Dad (ض) Kök Harfi İle Başlayan Kelimeler: Revizyonlar arasındaki fark

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Turker (mesaj | katkılar)
Değişiklik özeti yok
Turker (mesaj | katkılar)
Değişiklik özeti yok
2. satır: 2. satır:
Bediüzzaman'ın eserlerinde geçen ve Dad ({{Arabi|ض}}) kök harfi ile başlayan Arapça kelimeler listelenmiştir.
Bediüzzaman'ın eserlerinde geçen ve Dad ({{Arabi|ض}}) kök harfi ile başlayan Arapça kelimeler listelenmiştir.


İki harfli kök/Kelime:  
İki harfli kök/Kelime: -


Üç harfli kök:  
Üç harfli kök: 18


Dört harfli kök:  
Dört harfli kök: -


Toplam kök sayısı: '''18'''
Toplam kök sayısı: '''18'''


Toplam kelime: '''65'''
Toplam kelime: '''63'''


{|class="wikitable"
{|class="wikitable"
27. satır: 27. satır:
|-
|-
|'''Dad-Be-Tı (5)'''
|'''Dad-Be-Tı (5)'''
|
|
|-
|Mazbata
|
|
|
|
|-
|-
|Mazbut
|Mazbut
|
|Zaptedilmiş, kayıt altında
|
|Hayat; muhassal-ı mazbuttur, görünür.
|-
|-
|Zabt
|Zabt/Zapt
|
|Tutma, tespit
|
|Bazısı su gibidir, elle alınır, fakat zapt altına alınmaz.
|-
|-
|Zabit
|Zâbit
|
|Binbaşıya kadar subay
|
|Bu müddet içinde kendisiyle beraber esarette bulunan zabitlere dersler veriyordu.
|-
|-
|Zabıta
|Zabıta
|
|(Belediye) polis(i)
|
|Yirmi sekiz sene zarfında hükûmetin resmî adamlarından bana rast gelenler, hep sıkıntı verdikleri halde, zabıtanın bana hiç sıkıntı vermediği gibi,...
|-
|-
|'''Dad-Ha-Kef (1)'''
|'''Dad-Ha-Kef (1)'''
55. satır: 51. satır:
|-
|-
|Mudhike
|Mudhike
|
|Gülünen kişi
|
|Çünkü, zaafiyetini gösteren tekebbürünle, aczini gösteren gururunla, riyayı gösteren tasannuunla kendine mudhike yaparsın.
|
|-
|-
|'''Dad-Ha-Vav (1)'''
|'''Dad-Ha-Vav (1)'''
64. satır: 59. satır:
|-
|-
|Duha
|Duha
|
|
|-
|Kuşluk
|Kuşluk
|
|Duhâ vaktinden, öğleden biraz sonraya kadardır.
|
|-
|-
|'''Dad-Dal-Dal (3)'''
|'''Dad-Dal-Dal (3)'''
76. satır: 67. satır:
|-
|-
|Ezdad
|Ezdad
|
|Zıtlar
|
|Ezdad, sûretlerini mübadele etmişler.
|-
|-
|Tezad
|Tezad
|
|Karşıtlık
|
|Temasül, tezadın sebebidir.
|-
|-
|Zıt
|Zıt/Zıd
|
|Karşıt
|
|Tarik-i gayr-ı meşru ile bir maksadı takip eden, galiben maksudunun zıddıyla ceza görür.
|-
|-
|'''Dad-Ra-Be (6)'''
|'''Dad-Ra-Be (6)'''
92. satır: 83. satır:
|-
|-
|Darb
|Darb
|
|Verme; Vurma
|
|Yani, temsillerin darbı ve darb-ı meseller, sikkenin darbı kadar kelâma kıymet veriyor.
|-
|-
|Darbe
