Zeyd Bin Harise: Revizyonlar arasındaki fark
Değişiklik özeti yok |
Değişiklik özeti yok |
||
| 4. satır: | 4. satır: | ||
''Zeyd adlı diğer kişiler için [[Zeyd (Tavzih)]] sayfasına gidin'' | ''Zeyd adlı diğer kişiler için [[Zeyd (Tavzih)]] sayfasına gidin'' | ||
'''Zeyd Bin Harise''' Resûl-i Ekrem’in azad edip evlâtlığı olarak ilan ettiği kölesi ve ilk müslümanlardandır. Çocukken kabilesinden kaçırıldı ve köle olarak satıldığında Hz. Hatice alarak Resûlullah’a hediye etti. Daha sonra ailesi onu buldu. Peygamberimiz onu ailesine gitmekte hür bıraktı ama o Peygamberimizi seçince Resûl-i Ekrem Kabe'de onu oğlu ve mirasçısı olarak ilan etti. Bu andan sonra evlâtlıkların öz babalarının adıyla anılmasını emreden âyet ([[Ahzab 5]]) inene kadar Zeyd bin Muhammed | '''Zeyd Bin Harise''' Resûl-i Ekrem’in azad edip evlâtlığı olarak ilan ettiği kölesi ve ilk müslümanlardandır. Çocukken kabilesinden kaçırıldı ve köle olarak satıldığında Hz. Hatice alarak Resûlullah’a hediye etti. Daha sonra ailesi onu buldu. Peygamberimiz onu ailesine gitmekte hür bıraktı ama o Peygamberimizi seçince Resûl-i Ekrem Kabe'de onu oğlu ve mirasçısı olarak ilan etti. Bu andan sonra evlâtlıkların öz babalarının adıyla anılmasını emreden âyet ([[Ahzab 5]]) inene kadar Zeyd bin Muhammed olarak anıldı. Hz. Peygamber’den hiç ayrılmayan Zeyd onun risâletini ilk kabul edenlerdendir. Bir rivayette ilk iman eden erkektir. Resûl-i Ekrem’in Tâif yolculuğunda ona atılan taşlara kendisini siper etti. Hicretten sonra Bedir, Uhud, Hendek gazvelerine (muhacirlerin sancaktarıydı), Hudeybiye seferine ve Hayber’in fethine katıldı. Peygamberimiz onu seferlerde komutan ve bazen Medine'de yerine vekil yaptı. | ||
Kur’ân-ı Kerîm’de adı geçen tek sahâbîdir ([[Ahzab 37]]). Birkaç defa evlendi. Resûlullah’ın dadısı Habeşî Ümmü Eymen’le evliliğinden oğlu Üsâme doğdu. Daha Peygamberimiz sonra onu kendi halasının kızı "Zeyneb" ile evlendirdi. Resûl-i Ekrem bu evlilikle, İslâm’da hür ve kölelerin birbiriyle evlenmelerinde bir sakınca bulunmadığını göstermek istemiştir. Fakat geçinemediler. Peygamberimiz Zeyd'e sabır tavsiye etti ancak bir süre sonra boşandılar. Cenab-ı Allah indirdiği “Biz onu (Zeyneb’i) sana nikâhladık ki evlâtlıkları eşleriyle ilişkilerini kestiklerinde müminlere bir güçlük olmasın” mealindeki [[Ahzab 37|ayet ile]] Peygamberimiz ile Zeynep arasında semavi bir nikah kıydı. Azadlı kölesi ve oğlu kadar yakın gördüğü Hz. Zeyd'in boşadığı Hz. Zeynep ile evlenmesi doğrudan Cenab-ı Allah'ın emri doğrultusunda olmuştur. Allah'ın bu emri peygamberlerin