Tı (ط) Kök Harfi İle Başlayan Kelimeler: Revizyonlar arasındaki fark
Gezinti kısmına atla
Arama kısmına atla
k Turker, Kategori:Tı (ط) sayfasını Tı (ط) Kök Harfi İle Başlayan Kelimeler sayfasına yönlendirme olmaksızın taşıdı |
Değişiklik özeti yok |
||
| (Aynı kullanıcının aradaki diğer 4 değişikliği gösterilmiyor) | |||
| 1. satır: | 1. satır: | ||
[[Kategori:Arapça Kök | [[Kategori:Risale-i Nur'da Geçen Arapça Kökenli Kelimeler]] | ||
Tı ({{Arabi|ط}}) ile başlayan Arapça | ''Önceki Harf: [[Dad (ض) Kök Harfi İle Başlayan Kelimeler|Dad ({{Arabi|ض}})]] ← [[:Kategori:Risale-i Nur'da Geçen Arapça Kökenli Kelimeler|Arapça Kökenli Kelimeler Ana Sayfası]] → [[Zı (ظ) Kök Harfi İle Başlayan Kelimeler|Zı ({{Arabi|ظ}})]]: Sonraki Harf'' | ||
Bu sayfada Bediüzzaman'ın eserlerinde geçen ve Tı ({{Arabi|ط}}) kök harfi ile başlayan Arapça kelimeler listelenmiştir. | |||
{|class="wikitable" | |||
|+İlk Kök Harfe Göre Kelime Sayısı | |||
!Arapça Harf | |||
!Türkçe Okunuşu | |||
!2 Harfli Kelime Sayısı | |||
!3 Harfli Kök Sayısı | |||
!3 Kök Harfli Kelime Sayısı | |||
!4 Harfli Kök Sayısı | |||
!4 Kök Harfli Kelime Sayısı | |||
!Risalelerdeki Toplam Kök Sayısı | |||
!Kur'an'daki Toplam Kök Sayısı | |||
!Kur'an'daki Köklerden Risalelerde Geçenlerin Sayısı | |||
!Risalelerdeki Toplam Kelime Sayısı | |||
!Kur'an'daki Toplam Kelime Sayısı | |||
!Kur'an'daki Kelimelerden Risalelerde Geçenlerin Sayısı | |||
|- | |||
|align=center|{{Arabi|ط}} | |||
|align=center|Tı | |||
|align=center|- | |||
|align=center|35 | |||
|align=center|128 | |||
|align=center|4 | |||
|align=center|6 | |||
|align=center|39 | |||
|align=center|37 | |||
|align=center|28 | |||
|align=center|'''134''' | |||
|align=center|110 | |||
|align=center|'''38''' | |||
|-} | |||
{|class="wikitable" | |||
|+ | |||
!Kelime | |||
!Anlamı | |||
!Kur'an'da<br />Geçiyor mu? | |||
!Örnek Cümle | |||
|- | |||
|'''Tı-Be-Be (3)''' | |||
| | |||
| | |||
| | |||
|- | |||
|Etibba | |||
|Doktorlar | |||
| | |||
|Eğer her bir zerrede hükemâ şuuru, etibbâ hikmeti, hükkâmın siyaseti bulunduğunu ve her bir zerre de sair zerratla vasıtasız muhabere ettiğini itikad edersen, belki nefsini kandırıp o muhali de itikad edebilirsin. | |||
|- | |||
|Tabib/Tabip | |||
|Doktor | |||
| | |||
|Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul; sonra başkasının şifasına çalış.' | |||
|- | |||
|Tıp/Tıb | |||
|Hekimlik (ilmi) | |||
| | |||
|Diğer birisine zararsız menfaat verir; tıbben ona sünnettir. | |||
|- | |||
|'''Tı-Be-Hı (2)''' | |||
| | |||
| | |||
| | |||
|- | |||
|Matbah | |||
|Mutfak | |||
| | |||
|Hem, nimetlerinin matbahlarına vasıl edecek yollarda sülûk etmekle seni istimal eder. | |||
|- | |||
|Tabbah | |||
|Aşçı, pişirici | |||
| | |||
|İşte kudret tabbahına (pişirici) bak gör;… | |||
|- | |||
|'''Tı-Be-Ayn (10)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|İntıba'/İntiba' | |||
|Görüş, etki | |||
| | |||
|Türlü türlü avazlarla, çeşit çeşit terennümatla kalblere hüzünleri ve Rabbânî aşkları intiba ettirmekle kalbleri, ruhları, nuranî âlemlere götürür,… | |||
|- | |||
|Matbaa | |||
|Kitap basan makine | |||
| | |||
|Haydi, farz-ı muhal olarak, tabiata bir matbaa nazarıyla baktık. | |||
|- | |||
|Matbu' | |||
|Basılmış | |||
| | |||
|Herkesin hoşuna gittiği için, matbu nüshaları kalmamış. | |||
|- | |||
|Matbuat | |||
|Basın | |||
| | |||
|Risale-i Nur, bu mübarek vatanın mânevî bir halâskârı olmak cihetiyle; şimdi iki dehşetli mânevî belâyı def'etmek için matbuat âlemi ile tezahüre başlamak, ders vermek zamanı geldi veya gelecek gibidir zannederim. | |||
|- | |||
|Tab' | |||
|Kitap basma; karakter | |||
| | |||
|Tab' olunan Âyetü'l-Kübrâ risalesinin beş yüz matbu nüshaları da tab' edenlere verilecek mi, merak ediyorum. | |||
|- | |||
|Tabi'/Tâbi' | |||
|(Matbaada) basan | |||
| | |||
|Tabiat dedikleri şey, bir matbaadır, tâbi' değildir. Tâbi', ancak kudrettir. | |||
|- | |||
|Tabiat | |||
|Adetullah kanunları; karakter | |||
| | |||
|Tabiat dedikleri şey, bir matbaadır, tâbi' değildir. Tâbi', ancak kudrettir. | |||
|- | |||
|Tabii/Tabiî/Tabî | |||
|Tabiatı (yaratılış) gereği, yapmacak olmayan | |||
| | |||
|O illet ise, esbab-ı tabiiye değildir. | |||
|- | |||
|Tabiiyyat/Tabi'iyyat | |||
|Doğa İlimleri | |||
| | |||
|…ve fünûn-u cedidenin tahsilini elzem gördüğünden tarih, coğrafya, riyaziyat, tabî'iyyât, mevalid, felsefe fenlerini az bir zaman zarfında elde etti. | |||
|- | |||
|Tabiiyyun | |||
|Tabiatçılar, tabiatta hakiki tesir var zannedenler | |||
| | |||
|Yine kör tabiat ve serseri felsefe lisanıyla, tabiiyyunun dedikleri gibi der ki: | |||
|- | |||
|'''Tı-Be-Kaf (8)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|İntibak | |||
|Uygun olma | |||
| | |||
|…ve âlemdeki meylü'l-istikmalin dalı hükmünde olan insandaki meylü't-terakkinin semeresi hükmünde olan kamet-i nâmiye-i istidad-ı insanîsine intibak etmeyen,… | |||
|- | |||
|Muntabık | |||
|Uygun | |||
| | |||
|Şeriatın {{Arabi|اَلْقَاتِلُ لاَ يَرِثُ}} düstur-u âdilânesi, şeriat-ı fıtriye olan kavanin-i kadere muntabıktır ki, tarik-i gayr-ı meşru ile bir maksadı takip eden, maksudunun zıddıyla ceza görüyor. | |||
|- | |||
|Mutabakat | |||
|Uygunluk | |||
| | |||
|Vâkıa mutabakatı görünmez, müteşabih hükmüne geçer. | |||
|- | |||
|Mutabık | |||
|Uygun | |||
| | |||
|Hattâ ehl-i kelâmın reyleri, hiss-i umumîye ve tearüf-ü âmme mutabık olduktan sonra, vakıa mutabık olmasa bile onların müddeâsına zarar vermez ve tekzibe de müstehak olmazlar. | |||
|- | |||
|Tabaka (Tabakat) | |||
|Kat, derece | |||
| | |||
|Ve hâkezâ, yedi manzumat ve yedi tabaka birbirine muhalif bulunması, his ve hads ile derk olunur. | |||
|- | |||
|Tetabuk | |||
|Uyma | |||
| | |||
|Büyük Hafız Ali'nin Nazif'le tevafuku ve tetabuku, yalnız bir iki cihetle değil, çok cihetlerle mabeynlerinde tevafuk var. | |||
|- | |||
|Tatbik | |||
|Uygulama | |||
| | |||
|Çünkü, bir muamele-i şer'iyeye tatbik-i amel ettiğin vakit, bir nevi huzur veriyor, bir nevi ibadet oluyor, uhrevî çok meyveler veriyor. | |||
|- | |||
|Tıpkı | |||
|Aynısı, aynen | |||
| | |||
|Zira beşeriyetin bugünkü hali, tıpkı İslâmdan evvelki insan cemiyetlerinin acıklı halidir. | |||
|- | |||
|'''Tı-Be-Lam (3)''' | |||
| | |||
| | |||
| | |||
|- | |||
|Davul | |||
|Vurmalı çalgı | |||
| | |||
|Hem tekbir ve tehlil ile mesrurâne ahz-ı asker için bir davul, bir musiki sesi işitiyor. | |||
|- | |||
|Tabla | |||
|Masa, tezgah | |||
| | |||
