Yirmi İkinci Mektup

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Önceki Risale: Yirmi Birinci MektupMektubatYirmi Üçüncü Mektup: Sonraki Risale

Bu risaleyi okumak için Yirmi İkinci Mektup okuma sayfasına ve Kur'an hattı ile okumak için İkinci Mektup (Kur'an Hattı) sayfasına gidin

Yirmi İkinci Mektup Bediüzzaman'ın 1 Mart 1927 tarihinden itibaren zorunlu ikamete tabi tutulduğu Barla'da telif ettiği eserlerdendir ve Mektubat kitabının 22. risalesidir. Bu risalede Hucurat suresinin "Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki esirgenesiniz." mealindeki 10. ayeti, Fussilet suresinin "İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur." mealindeki 34. ayeti ve Al-i İmran suresinin "O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever." mealindeki 134. ayeti tefsir edilerek mü'minler kardeşliğe ve muhabbete davet edilir ve nifak, ayrılık, kin ve adâvetin (düşmanlık) yanlışlığı ve 6 cihette nasıl zulüm olduğu, hırsın müminler için zararı ve çirkinliği ve zekâtın ehemmiyeti ders verilir. Son kısmında ise Hucurat suresinin "Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz." mealindeki 12. ayetinde gıybetin 6 cihette kötülenmesi ve gıybetin alçakların silahı olduğu izah edilir.

Risale-i Nur'da Bu Konudaki Derslerin Özeti

  • Risale-i Nur'un numaraları te'lif tertibiyle değildir. Meselâ, 33. Mektup (yani 33. Söz) ve 22. Mektup 1. Mektup'dan daha evvel te'lif edilmiştir.
  • Bediüzzaman muhabbete en lâyık şeyin muhabbet ve husumete en lâyık sıfatın husumet olduğunu ve bu hakikatın 22. Mektup'ta izah edildiğini söyler.

İsimleri, Telifi, Neşri/Basımı, İçeriği, Tevafukları ve Gaybi İşaretlerle İlgili Bilgiler

Diğer İsimleri

Uhuvvet Risalesi

Telif Dili

Türkçe

Telifiyle İlgili Bilgiler

22. Mektup 1930-1932 yıllarında Barla'da telif edilmiştir.[1]

Neşriyle/Basımıyla İlgili Bilgiler

Kur'an harfleriyle kitap basımının 1928 yılında yasaklanması üzerine ilk başta elle çoğaltılan bu risale 1946 yılından sonra evvela İnebolu, sonra Isparta'da teksir makinesiyle Kur'an harfleriyle çoğaltıldı. Bediüzzaman'ın izin ve teşviğiyle 1956-1959 yıllarında matbaalarda Latin harfleriyle büyük kitaplar basıldığında Mektubat kitabının içinde yer almıştır.

İçeriği

  • 1. Mebhas: Ayrılık, bölünme, nifak, kin ve düşmanlığa yol açan tarafgirlik, inat ve hasedin hangi açılardan zulüm olduğunu izah eder.
    • 1. Vecih: Hakikat açısından zulümdür
    • 2. Vecih: Hikmet açısından zulümdür
    • 3. Vecih: İslâmiyet açısından zulümdür
    • 4. Vecih: Şahsi hayat açısından zulümdür
    • 5. Vecih: Toplum hayatı açısından zulümdür
    • 6. Vecih: Manevi hayat açısından zulümdür
  • 2. Mebhas: Hırsın zararları hakkında
  • Hatime: Gıybet hakkında

Uzunluğu

Toplam 16 büyük sayfa


  • 1. Mebhas: 9 büyük sayfa
  • 2. Mebhas: 4 büyük sayfa
  • Hatime: 3 büyük sayfa

Ekleri

  • Barla Lahikasında 22. Mektub'un hatimesindeki gıybet bahsine zeyl olan bir parça vardır.

Bu Risale İle İlgili Tevafuklar

Bu Risale İle İlgili Gaybi İşaretler

Risale-i Nur'da Derc Edildiği ve Benzer İçerikli Yerler


  • Barla Lahikasında 22. Mektub'un hatimesindeki gıybet bahsine zeyl olan bir parça vardır.

