Sav

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Sav köyü.png

Isparta'ya 8 km uzaklıkta Davraz dağı eteklerinde bir kasabadır. 1930'lu yıllarda 350 hane köyde birkaç kişi dışında tüm köy halkı Risaleleri tanıyıp okumuş ve 1000 kalemle yazmışlardır. Bediüzzaman bir vasyetinde kabrinin Sav köyünde olmasını vasiyet etmiştir. Bediüzzaman hazretleri Kastamonu'dayken bu köy için Medrese-i Nuriye unvanını kullanmaya başlamıştır. Üstad hazretleri Hacı Hafız Mehmed ağabeyi “Medrese-i Nuriye'nin mürşidi, müessisi ve müdebbiri olarak zikretmiştir. 1959'da Üstad vefatından evvel helalleşmeye köyü ziyarete gelmiştir.[1]

Coğrafi Bilgiler[düzenle]

Niteliği: Kasaba

Nüfus (yıl): 4500 (2008 yılı)

Yüzölçümü (km2): -

Diğer İsimleri: Sava, Savköy (İsmi Savköy iken 2020'de Sav olarak değiştirilmiştir)[2]

Kıta: Asya

Ülke: Türkiye

Vilayet/Eyalet: Isparta

İlçe/Kasaba: Sav

Mahalle/Köy:

Harita konumu: [[1]]

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği[düzenle]

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Sekiz sene çoluk ve çocuğuyla sadakatle bana hizmet eden ve evlat ve ahfad ve refika ve damatlarıyla Nurlara ciddi çalışan ve ders ve vaazlarını bütün Nurlardan veren ve vefatından on dakika evvel dünyaca en ehemmiyetli vasiyeti, kendinin Nur Risalelerini tekmil için Şamlı Hâfız’a rica eden, vefatından iki gün evvel bana mektup yazıp benim aynı vakitte Sava’yı Barla’ya tercih ederek Sava mezaristanında defnimi arzu ettiğimi sizlere yazdığımı sadakatin kerametiyle hissedip bana mukabele ve itiraz tarzında o mektubunda der: “Sen Barla’yı ikinci vatanımdır, dediğin halde neden ona gelmiyorsun, başka yerleri tercih edersin? İptida-i medrese-i Nuriye Barla’dır, senin mezarın orada olmalı.” diye bana ihtar etti.

(Emirdağ Lahikası-1)


Nur Fabrikası ve Gül Fabrikası devairinde, Mübarekler Heyeti’nde, Lütfüler numunelerinde, Hacı Hâfızlar cemaatinde, Sıddık Süleyman, Hakkı’nın makamlarında bulunan her bir kardeşlerimize, hususan elli ümmiden çıkan Risale-i Nur talebelerine birer birer selâm ve dua ediyoruz ve dualarınızı istiyoruz.

Said Nursî

(Kastamonu Lahikası)


Risale-i Nur’u binler kalemlerle en korkulu zamanlarda yazıp neşredenler Isparta ve köylerindeki talebelerdir. Misal olarak Sav köyünü göstermek kâfidir. Üstad Kastamonu’da bulunduğu zaman, Isparta’nın yalnız Sav köyünde bin kadar kalem senelerce Nurları yazmış, çoğaltılmasında çalışmıştır.

Her birisi birer vilayet kadar, belki daha ziyade Risale-i Nur’a alâka gösteren ve Nurların yayılmasında birer santral misillü çalışan Nur merkezleri Isparta’dadır. Gül ve Nur fabrikaları ve bunların etrafında Medrese-i Nuriye şakirdleri, Mübarekler Heyeti, hep Isparta vilayeti dâhilindedir.

