Cim (ج) Kök Harfi İle Başlayan Kelimeler
Bediüzzaman'ın eserlerinde geçen ve Cim (ج) kök harfi ile başlayan Arapça kelimeler listelenmiştir.
| Arapça Harf | Türkçe Okunuşu | 2 Harfli Kelime Sayısı | 3 Harfli Kök Sayısı | 3 Kök Harfli Kelime Sayısı | 4 Harfli Kök Sayısı | 4 Kök Harfli Kelime Sayısı | Toplam Kök Sayısı | Kur'an'da Geçen Kök Sayısı | Toplam Kelime Sayısı | Kur'an'da Geçen Kelime Sayısı |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| ج | Cim | - | 70 | 252 | 7 | 12 | 77 | 54 | 264 | 58 |
| Kelime | Anlamı | Kur'an'da Geçiyor mu? |
Örnek Cümle |
|---|---|---|---|
| Cim-Be-Be (1) | + | ||
| Cübbe | Kıyafet | + | Eski zamanda, on dört yaşında iken icâzet almanın alâmeti olan üstad tarafından bir cübbe bana giydirmek vaziyetine mâniler bulundu. |
| Cim-Be-Ra (8) | + | ||
| Cebbar | İstediğini yapan Allah; zorba | + | Birer misbah-ı nevvar, birer gemi-i cebbar/Birer tayyareleriz biz. |
| Ceberut | Büyüklük, azamet | Ve tevhid-i ceberuta telvihtir. | |
| Ceb(i)r (Cebrî/Cebren) | Zorlama; harflerle yapılan matematik hesabı | Nasıl ki, görsen, bir tek adam geldi, bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevk etti ve cebren işlerde çalıştırdı. | |
| Cebriye | İradeyi inkar eden batıl fırka | Ve keza, daire-i itikadda iken, ruhuyla, imaniyle daire-i esbaba bakan da, esbaba kıymet vermeyerek Cebriye mezhebi gibi tembelcesine bir tevekkülle nizâm-ı âleme muhalefet eder. | |
| İcbar | Zorlama | Zira, medenîlere galebe çalmak ikna iledir, icbar ile değildir. | |
| Mecbur(i/en) | Zorunlu olarak | Birden İhtar Edildi Kaleme Almaya Mecbur Oldum | |
| Mücbir | Mecbur eden | Birden bire, şu risaleyi yazmak için mücbir bir hatıra kalbe geldi. | |
| Mütecebbir | Zorba | Halbuki, mütecebbir zalimlerin rüesaları olan Firavunların, Nemrutların akıbetleri malûmdur. | |
| Tecebbür | Kibirlenme | Ve kuvve-i gadabiye, hadd-i istikamet olan şecaati takip etmezse, ifratla çok zararlı ve zulümlü tehevvüre ve tecebbüre ve tefritle çok zilletli ve elemli cebanet ve korkaklığa düşer, istikameti kaybetmesinin, hatâsının cezası olarak daimî vicdanî bir azabı çeker. | |
| Cim-Be-Cim-Lam (2) | + | ||
| Cebrail | Vahiy meleği | Nasıl ki Hazret-i Cebrail aleyhisselâm, bir vakitte Dıhye suretinde Sahabeler içinde göründüğü dakikada, binler yerde başka suretlerde ve Arş-ı Âzam önünde, şarktan garba kadar geniş ve muhteşem kanatlarıyla secde ediyordu. | |
| Cibril | Vahiy meleği | + | Hem Kur'ân'ın mertebe-i irşadında öyle bir genişlik var ki, birtek dersinde, Hazret-i Cibril (a.s.), bir tıfl-ı nevresîde ile omuz omuza o dersi dinler, hisselerini alırlar. |
| Cim-Be-Lam (2) | + | ||
| Cebel | Dağ | + | |
| Cibal | Dağ | Evet, muhabbeti iktiza eden İslâmiyet ve insaniyet, Cebel-i Uhud gibidir. | |
| Cibilli(yet) | Yaratılıştan (Yaratılış) | Zira, insan, cibilliyeti ve fıtratı hasebiyle nefsini sever. | |
| Cim-Be-Nun (2) | + | ||
| Cebanet | Korkanlık | Her seyyiât gibi cebânetin dahi menbaı dalâlettir. | |
| Cebîn | Korkak; Alın, şakak | + | Zira en âmi ve cebin, en has ve cesur gibi hiss-i diyanetle mütehassıs, din namıyla ne telkin olunsa ruhunu feda eder. |
| Cim-Be-He (1) | + | ||
| Ceb(p)he | Ön taraf; alın | İşârâtü'l-İ'câz tefsiri, eski Harb-i Umumînin birinci senesinde, cephe-i harpte, me'hazsiz ve kitap mevcut olmadığı halde telif edilmiştir. | |
| Cim-Be-Vav (1) | + | ||