ümmetlerine bir baba gibi şefkatli nazarlarının kendi şahsiyetleri açısından değil peygamberlik görevi itibarıyla olduğu ve dolayısıyla ümmetinden kadınlarla evlenmesinde herhangi bir mahzur olmadığını gösterir. Ayrıca câhiliye döneminden kalma, evlâtlıkların boşanmış eşleriyle evlenmesine dair Arapların katı yasağı âdeti de kaldırılmış oldu. | Kur’ân-ı Kerîm’de adı geçen tek sahâbîdir ([[Ahzab 37]]). Birkaç defa evlendi. Resûlullah’ın dadısı Habeşî Ümmü Eymen’le evliliğinden oğlu Üsâme doğdu. Daha Peygamberimiz sonra onu kendi halasının kızı "Zeyneb" ile evlendirdi. Resûl-i Ekrem bu evlilikle, İslâm’da hür ve kölelerin birbiriyle evlenmelerinde bir sakınca bulunmadığını göstermek istemiştir. Fakat geçinemediler. Peygamberimiz Zeyd'e sabır tavsiye etti ancak bir süre sonra boşandılar. Cenab-ı Allah indirdiği “Biz onu (Zeyneb’i) sana nikâhladık ki evlâtlıkları eşleriyle ilişkilerini kestiklerinde müminlere bir güçlük olmasın” mealindeki [[Ahzab 37|ayet ile]] Peygamberimiz ile Zeynep arasında semavi bir nikah kıydı. Azadlı kölesi ve oğlu kadar yakın gördüğü Hz. Zeyd'in boşadığı Hz. Zeynep ile evlenmesi doğrudan Cenab-ı Allah'ın emri doğrultusunda olmuştur. Allah'ın bu emri peygamberlerin ümmetlerine bir baba gibi şefkatli nazarlarının kendi şahsiyetleri açısından değil peygamberlik görevi itibarıyla olduğu ve dolayısıyla ümmetinden kadınlarla evlenmesinde herhangi bir mahzur olmadığını gösterir. Ayrıca câhiliye döneminden kalma, evlâtlıkların boşanmış eşleriyle evlenmesine dair Arapların katı yasağı âdeti de kaldırılmış oldu. | ||
17.10, 7 Ocak 2026 tarihindeki hâli
Zeyd adlı diğer kişiler için Zeyd (Tavzih) sayfasına gidin
Zeyd Bin Harise Resûl-i Ekrem’in azad edip evlâtlığı olarak ilan ettiği kölesi ve ilk müslümanlardandır. Çocukken kabilesinden kaçırıldı ve köle olarak satıldığında Hz. Hatice alarak Resûlullah’a hediye etti. Daha sonra ailesi onu buldu. Peygamberimiz onu ailesine gitmekte hür bıraktı ama o Peygamberimizi seçince Resûl-i Ekrem Kabe'de onu oğlu ve mirasçısı olarak ilan etti. Bu andan sonra evlâtlıkların öz babalarının adıyla anılmasını emreden âyet (Ahzab 5) inene kadar Zeyd bin Muhammed olarak anıldı. Hz. Peygamber’den hiç ayrılmayan Zeyd onun risâletini ilk kabul edenlerdendir. Bir rivayette ilk iman eden erkektir. Resûl-i Ekrem’in Tâif yolculuğunda ona atılan taşlara kendisini siper etti. Hicretten sonra Bedir, Uhud, Hendek gazvelerine (muhacirlerin sancaktarıydı), Hudeybiye seferine ve Hayber’in fethine katıldı. Peygamberimiz onu seferlerde komutan ve bazen Medine'de yerine vekil yaptı.
