Dokuzuncu Mektup
Önceki Risale: Sekizinci Mektup ← Mektubat → Onuncu Mektup: Sonraki Risale
Bu risaleyi okumak için Dokuzuncu Mektup okuma sayfasına ve Kur'an hattı ile okumak için Dokuzuncu Mektup (Kur'an Hattı) sayfasına gidin
Dokuzuncu Mektup Bediüzzaman'ın 1 Mart 1927 tarihinden itibaren zorunlu ikamete tabi tutulduğu Barla'da telif ettiği eserlerdendir ve Mektubat kitabının 9. risalesidir. Bediüzzaman'ın nurların birinci talebesi unvanını verdiği Hulusi Bey'e yazdığı ve tamamı neşredilmemiş bir mektuptan bir parçadır. Eğirdir'de subaylık görevini yapmakta iken Bediüzzaman ve Risale-i Nur ile Nisan 1929'da tanışan Hulusi Bey'in Üstadı ile görüşmeleri daha çok mektuplarla olmuştu ve onun sorduğu soruların cevabı Mektubat'ın içinde mühim bir yer tutar. Mektubat'ın başındaki risaleler hususi bazı talebelerine yazdığı küçük mektuplardır. Daha sonra Mektubat'a dahil edilince Bediüzzaman onları yazıldığı haliyle bırakmış ve düzeltip düzenleme yapmaya izin olmadığını beyan etmiştir.
Bediüzzaman bu mektupta keramet, ikram, inayet ve istidraca dair izahlarda bulunur ve farklarını izah ederek en selametlisinin ikram olduğunu ve onun açıklanmasının tahdis-i nimet (nimeti şükür maksadıyla dile getirmek) olup nefsin onu kendine isnad edemeyeceğini hatırlatır. Daha sonra insanda binlerle hissiyat olduğunu ve her birisinin biri mecazî, biri hakiki olmak üzere iki mertebesi olduğunu ve hafiflerini dünya işlerine ve şiddetlilerini uhrevi ve manevi vazifelere sarf etmek gerektiğini beyan eder. Ayrıca insanlara nasihatların fıtratlarını değiştirmeye yönelik değil his ve davranışların yüzlerini hayırlı şeylere çevirmek şeklinde olmasını gerektiğini hatırlatır. Son kısımda İslâmiyetin tarafgirlik, teslim ve inkıyad (uyma), imanın ise hakkı kabul ve tasdik olduğunu ve ne imansız İslamiyetin ne de İslamiyetsiz imanın insanı ahirette kurtaramayacağını söyler. Risale-i Nur tefsirinin hem tarafgirlik, iltizam ve teslim hissini verdiğini hem de nihayetsiz bir iz’an ve iman kuvveti verdiğini ekler.
Risale-i Nur'da Bu Konudaki Derslerin Özeti
İsimleri, Telifi, Neşri/Basımı, İçeriği, Tevafukları ve Gaybi İşaretlerle İlgili Bilgiler
Diğer İsimleri
Telif Dili
Türkçe
Telifiyle İlgili Bilgiler
9. Mektup 1930 yılı civarında Barla'da telif edilmiştir.[1]
Neşriyle/Basımıyla İlgili Bilgiler
Kur'an harfleriyle kitap basımının 1928 yılında yasaklanması üzerine ilk başta elle çoğaltılan bu risale 1946 yılından sonra evvela İnebolu, sonra Isparta'da teksir makinesiyle Kur'an harfleriyle çoğaltıldı. Bediüzzaman'ın izin ve teşviğiyle 1956-1959 yıllarında matbaalarda Latin harfleriyle büyük kitaplar basıldığında Mektubat kitabının içinde yer almıştır.
İçeriği
- Keramet, ikram, inayet ve istidraç hakkında izah
- Hissiyatın hafiflerini dünya işlerine ve şiddetlilerini uhrevi ve manevi vazifelere sarf etmek
- İslamiyet ve imanın tarifleri
Uzunluğu
3,5 büyük sayfa
Ekleri
Bu Risale İle İlgili Tevafuklar
Bu Risale İle İlgili Gaybi İşaretler
Risale-i Nur'da Derc Edildiği ve Benzer İçerikli Yerler
- Mektubat adlı büyük kitapta tamamı mevcuttur.