(Tarihçe-i Hayat, Isparta Hayatı)


Yalnız bu kadar var ki Isparta havalisinde yüzer genç Saidler ve Hüsrevler yetişmişler. Bu ihtiyar ve zayıf Said, dünyadan kemal-i istirahat-i kalple veda etmeye hazırdır. Ve bilhassa mühim bir Medrese-i Nuriye olan Sava köyünün başta Hacı Hâfız olarak Ahmedleri, Mehmedleri hattâ muhterem hanımları (Tahir’in refika ve kerîmeleri gibi) ve masum çocukları Risale-i Nur’la meşgul olmalarını düşündükçe bu dünyada cennet hayatının manevî bir nevini zevk ediyorum, görüyorum. Oranın Ahmedlerinin hediyesini umum o köy hesabına bir teberrük deyip öpüp başıma koydum.

(Kastamonu Lahikası)


Hem Hâfız Ali’nin, Sava gibi yerler, karyeler ve Isparta, birer Medrese-i Nuriye hükmüne geçmesi ve Risale-i Nur’un sadık şakirdleri hârikulâde olarak günden güne yükselmeleri ve tenevvür etmeleri, bizleri belki Anadolu’yu belki âlem-i İslâm’ı mesrur ve müferrah eden bir hakikatli haber telakki ediyoruz.

(Kastamonu Lahikası)


Hem Isparta hakkında benim büyük ümidimi fiilen ispat ettikleri için bana büyük bir teselli verdikleri için ölünceye kadar minnettarlığımı onlara ve Mübarekler Heyeti’ne ve Medrese-i Nuriye ve Nur ve Gül Fabrikası sahiplerine tebliğ ediniz.

(Kastamonu Lahikası)


Birincisi: Medrese-i Nuriye’nin mürşidi, müessisi ve müdebbiri Hacı Hâfız kardeşimizin bu defa üçüncü olarak bir teberrükünü gördük. Tâ Barla’da iken tatlı lokmaların kerametli, acib bereketi ve Isparta’da İktisat Risalesi’ni tatlılaştıran iki buçuk okka balın hârika bir hâdiseye sebebiyet vermesi (Hâşiye[14]) bu üçüncü defa da bin mübarek ve masum hatırlarını ve iltifatlarını temsil eden ve parçalanmayan bir hediyeyi göndermiş. Altmış senelik bir kaide-i hayatiyemi, o bin hatırın hatırı için o kaidemin hatırını kırdım.

İkincisi: Âtıf Hasan’ın hakikaten fevkalâde yazdığı tevafuklu Mu’cizat-ı Kur’aniye’yi, o gittikten sonra temaşa ettim. Elimden gelseydi her bir yaprağına mukabil bir lira verecektim. İnşâallah o nüsha ile binler adam istifade edip onun hayat-ı bâkiyesine bir çeşme hükmünde vâridat verecek. Hüsrev’in ve kahraman Tahirî’nin bir üçüncüsü oluyor.

Üçüncüsü: Risale-i Nur’un eski ve ehemmiyetli ve çalışkan bir şakirdi olan Kâtip Osman’ın sadık ve hikmetli rüyası ve mutabık tabiri onları müferrah ettiği gibi bizleri de mesrur eyledi. Ve o mektubuyla, merak ettiğim şeyleri ve Hüsrev ve Rüşdü, Hâfız Ali, Zühdü Bedevî, Nuri ve Nur Fabrikası sahibi, Tahirler, mübarekler heyeti, medrese-i nuriye ve ümmi ihtiyarlar ve masum çocuklar, umumlarının selâmlarını yazıyor. Biz de onlara birer birer selâm ediyoruz. Muvaffakıyetlerine ve selâmetlerine dua ediyoruz.

(Kastamonu Lahikası)


Faal, cidden çalışkan, Risale-i Nur ve Medrese-i Nuriye talebelerinden Marangoz Ahmed’in mektubunda, Eşref namında on yaşında bir masum çocuğun; köyünü, malını terk edip iki gün mesafeden gelip hiç yazı yazmadığı halde, on gün zarfında Risale-i Nur’u yazmaya muvaffak olması, Risale-i Nur’un bir kerameti olduğu gibi Medrese-i Nuriye’nin de hârika bir çiçeğidir deniliyor.