Kur’ân-ı Kerîm’de adı geçen tek sahâbîdir (Ahzab 37). Birkaç defa evlendi. Resûlullah’ın dadısı Habeşî Ümmü Eymen’le evliliğinden oğlu Üsâme doğdu. Daha Peygamberimiz sonra onu kendi halasının kızı "Zeyneb" ile evlendirdi. Resûl-i Ekrem bu evlilikle, İslâm’da hür ve kölelerin birbiriyle evlenmelerinde bir sakınca bulunmadığını göstermek istemiştir. Fakat geçinemediler. Peygamberimiz Zeyd'e sabır tavsiye etti ancak bir süre sonra boşandılar. Cenab-ı Allah indirdiği “Biz onu (Zeyneb’i) sana nikâhladık ki evlâtlıkları eşleriyle ilişkilerini kestiklerinde müminlere bir güçlük olmasın” mealindeki ayet ile Peygamberimiz ile Zeynep arasında semavi bir nikah kıydı. Azadlı kölesi ve oğlu kadar yakın gördüğü Hz. Zeyd'in boşadığı Hz. Zeynep ile evlenmesi doğrudan Cenab-ı Allah'ın emri doğrultusunda olmuştur. Allah'ın bu emri peygamberlerin ümmetlerine bir baba gibi şefkatli nazarlarının kendi şahsiyetleri açısından değil peygamberlik görevi itibarıyla olduğu ve dolayısıyla ümmetinden kadınlarla evlenmesinde herhangi bir mahzur olmadığını gösterir. Ayrıca câhiliye döneminden kalma, evlâtlıkların boşanmış eşleriyle evlenmesine dair Arapların katı yasağı âdeti de kaldırılmış oldu.
Resûl-i Ekrem, Mûte Savaşı için orduyu yola çıkarırken sancağı Zeyd’e vererek, “Eğer Zeyd şehid olursa sancağı Ca‘fer (b. Ebû Tâlib) alsın, o da şehid düşerse Abdullah b. Revâha alsın” demişti. Üç sahâbî de bu sıraya göre şehid oldu. Resûl-i Ekrem, vefatından kısa bir süre önce Bizans’a gönderilmek üzere hazırlanan ve içinde Hz. Ebû Bekir ile Ömer’in de bulunduğu ordunun kumandanlığını Zeyd'in oğlu Üsâme’ye vermiştir.[1]
Bu Konu Hakkında Risale-i Nur'daki Derslerin Özeti
Şahsi Bilgiler
Diğer İsimleri: Zeyd b. Hârise b. Şerâhîl (Şürahbîl) el-Kelbî, Zeyd bin Muhammed (evlâtlıkların öz babalarının adıyla anılmasını emreden âyet (Ahzab 5) indikten sonra babası Hârise’nin adıyla anılmaya başlandı)[1]
Künyesi: Ebû Üsâme
Lakapları: “Hibbü Resûlillâh” (Resûlullah tarafından çok sevildiği için)
Kabilesi: Kelb (Yemen)
Peygamberimizin Kendisiyle Kardeşlik Bağı Kurduğu Sahabi: Hz. Hamza (İslâm’ın ilk yıllarında Mekke’de); Üseyd b. Hudayr (Hicretten sonra Medine'de)
Doğum Yeri ve Tarihi: 575[1]
Vefat Yeri ve Tarihi: Mute Savaşında, Mute, Ürdün, h. 8/m. 629[1]
Kabrinin Yeri: Mute Şehitliği, Ürdün
Harita Konumu: [1]
Nasıl ve Ne Zaman Müslüman Olduğu
Peygamberimize ilk vahiy geldiğinde 30 yaşındaydı ve onun risâletini ilk tasdik edenlerdendir; hatta bazı rivayetlere göre erkeklerden ilk müslüman olan kişidir.
Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği
Kur’an-ı Hakîm, her asırdaki tabakat-ı beşerin her bir tabakasına güya doğrudan doğruya o tabakaya hususi müteveccihtir, hitap ediyor.