|Birinci Sözde denildiği gibi, bir padişahın matbahından bir tablacının getirdiği taamlar bir fiyat ister. | |||
|- | |||
|Tavla | |||
|At ahırı (Oyun olan tavla Yunancadan gelir) | |||
| | |||
|Bir tavla kapıcısı ve bir fabrika yasakçısı nerede, hazine-i hassa-i rahmet nâzırı nerede? | |||
|- | |||
|'''Tı-Ra-Ha (1)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Tarh | |||
|Çıkarma | |||
| | |||
|…rivayet-i meşhureyle zaman-ı Âdem'den tâ kıyâmete kadar, eyyam-ı şer'iye ile tâbir edilen yedi bin seneden, fetret-i mutlakanın zamanı tarh edildikten sonra… | |||
|- | |||
|'''Tı-Ra-Dal (4)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Ittırad | |||
|Ahenk, düzenlilik | |||
| | |||
|Makàsıd ve gayatta muvazenet, ıttırad, fıtrat desâtirine mutabakat, ittihad, tamam müraat etmiş, hıfz eylemiş mizanı. | |||
|- | |||
|Tard | |||
|Kovma | |||
| | |||
|Evine gittiğin zaman bir siyah şahıs gölge göreceksin. O şeytandır. Onu hanenden çıkar, tard et. | |||
|- | |||
|Matrud | |||
|Kovulmuş | |||
| | |||
|Bu sefillik, bu hisset-i nefs, beni matrud eder. | |||
|- | |||
|Muttarid | |||
|Muntazam devam eden | |||
| | |||
|Her bir tavrın öyle kavânin-i mahsusa, ve öyle nizâmât-ı muayyene, ve öyle harekât-ı muttaridesi vardır ki; cam gibi altında kasd, irade, ihtiyar, hikmetin cilvelerini gösterir. | |||
|- | |||
|'''Tı-Ra-Ra (1)''' | |||
| | |||
| | |||
| | |||
|- | |||
|Turra | |||
|Tuğra, mühür | |||
| | |||
|Sikkemiz bir, turramız bir, Rabbimize müsebbihiz, zikrederiz âbidâne | |||
|- | |||
|'''Tı-Ra-Ze (1)''' | |||
| | |||
| | |||
| | |||
|- | |||
|Tarz | |||
|Usul, yol | |||
| | |||
|Bu zamana kadar hiçbir kitapta emsali bulunmayan bir tarz-ı beyan ve ifadeyle hakikatleri ispat ediyorlar. | |||
|- | |||
|'''Tı-Ra-Fe (5)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Etraf | |||
|Taraflar | |||
| | |||
|İşte, diyanet silsilesine itaat etmeyen silsile-i felsefe ki, bir şecere-i zakkum suretini alıp şirk ve dalâlet zulümatını etrafına dağıtır. | |||
|- | |||
|Taraf (Bitaraf, Bertaraf) | |||
|Yön, cihet, uç | |||
|align=center|+ | |||
|Bir zaman, bu garazkârâne tarafgirlik neticesi olarak gördüm ki, mütedeyyin bir ehl-i ilim, fikr-i siyasîsine muhalif bir âlim-i salihi, tekfir derecesinde tezyif etti. | |||
|- | |||
|Tarafeyn | |||
|İki taraf | |||
| | |||
|Hem tesavî-i tarafeyn olan imkân itibarıyla mütevazinü't-tarafeyndir. | |||
|- | |||
|Tarfet/Tarf | |||
|Göz açık kapama | |||
|align=center|+ | |||
|Elbette, elektrik gibi, binler nuranî hizmetkârlarının temsil ettikleri hikmet-i İlâhiyenin muntazam kanunları dairesinde, haşr-i âzam tarfetü'l-aynda vücuda gelebilir. | |||
|- | |||
|Turfanda | |||
|Yeni çıkan (Kökü kesin değil) | |||
| | |||
|…her zikir ve tesbih, bütün mânâsının tabakatını turfanda ve taravetli ve taze ve genç bir surette ifade ettiği gibi,… | |||
|- | |||
|'''Tı-Ra-Kaf (5)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Tarık | |||
|Sure adı; gece ortaya çokan | |||
|align=center|+ | |||
|Evet, vesvese-i sârık, bâvehim şüphe-i târık, ne haddi var ki o mârık girebilsin bu bârık kasra. | |||
|- | |||
|Tarik | |||
|Yol | |||
|align=center|+ | |||
|CENÂB-I HAKKA vâsıl olacak tarikler pek çoktur. | |||
|- | |||
|Tarikat/Tarikah | |||
|Tasavvuf; gidişat | |||
|align=center|+ | |||
|Tasavvuf, tarikat, velâyet, seyr ü sülûk namları altında şirin, nuranî, neş'eli, ruhanî bir hakikat-i kudsiye vardır ki, o hakikat-i kudsiyeyi ilân eden, ders veren, tavsif eden binler cilt kitap, ehl-i zevk ve keşfin muhakkikleri yazmışlar, o hakikati ümmete ve bize söylemişler. | |||
|- | |||
|Tarraka | |||
|Gümbürtü (Sadece Türkçe'de mevcut) | |||
| | |||
|Bir zaman sonra Harb-i Umumînin tarraka ve gürültüsüyle uyandı. | |||
|- | |||
|Turuk | |||
|Yollar | |||
| | |||
| Bütün ukalâ, turuk-u tabirde ihtilâflarıyla beraber melâikenin mânâ ve hakikatinin vücuduna icmâ-ı mânevî ile ittifak etmişlerdir. | |||
|- | |||
|'''Tı-Ra-Vav (1)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Taravet | |||
|Taze | |||
| | |||
|Şu kelâmın öyle bir halâveti ve tarâveti var ki, kelâm-ı beşere benzemez. | |||
|- | |||
|'''Tı-Ayn-Mim (4)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Etime/Et'ime | |||
|Yiyecekler | |||
| | |||
|Bütün onları, feyiz ve rahmetinden, et'ime-i lezize ile doldurur. | |||
|- | |||
|İtam/İt'am | |||
|Yedirme | |||
|align=center|+ | |||
|Ben sizi ibadet için halk etmişim, Bana rızık vermek ve it'âm etmek için değil | |||
|- | |||
|Matumat/Mat'umat | |||
|Yiyecekler | |||
| | |||
|…vücuduna şehadet eden; ve zîruhların medar-ı şefkat ve rahmet ve inâyet olabilen cihazatı ve mat'ûmâtı ve nimetleri adedince rahmetini gösteren deliller, şahitler,… | |||
|- | |||
|Taam | |||
|Yiyecek | |||
|align=center|+ | |||
|Evet, hüsün elbette bir âşık ister. Taam ise aç olana verilir. | |||
|- | |||
|'''Tı-Ayn-Nun (1)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Taun | |||
|Bulaşıcı hastalık | |||
| | |||
|Maddiyyunluk bir tâun-u mânevî; beşere de tutturdu şu müthiş bir sıtmayı. | |||
|- | |||
|'''Tı-Ğayn-Ye (3)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Taği/Tagi | |||
|Azgın | |||
| | |||
|Sizin nefis ve şeytanlarınız benim nefis ve şeytanımdan daha âsi, daha tâği, daha şakî değiller. | |||
|- | |||
|Tagut/Tağut | |||
|İlahlık iddiasında bulunan | |||
|align=center|+ | |||
|Fakat o tâğutu kasten veya bizzat nazar-ı ehemmiyete alanlar, Nemrut ve Firavun olurlar. | |||
|- | |||
|Tuğyan | |||
|Azgınlık | |||
|align=center|+ | |||
|1344'te, nev-i insan içinde Firavunâne emsalsiz bir tuğyan, bir inkâr çıkacak. | |||
|- | |||
|'''Tı-Fe-Elif (5)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|İtfa' | |||
|Söndürme | |||
| | |||
|Hattâ hakikat-i hali bilmeyen bir kısım ehl-i siyaseti telâşa sevk ettiler ve bu itfâ suikastine karşı tenvir vazifesini tam îfa ettiklerinden,… | |||
|- | |||
|İtfaiye | |||
|Yangın söndürücüler | |||
| | |||
|…çok büyük ve çok dehşetli bir belâ olan komünizm gibi azîm yangında itfaiye vazifesini üzerine alan Risale-i Nur,… | |||
|- | |||
|İntıfa' | |||
|Yok olma, sönme | |||
| | |||
|Nasraniyet ya intıfa veya ıstıfa ile terk-i silâh edecektir. | |||
|- | |||
|Mutfi | |||
|Söndürücü | |||
| | |||
|…bu azîm yangında itfaiye vazifesini üzerine alan Risale-i Nur'a ve Risale-i Nur'un günün en büyük mutfîsi,… | |||
|- | |||
|Müntefi' | |||
|Sönen | |||
| | |||
|Zira âmm, bir hâssın intifasıyla müntefi değildir. | |||
|- | |||
|'''Tı-Fe-Ra (1)''' | |||
| | |||
| | |||
| | |||
|- | |||
|Tafra | |||
|Böbürlenme | |||
