet-i Muhammediye'nin (A.S.M.) nuru çıksa, gitse, kâinat vefat edecek. | |
| Vefiy | Vefalı | "Sıddık-ı vefiy bu zamanda yoktur" diyenlere karşı sizleri gösteriyorum. | |
| Vav-Kaf-Te (3) | + | ||
| Evkat | Zamanlar | …hem mevcudata serpilen ve evkata takılan kemalâtının bir ahsen-i takvimidir. | |
| Muvakkat | Geçici | Acaba şu adam inad edip, o tek lirasını bir define anahtarı hükmünde olan bir bilete vermeyip, muvakkat bir lezzet için sefahete sarfetse; … | |
| Vakt/Vakit | Zaman | + | Evet zeminde dörtyüzbin muhtelif ayrı ayrı nebatatın ve hayvanatın taifelerini, hiçbirini unutmayarak, şaşırmayarak, vakti vaktine kemal-i intizam ile hikmet ve inayet ile terbiye ve idare eden ve küre-i arzın sîmasında hâtem-i ehadiyeti vaz'eden; … |
| Vav-Kaf-Ha (1) | |||
| Vekahet | Utanmazlık | Cesaret, sehavet erkekte gayret, hamiyet, muavenete sebebdir. Karıda nüşûze, vekahete, zevc hakkına tecavüze sebeb olabilir. | |
| Vav-Kaf-Ra (3) | + | ||
| Tevkir | Hürmetle anma | Bilcümle Risaletü'n-Nur'un takdir ve tevkiri hususunda söz söyleyebilmekten kalemim âciz ve nâkıstır. | |
| Vakar | Ağırbaşlılık | + | Bir ulü'l-emr, makamında olursa ciddiyeti, vakardır; mahviyeti, zillettir. |
| Vakur | Ağırbaşlı | Üstad, hususî hayatında mütevazi, vazife başında vakurdur. | |
| Vav-Kaf-Ayn (9) | + | ||
| İka' | Meydana getirme | Belki Şems ve Kamer'in Hâlık-ı Hakîm'i, Resulünün risaletini tasdik ve davasını tenvir için hârikulâde olarak o hâdiseyi îka' etmiştir. | |
| Mevaki | Mevkiler | + | …hem mevâki'-i mübarekede, hususan mescidlerde; hem Cum'ada, hususan saat-i icabede; … |
| Mevki | Yer, konum, makam | Çünki vücudda en mühim mevki, hayat ve rahmetindir. | |
| Vaka'/Vak'a | Olay | + | Halbuki şu vak'aya dair siyer ve tarih, o vak'a ile münasebetdar küffarın adem-i vukuuna dair hiçbir şeyini nakletmemişlerdir. |
| Vakıa | Gerçi, her ne kadar | Fakat hakikata, vakıa bakılırsa ziyadelik yoktur. | |
| Vakıa | Olmuş olan şey; Sure | Amerika'da aynen bu vakıa olmuştur./ | |
| Vaki' | Olmuş | + | Öyle de farzetmek dahi, bedihî bir muhali vaki' farzetmek gibi bir hezeyandır. |
| Vuku | Meydana gelme | Ve nev'-i insanda vuku bulan ve kâinatın intizamına ve adalet ve muvazenelerine ve hüsn-ü cemaline münafî ve muhalif … | |
| Vukuat | Olaylar (genelde olumsuz) | En ehemmiyetsiz bir hizmeti, en âdi bir vukuatı zabtediyorlar. | |
| Vav-Kaf-Fe (11) | + | ||
| Evkaf | Vakıflar; Vakıflar idaresi | Medar-ı hayrettir ki, o eski zamanda Evkaf'tan beş talebenin tayinatını Van'da Eski Said kabul etmiş. | |
| Mevakıf | Durulacak yer | İşte biz de kuvvetimize göre onun berahinini bir derece tefsir için birkaç makasıd ve mevakıfına işaret edeceğiz. | |
| Mevkuf | Tutuklu | + | Denizli Hapishanesinde tecrid-i mutlak ve haps-i münferidde mevkuf Said Nursî |