Evet, biz de deriz ki: Maddî bir kışta güzel çiçeklerin açılması, bir hârika-i kudret olduğu gibi; bu asrın manevî ve dehşetli kışında, Sava karyesinin yani Sava şeceresi bin güzel çiçekler ve cennet meyveleri açması ve Isparta memleket bahçesi, binler gül-ü Muhammedî (asm) çiçekleri açması (Hâşiye[3]) elbette hârika bir mu’cize-i rahmet ve bu memlekete hârika bir keramet-i inayet-i Rabbaniye ve Risale-i Nur talebelerine hârikulâde bir ikram-ı İlahîdir diye itikad edip Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükrederiz.

Marangoz Ahmed’in mektubunda, Darıviran köyünün eski zamanın çalışkan talebelerini andıran fedakâr talebeler, bizi ve eski zaman talebelerini tahassürle yâd eden medreseden yetişme, Risale-i Nur talebelerine derin bir sürur verdi. Medrese-i Nuriye’nin hanımlar talebeleri; evrad-ı Kur’aniye ile dualarıyla, evradlarıyla çalışkan kalemlere manevî yardımları çok güzeldir. Bu havalideki hanımlara da tam bir ders olur. Cenab-ı Hak onlardan ve o medresenin umum talebelerinden ve üstadlarından ebeden razı olsun.

(Kastamonu Lahikası)


Bu âhirki iki meselede pek kısa kesmeye kâğıt mecbur etti. Nur, Gül ve Lütfü’nün kahraman vârisleri, Mübarekler Yüksek Heyeti ve Medrese-i Nuriye ve masumlar ve ümmi ihtiyarların her birisine binler selâm ediyoruz.

(Kastamonu Lahikası)


Bu defa Nur Fabrikasının sahibiyle ve tam bir muavini ve tam bir Hüsrev olan kahraman Tahir’in beşaretli mektupları ve Medrese-i Nuriye’nin kahramanlarından Marangoz Ahmed’in ikinci rüyası ve üçüncü rüyanın âhirinde, malûm musibetin akabinde sarsılmayan faal Hâfız Mehmed’in çocuklara hatim duasını yapması ve Risale-i Nur’u okutması, üstümüzden dağ gibi manevî ağırlıkları kaldırdılar. Cenab-ı Hak sizleri ve onları âfat-ı maneviye ve maddiyeden muhafaza etsin, âmin!

Marangoz Ahmed’in ikinci rüyası, Peygamberimiz aleyhissalâtü vesselâm ile alâkadarlık ve sürurlu olduğu cihetinden rüya-yı sadıka olduğuna, o Medrese-i Nuriye’nin civarlarındaki kardeşlerin ve hemşirelerin maddî hizmetleri canlı ve ruhlu bir suret alıp Peygamber aleyhissalâtü vesselâmın sünnet-i seniyesinin ihyasına medar olacağına işaret verdiği münasebetiyle, mektubunuzu almadan iki gün evvel gördüğüm bir rüyayı beyan ediyorum.

(Kastamonu Lahikası)


Bu defa Sabri ve Hâfız Ali’nin mektupları, Risale-i Nur’un fevkalâde bir kerametini ve hârika kuvvetini gösteriyor. Medrese-i Nuriye’nin çalışkan ve gayyur talebeleri birkaç gün zarfında, Hâfız Mehmed’in zayi olan kitaplarına mukabil umumunun yazılmasını ve ona verilmesini taahhüd edinmelerine, bu havalideki şakirdleri fevkalâde mesrur eyledi.

Hâfız Ali’nin tahkikatına gelenlerin “Mağazalarda kâğıt kalmadı. Risale-i Nur şakirdleri kâğıdı bitirdiler.” diye demeleri ve Mehmed Zühdü’nün kitapları kendine iade edilmeleri, Risale-i Nur şakirdlerini müftehirane teşci ve teşvik eden bir hâdisedir.

Sabri mektubunda “İki üç senedir Risale-i Nur, telif cihetinde tevakkuf devresini geçiriyor.” diye hikmetini soruyor. Bunun cevabı uzundur. Hem telif, ihtiyarımız dairesinde değil. Hem Risale-i Nur şakirdlerinin teliften hisseleri kalmak için bazı ehemmiyetli esbab ve arızalar mani oldu.