| | |||
|Kelâmın selâseti ise; bir derece hissiyattan tafralık ve iştibâk etmemek ve tabiatı taklit ve harice temessül ve mesîl‑i garazda sedâd ve maksat ve müstakarrın temeyyüzüdür. | |||
|- | |||
|'''Tı-Fe-Fe (1)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Mutaffifin | |||
|Alışverişte hile yapanlar; sure adı | |||
|align=center|+ | |||
|Cüz'iyatı o madene ircâ ve teferruatı o menbaa ilhak etmeyen, Kur'ân'ın ifâ-i hakkında mutaffifînden oluyor. | |||
|- | |||
|'''Tı-Fe-Lam (4)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Etfal | |||
|Çocuklar | |||
|align=center|+ | |||
|Sonra, o âlem-i hayvânât içinde, etfal ve yavruların zaaf ve acz ve ihtiyaç içinde çırpındıkları, hazin ve herkesi rikkate getirecek bir karanlık içinde diğer bir âlemi gördüm. | |||
|- | |||
|Tıfl/Tıfıl | |||
|Çocuk | |||
| | |||
|Nihayetsiz şekillere, karışıklıklara rağmen Bismillâh ile açılan Risaletü'n-Nur kapısından girince, tıfıl iken "Ümmetî" diyen Şefîini ciddi sevmek, yani sünnet-i seniyesine ittiba eylemenin muaccel mükâfatı olarak buluyor. | |||
|- | |||
|Tufeyli | |||
|Parazit | |||
| | |||
|Yoksa, tufeylî olarak izinsiz tefsir, şeriat kitaplarına girmiş emirlerde hüccet değildir. | |||
|- | |||
|Tufuliyet | |||
|Çocukluk, küçüklük (devri) | |||
| | |||
|Eski zaman peygamberleri ümmetlerine Kur'ân gibi izahat vermediklerinin sebebi, o devirler beşerin bedeviyet ve tufûliyet devri olmasıdır. | |||
|- | |||
|'''Tı-Kaf-Tı-Kaf (1)''' | |||
| | |||
| | |||
| | |||
|- | |||
|Taktaka/Tıktıka | |||
|Tak tak sesi (çıkarma) | |||
| | |||
|Dinle, havadaki demdeme, kuşlardaki civcive, yağmurdaki zemzeme, denizdeki gamgama, ra'dlardaki rakraka, taşlardaki tıktıka birer mânidar nevaz. | |||
|- | |||
|'''Tı-Lam-Be (7)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Matlab/Matlap | |||
|İstek | |||
| | |||
|Bu âyetin nassıyla gösteriyor ki, o matlab-ı âlânın yolu Habibullaha ittibâdır ve Sünnet-i Seniyyesine iktidâdır. | |||
|- | |||
|Matlup/Matlub | |||
|Talep edilen | |||
|align=center|+ | |||
|Matlup olan vücub-u vücud ve vahdet o dairenin merkezindedir. | |||
|- | |||
|Metalib | |||
|İstekler | |||
| | |||
|Çok risalelerde beyan etmişiz ki, insanın fıtratında hadsiz bir acz ve nihayetsiz bir fakr bulunmakla beraber, hadsiz a'dâsı ve nihayetsiz metalibi vardır. | |||
|- | |||
|Talep/Talep | |||
|İsteme | |||
|align=center|+ | |||
|Halbuki aşk ücret ister ve mukabele talep eder. | |||
|- | |||
|Talebe | |||
|Öğrenci | |||
| | |||
|Talebeliğin hassası ve şartı şudur ki: Sözleri kendi malı ve telifi gibi hissedip sahip çıksın ve en mühim vazife-i hayatiyesini onun neşir ve hizmeti bilsin. | |||
|- | |||
|Talib/Talip | |||
|İstekli | |||
|align=center|+ | |||
|Ey talib-i hakikat! Madem hakta ittifak, ehakta ihtilâftır. | |||
|- | |||
|Tullab | |||
|Talebeler | |||
| | |||
|…kardeşlikte takip ettikleri hat ve hareket bir, ve daha pek ziyade birbirine benzeyen tullâb-ı Nuraniyenin bu harika hallerini de ayrıca bir tevafukat-ı gaybiye sırasında görüyorum. | |||
|- | |||
|'''Tı-Lam-Sin (1)''' | |||
| | |||
| | |||
| | |||
|- | |||
|Atlas | |||
|Kalın ipekli kumaş; okyanus | |||
| | |||
|Hünerdir ki, yaprak atlas, toprak elmas olmalı. | |||
|- | |||
|'''Tı-Lam-Sin-Mim (1)''' | |||
| | |||
| | |||
| | |||
|- | |||
|Tılsım | |||
|Hazineye ulaşmak için çözülmesi gereken şey (Aslı Eski Yunancadan) | |||
| | |||
|Sebebi ise, Risale-i Nur, yüze yakın din tılsımlarını ve hakaik-i Kur'âniye muammâlarını hal ve keşfetmiştir ki, her bir tılsımın bilinmemesinden, çok insanlar şübehata ve şükûke düşüp, tereddütlerden kurtulmayıp, bazan imanını kaybederdi. | |||
|- | |||
|'''Tı-Lam-Ayn (9)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Ittıla' | |||
|Haberdar olma | |||
| | |||
|Bütün kâinata hükmeden birisi var ki, en küçük işlerime ıttılaı var ve bilir. | |||
|- | |||
|Matla' | |||
|Doğuş yeri | |||
|align=center|+ | |||
|Maahaza, Hicaz matla'ıyla matla'ları bir olan yerlerde, o gece yollarda bulunan kervan ve kafilelerden naklen, inşikakın vukua geldiği hakkında çok rivayetler vardır. | |||
|- | |||
|Metali | |||
|Doğuş yerleri | |||
| | |||
|İşte bu sır içindir ki, hem âni, hem gece, hem vakt-i gaflet, hem ihtilâf-ı metâli, sis ve bulut gibi sair mevânii perde ederek umum âleme gösterilmedi veyahut tarihlere geçirilmedi. | |||
|- | |||
|Muttali' | |||
|Haberdar | |||
| | |||
|Hakikat-i hale muttali olmak güçtür, dindeki yüsre münafidir. | |||
|- | |||
|Mütalaa/Mutalaa | |||
|Tetkit etme, okuma | |||
| | |||
|Risaleyi mütalâa ederken, Hazret-i Mevlânâ'nın tercüme-i halinde şu fıkrayı gördüm: | |||
|- | |||
|Mütali' | |||
|Mütalaa eden | |||
|align=center|+ | |||
|Bu cümlelerin mabeynini raptedecek olan mukaddematı, Türkçe bilmediğim için mütaliînin fikirlerine havale ediyorum. | |||
|- | |||
|Talih/Tali' | |||
|Kısmet, kader | |||
| | |||
|Ve tâli' ve taht ve baht-ı İslâmın anahtarı da meşrutiyetteki şûrâdır. | |||
|- | |||
|Tulu' | |||
|Doğma | |||
|align=center|+ | |||
|Amma güneşin mağripten tulûu ise, bedahet derecesinde bir alâmet-i kıyamettir. | |||
|- | |||
|Tuluat | |||
|Kalbe doğan manalar | |||
| | |||
|Bir miktardır ki, tulûat-ı kalbiye tevakkuf etmiş, hafıza kamçısı kırılmış. | |||
|- | |||
|'''Tı-Lam-Kaf (6)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Itlak (Alelıtlak) | |||
|Sınır koymama | |||
| | |||
|Amma, ıtlak ve ihâta ve nihayetsizliğin vahdete şehadetleri ise, o dahi Sirâcü'n-Nur risalelerinde tafsilen zikredilmiş. | |||
|- | |||
|Mutlak (Mutlaka) | |||
|Sınır konulmamış | |||
| | |||
| Çünkü bizde o derece ince ve nazik ve mükemmel bir intizam var ki, eğer bize hükmeden bir Hakîm-i Mutlak ve Kadîr-i Mutlak ve Alîm-i Mutlak olmazsa intizamımız bozulur, nizamımız karışır. | |||
|- | |||
|Mutlaka | |||
|Kesinlikle | |||
| | |||
|Mutlaka her hareket ve hizmette maddî bir ücret ve şahsî menfaatler mülâhaza etmek, Türkün millî tarihinin şeref ve haysiyeti ile kabil-i telif olamaz. | |||
|- | |||
|Talak | |||
|Boşanma., Sure adı | |||
|align=center|+ | |||
|Tatlik etse, talâkı vaki olur. Bir cinayet etse, ceza görür. | |||
|- | |||
|Talakat | |||
|Dil açıklığı ve düzgünlüğü | |||
| | |||
|…ikinci yüzüyle de şuunat-ı İlahiyeye âyinedarlık ettiğini emsali nâ-mesbuk bir talâkat-ı lisan ile ifade ediyor ki… | |||
|- | |||
|Tatlik | |||
|Boşama | |||
| | |||
|Tatlik etse, talâkı vaki olur. Bir cinayet etse, ceza görür. | |||
|- | |||
|'''Tı-Mim-Elif-Nun/Tı-Mim-Nun (3)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|İtmi'nan/İtminan | |||