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği

Bu Risalenin Telifi, Neşri ve Adı Hakkındaki Bahisler

Hem vazife-i tahkikatınıza yardım için derim: Fihriste Risalesi, yirmi senelik risalelerin bir kısmının fihristesidir. İçindeki risalelerin bir kısmının asılları Darü’l-Hikmetten başlar. Fihriste’deki numaralar, telif tertibiyle değildirler. Mesela, Yirmi İkinci Söz, Birinci Sözden daha evvel te’lif edilmiş ve Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mektuptan daha evvel yazılmış. Bunlar gibi çok var...

(Eskişehir Mahkemesi (1935) Müdafaalarından)

Bu Risalenin Kıymeti Hakkındaki Bahisler

Pakistan’da çıkan “Essıddık” namındaki mühim bir mecmua elimize geçti. Baktık ki elli sahifelik o mecmuanın yarısına yakın kısmı Risale-i Nur’un bazı makaleleridir. Ve bilhassa başında Risale-i Nur’dan Yirmi İkinci Mektup’un Birinci Mebhas’ını gayet ehemmiyetle ve takdir ile âlem-i İslâm’a اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ âyetine bir davetname hükmünde yazdığını gördük.

(Emirdağ 2 Lahikası)

Bu Risaleye Atıflar

Bilâhare Yirmi İkinci Mektup’u verdiniz, yazdım. Bir iki defa arkadaşlarımla okudum. Âciz talebenizin maddî ve manevî, on beş yaşından beri mazide birikmiş olan küflü yaralarını tedavi etti, elhamdülillah.

Talebeniz Mustafa Hulusi (rh)

(Barla Lahikası)


Yirmi İkinci Mektup’un Hâtime’sindeki bahse bir zeyldir

اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَاْكُلَ لَحْمَ اَخٖيهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُ … الخ

Gıybet, şu âyetin kat’î hükmüyle nazar-ı Kur’an’da gayet menfur ve ehl-i gıybet gayet fena ve alçaktırlar. Gıybetin en fena ve en şenîi ve en zalimane kısmı, kazf-ı muhsanat nev’idir. Yani gözüyle görmüş dört şahidi gösteremeyen bir insan, bir erkek veya kadın hakkında zina isnad etmek; en şenî bir günah-ı kebair ve en zalimane bir cinayettir, hayat-ı içtimaiye-i ehl-i imanı zehirlendirir bir hıyanettir, mesud bir ailenin hayatını mahveden bir gadirdir.

Evet Sure-i Nur, bu hakikati o kadar şiddetle göstermiş ki vicdan sahibini titrettiriyor ve tüylerini ürpertiyor.

لَوْلَٓا اِذْ سَمِعْتُمُوهُ قُلْتُمْ مَا يَكُونُ لَنَٓا اَنْ نَتَكَلَّمَ بِهٰذَا سُبْحَانَكَ هٰذَا بُهْتَانٌ عَظٖيمٌ

şiddetle ferman ediyor ve diyor ki: Gözüyle görmüş dört şahidi gösteremeyen merdudü’ş-şehadettir. Ebedî şehadetlerini kabul etmeyiniz. Çünkü yalancıdırlar.

Acaba böyle kazfe cesaret eden hangi adam var ki gözüyle görmüş dört şahidi gösterebilir. Kur’an-ı Hakîm bu şartı koşturmakla, böyle şeylerde şakk-ı şefe etmeyiniz, bu kapıyı kapayınız demektir.

Said Nursî

(Barla Lahikası)


Bütün hayatımda, hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeden kat’î bildiğim ve tahkikatların bana verdiği netice şudur ki:

Muhabbete en lâyık şey muhabbettir ve husumete en lâyık sıfat husumettir. Yani hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeyi temin eden ve saadete sevk eden muhabbet ve sevmek sıfatı, en ziyade sevilmeye ve muhabbete lâyıktır. Ve hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeyi zîr ü zeber eden düşmanlık ve adâvet, her şeyden ziyade nefrete ve adâvete ve ondan çekilmeye müstahak ve çirkin ve muzır bir sıfattır.

Bu hakikat Risale-i Nur’un “Yirmi İkinci Mektup”unda izahıyla beyan edildiğinden burada kısa bir işaret ediyoruz.

(Hutbe-i Şamiye)

Bu Risaledeki Tevafuklar

Bu Risale Hakkındaki Gaybi İşaretler

Bu Risale Hakkında Fihristte Geçen Kısım

İki mebhastır.

