Kaf (ق) Kök Harfi İle Başlayan Kelimeler: Revizyonlar arasındaki fark

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Turker (mesaj | katkılar)
k Turker, Kategori:Kaf (ق) sayfasını Kaf (ق) Kök Harfi İle Başlayan Kelimeler sayfasına yönlendirme olmaksızın taşıdı
Turker (mesaj | katkılar)
Değişiklik özeti yok
 
(Aynı kullanıcının aradaki diğer 6 değişikliği gösterilmiyor)
1. satır: 1. satır:
[[Kategori:Arapça Kök Harflere Göre Kelimeler]]
[[Kategori:Risale-i Nur'da Geçen Arapça Kökenli Kelimeler]]
Kaf ({{Arabi|ق}}) ile başlayan Arapça kök harfler listelenmiştir.
''Önceki Harf: [[Fe (ف) Kök Harfi İle Başlayan Kelimeler|Fe ({{Arabi|ف}})]] ← [[:Kategori:Risale-i Nur'da Geçen Arapça Kökenli Kelimeler|Arapça Kökenli Kelimeler Ana Sayfası]] → [[Kef (ك) Kök Harfi İle Başlayan Kelimeler|Kef ({{Arabi|ك}})]]: Sonraki Harf''
 
Bu sayfada Bediüzzaman'ın eserlerinde geçen ve Kaf ({{Arabi|ق}}) kök harfi ile başlayan Arapça kelimeler listelenmiştir.
 
{|class="wikitable"
|+İlk Kök Harfe Göre Kelime Sayısı
!Arapça Harf
!Türkçe Okunuşu
!2 Harfli Kelime Sayısı
!3 Harfli Kök Sayısı
!3 Kök Harfli Kelime Sayısı
!4 Harfli Kök Sayısı
!4 Kök Harfli Kelime Sayısı
!Risalelerdeki Toplam Kök Sayısı
!Kur'an'daki Toplam Kök Sayısı
!Kur'an'daki Köklerden Risalelerde Geçenlerin Sayısı
!Risalelerdeki Toplam Kelime Sayısı
!Kur'an'daki Toplam Kelime Sayısı
!Kur'an'daki Kelimelerden Risalelerde Geçenlerin Sayısı
|-
|align=center|{{Arabi|ق}}
|align=center|Kaf
|align=center|-
|align=center|74
|align=center|300
|align=center|7
|align=center|11
|align=center|81
|align=center|82
|align=center|55
|align=center|'''311'''
|align=center|252
|align=center|'''90'''
|-}
 
{|class="wikitable"
|+
!Kelime
!Anlamı
!Kur'an'da<br />Geçiyor mu?
!Örnek Cümle
|-
|'''Kaf-Be-Be (1)'''
|
|
|
|-
|Kubbe
|Yarım daire çatı
|
|Senin vücudun bin kubbeli harika bir saraya benzer ki, her kubbesinde taşlar, direksiz birbirine baş başa verip muallâkta durdurulmuş.
|-
|'''Kaf-Be-Ha (4)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Kabahat
|Kusur, çirkin iş
|
|Acaba bahçıvan bir bahçenin kapısını açsa, herkese ibaha etse, sonra da zâyiat vuku bulsa, kabahat kimdedir?
|-
|Kabih
|Çirkin, kötü
|
|Cenâb-ı Hak, birşeye emreder, sonra hüsün olur; nehyeder, sonra kabih olur.
|-
|Kubh/Kubuh
|Çirkinlik, kötülük
|
|Böyle bir cemâl-i mutlak, böyle bir kubh-u mutlaka, bilbedâhe, müsaade etmez.
|-
|Takbih
|Kötüleme, çirkin görme
|
|O kıssada, hem Peygamber aleyhissalâtü vesselâmı teskin ve tesellî, hem küffarı tehdit, hem münafıkları takbih, hem Yahudileri tevbih gibi çok makàsıdı, pek çok vücuhu vardır.
|-
|'''Kaf-Be-Ra (3)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Kabir/Kabr
|Mezar
|align=center|+
|Kabir var; hiç kimse inkâr edemez.
|-
|Kubur
|Kabirler
|
|Beşinci tabaka-i hayat: Ehl-i kuburun hayat-ı ruhanîleridir.
|-
|Makber (Makberistan)
|Mezar
|
|Hattâ, şu memleketin maâbid ve medâris-i diniyesinden başka, makberistanın mezar taşları dahi birer telkin edici, birer muallim hükmündedir ki, o maânî-i mukaddeseyi ehl-i imana ihtar ediyorlar.
|-
|'''Kaf-Be-Sin (2)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|İktibas
|Alıntı (yapma)
|
|Resâili'n-Nur dahi ne şarkın malûmatından, ulûmundan ve ne de garbın felsefe ve fünunundan gelmiş bir mal ve onlardan iktibas edilmiş bir nur değildir.
|-
|Muktebes
|İktibas edilmiş
|
|Zira mukarrerdir ki, masnudaki feyz-i kemâl, Sâniin zıll-i tecellîsiden muktebestir.
|-
|'''Kaf-Be-Dad (4)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|İnkıbaz
|Darlık
|
|Maddî hava bozulduğu vakit nasıl ki sıkıntı veriyor; asabî sinelerde inkıbaz hali başlıyor.
|-
|Kabz
|(Eliyle) Alma; darlık ve zorluk
|
|Kabz-ı ervah vazifesinde Senin ibâdın benden şekva edecekler.
|-
|Kabza
|El, avuç; Avuç dolusu
|align=center|+
|En ednâ bir mahlûka rububiyet, bütün anasırı kabza-i tasarrufunda tutan Zâta mahsustur.
|-
|Münkabız
|Daralmış
|
|…ve eskiden beri sıkıntılı ve münkabız olduğum zaman en zâhir hakikatleri dahi beyan edemediğimi, belki bilemediğimi yakın dostlarım biliyorlar.
|-
|'''Kaf-Be-Lam (18)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|İkbal
|Baht açıklığı
|
|Ve zaman-ı müstakbel, kendi vukuat ve fünunun etvar-ı müdakkikane ile onun mevkib-i ikbâlini istikbâl, ve lisân-ı hakîmâne ile irşadatına teşekkür ediyor.
|-
|İstikbal
|Karşılama; Gelecek (zaman); yüzünü dönme
|
|Ve zaman-ı müstakbel, kendi vukuat ve fünunun etvar-ı müdakkikane ile onun mevkib-i ikbâlini istikbâl, ve lisân-ı hakîmâne ile irşadatına teşekkür ediyor.
|-
|Kabail
|Kabileler
|align=center|+
|Aynen öyle de, heyet-i içtimaiye-i İslâmiye büyük bir ordudur; kabâil ve tavâife inkısam edilmiş.
|-
|Kabil/Kâbil
|Mümkün, kabul eden
|align=center|+
|
|-
|Kabil/Kabîl
|Gibi
|align=center|+ (cemaat anlamında)
|Nasıl ki güneşin zâtı bulunup ziyası bulunmamak kàbil değil; öyle de, binler derece ondan ziyade kàbil değildir ki, şu muntazam mevcudatı icad eden Zâtın ilmi, ondan infikâk etsin.
|-
|Kabile
|Aynı soydan gelenlerin topluluğu
|
|Sizi taife taife, millet millet, kabile kabile yaratmışım, tâ birbirinizi tanımalısınız ve birbirinizdeki hayat-ı içtimaiyeye ait münasebetlerinizi bilesiniz, birbirinize muavenet edesiniz.
|-
|Kabiliyet
|Yetenek
|
|Ondaki nihayetsiz kabiliyet-i şer, nihayetsiz kabiliyet-i hayra inkılâb eder.
|-
|Kabl
| -'den önce
|align=center|+
|Risale-i Nur'un zuhuru hiss-i kablelvuku ile küllî bir surette hissedilmesi gibi,…
|-
|Kabul
|Onaylama
|align=center|+
|Aczim, kusurumun af olunmasını, ve kàsır amelimin kabul olunması için bir vesilem olur
|-
|Kıble
|Kabe yönü
|align=center|+
|Müçtehidlerce, "istikbâl-i kıble" namazda şart olması ve şart ise bütün erkânda bulunması sırrıyla, secde ve rükûda istikbal-i kıble lâzım geliyor.
|-
|Makbul
|Kabul edilen
|
|…meyvesi bihakkalyakîn rahmet-i Rahmân ve dâr-ı cinân; makamı ve revacı, bi'l-hadsi's-sadık makbul-ü melek ve ins ve cân bir kitab-ı semavîdir.
|-
|Mukabele
|Karşı koyma, karşılık verme, karşılama, karşılaştırma; Kur'an'ı karşılıklı okuyup dinleme
|
|Sonra, Sâni-i Hakîmin san'atının mu'cizeleriyle kendini tanıttırmasına karşı, hayret içinde, mârifetle mukabele ettiler.
|-
|Mukabil
|Karşılık
|
|Sâni-i Zülcelâlin san'atının mu'cizeleriyle kendini tanıttırmasına ve bildirmesine mukabil, iman ve mârifetle mukabele etmektir.
|-
|Müstakbel
|Gelecekteki
|
|Hem de müstakbeldeki bedihî birşey, mâzide nazarî olabilir.
|-
|Mütekabil
|Karşılıklı
|align=center|+
|Bir ailenin saadet-i hayatiyesi, koca ve karı mâbeyninde bir emniyet-i mütekabile ve samimî bir hürmet ve muhabbetle devam eder.
|-
|Tekabbel Allah
|Allah kabul etsin
|
|Kıymetli Üstadım, siz tavassut buyurunuz, değersiz hizmetimizle pek az ve kısa olan şu dünya hayatı içinde, belki bir katre mesabesindeki hamd ve şükrümüzü, "tekabbelâllah" sırrına mazhar buyursun, inşâallah.
|-
|Tekabül
|Karşılık, karşı olma
|
|Ey birader! Âlem-i Hıristiyanın rüçhanına sebebiyet veren ihtiyarlaşmış olan esbaba tekabül edecek, genç, dinç esbab bizde inkişafa başlamıştır.
|-
|Takbil
|Öpmek
|
|Tekrar tekrar mübarek ellerinizi kemâl-i tâzimle takbil eyler, alâkadar kardeşlerimin de selâm, dua ve ihtiramlarını arzederim.
|-
|'''Kaf-Te-Lam (5)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Katil/Kâtil
|Öldüren
|
|Madem sırf lillâh için ve İslâmiyetin menâfii için içtihad edilmiş ve içtihaddan muharebe tevellüt etmiş; elbette hem katil, hem maktul, ikisi de ehl-i Cennettir, ikisi de ehl-i sevaptır diyebiliriz.
|-
|Katl/Katil
|Öldürme, cinayet
|align=center|+
|Kebâir çoktur; fakat ekberü'l-kebâir ve mûbikat-ı seb'a tâbir edilen günahlar yedidir: Katl, zina, şarap, ukuk-u vâlideyn (yani kat-ı sıla-i rahim), kumar, yalancı şehadetlik, dine zarar verecek bid'alara taraftar olmaktır.
|-
|Kıtal
|Savaş, birbirini öldürme
|align=center|+
|Hayattaki düsturu, cidal kıtal yerine düstur-u teâvündür. O düsturun şe'nidir ittihad ve tesanüd; hayatlanır cemaat.
|-
|Maktul/Maktül
|Öldürülen
|
|Madem sırf lillâh için ve İslâmiyetin menâfii için içtihad edilmiş ve içtihaddan muharebe tevellüt etmiş; elbette hem katil, hem maktul, ikisi de ehl-i Cennettir, ikisi de ehl-i sevaptır diyebiliriz.
|-
|Mukatele
|Vuruşma
|
|Ve hem kemal-i tekebbüründen başını semavatın ketfine vuran insanoğlu, bir sivrisineğin süngücüğüyle ona dokunması vaktinde kalaka düşüp, onunla mukatelede zaif düşerek…
|-
|'''Kaf-Ha-Tı (1)'''
|
|
|
|-
|Kaht
|Kıtlık, yağmursuzluk
|
|…fakirlere gelen acı, açlık ve kahtın sebebi, orucun tatlı açlığını çekmedikleri ve zenginlere gelen hasârât ve zayiatın sebebi de, zekât yerinde ihtikâr etmeleridir.
|-
|'''Kaf-Ha-Mim (1)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|İktiham
|Zorluğu aşmak, dayanmak
|align=center|+
|Doğu vilâyetlerimizden olan Van'da böyle bir irfan müessesesinin kurulması için bütün müşkilât iktiham olunmalı ve önümüzdeki bütçe yılında işe başlanmalıdır
|-
|'''Kaf-Dal (1)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Lekad (Kad, Fekad)
|(Cümlenin anlamını güçlendirir)
|align=center|+
|Bir gün zâlimlere dedirir Hazret-i Mevlâ, Tallâhi lekad âserakâllahü aleynâ.
|-
|'''Kaf-Dal-Ha (1)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Kadeh
|Bardak
|
|Bakarlar ki, bir kadeh süt oraya hediye getirilmiş.
|-
|'''Kaf-Dal-Ra (15)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|İktidar
|Güç, kuvvet
|
|Evet, bilmüşahede görünüyor ki, rızık, iktidar ve ihtiyar ile mâkûsen mütenasiptir.
|-
|Kadar
|Ölçüde, derecede, gibi
|
|Bütün eşya bir tek Zâta verilse, bu kâinatın icadı ve tedbiri, bir ağaç kadar kolay;…
|-
|Kader
|Her şeyin Allah'ın takdiriyle olması
|align=center|+
|Kader, ilim nev'indendir. İlim, malûma tâbidir.
|-
|Kaderiye/Kaderiyye
|Batıl bir fırka
|
|…hem Kaderiye tâifesini; hem Râfızîleri, hem Hazret-i Ali'nin (r.a.) yüzünden insanlar iki kısım olacaklarını;…
|-
|Kadir/Kâdir
|Gücü yeten;  Her şeye gücü yeten Allah (Esma)
|align=center|+
|Tecrübeden sonra bakınız; muarazaya kâdir olmadığınız takdirde, acziniz zahir olur ve muarazayı da yapmış olmazsınız.
|-
|Kadir/Kadîr
|Her şeye gücü yeten Allah (Esma)
|align=center|+
|Ve kezâ, o kitabın her bir nazmı, kasidesi, Kadîr, Alîm olan Nâzımını takdis ile tahmid eyler.
|-
|Kadr (Kadr/Kadir Gecesi)
|Değer, kıymet
|align=center|+
|Bu aşr-i âhir-i Ramazan'da her gece, hususan tek gecelerde Leyle-i Kadrin bulunmak ihtimali kuvvetli olduğunu hadis-i şerif ferman ediyor.
|-
|Kudret
|Yapabilme gücü
|
|Fâil muktedirdir. Kudrette noksan yoktur.
|-
|Makdur (Makdurat)
|Takdir edilen
|align=center|+
|Madem ki kudrette meratip olamaz; makdurat dahi bizzarure kudrete nispeti bir olur.
|-
|Mekadir
|Miktarlar
|
|Amma, vücudundan evvel herşey mukadder ve yazılı olduğuna delil, bütün mebâdi ve çekirdekler ve mekadir ve suretler birer şahittir.
|-
|Miktar/Mikdar
|Ölçü
|align=center|+
|Hem herşeyin miktar-ı muntazaması, kaderi vâzıhan gösterir.
|-
|Mukadder
|Takdir edilmiş
|
|…Levh-i Kazâ ve Kader vasıtasıyla o mânevî hayatın eseri, mukadderat namıyla görünür, tezahür eder.
|-
|Mukaddir
|Takdir eden (Esma)
|
|Umumî şekil ve miktarını gösteren heyettir ki, yâ Musavvir, yâ Mukaddir, yâ Munazzım isimlerini yad eder.
|-
|Muktedir
|Gücü yeten; Esma
|align=center|+
|Tahayyülde safsata hâsıl olur, mezcine eğer olmaz muktedir.
|-
|Takdir
|Belirleme
|align=center|+
|Herşey Cenâb-ı Hakkın takdiriyledir.
|-
|'''Kaf-Dal-Sin (7)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Kuds (Kudsi, Kudsiyet, Kudsiyan)
|Noksanlardan uzak olma
|
|Bu gelen gece olan Leyle-i Berat, bütün senede bir kudsî çekirdek hükmünde ve mukadderat-ı beşeriyenin programı nev'inden olması cihetiyle, Leyle-i Kadrin kudsiyetindedir.
|-
|Kuddus
|Maddi ve manevi kir ve noksanlıkları olmayan Allah (Esma)
|align=center|+
|Demek bu saray-ı âlem ve bu fabrika-i kâinat, ism-i Kuddûs'ün bir cilve-i âzamına mazhardır ki,…
|-
|Makdis
|Mukaddes yer (Kudüs)
|
|Eğer Beytü'l-Makdise gitmişsen, Beytü'l-Makdisin kapılarını ve duvarlarını ve ahvâlini bize tarif et.
|-
|Mukaddes
|Kudsiyeti olan
|align=center|+
|Mukaddes olan itaat-i askeriye feda edildi.
|-
|Takdis
|Kudsiyetini ilan etme
|
|Takdis, tekbir, tahmid, tehlil ile küre-i arzı bir zikirhâne-i âzam, bu kâinatı bir mescid-i ekber hükmünde göstermişler.
|-
|Tekaddes/Takaddes
|"Mukaddes ve yüce olsun"
|
|…iki cihanda aziz olmalarını ve olmanızı Hak Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerinden tazarru ve niyaz eyleriz.