|Tatmin olma | |||
| | |||
|Çünkü itmi'nân-ı vicdan ve istirahat-i kalb, onun envârıyla olur. | |||
|- | |||
|Mutmain | |||
|Tatmin olmuş | |||
|align=center|+ | |||
|Fakat bazan olur ki, nefs-i emmâre, ya levvâmeye veya mutmainneye inkılâp eder, fakat silâhlarını ve cihâzâtını âsâba devreder. | |||
|- | |||
|Tatmin | |||
|Doyurma | |||
| | |||
|Bir hizmetkârı tatmin etmeyen şu dünya, sultan-ı ruhu nasıl tatmin edebilir? | |||
|- | |||
|'''Tı-Mim-Ayn (1)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Tama'/Tamah | |||
|Açgözlülük | |||
| | |||
|Tama' ve hırs cihetiyle, ehl-i hidayeti hizmet-i Kur'âniyeden vazgeçirmelerine karşı, gayet parlak ve kat'i bir cevapla reddedilir | |||
|- | |||
|'''Tı-Mim-Nun''' (Bkz. '''Tı-Mim-Elif-Nun''') | |||
| | |||
| | |||
| | |||
|- | |||
|'''Tı-Nun-Be (1)''' | |||
| | |||
| | |||
| | |||
|- | |||
|Itnab/İtnab | |||
|Sözü uzatma | |||
| | |||
|Şu cümle-i âliyenin itnâbında bir îcâz-ı i'câzî var. | |||
|- | |||
|'''Tı-Nun-Tı-Nun (1)''' | |||
| | |||
| | |||
| | |||
|- | |||
|Tantana | |||
|Gürültü, vızıltı | |||
| | |||
|Sivrisinek tantanasını kesse, balarısı demdemesini bozsa, sizin şevkiniz hiç bozulmasın, hiç teessüf etmeyiniz. | |||
|- | |||
|'''Tı-Nun-Nun (1)''' | |||
| | |||
| | |||
| | |||
|- | |||
|Tanin | |||
|Çınlama | |||
| | |||
|Ölmüş olan hissiyat ve âmâl ve müyülât-ı âliye-i milliyemizi ve ahlâk-ı hasene-i İslâmiyemizi bu küre-i arz denilen, cezbe tutmuş mevlevî gibi meczup cevvâlin simâhında tanin-endâz ve umum milleti sürur ile bir garip ihtizaza getiren sadâ-yı hürriyet ve adalet nefh-i sûr-u İsrafil gibi hayatlandırıyor. | |||
|- | |||
|'''Tı-He-Ra (7)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Mutahhar | |||
|Temizlenmiş | |||
|align=center|+ | |||
|Kezalik, şeriat-ı mutahharanın ve ittihad-ı Muhammedînin ism-i mukaddesi ki, fırkaların ağrâz-ı şahsiye ve hilâf-ı şeriat ile ektikleri tohum-u fesadı bir milyon fişek havaya atıldığı… | |||
|- | |||
|Mutahhir | |||
|Temizleyen | |||
|align=center|+ | |||
|… Huriler ve dünyadan gelen ehl-i Cennet zevcelerinin tahirliklerini, yani dünyadaki hayz ve nifas gibi hallerinden temiz kalmalarını muhafaza altına alan, tahir bulunduran bir mutahhir, bir temizleyici vardır (ki o da Kudretinin tecellisidir.) | |||
|- | |||
|Taharet | |||
|Temizlik | |||
| | |||
|Bak, nasıl ki namazın edeb-i nezihanesinin vesilesi olan zâhirî taharete, batnın bâtınındaki necaset tesir etmez. | |||
|- | |||
|Tahir (Tahire, Tahirat) | |||
|Temiz | |||
| | |||
|Eğer buraya kadar kalben çıkmış isen, maksadın hakâikını görmek istersen, hazır ol! Tahir ol! | |||
|- | |||
|Tahur | |||
|Temiz | |||
|align=center|+ | |||
|Ey serab-ı gururu, şarab-ı tahur zanneden Said-i hodfuruş! | |||
|- | |||
|Tetahhur | |||
|Temizlenme | |||
| | |||
|Binaenaleyh, dünya kadınları da Cennete girdikten sonra, bir tetahhur ve tasfiye ve tasaykul ameliyatıyla, güzellikte hurilerin derecelerine çıkacaklarına delâlet eder. | |||
|- | |||
|Tathir | |||
|Temizleme | |||
|align=center|+ | |||
|Şu makamda tezkiyesi ve tathiri şudur ki: | |||
|- | |||
|'''Tı-Vav-Ra (3)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Etvar | |||
|Tavırlar | |||
|align=center|+ | |||
|Nasıl ki Peygamberimiz (a.s.m.), mu'cizâtından ve hasâisinden başka, ef'al ve ahval ve etvârında beşeriyette kalıp, beşer gibi âdet-i İlâhiyeye ve evâmir-i tekviniyesine münkad ve mutî olmuş. | |||
|- | |||
|Tavır/Tavr | |||
|Hal | |||
| | |||
|Cenâb-ı Hakkın ef'âli birbirine münasip, âsârı birbirine müşâbih, esmâsı birbirine ayine ve mâkes, sıfâtı birbirine mütedahil, şuûnatı memzuc ise de, herbirisi için hususî bir tavır, bir hal vardır ki, maksud-u bizzat o hususî tavırdır. | |||
|- | |||
|Tur | |||
|Sure adı; dağ | |||
|align=center|+ | |||
|Nur şehri olan Tûr'da o dem Hazret-i Mûsa/Esrâr-ı kelâm hep çözülüp buldu tecellâ. | |||
|- | |||
|'''Tı-Vav-Se (2)''' | |||
| | |||
| | |||
| | |||
|- | |||
|Tavus | |||
|Bir kuş | |||
| | |||
|Tavus kuşu gibi pek güzel bir kuş, yumurtadan çıkar, tekâmül eder, semâlarda tayarana başlar. | |||
|- | |||
|Tas | |||
|Kap | |||
| | |||
|…artık ona günde bir tas çorba, bir bardak su ve bir parça ekmek kâfi gelebilir…. | |||
|- | |||
|'''Tı-Vav-Ayn (6)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|İstitaa | |||
|Güç yetirme | |||
| | |||
|…Risaletü'n-Nur, Mektubatü'n-Nur'un mütalâası, tahrir edilmesi, başkalara neşir ve tebliğe alâ-kadri'l-istitâa çalışılması gibi | |||
|- | |||
|İtaat | |||
|Uyma, boyun eğme | |||
| | |||
|Altıncı temsil: İtaat sırrını gösterir. | |||
|- | |||
|Muta | |||
|Kendisine itaat edilen | |||
|align=center|+ | |||
|Müslümanların lahm u demlerine karışmış olan din-i İslâm, onların hissiyat ve efkârında müessir ve vicdanlarında sultan-ı muta olduğundan… | |||
|- | |||
|Mutavaat | |||
|Boyun eğme | |||
| | |||
|Yine aziz ve müşfik Üstadımın emirlerine mutâvaatla, bildiğiniz veçhile herbirisi bir türlü letâfet ve belâgat ve celâdette ve çok kolaylıkla… | |||
|- | |||
|Muti' | |||
|Boyun eğen | |||
| | |||
|Nasıl ki Peygamberimiz (a.s.m.), mu'cizâtından ve hasâisinden başka, ef'al ve ahval ve etvârında beşeriyette kalıp, beşer gibi âdet-i İlâhiyeye ve evâmir-i tekviniyesine münkad ve mutî olmuş. | |||
|- | |||
|Taat | |||
|İtaat etme | |||
|align=center|+ | |||
|Taat ise, cemaatle daha efdal ve daha ahsendir. | |||
|- | |||
|'''Tı-Vav-Fe (4)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Taife/Tayfa | |||
|İnsan gurubu | |||
|align=center|+ | |||
|Ehl-i iman âhiret hemşirelerim olan kadınlar taifesi ile bir muhaveredir | |||
|- | |||
|Tavaf | |||
|Dönme | |||
| | |||
|Sizler emniyet-i mutlaka içinde Kâbe'yi tavaf edeceksiniz. | |||
|- | |||
|Tavaif | |||
|Taifeler | |||
| | |||
|Aynen öyle de, heyet-i içtimaiye-i İslâmiye büyük bir ordudur; kabâil ve tavâife inkısam edilmiş. | |||
|- | |||
|Tufan | |||
|Büyük su baskını | |||
|align=center|+ | |||
|…kısa birkaç cümleyle Tufan hadise-i azîmesini netâiciyle öyle îcazkârâne ve mucizâne beyan ediyor ki, çok ehl-i belâğati, belâğatine secde ettirmiş. | |||
|- | |||
|'''Tı-Vav-Kaf (2)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Takat/Takah | |||
|Güç | |||
|align=center|+ | |||
|Ne yazmaya, ne söylemeye tâkatim kalmadı. | |||
|- | |||
|Tavk | |||
|Güç | |||
| | |||
|İnsaf edersen, bu ise yalnız o zamanın insanlarının değil, belki nev-i beşerin tavk-ı haricinde göreceksin. | |||
|- | |||