| Mütevakkıf | Bağlı | Şu maksadların husulü ise, iki şeye mütevakkıftır: | |
| Tevakkuf | Durma, duraksama | Bazı eğri büğrü hududlarda meyve ve faidelerin yerini tanır görür, bilir gibi durur, tevakkuf eder. | |
| Tevkif | Durdurma; tutuklama | Çünki bir dakika, tesadüf birisini tevkif etse, mihverinden çıkmasına sebebiyet verir, başkaları ile müsademe etmesine yol açar./Yine Afyon mahkemesinde, bir Nur talebesi hakkında tevkif kararı veriliyor, fakat adliye bulamaz. | |
| Vakfe | Durak | Bu mektubunuzdaki sual ile ve en son yazılmış olan Otuzikinci Söz ile münasebet ve müşabehet nevinden bu defaki arîza-i cevabiyem üç vakfeli oldu. | |
| Vakf/Vakıf | Vermek, bağlamak | Bu cümleden olarak, Müslümanların refah ve saadeti için, bütün ömür dakikalarını sırf iman hizmetine vakf ve hasretmek ve ihlasa tam muvaffak olmak için, … | |
| Vakıf/Vâkıf | Haberdar | Hem ümem-i salifenin vekayiine ve hâdisat-ı âlemin ahvaline vâkıf olanları hurafattan ve yalandan kurtarıp, hakikî hâdisat-ı maziyeyi ve nurlu olan vekayi-i âlemi onlara ders verdi. | |
| Vakıf | Herkesin faydalanmasına açık mal | Yok, mîrî malı değil, belki vakıf malıdır, sahibsizdir. | |
| Vukuf | Bilme, öğrenmiş olma | Denizli mahkemesi, ehl-i vukuf raporunda: "Evet, Said Nursî'de bir enerji vardır, fakat bu enerjisini, tarîkat veya bir cem'iyet kurmakta sarfetmemiş, Kur'an hakikatlarını beyan ve dine hizmete sarfettiği kanaatına varılmıştır." denilmektedir. | |
| Vav-Kaf-Ye (8) | + | ||
| İttika | Günahtan sakınma | Evet ittika, imana tâbidir. Yani ittika, iman olduktan sonra husule gelir. | |
| Müttaki/Muttaki | Takvalı | + | O iki nefer ise, biri feraiz-i diniyesini bilen ve işleyen ve kebairi terk ve günahları işlememek için nefis ve şeytanla mücahede eden müttaki müslümandır. |
| Taki | Takvalı | + | Kur'an bütün beşerin tabakatına hitab ve deva olduğu için, zeki gabî, takî şakî, zâhid gayr-ı zâhid, bütün insan tabakaları şu hitab-ı İlahiyeye mazhar ve bu eczahane-i Rahmaniyeden ilâç almaya hakları vardır. |
| Takke/Takiyye | Erkeklerin namaz başlığı | Otuz-kırk kadar Risale-i Nur talebelerini "Câmiye gitmiyorsunuz, takiyye (takke) giyiyorsunuz, tarîkat dersi veriyorsunuz." diye mahkemeye sevketmişlerdi. | |
| Takiyye | Bağlı olduğu mezhebi gizleme | Şîa ıstılahınca takiyye etmiş; yani onlardan korkmuş, riyakârlık etmiş. | |
| Takva | Yasaklananlardan sakınma | + | Takva, menhiyattan ve günahlardan içtinab etmek; ve amel-i sâlih, emir dairesinde hareket ve hayrat kazanmaktır. |
| Tevakki | Korunma | Ve nizamsız iştibaktan tevakki ve maânî-i müteselsileden tederrüc lâzımdır. | |
| Vikaye | Koruma | Şerefini kırmıyor, belki vikaye ediyor. | |
| Vav-Kef-Elif (1) | + | ||
| Tekke/Tekye | Zikir/ders için toplanılan yer | İşte Hoca-i Kâinat olan Fahr-i Âlem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın kudsî medresesi ve tekyesi olan Suffe'nin demirbaş bir mühim talebesi ve müridi … | |