|Darbe
|
|Vuruş
|
|...kalbleri kışırlanarak felsefenin çıkmaz çığırlarına sapan gafil ve âsilere şiddetle darbe-i müthişe ve mühlikesini çarpan o Söz,...
|-
|-
|Dârib
|Dârib
|
|Vuran
|
|Nasıl ki, madrup, elbette dâribe delâlet eder.
|-
|-
|Durub
|Durub
|
|Darbeler; Vermeler
|
|Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyan, hakikatleri durub-u emsal ile beyan ediyor.
|-
|-
|Izdırap
|Izdırap
|
|Maddî veya mânevî acı
|
|Değil dünyevî ızdıraplar, cehennemî azaplar da verilse, bıçaklarla da doğransak, en müthiş ölümlere de maruz bırakılsak, asırlar boyunca milyonlar mübarek ecdadımızın feda-yı can ettikleri bu kudsî hakikata, bizim cânımız da feda olsun.
|-
|-
|Madrub
|Madrub
|
|Vurulan
|
|Nasıl ki, madrup, elbette dâribe delâlet eder.
|-
|-
|'''Dad-Ra-Ra (9)'''
|'''Dad-Ra-Ra (9)'''
120. satır: 111. satır:
|-
|-
|Darr
|Darr
|
|Zarar
|
|Hüsnün içinde kubhu, nef'in içinde dârrı, nimet içinde nıkmet, nurun içinde nârı, bilir misin ki sırrı?
|-
|-
|Izrar
|Izrar
|
|Zarar verme
|
|...hodfuruş, şöhretperest, riyâkâr insanlar ve az birşeyle iktidarlarını göstermek ve ihâfe ve ızrar cihetinden bir mevki kazanmak için ehl-i hakka muhalefet vaziyetine girerler.
|-
|-
|Iztırar
|Iztırar
|
|Çâresizlik, mecbûriyet
|
|Abd, bir ağaç gibi bütün bütün ıztırar ve cebir altında değildir.
|-
|-
|Mazarrat
|Mazarrat
|
|Zarar, ziyan
|
|Muhakkak bir maslahat, mazarrat-ı mevhume için feda edilmez.
|-
|-
|Muzır
|Muzır
|
|Zararlı
|
|O zaman, o seyahat-i ruhiyede, mehâsin-i medeniyet ve fünun-u nâfiadan başka olan mâlâyâni ve muzır felsefeyi ve muzır ve sefih medeniyeti elinde tutan Avrupa'nın şahs-ı mânevîsine karşı demiştim:
|-
|-
|Muztar
|Muztar
|
|Zorda kalmış, mecbur kalmış
|
|Belki nevâmis-i fıtratta "kuvâ-yı sâriye" diye bir cihette tasdike muztar olmuşlar.
|-
|Muztarib
|Iztırap içinde kıvranan
|En bedbaht, en muztarip, en sıkıntılı, işsiz adamdır.
|-
|-
|Zarar
|Zarar
|
|Kötü sonuç, ziyan
|
|Hâlbuki bu imkân ve bu ihtimal, ilm-i yakinimize zarar vermez.
|-
|-
|Zaruret
|Zaruret
|
|Mecburiyet; fakirlik
|
|Âhirete iman ettiği halde, "Zaruret var" diye ve zaruret zannıyla dünya menfaati ve maişet derdi için dünyayı âhirete tercih ediyor.
|-
|-
|Zarurî
|Zarurî
|
|Mecburi
|
|Öyleyse, zarurî vazifeniz, şeâiri ihyâ ve muhafaza etmektir.
|-
|-
|'''Dad-Ra-Ayn (3)'''
|'''Dad-Ra-Ayn (3)'''