|-
|Tekaddüs
|Kudsiyeti olma
|
|Sübhandır o Zat-ı Zülcelal ki, hudûs ve zevalden münezzeh ve mukaddes ve onun cenab-ı izzetine nâlâyık olan hulûl ve ittihaddan tekaddüs ve tenezzüh eden bir sultandır.
|-
|'''Kaf-Dal-Mim (11)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Akdam/Akdâm
|Ayaklar
|
|El-fakir, türabu akdâmu'l-ulemâ Safvet (rahmetullâhi aleyh)
|-
|İkdam
|Gayretle çalışma; bir gazete
|
|İkdam Ceride-i Muteberesine!
|-
|Kadem
|Ayak, oturuş
|align=center|+
|Bir kademde ve bir sohbette, zâhirden hakikate geçebilirler.
|-
|Kadim/Kadîm
|Başlangıcı olmayan, sonradan olma (hadis) olmayan; eski
|align=center|+
|İnsanın eliyle zemin sayfasında yazılan mücessem, mütehaccir, mânidar, tarih-i kadimden uzun bir satır olarak okunuyor.
|-
|Kıdem
|Öncelik ve eskilik; en önce olma
|
|...hem bu zât mektep fenlerinde çok zaman alâkadar olup kıdemli bir muallim ve âlim olması haysiyetiyle, ...
|-
|Kudema
|İleri gelenler
|
|Hattâ çok gençken, Hazret-i Ömer onu ulema ve kudema-yı Sahabe meclisine alıyordu.
|-
|Kudum/Kudüm
|Ayak basma, gelme
|
|Sanki o Hazretin (a.s.m.) zaman-ı velâdeti, hassas ve keramet sahibi imiş gibi, o zâtın kudüm ve gelmesini şu gibi hadiselerle tebşiratta bulunmuştur.
|-
|Mukaddem
|Önce, evvel
|
|...Ziyaeddin Mevlânâ Şeyh Hâlid'in (kuddise sirruhu) mektubat ve resâil-i şerifelerinden muktebes nasâyih-i kudsiyenin tercümesine dair bir risaleyi, on üç sene mukaddem, Bursa'da Hoca Hasan Efendiden almıştım.
|-
|Mukaddime/Mukaddeme
|Giriş, önsöz, başlangıç
|
|...Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın göze görünen tevâfuk mu'cizesinin muhafaza ile tab edilmesine mukaddeme olsun.
|-
|Takdim
|Öne alma; sunma
|
|Bütün mahlûkatın hayatlarıyla Sana takdim ettikleri hediye-i ubûdiyetlerini, ben kendi hesabıma, umumunu Sana takdim ediyorum.
|-
|Tekaddüm
|Önce olma
|
|...eceller ve rızıklar, ipham perdesi altında kaza ve kader-i ezelînin defterinde mukadderat-ı hayatiye sahifesinde her zîhayatın eceli mukadder ve muayyendir, tekaddüm, teahhur etmez.
|-
|'''Kaf-Dal-Vav (2)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|İktida
|Uyma
|
|Yani, onun mesleğini ve yırtıcı rejimini bozacak, öldürecek, ancak semâvî ve ulvî hâlis bir din İsevîlerde zuhur edecek ve hakikat-i Kur'âniyeye iktida ve ittihad eden bu İsevî dinidir ki,...
|-
|Mukteda
|Kendisine uyulan
|
|Halbuki, üstad-ı mutlak, muktedâ-yı küll, rehber-i ekmel olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm,...
|-
|'''Kaf-Zel-Ra (3)'''
|
|
|
|-
|Kazurat
|Pislikler
|
|Evet, vakit yaklaştı. Dünya kazûratından temizlenmek üzere bir gusül lâzımdır.
|-
|İstikzar
|Çirkin görmek
|
|Yoksa, onlar istikzar ile ikrah edeceklerdir.
|-
|Müstakzer
|Kirli, pis
|
|Şu bostanda çiçek ve yemişlerle beraber, murdar ve müstakzer şeyler de bulunur.
|-
|'''Kaf-Zel-Fe (1)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Kazf
|(İftira) Atma
|
|Gıybetin en fena ve en şenîi ve en zâlimâne kısmı, kazf-i muhsanât nev'idir.
|-
|'''Kaf-Ra-Elif (5)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|İkra'
|"Oku" emre; Sure adı (diğer adı Alak)
|align=center|+
|...sûresinin mânâsını tekrar tekrar soracağını, halbuki bu sûrenin komşusu olan İkrâ sûresinde...
|-
|İstikra' (İstikra-i tam)
|Umumi araştırma (Tümevarım)
|
|Bu şahitleri tezkiye eden nazar-ı hikmetle istikrâ-i tâmmdır.
|-
|Kari/Kâri
|Okuyan, okuyucu
|
|Kári'den ricam odur ki, lafzın perişaniyetini görüp mânâya karşı ihtiramsızlık, lâkaytlık göstermesin.
|-
|Kıraat/Kıraet
|Okuma
|
|Nakil ise, kıraat ve kitabet ehline mahsustur.
|-
|Kur'an/Kuran
|Son semavi kitap
|
|Zamanlar geçtikçe, Kur'ân'ın ulvî sırları inkişaf ediyor
|-
|'''Kaf-Ra-Be (14)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Akarib
|Akrabalar
|
|İhtiyarlık sırrıyla, hemen ekseriyet-i mutlaka ile, akran ve ahbabım ve akaribimden yalnız ve garip kaldım.
|-
|Akraba
|soy ve kanca yakın kişiler
|
|Eğer sen Cehenneme girsen, vücut dairesinde kalsan, senin sevdiklerin ve akrabaların ya Cennette mes'ut veya vücut dairelerinde bir cihette merhametlere mazhar olurlar.
|-
|Akreb
|En yakın, daha yakın
|align=center|+
|Şu sırr-ı gàmızın esası, akrebiyet-i İlâhiyenin inkişafıdır.
|-
|Karabet
|Yakınlık
|
|Bütün talebelerim içinde, karabet-i nesliyeden daha ziyade bir karabet kendinde hissetmiş.
|-
|Karib/Karîb
|Yakın
|align=center|+
|Hem o Sâni-i Kadîr nihayet derecede masnuata karîb olduğu halde, masnuat nihayet derecede Ondan baîddir.
|-
|Kerrubiyyun (bkz. Kef-Ra-Be)
|Allah'a en yakın melekler
|
|Evet, balarısının ve hayvânâtın ilhâmâtından tut, tâ avâm-ı nâsın ve havâss-ı beşeriyenin ilhâmâtına kadar ve avâm-ı melâikenin ilhâmâtından tâ havâss-ı kerrûbiyyûnun ilhâmâtına kadar bütün ilhâmat, bir nevi kelimât-ı Rabbâniyedir.
|-
|Kırba
|Su tulumu
|
|Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm, kırba denilen deriden bir kap sudan abdest aldı,...
|-
|Kurb (Kurbiyet)
|Yakınlık
|
|Demek, şemsin sana karşı iki ciheti vardır: biri kurb, diğeri bu'd.
|-
|Kurban
|Allah yolunda kesilen hayvan; dini bayram; feda edilen
|align=center|+
|Öyle de, sanemler dahi ve sanemlere kesilen kurbanlar dahi, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın risaletini haber vermişler.
|-
|Mukarreb (Mukarrebin)
|Yakın olanlar
|align=center|+
|Belki o, bütün resullerin seyyididir, bütün enbiyanın imamıdır, bütün asfiyanın serveridir, bütün mukarrebînin akrebidir, bütün mahlûkatın ekmelidir, bütün mürşidlerin sultanıdır.
|-
|Takarrüb/Takarrub
|Yakınlaşma
|
|Nefsî tefekkürde tafsilâtlı, âfâkî tefekkürde ise icmâlî yaparsan, vahdete takarrüb edersin.
|-
|Takrib
|Yakınlaştırma
|
|Fakat bazı temsilâtla o hakikatin vücudu fehme takrib edilir.
|-
|Tekarüb/Takarüb
|Birbirine yakınlaşma
|
|Beşerde bir inkılâp İslâmiyet yaptırdı, beşer tekarüb etti, şer' etti ittihad, vâhid oldu peygamber.
|-
|Takriben
|Yaklaşık olarak
|
|Arz gibi ağır bir cisim, fenninizce, hareket-i seneviyesiyle bir dakikada takriben yüz seksen sekiz saat mesafeyi keser;...
|-
|'''Kaf-Ra-Ra (8)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|İkrar
|Kabul etme, itiraf etme
|
|Bunun çare-i yegânesi—ki ne küfrân-ı nimet çıksın, ne de iftihar olsun—meziyet ve kemâlâtları ikrar edip, fakat temellük etmeyerek, Mün'im-i Hakikînin eser-i in'âmı olarak göstermektir.
|-
|İstikrar
|Kararlı duruma gelme
|
|Güneşin hareketi cazibe içindir, cazibe istikrar-ı manzumesi içindir
|-
|Karar (Karardade, karargah)
|Değişmez hale gelme; mahkemenin son sözü; kesin yargı
|align=center|+ (yerleşme yeri anlamında)
|Birşey hakkında verilen karar, kader demektir. O kararın infazı, kazâ demektir.
|-
|Makarr
|Karar yeri, kalacak yer
|
|İkinci neş'e, nefsi susturup ruhu, kalbi, aklı, sırrı maâliyâta, vatan-ı aslîlerine, makarr-ı ebedîlerine, ahbab-ı uhrevîlerine yetişmek için lâtif ve edebli, masumâne bir teşviktir ki,...
|-
|Mukarrer (Mukarrere)
|Kesinlik kazanmış
|
|Halbuki, hakikî lezzet ve muhabbet ve kemâl ve fazilet odur ki, gayrın tasavvuruna bina edilmesin, zâtında bulunsun ve bizzat bir hakikat-i mukarrere olsun.
|-
|Müstekar
|Kararlı, yerleşmiş
|align=center|+
|Demek, ona lâyık, daimî, müstekar, zevâlsiz, müstemir, mükemmel, muhteşem umurlar üzerinde duruyor.
|-
|Takarrur
|Kararlaşma, yerleşme, kararlı duruma gelme
|
|Ve arz ve insanın Hâlıkı ve Rabbi olan Mutasarrıf-ı Hakîmin mezkûr adaleti, hikmeti, rahmeti, saltanatı takarrur edebilsin.
|-
|Takrir
|Kararlaştırma; bildirme
|
|Te'yid için takrir, tahkik, tekrir lâzımdır.
|-
|'''Kaf-Ra-Sad (1)'''
|
|
|
|-
|Kurs
|Gök cisimlerinin yerden görünen dâire şeklindeki yüzeyi
|
|Şuââtı içinde güneş yüzünde Risale-i Nur naşirinin sureti temessül edip, aynen güneşin kursunda görünüyor.
|-
|'''Kaf-Ra-Dad (3)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|İnkıraz
|Sönme, yıkılma
|
|Zaman-ı sâlifte, yani galebe-i vahşet vaktinde âlemde hükümfermâ, vahşetin mahsulü ve tedennî ve inkırazın mahkûmu olan kuvvet ve cebrin saltanatı idi.
|-
|Karz
|Borç
|align=center|+
|Evet, vücub-u zekât ve hurmet-i ribâ, karz-ı hasen şerâit-i sulhiyedir.
|-
|Takriz
|Övücü yazı
|
|...Nurun bir kısım has ve hâlis şakirtlerinin ve merhum Hasan Feyzi ve şehid Hafız Ali tarzında yazdıkları takrizleriyle...
|-
|'''Kaf-Ra-Ayn (3)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Kar'
|Vurma
|
|Evet kasemat-ı Kur’aniye , nevm-i gaflette dalanlara kar’u’l-asâdır.
|-
|Karia
|Sure adı
|align=center|+
|Rumuzat-ı Semaniye tabloları
|-
|Kur'a/Kura
|Çekiliş
|
|On beş müslim, on beş gayr-ı müslim farz edilerek, birbiri ardına dizilince bunlara yapılacak her kur'ada gayr-ı müslime isabet etmesi matluptur.
|-
|'''Kaf-Ra-Mim-Ze (1)'''
|
|
|
|-
|Kırmızı
|Renk
|
|Kırmızı boya vursak kırmızı, yeşil boyasak yeşil gösterir.
|-
|'''Kaf-Ra-Nun (9)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Akran
|Yaş veya rütbece eş
|
|İhtiyarlık sırrıyla, hemen ekseriyet-i mutlaka ile, akran ve ahbabım ve akaribimden yalnız ve garip kaldım.
|-
|İktiran
|İki şeyin aynı anda gelmesi
|
|Esbab-ı zâhiriyeyi perestiş edenleri aldatan, iki şeyin beraber gelmesi veya bulunmasıdır ki, iktiran tabir edilir, birbirine illet zannetmeleridir.
|-
|Karain
|Karineler
|
|
|-
|Karin/Karîn
|Yakın
|align=center|+
|Bazan birtek tevâfuk, bazı karâinle delâlet hükmüne geçer.
|-
|Karine
|İpucu, maksadı gösteren işaret
|
|Hem madem mânâ-yı mecazî ile ve mefhum-u işârînin murad olmasına bir zayıf karine ve bir gizli emare ve birtek münasebet kâfi geliyor.
|-
|Karn
|Asır, devir; boynuz
|align=center|+
|...her karnda, hatta her baharda rûy-i zeminde yüz binler ordu-misâl zevi'l-hayatın envâlarını ve tâifelerini îcad eden bir Zât-ı Kadîr-i Alîm...
|-
|Kurun
|Karnlar
|
|Eğer vakti taayyün etseydi, bütün kurun-u ûlâ ve vustâ gaflet-i mutlakaya dalacak idiler ve kurun-u uhrâ dehşette kalacaktı.
|-
|Mukarenet
|Yakınlık, bitişiklik
|
|Gafletten neş'et eden dalâlet, pek garip ve aciptir. Mukareneti, illiyete kalb eder.
|-
|Mukarin
|Yakın, bitişik
|
|Nasıl ki zâhir nazarda dağların daire-i ufkunda semânın etekleri muttasıl ve mukarin görünür.
|-
|'''Kaf-Ra-Ye (1)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Karye
|Yerleşim yeri
|align=center|+
|Hem bu Tahir'in yüzünden bugünden itibaren Atabey'de, İslâmköyü, Sav köyü, Kuleönü karyeleri gibi Nurs karyesine arkadaş olup umum manevî kazancımıza hissedar oldu.
|-
|'''Kaf-Ze-Ha (1)'''
|
|
|
|-
|Kuzah/Kuzeh (Kavs-i Kuzeh)
|Renk renk çizgiler (Gökkuşağı)
|
|...garbın kab-ı kavseyni olan kâbe-i saadetinin tâk-ı muallâsının kavs-ı kuzahının elvan-ı seb'asının lâcivert levninin timsali,...
|-
|'''Kaf-Sin-Sin (1)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Kıssis
|Keşiş
|align=center|+
|Hem Yehudun meşhur ulemasından ve Nasârânın meşhur kıssislerinden, kütüb-ü sabıkada evsâf-ı Muhammediyeyi (a.s.m.) gördükten sonra inadı terk edip imana gelenler, evsâfını Tevrat ve İncil'de göstermişler,...
|-
|'''Kaf-Sin-Mim (7)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Aksam
|Kısımlar; yeminler
|
|Demek, huriler Cennetin aksâm-ı ziynetinden yetmiş tarzını, birtek cinsten olmadığından birbirini setretmeyecek surette giydikleri gibi,...
|-
|İnkısam
|Bölünme
|
|Yoksa, tefrik ve inkısam, bir bölük bir bölüğe karşı rekabet etsin, bir tabur bir tabura karşı muhasamet etsin, bir fırka bir fırkanın aksine hareket etsin değildir.
|-
|Kasem
|Yemin
|align=center|+
|Bu sırr-ı mânevî-i dua-yı Nebevî ile, Ebu Hüreyre kasem eder: "Ondan sonra hiçbir şey unutmadım."
|-
|Kısm/Kısım
|Bölüm
|
|Şu remizlerin esası, ilm-i cifrin mühim bir düsturu ve ulûm-u hafiyenin mühim bir anahtarı ve bir kısım esrar-ı gaybiye-i Kur'âniyenin mühim bir miftahı olan tevafuktur.
|-
|Kısmet
|Nasip, hisse
|align=center|+
|Şayet size münasip olmayan bir erkek kısmet olsa, siz kısmetinize razı olunuz ve kanaat ediniz.
|-
|Münkasım
|Bölünmüş
|
|Bence kuvvet kanunda olmalı, yoksa istibdat münkasım olmuş olur.
|-
|Taksim
|Bölüştürme
|
|Bir işte mehâsin ve şeref hasıl oldukça, havassa peşkeş edilir, seyyiat olsa, avama taksim edilir.
|-
|'''Kaf-Sin-Vav (3)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Kasavet
|Kalp katılığı, tasa
|
|...zâviye-i vahşette hâmid olan bir kavimdeki kasavet-i vahşiyeyi ihmad ve hissiyat-ı dakikayı tehyiç,...
|-
|Kasî/Kasi/Kâsî (Kasiye)
|Katı
|align=center|+
|...kasî kalbime, âsi ruhuma, gafil aklıma, mağrur vicdanıma, sakîm düşünceme tak diye bir tokmak vuruldu.
|-
|Kasvet
|İç sıkıntısı
|align=center|+
|...bu kasvetli ve karanlıklı ve kâbuslu günlerimizde kat'î bir ümitle yaşatan...
|-
|'''Kaf-Şın-Ra (1)'''
|
|
|
|-
|Kışr/Kışır
|Kabul
|
|Lüb, kışrın zararına kuvvetleşir.