| Mücteba | Seçilmiş | Altın yaldızla yazılması lâzımgelen eser-i âlînizde, Resul-i Müctebâ aleyhi ekmelü't-tehâyâ efendimiz hazretlerine dil uzatan hâin-i bîdin olan mülhid hâinlerin kuruyası dillerini, inâyet-i İlâhî ve ruhaniyet-i Peygamberî ve şeriat kılıcıyla kesmeye muvaffak olduğunuz şu eser-i bergüzîdenizi Cenâb-ı Hak ind-i İlâhîsinde ve nezd-i Peygamberîde kabul eylesin. | |
| Cim-Se-Se (1) | + | ||
| Cüsse | Gövde, kalıp | Peki, amma madem ki siyasî menfaat kastı yokmuş, bu pîr-i fânînin şahsı, cüssesi, bedeni ne ki, dünyadan ne bekliyor ki nüfuz temin etmek istesin? | |
| Cim-Se-Vav (1) | |||
| Câsiye | Sure adı | Rumuzat-ı Semaniye | |
| Cim-Ha-Dal (1) | + | ||
| Cühud | Bilerek inkar etme | Beşer ve cin, nihayetsiz şerre ve cühuda müstaid olduklarından, nihayetsiz bir temerrüd ve bir tuğyan yaparlar. | |
| Cim-Dal-Dal (9) | + | ||
| Cadde | Geniş yol | Evet, yol iki görünüyor. Cadde-i kübrâ-yı Kur'âniye olan şu mesleğimizden şimdi ayrılanlar, bize düşman olan dinsizlik kuvvetine bilmeyerek yardım etmek ihtimali var. | |
| Ced(de) | Dede, ata; nine | İşte, kırk sene sonra İslâmın en büyük iki ordusu karşı karşıya geldiği vakit, Hazret-i Hasan radıyallahü anh, Hazret-i Muaviye (r.a.) ile musalâha edip, cedd-i emcedinin mu'cize-i gaybiyesini tasdik etmiştir. | |
| Cedîd(e) | Yeni | + | Nutfeden alâkaya, alâkadan mudgaya, mudgadan azm ve lâhme, azm ve lâhimden halk-ı cedîde, yani insan suretine inkılâbı, gayet dakik düsturlara tâbidir. |
| Ciddî (Cidden) | Ağırbaşlı (olarak) | Aziz, sıddık kardeşlerim ve hizmet-i imaniyede kuvvetli, metin, ciddî, sarsılmaz, fedakâr arkadaşlarım ve seyahat-i berzahiye ve uhreviyede nuranî yoldaşlarım, | |
| Mücedded | Yenilenen | Herbir günü bir satır yaparak dekaik-i hikmetiyle müzeyyen, mücedded mevcudatı onda yazıyor. | |
| Müceddid | Yenileyici; 100 yolda bir gelen vazifeli alim | Her yüz senede Cenâb-ı Hak bir müceddid-i din gönderiyor | |
| Müteceddid | Yenilenen | Her sene kat kat ve katmerli, yüz bin tarzda masnuattan dokunmuş gömleklerini değiştirdiği ve çok defa dolup maziye boşaltarak gayb âlemine döktüğü bütün o müteceddid âlemleri ve arzın müteaddit gömleklerini nazara al. | |
| Tecdid | Yenileme işi | Rivâyât-ı hadîsiyede, tecdid-i din hakkındaki ziyade ehemmiyet ise, imanî hakaikteki tecdid itibarıyladır. | |
| Teceddüd | Yenilenme | Ve kezâ, firak ve ayrılmaların elemlerini, teceddüd-ü emsalinin lezzetini göstermekle izale eder. | |
| Cim-Dal-Ra (1) | + | ||
| Cidar | Duvar | + | Cidar-ı Ka'be'de altun ile yazılmış olan temasil-i belağatlarından Muallakat-ı Seb'ayı sildi, söndürdü. |
| Cim-Dal-Lam (2) | + | ||
| Cidal | Çarpışma | + | Hayatta düstur-u cidal yerine "düstur-u teâvünü" esas tutar. |
| Mücadele | Uğraşma, çekişme | Gele gele, tâ Rusya'da olduğu gibi, sa'y ve sermaye mücadelesi suretinde boğuşmaya başlar. | |
| Cim-Dal-Vav-Lam (2) | |||
| Cedâvil | Cetveller | Şimdi bu zeminde kütüb-ü mezburenin şecereleri tenebbüt ve makalât-ı selâsenin cedaviliyle sulanacaktır. | |
| Cetvel | Su arkı, hat | O menbadan binlerce cedâvil ve cetvellerden şûbeler teferrû ederek çok yerlerde dolaşıp, bazı eczâ-i âharle bulaşmış. | |
| Cim-Zel-Be (5) | |||
| Câzib(e) | Çekici | Muhitimizde, Risaletü'n-Nur'a karşı câzibedar ve çok âli hakikatlerinden başka ehl-i bid'a lisanları susmuş; güya karanlıklı girdaplara sokulmuşlar, konuşuyorlar. | |