161. satır: 156. satır:
|Dari'  
|Dari'  
|Acı ve dikenli ağaç
|Acı ve dikenli ağaç
|
|Cehennem gibi, midesinde acı, dikenli darî gibi tesir eder.
|-
|-
|Muzari
|Muzari
|
|Geniş zaman
|
|Fiil-i muzâri, teceddüd ve istimrara delâlet ettiğinden, yirmi üç sene devam eden nüzul-ü Kur'ân'ın parça parça teceddüdü nisbetinde,
|-
|-
|Tazarru
|Tazarru
|
|Yalvarıp yakarma
|
|Benim hissem, yalnız şiddet-i ihtiyacımla taleptir ve gayet aczimle tazarruumdur.
|-
|-
|'''Dad-Ayn-Fe (6)'''
|'''Dad-Ayn-Fe (6)'''
176. satır: 171. satır:
|-
|-
|İzafî
|İzafî
|
|Göreceli
|
|İki mizaca göre mesâil-i fer'îde hakikat sabit değil; izafî ve mürekkep.
|-
|-
|Muzaaf
|Muzaaf
|
|Kat kat
|
|Muzaaf meyil ihtiyaçtır. Muzaaf ihtiyaç iştiyaktır. Muzaaf iştiyak incizaptır.
|-
|-
|Tezauf
|Tezauf
|
|Fazlalık
|
|Bu babda ne dense tezauf değil.
|-
|-
|Zaaf/Za'f
|Zaaf/Za'f
|
|Zayıflık
|
|Zaaf, gururun madenidir.
|-
|-
|Zaif/Zayıf
|Zaif/Zayıf
|
|Güçsüz
|
|Zaif ve âciz omuzuma çok ağır gelen vazife-i Kur'âniyeyi, o kuvvetli omuzlara bindirdi, kemâl-i kereminden yükümü hafifleştirdi.
|-
|-
|Zuafâ
|Zuafâ
|
|Zayıflar
|
|Ve fukaralar ve zuafalar kısmını en ziyade ezen ve müteessir eden hayatın ağır tekâlifi, Kur'ân-ı Hakîmin hakaik-i imaniyesiyle hafifleştirildi.
|-
|-
|'''Dad-Lam-Lam (8)'''
|'''Dad-Lam-Lam (8)'''
204. satır: 199. satır:
|-
|-
|Dalal
|Dalal
|
|Sapıklık, dinsizlik
|
|Küfr ü dalâl yıldı, sindi;
|-
|-
|Dalalet
|Dalalet
|
|Dinsizlik
|
|...Cehennemin gayzını ve öfkesini ve sair mevcudatın ehl-i küfür ve dalâlete karşı hiddetini gösterip ilân ederek gayet müthiş bir tarzda ve i'câzkârâne ehl-i dalâlet ve isyanı zecrediyor.
|-
|Dall
|
|
|-
|-
|Dâlle
|Dall(e)
|
|Sapmış
|
|Fakat kendisini şakî, dâll, ahmaklardan addetmeyen adam, Kur'ân'ın şu beşaretini dinlesin:
|-
|-
|Dallîn
|Dallîn
|
|Sapkınlar
|
|Sırat-ı müstakimin o meslek-i nuranî, mağdub ve dâllînin o tarik-i zulmanî, tam farklarını görmek eğer istersen, ey aziz,
|-
|-
|İdlal
|İdlal
|
|Saptırma
|
|Bâtıl şeyleri tasvir, sâfi zihinleri idlâldir ve cerhdir.
|-
|-
|Mudıl/Mudil
|Mudıl/Mudil(le)
|
|Saptıran
|
|İşte medeniyet-i sefihe-i dâllenin şakirdleri ve felsefe-i sakime-i mudıllenin talebeleri,
|-
|-
|Tadlil
|Tadlil
|
|Dalalette olduğu iddiası
|
|Onu tenkit ve tahtie ve tadlil eden Haricîleri ve Emevîlerin mütecaviz taraftarlarını sükûta davet ediyor.