- İman ve Küfür Muvazeneleri adlı kitapta baştaki 2-3 satır dışında tamamı mevcuttur.
Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği
Bu Risalenin Telifi, Neşri ve Adı Hakkındaki Bahisler
Bu Risalenin Kıymeti Hakkındaki Bahisler
Bu Risaleye Atıflar
Bu Risaledeki Tevafuklar
Bu Risale Hakkındaki Gaybi İşaretler
Bu Risale Hakkında Fihristte Geçen Kısım
Keramet ve ikram ve inayet ve istidraca dair mühim bir kaideyi beyan eder. Kerametin izharı zarar olduğu gibi ikramın izharı şükür olduğunu ve en selâmetli keramet ise bilmediği halde mazhar olmak olduğunu ve hakiki keramet ise kendi nefsine değil belki Rabb’ine itimadını ziyadeleştiren olduğunu, yoksa istidrac olduğunu hem hayat-ı dünyeviyeyi bahtiyarane geçirmenin çaresi, âhiret için verilen hissiyat-ı şedideyi dünyanın fâni umûruna sarf etmemek olduğunu ve aşkın mecazî ve hakiki iki nev’i olduğu gibi; hırs ve inat ve endişe-i istikbal gibi hissiyat-ı şedidenin dahi mecazî ve hakiki olarak ikişer kısmı bulunduğunu, mecazîleri gayet zararlı ve sû-i ahlâka menşe ve hakikileri gayet nâfi’ ve hüsn-ü ahlâka medar olduğunu ispat eder.
Hem İslâm ve imanın mühim bir farkını beyan eder. Yani İslâmiyet, hakka tarafgirlik ve iltizamdır; iman ise hakkı iz’an ve tasdiktir. Yirmi sene evvel dinsiz bir Müslüman bulunduğu gibi şimdi de gayr-ı müslim mü’min dahi bulunur gibi göründüğünü gösterir.
Hem Risale-i Nur eczaları ne derece şiddetli bir surette İslâmiyet’e tarafgirlik hissini verdiğini ve erkân-ı imaniyeyi ne derece kuvvetli ve kat’î ispat ettiğini beyan eder.
Diğer Bahisler
Senin müjdeli, mübarek ve güzel rüyanın tabiri, Kur’an için ve bizim için çok güzeldir. Hem zaman tabir etti ve ediyor, tabirimize ihtiyaç bırakmıyor. Hem kısmen tabiri güzel olarak çıkmış. Sen dikkat etsen anlarsın. Yalnız bir iki noktasına işaret ederiz. Yani bir hakikat beyan ederiz. Senin hakikat-i rüya nevinden olan vakıalar, o hakikatin temessülatıdır. Şöyle ki:
O vâsi meydanlık, âlem-i İslâmiyet’tir. Meydanlığın nihayetindeki mescid, Isparta vilayetidir. Etrafı bulanık çamurlu su, hal ve zamanın sefahet ve atalet ve bid’atlar bataklığıdır. Sen selâmetle, bulaşmadan, süratle mescide eriştiğin; herkesten evvel envar-ı Kur’aniyeye sahip çıkıp kalbini bozmadan sağlam kaldığına işarettir. Mesciddeki küçük cemaat ise Hakkı, Hulusi, Sabri, Süleyman, Rüşdü, Bekir, Mustafa, Ali, Zühdü, Lütfü, Hüsrev, Re’fet gibi Sözler’in hameleleridir. Ufak kürsü ise Barla gibi küçük bir köydür. Yüksek ses ise Sözler’deki kuvvet ve sürat-i intişarlarına işarettir. Birinci safta sana tahsis edilen makam ise Abdurrahman’dan sana münhal kalan yerdir. O cemaat; telsiz âletlerin âhizeleri hükmünde, bütün dünyaya ders işittirmek istemek işareti ve hakikati ise inşâallah tamamıyla sonra çıkacak. Şimdi efradı birer küçük çekirdek iseler de ileride tevfik-i İlahî ile birer şecere-i âliye hükmüne geçerler ve birer telsiz telgrafın merkezi olurlar. Sarıklı küçük genç bir zat ise Hulusi’ye omuz omuza verecek belki geçecek birisi, nâşirler ve talebeler içine girmeye namzettir. Bazılarını zannederim fakat kat’î hükmedemem. O genç, kuvve-i velayetle meydana atılacak bir zattır. Sair noktaları sen benim bedelime tabir et.
Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler
DOKUZUNCU MEKTUBUN BAŞ KISMI
بِاسْمِهِ مَنْ تُسَبِّحَ لَهُ السَّمَوَاتُ السَّبْعُ وَاْلاَرْضُ وَمَنْ فِيهِنَّ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
وَ عَلَيْكُمُ ا لسَّلاَمُ وَعَلَى وَالِدَيْكَ وَ رَحْمَةُ اللّهِ وَ بَرَكَاتُهُ فِى الدُّنْيَا وَاْلاَخِرَةِ
Gayretli kardeş, hamiyetli arkadaş, kahraman asker, çalışkan talebe, âlicenap müslüman, hakîkatlı mü’min vasfına lâyık biraderzadem.
Senin mektubun beni çok mesrur etti, Senin mübârek iki rü’yan ma’nidardırlar. Ta’birleri, içinde görünüyor. Az dikkatle anlaşılır. Belki rü’yadan ziyâde gördüğün vâkıa, bir hakîkatın temsilidir, tâ’biri pek zâhir olduğu için, tafsil etmiyeceğim. Yalnız bir iki noktayı ihtar ediyorum.
Birisi: İkimize bir beşârettir ki, hizmetimiz makbul oluyor. Livâ-ül Hamd-ül Muhammedî altında asker kabul edilmişiz. Bize bir bayrak verilmiş. Hizbullahda dahil olmuşuz
اَلاَ اِنَّ حِذْبَ اللَّهِ هُمُ الْمُفْلِحُونَ sırrına mazhar olmuşuz, demektir.
İkinci Nokta: “Günde iki def’a beni göreceksin” şuna işârettir ki: “Günde iki def’a seni yanımda hayalen ihzar ediyorum. Sen dahi Yirmi dört saatte iki def’a, Sözler vasıtasıyla Üstadınızla sohbet ediniz.” demektir. Veyahut, sabahdaki duâda, ben seni yanıma, akşamdaki derste, sen beni yanına, ihzar ederiz. Günde iki def’a görüşürüz.
İkinci rü’yan ise: Sana ve müslümanlara büyük bir beşârettir. Ve sarıklılara ehemmiyetli bir itabdır. Onuncu safta iken, imametin çok ma’nidardır. İnşâallah Cenâb-ı Hak seni, âlî bir mertebe olan İmamlık Mertebesine mazhar eder. Sizi yanımda hazır edip, sizinle şimdilik bir kaç kelime konuşacağım.
Evvela: Harekatınıza dâir ba’zı şeyleri yazmak va’ad etmiştim. Vakti daha gelmediğinden şimdilik senin müstakim aklını ve selim kalbini tevkil ediyorum.
Saniyen: (Bundan sonraki kısım, Mektûbât kitabının Dokuzuncu Mektubunda aynen vardır.)
اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى
Kardeşiniz Said Nursi
(Üstad Hz.'nin Hulusi Ağabeye Gönderdiği Mektuplar)
Bu Risaledeki Temsiller/Misaller
Kırılacak şişe pahasına, daimî bir elmasın fiyatını vermez…Evet dünyaya ait işler, kırılmaya mahkûm şişeler hükmündedir; bâki umûr-u uhreviye ise gayet sağlam elmaslar kıymetindedir.
Bu Risalede Geçen Ayetler
Bkz. 9. Mektup'ta Geçen Ayetler Listesi
Bu Risalede Geçen Hadisler
Cenab-ı Allah'ın Bu Risalede Geçen İsim, Sıfat ve Şuunatı
- Rab
Peygamberimizin Bu Risalede Geçen İsim ve Sıfatları
Kur'an'ın Bu Risalede Geçen İsim ve Sıfatları
- Kur’an
Bu Risalede Geçen Salavatlar
Bu Risalede Geçen Dualar
Bu Risalede Geçen Zikirler
- Felillahi’l-hamdü ve’l-minnet
Meali: Hamd ve minnet Allah'adır
Bu Risalede Geçen Emir ve Tavsiyeler
Bu Risalede Geçen Darb-ı Meseller/Deyimler
Bu Risalede Geçen Düstur, Kaide ve Tespitler
- Kerametin izharı, zaruret olmadan zarardır. İkramın izharı ise bir tahdis-i nimettir.