Burada başta Âsiye olarak Ulviye, Lütfiye gibi çok çalışkan hanım şakirdler, Medrese-i Nuriye’deki hemşirelerine ve selâm gönderen Sabri’nin refikasına hem kardeşlerine arz-ı hürmet ve selâm ve dua ederler.

Umum kardeşlerimize birer birer selâm ve dua ederiz.

(Kastamonu Lahikası)


Ve Âtıf’ın o mektubunda Medrese-i Nuriye’deki kahramanlardan kıymettar bir iki yüksek ihtiyarın Risale-i Nur’a parlak irtibatları bizi sürur yaşıyla ağlattırdı.

(Kastamonu Lahikası)


Hâfız Ali’nin mektubunda, Medrese-i Nuriye’nin üstadı olan Hacı Hâfız ile gayet samimane ve uhuvvetkârane görüşmeleri ve meşveretleri bizleri çok mesrur eyledi.

(Kastamonu Lahikası)


Tekrar be-tekrar o bayramınızı ve umum Risale-i Nur şakirdlerinin bayramlarını ve Nur ve Gül fabrikalarının heyetlerini ve medrese-i nuriye şakirdlerinin ve üstadlarının ve Barla sıddıklarının ve masumların ve ümmi ihtiyarların, ricalen ve nisaen umumunun birer birer bayramlarını tebrik ediyoruz.

(Kastamonu Lahikası)


Gül, Nur, Mübarek, Medrese-i Nuriye, Masum, İhtiyarlar heyetine binler selâm ve selâmetlerine dua ediyoruz.

(Kastamonu Lahikası)


Sava Medrese-i Nuriye’nin kıymettar bir talebesi Marangoz Ahmed’in güzel ve hâlis manzumesi bizi memnun edip Lâhika’ya girdi. Hususan Risale-i Nur’un sandalyesinden masumları inmedikleri ve “O nurlu sandalyede oturan; yangınlar, tuğyanlardan kurtulur.” diye sözleri güya tam Medresetü’z-Zehranın hakiki bir talebesi, istikbalden zamanımıza gelmiş, bize teselli veriyor ve masum talebelerin çoğalmasını müjde veriyor.

(Kastamonu Lahikası)


Kalemlerini, ümmiliğime yardım veren Medrese-i Nuriye’nin üstadı Hacı Hâfız ve mahdumu ve iki kardeş Mustafa ve Salih ve iki kardeş Ahmed ve Süleyman ve beş kardeş beraber talebe olup üçü bize yardım etmeleri ve Babacan da Âsım’ın ruhunu şâd edip o sistemde yardımımıza koşması ve Zekâi de Lütfü’nün ruhunu mesrur edip eski Zekâi gibi vazifesine sarılması ve Marangoz Ahmed ve Kâtip Osman ve Mehmed Zühdü ve Nuri ve Tenekeci Mehmed gibi eski kıymettar hizmetleriyle Isparta’yı nurlandıran diğerleri gibi Kastamonu’nun tenvirine de koşmaları ve şimdi tanıdığım Mustafa ve Mustafa ve Mustafa ve Eyyüb, kalemleriyle eski dost gibi ümmiliğime yardım etmeleri elbette şüphesiz فَاِنَّكَ مَحْرُوسٌ بِعَيْنِ الْعِنَايَةِ müjdesini tam tasdik ederler.

(Kastamonu Lahikası)


Hâfız Ali’nin mektubunun âhirinde, Medrese-i Nuriye kahramanlarından ve Hüsrev sisteminde Ahmed ve kardeşi Süleyman hakkında takdiratı, bizi mesrur eyledi. Zaten o Medrese-i Nuriye şakirdleri benim nazarımda, eskiden beri bir gaye-i hayalim olan Medresetü’z-Zehranın talebeleri suretinde düşünüyordum. Ve derdim: “Onlar, bunlar oldu veya bunlar, onların dümdarlarıdır.”