|-
|-
|'''Dad-Mim-Ra (1)'''
|'''Dad-Mim-Ra (1)'''
240. satır: 231. satır:
|-
|-
|Zamir
|Zamir
|
|İsmin yerini tutan
|
|...âyet-i Nur'un {{Arabi|مَثَلُ نُورِهِ}} kelimesindeki zamir, üç vecihten birisiyle Muhammed aleyhissalâtü vesselâma râci olmak haysiyetiyle, ...
|-
|-
|'''Dad-Mim-Mim (3)'''
|'''Dad-Mim-Mim (3)'''
248. satır: 239. satır:
|-
|-
|İnzimam
|İnzimam
|
|Eklenme
|
|Evet, ene ve enaniyetin eşkâl-i habîsesi olan hodgâmlık, hodbinlik, hodendişlik, gurur ve inat o meyle inzimam etse, öyle ekberü'l-kebâiri icad eder ki, daha beşer ona isim bulmamış.
|-
|-
|Zam
|Zam
|
|İlave
|
|Binlerce velî hem yine yapmış buna bin zam.
|-
|-
|Zamme/Damme
|Zamme/Damme
|
|Ötre harekesi
|
|Hem fail kuvvetlidir, kavî olan zammeyi kendine gasp eder.
|-
|-
|'''Dad-Mim-Nun (5)'''
|'''Dad-Mim-Nun (5)'''
264. satır: 255. satır:
|-
|-
|Tazammun
|Tazammun
|
|İçerme
|
|Tazammun ettiği ve tesis ettiği dîn-i İslâmdır ki, onun misline ne mazi muktedir olmuş, ne müstakbel muktedir olabilir.
|-
|-
|Tazmin(at)
|Tazmin(at)
|
|Zararını karşılama
|
|...ya kitaplarımın hepsinin iadesini veyahut bu husustaki zarar ve ziyanımın müsebbiplerinden tazminini dâvâ ediyorum.
|-
|-
|Zâmin
|Zâmin
|
|Kefil
|
|Fakat garaz ve maksada mutlaka zâmindir.
|-
|-
|Zımn(en)
|Zımn(en)
|
|Dolaylı olarak
|
|Kur'ân'da sarîhan ve zımnen ve işareten, âhiret ve tevhidi ve beşerin mükâfat ve mücâzâtını binler defa ispat edip nazara vermenin ve her sûrede, her sahifede, her makamda ders vermenin hikmeti nedir?
|-
|-
|Zımnî
|Zımnî(yye)
|
|Örtülü göstererek
|
|Elbette, âyetin delâlet-i zımniyeyle Risale-i Nur'a kuvvetli karinelerle işareti kat'îdir;...
|-
|-
|'''Dad-Nun-Nun (3)'''
|'''Dad-Nun-Nun (3)'''
288. satır: 279. satır:
|-
|-
|Maznun
|Maznun
|
|Sanık
|
|Hem mahkemelere senin eczaların bir mücrim, bir maznun sıfatıyla değil, belki bir muallim, bir mürebbî ve bir mürşid olarak girmiştir.
|-
|-
|Zan
|Zan
|
|Gerçeğini bilmeden ihtimal üzerine hüküm verme
|
|Dördüncü hastalık: "Sû-i zan"dır.
|-
|-
|Zannî
|Zannî
|
|Zanna dayanan
|
|Ve o davayı veya hükmü aşağıya indirir, hakikate yapıştırmakla o hükmün hayalî veya zannî veya mevzu veya hurafe hükümlerden olmadığını ve ancak hakaik-i sabiteden olduğunu ispat eder.
|-
|-
|'''Dad-Ye-Elif (3)'''
|'''Dad-Ye-Elif (3)'''
304. satır: 295. satır:
|-
|-
|İstizae
|İstizae