|-
|'''Kaf-Şın-Ayn (1)'''
|
|
|
|-
|İnkışa'
|Manilerin kaybolup havanın açması
|
| Dedim: -Asya'da, âlem-i İslâm'da üç nur, birbiri arka sıra inkişafa başlıyor, sizde birbiri üstünde üç zulmet inkişa'a başlayacaktır.
|-
|'''Kaf-Sad-Dal (8)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|İktisat/İktisad
|Tutum, itidal
|
|İktisat eden, maişetçe aile belâsını çekmez
|-
|Kasaid
|Kasideler
|
|...hem zafer veya harbe ve ulvî fedakârlıklara sevk etmek için teşvikkârâne kasâid-i vataniyeye nisbeti gibidir.
|-
|Kaside
|7 veya daha fazla beyitli şiir
|
|Hem nasıl ki, şu insan gayet mânidar bir mektub-u Rabbânîdir, muntazam bir kaside-i kaderdir.
|-
|Kasd/Kast/Kasıd/Kasıt
|Niyet, bilerek yapma, amaç
|align=center|+
|İşte kâinatta bir nizam-ı ekmel-i kasdî var.
|-
|Makasıd
|Maksadlar
|
|Ve o ulvî makàsıdını sair zîşuurlara bildirmekle kemâlâtını izhar etmek için birisini muallim tayin edecektir.
|-
|Maksad/Maksat
|Amaç
|
|Zira, ittihad, uhuvvet, itaat, muhabbet ve ilâ-yı kelimetullah, dünyanın en mukaddes cemiyetinin maksadıdır.
|-
|Maksud
|Kastedilen, amaçlanan; Esma
|
|Çağırırım: Yâ Hak, yâ Mevcud, yâ Hayy, yâ Mâbud, Yâ Hakîm, yâ Maksud, yâ Rahîm, yâ Vedûd!
|-
|Muktesit/Muktesid
|İktisatlı
|align=center|+
|İşte o sahrâda rast geldiğim o muktesit ihtiyarı benden daha aziz, daha yüksek, daha civanmert gördüm.
|-
|'''Kaf-Sad-Ra (5)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|İktisar
|Kısaltma
|
|Eğer muamelât ve muhaverat ve âlet olan ilimlerde isen, vefa ve ihtisar ve selâmet ve selâset ve tabiîliği tekeffül eden ve sadeliğiyle cemâl-i zâtiyeyi gösteren üslûb-u mücerrede iktisar et.
|-
|Kasır/Kasr
|Saray
|align=center|+
|...şu muhteşem burçlar sahibi müzeyyen kasırlar hükmünde olan semâvât dahi zîşuur ve zevi'l-idrak mahlûklarla doludur.
|-
|Kâsır/Kasır
|Kısa
|align=center|+
|Ve elin onu icad etmekten kasırdır.
|-
|Kusûr/Kusur
|Kasırlar, Saraylar; Hata
|
|Elbette sadık bir hads ile ve kat’î bir yakîn ile hükmolunur ki şu kusûr-u semaviye ve şu buruc-u sâmiyenin dahi kendilerine münasip zîhayat, zîşuur sekeneleri vardır.
|-
|Taksir
|Kusur
|
|Hem nefs-i insaniyenin enâniyetini tahrik edip, tâ ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin, adeta taksirattan takdis etsin.
|-
|'''Kaf-Sad-Sad (2)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Kasas
|Sure adı; anlatma, hikaye etme
|align=center|+
|Hem Yunus, hem Yusuf, hem Ra'd, hem Hicr, hem Şuârâ, hem Kasas, hem Lokman sûrelerinin başlarında bulunan...
|-
|Kısas
|Kıssalar
|align=center|+
|
|-
|Kısâs/Kısas
|Ödeşme
|
|Hızır Bey Çelebi; bu koca şanlı Padişah-ı maznûna, haksız el kestirdiği için, kendisinin de kısasa tâbi olduğunu ve elinin kesileceğini bildirir.
|-
|Kıssa
|Ders veren hikaye
|
|Pûşide olmasın, Sevr ve Hûtun kısas-ı meşhuresi, İslâmiyetin dahîl ve tufeylîsidir.
|-
|'''Kaf-Sad-Vav (1)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Aksa/Aksâ
|En uzak
|
|Ve insanın gaye-i aksâsı, o ubûdiyete ulûm ve kemâlâtla yetişmektir.
|-
|'''Kaf-Dad-Be (1)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Kadib/Kadîb (Kadib-i Hadid)
|İnce dal (Kılıç)
|
|İşte şu âyet gösteriyor ki, "Sahibü's-seyf ve cihada memur bir Peygamber gelecektir." "Kadîb-i hadîd" kılıç demektir.
|-
|'''Kaf-Dad-Ye (7)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|İktiza
|Gerektirme
|
|Hem ehemmiyetsizliği, belki çirkinliği iktiza eden kesret-i mutlaka dahi, kemâl-i hüsn-ü san'at içinde görünüyor.
|-
|Kadı/Kâdı
|Hakim
|align=center|+
|Şu mu'cize-i ekberi Allâme-i Mağrib Kadı İyaz'ın Şifâ-i Şerif'ine havale ediyoruz.
|-
|Kaza
|Küçük yerleşim yeri; kadının görevi, davayı hükme bağlama
|
|Çok rahatsız ve ihtiyar olması sebebiyle kaza tabipliğinden aldığı bir raporu nazar-ı itibara alınmayarak, mutlaka mahkemede bulunması isteniyordu./Çünkü, Fetvânın kazadan farkı, mevzuu âmmdır, gayr-ı muayyendir; hem mülzim değil.
|-
|Kaziye/Kaziyye
|Hüküm cümlesi
|
|Kaziye-i mutlaka, bazan külliye; ve kaziye-i vaktiye-i münteşire, bazan daime sûretinde görünür.
|-
|Mukteza
|Durumun gereği
|
|Ulûhiyet, mukteza-yı hikmet olarak tezahür istemesine mukabil, en âzamî bir derecede zât-ı Ahmediye (a.s.m.) dinindeki âzamî ubûdiyetiyle en parlak bir derecede göstermiştir.
|-
|Muktazi/Muktezi
|Gerektiren
|
|Muktazi mevcuttur. Fâil muktedirdir. Mahal kâbildir. Mâni yoktur.
|-
|Takaza
|Zorlama, istek, başa kakma
|
|Amma çirkinlik ve kusurun dahi halk ve icad cihetleri yine Hâlık'a raci' olmakla beraber; takazâ, yani sual ve mes'uliyet ise abde raci'dir.
|-
|'''Kaf-Tı-Be (2)'''
|
|
|
|-
|Aktab
|Kutuplar
|
|Umum müçtehidîn değil; belki Ebu Hanife, Malik, Şâfiî, Ahmed ibni Hanbel şahların, aktabların fevkindedirler.
|-
|Kutb/Kutub/Kutup
|Büyük evliya; Uç
|
|Fakat hususî faziletlerde Şâh-ı Geylânî gibi bazı harika kutuplar, bir cihette daha parlak makama sahiptirler.
|-
|'''Kaf-Tı-Ra (7)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Aktar
|Kuturlar, her tarafı
|align=center|+
|...seni yapmak için kâinatı ve anâsırı ince elekle eleyip hassas ölçülerle aktâr-ı âlemden senin vücudundaki maddeleri toplamak lâzım gelir.
|-
|Katarat
|Katreler
|
|Demek o parlayan kataratlar, zuhuruyla ve gelmeleriyle güneşin vücudunu gösterdikleri gibi; guruplarıyla, zevâlleriyle güneşin bekàsını ve devamını ve birliğini gösteriyorlar.
|-
|Katran
|Ardıç ağacı
|
|Barla Yaylası, Tepelice, Çam, Katran, Karakavağın Bir Meyvesi olup Sözler mecmuasına yazıldığı için buraya yazılmamıştır.
|-
|Katre
|Damla
|
|Meselâ, Zühre namıyla nakışlı bir çiçek ve kamere âşık hayatlı bir Katre ve güneşe bakan safvetli bir Reşha'yı farz ediyoruz ki, herbirisinin bir şuuru, bir kemâli var ve o kemâle bir iştiyakı bulunuyor.
|-
|Kıtr
|Bakır
|align=center|+
|Âyette nuhas "kıtr" ile tabir edilmiş.
|-
|Kutr/Kutur
|Dairenin çapı
|
|Demek, merkeze kadar nısf-ı kutr-u arz, altı bin küsûr kilometre olduğundan, iki yüz bin derece-i harareti câmi, yani iki yüz defa ateş-i dünyevîden şedit ve rivayet-i hadîse muvafık bir ateş bulunuyor.
|-
|Takattur/Tekattur
|Damla damla olma
|
|Akla nüfuz ettiği gibi, vicdana da takattur eder.
|-
|'''Kaf-Tı-Ayn (11)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|İnkıta'
|Kesilme
|
|Eğer o intisap kesilse, o şey, bütün eşyadan dahi inkıta' eder, cirmi kadar bir küçüklüğe sığışır.
|-
|Kat'
|Kesme
|
|Hadsiz fevâid-i uhreviyeden ve kemâlât-ı insaniyeden kat-ı nazar, yalnız şu dağdağalı hayat-ı dünyeviyeye ait cüz'î bir faidesi şudur ki:
|-
|Kat'an/Katan
|Kesin olarak
|
|Sâniin hikmeti ve ef'âlindeki adem-i abesiyet ve kâinattaki en hasis ve en kalîl şeyde nizamın müraatı ve adem-i ihmali ve nev-i beşerin mürşide olan ihtiyac-ı zarurîsi, nev-i beşerde vücud-u nübüvvet, kat'an istilzam ederler.
|-
|Kâtı'/Katı' (Katıa/Kâtıa)
|Kesen
|align=center|+
|O Kur'ân-ı cami'in nusus ve vücuhundan ve işarat ve rümuzundan çıkan Şeriat-ı Kübrâ-yı İslâmiyenin kemâl-i intizamı ve muvazeneti ve hüsn-ü tenasübü ve resaneti, cerh edilmez bir şahid-i âdil, şüphe getirmez bir burhan-ı kàtı'dır.
|-
|Kati/Kat'i/Katî/Kat'î (Kat'iyyen)
|Kesin
|
|Hem kat'iyyen bil ki; Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın iki âli var.
|-
|Kıta/Kıt'a
|Büyük kara parçası; şiirde 2 veya 4 satırlık bölüm
|
|Azametli Bahtsız Bir Kıt'anın, Şanlı Tali'siz Bir Devletin, Değerli Sahipsiz Bir Kavmin Reçetesi Veyahut BEDİÜZZAMAN'IN MÜNÂZARAT'I
|-
|Makta'
|Kesilme yeri
|
|Bahirden bahre malik ve nehirlerden, arzın makta' ve müntehâsına kadar malik ola...
|-
|Mukattaa
|Kesik, kesintili
|
|Burada, hurûf-u Kur'ân'ın, hususan sûrelerin başlarındaki mukattaât-ı hurûfun hâsiyetlerine ve fezâillerine ve tesirât-ı maddiyelerine dâir vürûd eden hadisleri,...
|-
|Münkatı'
|Kesilmiş
|
|Feda ettiği hayatı, sekerâtı tatmadığından, gayr-ı münkatı' ve bâki görüyor; yalnız, daha nezih olarak buluyor.
|-
|Tekatu'
|Kesişme
|
|İşte, o iki dairenin tekatu' noktasına, "baş" mânâsına "re's," diğerine "kuyruk" mânâsına "zeneb" demişler.
|-
|Takti'
|Kesme
|
|Bu harflerin takti'i, müsemmânın vahid-i itibarî olup, terkib-i mezcî olmadığına işarettir.
|-
|'''Kaf-Tı-Fe (1)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Katuf
|Yavaş yürüyüşlü hayvan
|
|Halbuki, Ebu Talha'nın atı, katuf tabir edilen, yürüyüşsüz kısmındandı.
|-
|'''Kaf-Tı-Mim-Ra (1)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Kıtmir
|Çekirdek zarı; Ashab-ı Kehf'in köpeği
|align=center|+
|Meselâ, Sûre-i Kehf'te {{Arabi|وَثَامِنُهُمْ كَلْبُهُمْ}} kelimesi altında yapraklar delinse, Sûre-i Fâtır'daki {{Arabi|قِطْمِيرٍ}} kelimesi az bir inhirafla görünecek ve o kelbin ismi de anlaşılacak.
|-
|'''Kaf-Ayn-Dal (6)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Kaide
|Prensip; taban
|
|Bu "iltifat" ile tesmiye edilen bir kaidedir.
|-
|Kavaid
|Kaideler
|align=center|+
|...müfessirînin beyan ettikleri mânâlar, kavaid-i Arabiyeye ve usul-ü nahve ve usul-ü dine muhalif olmamak şartıyla, o mânâlar, o kelâmdan bizzat muraddır, maksuddur.
|-
|Kuud
|Namazda oturuş
|align=center|+
|Halbuki, yalnız kıyam ve yarı kuudda mukarenet vardır.
|-
|Mütekaid
|Emekli
|
|...daha parlak devam edip bu âciz, zaif, mütekaid Said bedeline binler muktedir, kuvvetli vazifeperver Saidler olursunuz.
|-
|Tekaüd
|Emekli olma
|
|25 seneye karib burada müftülük yaptım. Üç sene evvel tekaüd oldum.
|-
|Zilkade
|Hicri 11. ay
|
|...veyahut İsm-i Âzamın altı nurundan altıncı nuru olan Kayyûm isminin bir cilve-i âzamı, Zilkade ayında aklıma göründü.
|-
|'''Kaf-Ayn-Ra (1)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Ka'r/Kar
|Dip
|
|Bu sırada coşan deryanın ka'rından, sahil-i beyana bahâ takdir edilemeyen cevahir geliyordu.
|-
|'''Kaf-Fe-Sad (1)'''
|
|
|
|-
|Kafes
|Çubuklu hapis bölmesi
|
|Şu masnuat adedince hakikatin şuâını gösteren hadsiz delikli ve kafesli şu pencereyi neyle kapatabilirsin?
|-
|'''Kaf-Fe-Lam (1)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Kafile
|Seyahat gurubu
|
|Yolda giderken sizin bir kàfilenizi gördüm. Kàfileniz yarın filân vakitte gelecek.
|-
|'''Kaf-Fe-Vav (2)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Kafa
|Baş
|
|...Yeni Said kafasıyla cevap veremiyorum.
|-
|Kafiye
|Şiirde satır sonu ses uyumu
|
|Hattâ bir nükte-i zarafet için veya kafiyenin hatırı için, çok edip, edepte edepsizlik etmeye şimdiden başlamışlardır.
|-
|'''Kaf-Lam-Be (8)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|İnkılap/İnkılab
|Devrim, dönüşme
|
|Daire-i imkânda ve kâinatın sergüzeştine ait inkılâplarda ve emanet-i kübrayı ve hilâfet-i arziyeyi omuzuna alan nev-i beşerin şekavet ve saadet-i ebediyeye medar olan vazifesine dair en ehemmiyetli, en büyük, en dehşetli meselelerinden, en azametlilerini ders vermek...
|-
|Kalıp/Kalıb
|Biçimlendirme aracı
|
|...o vakit senin vücudundaki bir hüceyre-i bedenden tut, birbiri içinde daireler misilli, binler mürekkepler adedince tabiat kalıplarının bulunması lâzım gelir.
|-
|Kalp/Kalb
|Yürek
|align=center|+
|Her insanda bir kalp var. Bir kalp ise, hem dâirede, hem hâriçte olamaz.
|-
|Kulub
|Kalpler
|align=center|+
|Mahbub-u kulûb, muallim-i ukul, mürebbi-i nüfus, sultan-ı ervah oldu.
|-
|Kulp
|Tutma sapı
|
|Sebepsiz, sırf bazı garazkârların keyfi için Risale-i Nur naşirlerine bir kulp takıp mahkemelerde süründürmek ve belki mahvetmek için...
|-
|Mükallib
|Döndüren
|
|... Mükallib-ül Leyli ve-n Nehar'dan başka hiçbir şeyin ve kimsenin ne haddidir, ne de kuvveti dâhilindedir.
|-
|Münkalib
|Dönen/Dönmüş
|align=center|+
|Harekâtınız bu inkılâpta ilâç gibiydi ki, fazla olsa zehre münkalip olur.
|-
|Takallüb/Tekallüb
|Değişim, dönüşüm
|align=center|+
|İşte bu faaliyet-i hakîmiyeden anlaşılır ki, zamanın seyliyle beraber gelip geçen eşya-yı seyyâleden ve geçen günlerden, senelerden, asırlardan, leyl ve neharın takallübü ile pek çok mensucat-ı gaybiye ve uhreviye yapılmaktadır.
|-
|'''Kaf-Lam-Dal (5)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Kılade
|Gerdanlık
|
|İnsandan ta zerreye, hem ondan tâ o şemse olan iki mesafe, birbirine müsâvî. Kılâde-i hilkatte, bir cevher-i feridmiş.
|-
|Mekalid
|Anahtarlar
|align=center|+
|Zira Kur'ân-ı Mübîn, ona mekalid-i inkıyadı teslim eden öyle akıl ve naklin tezkiyelerinden pek yüksek ve ganîdir.
|-
|Mukallid/Mukallit
|Taklitçi
|
|Etbâı iltizam edip tâmim etti. Mukallidi taassup edip, o kavlin hıfzı için muhaliflerin hedmine çalıştılar.
|-
|Takallüd/Tekallüd
|Kuşanma
|
|Hem de İslâmiyeti daima tecellî ve inbisat-ı efkâr nisbetinde hakaiki inkişaf ettiren, yalnız İslâmiyetin hakikat üzerinde olan teessüs ve burhanla takallüdü ve akılla meşvereti ve taht-ı hakikat üstünde bulunması ve ezelden ebede müteselsil olan hikmetin desâtirine mutabakat ve muhâkâtıdır.