|'''Tı-Vav-Lam (4)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Tatvil | |||
|Uzatma | |||
| | |||
|Münafıklar hakkında itnabı, yani tatvili icap ettiren birkaç nükte vardır: | |||
|- | |||
|Tavil | |||
|Uzun | |||
|align=center|+ | |||
|Meselâ, kinâî misallerinden, "Fülânün tavîlü'n-necad" denilir. Yani, "kılıcının kayışı, bendi uzundur." | |||
|- | |||
|Tetavul/Tetavül | |||
|Uzanma | |||
| | |||
|Ger pencere kamet-i kıymetinden yüksekse, tekebbürle tetâvül edecek, Uzanacak. | |||
|- | |||
|Tul | |||
|Uzun(luk) | |||
|align=center|+ (Güç anlamında) | |||
|Evet, ihlâsı zedeleyen ve riyâya ve dünyaya sevk eden tûl-i emel olduğu gibi, riyâdan nefret veren ve ihlâsı kazandıran, rabıta-i mevttir. | |||
|- | |||
|'''Tı-Vav-Ye (2)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Matvi | |||
|Dürülü | |||
|align=center|+ | |||
|Ve keza, bir hadîse göre, Cehennem matvîdir, yani bükülmüştür, yani tam açık değildir. | |||
|- | |||
|Tayy | |||
|Aşma, atlama | |||
|align=center|+ (Dürme anlamında) | |||
|Velâyet, kurbiyet merâtibinde sülûktür; çok merâtibin tayyına ve bir derece zamana muhtaçtır. | |||
|- | |||
|'''Tı-Ye-Be (3)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Tatyib | |||
|İyi davranma, hoş etme | |||
| | |||
|…ve mahzun olan kalbine tesellî vermek ve gamnâk ruhunu tatyib etmek; | |||
|- | |||
|Tayyib (Tayyibe, Tayyibat) | |||
|İyi, hoş | |||
|align=center|+ | |||
|Evet, ervâh-ı tayyibe, revâyih-i tayyibeyi sever. | |||
|- | |||
|Tuba | |||
|Cennet ağacı | |||
|align=center|+ | |||
|…ve o haşmetli şecere-i tûbânın bir çekirdeği olan şahsiyet-i beşeriyetini ve bidayetteki vaziyet-i insaniyesini ara sıra nazara almasıdır. | |||
|- | |||
|'''Tı-Ye-Ra (5)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Tayeran | |||
|Uçma, uçuş | |||
| | |||
|…seyr ü seyahat eden insanlarla hayvânat ve tuyur gibi, semâvî saraylar olan yıldızlar ve ulvî memleketleri olan burçlarda gezmek ve tayeran etmek için, o memleketin sekeneleri olan meleklerine kanat veren Zât-ı Zülcelâl, elbette herşeye kadîr olmak lâzım gelir. | |||
|- | |||
|Tayyar | |||
|Uçan | |||
| | |||
|Güya tayyar olan ruh-u mücerredi, zaman ve mekân-ı muayyenin kayıtlarını kırmış ve hudud-u maziye ve müstakbeleyi çiğnemiş, her tarafını görerek bize söylemiş ve göstermiştir. | |||
|- | |||
|Tayyare | |||
|Uçak | |||
| | |||
|Hem araba, hem gemi, hem şimendifer, hem tayyare bulunur. | |||
|- | |||
|Tayr | |||
|Kuş | |||
|align=center|+ | |||
|Evet, bir bahr-i müsebbih olan şu semâvâtın kelimat-ı tesbihiyesi güneşler, aylar, yıldızlar olduğu gibi, bir tayr-ı müsebbih ve hâmid olan şu zeminin dahi elfâz-ı tahmidiyesi hayvanlar, nebatlar ve ağaçlardır. | |||
|- | |||
|Tuyur | |||
|Kuşlar | |||
| | |||
|…yerin şehirleri ve memleketleri içinde Fâtırın verdiği cihazat ve kanatlarıyla seyr ü seyahat eden insanlarla hayvânat ve tuyur gibi, semâvî saraylar olan yıldızlar ve ulvî memleketleri olan burçlarda gezmek ve tayeran etmek için,… | |||
|- | |||
|'''Tı-Ye-Nun (2)''' | |||
| | |||
|align=center|'''+''' | |||
| | |||
|- | |||
|Tin | |||
|Sure adı | |||
|align=center|+ | |||
|Tenvirü'l-Mikbas tefsirinin gösterdiği adede binaen Sure-i Yunus'un kesri dokuz, Kehf'ın on, İsra'nın on bir, Hûd'un on iki, Mü'minûn'un on dokuz, Maide yirmi, Alak'ın nısf-ı evveli yirmi bir, El-Kadr yirmi iki, Nahl yirmi sekiz, Tevbe otuz, Tîn elli, El-Karia elli iki ve hâkeza... | |||
|- | |||
|Tinet/Tıynet | |||
|Yaratılış | |||
| | |||
|Tıynetleri pis, sıhhatlerinin madeni hasta, hayat menbaları ölmüş, vesaire gibi rezaletleriyle terzil edilmişlerdir. | |||
|-} | |||
12.10, 14 Ağustos 2026 itibarı ile sayfanın şu anki hâli
Önceki Harf: Dad (ض) ← Arapça Kökenli Kelimeler Ana Sayfası → Zı (ظ): Sonraki Harf
Bu sayfada Bediüzzaman'ın eserlerinde geçen ve Tı (ط) kök harfi ile başlayan Arapça kelimeler listelenmiştir.
| Arapça Harf | Türkçe Okunuşu | 2 Harfli Kelime Sayısı | 3 Harfli Kök Sayısı | 3 Kök Harfli Kelime Sayısı | 4 Harfli Kök Sayısı | 4 Kök Harfli Kelime Sayısı | Risalelerdeki Toplam Kök Sayısı | Kur'an'daki Toplam Kök Sayısı | Kur'an'daki Köklerden Risalelerde Geçenlerin Sayısı | Risalelerdeki Toplam Kelime Sayısı | Kur'an'daki Toplam Kelime Sayısı | Kur'an'daki Kelimelerden Risalelerde Geçenlerin Sayısı |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| ط | Tı | - | 35 | 128 | 4 | 6 | 39 | 37 | 28 | 134 | 110 | 38 |
| Kelime | Anlamı | Kur'an'da Geçiyor mu? |
Örnek Cümle |
|---|---|---|---|
| Tı-Be-Be (3) | |||
| Etibba | Doktorlar | Eğer her bir zerrede hükemâ şuuru, etibbâ hikmeti, hükkâmın siyaseti bulunduğunu ve her bir zerre de sair zerratla vasıtasız muhabere ettiğini itikad edersen, belki nefsini kandırıp o muhali de itikad edebilirsin. | |
| Tabib/Tabip | Doktor | Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul; sonra başkasının şifasına çalış.' | |
| Tıp/Tıb | Hekimlik (ilmi) | Diğer birisine zararsız menfaat verir; tıbben ona sünnettir. | |
| Tı-Be-Hı (2) | |||
| Matbah | Mutfak | Hem, nimetlerinin matbahlarına vasıl edecek yollarda sülûk etmekle seni istimal eder. | |
| Tabbah | Aşçı, pişirici | İşte kudret tabbahına (pişirici) bak gör;… | |
| Tı-Be-Ayn (10) | + | ||
| İntıba'/İntiba' | Görüş, etki | Türlü türlü avazlarla, çeşit çeşit terennümatla kalblere hüzünleri ve Rabbânî aşkları intiba ettirmekle kalbleri, ruhları, nuranî âlemlere götürür,… | |
| Matbaa | Kitap basan makine | Haydi, farz-ı muhal olarak, tabiata bir matbaa nazarıyla baktık. | |
| Matbu' | Basılmış | Herkesin hoşuna gittiği için, matbu nüshaları kalmamış. | |
| Matbuat | Basın | Risale-i Nur, bu mübarek vatanın mânevî bir halâskârı olmak cihetiyle; şimdi iki dehşetli mânevî belâyı def'etmek için matbuat âlemi ile tezahüre başlamak, ders vermek zamanı geldi veya gelecek gibidir zannederim. | |
| Tab' | Kitap basma; karakter | Tab' olunan Âyetü'l-Kübrâ risalesinin beş yüz matbu nüshaları da tab' edenlere verilecek mi, merak ediyorum. | |
| Tabi'/Tâbi' | (Matbaada) basan | Tabiat dedikleri şey, bir matbaadır, tâbi' değildir. Tâbi', ancak kudrettir. | |
| Tabiat | Adetullah kanunları; karakter | Tabiat dedikleri şey, bir matbaadır, tâbi' değildir. Tâbi', ancak kudrettir. | |
| Tabii/Tabiî/Tabî | Tabiatı (yaratılış) gereği, yapmacak olmayan | O illet ise, esbab-ı tabiiye değildir. | |
| Tabiiyyat/Tabi'iyyat | Doğa İlimleri | …ve fünûn-u cedidenin tahsilini elzem gördüğünden tarih, coğrafya, riyaziyat, tabî'iyyât, mevalid, felsefe fenlerini az bir zaman zarfında elde etti. | |