|Bir şeyle aydınlanmak badıllı habbe
|Bir şeyle aydınlanmak
|
|Ve hem kendisi, o Malik-i Zülcelalini seviyor, hem de onu insanlara sevdirmeye çalışıyor. Hem kendisi o Malik'ten istizae ediyor, (yani envar-ı hidayetten nurlar alıyor,) ...
|-
|-
|İzae
|İzae
|
|Aydınlatmak
|
|...nev-i beşerin humsunu ihyâ, ebedî ve dâimî bir nurla tenvir ve izâe eylediği gibi, ...
|-
|-
|Ziya
|Ziya
|
|Işık
|
|...vahdânî fiiller, ziya güneşi gösterdiği gibi, birtek Zât-ı Hakîm, Kerîm, Rahîm, Rezzâk, Hayy ve Muhyîyi bilbedâhe gösteriyorlar....
|-
|-
|'''Dad-Ye-Ayn (1)'''
|'''Dad-Ye-Ayn (1)'''
320. satır: 311. satır:
|-
|-
|İzaa
|İzaa
|
|Kaybetmek; geçirmek
|
|Halbuki, Yeni Said, insanoğullarıyla izâa-i vakt etmemeli.
|-
|-
|'''Dad-Ye-Fe (3)'''
|'''Dad-Ye-Fe (3)'''
328. satır: 319. satır:
|-
|-
|İzafe
|İzafe
|
|Atıfta bulunma, bağlama
|
|Bu isnad ve izafe, Kürdistan'da doğup büyüyen ve bu lâkapla mâruf ve meşhur olan bu zâtın Risaletun-Nur'un tercümanı olduğunu sırf âleme ilân etmek içindir;...
|-
|-
|Muzaf  
|Muzaf  
|
|İzafe edilen, bağlanan
|Zülfikar 10. söz
|Muzafun ileyhsiz zikredildiğinden, umumî bir tevessümü ifade eden {{Arabi|اَىُّ}} kelimesi, hitabın umum kâinata şâmil olup, yalnız farz-ı kifaye suretiyle haml-i emanete ve ibadete insanların tahsis edilmiş olduklarına işarettir.
|-
|-
|Ziyafet
|Ziyafet
|
|İkram, ağırlama
|
|Yani, nasıl bir zât, ziyafete misafirleri dâvet eder.
|-
|-
|'''Dad-Ye-Kaf (3)'''
|'''Dad-Ye-Kaf (3)'''
344. satır: 335. satır:
|-
|-
|Dıyk/Dîk
|Dıyk/Dîk
|
|Darlık
|
|Rızk-ı helâl iktidar ile alınmadığına, belki iftikara binaen verildiğine delil-i kat'î, iktidarsız yavruların hüsn-ü maişeti ve muktedir canavarların dıyk-ı maişeti, hem zekâvetsiz balıkların semizliği ve zekâvetli, hileli tilki ve maymunun derd-i maişetle vücutça zayıflığıdır.
|-
|-
|Müzayaka
|Müzayaka
|
|Darlık
|
|Risale-i Nur şakirtlerine bu noktada benzeyen eskiden bir zât, haremiyle beraber büyük bir makamda bulundukları halde, maişet müzayakası yüzünden haremi, demiş zevcine: "İhtiyacımız şedittir."
|-
|-
|Tazyik(at)
|Tazyik(at)
|Baskı
|İkincisi, hususî rububiyetidir ve has iltifat ve imdad-ı Rahmânîsidir ki, umumî kanunların tazyikatı altında tahammül edemeyen fertlerin imdadına, Rahmânü'r-Rahîm isimleri imdada yetişirler, hususî bir surette muavenet ederler, o tazyikattan kurtarırlar.
|-}
|-}