- İkram ise o, kerametin selâmetli olan ikinci nevinden daha selâmetli, bence daha âlîdir. İzharı, tahdis-i nimettir. Kesbin medhali yoktur, nefsi onu kendine isnad etmez.
- İnsanda binlerle hissiyat var
- Hafiflerini dünya umûruna ve şiddetlilerini vezaif-i uhreviyeye ve maneviyeye sarf etse ahlâk-ı hamîdeye menşe, hikmet ve hakikate muvafık olarak saadet-i dâreyne medar olur.
- Nâsihlerin nasihatleri şu zamanda tesirsiz kaldığının bir sebebi şudur ki: Ahlâksız insanlara derler: “Hased etme! Hırs gösterme! Adâvet etme! İnat etme! Dünyayı sevme!” Yani, fıtratını değiştir gibi zahiren onlarca mâlâyutak bir teklifte bulunurlar. Eğer deseler ki: “Bunların yüzlerini hayırlı şeylere çeviriniz, mecralarını değiştiriniz.” Hem nasihat tesir eder hem daire-i ihtiyarlarında bir emr-i teklif olur.
- İslâmiyet iltizamdır, iman iz’andır. Tabir-i diğerle İslâmiyet, hakka tarafgirlik ve teslim ve inkıyaddır; iman ise hakkı kabul ve tasdiktir.
- İmansız İslâmiyet, sebeb-i necat olmadığı gibi; İslâmiyetsiz iman da medar-ı necat olamaz.
Bu Risalede Geçen Halk Dili İfadeler
Bu Risalede Geçen Edebi ve Dikkat Çekici İfadeler
- Şu dünya hayatında en bahtiyar odur ki dünyayı bir misafirhane-i askerî telakki etsin ve öyle de iz’an etsin ve ona göre hareket etsin.
Bu Risalede Bahsi Geçen Şahıslar, Eserleri ve Eserlerinden Alıntılar
- Şah-ı Nakşibend: Hattâ bazı defa Evrad-ı Şah-ı Nakşibendî’de şehadet getirdiğim vakit عَلٰى ذٰلِكَ نَحْيٰى وَ عَلَيْهِ نَمُوتُ وَ عَلَيْهِ نُبْعَثُ غَدًا dediğim zaman, nihayetsiz bir tarafgirlik hissediyorum.(Meali: Bu iman üzere yaşar, bu imanla ölür, yarın bu imanla diriliriz. Kaynak: Mecmûatü'l-Ahzâb, el-Gümüşhânevî; Nakşibendî, Evrâd-ı Nakşibend: 7)
وَ اٰمَنَّا بِمَا اَرْسَلْتَ مِنْ رَسُولٍ وَ اٰمَنَّا بِمَا اَنْزَلْتَ مِنْ كِتَابٍ وَ صَدَّقْنَا (Meali: Peygamber olarak gönderdiğin kim varsa iman ettik; kitap olarak indirdiğin ne varsa iman ettik; ve bütün bunları tasdik ettik. Kaynak: Mecmûatü'l-Ahzâb, el-Gümüşhânevî; Nakşibendî, Evrâd-ı Nakşibend: 7) - Evrad-ı Şah-ı Nakşibendi:
Bu Risalede Bahsi Geçen Yerler
- Kesrik: (Şimdi Elazığ merkezin Kızılay mahallesi) Hem köyünüze, hususan senden “Sözler”i işitenlere umumen selâm ediyorum.
Bu Risalede Bahsi Geçen Hadiseler
İlgili Resimler/Fotoğraflar
İlgili Maddeler/Kategoriler
- Mektubat: 9. Mektup'un içinde olduğu büyük kitap
- 9. Mektup'ta Geçen Ayetler Listesi
Önceki Risale: Sekizinci Mektup ← Mektubat → Onuncu Mektup: Sonraki Risale