| Vav-Kef-Be (1) | |||
| Mevkib | Kafile | …ve zaman-ı müstakbel kendi vukuat ve fünunun etvar-ı müdakkikane ile onun mevkib-i ikbalini istikbal ve lisan-ı hakîmane ile irşadatına teşekkür; … | |
| Vav-Kef-Lam (9) | + | ||
| Müekkel (Aslı müvekkel) | Görevlendirilmiş | Meselâ, hamele-i arş ve yer ve göklerin melaike-i müekkelleri ve sair bir kısım melekler hakkında Muhbir-i Sadık'ın tasvir ettiği, … | |
| Mütevekkil | Tevekkül eden | + | Ben de o dersimi aldım. Nefsimle beraber "Evet evet, doğrudur." deyip mütevekkilane "Hasbünallahü ve ni'melvekil" dedim. |
| Müvekkil | Vekil tayin eden | Filhakika müvekkilim, bütün milletle beraber istibdada karşı mücadele etmiş, hürriyet ve demokrasinin tesisine çalışmış ve bu hususta husule gelen muvaffakıyetten dolayı da memnun olmuştur. | |
| Tevekkeltü | Allah'a tevekkül ettim | + | "Tevekkeltü alallah" der, sefine-i hayatta kemal-i emniyetle hâdisatın dağlarvari dalgaları içinde seyran eder. |
| Tevekkül | İşini Allah'a ısmarlamak | Fakat yanlış anlama. Tevekkül, esbabı bütün bütün reddetmek değildir. | |
| Tevkil | Vekil kılma | Padişah eğer âciz olmazsa, surî olduğu gibi, manevî cihetinde de iktidarı olsa; o vakit ferik, müşir, mülazım gibi eşhası tevkil etmez. | |
| Vekalet | Vekillik | Şimdi burada olmadığı için, Hulusi'ye vekalet ettiğim gibi, ona da vekaleten derim ki: | |
| Vekil | Başkasının yerine hareket eden; Bakan; Esma | + | Bütün ehl-i dalaletin vekili olan nefis ve şeytanla ilk müsademe,…/15 Haziran 1944'de Denizli hapsinden beraet ile tahliyeden sonra Heyet-i Vekile kararıyla Emirdağı'nda ikamete memur edilen … |
| Vükela | Vekiller | Hattâ Amerika'nın esbak Reis-i Cumhuru Wilson ve İngilizlerin esbak Reis-i Vükelası Loid George gibi çoklar var ki, mutaassıb birer papaz hükmünde dindar oldular. | |
| Vav-Lam-Dal (14) | + | ||
| Evlad | Çocuklar | + | O kadar sevdiğin mal ve evlâd ve perestiş ettiğin nefis ve heva ve meftun olduğun gençlik ve hayat zayi' olup kaybolacak, senin elinden çıkacaklar. |
| Mevalid | Çıkan, yaratılan; mevlidler | …bütün anasır-ı arziye, onun emrine musahhar ve bütün mevalid-i türabiye, onun hükmüne bakar. | |
| Mevlid/Mevlüd/Mevlit/Mevlüt | Doğum yeri; Peygamberimizin doğumundan bahseden şiir | + (Mevlüd: doğurulan anlamında) | Çünki veladete pek yakın bir zamanda, kıblesi ve mevlidi ve sevgili vatanı olan Kâ'be-i Mükerreme, gaybî ve hârika bir surette Ebrehe'nin tahribinden kurtulmuştur./Cennet'ten getirilen Burak'a dair, Mevlid yazan Süleyman Efendi hazîn bir aşk macerasını beyan ediyor. |
| Milad/Milat | Hz. İsa'nın doğumunu başlangıç alan takvim | İskender-i Rumî ise, miladdan takriben üçyüz sene evvel gelmiş, Aristo'dan ders almış. | |