|-
|Taklid/Taklit
|Benzemeye çalışma
|
|Evet, iman-ı taklidî, çabuk şüphelere mağlûp olur.
|-
|'''Kaf-Lam-Sin (1)'''
|
|
|
|-
|Takallüs
|Büzülüp toplanma, geri çekilme
|
|Şu perde-i müstebidane yırtılacak, takallüs edecek. Ben de gelip burada medresemi yapacağım.
|-
|'''Kaf-Lam-Ayn (4)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Kal'
|Kökten sökme
|
|Şu cezire-i vâsiada vahşî ve âdetlerine mutaassıp ve inatçı muhtelif akvâmı, ne çabuk âdât ve ahlâk-ı seyyie-i vahşiyânelerini def'aten kal' ve ref' ederek, bütün ahlâk-ı hasene ile teçhiz edip bütün âleme muallim ve medenî ümeme üstad eyledi.
|-
|Kal'a/Kale
|Savunma binası
|
|Ankara'nın eskimiş kal'asının başına çıktım.
|-
|Kalay
|Bir metal
|
|Hem insanın azaları üzerindeki maddî-manevî tabiatın kir ve pasını giderip kalaylattıracak şey, yine ancak ibadettir.
|-
|Takla
|Yuvarlanma
|
|...kamyon müthiş sadmelerle üç takla, yirmi beş otuz metreden aşağıya yuvarlandık.
|-
|'''Kaf-Lam-Kaf (1)'''
|
|
|
|-
|Kalak
|Can sıkıntısı, keder
|
|Nefis daima ıztıraplar, kalâklar içinde evhamdan kurtulup tevekküle yanaşmıyor.
|-
|'''Kaf-Lam-Kaf-Lam (1)'''
|
|
|
|-
|Kalkale
|Tecvidde bazı harfleri sakin olduğundan harfin harekesini hissettirmek
|
|Sûrelerin başında mezkûr olan huruf, hurufâtın aksâm-ı malûmesi olan mechûre, mehmûse, şedîde, rahve, zelâka, kalkale gibi aksâm-ı kesiresinden, herbir kısmından nısfını almıştır.
|-
|'''Kaf-Lam-Lam (7)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Ekall (Ekalliyet, Laekal)
|Daha az(ı) (Azınlık, en azından)
|align=center|+
|Nazar-ı Şâri'de ekall, eksere tâbidir.
|-
|İstiklal
|Bağımsızlık
|
|Evet, istiklâl, ulûhiyetin hâsse-i zâtiyesidir. Ve lâzıme-i zaruriyesidir.
|-
|Kalil
|Az
|align=center|+
|Hayr-ı kesir için şerr-i kalil kabul edilir.
|-
|Kıllet
|Azlık
|
|Hayvanatın kemiyetçe kesreti; ve insanın, hayvanata nisbeten kılleti malûm...
|-
|Kule
|İnce uzun yapı
|
|Bana yüksek bir kule yap; semâvâtın halini rasat edip bakacağım:
|-
|Müstakil
|Başlı başına
|
|Fakat, Otuz Üçüncü Söz müstakil değil, belki otuz üç adet Mektubattan ibarettir.
|-
|Taklil
|Azaltma,hafifletme
|
|...ve {{Arabi|رَبِّكَ}}'deki îmâ-i rahmet, umumen taklili göstermekle, azabı nihayet derecede ta'zîm ve tehvil eder.
|-
|'''Kaf-Lam-Mim (3)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Aklam
|Kalemler
|align=center|+
|Ulemanın midâd-ı aklâmı, şühedanın kanından mübecceldir
|-
|İklim
|Hava durumları etkisi; diyar, ülke
|
|...zeminin küçük mikyasta eskiden beri yedi iklimi,...
|-
|Kalem
|Yazma aleti
|align=center|+
|Sizin kalemleriniz ise, o şahs-ı mânevînin parmaklarıdır.
|-
|'''Kaf-Lam-Nun-Sin (1)'''
|
|
|
|-
|Kalensüve/Kalensüvet
|Şapka, baş giysisi
|
|...hattâ kalensüvetini başkasının başında gördüğü zaman, onu kendisidir diye zanneden meşhur Hebenneka'dan daha ahmaktır.
|-
|'''Kaf-Mim-Ra (3)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Kamer
|Ay
|align=center|+
|Halbuki, şu zât öyle bir Sultanın ahbârını söylüyor ki, memleketinde Kamer, bir sinek gibi, bir pervane etrafında döner.
|-
|Kumar
|Haram olan şans oyunu
|
|Yarı malını, bin adam iştirak eden bir piyango kumarına atarsın.
|-
|Kumru
|Bir kuş
|
|... o kışır ve kabuk, feza-yı melekûtta kamer gibi cevelan eden bir kumrunun üstünden inşikak etmiş olduğunu bilsin.
|-
|'''Kaf-Mim-Sin (1)'''
|
|
|
|-
|Kamus
|Sözlük
|
|Ben de bunun aksine olarak, her mânâya kaç kelime kullanıldığını gösterir bir kâmus vücuda getirmek merakına düştüm
|-
|'''Kaf-Mim-Şın (1)'''
|
|
|
|-
|Kumaş
|Dokunmuş şey
|
|Ta mahsus güzel bir kumaştan kendine bir kat libas satın alsın.
|-
|'''Kaf-Mim-Tı-Ra (1)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Kamtarir
|Çatık/asık suratlı
|align=center|+ (Uzun ve sıkıcı gün anlamında)
|Eğer size ekşi gelirse, yüzünüzü ekşitip abûs, kamtarîr olmayınız.
|-
|'''Kaf-Nun-Dal-Lam (2)'''
|
|
|
|-
|Kanadil
|Kandiller
|
|Güya o pek büyük ve pek çok kütle-i nâriyelerin ve gayet çok kanâdil-i nuriyelerin buhar kazanı ise, harareti tükenmez bir Cehennemdir ki, onlara nursuz hararet veriyor.
|-
|Kandil
|Mum
|
|...güneşi büyük bir elektrik lâmbası, kameri kandil, ve yıldızları mumlar meyveleriyle yaldızlar, elektrikler.
|-
|'''Kaf-Nun-Tı-Ra (4)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Kanatir
|Kıntarlar/Kantar(a)lar
|
|...ve sonra felsefecilerin yaptığı gibi, her bir sebebe de bir kanatir-i mukantara (yani birer pay yığını) vereceksin.
|-
|Kantar
|Tartı
|align=center|+ (Çok fazla mal (kıntar) olarak)
|Kantarlarla ehval ve mehavifi ruhlarına yüklüyorlar.
|-
|Kantara
|Köprü
|
|zekât da İslâmın kantarası, yani köprüsüdür.
|-
|Mukantar (Mukantara)
|Öbek öbek bir araya getirilmiş; kemerli
|align=center|+
|...ve sonra felsefecilerin yaptığı gibi, her bir sebebe de bir kanatir-i mukantara (yani birer pay yığını) vereceksin.
|-
|'''Kaf-Nun-Ayn (4)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|İkna'
|Kabul etme/ettirme
|
|İşte bu altı meseleyi, birer birer aklı ikna edecek muhtasar bir tarzda beyan edeceğiz.
|-
|Kanaat
|İnanıp kabul etme; neticeye rıza, yetinme
|
|Kanaat ettiğinden, balı insanlara emr-i İlâhî ile ihsan eder, yedirir.
|-
|Kani'
|Kanaat sahibi
|align=center|+
|Kalbime gelen bir ihtarla keyfiyet-i intişarı düşündüm ve şu hakikatleri hissettim, hattâ kani oldum:
|-
|Mukni'
|İkna olmuş
|
|...derinden derine, gayet mûnis ve mukni, nihayet ciddî ve ulvî ve burhanla mücehhez bir sadâ-yı semâvî işiteceksin ki,...
|-
|'''Kaf-Nun-Nun (3)'''
|
|
|
|-
|Kanun
|Yasa
|
|Kanun namına, devlet namına der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır.
|-
|Kavanin
|Kanunlar
|
|Suâl: Nedir şu tabiat, kavânin, kuva ki, onlarla kendilerini aldatıyorlar?
|-
|Mukannen
|Bir kanuna tabi, tertip üzere
|
|...ve bir dirhem kemik gibi birtek çekirdekten yapılan binlerle okka taamların, vakti vaktine, mukannen bir surette, hiçbirini unutmayarak ve şaşırmayarak,...
|-
|'''Kaf-He-Ra (3)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Kahhar
|Hakimiyet sahibi Allah (Esma)
|align=center|+
|Kahhar bir el ile, cennetiniz ve mahbubunuz olan dünyadan tard edilip ebedî zulümata çabuk atılacaksınız.
|-
|Kahır/Kahr
|Mahvetme
|
|Evet, kahır ve cebirle zahirî bir hâkimiyet, sathî bir tahakküm, kısa bir zamanda ibka edilebilir.
|-
|Kâhir/Kahir
|Baskın; Üstün olan Allah (Esma)
|align=center|+
|...bu derece bâhir bir hikmet, bu derece zahir bir inâyet ve bu derece kahir bir adalet ve bu derece vâsi bir merhametin âsârını gösteren Mâlikü'l-Mülk-i Zülcelâlin...
|-
|'''Kaf-He-Kaf-He (1)'''
|
|
|
|-
|Kahkaha
|Sesli gülme
|
|Bu Nurları bulduktan sonra istikbalimi gördükçe kahkahayla gülüyorum, ferah oluyorum ve müferrah oluyorum.
|-
|'''Kaf-He-Vav (1)'''
|
|
|
|-
|Kahve (Kahvehane)
|Bir içecek
|
|Ve hamalların umum yerlerini ve kahvelerini gezdim.
|-
|'''Kaf-Vav-Be (1)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Ka'b/Kab (Ka'b-ı Kavseyn)
|Yay kabzası ile uzu arası mesafe (İmkan ve vücub ortası mertebe)
|align=center|+
|Tâ, daire-i âzamiyesinin ünvanı olan Arş-ı Âzamına girecek, tâ Kab-ı Kavseyne, yani imkân ve vücub ortasında Kab-ı Kavseyn ile işaret olunan makama girecek ...
|-
|'''Kaf-Vav-Te (1)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Kut
|Yaşatacak gıda
|
|Bir kısmı ruhlara kut, fikirlere kuvvet verici hakikatlerdir ki, tekerrür ettikçe güneşin ziyası gibi, ruhlara, fikirlere hayat verir.
|-
|'''Kaf-Vav-Dal (3)'''
|
|
|
|-
|İnkıyad/İnkiyad
|Boyun eğme
|
|O teveccüh ise, inkıyadı tesis, o inkıyad dahi nizam-ı ekmele îsal eder.
|-
|Kavvad
|Günah aracısı
|
|Adi bir kavvad nerede, kütüphane-i İlâhînin mütefennin bir nâzırı nerede?
|-
|Münkad
|Boyun eğen
|
|...herşey, her anda, her şe'nde, her şeyinde Ona muhtaç ve rububiyetine münkad olduğunu ilâm etmekle gafleti dağıtıp...
|-
|'''Kaf-Vav-Zel (1)'''
|
|
|
|-
|İnkaz
|Kurtarma
|
|Sarsar-ı ilhaddan inkaz eden,/Şû'le-i Hûd-u hidâyettir sözün.
|-
|'''Kaf-Vav-Sin (3)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Kavs/Kavis (Kavseyn)
|Yay, eğri; parantez
|align=center|+
|İşaret ettiğim iki kavs içerisinde bulunan kısım, Yirmi Yedinci Mektubun Dördüncü Zeylinde yazılacak.
|-
|Mukavves
|Kavis şeklini almış
|
|O mukavves kıl nerede? Hilâl olmuş kamer nerede?
|-
|Takavvüs
|Kavis şeklini alma
|
|Halbuki gördüğü, kirpiğinin takavvüs etmiş beyaz bir kılı idi.
|-
|'''Kaf-Vav-Fe (1)'''
|
|
|
|-
|Kıyafet
|Elbise
|
|Yirmi senede kaç vilâyetin zabıtaları kıyafetime ilişmedi.
|-
|'''Kaf-Vav-Lam (11)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Akval
|Kaviller, söylenenler
|align=center|+
|Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın Sünnet-i Seniyyesinin menbaı üçtür: akvâli, ef'âli, ahvâlidir.
|-
|Kail/Kâil
|Görüşte olma; sözü söyleyen
|align=center|+
|Ehl-i teşeyyu', imanına kàil; Ehl-i Sünnetin ekserîsi imanına kàil değiller.
|-
|Kal/Kâl (Lisan-ı kâl)
|Konuşma
|
|Lisan-ı hal, lisan-ı kalden daha kuvvetli ve tesirli konuşuyor.
|-
|Kale/Kâle
|Dedi
|align=center|+
|
|-
|Kalu/Kâlû/Kalü (Kalübela)
|(Onlar) dediler (Ruhların söz verdiği vakit)
|
|Müntesipleri, kàlû belâdan dahil olan umum mü'minlerdir.
|-
|Kaval
|Çoban çalgısı
|
|Kaval tabir ettikleri düdüklerini, o süt kâsesi üzerine uzatmışlardı.
|-
|Kavl/Kavil
|Söz, görüş
|align=center|+
|Kur'ân gibi sahih kavilleri tayip etmek, ancak fehimlerin sekametinden ileri geliyor.
|-
|Kıl/Kîl/Kıle/Kile/Kîle (Kîl-ü kâl)
|Denildi, söz (Dedikodu)
|align=center|+
|Bu üçüncü kaziyede ihtilâfat feveran ederler. Kâl u kîl buna şahittir.
|-
|Makale
|Fikir; görüş bildiren kısa yazı
|
|Bu kitap üç makale ile üç kitap üzerine müretteptir.
|-
|Mekal
|Söz
|
|...ve selâmet ve saadetlerine dua ederek hatm-i mekal ediyorum.
|-
|Mukavele
|Sözleşme, karşılıklı konuşma
|
|Şu mukavele ve mükâlemeden anlaşılıyor ki, İblisin enaniyeti, kibri, melâikeye sirayet etmiştir ve yaptıkları istifsara, bir taifenin itirazı da karışmıştır.
|-
|'''Kaf-Vav-Mim (19)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Akvam
|Kavimler
|
|...Zülkarneyn olan İskender-i Kebirin nübüvvetkârâne irşâdâtıyla akvâm-ı zâlime ile milel-i mazlume ortasında hâil ve gaddarların garetlerine mâni olacak meşhur Sedd-i Çin'in binasını kurduğu gibi;
|-
|İkame
|(Bir şeyin yerine) yerleştirme, oturtma
|
|El-hubbu fillâh esas-ı merhamet-kârı yerine, el-buğzu fillâh ikame edilmiştir.
|-
|İkamet
|Oturma
|align=center|+
|Bediüzzaman Said Nursî'nin Kastamonu'da, Sekiz Sene Karakolun Göz Hapsi Altında İkamete Mecbur Edildiği Ev (solda) Ve Karşısında Polis Karakolu
|-
|İstikamet
|Yön; doğru yol üzerinde olma
|
|Siyer-i Seniyyesi kat'î bir surette gösterir ki, her hareketinde istikamet ve itidal üzere gitmiş, ifrat ve tefritten içtinap etmiştir.
|-
|Kaim/Kâim (Kaime)
|Ayakta duran, varlığını sürdüren (Gözleyici anlamında)
|align=center|+
|Gayet kat'î bir hads ile, belki müşahede ile sabittir ki, ceset ruhla kaimdir.
|-
|Kamet
|Boy-pos; namaz başlama işareti
|
|Ger pencere kamet-i kıymetinden yüksekse, tekebbürle tetâvül edecek, Uzanacak./"Niçin Arapça kamet ediyorsunuz ve gizli ezan okuyorsunuz?" denildi.
|-
|Kavm/Kavim
|Topluluk
|align=center|+
|Azametli Bahtsız Bir Kıt'anın, Şanlı Tali'siz Bir Devletin, Değerli Sahipsiz Bir Kavmin Reçetesi
|-
|Kaymakam/Kaim-i makam
|İlçe devlet temsilcisi
|
|Sual: Şimdi Ermeniler kaymakam ve vali oluyorlar. Nasıl olur? Cevap: Saatçi ve makineci ve süpürgeci oldukları gibi...
|-
|Kayyum
|Her şeyin varlığıyla ancak kedisiyle devam edebilen Allah (Esma); (bir şeyin) varlığını sürdürmesini sağlayan
|align=center|+
|Şu kâinattaki ecrâm-ı semâviyenin kıyamları, devamları, bekàları, sırr-ı kayyûmiyetle bağlıdır.
|-
|Kıvam
|En güzel şekil ve oran
|
|Ehl-i ifratın bir kısmı, Araptan sonra İslâmiyetin kıvâmı olan Etraki tadlil ediyorlardı.
|-
|Kıyam
|Ayakta durma
|
|O dakikada, şu kıyamın, ümmeti irşad için olduğu birden hatırıma geldi.
|-
|Kıyamet
|Kainatın yıkılıp yeniden dirilmesi
|align=center|+
|Pek çok envâda yevm ve sene gibi, hattâ insanın şahıslarında bir çok kıyâmet-i mükerrere-i nev'iye vardır ki; bir kıyamet-i kübrânın tahakkukunu ihsas ediyor.
|-
|Kıymet
|Değer
|
|Kıymet, Kur'ân'dan tereşşuh eden ve Kur'ân-ı Hakîmin malı olan Risale-i Nur'dadır.