15.30, 3 Ekim 2024 tarihindeki hâli

Bediüzzaman'ın eserlerinde geçen ve Dad (ض) kök harfi ile başlayan Arapça kelimeler listelenmiştir.

İki harfli kök/Kelime: -

Üç harfli kök: 18

Dört harfli kök: -

Toplam kök sayısı: 18

Toplam kelime: 63

Dad (ض) kök harfi ile başlayan kelimeler
Kelime Anlamı Örnek Cümle
Dad-Be-Be (1)
Dabb Keler, kertenkele Arapça "dabb" denilen bir susmar, yani keler elindeydi.
Dad-Be-Tı (5)
Mazbut Zaptedilmiş, kayıt altında Hayat; muhassal-ı mazbuttur, görünür.
Zabt/Zapt Tutma, tespit Bazısı su gibidir, elle alınır, fakat zapt altına alınmaz.
Zâbit Binbaşıya kadar subay Bu müddet içinde kendisiyle beraber esarette bulunan zabitlere dersler veriyordu.
Zabıta (Belediye) polis(i) Yirmi sekiz sene zarfında hükûmetin resmî adamlarından bana rast gelenler, hep sıkıntı verdikleri halde, zabıtanın bana hiç sıkıntı vermediği gibi,...
Dad-Ha-Kef (1)
Mudhike Gülünen kişi Çünkü, zaafiyetini gösteren tekebbürünle, aczini gösteren gururunla, riyayı gösteren tasannuunla kendine mudhike yaparsın.
Dad-Ha-Vav (1)
Duha Kuşluk Duhâ vaktinden, öğleden biraz sonraya kadardır.
Dad-Dal-Dal (3)
Ezdad Zıtlar Ezdad, sûretlerini mübadele etmişler.
Tezad Karşıtlık Temasül, tezadın sebebidir.
Zıt/Zıd Karşıt Tarik-i gayr-ı meşru ile bir maksadı takip eden, galiben maksudunun zıddıyla ceza görür.
Dad-Ra-Be (6)
Darb Verme; Vurma Yani, temsillerin darbı ve darb-ı meseller, sikkenin darbı kadar kelâma kıymet veriyor.
Darbe Vuruş ...kalbleri kışırlanarak felsefenin çıkmaz çığırlarına sapan gafil ve âsilere şiddetle darbe-i müthişe ve mühlikesini çarpan o Söz,...
Dârib Vuran Nasıl ki, madrup, elbette dâribe delâlet eder.
Durub Darbeler; Vermeler Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyan, hakikatleri durub-u emsal ile beyan ediyor.
Izdırap Maddî veya mânevî acı Değil dünyevî ızdıraplar, cehennemî azaplar da verilse, bıçaklarla da doğransak, en müthiş ölümlere de maruz bırakılsak, asırlar boyunca milyonlar mübarek ecdadımızın feda-yı can ettikleri bu kudsî hakikata, bizim cânımız da feda olsun.
Madrub Vurulan Nasıl ki, madrup, elbette dâribe delâlet eder.
Dad-Ra-Ra (9)
Darr Zarar Hüsnün içinde kubhu, nef'in içinde dârrı, nimet içinde nıkmet, nurun içinde nârı, bilir misin ki sırrı?
Izrar Zarar verme ...hodfuruş, şöhretperest, riyâkâr insanlar ve az birşeyle iktidarlarını göstermek ve ihâfe ve ızrar cihetinden bir mevki kazanmak için ehl-i hakka muhalefet vaziyetine girerler.
Iztırar Çâresizlik, mecbûriyet Abd, bir ağaç gibi bütün bütün ıztırar ve cebir altında değildir.
Mazarrat Zarar, ziyan Muhakkak bir maslahat, mazarrat-ı mevhume için feda edilmez.
Muzır Zararlı O zaman, o seyahat-i ruhiyede, mehâsin-i medeniyet ve fünun-u nâfiadan başka olan mâlâyâni ve muzır felsefeyi ve muzır ve sefih medeniyeti elinde tutan Avrupa'nın şahs-ı mânevîsine karşı demiştim:
Muztar Zorda kalmış, mecbur kalmış Belki nevâmis-i fıtratta "kuvâ-yı sâriye" diye bir cihette tasdike muztar olmuşlar.