| Mütevellid | Doüan, ileri gelen | Bu hayvanlar isyanımızdan mütevellid olan başımıza gelecek felâketleri lisan-ı halleriyle haber verdiklerini yazıyorlar da biz anlamıyoruz diyerek taaccüb ediyorlar. | |
| Müvellid | Doğuran, meydana getiren | …hayatın levazımatını yetiştiren ve zîhayatı emziren ve masnuat-ı İlahiyenin nescine, nakşına menşe ve müvellid ve beşik olan hava, su, ziya, toprak unsurlarına işarettir. | |
| Tevellüd | Doğma | Fakat eğer lüzumsuz tekrar ede ede müstekar bir hale gelse, o vakit hakikî bir nevi şübhe, ondan tevellüd edebilir. | |
| Tevlid | Doğurma, meydana getirme | Çünki hareket harareti, hararet kuvveti, kuvvet cazibeyi zahiren tevlid eder gibi bir âdet-i İlahiye, bir kanun-u Rabbanîdir. | |
| Valid | Baba | + | Veled, validi iktiza eder. |
| Valide | Anne | + | Neden fedakâr, yüksek bir şefkatı taşıyan vâlide; bu zamanda veledinin malından irsiyet almasından mahrum edildi? |
| Valideyn | Anne-baba | Demek vâlideyn ve veled ortasında fıtraten sebeb-i münakaşa yok. | |
| Veled | Çocuk | + | Demek vâlideyn ve veled ortasında fıtraten sebeb-i münakaşa yok. |
| Viladet/Veladet | Doğma | Viladet-i Peygamberiyeye (A.S.M.) yakın bir vakitte Kâ'be'yi tahrib etmeğe gelen Ebrehe askerinin başlarına Ebabil kuşlarının elleriyle taşların yağması ve viladet gecesinde Kâ'be'deki sanemlerin baş aşağı düşmesi … | |
| Yelda | Uzun (Arapça aynı kökten gelir, Farsça üzerinden Türkçeye geçmiştir) | Biri, zulmet-i yelda; biri, bir necm-i zehra; biri, bir semm-i murdar; biri, bir sırr-ı serdar. | |
| Vav-Lam-He (1) | |||
| Veleh | Hayret | …sırf nefy-i Sâni' farazından çıkan bir ızdırar ile veleh-resan-ı efkâr olan kudret-i ezeliyenin âsâr-ı bahiresinin tabiattan sudûru tahayyül edilmiş. | |
| Vav-Lam-Ye (13) | + | ||
| Evla | Daha iyi | + | Hattâ bir dereceye varır ki, o adam amelin daha evlâsını ararken, harama düşer. |
| Evliya | Veliler; idareci | Meselâ, dairelerin reisleri şu temsilde enbiya ve evliyaya işarettir./Ey evliya-i umûr! Tevfik isterseniz, kavanin-i âdetullah'a tevfik-i hareket ediniz. | |
| İstila | Kaplama, ele geçirme | Çünki madem hayat, âlem-i şehadetin ziyasıdır ve istila ediyor ve vücudun neticesi ve gayesidir ve Hâlık-ı Kâinat'ın en câmi' âyinesidir ve faaliyet-i Rabbaniyenin en mükemmel enmuzeci ve fihristesidir. | |
| Mevla (Mevlana) | Her şeyin sahibi Allah; Efendi (Efendimiz anlamında olup bazı büyük zatlar için kullanılır) | + | …onlardan ellerini çekip hizmet-i Mevlâ için el bağlayıp … |
| Mevlevi | Hz. Mevlana'nın tarikatına mensup olan | …baştan aşağıya kadar gayelerle, hikmetlerle müzeyyen, mücehhez olduklarını gördüğün ve gayet âlî gayeler içinde kemal-i intizam ile meczub mevlevî gibi devredip döndürmesini bildiğin halde,… | |
| Molla | Alim, hoca, medrese talebesi (Mevla kelimesinden bozularak) | Molla Said'de küçük yaşta görülen bu izzet, nefse muhabbetten gelmiyordu.