| Tabiiyyun | Tabiatçılar, tabiatta hakiki tesir var zannedenler | Yine kör tabiat ve serseri felsefe lisanıyla, tabiiyyunun dedikleri gibi der ki: | |
| Tı-Be-Kaf (8) | + | ||
| İntibak | Uygun olma | …ve âlemdeki meylü'l-istikmalin dalı hükmünde olan insandaki meylü't-terakkinin semeresi hükmünde olan kamet-i nâmiye-i istidad-ı insanîsine intibak etmeyen,… | |
| Muntabık | Uygun | Şeriatın اَلْقَاتِلُ لاَ يَرِثُ düstur-u âdilânesi, şeriat-ı fıtriye olan kavanin-i kadere muntabıktır ki, tarik-i gayr-ı meşru ile bir maksadı takip eden, maksudunun zıddıyla ceza görüyor. | |
| Mutabakat | Uygunluk | Vâkıa mutabakatı görünmez, müteşabih hükmüne geçer. | |
| Mutabık | Uygun | Hattâ ehl-i kelâmın reyleri, hiss-i umumîye ve tearüf-ü âmme mutabık olduktan sonra, vakıa mutabık olmasa bile onların müddeâsına zarar vermez ve tekzibe de müstehak olmazlar. | |
| Tabaka (Tabakat) | Kat, derece | Ve hâkezâ, yedi manzumat ve yedi tabaka birbirine muhalif bulunması, his ve hads ile derk olunur. | |
| Tetabuk | Uyma | Büyük Hafız Ali'nin Nazif'le tevafuku ve tetabuku, yalnız bir iki cihetle değil, çok cihetlerle mabeynlerinde tevafuk var. | |
| Tatbik | Uygulama | Çünkü, bir muamele-i şer'iyeye tatbik-i amel ettiğin vakit, bir nevi huzur veriyor, bir nevi ibadet oluyor, uhrevî çok meyveler veriyor. | |
| Tıpkı | Aynısı, aynen | Zira beşeriyetin bugünkü hali, tıpkı İslâmdan evvelki insan cemiyetlerinin acıklı halidir. | |
| Tı-Be-Lam (3) | |||
| Davul | Vurmalı çalgı | Hem tekbir ve tehlil ile mesrurâne ahz-ı asker için bir davul, bir musiki sesi işitiyor. | |
| Tabla | Masa, tezgah | Birinci Sözde denildiği gibi, bir padişahın matbahından bir tablacının getirdiği taamlar bir fiyat ister. | |
| Tavla | At ahırı (Oyun olan tavla Yunancadan gelir) | Bir tavla kapıcısı ve bir fabrika yasakçısı nerede, hazine-i hassa-i rahmet nâzırı nerede? | |
| Tı-Ra-Ha (1) | + | ||
| Tarh | Çıkarma | …rivayet-i meşhureyle zaman-ı Âdem'den tâ kıyâmete kadar, eyyam-ı şer'iye ile tâbir edilen yedi bin seneden, fetret-i mutlakanın zamanı tarh edildikten sonra… | |
| Tı-Ra-Dal (4) | + | ||
| Ittırad | Ahenk, düzenlilik | Makàsıd ve gayatta muvazenet, ıttırad, fıtrat desâtirine mutabakat, ittihad, tamam müraat etmiş, hıfz eylemiş mizanı. | |
| Tard | Kovma | Evine gittiğin zaman bir siyah şahıs gölge göreceksin. O şeytandır. Onu hanenden çıkar, tard et. | |
| Matrud | Kovulmuş | Bu sefillik, bu hisset-i nefs, beni matrud eder. | |
| Muttarid | Muntazam devam eden | Her bir tavrın öyle kavânin-i mahsusa, ve öyle nizâmât-ı muayyene, ve öyle harekât-ı muttaridesi vardır ki; cam gibi altında kasd, irade, ihtiyar, hikmetin cilvelerini gösterir. | |
| Tı-Ra-Ra (1) | |||
| Turra | Tuğra, mühür | Sikkemiz bir, turramız bir, Rabbimize müsebbihiz, zikrederiz âbidâne | |
| Tı-Ra-Ze (1) | |||
| Tarz | Usul, yol | Bu zamana kadar hiçbir kitapta emsali bulunmayan bir tarz-ı beyan ve ifadeyle hakikatleri ispat ediyorlar. | |
| Tı-Ra-Fe (5) | + | ||
| Etraf | Taraflar | İşte, diyanet silsilesine itaat etmeyen silsile-i felsefe ki, bir şecere-i zakkum suretini alıp şirk ve dalâlet zulümatını etrafına dağıtır. | |
| Taraf (Bitaraf, Bertaraf) | Yön, cihet, uç | + | Bir zaman, bu garazkârâne tarafgirlik neticesi olarak gördüm ki, mütedeyyin bir ehl-i ilim, fikr-i siyasîsine muhalif bir âlim-i salihi, tekfir derecesinde tezyif etti. |
| Tarafeyn | İki taraf | Hem tesavî-i tarafeyn olan imkân itibarıyla mütevazinü't-tarafeyndir. | |
| Tarfet/Tarf | Göz açık kapama | + | Elbette, elektrik gibi, binler nuranî hizmetkârlarının temsil ettikleri hikmet-i İlâhiyenin muntazam kanunları dairesinde, haşr-i âzam tarfetü'l-aynda vücuda gelebilir. |
| Turfanda | Yeni çıkan (Kökü kesin değil) | …her zikir ve tesbih, bütün mânâsının tabakatını turfanda ve taravetli ve taze ve genç bir surette ifade ettiği gibi,… | |
| Tı-Ra-Kaf (5) | + | ||
| Tarık | Sure adı; gece ortaya çokan | + | Evet, vesvese-i sârık, bâvehim şüphe-i târık, ne haddi var ki o mârık girebilsin bu bârık kasra. |
| Tarik | Yol | + | CENÂB-I HAKKA vâsıl olacak tarikler pek çoktur. |
| Tarikat/Tarikah | Tasavvuf; gidişat | + | Tasavvuf, tarikat, velâyet, seyr ü sülûk namları altında şirin, nuranî, neş'eli, ruhanî bir hakikat-i kudsiye vardır ki, o hakikat-i kudsiyeyi ilân eden, ders veren, tavsif eden binler cilt kitap, ehl-i zevk ve keşfin muhakkikleri yazmışlar, o hakikati ümmete ve bize söylemişler. |
| Tarraka | Gümbürtü (Sadece Türkçe'de mevcut) | Bir zaman sonra Harb-i Umumînin tarraka ve gürültüsüyle uyandı. | |
| Turuk | Yollar | Bütün ukalâ, turuk-u tabirde ihtilâflarıyla beraber melâikenin mânâ ve hakikatinin vücuduna icmâ-ı mânevî ile ittifak etmişlerdir. | |
| Tı-Ra-Vav (1) | + | ||
| Taravet | Taze | Şu kelâmın öyle bir halâveti ve tarâveti var ki, kelâm-ı beşere benzemez. | |
| Tı-Ayn-Mim (4) | + | ||
| Etime/Et'ime | Yiyecekler | Bütün onları, feyiz ve rahmetinden, et'ime-i lezize ile doldurur. | |
| İtam/İt'am | Yedirme | + | Ben sizi ibadet için halk etmişim, Bana rızık vermek ve it'âm etmek için değil |
| Matumat/Mat'umat | Yiyecekler | …vücuduna şehadet eden; ve zîruhların medar-ı şefkat ve rahmet ve inâyet olabilen cihazatı ve mat'ûmâtı ve nimetleri adedince rahmetini gösteren deliller, şahitler,… | |
| Taam | Yiyecek | + | Evet, hüsün elbette bir âşık ister. Taam ise aç olana verilir. |
| Tı-Ayn-Nun (1) | + | ||
| Taun | Bulaşıcı hastalık | Maddiyyunluk bir tâun-u mânevî; beşere de tutturdu şu müthiş bir sıtmayı. | |
| Tı-Ğayn-Ye (3) | + | ||
| Taği/Tagi | Azgın | Sizin nefis ve şeytanlarınız benim nefis ve şeytanımdan daha âsi, daha tâği, daha şakî değiller. | |
| Tagut/Tağut | İlahlık iddiasında bulunan | + | Fakat o tâğutu kasten veya bizzat nazar-ı ehemmiyete alanlar, Nemrut ve Firavun olurlar. |
| Tuğyan | Azgınlık | + | 1344'te, nev-i insan içinde Firavunâne emsalsiz bir tuğyan, bir inkâr çıkacak. |
| Tı-Fe-Elif (5) | + | ||
| İtfa' | Söndürme | Hattâ hakikat-i hali bilmeyen bir kısım ehl-i siyaseti telâşa sevk ettiler ve bu itfâ suikastine karşı tenvir vazifesini tam îfa ettiklerinden,… | |
| İtfaiye | Yangın söndürücüler | …çok büyük ve çok dehşetli bir belâ olan komünizm gibi azîm yangında itfaiye vazifesini üzerine alan Risale-i Nur,… | |
| İntıfa' | Yok olma, sönme | Nasraniyet ya intıfa veya ıstıfa ile terk-i silâh edecektir. | |
| Mutfi | Söndürücü | …bu azîm yangında itfaiye vazifesini üzerine alan Risale-i Nur'a ve Risale-i Nur'un günün en büyük mutfîsi,… | |
| Müntefi' | Sönen | Zira âmm, bir hâssın intifasıyla müntefi değildir. | |