Muztarib Iztırap içinde kıvranan En bedbaht, en muztarip, en sıkıntılı, işsiz adamdır.
Zarar Kötü sonuç, ziyan Hâlbuki bu imkân ve bu ihtimal, ilm-i yakinimize zarar vermez.
Zaruret Mecburiyet; fakirlik Âhirete iman ettiği halde, "Zaruret var" diye ve zaruret zannıyla dünya menfaati ve maişet derdi için dünyayı âhirete tercih ediyor.
Zarurî Mecburi Öyleyse, zarurî vazifeniz, şeâiri ihyâ ve muhafaza etmektir.
Dad-Ra-Ayn (3)
Dari' Acı ve dikenli ağaç Cehennem gibi, midesinde acı, dikenli darî gibi tesir eder.
Muzari Geniş zaman Fiil-i muzâri, teceddüd ve istimrara delâlet ettiğinden, yirmi üç sene devam eden nüzul-ü Kur'ân'ın parça parça teceddüdü nisbetinde,
Tazarru Yalvarıp yakarma Benim hissem, yalnız şiddet-i ihtiyacımla taleptir ve gayet aczimle tazarruumdur.
Dad-Ayn-Fe (6)
İzafî Göreceli İki mizaca göre mesâil-i fer'îde hakikat sabit değil; izafî ve mürekkep.
Muzaaf Kat kat Muzaaf meyil ihtiyaçtır. Muzaaf ihtiyaç iştiyaktır. Muzaaf iştiyak incizaptır.
Tezauf Fazlalık Bu babda ne dense tezauf değil.
Zaaf/Za'f Zayıflık Zaaf, gururun madenidir.
Zaif/Zayıf Güçsüz Zaif ve âciz omuzuma çok ağır gelen vazife-i Kur'âniyeyi, o kuvvetli omuzlara bindirdi, kemâl-i kereminden yükümü hafifleştirdi.
Zuafâ Zayıflar Ve fukaralar ve zuafalar kısmını en ziyade ezen ve müteessir eden hayatın ağır tekâlifi, Kur'ân-ı Hakîmin hakaik-i imaniyesiyle hafifleştirildi.
Dad-Lam-Lam (8)
Dalal Sapıklık, dinsizlik Küfr ü dalâl yıldı, sindi;
Dalalet Dinsizlik ...Cehennemin gayzını ve öfkesini ve sair mevcudatın ehl-i küfür ve dalâlete karşı hiddetini gösterip ilân ederek gayet müthiş bir tarzda ve i'câzkârâne ehl-i dalâlet ve isyanı zecrediyor.
Dall(e) Sapmış Fakat kendisini şakî, dâll, ahmaklardan addetmeyen adam, Kur'ân'ın şu beşaretini dinlesin:
Dallîn Sapkınlar Sırat-ı müstakimin o meslek-i nuranî, mağdub ve dâllînin o tarik-i zulmanî, tam farklarını görmek eğer istersen, ey aziz,
İdlal Saptırma Bâtıl şeyleri tasvir, sâfi zihinleri idlâldir ve cerhdir.
Mudıl/Mudil(le) Saptıran İşte medeniyet-i sefihe-i dâllenin şakirdleri ve felsefe-i sakime-i mudıllenin talebeleri,
Tadlil Dalalette olduğu iddiası Onu tenkit ve tahtie ve tadlil eden Haricîleri ve Emevîlerin mütecaviz taraftarlarını sükûta davet ediyor.
Dad-Mim-Ra (1)
Zamir İsmin yerini tutan ...âyet-i Nur'un مَثَلُ نُورِهِ kelimesindeki zamir, üç vecihten birisiyle Muhammed aleyhissalâtü vesselâma râci olmak haysiyetiyle, ...
Dad-Mim-Mim (3)
İnzimam Eklenme Evet, ene ve enaniyetin eşkâl-i habîsesi olan hodgâmlık, hodbinlik, hodendişlik, gurur ve inat o meyle inzimam etse, öyle ekberü'l-kebâiri icad eder ki, daha beşer ona isim bulmamış.
Zam İlave Binlerce velî hem yine yapmış buna bin zam.
Zamme/Damme Ötre harekesi Hem fail kuvvetlidir, kavî olan zammeyi kendine gasp eder.
Dad-Mim-Nun (5)
Tazammun İçerme Tazammun ettiği ve tesis ettiği dîn-i İslâmdır ki, onun misline ne mazi muktedir olmuş, ne müstakbel muktedir olabilir.