Tarihçe-i Hayat - 30 | |
| Müstevli | Düşman | Medeniyet müstemir, müstevli vehmeyledi. | |
| Mütevali | Aralıksız devam eden | Şu mütevali vekayi-i müsbete biz âciz hizmetçilere vazife-i aslîmizde ayrıca nazar-ı dikkati celbettiğine muttali olduktan sonra, … | |
| Tevali | Aralıksız devam etme | Tâ onun feyzi böyle hârika suretinde üstünüzde tevali ve devam etsin. | |
| Velayet (Velayat) | Velilik (Çoğul) | + (yönetmek anlamında) | Velayet-i kübra ise; veraset-i nübüvvet yoluyla, tasavvuf berzahına girmeden, doğrudan doğruya hakikata yol açmaktır. |
| Vali | Vilayet veya eyaletin en üst yöneticisi | + (yardım eden anlamında) | Çünki bir köyde iki müdür, bir şehirde iki vali, bir memlekette iki padişah bulunsa, karıştırır. |
| Veli | Allah dostu | + | …bütün münevver kalblerin kutubları olan veliler … |
| Vilayet | İl | …Amerika'da beş saat bütün makineleri durdurmuş ve Kastamonu vilayeti cevvinde ve havasında semayı kızartmış, yangın suretini vermiş… | |
| Vav-He-Be (5) | + | ||
| Mevhib (Mevhibe) | Allah'ın hediyesi | …belki bir mevhibe-i İlahiye olan o esrar, hâlis bir niyet ile ve dünyadan ve huzuzat-ı nefsaniyeden tecerrüd etmek vesilesiyle o feyizler gelebilir. | |
| Mevhub (Mevhube) | Verilmiş, bağışlanmış | Mehasinin hep mevhubedir; seyyiatın meksûbedir. | |
| Vahib | Veren, bağışlayan | Vâhibü'l-Hayat'a arz-ı ubudiyetlerini bilerek müşahede etmek, tefekkür ile görüp şehadetle göstermektir…. | |
| Vehbi | Allah vergisi | İşte birinci suret sırf vehbîdir, kesbî değil; incizabdır, cezb-i Rahmanîdir ve mahbubiyettir. | |
| Vehhab | Çok bağışlayan Allah | + | İşte saltanat-ı uluhiyet Rahman, Rezzak, Vehhab, Hallak, Fa'al, Kerim, Rahîm gibi pek çok esma-i mukaddeseyi hakikî olarak iktiza ediyor. |
| Vav-He-Cim (1) | + | ||
| Vehhac | Işık saçan | + | Belâgatta olan, esrara bir misbah-ı vehhacdır |
| Vav-He-Mim (9) | |||
| Evham | Vehimler | Daha bunun gibi çok elîm, ezici, dehşetli evham, küfründen ve dalaletinden neş'et edip, onu manen tazib eder. | |
| İtham/İttiham | Suçlama (Aslı ittiham olup itham şekli de yaygınlaşmıştır) | Rezzak-ı Hakikî'yi ittiham etmek derecesinde derd-i maişete dalıp, feraizi terk ve maişet yolunda rastgelen günahları işleyen fâsık-ı hâsirdir. | |
| Mevhum | Aslı olmayan | Onun ile muhit sıfatlara bir hadd-i mevhum vaz'eder. | |
| Mütevehhim | Tevehhüm edilen | Orduda toplu olmayıp müteferrik olduklarından, bizdeki ekseriyet ve kuvvet-i hissiyat, mazarrat-ı mütevehhimeye karşı sed çeker. | |
| Müttehem | İttiham edilmiş | Vazifenizde müttehem olup, ehl-i dalaletin nazarında, sizden ve sizin mesleğinizden yüz derece aşağı olan, din ile dünyayı kazanmak ve ilm-i hakikatla maişeti temin etmek, tama' ve hırs yolunda rekabet etmek gibi müdhiş ittihamlara maruz kalıyorsunuz. | |
| Tevehhüm | Evkamlanma | Bâtınındaki çirkinlikler, zahirine aksetmiş olmalı ki, gülmeyi ağlamak, terhisatı soymak ve talan etmek tevehhüm etmişsin. | |
| Töhmet | Suç isnad etme | Her hususta mübalağadan son derecede tevakki ve hatta tarafgirlik töhmetine maruz olmaktan ihtirazen, bir çok malûmatı ihmal ettiğime kàriîn emin olabilirler. | |
| Vehham | Evhamlı | Ey vesveseli vehham! Muhakkak bir maslahat, mazarrat-ı mevhume için feda edilmez. | |
| Vehim/Vehm | Boş kuruntu | Elhamdülillah, yüzbin defa şükür olsun ki; vehim ve heva tahakkümünden, nefis ve heves esaretinden kurtulup, daimî hapis ve zindandan halâs oldum ve inandım ki: … | |
| Vav-He-Ye (1) | + | ||
| Vahi (Vahiye) | Manasız, zayıf | + | İşte eğer saadet-i ebediye olmazsa, şu esaslı nizam, bir suret-i zaîfe-i vâhiyeden ibaret kalır. |
| Vav-Ye-Lam (2) | + | ||
| Vaveyla | Çığlık | Yoksa o merhametli muhterem babalar ve fedakâr şefkatli analar, öyle bir vaveylâ-yı ruhî ve bir dağdağa-i kalbî çekeceklerdi ki, dünya onlara me'yusane bir zindan ve hayat işkenceli bir azab olurdu. | |
| Veyl | Yazıklar olsun | + | Veyl o kimseye ki, şu beş vecihten bir hissesi olmaya... |