(Kastamonu Lahikası)


Başta Risale-i Nur’un fıtrî talebeleri masum çocuklar demiştik. İşte bir numunesi; bu mektubumu rahatsızlıktan kendim yazamadığım için ben söyleyip yeni hurufla yazan Ceylan, biri de ona mektup yazan masum Küçük Ali, biri de bu defa bana kâmilane ve müdakkikane mektup yazan Medrese-i Nuriye’nin küçük şakirdi Küçük Mehmed’dir. Ben de onlara “Bârekellah bahtiyar çocuklar!” derim, peder ve validelerini de tebrik ederim.

(Emirdağ Lahikası-1)


Latîf ve manidar bir tevafuktur ki dünkü gün masumların mecmuası elime geçti, açtım. O mecmuanın başında, o masumların bir kumandanı hükmünde ve Medrese-i Nuriye’nin kahramanlarından Marangoz Ahmed’in gayet ziynetli ve nakışlı ve dikkatli yazdığı Küçük Sözler, başında dercedilmiş gördüm.

(Emirdağ Lahikası-1)


İşte hapisten sonra yazılan bir kısım mektuplarımız hem makbul hem çok ehemmiyetli hem bu zamanda halk onlara çok muhtaç olduğuna bir emare olarak, yazdığımız zaman –hilaf-ı âdet bir tarzda– serçe kuşunun ve kuddüs kuşunun ve güvercinlerin garib bir tarzda odama gelmeleri ve birbirine tevafuk etmesi ve Milas’ta ehemmiyetli bir kardeşimiz Halil İbrahim’in, kuddüs kuşu bahsi bulunan mektubu aldıkları zaman aynen, hilaf-ı âdet, kilitli bir odasını açarken kuddüs kuşu oda içerisinde uçmaya çalışması hem içinde bulunan mektubu hem bizim kuşlarımıza tevafuku ve Medrese-i Nuriye’deki şakirdlerin o mektuplarımızı okumak zamanında iki çekirge mektubun başına gelip dinlemeleri, sâbık kuşlarda tevafukatına bu küçük kuşlar dahi hem tasdik hem tevafuk ettikleri gibi; İnebolu’daki sadık kardeşlerimizin imzalarıyla yine mektubumuzu gecede okudukları zaman gayet heyecanlı bir tarzda bir gece kuşu onları korkutup pencereye el atıp iki kanadı ile pencereyi döverek lisan-ı hal ile ben de o mektupla alâkadarım, bizi alâkasız zannetmeyiniz diye yine sâbık aynı meseleye ve sâbık kuşların alâkadarlıklarına, büyük kuş da tam tevafuk ve tasdik ediyor.

(Emirdağ Lahikası-1)


Râbian: Medrese-i Nuriye kahramanlarından Marangoz Ahmed’in bülbülü, Gül Fabrikasının mübarek gülcü kâtibinin bülbülünü tasdik etmesi pek latîf olmuş. Zaten baharda umum kuşlar namına nebatat kafilelerinin erzak-ı hayvaniyeyi getirmelerine karşı bülbüller bir hatiptir ki onları, kuşlar namına alkışlıyor. Risale-i Nur’un kuşlar tarafından alâkadarlıkları içinde elbette yine başta bülbül görünmek lâzım geliyordu ki göründü.

(Emirdağ Lahikası-1)


Medrese-i Nuriye kahramanlarından Şükrü Efe’nin, kuşların ve serçelerin alâkadarlıklarını gösteren mektubu, kahraman Marangoz’un teyidini teyid etti, bizi de memnun etti.

(Emirdağ Lahikası-1)


Sâlisen: Medrese-i Nuriyenin kahramanlarından ve Barlalı Marangoz Mustafa Çavuş ve Hâfız Mehmed’in tam vârisi Marangoz Ahmed’in Medrese-i Nuriye namına pek samimi ve hazîn taziyenamesi, beni sürurla ağlattırdı.