| Tı-Fe-Ra (1) | |||
| Tafra | Böbürlenme | Kelâmın selâseti ise; bir derece hissiyattan tafralık ve iştibâk etmemek ve tabiatı taklit ve harice temessül ve mesîl‑i garazda sedâd ve maksat ve müstakarrın temeyyüzüdür. | |
| Tı-Fe-Fe (1) | + | ||
| Mutaffifin | Alışverişte hile yapanlar; sure adı | + | Cüz'iyatı o madene ircâ ve teferruatı o menbaa ilhak etmeyen, Kur'ân'ın ifâ-i hakkında mutaffifînden oluyor. |
| Tı-Fe-Lam (4) | + | ||
| Etfal | Çocuklar | + | Sonra, o âlem-i hayvânât içinde, etfal ve yavruların zaaf ve acz ve ihtiyaç içinde çırpındıkları, hazin ve herkesi rikkate getirecek bir karanlık içinde diğer bir âlemi gördüm. |
| Tıfl/Tıfıl | Çocuk | Nihayetsiz şekillere, karışıklıklara rağmen Bismillâh ile açılan Risaletü'n-Nur kapısından girince, tıfıl iken "Ümmetî" diyen Şefîini ciddi sevmek, yani sünnet-i seniyesine ittiba eylemenin muaccel mükâfatı olarak buluyor. | |
| Tufeyli | Parazit | Yoksa, tufeylî olarak izinsiz tefsir, şeriat kitaplarına girmiş emirlerde hüccet değildir. | |
| Tufuliyet | Çocukluk, küçüklük (devri) | Eski zaman peygamberleri ümmetlerine Kur'ân gibi izahat vermediklerinin sebebi, o devirler beşerin bedeviyet ve tufûliyet devri olmasıdır. | |
| Tı-Kaf-Tı-Kaf (1) | |||
| Taktaka/Tıktıka | Tak tak sesi (çıkarma) | Dinle, havadaki demdeme, kuşlardaki civcive, yağmurdaki zemzeme, denizdeki gamgama, ra'dlardaki rakraka, taşlardaki tıktıka birer mânidar nevaz. | |
| Tı-Lam-Be (7) | + | ||
| Matlab/Matlap | İstek | Bu âyetin nassıyla gösteriyor ki, o matlab-ı âlânın yolu Habibullaha ittibâdır ve Sünnet-i Seniyyesine iktidâdır. | |
| Matlup/Matlub | Talep edilen | + | Matlup olan vücub-u vücud ve vahdet o dairenin merkezindedir. |
| Metalib | İstekler | Çok risalelerde beyan etmişiz ki, insanın fıtratında hadsiz bir acz ve nihayetsiz bir fakr bulunmakla beraber, hadsiz a'dâsı ve nihayetsiz metalibi vardır. | |
| Talep/Talep | İsteme | + | Halbuki aşk ücret ister ve mukabele talep eder. |
| Talebe | Öğrenci | Talebeliğin hassası ve şartı şudur ki: Sözleri kendi malı ve telifi gibi hissedip sahip çıksın ve en mühim vazife-i hayatiyesini onun neşir ve hizmeti bilsin. | |
| Talib/Talip | İstekli | + | Ey talib-i hakikat! Madem hakta ittifak, ehakta ihtilâftır. |
| Tullab | Talebeler | …kardeşlikte takip ettikleri hat ve hareket bir, ve daha pek ziyade birbirine benzeyen tullâb-ı Nuraniyenin bu harika hallerini de ayrıca bir tevafukat-ı gaybiye sırasında görüyorum. | |
| Tı-Lam-Sin (1) | |||
| Atlas | Kalın ipekli kumaş; okyanus | Hünerdir ki, yaprak atlas, toprak elmas olmalı. | |
| Tı-Lam-Sin-Mim (1) | |||
| Tılsım | Hazineye ulaşmak için çözülmesi gereken şey (Aslı Eski Yunancadan) | Sebebi ise, Risale-i Nur, yüze yakın din tılsımlarını ve hakaik-i Kur'âniye muammâlarını hal ve keşfetmiştir ki, her bir tılsımın bilinmemesinden, çok insanlar şübehata ve şükûke düşüp, tereddütlerden kurtulmayıp, bazan imanını kaybederdi. | |
| Tı-Lam-Ayn (9) | + | ||
| Ittıla' | Haberdar olma | Bütün kâinata hükmeden birisi var ki, en küçük işlerime ıttılaı var ve bilir. | |
| Matla' | Doğuş yeri | + | Maahaza, Hicaz matla'ıyla matla'ları bir olan yerlerde, o gece yollarda bulunan kervan ve kafilelerden naklen, inşikakın vukua geldiği hakkında çok rivayetler vardır. |
| Metali | Doğuş yerleri | İşte bu sır içindir ki, hem âni, hem gece, hem vakt-i gaflet, hem ihtilâf-ı metâli, sis ve bulut gibi sair mevânii perde ederek umum âleme gösterilmedi veyahut tarihlere geçirilmedi. | |
| Muttali' | Haberdar | Hakikat-i hale muttali olmak güçtür, dindeki yüsre münafidir. | |
| Mütalaa/Mutalaa | Tetkit etme, okuma | Risaleyi mütalâa ederken, Hazret-i Mevlânâ'nın tercüme-i halinde şu fıkrayı gördüm: | |
| Mütali' | Mütalaa eden | + | Bu cümlelerin mabeynini raptedecek olan mukaddematı, Türkçe bilmediğim için mütaliînin fikirlerine havale ediyorum. |
| Talih/Tali' | Kısmet, kader | Ve tâli' ve taht ve baht-ı İslâmın anahtarı da meşrutiyetteki şûrâdır. | |
| Tulu' | Doğma | + | Amma güneşin mağripten tulûu ise, bedahet derecesinde bir alâmet-i kıyamettir. |
| Tuluat | Kalbe doğan manalar | Bir miktardır ki, tulûat-ı kalbiye tevakkuf etmiş, hafıza kamçısı kırılmış. | |
| Tı-Lam-Kaf (6) | + | ||
| Itlak (Alelıtlak) | Sınır koymama | Amma, ıtlak ve ihâta ve nihayetsizliğin vahdete şehadetleri ise, o dahi Sirâcü'n-Nur risalelerinde tafsilen zikredilmiş. | |
| Mutlak (Mutlaka) | Sınır konulmamış | Çünkü bizde o derece ince ve nazik ve mükemmel bir intizam var ki, eğer bize hükmeden bir Hakîm-i Mutlak ve Kadîr-i Mutlak ve Alîm-i Mutlak olmazsa intizamımız bozulur, nizamımız karışır. | |
| Mutlaka | Kesinlikle | Mutlaka her hareket ve hizmette maddî bir ücret ve şahsî menfaatler mülâhaza etmek, Türkün millî tarihinin şeref ve haysiyeti ile kabil-i telif olamaz. | |
| Talak | Boşanma., Sure adı | + | Tatlik etse, talâkı vaki olur. Bir cinayet etse, ceza görür. |
| Talakat | Dil açıklığı ve düzgünlüğü | …ikinci yüzüyle de şuunat-ı İlahiyeye âyinedarlık ettiğini emsali nâ-mesbuk bir talâkat-ı lisan ile ifade ediyor ki… | |
| Tatlik | Boşama | Tatlik etse, talâkı vaki olur. Bir cinayet etse, ceza görür. | |
| Tı-Mim-Elif-Nun/Tı-Mim-Nun (3) | + | ||
| İtmi'nan/İtminan | Tatmin olma | Çünkü itmi'nân-ı vicdan ve istirahat-i kalb, onun envârıyla olur. | |
| Mutmain | Tatmin olmuş | + | Fakat bazan olur ki, nefs-i emmâre, ya levvâmeye veya mutmainneye inkılâp eder, fakat silâhlarını ve cihâzâtını âsâba devreder. |
| Tatmin | Doyurma | Bir hizmetkârı tatmin etmeyen şu dünya, sultan-ı ruhu nasıl tatmin edebilir? | |
| Tı-Mim-Ayn (1) | + | ||
| Tama'/Tamah | Açgözlülük | Tama' ve hırs cihetiyle, ehl-i hidayeti hizmet-i Kur'âniyeden vazgeçirmelerine karşı, gayet parlak ve kat'i bir cevapla reddedilir | |
| Tı-Mim-Nun (Bkz. Tı-Mim-Elif-Nun) | |||
| Tı-Nun-Be (1) | |||
| Itnab/İtnab | Sözü uzatma | Şu cümle-i âliyenin itnâbında bir îcâz-ı i'câzî var. | |
| Tı-Nun-Tı-Nun (1) | |||
| Tantana | Gürültü, vızıltı | Sivrisinek tantanasını kesse, balarısı demdemesini bozsa, sizin şevkiniz hiç bozulmasın, hiç teessüf etmeyiniz. | |
| Tı-Nun-Nun (1) | |||
| Tanin | Çınlama | Ölmüş olan hissiyat ve âmâl ve müyülât-ı âliye-i milliyemizi ve ahlâk-ı hasene-i İslâmiyemizi bu küre-i arz denilen, cezbe tutmuş mevlevî gibi meczup cevvâlin simâhında tanin-endâz ve umum milleti sürur ile bir garip ihtizaza getiren sadâ-yı hürriyet ve adalet nefh-i sûr-u İsrafil gibi hayatlandırıyor. | |
| Tı-He-Ra (7) | + | ||