Birinci Mebhas

اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ فَاَصْلِحُوا بَيْنَ اَخَوَيْكُمْ

اِدْفَعْ بِالَّتٖى هِىَ اَحْسَنُ فَاِذَا الَّذٖى بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَاَنَّهُ وَلِىٌّ حَمٖيمٌ

وَالْكَاظِمٖينَ الْغَيْظَ وَالْعَافٖينَ عَنِ النَّاسِ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنٖينَ

âyetlerinin sırrıyla; ehl-i imanı, uhuvvet ve muhabbete davet ediyor. Nifak, şikak, kin ve adâvetten men’edecek mühim esbabı gösteriyor. Kin ve adâvet –ehl-i iman ortasında– hem hakikatçe hem hikmetçe hem insaniyetçe hem İslâmiyetçe hem hayat-ı şahsiyece hem hayat-ı içtimaiyece hem hayat-ı maneviyece gayet çirkin ve merdud ve zulüm olduğunu gayet kat’î bir surette ispat edip mezkûr âyetlerin mühim bir sırrını tefsir eder.

İkinci Mebhas

اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتٖينُ

وَكَاَيِّنْ مِنْ دَٓابَّةٍ لَا تَحْمِلُ رِزْقَهَا اَللّٰهُ يَرْزُقُهَا وَاِيَّاكُمْ وَ هُوَ السَّمٖيعُ الْعَلٖيمُ

sırrıyla, ehl-i imanı hırstan şiddetli bir surette men’eden esbabı gösterir. Ve hırs dahi adâvet kadar muzır ve çirkin olduğunu kat’î delillerle ispat ederek şu âyet-i azîmenin mühim bir sırrını tefsir ediyor.

Hırsa müptela adamlar, bu ikinci mebhası çok dikkatle mütalaa etmelidirler. Kin ve adâvet marazıyla hasta olanlar, tam şifalarını birinci mebhasta bulurlar.

İkinci Mebhas’ın Hâtime’sinde, zekâtın ehemmiyetini ve bir rükn-ü İslâmî olduğunun hikmetini güzel bir surette beyan etmekle beraber; hakikatli bir rüyada güzel bir hakikat beyan ediliyor.

Şu risalenin Hâtime’sinde اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَاْكُلَ لَحْمَ اَخٖيهِ مَيْتًا âyeti altı derece zemmi zemmetmekle, altı vecihle gıybetten zecrettiğini ve mu’cizane ve hârika bir i’caz ile gıybeti hem aklen hem kalben hem insaniyeten hem vicdanen hem fıtraten hem milliyeten mezmum ve merdud ve çirkin ve muzır olduğunu gayet kat’î bir surette, Kur’an’ın i’cazına yakışacak bir tarzda beyan ediyor.

Ve gıybet, alçakların silahı olduğu cihetle izzet-i nefis sahibi, bu pis silaha tenezzül edip istimal etmediğine dair denilmiştir:

اُكَبِّرُ نَفْسٖى عَنْ جَزَاءٍ بِغِيْبَةٍ § فَكُلُّ اِغْتِيَابٍ جَهْدُ مَنْ لَا لَهُ جَهْدٌ

(Fihrist (Mektubat))


وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ

Pek çok esrar ve hakâik-i mühimmesinden, o ibaredeki i'câzı gösterecek ve hakikatındaki maslahat-ı âliyeyi bildirecek en mühim sırrı hem İşârâtü'l-İ'câz'da, hem i'câz-ı Kur'ân'a ait Yirmi Beşinci Söz'ün Birinci Şûle'sinde, hem Yirmi İkinci Mektub'un İkinci Kısmında güzel izah edilmiştir.

(Fihrist Risalesi)

Diğer Bahisler

Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler

Bu Risaledeki Temsiller/Misaller

Nasıl ki sen bir gemide veya bir hanede bulunsan, seninle beraber dokuz masum ile bir cani var. O gemiyi gark ve o haneyi ihrak etmeye çalışan bir adamın ne derece zulmettiğini bilirsin. Ve zalimliğini, semavata işittirecek derecede bağıracaksın. Hattâ bir tek masum, dokuz cani olsa yine o gemi hiçbir kanun-u adaletle batırılmaz.


Çünkü nasıl ki sen âdi küçük taşları, Kâbe’den daha ehemmiyetli ve Cebel-i Uhud’dan daha büyük desen çirkin bir akılsızlık edersin.