(Emirdağ Lahikası-1)


Evvela: Medrese-i Nuriyenin eski masumlarından Ahmed’in bu güzel ve hâlis fıkrasını umum Sava masumlarının ve kahramanlarının namına Lâhika’ya yazdık. Mâşâallah, Hacı Hâfız Mehmed’in tam ona benzer bir kıymetli hafidi olduğunu gösterdi.

(Emirdağ Lahikası-1)


Medrese-i Nuriyenin eski ve yeni kahramanlarından Marangoz Ahmed’in mektubu, üç dört cihetten beni mesrur ve minnettar eyledi. O medresenin baş talebesi namını verdiği Ahmed ise hem şehit Hâfız Ali’nin vazifesini yaptığını hem Süleyman gibi kıymetli kardeşiyle ve küçük kerîmesiyle üç tane Asâ-yı Musa’yı yazmaları ve mübarek Hasan Dayı’nın hafidi olması, beni meraktan kurtardı hem çok memnun eyledi. Cenab-ı Hak ona şifa ve onlara muvaffakıyet ve saadet versin, âmin âmin!

(Emirdağ Lahikası-1)


Şimdi birden Sava medrese-i Nuriyenin Hacı Hâfız’ı ve merhum Hâfız Mehmed’i ve kardeşlerini ve Mehmedlerini ve Ahmedleri ve masum Nurcuları ve mübarek ihtiyar ve sair kahraman şakirdlerini düşündüm. Hayatım müddetince ona yakın olmak bütün canımla istedim ve vefattan sonra onların mezaristanında defnolmamı arzuladım.

(Emirdağ Lahikası-1)


Sâlisen: Marangoz merhum Barlalı, hârika sadakatli Mustafa Çavuş’un tam yerine geçen Medrese-i Nuriyenin tam çalışkan kahramanlarından Marangoz Ahmed’in benim için Sava’nın Davraz Dağı’nda berzahî ve uhrevî bir menzil, bir mezar düşünmesi ve yazması, beni çok sevindirdi ve hazînane ağlattırdı.

(Emirdağ Lahikası-1)


Sizleri ve umum Risale-i Nur şakirdlerini ve bilhassa Medrese-i Nuriyenin talebelerini ve bilhassa o merhumun akrabalarını, Medrese-i Nuriyenin mübarek üstadı Hacı Hâfız Mehmed’in vefatı münasebetiyle taziye ediyoruz. Ve Nurlar hesabına bütün ruh u canımızla biz dünyada kaldıkça ona dua-yı rahmet etmeye ve Hâfız Ali ve Hasan Feyzi ortasında daima bütün manevî kazançlarımıza hissedar etmeye kat’î karar verdik.

O çok ehemmiyetli ve Nur hizmetinde muvaffakıyetli, merhum o mübarek zatın mükemmel vazifesini bitirip yüzer manevî evlat ve hayru’l-halef bırakıp gittiği ve terhis olduğu, rahmet ve istirahat âlemine çekildiği aynı zamanda, büyük üstadlarımın dairesine kazançlarımı bağışladığım zaman; Hâfız Ali, Hâfız Mehmed, Mehmed Zühdü ve Savlı Ahmed ve Hasan Feyzi içinde ihtiyarım olmadan Hacı Hâfız Mehmed daha hayatta iken on günden beri onların içinde görüyordum. Derdim: “Vefat edenler içinde bu da bulunsun.” İlişmedim. Hem hayatta olanlar içinde hem üstadlar dairesinde bulunmasına hayret ederdim. Şimdi bu mektubunuzdan anlaşıldı ki onun hâlisane kudsî hizmetinin bir kerameti olarak vefatını ihsas ediyordu. Hâfız Ali, Hasan Feyzi ortasında makamım var diye iş’ar ediyordu.

Cenab-ı Hak onun defter-i a’maline, Sava medrese-i Nuriyede okunan ve yazılan risalelerin harfleri adedince ruhuna rahmetler ve kabrine nurlar ihsan eylesin, âmin! Ve aynı sistemde tam hayru’l-halef mahdumu Hâfız Mehmed ve hafidi Ahmed Zeki’yi onun vazifesinin idamesine muvaffak eylesin, âmin! Ve onların umumuna sabr-ı cemil ihsan eylesin, âmin!