| Cezb(e) | Çekim, çekme | Fıtrat-ı zîşuur olan vicdandaki incizap ve cezbe, bir hakikat-i cazibedarın cezbesiyledir. | |
| İncizab | Çekilme | Fıtrat-ı zîşuur olan vicdandaki incizap ve cezbe, bir hakikat-i cazibedarın cezbesiyledir. | |
| Meczub | Çekilen; divane | Kendi velâyet-i meczubâneleri bâki kalmakla beraber, ehl-i dalâlete ve ehl-i bid'aya taraftar çıkarlar, mesleklerine bir derece revaç verip, bir kısım ehl-i imanı ve ehl-i hakkı, o mesleğe girmeye meş'ûmâne bir sebebiyet verirler. | |
| Müncezib | Çekilen | Sûkunda, yani çarşısında teşhir ediliyor, rağbetler ona celb oluyor, nazarlar ona teveccüh ediyor, fikirler ona müncezib oluyor. | |
| Cim-Zel-Ayn (1) | + | ||
| Ciz' | Hurma kütüğü | + | Hanîn-i ciz' şu nevidendir ki, sırf nübüvvetin tasdiki için bir hüccet olarak zuhura gelmiş ki, mü'minlerin imanını ziyadeleştirmek ve münafıkları ihlâsa ve imana sevk etmek ve küffârı imana getirmek için zâhir olmuş. |
| Cim-Ra-Elif (1) | |||
| Cür'et | Cesaret, atılganlık | Evet, bir asır evvel dünyanın en akıllı ve en müdakkiki ve feylesofu ve saltanatlı hâkimi telâkki edilen ve kendi Hıristiyan iken bütün eski dinleri ve kitapları hiçe indiren, belki inkâr etmek cür'etini gösteren, gayet enaniyetli ve şöhretli olan Prens Bismarck'ın ... | |
| Cim-Ra-Be (3) | |||
| Çorap | Ayağa giyilen giysi | O farenin yuvasını gördük; kabil değil ki o çorap girsin. | |
| Mücerreb | Tecrübe edilmiş | SABIR KAHRAMANI Hazret-i Eyyûb aleyhisselâmın şu münâcâtı, hem mücerreb, hem tesirlidir. | |
| Tecrübe | Deneyim | Çünkü, seyyid, efendi; abdini, hizmetkârını tecrübe ve imtihan edebilir. Fakat, abd; seyyidini imtihan etmek salâhiyetinde değildir. | |
| Cim-Ra-Be-Ze (1) | |||
| Cerbeze | Batılı hak, hakkı batıl gösteren aldatmaca | Cerbezenin şe'ni, bir seyyieyi sümbüllendirerek hasenata galip etmektir. | |
| Cim-Ra-Ha (5) | + | ||
| Cerahat | İrin | Hattâ, çok zaman evvel beni aşıladılar; yirmi sene onun eseri olarak cerahat yapıyordu. | |
| Cerh | Yaralama, çürütme | Bâtıl şeyleri tasvir, sâfi zihinleri idlâldir ve cerhdir. | |
| Ceriha | Yara | Eğer kesmezse, mahbupları adedince mânevî cerihalar oluyor. | |
| Cerrah | Operatör | Fakat pek şiddetli ameliyat-ı cerrahiye yaptı. | |
| Mecruh | Yaralı | İnşaallah o bir dahi, bizi mecruh ve yaralı etmeyecek ve düşündükleri ve kasdettikleri bizi birbirinden ve Nurlardan kaçırmak plânları dahi akîm kalacak. | |
| Cim-Ra-Dal (7) | + | ||
| Ceraid | Gazeteler | ...o cemaatin ilelebed ve muhalled naşir-i efkârı, umum kütüb-ü İslâmiye ve her vakit nâşir-i efkârı başta Kur'ân ve tefsirleri (ve bu zamanda bir tefsiri, Risale-i Nur) ve i'lâ-yı kelimetullahı hedef ve maksat eden umum dinî ve müstakim ceraiddir. | |
| Ceride | Gazete | Ey dinî cerideler! Maksadımız, dinî cemaatlar maksatta ittihad etmelidirler. | |
| Cirit | Atılan sopa | Yani, "Ciriti istemek yolunda, sabah, atımın yüzüne yed-i beyzâsıyla bir tokat vurdu. Atım dahi kısasını almak için tayyar olan subha erişti, yere vurdu, içinde dört ayağıyla gezindi. Demek atım çal'dır." | |
| Mücerred | Soyut; bekar; bileşik olmayan | Mektubunuzda "Mücerred لاَ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ kâfi midir? | |