|-
|Makam
|Mevki, derece
|align=center|+
|Şu âyet-i azîmenin çok hakaik-i azîmesinden bir iki hakikatine İki Makam ile işaret edeceğiz.
|-
|Mukavemet
|Direnç
|
|Zaaf ve acziniz içinde nasıl bir kalb taşıyorsunuz ki, öyle bir Zâtın evâmirine karşı o kalb, kasavetle mukavemet ediyor?
|-
|Mukavim
|Dayanıklı
|
|Fert tesirat-ı hariciyeye karşı daha az mukavimdir.
|-
|Mukim
|Yerleşik (Namazı dosdoğru kılan anlamında)
|align=center|+
|Öyleyse, o Sultanın memleketinde daimî mekânlar, sâbit meskenler, daimî ve mukim sakinler bulunmazsa, şu görünen hikmet, inayet, merhamet ve adaletin, kalb ve fikir sahiplerince inkârları lâzım gelir.
|-
|Müstakim
|İstikametli
|align=center|+
|Cemaatin ruhu olan şahs-ı mânevî eğer müstakim olsa, ziyade parlak ve kâmil olur.
|-
|Takvim
|Yaratılış, kıvama getirilme; tarihleri gösteren tablo
|align=center|+
|Eğer hak ve Kur'ân'ı dinlersen, âlâ-yı illiyyîne çıkar, kâinatın bir güzel takvimi olursun.
|-
|'''Kaf-Vav-Ye (6)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Kaviy
|Kuvvetli; esma
|align=center|+
|... bir Kadîr-i Mutlak ve Kaviyy-i Mutlak ve Ganiyy-i Mutlak ve Alîm-i Mutlak ve Hayy-ı Kayyûm bir Zâtın vücub-u vücuduna ve vahdetine karşı her taraftan pencereler açar,...
|-
|Kuvâ/Kuva
|Kuvvetler, cihazlar
|
|Nedir şu kavanîn ve kuvâ ki daima onlarla mütedemdimdirler?
|-
|Kuvve
|Latife, cihaz, duygu
|align=center|+
|Hem Levh-i Mahfuzun, hem âlem-i misâlin iki hücceti ve iki küçücük nümunesi ve iki noktası, insanın başında olan kuvve-i hafıza ve kuvve-i hayaliye, mercimek küçüklüğünde iken,...
|-
|Kuvvet
|Güç
|align=center|+
|...ve hiçbir cihetle tesadüf ve kör kuvvetin ve sağır tabiatın ve câmid, hedefsiz esbabın karışması yüz derece muhal ve hiçbir vech ile mümkün olmadığını,...
|-
|Mukavvi
|Takviye eden
|
|...Hazret-i Ali radiyallahu anhın Kaside-i Ercûze ve Celcelûtiyesindeki şiddetli alâkadarlığını murad ettiği bir Varis-i Nebi ve Mukavvi-i Din ve Hâmil-i İsm-i Âzam olan Risale-i Nur ve müellifi olduğunu, ...
|-
|Takviye
|Güçlendirme
|
|Ve bir noktaya parmak bastıklarından birbirini takviye ediyorlar.
|-
|'''Kaf-Ye-Elif (1)'''
|
|
|
|-
|Kay'
|Kusma, kusmuk
|
|Âlim-i mürşid koyun olmalı, kuş olmamalı. Şu kuzusuna süt, bu yavrusuna kay verir.
|-
|'''Kaf-Ye-Dal (6)'''
|
|
|
|-
|Kayd/Kayıd/Kayıt
|Bağlama, kelepçe
|
|"Her kimden gelse" kaydı ise, hamd masdar olup fâili terk edildiğinden, böyle makamda umumiyeti ifade eder.
|-
|Kuyud
|Kayıtlar
|
|...en nihayet bir madde-i kanuniyenin, kuyud-u ihtiraziyeyi nazara almayarak,...
|-
|Mukayyed
|Kayıtlı, bağlı
|
|Binaenaleyh, milletimiz ya üç veya bir buçuk kayıt ile mukayyeddir.
|-
|Mukayyid
|Kayıt altına alan
|
|Belki her şeyin dâhili, mutlak sıfatların mazharı olduğu gibi, harici ise, bir mukayyide, yani bir takyid ve tahdide mazhardır.
|-
|Takayyüd
|Kayıtlanma
|
|İkincisi: Mahiyetinin mübayenetiyle adem-i takayyüd.
|-
|Takyid
|Kayıtlama
|
|Ta'vik, takyid, men ve müdahale şöyle dursun, belki teshil ve tesri' ve îsâle vesile hükmüne geçer.
|-
|'''Kaf-Ye-Sin (4)'''
|
|
|
|-
|Kıyas
|Karşılaştırma
|
|Gazeteci denilen huteba-i umumî iki kıyas-ı fâsidle milleti bataklığa düşürtmüştür.
|-
|Mekayis
|Mikyaslar, ölçüler
|
|Belâğatın ukde-i hayatiyesi, tâbir-i diğerle beyanın felsefesi veyahut şiirin hikmeti ise, hariciyatın nevâmisi ve mekayisini temessül etmektir.
|-
|Mikyas
|Ölçü
|
|Halbuki, Cenâb-ı Hakka bu gibi mikyaslarla bakılamaz.
|-
|Mukayese
|Karşılaştırma
|
|Evet, Kur'ân, milyonlarca Arabî kitaplarla mukayese edilirse, benzeri bulunamaz.
|-
|'''Kaf-Ye-Lam (1)'''
|
|align=center|'''+'''
|
|-
|Kaylule
|Öğle uykusu
|
|Çünkü yarım saat kaylûle, iki saat gece uykusuna muadil gelir.
|-}

19.00, 2 Ocak 2026 itibarı ile sayfanın şu anki hâli

Önceki Harf: Fe (ف)Arapça Kökenli Kelimeler Ana SayfasıKef (ك): Sonraki Harf

Bu sayfada Bediüzzaman'ın eserlerinde geçen ve Kaf (ق) kök harfi ile başlayan Arapça kelimeler listelenmiştir.

İlk Kök Harfe Göre Kelime Sayısı
Arapça Harf Türkçe Okunuşu 2 Harfli Kelime Sayısı 3 Harfli Kök Sayısı 3 Kök Harfli Kelime Sayısı 4 Harfli Kök Sayısı 4 Kök Harfli Kelime Sayısı Risalelerdeki Toplam Kök Sayısı Kur'an'daki Toplam Kök Sayısı Kur'an'daki Köklerden Risalelerde Geçenlerin Sayısı Risalelerdeki Toplam Kelime Sayısı Kur'an'daki Toplam Kelime Sayısı Kur'an'daki Kelimelerden Risalelerde Geçenlerin Sayısı
ق Kaf - 74 300 7 11 81 82 55 311 252 90
Kelime Anlamı Kur'an'da
Geçiyor mu?
Örnek Cümle
Kaf-Be-Be (1)
Kubbe Yarım daire çatı Senin vücudun bin kubbeli harika bir saraya benzer ki, her kubbesinde taşlar, direksiz birbirine baş başa verip muallâkta durdurulmuş.
Kaf-Be-Ha (4) +
Kabahat Kusur, çirkin iş Acaba bahçıvan bir bahçenin kapısını açsa, herkese ibaha etse, sonra da zâyiat vuku bulsa, kabahat kimdedir?
Kabih Çirkin, kötü Cenâb-ı Hak, birşeye emreder, sonra hüsün olur; nehyeder, sonra kabih olur.
Kubh/Kubuh Çirkinlik, kötülük Böyle bir cemâl-i mutlak, böyle bir kubh-u mutlaka, bilbedâhe, müsaade etmez.
Takbih Kötüleme, çirkin görme O kıssada, hem Peygamber aleyhissalâtü vesselâmı teskin ve tesellî, hem küffarı tehdit, hem münafıkları takbih, hem Yahudileri tevbih gibi çok makàsıdı, pek çok vücuhu vardır.
Kaf-Be-Ra (3) +
Kabir/Kabr Mezar + Kabir var; hiç kimse inkâr edemez.
Kubur Kabirler Beşinci tabaka-i hayat: Ehl-i kuburun hayat-ı ruhanîleridir.
Makber (Makberistan) Mezar Hattâ, şu memleketin maâbid ve medâris-i diniyesinden başka, makberistanın mezar taşları dahi birer telkin edici, birer muallim hükmündedir ki, o maânî-i mukaddeseyi ehl-i imana ihtar ediyorlar.
Kaf-Be-Sin (2) +
İktibas Alıntı (yapma) Resâili'n-Nur dahi ne şarkın malûmatından, ulûmundan ve ne de garbın felsefe ve fünunundan gelmiş bir mal ve onlardan iktibas edilmiş bir nur değildir.
Muktebes İktibas edilmiş Zira mukarrerdir ki, masnudaki feyz-i kemâl, Sâniin zıll-i tecellîsiden muktebestir.
Kaf-Be-Dad (4) +
İnkıbaz Darlık Maddî hava bozulduğu vakit nasıl ki sıkıntı veriyor; asabî sinelerde inkıbaz hali başlıyor.
Kabz (Eliyle) Alma; darlık ve zorluk Kabz-ı ervah vazifesinde Senin ibâdın benden şekva edecekler.
Kabza El, avuç; Avuç dolusu + En ednâ bir mahlûka rububiyet, bütün anasırı kabza-i tasarrufunda tutan Zâta mahsustur.
Münkabız Daralmış …ve eskiden beri sıkıntılı ve münkabız olduğum zaman en zâhir hakikatleri dahi beyan edemediğimi, belki bilemediğimi yakın dostlarım biliyorlar.
Kaf-Be-Lam (18) +
İkbal Baht açıklığı Ve zaman-ı müstakbel, kendi vukuat ve fünunun etvar-ı müdakkikane ile onun mevkib-i ikbâlini istikbâl, ve lisân-ı hakîmâne ile irşadatına teşekkür ediyor.
İstikbal Karşılama; Gelecek (zaman); yüzünü dönme Ve zaman-ı müstakbel, kendi vukuat ve fünunun etvar-ı müdakkikane ile onun mevkib-i ikbâlini istikbâl, ve lisân-ı hakîmâne ile irşadatına teşekkür ediyor.
Kabail Kabileler + Aynen öyle de, heyet-i içtimaiye-i İslâmiye büyük bir ordudur; kabâil ve tavâife inkısam edilmiş.
Kabil/Kâbil Mümkün, kabul eden +
Kabil/Kabîl Gibi + (cemaat anlamında) Nasıl ki güneşin zâtı bulunup ziyası bulunmamak kàbil değil; öyle de, binler derece ondan ziyade kàbil değildir ki, şu muntazam mevcudatı icad eden Zâtın ilmi, ondan infikâk etsin.
Kabile Aynı soydan gelenlerin topluluğu Sizi taife taife, millet millet, kabile kabile yaratmışım, tâ birbirinizi tanımalısınız ve birbirinizdeki hayat-ı içtimaiyeye ait münasebetlerinizi bilesiniz, birbirinize muavenet edesiniz.
Kabiliyet Yetenek Ondaki nihayetsiz kabiliyet-i şer, nihayetsiz kabiliyet-i hayra inkılâb eder.
Kabl -'den önce + Risale-i Nur'un zuhuru hiss-i kablelvuku ile küllî bir surette hissedilmesi gibi,…
Kabul Onaylama + Aczim, kusurumun af olunmasını, ve kàsır amelimin kabul olunması için bir vesilem olur
Kıble Kabe yönü + Müçtehidlerce, "istikbâl-i kıble" namazda şart olması ve şart ise bütün erkânda bulunması sırrıyla, secde ve rükûda istikbal-i kıble lâzım geliyor.
Makbul Kabul edilen …meyvesi bihakkalyakîn rahmet-i Rahmân ve dâr-ı cinân; makamı ve revacı, bi'l-hadsi's-sadık makbul-ü melek ve ins ve cân bir kitab-ı semavîdir.
Mukabele Karşı koyma, karşılık verme, karşılama, karşılaştırma; Kur'an'ı karşılıklı okuyup dinleme Sonra, Sâni-i Hakîmin san'atının mu'cizeleriyle kendini tanıttırmasına karşı, hayret içinde, mârifetle mukabele ettiler.
Mukabil Karşılık Sâni-i Zülcelâlin san'atının mu'cizeleriyle kendini tanıttırmasına ve bildirmesine mukabil, iman ve mârifetle mukabele etmektir.
Müstakbel Gelecekteki Hem de müstakbeldeki bedihî birşey, mâzide nazarî olabilir.
Mütekabil Karşılıklı + Bir ailenin saadet-i hayatiyesi, koca ve karı mâbeyninde bir emniyet-i mütekabile ve samimî bir hürmet ve muhabbetle devam eder.
Tekabbel Allah Allah kabul etsin Kıymetli Üstadım, siz tavassut buyurunuz, değersiz hizmetimizle pek az ve kısa olan şu dünya hayatı içinde, belki bir katre mesabesindeki hamd ve şükrümüzü, "tekabbelâllah" sırrına mazhar buyursun, inşâallah.
Tekabül Karşılık, karşı olma Ey birader! Âlem-i Hıristiyanın rüçhanına sebebiyet veren ihtiyarlaşmış olan esbaba tekabül edecek, genç, dinç esbab bizde inkişafa başlamıştır.
Takbil Öpmek Tekrar tekrar mübarek ellerinizi kemâl-i tâzimle takbil eyler, alâkadar kardeşlerimin de selâm, dua ve ihtiramlarını arzederim.
Kaf-Te-Lam (5) +
Katil/Kâtil Öldüren Madem sırf lillâh için ve İslâmiyetin menâfii için içtihad edilmiş ve içtihaddan muharebe tevellüt etmiş; elbette hem katil, hem maktul, ikisi de ehl-i Cennettir, ikisi de ehl-i sevaptır diyebiliriz.
Katl/Katil Öldürme, cinayet + Kebâir çoktur; fakat ekberü'l-kebâir ve mûbikat-ı seb'a tâbir edilen günahlar yedidir: Katl, zina, şarap, ukuk-u vâlideyn (yani kat-ı sıla-i rahim), kumar, yalancı şehadetlik, dine zarar verecek bid'alara taraftar olmaktır.
Kıtal Savaş, birbirini öldürme + Hayattaki düsturu, cidal kıtal yerine düstur-u teâvündür. O düsturun şe'nidir ittihad ve tesanüd; hayatlanır cemaat.
Maktul/Maktül Öldürülen Madem sırf lillâh için ve İslâmiyetin menâfii için içtihad edilmiş ve içtihaddan muharebe tevellüt etmiş; elbette hem katil, hem maktul, ikisi de ehl-i Cennettir, ikisi de ehl-i sevaptır diyebiliriz.
Mukatele Vuruşma Ve hem kemal-i tekebbüründen başını semavatın ketfine vuran insanoğlu, bir sivrisineğin süngücüğüyle ona dokunması vaktinde kalaka düşüp, onunla mukatelede zaif düşerek…
Kaf-Ha-Tı (1)
Kaht Kıtlık, yağmursuzluk …fakirlere gelen acı, açlık ve kahtın sebebi, orucun tatlı açlığını çekmedikleri ve zenginlere gelen hasârât ve zayiatın sebebi de, zekât yerinde ihtikâr etmeleridir.
Kaf-Ha-Mim (1) +
İktiham Zorluğu aşmak, dayanmak + Doğu vilâyetlerimizden olan Van'da böyle bir irfan müessesesinin kurulması için bütün müşkilât iktiham olunmalı ve önümüzdeki bütçe yılında işe başlanmalıdır
Kaf-Dal (1) +
Lekad (Kad, Fekad) (Cümlenin anlamını güçlendirir) + Bir gün zâlimlere dedirir Hazret-i Mevlâ, Tallâhi lekad âserakâllahü aleynâ.
Kaf-Dal-Ha (1) +
Kadeh Bardak Bakarlar ki, bir kadeh süt oraya hediye getirilmiş.
Kaf-Dal-Ra (15) +
İktidar Güç, kuvvet Evet, bilmüşahede görünüyor ki, rızık, iktidar ve ihtiyar ile mâkûsen mütenasiptir.
Kadar Ölçüde, derecede, gibi Bütün eşya bir tek Zâta verilse, bu kâinatın icadı ve tedbiri, bir ağaç kadar kolay;…
Kader Her şeyin Allah'ın takdiriyle olması + Kader, ilim nev'indendir. İlim, malûma tâbidir.
Kaderiye/Kaderiyye Batıl bir fırka …hem Kaderiye tâifesini; hem Râfızîleri, hem Hazret-i Ali'nin (r.a.) yüzünden insanlar iki kısım olacaklarını;…
Kadir/Kâdir Gücü yeten; Her şeye gücü yeten Allah (Esma) + Tecrübeden sonra bakınız; muarazaya kâdir olmadığınız takdirde, acziniz zahir olur ve muarazayı da yapmış olmazsınız.
Kadir/Kadîr Her şeye gücü yeten Allah (Esma) + Ve kezâ, o kitabın her bir nazmı, kasidesi, Kadîr, Alîm olan Nâzımını takdis ile tahmid eyler.
Kadr (Kadr/Kadir Gecesi) Değer, kıymet + Bu aşr-i âhir-i Ramazan'da her gece, hususan tek gecelerde Leyle-i Kadrin bulunmak ihtimali kuvvetli olduğunu hadis-i şerif ferman ediyor.
Kudret Yapabilme gücü Fâil muktedirdir. Kudrette noksan yoktur.
Makdur (Makdurat) Takdir edilen + Madem ki kudrette meratip olamaz; makdurat dahi bizzarure kudrete nispeti bir olur.
Mekadir Miktarlar Amma, vücudundan evvel herşey mukadder ve yazılı olduğuna delil, bütün mebâdi ve çekirdekler ve mekadir ve suretler birer şahittir.