Tazmin(at) Zararını karşılama ...ya kitaplarımın hepsinin iadesini veyahut bu husustaki zarar ve ziyanımın müsebbiplerinden tazminini dâvâ ediyorum.
Zâmin Kefil Fakat garaz ve maksada mutlaka zâmindir.
Zımn(en) Dolaylı olarak Kur'ân'da sarîhan ve zımnen ve işareten, âhiret ve tevhidi ve beşerin mükâfat ve mücâzâtını binler defa ispat edip nazara vermenin ve her sûrede, her sahifede, her makamda ders vermenin hikmeti nedir?
Zımnî(yye) Örtülü göstererek Elbette, âyetin delâlet-i zımniyeyle Risale-i Nur'a kuvvetli karinelerle işareti kat'îdir;...
Dad-Nun-Nun (3)
Maznun Sanık Hem mahkemelere senin eczaların bir mücrim, bir maznun sıfatıyla değil, belki bir muallim, bir mürebbî ve bir mürşid olarak girmiştir.
Zan Gerçeğini bilmeden ihtimal üzerine hüküm verme Dördüncü hastalık: "Sû-i zan"dır.
Zannî Zanna dayanan Ve o davayı veya hükmü aşağıya indirir, hakikate yapıştırmakla o hükmün hayalî veya zannî veya mevzu veya hurafe hükümlerden olmadığını ve ancak hakaik-i sabiteden olduğunu ispat eder.
Dad-Ye-Elif (3)
İstizae Bir şeyle aydınlanmak Ve hem kendisi, o Malik-i Zülcelalini seviyor, hem de onu insanlara sevdirmeye çalışıyor. Hem kendisi o Malik'ten istizae ediyor, (yani envar-ı hidayetten nurlar alıyor,) ...
İzae Aydınlatmak ...nev-i beşerin humsunu ihyâ, ebedî ve dâimî bir nurla tenvir ve izâe eylediği gibi, ...
Ziya Işık ...vahdânî fiiller, ziya güneşi gösterdiği gibi, birtek Zât-ı Hakîm, Kerîm, Rahîm, Rezzâk, Hayy ve Muhyîyi bilbedâhe gösteriyorlar....
Dad-Ye-Ayn (1)
İzaa Kaybetmek; geçirmek Halbuki, Yeni Said, insanoğullarıyla izâa-i vakt etmemeli.
Dad-Ye-Fe (3)
İzafe Atıfta bulunma, bağlama Bu isnad ve izafe, Kürdistan'da doğup büyüyen ve bu lâkapla mâruf ve meşhur olan bu zâtın Risaletun-Nur'un tercümanı olduğunu sırf âleme ilân etmek içindir;...
Muzaf İzafe edilen, bağlanan Muzafun ileyhsiz zikredildiğinden, umumî bir tevessümü ifade eden اَىُّ kelimesi, hitabın umum kâinata şâmil olup, yalnız farz-ı kifaye suretiyle haml-i emanete ve ibadete insanların tahsis edilmiş olduklarına işarettir.
Ziyafet İkram, ağırlama Yani, nasıl bir zât, ziyafete misafirleri dâvet eder.
Dad-Ye-Kaf (3)
Dıyk/Dîk Darlık Rızk-ı helâl iktidar ile alınmadığına, belki iftikara binaen verildiğine delil-i kat'î, iktidarsız yavruların hüsn-ü maişeti ve muktedir canavarların dıyk-ı maişeti, hem zekâvetsiz balıkların semizliği ve zekâvetli, hileli tilki ve maymunun derd-i maişetle vücutça zayıflığıdır.
Müzayaka Darlık Risale-i Nur şakirtlerine bu noktada benzeyen eskiden bir zât, haremiyle beraber büyük bir makamda bulundukları halde, maişet müzayakası yüzünden haremi, demiş zevcine: "İhtiyacımız şedittir."
Tazyik(at) Baskı İkincisi, hususî rububiyetidir ve has iltifat ve imdad-ı Rahmânîsidir ki, umumî kanunların tazyikatı altında tahammül edemeyen fertlerin imdadına, Rahmânü'r-Rahîm isimleri imdada yetişirler, hususî bir surette muavenet ederler, o tazyikattan kurtarırlar.