| Mütecerrid | Soyutlanmış | Asrımızda şark ve garpta fâzıl ve muktedir çok ulema yok değildir; fakat fâni menfaatlerden mütecerrid, sırf nur-u Bâkî ile mütenevvir ve mütelezziz gavs-ı ferid makamında en ziyade bir mutemede ihtiyaç vardır. | |
| Tecerrüd | Sıyrılmak | Vücub ve tecerrüdün hadsiz kolaylığa ve nihayetsiz suhulete sebebiyet vermeleri, gayet derin bir sırdır. | |
| Tecrid | İzole etme | Yirmi iki sene tecrid-i mutlak içinde geçen hayatım ve yetmiş beş yaşında vücudumun aşılara tahammülü yoktur. | |
| Cim-Ra-Ra (7) | + | ||
| Câr | Harf-i Cer | Kezalik, hasrı ifade eden câr ve mecrûrun takdimi, tevhide îmadır. | |
| Cerrar | Para toplayan | Bence imâreti, ne nâm ile olursa olsun, medâr-ı maişet edenler bir nev'i cerrar ve aceze ve seeledir—fakat hilebaz kısmında... | |
| Cer | Eskiden köy imamlarının zekat toplamaya çıkması; kelimenin sonunun esre olması | Ehl-i dalâlet, ehl-i ilmi, ilmi vasıta-i cer etmekle ittiham ediyorlar, "İlmi ve dini kendilerine medar-ı maişet yapıyorlar" deyip insafsızcasına onlara hücum ediyorlar. | |
| Helümme Cerrâ | Var, kıyas eyle! | Bir kısmı da sadece rü'yet-i Cemal-i İlahîyi arzu eder.. ve helümme cerra... | |
| İncirar | Varma, ulaşma | Bu dahi devam ederse, tàtile, yani hâlıksızlığa incirar eder. | |
| Mecerretüs-Sema | Samanyolu | ...seyyârât ve nücumun harekâtına müsait olmuş ve Samanyolu denilen mecerretü's-semâdan, tâ en yakın seyyareye kadar, muhtelif vaziyet ve teşekkülde yedi tabaka, herbir tabaka... | |
| Mecrur | Başında harf-i cer bulunan kelime | Kezalik, hasrı ifade eden câr ve mecrûrun takdimi, tevhide îmadır. | |
| Cim-Ra-Mim (4) | + | ||
| Cirm | Hacim, cüsse; yıldız | Küre-i arzdan bin defa büyük cirmlerle müsademenin ne derece dehşetli olduğunu kıyas edebilirsin. | |
| Cürüm | Günah, suç | Bunları tetkikle altında cürüm aramak insafsızlıktır, başka birşey değildir. | |
| Ecrâm | Cansız cisimler; yıldızlar | Fennen ve aklen, belki müşahedeten sabittir ki, ecrâm-ı ulviyenin câzibe ve dâfia gibi kanunlarının rabıtası ve ziya ve hararet ve elektrik gibi maddelerdeki kuvvetlerin nâşiri ve nâkili, o fezayı dolduran bir madde mevcuttur. | |
| Mücrim | Günahkar | + | Hattâ bizi cezalardan kurtarmak fikriyle ve Eskişehir meselesi ve Otuz Bir (31) Mart hadise-i meşhuresiyle beni sabıkalı bir mücrim-i siyasî nazarıyla baktırmamak ve sırf din ve iman için hareket ettiğimizi ve siyaset fikri bulunmadığını göstermek fikriyle demişler ki: |
| Cim-Ra-Ye (6) | + | ||
| Câri(ye) | Geçerli, akan | + | Meselâ, balarısının bir ferdini yaratan bir kudretin hükmü, bütün kâinata cari ve nâfiz olması lâzımdır. |
| Cereyan | Akım, akma | Âhirzamanda, dinsizliğin iki cereyanı kuvvet bulacak: | |
| İcrâ(at) | Yürütme | Öyle de, rububiyetinde ve icraatında ve icâdâtında dahi şeriki yoktur. | |
| Mâcera | Baştan geçen olay | Meselâ, ehl-i Cennet elbette arzu ederler ki, dünya maceralarını tahattur etsinler ve birbirine nakletsinler. | |
| Mecârâ/Mecârî | Mecralar | Yoksa bu revabıt ve mecarayi fekk edecek adem-i merkeziyet fikri;... | |
| Mecrâ | Yol, kanal | + | İnşaallah, bu sıkıntılı hâdise dahi, münafıkların aks-i maksuduyla, Risaletü'n-Nur'un fütuhatını başka mecrâlarda teshile vesile olur. |
| Cim-Ze-Elif (5) | + | ||
| Cüz' (Cüzî) | Parça | + | Küllî, cüz'î kadar kolaydır. Cüz, küll kadar kıymetlidir. |
| Cüzdan | Para kabı | Fakat nümune için şu zabitin cüzdan ve defterine bakacağız: | |