Miktar/Mikdar Ölçü + Hem herşeyin miktar-ı muntazaması, kaderi vâzıhan gösterir.
Mukadder Takdir edilmiş …Levh-i Kazâ ve Kader vasıtasıyla o mânevî hayatın eseri, mukadderat namıyla görünür, tezahür eder.
Mukaddir Takdir eden (Esma) Umumî şekil ve miktarını gösteren heyettir ki, yâ Musavvir, yâ Mukaddir, yâ Munazzım isimlerini yad eder.
Muktedir Gücü yeten; Esma + Tahayyülde safsata hâsıl olur, mezcine eğer olmaz muktedir.
Takdir Belirleme + Herşey Cenâb-ı Hakkın takdiriyledir.
Kaf-Dal-Sin (7) +
Kuds (Kudsi, Kudsiyet, Kudsiyan) Noksanlardan uzak olma Bu gelen gece olan Leyle-i Berat, bütün senede bir kudsî çekirdek hükmünde ve mukadderat-ı beşeriyenin programı nev'inden olması cihetiyle, Leyle-i Kadrin kudsiyetindedir.
Kuddus Maddi ve manevi kir ve noksanlıkları olmayan Allah (Esma) + Demek bu saray-ı âlem ve bu fabrika-i kâinat, ism-i Kuddûs'ün bir cilve-i âzamına mazhardır ki,…
Makdis Mukaddes yer (Kudüs) Eğer Beytü'l-Makdise gitmişsen, Beytü'l-Makdisin kapılarını ve duvarlarını ve ahvâlini bize tarif et.
Mukaddes Kudsiyeti olan + Mukaddes olan itaat-i askeriye feda edildi.
Takdis Kudsiyetini ilan etme Takdis, tekbir, tahmid, tehlil ile küre-i arzı bir zikirhâne-i âzam, bu kâinatı bir mescid-i ekber hükmünde göstermişler.
Tekaddes/Takaddes "Mukaddes ve yüce olsun" …iki cihanda aziz olmalarını ve olmanızı Hak Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerinden tazarru ve niyaz eyleriz.
Tekaddüs Kudsiyeti olma Sübhandır o Zat-ı Zülcelal ki, hudûs ve zevalden münezzeh ve mukaddes ve onun cenab-ı izzetine nâlâyık olan hulûl ve ittihaddan tekaddüs ve tenezzüh eden bir sultandır.
Kaf-Dal-Mim (11) +
Akdam/Akdâm Ayaklar El-fakir, türabu akdâmu'l-ulemâ Safvet (rahmetullâhi aleyh)
İkdam Gayretle çalışma; bir gazete İkdam Ceride-i Muteberesine!
Kadem Ayak, oturuş + Bir kademde ve bir sohbette, zâhirden hakikate geçebilirler.
Kadim/Kadîm Başlangıcı olmayan, sonradan olma (hadis) olmayan; eski + İnsanın eliyle zemin sayfasında yazılan mücessem, mütehaccir, mânidar, tarih-i kadimden uzun bir satır olarak okunuyor.
Kıdem Öncelik ve eskilik; en önce olma ...hem bu zât mektep fenlerinde çok zaman alâkadar olup kıdemli bir muallim ve âlim olması haysiyetiyle, ...
Kudema İleri gelenler Hattâ çok gençken, Hazret-i Ömer onu ulema ve kudema-yı Sahabe meclisine alıyordu.
Kudum/Kudüm Ayak basma, gelme Sanki o Hazretin (a.s.m.) zaman-ı velâdeti, hassas ve keramet sahibi imiş gibi, o zâtın kudüm ve gelmesini şu gibi hadiselerle tebşiratta bulunmuştur.
Mukaddem Önce, evvel ...Ziyaeddin Mevlânâ Şeyh Hâlid'in (kuddise sirruhu) mektubat ve resâil-i şerifelerinden muktebes nasâyih-i kudsiyenin tercümesine dair bir risaleyi, on üç sene mukaddem, Bursa'da Hoca Hasan Efendiden almıştım.
Mukaddime/Mukaddeme Giriş, önsöz, başlangıç ...Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın göze görünen tevâfuk mu'cizesinin muhafaza ile tab edilmesine mukaddeme olsun.
Takdim Öne alma; sunma Bütün mahlûkatın hayatlarıyla Sana takdim ettikleri hediye-i ubûdiyetlerini, ben kendi hesabıma, umumunu Sana takdim ediyorum.
Tekaddüm Önce olma ...eceller ve rızıklar, ipham perdesi altında kaza ve kader-i ezelînin defterinde mukadderat-ı hayatiye sahifesinde her zîhayatın eceli mukadder ve muayyendir, tekaddüm, teahhur etmez.
Kaf-Dal-Vav (2) +
İktida Uyma Yani, onun mesleğini ve yırtıcı rejimini bozacak, öldürecek, ancak semâvî ve ulvî hâlis bir din İsevîlerde zuhur edecek ve hakikat-i Kur'âniyeye iktida ve ittihad eden bu İsevî dinidir ki,...
Mukteda Kendisine uyulan Halbuki, üstad-ı mutlak, muktedâ-yı küll, rehber-i ekmel olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm,...
Kaf-Zel-Ra (3)
Kazurat Pislikler Evet, vakit yaklaştı. Dünya kazûratından temizlenmek üzere bir gusül lâzımdır.
İstikzar Çirkin görmek Yoksa, onlar istikzar ile ikrah edeceklerdir.
Müstakzer Kirli, pis Şu bostanda çiçek ve yemişlerle beraber, murdar ve müstakzer şeyler de bulunur.
Kaf-Zel-Fe (1) +
Kazf (İftira) Atma Gıybetin en fena ve en şenîi ve en zâlimâne kısmı, kazf-i muhsanât nev'idir.
Kaf-Ra-Elif (5) +
İkra' "Oku" emre; Sure adı (diğer adı Alak) + ...sûresinin mânâsını tekrar tekrar soracağını, halbuki bu sûrenin komşusu olan İkrâ sûresinde...
İstikra' (İstikra-i tam) Umumi araştırma (Tümevarım) Bu şahitleri tezkiye eden nazar-ı hikmetle istikrâ-i tâmmdır.
Kari/Kâri Okuyan, okuyucu Kári'den ricam odur ki, lafzın perişaniyetini görüp mânâya karşı ihtiramsızlık, lâkaytlık göstermesin.
Kıraat/Kıraet Okuma Nakil ise, kıraat ve kitabet ehline mahsustur.
Kur'an/Kuran Son semavi kitap Zamanlar geçtikçe, Kur'ân'ın ulvî sırları inkişaf ediyor
Kaf-Ra-Be (14) +
Akarib Akrabalar İhtiyarlık sırrıyla, hemen ekseriyet-i mutlaka ile, akran ve ahbabım ve akaribimden yalnız ve garip kaldım.
Akraba soy ve kanca yakın kişiler Eğer sen Cehenneme girsen, vücut dairesinde kalsan, senin sevdiklerin ve akrabaların ya Cennette mes'ut veya vücut dairelerinde bir cihette merhametlere mazhar olurlar.
Akreb En yakın, daha yakın + Şu sırr-ı gàmızın esası, akrebiyet-i İlâhiyenin inkişafıdır.
Karabet Yakınlık Bütün talebelerim içinde, karabet-i nesliyeden daha ziyade bir karabet kendinde hissetmiş.
Karib/Karîb Yakın + Hem o Sâni-i Kadîr nihayet derecede masnuata karîb olduğu halde, masnuat nihayet derecede Ondan baîddir.
Kerrubiyyun (bkz. Kef-Ra-Be) Allah'a en yakın melekler Evet, balarısının ve hayvânâtın ilhâmâtından tut, tâ avâm-ı nâsın ve havâss-ı beşeriyenin ilhâmâtına kadar ve avâm-ı melâikenin ilhâmâtından tâ havâss-ı kerrûbiyyûnun ilhâmâtına kadar bütün ilhâmat, bir nevi kelimât-ı Rabbâniyedir.
Kırba Su tulumu Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm, kırba denilen deriden bir kap sudan abdest aldı,...
Kurb (Kurbiyet) Yakınlık Demek, şemsin sana karşı iki ciheti vardır: biri kurb, diğeri bu'd.
Kurban Allah yolunda kesilen hayvan; dini bayram; feda edilen + Öyle de, sanemler dahi ve sanemlere kesilen kurbanlar dahi, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın risaletini haber vermişler.
Mukarreb (Mukarrebin) Yakın olanlar + Belki o, bütün resullerin seyyididir, bütün enbiyanın imamıdır, bütün asfiyanın serveridir, bütün mukarrebînin akrebidir, bütün mahlûkatın ekmelidir, bütün mürşidlerin sultanıdır.
Takarrüb/Takarrub Yakınlaşma Nefsî tefekkürde tafsilâtlı, âfâkî tefekkürde ise icmâlî yaparsan, vahdete takarrüb edersin.
Takrib Yakınlaştırma Fakat bazı temsilâtla o hakikatin vücudu fehme takrib edilir.
Tekarüb/Takarüb Birbirine yakınlaşma Beşerde bir inkılâp İslâmiyet yaptırdı, beşer tekarüb etti, şer' etti ittihad, vâhid oldu peygamber.
Takriben Yaklaşık olarak Arz gibi ağır bir cisim, fenninizce, hareket-i seneviyesiyle bir dakikada takriben yüz seksen sekiz saat mesafeyi keser;...
Kaf-Ra-Ra (8) +
İkrar Kabul etme, itiraf etme Bunun çare-i yegânesi—ki ne küfrân-ı nimet çıksın, ne de iftihar olsun—meziyet ve kemâlâtları ikrar edip, fakat temellük etmeyerek, Mün'im-i Hakikînin eser-i in'âmı olarak göstermektir.
İstikrar Kararlı duruma gelme Güneşin hareketi cazibe içindir, cazibe istikrar-ı manzumesi içindir
Karar (Karardade, karargah) Değişmez hale gelme; mahkemenin son sözü; kesin yargı + (yerleşme yeri anlamında) Birşey hakkında verilen karar, kader demektir. O kararın infazı, kazâ demektir.
Makarr Karar yeri, kalacak yer İkinci neş'e, nefsi susturup ruhu, kalbi, aklı, sırrı maâliyâta, vatan-ı aslîlerine, makarr-ı ebedîlerine, ahbab-ı uhrevîlerine yetişmek için lâtif ve edebli, masumâne bir teşviktir ki,...
Mukarrer (Mukarrere) Kesinlik kazanmış Halbuki, hakikî lezzet ve muhabbet ve kemâl ve fazilet odur ki, gayrın tasavvuruna bina edilmesin, zâtında bulunsun ve bizzat bir hakikat-i mukarrere olsun.
Müstekar Kararlı, yerleşmiş + Demek, ona lâyık, daimî, müstekar, zevâlsiz, müstemir, mükemmel, muhteşem umurlar üzerinde duruyor.
Takarrur Kararlaşma, yerleşme, kararlı duruma gelme Ve arz ve insanın Hâlıkı ve Rabbi olan Mutasarrıf-ı Hakîmin mezkûr adaleti, hikmeti, rahmeti, saltanatı takarrur edebilsin.
Takrir Kararlaştırma; bildirme Te'yid için takrir, tahkik, tekrir lâzımdır.
Kaf-Ra-Sad (1)
Kurs Gök cisimlerinin yerden görünen dâire şeklindeki yüzeyi Şuââtı içinde güneş yüzünde Risale-i Nur naşirinin sureti temessül edip, aynen güneşin kursunda görünüyor.
Kaf-Ra-Dad (3) +
İnkıraz Sönme, yıkılma Zaman-ı sâlifte, yani galebe-i vahşet vaktinde âlemde hükümfermâ, vahşetin mahsulü ve tedennî ve inkırazın mahkûmu olan kuvvet ve cebrin saltanatı idi.
Karz Borç + Evet, vücub-u zekât ve hurmet-i ribâ, karz-ı hasen şerâit-i sulhiyedir.
Takriz Övücü yazı ...Nurun bir kısım has ve hâlis şakirtlerinin ve merhum Hasan Feyzi ve şehid Hafız Ali tarzında yazdıkları takrizleriyle...
Kaf-Ra-Ayn (3) +
Kar' Vurma Evet kasemat-ı Kur’aniye , nevm-i gaflette dalanlara kar’u’l-asâdır.
Karia Sure adı + Rumuzat-ı Semaniye tabloları
Kur'a/Kura Çekiliş On beş müslim, on beş gayr-ı müslim farz edilerek, birbiri ardına dizilince bunlara yapılacak her kur'ada gayr-ı müslime isabet etmesi matluptur.
Kaf-Ra-Mim-Ze (1)
Kırmızı Renk Kırmızı boya vursak kırmızı, yeşil boyasak yeşil gösterir.
Kaf-Ra-Nun (9) +
Akran Yaş veya rütbece eş İhtiyarlık sırrıyla, hemen ekseriyet-i mutlaka ile, akran ve ahbabım ve akaribimden yalnız ve garip kaldım.
İktiran İki şeyin aynı anda gelmesi Esbab-ı zâhiriyeyi perestiş edenleri aldatan, iki şeyin beraber gelmesi veya bulunmasıdır ki, iktiran tabir edilir, birbirine illet zannetmeleridir.
Karain Karineler
Karin/Karîn Yakın + Bazan birtek tevâfuk, bazı karâinle delâlet hükmüne geçer.
Karine İpucu, maksadı gösteren işaret Hem madem mânâ-yı mecazî ile ve mefhum-u işârînin murad olmasına bir zayıf karine ve bir gizli emare ve birtek münasebet kâfi geliyor.
Karn Asır, devir; boynuz + ...her karnda, hatta her baharda rûy-i zeminde yüz binler ordu-misâl zevi'l-hayatın envâlarını ve tâifelerini îcad eden bir Zât-ı Kadîr-i Alîm...
Kurun Karnlar Eğer vakti taayyün etseydi, bütün kurun-u ûlâ ve vustâ gaflet-i mutlakaya dalacak idiler ve kurun-u uhrâ dehşette kalacaktı.
Mukarenet Yakınlık, bitişiklik Gafletten neş'et eden dalâlet, pek garip ve aciptir. Mukareneti, illiyete kalb eder.
Mukarin Yakın, bitişik Nasıl ki zâhir nazarda dağların daire-i ufkunda semânın etekleri muttasıl ve mukarin görünür.
Kaf-Ra-Ye (1) +
Karye Yerleşim yeri + Hem bu Tahir'in yüzünden bugünden itibaren Atabey'de, İslâmköyü, Sav köyü, Kuleönü karyeleri gibi Nurs karyesine arkadaş olup umum manevî kazancımıza hissedar oldu.
Kaf-Ze-Ha (1)
Kuzah/Kuzeh (Kavs-i Kuzeh) Renk renk çizgiler (Gökkuşağı) ...garbın kab-ı kavseyni olan kâbe-i saadetinin tâk-ı muallâsının kavs-ı kuzahının elvan-ı seb'asının lâcivert levninin timsali,...
Kaf-Sin-Sin (1) +
Kıssis Keşiş + Hem Yehudun meşhur ulemasından ve Nasârânın meşhur kıssislerinden, kütüb-ü sabıkada evsâf-ı Muhammediyeyi (a.s.m.) gördükten sonra inadı terk edip imana gelenler, evsâfını Tevrat ve İncil'de göstermişler,...
Kaf-Sin-Mim (7) +
Aksam Kısımlar; yeminler Demek, huriler Cennetin aksâm-ı ziynetinden yetmiş tarzını, birtek cinsten olmadığından birbirini setretmeyecek surette giydikleri gibi,...
İnkısam Bölünme Yoksa, tefrik ve inkısam, bir bölük bir bölüğe karşı rekabet etsin, bir tabur bir tabura karşı muhasamet etsin, bir fırka bir fırkanın aksine hareket etsin değildir.
Kasem Yemin + Bu sırr-ı mânevî-i dua-yı Nebevî ile, Ebu Hüreyre kasem eder: "Ondan sonra hiçbir şey unutmadım."
Kısm/Kısım Bölüm Şu remizlerin esası, ilm-i cifrin mühim bir düsturu ve ulûm-u hafiyenin mühim bir anahtarı ve bir kısım esrar-ı gaybiye-i Kur'âniyenin mühim bir miftahı olan tevafuktur.
Kısmet Nasip, hisse + Şayet size münasip olmayan bir erkek kısmet olsa, siz kısmetinize razı olunuz ve kanaat ediniz.
Münkasım Bölünmüş Bence kuvvet kanunda olmalı, yoksa istibdat münkasım olmuş olur.
Taksim Bölüştürme Bir işte mehâsin ve şeref hasıl oldukça, havassa peşkeş edilir, seyyiat olsa, avama taksim edilir.
Kaf-Sin-Vav (3) +
Kasavet Kalp katılığı, tasa ...zâviye-i vahşette hâmid olan bir kavimdeki kasavet-i vahşiyeyi ihmad ve hissiyat-ı dakikayı tehyiç,...
Kasî/Kasi/Kâsî (Kasiye) Katı + ...kasî kalbime, âsi ruhuma, gafil aklıma, mağrur vicdanıma, sakîm düşünceme tak diye bir tokmak vuruldu.
Kasvet İç sıkıntısı + ...bu kasvetli ve karanlıklı ve kâbuslu günlerimizde kat'î bir ümitle yaşatan...
Kaf-Şın-Ra (1)
Kışr/Kışır Kabul Lüb, kışrın zararına kuvvetleşir.