Evet, bütün benî-Âdem’e bütün tabakatıyla en yüksek ve en dakik ilim olan imana ve en geniş ve nurani fen olan marifetullaha ve en ehemmiyetli ve mütenevvi maarif olan ahkâm-ı İslâmiyeye davet eden, ders veren Kur’an ise her nev’e, her taifeye muvafık gelecek bir ders vermek elzemdir. Halbuki ders birdir, ayrı ayrı değil. Öyle ise aynı derste tabakat bulunmak lâzımdır. Derecata göre her biri, Kur’an’ın perdelerinden bir perdeden hisse-i dersini alır. Şu hakikatin çok numunelerini zikretmişiz. Onlara müracaat edilebilir. Yalnız burada bir iki cüzünün hem yalnız bir iki tabakasının hisse-i fehmine işaret ederiz:
...
İkinci misal: Mesela مَا كَانَ مُحَمَّدٌ اَبَٓا اَحَدٍ مِنْ رِجَالِكُمْ Tabaka-i ûlânın şundan hisse-i fehmi şudur ki: “Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın hizmetkârı veya “veledim” hitabına mazhar olan Zeyd, izzetli zevcesini kendine küfüv bulmadığı için tatlik etmiş. Allah’ın emriyle Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm almış. Âyet der: “Peygamber size evladım dese risalet cihetiyle söyler. Şahsiyet itibarıyla pederiniz değil ki aldığı kadınlar ona münasip düşmesin.”
İkinci tabakanın hisse-i fehmi şudur ki: Bir büyük âmir, raiyetine pederane şefkatle bakar. Eğer o âmir, zahir ve bâtın bir padişah-ı ruhanî olsa o vakit merhameti pederin yüz defa şefkatinden ileri gittiğinden o raiyetin efradı onun hakiki evladı gibi ona peder nazarıyla bakarlar. Peder nazarı, zevc nazarına inkılab edemediğinden, kız nazarı da zevce nazarına kolayca değişmediğinden, efkâr-ı âmmede Peygamber (asm), mü’minlerin kızlarını alması şu sırra uygun gelmediğinden Kur’an der: “Peygamber (asm), merhamet-i İlahiye nazarıyla size şefkat eder, pederane muamele yapar. Risalet namına siz onun evladı gibisiniz. Fakat şahsiyet-i insaniyet itibarıyla pederiniz değildir ki sizden zevce alması münasip düşmesin.”
Üçüncü kısım şöyle fehmeder ki: Peygamber’e (asm) intisap edip onun kemalâtına istinad ederek onun pederane şefkatine itimat edip kusur ve hatîat etmemelisiniz, demektir. Evet, çoklar var ki büyüklerine ve mürşidlerine itimat edip tembellik eder. Hattâ bazen “Namazımız kılınmış.” der. (Bir kısım Alevîler gibi.)
Dördüncü Nükte: Bir kısım şu âyetten şöyle bir işaret-i gaybiye fehmeder ki: Peygamber’in (asm) evlad-ı zükûru, rical derecesinde kalmayıp rical olarak nesli, bir hikmete binaen kalmayacaktır. Yalnız “rical” tabirinin ifadesiyle, nisanın pederi olduğunu işaret ettiğinden nisa olarak nesli devam edecektir. Felillahi’l-hamd Hazret-i Fatıma’nın nesl-i mübareği, Hasan ve Hüseyin gibi iki nurani silsilenin bedr-i münevveri, Şems-i Nübüvvet’in manevî ve maddî neslini idame ediyorlar.
اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَيْهِ وَ عَلٰى اٰلِهٖ
(25. Söz)
Gelelim Hazret-i Zeyneb’in tezevvücüne: Yirmi Beşinci Söz’ün Birinci Şule’sinin Üçüncü Şuâ’ının misallerinden olan
مَا كَانَ مُحَمَّدٌ اَبَٓا اَحَدٍ مِنْ رِجَالِكُمْ وَلٰكِنْ رَسُولَ اللّٰهِ وَ خَاتَمَ النَّبِيّٖنَ
âyetine dair şöyle yazılmış ki insanların tabakatına göre bir tek âyet, müteaddid vücuhlarla, her bir tabakanın fehmine göre bir mana ifade ediyor.