| Ecza | Parçalar | Meselâ, nasıl ki mükemmel bir eczahane ki, her kavanozunda harika ve hassas mizanlarla alınmış hayattar macunlar ve tiryaklar var; şüphesiz gayet maharetli ve kimyager ve hakîm bir eczacıyı gösterir. | |
| Mütecezzi | Parçalara bölünebilir | İnsan gibi mümkin, fâni, bekà-yı nev'ine muhtaç ve cismanî ve mütecezzî, tekessüre kabil ve âciz, dünyaperest, yardımcı bir vârise muhtaç ve müştak mahlûklar için ... | |
| Tecezzi | Parçalara ayrılma | Bu kâinat, o sırla, değil yalnız tecezzî kabul etmez bir külldür; belki mahiyetçe, inkısam ve iştiraki ve tecezzîsi imkânsız ve müteaddit elleri kabul etmez bir küllî hükmüne geçtiğinden,... | |
| Cim-Ze-Ra (2) | |||
| Cezair | Adalar | Sen Cenab-ı Hakk 'ın masnuatında tefekkür ettiğin zaman, kendini bir Japon veyahut Cezair-i Bahr-i Muhit'ten birisi farzeden bir Osmanlı Müslüman gibi tefekkür et ki; | |
| Cezire | (Yarım)ada | Hem herkes o cezireye bakıyor, oradan birşeyler bekliyor, oradan emir alıyorlar. | |
| Cim-Ze-Ayn (1) | + | ||
| Cez'a | Sabırsızlıktan üzülme | Çaresi bulunan şeyde acze, çaresi bulunmayan şeyde cez'a iltica etmemek elzemdir. | |
| Cim-Ze-Fe (1) | |||
| Mücâzefe | Aldatma; tartmadan satma | Şu âyet haktır, akla münâfi olamaz, hakikattir. Mücâzefe, mübalâğa, içinde bulunamaz. | |
| Cim-Ze-Lam (2) | |||
| Cezalet | Sözün muhkem ve fasih olması | Hattâ, insanlar kendi fikirlerini birbirlerine kabul ettirmek ve hükümlerini birbirine icra ettirmek için en keskin silâhını cezâlet-i beyandan ve en mukavemetsûz kuvvetini belâğat-i edâdan alacaktır. | |
| Cezîl | Bol; bozuk olmayan ifade | İlm-i nâfidir, yazılır ecr-i cezîl, tâ kıyamet bîkeder. | |
| Cim-Ze-Mim (2) | |||
| Câzim(e) | Cezm ile okutan; cezmeden | Huruf-u câzimeden olan لَمْ istikbalden mâzi derelerine fırlatıyor. | |
| Cez(i)m | Kesin karar, azim; harfte sükun işareti | ...bu küçük sûrenin üç âyetinden sülüs ve tamamında otuz cüz Kur'ân'a, hattâ her harfinde bir sûreye işaret ve delâlet mevcut olduğunu cezmettim. | |
| Cim-Ze-Ye (4) | + | ||
| Ceza | Karşılık | + | Fakat bir meczup çocuk cezbe halinde birisini vursa, mâzurdur. Ceza görmez. |
| Cizye | Gayr-ı müslüm vergisi | + | Hariçte olsa, musalâha etse; dahilde olsa, cizye verse İslâmiyetçe hayatı mahfuzdur. |
| Mücazat | Ceza, karşılık | Bir sultan, itaat edenlere mükâfat ve isyan edenlere de mücazat etmezse, saltanatı inhidama yüz çevirir. | |
| Tecziye | Cezalandırmak | Hem meselâ, adaletperver, ihkak-ı hakkı sever ve ondan zevk alır bir hâkim, mazlumların haklarını vermekten ve mazlumların teşekkürlerinden ve zalimleri tecziye etmekle mazlumların intikamlarını almaktan nasıl memnun olur, bir zevk alır. | |
| Cim-Sin-Dal (4) | + | ||
| Cesed | Vücud, beden | + | Lâfz, mânâ zararına kalınlaşır. Ruh, cesed hesabına zayıflaşır. |
| Ecsâd | Cesetler | Ecsâdın def'aten inşasının misâli ise: | |
| Mütecessid | Cesetleşmiş | Memnu heykel, ya bir zulm-ü mütehaccir, ya bir heves-i mütecessim veya bir riyâ-yı mütecessiddir. | |
| Tecessüd | Cesede bürünmek | Güya muvakkaten hayvaniyetten çıkıp melekiyet vaziyetine veyahut âhiret ticaretine girdiği için, dünyevî hâcâtını muvakkaten bırakmakla, uhrevî bir adam ve tecessüden tezahür etmiş bir ruh vaziyetine girerek, savmı ile Samediyete bir nevi âyinedarlık etmektir. | |
| Cim-Sin-Ra (3) | |||