Kaf-Şın-Ayn (1)
İnkışa' Manilerin kaybolup havanın açması Dedim: -Asya'da, âlem-i İslâm'da üç nur, birbiri arka sıra inkişafa başlıyor, sizde birbiri üstünde üç zulmet inkişa'a başlayacaktır.
Kaf-Sad-Dal (8) +
İktisat/İktisad Tutum, itidal İktisat eden, maişetçe aile belâsını çekmez
Kasaid Kasideler ...hem zafer veya harbe ve ulvî fedakârlıklara sevk etmek için teşvikkârâne kasâid-i vataniyeye nisbeti gibidir.
Kaside 7 veya daha fazla beyitli şiir Hem nasıl ki, şu insan gayet mânidar bir mektub-u Rabbânîdir, muntazam bir kaside-i kaderdir.
Kasd/Kast/Kasıd/Kasıt Niyet, bilerek yapma, amaç + İşte kâinatta bir nizam-ı ekmel-i kasdî var.
Makasıd Maksadlar Ve o ulvî makàsıdını sair zîşuurlara bildirmekle kemâlâtını izhar etmek için birisini muallim tayin edecektir.
Maksad/Maksat Amaç Zira, ittihad, uhuvvet, itaat, muhabbet ve ilâ-yı kelimetullah, dünyanın en mukaddes cemiyetinin maksadıdır.
Maksud Kastedilen, amaçlanan; Esma Çağırırım: Yâ Hak, yâ Mevcud, yâ Hayy, yâ Mâbud, Yâ Hakîm, yâ Maksud, yâ Rahîm, yâ Vedûd!
Muktesit/Muktesid İktisatlı + İşte o sahrâda rast geldiğim o muktesit ihtiyarı benden daha aziz, daha yüksek, daha civanmert gördüm.
Kaf-Sad-Ra (5) +
İktisar Kısaltma Eğer muamelât ve muhaverat ve âlet olan ilimlerde isen, vefa ve ihtisar ve selâmet ve selâset ve tabiîliği tekeffül eden ve sadeliğiyle cemâl-i zâtiyeyi gösteren üslûb-u mücerrede iktisar et.
Kasır/Kasr Saray + ...şu muhteşem burçlar sahibi müzeyyen kasırlar hükmünde olan semâvât dahi zîşuur ve zevi'l-idrak mahlûklarla doludur.
Kâsır/Kasır Kısa + Ve elin onu icad etmekten kasırdır.
Kusûr/Kusur Kasırlar, Saraylar; Hata Elbette sadık bir hads ile ve kat’î bir yakîn ile hükmolunur ki şu kusûr-u semaviye ve şu buruc-u sâmiyenin dahi kendilerine münasip zîhayat, zîşuur sekeneleri vardır.
Taksir Kusur Hem nefs-i insaniyenin enâniyetini tahrik edip, tâ ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin, adeta taksirattan takdis etsin.
Kaf-Sad-Sad (2) +
Kasas Sure adı; anlatma, hikaye etme + Hem Yunus, hem Yusuf, hem Ra'd, hem Hicr, hem Şuârâ, hem Kasas, hem Lokman sûrelerinin başlarında bulunan...
Kısas Kıssalar +
Kısâs/Kısas Ödeşme Hızır Bey Çelebi; bu koca şanlı Padişah-ı maznûna, haksız el kestirdiği için, kendisinin de kısasa tâbi olduğunu ve elinin kesileceğini bildirir.
Kıssa Ders veren hikaye Pûşide olmasın, Sevr ve Hûtun kısas-ı meşhuresi, İslâmiyetin dahîl ve tufeylîsidir.
Kaf-Sad-Vav (1) +
Aksa/Aksâ En uzak Ve insanın gaye-i aksâsı, o ubûdiyete ulûm ve kemâlâtla yetişmektir.
Kaf-Dad-Be (1) +
Kadib/Kadîb (Kadib-i Hadid) İnce dal (Kılıç) İşte şu âyet gösteriyor ki, "Sahibü's-seyf ve cihada memur bir Peygamber gelecektir." "Kadîb-i hadîd" kılıç demektir.
Kaf-Dad-Ye (7) +
İktiza Gerektirme Hem ehemmiyetsizliği, belki çirkinliği iktiza eden kesret-i mutlaka dahi, kemâl-i hüsn-ü san'at içinde görünüyor.
Kadı/Kâdı Hakim + Şu mu'cize-i ekberi Allâme-i Mağrib Kadı İyaz'ın Şifâ-i Şerif'ine havale ediyoruz.
Kaza Küçük yerleşim yeri; kadının görevi, davayı hükme bağlama Çok rahatsız ve ihtiyar olması sebebiyle kaza tabipliğinden aldığı bir raporu nazar-ı itibara alınmayarak, mutlaka mahkemede bulunması isteniyordu./Çünkü, Fetvânın kazadan farkı, mevzuu âmmdır, gayr-ı muayyendir; hem mülzim değil.
Kaziye/Kaziyye Hüküm cümlesi Kaziye-i mutlaka, bazan külliye; ve kaziye-i vaktiye-i münteşire, bazan daime sûretinde görünür.
Mukteza Durumun gereği Ulûhiyet, mukteza-yı hikmet olarak tezahür istemesine mukabil, en âzamî bir derecede zât-ı Ahmediye (a.s.m.) dinindeki âzamî ubûdiyetiyle en parlak bir derecede göstermiştir.
Muktazi/Muktezi Gerektiren Muktazi mevcuttur. Fâil muktedirdir. Mahal kâbildir. Mâni yoktur.
Takaza Zorlama, istek, başa kakma Amma çirkinlik ve kusurun dahi halk ve icad cihetleri yine Hâlık'a raci' olmakla beraber; takazâ, yani sual ve mes'uliyet ise abde raci'dir.
Kaf-Tı-Be (2)
Aktab Kutuplar Umum müçtehidîn değil; belki Ebu Hanife, Malik, Şâfiî, Ahmed ibni Hanbel şahların, aktabların fevkindedirler.
Kutb/Kutub/Kutup Büyük evliya; Uç Fakat hususî faziletlerde Şâh-ı Geylânî gibi bazı harika kutuplar, bir cihette daha parlak makama sahiptirler.
Kaf-Tı-Ra (7) +
Aktar Kuturlar, her tarafı + ...seni yapmak için kâinatı ve anâsırı ince elekle eleyip hassas ölçülerle aktâr-ı âlemden senin vücudundaki maddeleri toplamak lâzım gelir.
Katarat Katreler Demek o parlayan kataratlar, zuhuruyla ve gelmeleriyle güneşin vücudunu gösterdikleri gibi; guruplarıyla, zevâlleriyle güneşin bekàsını ve devamını ve birliğini gösteriyorlar.
Katran Ardıç ağacı Barla Yaylası, Tepelice, Çam, Katran, Karakavağın Bir Meyvesi olup Sözler mecmuasına yazıldığı için buraya yazılmamıştır.
Katre Damla Meselâ, Zühre namıyla nakışlı bir çiçek ve kamere âşık hayatlı bir Katre ve güneşe bakan safvetli bir Reşha'yı farz ediyoruz ki, herbirisinin bir şuuru, bir kemâli var ve o kemâle bir iştiyakı bulunuyor.
Kıtr Bakır + Âyette nuhas "kıtr" ile tabir edilmiş.
Kutr/Kutur Dairenin çapı Demek, merkeze kadar nısf-ı kutr-u arz, altı bin küsûr kilometre olduğundan, iki yüz bin derece-i harareti câmi, yani iki yüz defa ateş-i dünyevîden şedit ve rivayet-i hadîse muvafık bir ateş bulunuyor.
Takattur/Tekattur Damla damla olma Akla nüfuz ettiği gibi, vicdana da takattur eder.
Kaf-Tı-Ayn (11) +
İnkıta' Kesilme Eğer o intisap kesilse, o şey, bütün eşyadan dahi inkıta' eder, cirmi kadar bir küçüklüğe sığışır.
Kat' Kesme Hadsiz fevâid-i uhreviyeden ve kemâlât-ı insaniyeden kat-ı nazar, yalnız şu dağdağalı hayat-ı dünyeviyeye ait cüz'î bir faidesi şudur ki:
Kat'an/Katan Kesin olarak Sâniin hikmeti ve ef'âlindeki adem-i abesiyet ve kâinattaki en hasis ve en kalîl şeyde nizamın müraatı ve adem-i ihmali ve nev-i beşerin mürşide olan ihtiyac-ı zarurîsi, nev-i beşerde vücud-u nübüvvet, kat'an istilzam ederler.
Kâtı'/Katı' (Katıa/Kâtıa) Kesen + O Kur'ân-ı cami'in nusus ve vücuhundan ve işarat ve rümuzundan çıkan Şeriat-ı Kübrâ-yı İslâmiyenin kemâl-i intizamı ve muvazeneti ve hüsn-ü tenasübü ve resaneti, cerh edilmez bir şahid-i âdil, şüphe getirmez bir burhan-ı kàtı'dır.
Kati/Kat'i/Katî/Kat'î (Kat'iyyen) Kesin Hem kat'iyyen bil ki; Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın iki âli var.
Kıta/Kıt'a Büyük kara parçası; şiirde 2 veya 4 satırlık bölüm Azametli Bahtsız Bir Kıt'anın, Şanlı Tali'siz Bir Devletin, Değerli Sahipsiz Bir Kavmin Reçetesi Veyahut BEDİÜZZAMAN'IN MÜNÂZARAT'I
Makta' Kesilme yeri Bahirden bahre malik ve nehirlerden, arzın makta' ve müntehâsına kadar malik ola...
Mukattaa Kesik, kesintili Burada, hurûf-u Kur'ân'ın, hususan sûrelerin başlarındaki mukattaât-ı hurûfun hâsiyetlerine ve fezâillerine ve tesirât-ı maddiyelerine dâir vürûd eden hadisleri,...
Münkatı' Kesilmiş Feda ettiği hayatı, sekerâtı tatmadığından, gayr-ı münkatı' ve bâki görüyor; yalnız, daha nezih olarak buluyor.
Tekatu' Kesişme İşte, o iki dairenin tekatu' noktasına, "baş" mânâsına "re's," diğerine "kuyruk" mânâsına "zeneb" demişler.
Takti' Kesme Bu harflerin takti'i, müsemmânın vahid-i itibarî olup, terkib-i mezcî olmadığına işarettir.
Kaf-Tı-Fe (1) +
Katuf Yavaş yürüyüşlü hayvan Halbuki, Ebu Talha'nın atı, katuf tabir edilen, yürüyüşsüz kısmındandı.
Kaf-Tı-Mim-Ra (1) +
Kıtmir Çekirdek zarı; Ashab-ı Kehf'in köpeği + Meselâ, Sûre-i Kehf'te وَثَامِنُهُمْ كَلْبُهُمْ kelimesi altında yapraklar delinse, Sûre-i Fâtır'daki قِطْمِيرٍ kelimesi az bir inhirafla görünecek ve o kelbin ismi de anlaşılacak.
Kaf-Ayn-Dal (6) +
Kaide Prensip; taban Bu "iltifat" ile tesmiye edilen bir kaidedir.
Kavaid Kaideler + ...müfessirînin beyan ettikleri mânâlar, kavaid-i Arabiyeye ve usul-ü nahve ve usul-ü dine muhalif olmamak şartıyla, o mânâlar, o kelâmdan bizzat muraddır, maksuddur.
Kuud Namazda oturuş + Halbuki, yalnız kıyam ve yarı kuudda mukarenet vardır.
Mütekaid Emekli ...daha parlak devam edip bu âciz, zaif, mütekaid Said bedeline binler muktedir, kuvvetli vazifeperver Saidler olursunuz.
Tekaüd Emekli olma 25 seneye karib burada müftülük yaptım. Üç sene evvel tekaüd oldum.
Zilkade Hicri 11. ay ...veyahut İsm-i Âzamın altı nurundan altıncı nuru olan Kayyûm isminin bir cilve-i âzamı, Zilkade ayında aklıma göründü.
Kaf-Ayn-Ra (1) +
Ka'r/Kar Dip Bu sırada coşan deryanın ka'rından, sahil-i beyana bahâ takdir edilemeyen cevahir geliyordu.
Kaf-Fe-Sad (1)
Kafes Çubuklu hapis bölmesi Şu masnuat adedince hakikatin şuâını gösteren hadsiz delikli ve kafesli şu pencereyi neyle kapatabilirsin?
Kaf-Fe-Lam (1) +
Kafile Seyahat gurubu Yolda giderken sizin bir kàfilenizi gördüm. Kàfileniz yarın filân vakitte gelecek.
Kaf-Fe-Vav (2) +
Kafa Baş ...Yeni Said kafasıyla cevap veremiyorum.
Kafiye Şiirde satır sonu ses uyumu Hattâ bir nükte-i zarafet için veya kafiyenin hatırı için, çok edip, edepte edepsizlik etmeye şimdiden başlamışlardır.
Kaf-Lam-Be (8) +
İnkılap/İnkılab Devrim, dönüşme Daire-i imkânda ve kâinatın sergüzeştine ait inkılâplarda ve emanet-i kübrayı ve hilâfet-i arziyeyi omuzuna alan nev-i beşerin şekavet ve saadet-i ebediyeye medar olan vazifesine dair en ehemmiyetli, en büyük, en dehşetli meselelerinden, en azametlilerini ders vermek...
Kalıp/Kalıb Biçimlendirme aracı ...o vakit senin vücudundaki bir hüceyre-i bedenden tut, birbiri içinde daireler misilli, binler mürekkepler adedince tabiat kalıplarının bulunması lâzım gelir.
Kalp/Kalb Yürek + Her insanda bir kalp var. Bir kalp ise, hem dâirede, hem hâriçte olamaz.
Kulub Kalpler + Mahbub-u kulûb, muallim-i ukul, mürebbi-i nüfus, sultan-ı ervah oldu.
Kulp Tutma sapı Sebepsiz, sırf bazı garazkârların keyfi için Risale-i Nur naşirlerine bir kulp takıp mahkemelerde süründürmek ve belki mahvetmek için...
Mükallib Döndüren ... Mükallib-ül Leyli ve-n Nehar'dan başka hiçbir şeyin ve kimsenin ne haddidir, ne de kuvveti dâhilindedir.
Münkalib Dönen/Dönmüş + Harekâtınız bu inkılâpta ilâç gibiydi ki, fazla olsa zehre münkalip olur.
Takallüb/Tekallüb Değişim, dönüşüm + İşte bu faaliyet-i hakîmiyeden anlaşılır ki, zamanın seyliyle beraber gelip geçen eşya-yı seyyâleden ve geçen günlerden, senelerden, asırlardan, leyl ve neharın takallübü ile pek çok mensucat-ı gaybiye ve uhreviye yapılmaktadır.
Kaf-Lam-Dal (5) +
Kılade Gerdanlık İnsandan ta zerreye, hem ondan tâ o şemse olan iki mesafe, birbirine müsâvî. Kılâde-i hilkatte, bir cevher-i feridmiş.
Mekalid Anahtarlar + Zira Kur'ân-ı Mübîn, ona mekalid-i inkıyadı teslim eden öyle akıl ve naklin tezkiyelerinden pek yüksek ve ganîdir.
Mukallid/Mukallit Taklitçi Etbâı iltizam edip tâmim etti. Mukallidi taassup edip, o kavlin hıfzı için muhaliflerin hedmine çalıştılar.
Takallüd/Tekallüd Kuşanma Hem de İslâmiyeti daima tecellî ve inbisat-ı efkâr nisbetinde hakaiki inkişaf ettiren, yalnız İslâmiyetin hakikat üzerinde olan teessüs ve burhanla takallüdü ve akılla meşvereti ve taht-ı hakikat üstünde bulunması ve ezelden ebede müteselsil olan hikmetin desâtirine mutabakat ve muhâkâtıdır.
Taklid/Taklit Benzemeye çalışma Evet, iman-ı taklidî, çabuk şüphelere mağlûp olur.
Kaf-Lam-Sin (1)
Takallüs Büzülüp toplanma, geri çekilme Şu perde-i müstebidane yırtılacak, takallüs edecek. Ben de gelip burada medresemi yapacağım.
Kaf-Lam-Ayn (4) +
Kal' Kökten sökme Şu cezire-i vâsiada vahşî ve âdetlerine mutaassıp ve inatçı muhtelif akvâmı, ne çabuk âdât ve ahlâk-ı seyyie-i vahşiyânelerini def'aten kal' ve ref' ederek, bütün ahlâk-ı hasene ile teçhiz edip bütün âleme muallim ve medenî ümeme üstad eyledi.
Kal'a/Kale Savunma binası Ankara'nın eskimiş kal'asının başına çıktım.
Kalay Bir metal Hem insanın azaları üzerindeki maddî-manevî tabiatın kir ve pasını giderip kalaylattıracak şey, yine ancak ibadettir.
Takla Yuvarlanma ...kamyon müthiş sadmelerle üç takla, yirmi beş otuz metreden aşağıya yuvarlandık.
Kaf-Lam-Kaf (1)
Kalak Can sıkıntısı, keder Nefis daima ıztıraplar, kalâklar içinde evhamdan kurtulup tevekküle yanaşmıyor.
Kaf-Lam-Kaf-Lam (1)
Kalkale Tecvidde bazı harfleri sakin olduğundan harfin harekesini hissettirmek Sûrelerin başında mezkûr olan huruf, hurufâtın aksâm-ı malûmesi olan mechûre, mehmûse, şedîde, rahve, zelâka, kalkale gibi aksâm-ı kesiresinden, herbir kısmından nısfını almıştır.
Kaf-Lam-Lam (7) +
Ekall (Ekalliyet, Laekal) Daha az(ı) (Azınlık, en azından) + Nazar-ı Şâri'de ekall, eksere tâbidir.