(Emirdağ Lahikası-1)


Hem çok eski hem çok sadık hem çok muktedir, sebatkâr Medrese-i Nuriye kahramanlarından Marangoz Ahmed’in o medresenin üstadı olan merhum Hacı Hâfız’ın kerametli vefatına dair güzel, hazîn mektubunda, o Medrese-i Nuriye’nin şakirdlerinin, o merhum üstadlarına karşı gösterdikleri dindarane vaziyet ve yağmurun zahmet vermemek ve onları ıslatmamak ve üşütmemek için durması, iş bittikten sonra başlaması, o merhum zatın ruhuna büyük rahmetlerin nüzulüne emare…

(Emirdağ Lahikası-1)


Sava Medrese-i Nuriye kahramanlarından Mehmed Çavuş, benim için yazdığı Zülfikar’ı emniyet müdürünün elinde görmüş, demiş: “Benimdir, veriniz.” O da demiş ki: “Hoşuma gitti, bir iki hafta okuyacağım.” O da demiş: “Kalsın.”

(Emirdağ Lahikası-1)


Medrese-i Nuriye kahramanlarından ve o medresenin üstad-ı mübareği merhum Hacı Hâfız’ın mahdumu ve vârisi Hâfız Mehmed’in, o medresenin umum şakirdleri namına yazdığı mektubunda “Nur’la iştigalin, ölümden başka her belaya, hastalıklara bir ilaç olduğu gibi; dehşetli ölümü de cennetin kapısı gösterip ehl-i imanı heyecanla şevke getiriyor.” diye fıkrası hakikat olduğuna pek çok hâdiseler var. Masum mahdumu da hâfızlığa başlaması, inşâallah muvaffak olacak; ceddinin ve pederinin mübarek hâfızlık unvanlarını daimleştirecek.

Medrese-i Nuriyenin elmas kalemli kahramanlarından Mustafa Yıldız’ın, sureten kısa ve manen uzun ve kıymetli mektubunda, Medrese-i Nuriyenin kahramanlarına havale edilen Sikke-i Gaybiye’nin yağlı kâğıda yazılmasını, üç dört hüdhüdün manen alkışlaması gösteriyor ki inşâallah Sikke-i Gaybiye medrese-i Nuriyede parlak bir tarzda çıkacak ve güzel fütuhat yapacak.

(Emirdağ Lahikası-1)


Nurcuların Kasidesi

Annem beni yetiştirdi, bu hizmete yolladı

Teslim etti Risaleyi, Allah’a ısmarladı

Boş oturma çalış dedi, hizmet eyle imana

Sütüm sana helâl etmem, çalışmazsan Kur’an’a

Yazdığımız Risale’dir, okuyoruz Kur’an’ı

Biz Nurların yardımıyla hıfzederiz imanı

Medrese-i Nuriyedir Sav ve Barla, Eflani

Şakirdlere müzahirdir Abdülkadir Geylanî

Mübarekler Heyeti’yle Nur ve Gül Fabrikası

Kalemleri kılınç gibi zamanın hârikası

Hapishane dedikleri oldu birer medrese

Genç, ihtiyar, kadın, erkek koşuyorlar bu derse

Tamam otuz beş senedir küfürle etti cihad

Tarih-i İslâm’da pek ender görünür bu sebat

Ey Nurcular! Ey Nurcular! Ey mübarek kardeşler!

Her an sizden razı olsun Allah ile Peygamber…

(Hanımlar Rehberi)

Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler[düzenle]

İlgili Resimler/Fotoğraflar[düzenle]

İlgili Maddeler[düzenle]

Kaynakça[düzenle]

  1. Ağabeyler Anlatıyor, Cilt 1, sf: 124-135, Ömer Özcan
  2. https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2020/01/20200128-1.htm
  3. Ve her biri “sad berk” olarak yani her bir çiçekte yüz parça yaprak.