| Cesaret | Korkaklık zıttı | Fakat Risale-i Nur dairesine girenler, şahsî cesaretlerini kıymetleştirmek için, sarsılmaz bir sebat ve metanete ve ihvanlarının tesanüdüne cidden çalışmaya sarf edip, o cam parçası hükmünde şahsî cesaretini, hakikatperestlik sıddıkiyetindeki fedakârlık elmasına çevirmek gerektir. | |
| Cesur | Korkak olmayan | Meselâ iki kardeş var. Birisi cesur, kendine güvenir; diğeri hamiyetli, milliyetperverdir. | |
| İctisar | Cesaret etme | Şu tulûatımı arza ictisâr ediyorum: | |
| Cim-Sin-Sin (4) | + | ||
| Casus | Gizli ajan | Risale-i Nur'un intişarına karşı gelen bütün düşman ve casuslara mukabil bir tek fare çıktı, plânlarını zîr ü zeber etti. | |
| Cessas | Gizlice araştıran | ...on sene koca Isparta vilâyetinin hassas ve cessas memurlarına böyle teşkilât sezdirmeyen bu adamdan, ... | |
| Mütecessis | Gizlice araştıran | Yahut, zannediyor musunuz ki, hayatınızın makinesinde derc edilen şu nazik letâif ve mâneviyat ve şu hassas âzâ ve âlât ve şu muntazam cevarih ve cihazat ve şu mütecessis havas ve hissiyatın gaye-i yegânesi, şu hayat-ı fâniyede nefs-i rezilenin, hevesât-ı süfliyenin tatmini için istimaline mi münhasırdır? | |
| Tecessüs | Araştırma | Muzahrafat-ı arziyenin mümessilât-ı habiseleri olan casus şeytanları, temiz ve temizlerin meskeni olan semâyı telvis etmemek ve nüfus-u habise hesabına tecessüs ettirmemek için, edepsiz casusları korkutmak için atılan mancınıklar ve işaret fişekleri misillü, o şeytanları ebvâb-ı semâdan o şahaplarla red ve tarddır. | |
| Cim-Sin-Mim (10) | + | ||
| Cesamet | Büyüklük, irilik | Sonra, küçük küçük taifeler bir ordu teşkil eder gibi, o parça parça bulutları telif edip, kıyamette seyyar dağlar cesamet ve şeklinde ve rutubet ve beyazlık cihetinde kar ve dolu keyfiyetinde olan o sehab parçalarından, âb-ı hayatı bütün zîhayata gönderiyor. | |
| Cesîm | İri | Ve şu hikmete binaen, elbette cesîm, muhteşem, geniş bir saray yapmaya başlar. | |
| Cisim | Nesne | + | Cisim ihtiyarlanırsa, enâniyet genç kalır. |
| Cismani | Cisimle ilgili | Evet, Cennet, bütün lezâiz-i mâneviyeye medar olduğu gibi, bütün lezâiz-i cismaniyeye de medardır. | |
| Ecsâm | (Seyyar) cisimler | Bazı rivâyâtın işârâtıyla ve intizam-ı âlemin hikmetiyle denilebilir ki, bir kısım ecsâm-ı seyyare, seyyarattan tut, ta katarâta kadar, bir kısım melâikenin merâkibidirler. | |
| Mücessem(e) | Cisimleşmiş, görünür hale gelmiş | Kalb ise, şu herbiri birer âyet-i mücesseme hükmünde olan şu ağaçlardan sırr-ı tevhidi, bu i'câzın ulüvv-ü nazmından okuyor. | |
| Mücessime | Allah'ı -haşa- insan suretinde gören batıl görüş | ...Mûtezile, Cebriye, Mürcie, Mücessime gibi dalâlet fırkalarını İslâmiyetten intâc eden mesâil-i diniyedeki istibdad-ı ilmîdir ve nefsü'l-emirde mukayyed olan şeyde ıtlaktır. | |
| Mütecessim | Cisimleşmiş, görünür hale gelmiş | Memnu heykel, ya bir zulm-ü mütehaccir, ya bir heves-i mütecessim veya bir riyâ-yı mütecessiddir. | |
| Tecessüm | Cisimleşme, görünür hale gelme | Din-i İsevînin hakikîsini esas tutan İsevî ruhanîlerin cemaati ve onlara karşı dinsizliği tervice başlayan cemaat tecessüm etseler, bir minare yüksekliğinde bir insanın yanında, bir çocuk kadar da olamaz. | |
| Tecsim | Cisimleştirme | Hatta, eğer bir dimağ büyütülse, maânî tecsim edilir ise, şu fırak sinematografvârî o dimağda temessül ettiği görülecektir. | |
| Cim-Ayn-Lam (2) | + | ||