Bir tabakanın şu âyetten hisse-i fehmi şudur ki: Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın hizmetkârı veya “oğlum” hitabına mazhar olan Zeyd (ra) rivayet-i sahiha ile itirafına binaen, izzetli zevcesini kendine manen küfüv bulmadığı için tatlik etmiş. Yani Hazret-i Zeyneb, başka yüksek bir ahlâkta yaratılmış ve bir peygambere zevce olacak fıtratta olduğunu Zeyd, ferasetle hissetmiş ve kendisini ona zevc olacak fıtratta kendine küfüv bulmadığından, manevî imtizaçsızlığa sebebiyet verdiği için tatlik etmiştir. Allah’ın emriyle Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm almış; yani زَوَّجْنَاكَهَا nın işaretiyle, o nikâh bir akd-i semavî olduğuna delâletiyle, hârikulâde ve örf ve muamelat-ı zahiriye fevkinde, sırf kaderin hükmüyledir ki Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm, o hükm-ü kadere inkıyad göstermiştir ve mecbur olmuştur. Nefis arzusuyla değildir.
Şu kader hükmünün de ehemmiyetli bir hükm-ü şer’î ve mühim bir hikmet-i âmmeyi ve şümullü bir maslahat-ı umumiyeyi tazammun eden
لِكَىْ لَا يَكُونَ عَلَى الْمُؤْمِنٖينَ حَرَجٌ فٖٓى اَزْوَاجِ اَدْعِيَٓائِهِمْ
âyet-i kerîmesinin işaretiyle, büyüklerin küçüklere “oğlum” demeleri, zıhar meseleleri gibi yani karısına “Anam gibisin.” dese haram olduğu gibi değildir ki ahkâm onunla değişsin. Hem büyüklerin raiyetlerine ve peygamberlerin ümmetlerine pederane nazar ve hitapları, vazife-i risalet itibarıyladır; şahsiyet-i insaniye itibarıyla değildir ki onlardan zevce almak uygun düşmesin?
İkinci bir tabakanın hisse-i fehmi şudur ki: Bir büyük âmir, raiyetine pederane bir şefkat ile bakar. Eğer o âmir, zahirî ve bâtınî bir padişah-ı ruhanî olsa merhameti, pederin yüz defa şefkatinden ileri gittiği için raiyetinin efradı, onun hakiki evladı gibi ona peder nazarıyla bakarlar. Peder nazarı ise zevc nazarına inkılab edemediğinden ve kız nazarı da zevce nazarına kolayca değişmediğinden efkâr-ı âmmede, Peygamber’in mü’minlerin kızlarını alması şu sırra uygun gelmediği için Kur’an o vehmi def’ maksadıyla der: Peygamber, rahmet-i İlahiye hesabıyla size şefkat eder, pederane muamele eder ve risalet namına siz onun evladı gibisiniz. Fakat şahsiyet-i insaniye itibarıyla pederiniz değildir ki sizden zevce alması münasip düşmesin? Ve sizlere “oğlum” dese ahkâm-ı şeriat itibarıyla siz onun evladı olamazsınız!
Diğer Bahisler
Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler
İlgili Resimler/Fotoğraflar
İlgili Maddeler/Kategoriler
- Hz. Muhammed (SAV): Peygamberimiz kendisini azad etmiştir ve Zeyd ona ilk iman edenlerden olmuştur.
- Hatice: Zeyd'i köle olarak satın alıp Peygamberimize hediye etmiştir.
- Zeyneb Binti Cahş: Evlenmiş ve boşanmıştır.
- Üsame Bin Zeyd: Ümmü Eymen'den olan sahabi oğlu
- Mute savaşı: Kumandanlık yaptığı ve şehit düştüğü savaş
- Hamza: İslâm’ın ilk yıllarında Mekke’de Resûlullah tarafından kendisine kardeş ilan edilen sahabi