İstiklal Bağımsızlık Evet, istiklâl, ulûhiyetin hâsse-i zâtiyesidir. Ve lâzıme-i zaruriyesidir.
Kalil Az + Hayr-ı kesir için şerr-i kalil kabul edilir.
Kıllet Azlık Hayvanatın kemiyetçe kesreti; ve insanın, hayvanata nisbeten kılleti malûm...
Kule İnce uzun yapı Bana yüksek bir kule yap; semâvâtın halini rasat edip bakacağım:
Müstakil Başlı başına Fakat, Otuz Üçüncü Söz müstakil değil, belki otuz üç adet Mektubattan ibarettir.
Taklil Azaltma,hafifletme ...ve رَبِّكَ'deki îmâ-i rahmet, umumen taklili göstermekle, azabı nihayet derecede ta'zîm ve tehvil eder.
Kaf-Lam-Mim (3) +
Aklam Kalemler + Ulemanın midâd-ı aklâmı, şühedanın kanından mübecceldir
İklim Hava durumları etkisi; diyar, ülke ...zeminin küçük mikyasta eskiden beri yedi iklimi,...
Kalem Yazma aleti + Sizin kalemleriniz ise, o şahs-ı mânevînin parmaklarıdır.
Kaf-Lam-Nun-Sin (1)
Kalensüve/Kalensüvet Şapka, baş giysisi ...hattâ kalensüvetini başkasının başında gördüğü zaman, onu kendisidir diye zanneden meşhur Hebenneka'dan daha ahmaktır.
Kaf-Mim-Ra (3) +
Kamer Ay + Halbuki, şu zât öyle bir Sultanın ahbârını söylüyor ki, memleketinde Kamer, bir sinek gibi, bir pervane etrafında döner.
Kumar Haram olan şans oyunu Yarı malını, bin adam iştirak eden bir piyango kumarına atarsın.
Kumru Bir kuş ... o kışır ve kabuk, feza-yı melekûtta kamer gibi cevelan eden bir kumrunun üstünden inşikak etmiş olduğunu bilsin.
Kaf-Mim-Sin (1)
Kamus Sözlük Ben de bunun aksine olarak, her mânâya kaç kelime kullanıldığını gösterir bir kâmus vücuda getirmek merakına düştüm
Kaf-Mim-Şın (1)
Kumaş Dokunmuş şey Ta mahsus güzel bir kumaştan kendine bir kat libas satın alsın.
Kaf-Mim-Tı-Ra (1) +
Kamtarir Çatık/asık suratlı + (Uzun ve sıkıcı gün anlamında) Eğer size ekşi gelirse, yüzünüzü ekşitip abûs, kamtarîr olmayınız.
Kaf-Nun-Dal-Lam (2)
Kanadil Kandiller Güya o pek büyük ve pek çok kütle-i nâriyelerin ve gayet çok kanâdil-i nuriyelerin buhar kazanı ise, harareti tükenmez bir Cehennemdir ki, onlara nursuz hararet veriyor.
Kandil Mum ...güneşi büyük bir elektrik lâmbası, kameri kandil, ve yıldızları mumlar meyveleriyle yaldızlar, elektrikler.
Kaf-Nun-Tı-Ra (4) +
Kanatir Kıntarlar/Kantar(a)lar ...ve sonra felsefecilerin yaptığı gibi, her bir sebebe de bir kanatir-i mukantara (yani birer pay yığını) vereceksin.
Kantar Tartı + (Çok fazla mal (kıntar) olarak) Kantarlarla ehval ve mehavifi ruhlarına yüklüyorlar.
Kantara Köprü zekât da İslâmın kantarası, yani köprüsüdür.
Mukantar (Mukantara) Öbek öbek bir araya getirilmiş; kemerli + ...ve sonra felsefecilerin yaptığı gibi, her bir sebebe de bir kanatir-i mukantara (yani birer pay yığını) vereceksin.
Kaf-Nun-Ayn (4) +
İkna' Kabul etme/ettirme İşte bu altı meseleyi, birer birer aklı ikna edecek muhtasar bir tarzda beyan edeceğiz.
Kanaat İnanıp kabul etme; neticeye rıza, yetinme Kanaat ettiğinden, balı insanlara emr-i İlâhî ile ihsan eder, yedirir.
Kani' Kanaat sahibi + Kalbime gelen bir ihtarla keyfiyet-i intişarı düşündüm ve şu hakikatleri hissettim, hattâ kani oldum:
Mukni' İkna olmuş ...derinden derine, gayet mûnis ve mukni, nihayet ciddî ve ulvî ve burhanla mücehhez bir sadâ-yı semâvî işiteceksin ki,...
Kaf-Nun-Nun (3)
Kanun Yasa Kanun namına, devlet namına der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır.
Kavanin Kanunlar Suâl: Nedir şu tabiat, kavânin, kuva ki, onlarla kendilerini aldatıyorlar?
Mukannen Bir kanuna tabi, tertip üzere ...ve bir dirhem kemik gibi birtek çekirdekten yapılan binlerle okka taamların, vakti vaktine, mukannen bir surette, hiçbirini unutmayarak ve şaşırmayarak,...
Kaf-He-Ra (3) +
Kahhar Hakimiyet sahibi Allah (Esma) + Kahhar bir el ile, cennetiniz ve mahbubunuz olan dünyadan tard edilip ebedî zulümata çabuk atılacaksınız.
Kahır/Kahr Mahvetme Evet, kahır ve cebirle zahirî bir hâkimiyet, sathî bir tahakküm, kısa bir zamanda ibka edilebilir.
Kâhir/Kahir Baskın; Üstün olan Allah (Esma) + ...bu derece bâhir bir hikmet, bu derece zahir bir inâyet ve bu derece kahir bir adalet ve bu derece vâsi bir merhametin âsârını gösteren Mâlikü'l-Mülk-i Zülcelâlin...
Kaf-He-Kaf-He (1)
Kahkaha Sesli gülme Bu Nurları bulduktan sonra istikbalimi gördükçe kahkahayla gülüyorum, ferah oluyorum ve müferrah oluyorum.
Kaf-He-Vav (1)
Kahve (Kahvehane) Bir içecek Ve hamalların umum yerlerini ve kahvelerini gezdim.
Kaf-Vav-Be (1) +
Ka'b/Kab (Ka'b-ı Kavseyn) Yay kabzası ile uzu arası mesafe (İmkan ve vücub ortası mertebe) + Tâ, daire-i âzamiyesinin ünvanı olan Arş-ı Âzamına girecek, tâ Kab-ı Kavseyne, yani imkân ve vücub ortasında Kab-ı Kavseyn ile işaret olunan makama girecek ...
Kaf-Vav-Te (1) +
Kut Yaşatacak gıda Bir kısmı ruhlara kut, fikirlere kuvvet verici hakikatlerdir ki, tekerrür ettikçe güneşin ziyası gibi, ruhlara, fikirlere hayat verir.
Kaf-Vav-Dal (3)
İnkıyad/İnkiyad Boyun eğme O teveccüh ise, inkıyadı tesis, o inkıyad dahi nizam-ı ekmele îsal eder.
Kavvad Günah aracısı Adi bir kavvad nerede, kütüphane-i İlâhînin mütefennin bir nâzırı nerede?
Münkad Boyun eğen ...herşey, her anda, her şe'nde, her şeyinde Ona muhtaç ve rububiyetine münkad olduğunu ilâm etmekle gafleti dağıtıp...
Kaf-Vav-Zel (1)
İnkaz Kurtarma Sarsar-ı ilhaddan inkaz eden,/Şû'le-i Hûd-u hidâyettir sözün.
Kaf-Vav-Sin (3) +
Kavs/Kavis (Kavseyn) Yay, eğri; parantez + İşaret ettiğim iki kavs içerisinde bulunan kısım, Yirmi Yedinci Mektubun Dördüncü Zeylinde yazılacak.
Mukavves Kavis şeklini almış O mukavves kıl nerede? Hilâl olmuş kamer nerede?
Takavvüs Kavis şeklini alma Halbuki gördüğü, kirpiğinin takavvüs etmiş beyaz bir kılı idi.
Kaf-Vav-Fe (1)
Kıyafet Elbise Yirmi senede kaç vilâyetin zabıtaları kıyafetime ilişmedi.
Kaf-Vav-Lam (11) +
Akval Kaviller, söylenenler + Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın Sünnet-i Seniyyesinin menbaı üçtür: akvâli, ef'âli, ahvâlidir.
Kail/Kâil Görüşte olma; sözü söyleyen + Ehl-i teşeyyu', imanına kàil; Ehl-i Sünnetin ekserîsi imanına kàil değiller.
Kal/Kâl (Lisan-ı kâl) Konuşma Lisan-ı hal, lisan-ı kalden daha kuvvetli ve tesirli konuşuyor.
Kale/Kâle Dedi +
Kalu/Kâlû/Kalü (Kalübela) (Onlar) dediler (Ruhların söz verdiği vakit) Müntesipleri, kàlû belâdan dahil olan umum mü'minlerdir.
Kaval Çoban çalgısı Kaval tabir ettikleri düdüklerini, o süt kâsesi üzerine uzatmışlardı.
Kavl/Kavil Söz, görüş + Kur'ân gibi sahih kavilleri tayip etmek, ancak fehimlerin sekametinden ileri geliyor.
Kıl/Kîl/Kıle/Kile/Kîle (Kîl-ü kâl) Denildi, söz (Dedikodu) + Bu üçüncü kaziyede ihtilâfat feveran ederler. Kâl u kîl buna şahittir.
Makale Fikir; görüş bildiren kısa yazı Bu kitap üç makale ile üç kitap üzerine müretteptir.
Mekal Söz ...ve selâmet ve saadetlerine dua ederek hatm-i mekal ediyorum.
Mukavele Sözleşme, karşılıklı konuşma Şu mukavele ve mükâlemeden anlaşılıyor ki, İblisin enaniyeti, kibri, melâikeye sirayet etmiştir ve yaptıkları istifsara, bir taifenin itirazı da karışmıştır.
Kaf-Vav-Mim (19) +
Akvam Kavimler ...Zülkarneyn olan İskender-i Kebirin nübüvvetkârâne irşâdâtıyla akvâm-ı zâlime ile milel-i mazlume ortasında hâil ve gaddarların garetlerine mâni olacak meşhur Sedd-i Çin'in binasını kurduğu gibi;
İkame (Bir şeyin yerine) yerleştirme, oturtma El-hubbu fillâh esas-ı merhamet-kârı yerine, el-buğzu fillâh ikame edilmiştir.
İkamet Oturma + Bediüzzaman Said Nursî'nin Kastamonu'da, Sekiz Sene Karakolun Göz Hapsi Altında İkamete Mecbur Edildiği Ev (solda) Ve Karşısında Polis Karakolu
İstikamet Yön; doğru yol üzerinde olma Siyer-i Seniyyesi kat'î bir surette gösterir ki, her hareketinde istikamet ve itidal üzere gitmiş, ifrat ve tefritten içtinap etmiştir.
Kaim/Kâim (Kaime) Ayakta duran, varlığını sürdüren (Gözleyici anlamında) + Gayet kat'î bir hads ile, belki müşahede ile sabittir ki, ceset ruhla kaimdir.
Kamet Boy-pos; namaz başlama işareti Ger pencere kamet-i kıymetinden yüksekse, tekebbürle tetâvül edecek, Uzanacak./"Niçin Arapça kamet ediyorsunuz ve gizli ezan okuyorsunuz?" denildi.
Kavm/Kavim Topluluk + Azametli Bahtsız Bir Kıt'anın, Şanlı Tali'siz Bir Devletin, Değerli Sahipsiz Bir Kavmin Reçetesi
Kaymakam/Kaim-i makam İlçe devlet temsilcisi Sual: Şimdi Ermeniler kaymakam ve vali oluyorlar. Nasıl olur? Cevap: Saatçi ve makineci ve süpürgeci oldukları gibi...
Kayyum Her şeyin varlığıyla ancak kedisiyle devam edebilen Allah (Esma); (bir şeyin) varlığını sürdürmesini sağlayan + Şu kâinattaki ecrâm-ı semâviyenin kıyamları, devamları, bekàları, sırr-ı kayyûmiyetle bağlıdır.
Kıvam En güzel şekil ve oran Ehl-i ifratın bir kısmı, Araptan sonra İslâmiyetin kıvâmı olan Etraki tadlil ediyorlardı.
Kıyam Ayakta durma O dakikada, şu kıyamın, ümmeti irşad için olduğu birden hatırıma geldi.
Kıyamet Kainatın yıkılıp yeniden dirilmesi + Pek çok envâda yevm ve sene gibi, hattâ insanın şahıslarında bir çok kıyâmet-i mükerrere-i nev'iye vardır ki; bir kıyamet-i kübrânın tahakkukunu ihsas ediyor.
Kıymet Değer Kıymet, Kur'ân'dan tereşşuh eden ve Kur'ân-ı Hakîmin malı olan Risale-i Nur'dadır.
Makam Mevki, derece + Şu âyet-i azîmenin çok hakaik-i azîmesinden bir iki hakikatine İki Makam ile işaret edeceğiz.
Mukavemet Direnç Zaaf ve acziniz içinde nasıl bir kalb taşıyorsunuz ki, öyle bir Zâtın evâmirine karşı o kalb, kasavetle mukavemet ediyor?
Mukavim Dayanıklı Fert tesirat-ı hariciyeye karşı daha az mukavimdir.
Mukim Yerleşik (Namazı dosdoğru kılan anlamında) + Öyleyse, o Sultanın memleketinde daimî mekânlar, sâbit meskenler, daimî ve mukim sakinler bulunmazsa, şu görünen hikmet, inayet, merhamet ve adaletin, kalb ve fikir sahiplerince inkârları lâzım gelir.
Müstakim İstikametli + Cemaatin ruhu olan şahs-ı mânevî eğer müstakim olsa, ziyade parlak ve kâmil olur.
Takvim Yaratılış, kıvama getirilme; tarihleri gösteren tablo + Eğer hak ve Kur'ân'ı dinlersen, âlâ-yı illiyyîne çıkar, kâinatın bir güzel takvimi olursun.
Kaf-Vav-Ye (6) +
Kaviy Kuvvetli; esma + ... bir Kadîr-i Mutlak ve Kaviyy-i Mutlak ve Ganiyy-i Mutlak ve Alîm-i Mutlak ve Hayy-ı Kayyûm bir Zâtın vücub-u vücuduna ve vahdetine karşı her taraftan pencereler açar,...
Kuvâ/Kuva Kuvvetler, cihazlar Nedir şu kavanîn ve kuvâ ki daima onlarla mütedemdimdirler?
Kuvve Latife, cihaz, duygu + Hem Levh-i Mahfuzun, hem âlem-i misâlin iki hücceti ve iki küçücük nümunesi ve iki noktası, insanın başında olan kuvve-i hafıza ve kuvve-i hayaliye, mercimek küçüklüğünde iken,...
Kuvvet Güç + ...ve hiçbir cihetle tesadüf ve kör kuvvetin ve sağır tabiatın ve câmid, hedefsiz esbabın karışması yüz derece muhal ve hiçbir vech ile mümkün olmadığını,...
Mukavvi Takviye eden ...Hazret-i Ali radiyallahu anhın Kaside-i Ercûze ve Celcelûtiyesindeki şiddetli alâkadarlığını murad ettiği bir Varis-i Nebi ve Mukavvi-i Din ve Hâmil-i İsm-i Âzam olan Risale-i Nur ve müellifi olduğunu, ...
Takviye Güçlendirme Ve bir noktaya parmak bastıklarından birbirini takviye ediyorlar.
Kaf-Ye-Elif (1)
Kay' Kusma, kusmuk Âlim-i mürşid koyun olmalı, kuş olmamalı. Şu kuzusuna süt, bu yavrusuna kay verir.
Kaf-Ye-Dal (6)
Kayd/Kayıd/Kayıt Bağlama, kelepçe "Her kimden gelse" kaydı ise, hamd masdar olup fâili terk edildiğinden, böyle makamda umumiyeti ifade eder.
Kuyud Kayıtlar ...en nihayet bir madde-i kanuniyenin, kuyud-u ihtiraziyeyi nazara almayarak,...
Mukayyed Kayıtlı, bağlı Binaenaleyh, milletimiz ya üç veya bir buçuk kayıt ile mukayyeddir.
Mukayyid Kayıt altına alan Belki her şeyin dâhili, mutlak sıfatların mazharı olduğu gibi, harici ise, bir mukayyide, yani bir takyid ve tahdide mazhardır.
Takayyüd Kayıtlanma İkincisi: Mahiyetinin mübayenetiyle adem-i takayyüd.
Takyid Kayıtlama Ta'vik, takyid, men ve müdahale şöyle dursun, belki teshil ve tesri' ve îsâle vesile hükmüne geçer.
Kaf-Ye-Sin (4)
Kıyas Karşılaştırma Gazeteci denilen huteba-i umumî iki kıyas-ı fâsidle milleti bataklığa düşürtmüştür.
Mekayis Mikyaslar, ölçüler Belâğatın ukde-i hayatiyesi, tâbir-i diğerle beyanın felsefesi veyahut şiirin hikmeti ise, hariciyatın nevâmisi ve mekayisini temessül etmektir.
Mikyas Ölçü Halbuki, Cenâb-ı Hakka bu gibi mikyaslarla bakılamaz.
Mukayese Karşılaştırma Evet, Kur'ân, milyonlarca Arabî kitaplarla mukayese edilirse, benzeri bulunamaz.
Kaf-Ye-Lam (1) +
Kaylule Öğle uykusu Çünkü yarım saat kaylûle, iki saat gece uykusuna muadil gelir.