| Câîl | Getiren | + | ...insanın ahvâli, vaziyetleri ne tabiatın iktizasıdır ve ne de fıtratın icabıdır; ancak bir câilin ca'li iledir. |
| Ca'l | Getirme | ...insanın ahvâli, vaziyetleri ne tabiatın iktizasıdır ve ne de fıtratın icabıdır; ancak bir câilin ca'li iledir. | |
| Cim-Fe-Ra (1) | |||
| Cif(i)r | Cifir ilmi | Şu remizlerin esası, ilm-i cifrin mühim bir düsturu ve ulûm-u hafiyenin mühim bir anahtarı ve bir kısım esrar-ı gaybiye-i Kur'âniyenin mühim bir miftahı olan tevafuktur. | |
| Cim-Fe-Nun (1) | + | ||
| Cefne | Tekne | Elini kaldırdı; o cefne (yani tekne) lebâleb dolu kaldı. | |
| Cim-Fe-Vav (1) | + | ||
| Cefa | Zahmet | Ger bulmazsan, bütün dünya cefâ-ender, fenâ-ender hebâdır, bil. | |
| Cim-Lam-Be (2) | + | ||
| Câlib | Çağıran, getiren | Gecelerde, sabaha kadar câlib-i dikkat bir hal-i hâşiâne ile ubudiyette bulunurlar. | |
| Celb | Getirtmek, (üzerine) çekmek | İşte, beşerin, san'at ve fennin imtizacından süzülen, maddî ve mânevî fevkalâde hassasiyetinden tezahür eden ispritizma gibi celb-i ervah ve cinlerle muhabereyi, şu âyet en nihayet hududunu çiziyor ve en faideli suretlerini tayin ediyor ve ona yolu dahi açıyor. | |
| Cim-Lam-Dal (5) | + | ||
| Celadet | Kuvvetlilik | ||
| Cellad | Öldürme görevlisi | ||
| Cild | Deri; kitap kabı | ||
| Mücelled | Cilt (Ciltli kitap) | ||
| Tecellüd | Yiğit görünme | Sünuhat | |
| Cim-Lam-Sin (4) | + | ||
| Celse | Oturum | ||
| Cülus | Tahta çıkma merasimi ve hediyesi | ||
| Mecalis | Meclisler | + | |
| Meclis | Oturulan toplantı (yeri) | ||
| Cim-Lam-Lam (5) | + | ||
| Celal | Yücelik | + | |
| Celîl | Yüce | ||
| Celle (Celaluh) | (Şanı) yüce olsun | ||
| Ecell | En üstün | ||
| Mecelle | Mecmua | ||
| Cim-Lam-Vav (10) | + | ||
| Celî | Parlak | ii | |
| Cilâ | Parlatıcı | ||
| Cilve | Belirti, eseriyle kendini belli etme | ||
| Eclâ | Çok parlak, çok güzel | ||
| İncilâ | Parlama, cilalanma | ||
| Mücellâ | Parlak, cilalı | ||
| Münceli | Parlayan | ||
| Mütecelli | Görünen, kendini gösteren | ||
| Tecella | Görünme | ||
| Tecelli | Görünme | ||
| Cim-Mim-Dal (7) | + | ||
| Cemadat | Cansızlar | ||
| Câmid(e) | Cansız, donuk | + | |
| Cemaziyelevvel (aslı cemadiyelevvel) | Kameri 5. ay | ||
| Cemed | Buz | ||
| Cumudiyet | Donukluk, katılık | Badıllı katre | |
| İncimad | Donma | Badıllı katre | |
| Tecemmüd | Donmak, katılaşmak | ||
| Cim-Mim-Sin (1) | |||
| Camus | Su sığırı, manda | ||
| Cim-Mim-Ayn (16) | + | ||
| Câmia | Topluluk; çok yönlü; üniversite | ||
| Câmi | Toplayan, ibadet yeri; Allah'ın ismi | + | |
| Cem' | Toplama; çoğul; halk | + | |
| Cemî' | Hepsi, tümü | + | |
| Cemiyet | Toplum, kurum | ||
| Cemaat | İnsan topluluğu | ||
| Cevami | Toplu şeyler | ||
| Cuma/Cumuah | Namaz günü | + | |
| Ecmain/Ecmaun | Cümlesi | + | |
| İcma | Fikir birliği | ||
| İctima/İctimaî(yyat) | Toplanma/toplumsal/toplumbilim | ||
| Mecma | Toplanma, birleşme yeri | + | |
| Mecmu | Toplanmış hal | + | |
| Mecmua | Dergi, toplanmış eser | ||
| Müctemi | Toplanmış | + | |
| Tecemmu' | Toplanma | ||
| Cim-Mim-Lam (10) | + | ||
| Cemal | Güzellik | + | |
| Cemel | Deve | + | |
| Cemil | Güzel | + | |
| Cümel | Cümleler | ||
| Cümle (Bilcümle) | Anlamlı kelimeler topluluğu; hepsi | + | |
| Ecmel | En/daha güzel | ||
| İcmal | Kısaltma | ||
| Mücemmil | Güzel yaratan Allah | ||
| Mücmel | Kısa, topluca | ||
| Tecemmül | Güzelleşme | ||