| Mutahhar | Temizlenmiş | + | Kezalik, şeriat-ı mutahharanın ve ittihad-ı Muhammedînin ism-i mukaddesi ki, fırkaların ağrâz-ı şahsiye ve hilâf-ı şeriat ile ektikleri tohum-u fesadı bir milyon fişek havaya atıldığı… |
| Mutahhir | Temizleyen | + | … Huriler ve dünyadan gelen ehl-i Cennet zevcelerinin tahirliklerini, yani dünyadaki hayz ve nifas gibi hallerinden temiz kalmalarını muhafaza altına alan, tahir bulunduran bir mutahhir, bir temizleyici vardır (ki o da Kudretinin tecellisidir.) |
| Taharet | Temizlik | Bak, nasıl ki namazın edeb-i nezihanesinin vesilesi olan zâhirî taharete, batnın bâtınındaki necaset tesir etmez. | |
| Tahir (Tahire, Tahirat) | Temiz | Eğer buraya kadar kalben çıkmış isen, maksadın hakâikını görmek istersen, hazır ol! Tahir ol! | |
| Tahur | Temiz | + | Ey serab-ı gururu, şarab-ı tahur zanneden Said-i hodfuruş! |
| Tetahhur | Temizlenme | Binaenaleyh, dünya kadınları da Cennete girdikten sonra, bir tetahhur ve tasfiye ve tasaykul ameliyatıyla, güzellikte hurilerin derecelerine çıkacaklarına delâlet eder. | |
| Tathir | Temizleme | + | Şu makamda tezkiyesi ve tathiri şudur ki: |
| Tı-Vav-Ra (3) | + | ||
| Etvar | Tavırlar | + | Nasıl ki Peygamberimiz (a.s.m.), mu'cizâtından ve hasâisinden başka, ef'al ve ahval ve etvârında beşeriyette kalıp, beşer gibi âdet-i İlâhiyeye ve evâmir-i tekviniyesine münkad ve mutî olmuş. |
| Tavır/Tavr | Hal | Cenâb-ı Hakkın ef'âli birbirine münasip, âsârı birbirine müşâbih, esmâsı birbirine ayine ve mâkes, sıfâtı birbirine mütedahil, şuûnatı memzuc ise de, herbirisi için hususî bir tavır, bir hal vardır ki, maksud-u bizzat o hususî tavırdır. | |
| Tur | Sure adı; dağ | + | Nur şehri olan Tûr'da o dem Hazret-i Mûsa/Esrâr-ı kelâm hep çözülüp buldu tecellâ. |
| Tı-Vav-Se (2) | |||
| Tavus | Bir kuş | Tavus kuşu gibi pek güzel bir kuş, yumurtadan çıkar, tekâmül eder, semâlarda tayarana başlar. | |
| Tas | Kap | …artık ona günde bir tas çorba, bir bardak su ve bir parça ekmek kâfi gelebilir…. | |
| Tı-Vav-Ayn (6) | + | ||
| İstitaa | Güç yetirme | …Risaletü'n-Nur, Mektubatü'n-Nur'un mütalâası, tahrir edilmesi, başkalara neşir ve tebliğe alâ-kadri'l-istitâa çalışılması gibi | |
| İtaat | Uyma, boyun eğme | Altıncı temsil: İtaat sırrını gösterir. | |
| Muta | Kendisine itaat edilen | + | Müslümanların lahm u demlerine karışmış olan din-i İslâm, onların hissiyat ve efkârında müessir ve vicdanlarında sultan-ı muta olduğundan… |
| Mutavaat | Boyun eğme | Yine aziz ve müşfik Üstadımın emirlerine mutâvaatla, bildiğiniz veçhile herbirisi bir türlü letâfet ve belâgat ve celâdette ve çok kolaylıkla… | |
| Muti' | Boyun eğen | Nasıl ki Peygamberimiz (a.s.m.), mu'cizâtından ve hasâisinden başka, ef'al ve ahval ve etvârında beşeriyette kalıp, beşer gibi âdet-i İlâhiyeye ve evâmir-i tekviniyesine münkad ve mutî olmuş. | |
| Taat | İtaat etme | + | Taat ise, cemaatle daha efdal ve daha ahsendir. |
| Tı-Vav-Fe (4) | + | ||
| Taife/Tayfa | İnsan gurubu | + | Ehl-i iman âhiret hemşirelerim olan kadınlar taifesi ile bir muhaveredir |
| Tavaf | Dönme | Sizler emniyet-i mutlaka içinde Kâbe'yi tavaf edeceksiniz. | |
| Tavaif | Taifeler | Aynen öyle de, heyet-i içtimaiye-i İslâmiye büyük bir ordudur; kabâil ve tavâife inkısam edilmiş. | |
| Tufan | Büyük su baskını | + | …kısa birkaç cümleyle Tufan hadise-i azîmesini netâiciyle öyle îcazkârâne ve mucizâne beyan ediyor ki, çok ehl-i belâğati, belâğatine secde ettirmiş. |
| Tı-Vav-Kaf (2) | + | ||
| Takat/Takah | Güç | + | Ne yazmaya, ne söylemeye tâkatim kalmadı. |
| Tavk | Güç | İnsaf edersen, bu ise yalnız o zamanın insanlarının değil, belki nev-i beşerin tavk-ı haricinde göreceksin. | |
| Tı-Vav-Lam (4) | + | ||
| Tatvil | Uzatma | Münafıklar hakkında itnabı, yani tatvili icap ettiren birkaç nükte vardır: | |
| Tavil | Uzun | + | Meselâ, kinâî misallerinden, "Fülânün tavîlü'n-necad" denilir. Yani, "kılıcının kayışı, bendi uzundur." |
| Tetavul/Tetavül | Uzanma | Ger pencere kamet-i kıymetinden yüksekse, tekebbürle tetâvül edecek, Uzanacak. | |
| Tul | Uzun(luk) | + (Güç anlamında) | Evet, ihlâsı zedeleyen ve riyâya ve dünyaya sevk eden tûl-i emel olduğu gibi, riyâdan nefret veren ve ihlâsı kazandıran, rabıta-i mevttir. |
| Tı-Vav-Ye (2) | + | ||
| Matvi | Dürülü | + | Ve keza, bir hadîse göre, Cehennem matvîdir, yani bükülmüştür, yani tam açık değildir. |
| Tayy | Aşma, atlama | + (Dürme anlamında) | Velâyet, kurbiyet merâtibinde sülûktür; çok merâtibin tayyına ve bir derece zamana muhtaçtır. |
| Tı-Ye-Be (3) | + | ||
| Tatyib | İyi davranma, hoş etme | …ve mahzun olan kalbine tesellî vermek ve gamnâk ruhunu tatyib etmek; | |
| Tayyib (Tayyibe, Tayyibat) | İyi, hoş | + | Evet, ervâh-ı tayyibe, revâyih-i tayyibeyi sever. |
| Tuba | Cennet ağacı | + | …ve o haşmetli şecere-i tûbânın bir çekirdeği olan şahsiyet-i beşeriyetini ve bidayetteki vaziyet-i insaniyesini ara sıra nazara almasıdır. |
| Tı-Ye-Ra (5) | + | ||
| Tayeran | Uçma, uçuş | …seyr ü seyahat eden insanlarla hayvânat ve tuyur gibi, semâvî saraylar olan yıldızlar ve ulvî memleketleri olan burçlarda gezmek ve tayeran etmek için, o memleketin sekeneleri olan meleklerine kanat veren Zât-ı Zülcelâl, elbette herşeye kadîr olmak lâzım gelir. | |
| Tayyar | Uçan | Güya tayyar olan ruh-u mücerredi, zaman ve mekân-ı muayyenin kayıtlarını kırmış ve hudud-u maziye ve müstakbeleyi çiğnemiş, her tarafını görerek bize söylemiş ve göstermiştir. | |
| Tayyare | Uçak | Hem araba, hem gemi, hem şimendifer, hem tayyare bulunur. | |
| Tayr | Kuş | + | Evet, bir bahr-i müsebbih olan şu semâvâtın kelimat-ı tesbihiyesi güneşler, aylar, yıldızlar olduğu gibi, bir tayr-ı müsebbih ve hâmid olan şu zeminin dahi elfâz-ı tahmidiyesi hayvanlar, nebatlar ve ağaçlardır. |
| Tuyur | Kuşlar | …yerin şehirleri ve memleketleri içinde Fâtırın verdiği cihazat ve kanatlarıyla seyr ü seyahat eden insanlarla hayvânat ve tuyur gibi, semâvî saraylar olan yıldızlar ve ulvî memleketleri olan burçlarda gezmek ve tayeran etmek için,… | |
| Tı-Ye-Nun (2) | + | ||
| Tin | Sure adı | + | Tenvirü'l-Mikbas tefsirinin gösterdiği adede binaen Sure-i Yunus'un kesri dokuz, Kehf'ın on, İsra'nın on bir, Hûd'un on iki, Mü'minûn'un on dokuz, Maide yirmi, Alak'ın nısf-ı evveli yirmi bir, El-Kadr yirmi iki, Nahl yirmi sekiz, Tevbe otuz, Tîn elli, El-Karia elli iki ve hâkeza... |
| Tinet/Tıynet | Yaratılış | Tıynetleri pis, sıhhatlerinin madeni hasta, hayat menbaları ölmüş, vesaire gibi rezaletleriyle terzil edilmişlerdir. |