| Cim-Mim-Mim (1) | + | ||
| Cem | Halk; pek çok | + | |
| Cim-Mim-He-Ra (2) | |||
| Cumahir | Cumhurlar | ||
| Cumhur(iyet) | Çoğunluk | ||
| Cim-Nun-Be (8) | + | ||
| Cânib | Yön | + | |
| Cenâb | Büyüklük ifadesi | ||
| Cenb | Taraf | + | Badıllı Zerre |
| Cenub | Güney | ||
| Ecanib | Yabancılar | ||
| Ecnebî | Başka milletten, yabancı | ||
| İctinab | Sakınmak, uzak olmak | ||
| Tecennüb | Sakınma | ||
| Cim-Nun-Ha (2) | + | ||
| Cenah | Taraf, kanat | + | |
| Ecniha | Taraflar, kanatlar | ||
| Cim-Nun-Dal (2) | + | ||
| Cünd | Ordu, asker | + | |
| Cünud | Askerler | ||
| Cim-Nun-Dal-Be (1) | |||
| Cündüb | Çekirge | ||
| Cim-Nun-Sin (4) | |||
| Cinas | Birçok manaya gelebilen söz | Rumuzat S. | |
| Cins(iyye) | Tür | ||
| Ecnas | Cinsler | ||
| Mücanis | Aynı cinsten | ||
| Cim-Nun-Nun (10) | + | ||
| Cân | Cinler | + | |
| Cenân(î) | Kalp(le ilgili) | ||
| Cenin | Rahimdeki çocuk | ||
| Cennet | Ahiret bahçesi | + | |
| Cin | Görülmeyen varlık | + | |
| Cinan | Bahçeler, cennetler | ||
| Cinnet | Delilik | + | |
| Cünun | Delilik | ||
| Ecinni | Cinler | ||
| Mecnun | Deli | + | |
| Cim-Nun-Ye (2) | + | ||
| Cânî | Katil, suçlu | ||
| Cinayet | Katl, günah | ||
| Cim-He-Dal (6) | + | ||
| Cehd | Gayret | + | |
| Cihad | Allah yolunca gayret, savaş | + | |
| İctihad | Hüküm çıkarma | ||
| Mücahede | Savaşma | ||
| Mücahid | Cihad eden | + | |
| Müctehid | İctihad eden | ||
| Cim-He-Ra (1) | + | ||
| Cehr(î) | Açıktan | + | |
| Cim-He-Ze (3) | + | ||
| Cihaz(at) | Alet | ||
| Mücehhez | Donatılmış | ||
| Techiz | Donatma | ||
| Cim-He-Lam (9) | + | ||
| Cahil(iyye) | Bilmeyen | + | |
| Ceh(i)l | Cehalet | ||
| Cehalet | Bilmezlik | + | |
| Cehul | Çok cahil | + | |
| Cühela | Cahiller | ||
| Echel | Daha (en) cahil | ||
| Mechul | Bilinmeyen | ||
| Tecahül | Bilmezlikten gelme | ||
| Techil | Cahilliğini ortaya koyma | ||
| Cim-He-Nun-Mim (1) | + | ||
| Cehennem | Azap yeri | + | |
| Cim-Vav-Be (6) | + | ||
| Cevap | Yanıt | + | |
| Ecvibe | Cevaplar | ||
| İcabet | Cevap (karşılık) verme | ||
| İsticvab | Sorgulama | ||
| Mucîb | Cevap veren, muhatap; Esma | + | |
| Cevaplaşma | Tecavüb | ||
| Cim-Vav-Dal (2) | + | ||
| Cevvad | Cömert (Esma) | ||
| Cûd | Cömertlik | ||
| Cim-Vav-Ra (4) | + | ||
| Civar | Yakın yer | ||
| Mücâvir | Komşu; Haremeyde oturan | ||
| Mücaveret | Komşuluk, yakınlık | ||
| Mütecavir(e) | Yakındakiler | + | Nutuk |
| Cim-Vav-Ze (8) | + | ||
| Caiz | Dİnen uygun | ||
| Cevaz | Dini izin | ||
| Ceviz | Bir ağaç | ||
| İcazet | İzin, diploma | ||
| Mecaz | Gerçek anlamı dışında kullanılan söz | ||
| Mütecaviz | Sınırı aşan | ||
| Tecavüz | Sınırı aşma, hakka girme | ||
| Tecviz | İzin verme | ||
| Cim-Vav-Ayn (1) | + | ||
| Cu' | Açlık | + | |
| Cim-Vav-Fe (2) | + | ||
| Cevf | İç | + | |
| Tecevvüf | İçi boş olma | ||
| Cim-Vav-Lam (3) | |||
| Cevelan | Dolaşma | ||
| Cevval | Hareketli | ||
| Mecal | Güç, imkan | ||
| Cim-Vav-He (1) | |||
| Câh | Makam | ||
| Cim-Vav-He-Ra (3) | |||
| Cevahir | Cevherler | ||
| Cevher | Öz, esas | ||
| Mücevher(at) | Değerli taş | ||
| Cim-Vav-Ye (1) | + | ||
| Cevv | Hava (atmosfer), boşluk | + | |
| Cim-Ye-Be (1) | + | ||
| Cep (Ceyb) | Elbise cüzdanı | + | |
| Cim-Ye-Şın (1) | |||
| Ceyş | Ordu | ||
| Cim-Ye-Fe (1) | |||
| Cîfe | Kokmuş ceset | ||
| Cim-Ye-Lam (1) | |||
| Ecyâl | Soylar, nesiller |