Evet, inkâr edemezsin ki sen bir adamla beraber bir taburda bulunmakla, o adama karşı dostane bir rabıta anlarsın ve bir kumandanın emri altında beraber bulunduğunuzdan arkadaşane bir alâka telakki edersin. Ve bir memlekette beraber bulunmakla uhuvvetkârane bir münasebet hissedersin.


Kaderi tenkit eden başını örse vurur, kırar.


Yoksa sarhoş ve divane olan ve şişeleri ve buz parçalarını elmas fiyatıyla alan cevherci bir Yahudi gibi…


Malûmdur ki iki kahraman birbiriyle boğuşurken bir çocuk, ikisini de dövebilir. Bir mizanda iki dağ birbirine karşı muvazenede bulunsa bir küçük taş, muvazenelerini bozup onlarla oynayabilir; birini yukarı, birini aşağı indirir.


Ehl-i kanaat ile ehl-i hırs, iki şahsa benzer ki büyük bir zatın divanhanesine giriyorlar. Birisi kalbinden der: “Beni yalnız kabul etsin, dışarıdaki soğuktan kurtulsam bana kâfidir. En aşağıdaki iskemleyi de bana verseler lütuftur.” İkinci adam güya bir hakkı varmış gibi ve herkes ona hürmet etmeye mecbur imiş gibi mağrurane der ki: “Bana en yukarı iskemleyi vermeli.” O hırs ile girer, gözünü yukarı mevkilere diker, onlara gitmek ister. Fakat divanhane sahibi onu geri döndürüp aşağı oturtur. Ona teşekkür lâzımken, teşekküre bedel kalbinden kızıyor. Teşekkür değil, bilakis hane sahibini tenkit ediyor. Hane sahibi de ondan istiskal ediyor. Birinci adam mütevaziane giriyor, en aşağıdaki iskemleye oturmak istiyor. Onun o kanaati, divanhane sahibinin hoşuna gidiyor. “Daha yukarı iskemleye buyurun.” der. O da gittikçe teşekküratını ziyadeleştirir, memnuniyeti tezayüd eder.


Nasıl ki bir ekmeğin vücudu; tarla, harman, değirmen, fırına terettüp eder.

Bu Risalede Geçen Ayetler

Bkz. 22. Mektup'ta Geçen Ayetler Listesi

Bu Risalede Geçen Hadisler

  1. Risalede Nasıl Geçtiği: Üç günden fazla mü’min, mü’mine küsüp kat’-ı mükâleme etmeyecek.
    Meali:
    Kaynağı: Sahıh-i Buhari 8/65, Ez-Zuhd - İbn-ul Mubarek 1/253 ve 271, Cem'-ül Fevaid 2/395-396
    Kaynaklarda geçen şekli: Bir müslümana, üç günden fazla kardeşini tehcir etmesi, yani uzak kalıp konuşmaması helal olmaz.
  2. Risalede Nasıl Geçtiği: اِخْتِلَافُ اُمَّتٖى رَحْمَةٌ
    Meali: Ümmetimin ihtilâfı rahmettir.
    Kaynağı:
    Kaynaklarda geçen şekli: el-Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, 1:64; el-Münâvî, Feyzü'l-Kadîr, 1:210-212
  3. Risalede Nasıl Geçtiği: اَلْحُبُّ لِلّٰهِ * وَالْبُغْضُ فِى اللّٰهِ
    Meali: Allah için sevmek.
    Kaynağı: Buharî, Îman: 1; Ebû Dâvud, Sünnet: 2; Müsned, 5:146
    Kaynaklarda geçen şekli:
  4. Risalede Nasıl Geçtiği: اَلْمُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِ كَالْبُنْيَانِ الْمَرْصُوصِ يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضًا
    Meali: Mü'minin mü'mine bağlılığı, parçaları birbirini tutan binâ gibidir.
    Kaynağı: Buharî, Salât: 88; Edeb: 36; Mezâlim: 5; Müslim, Birr: 65; Tirmizî, Birr: 18; Nesâî, Zekât: 67; Müsned, 4:405, 409
    Kaynaklarda geçen şekli:
  5. Risalede Nasıl Geçtiği: اَلْقَنَاعَةُ كَنْزٌ لَا يَفْنٰى
    Meali: Kanaat tükenmez bir hazinedir
    Kaynağı: Süyûti, el-Fethü'l-Kebîr, 2:309
    Kaynaklarda geçen şekli:
  6. Risalede Nasıl Geçtiği: اَللّٰهُمَّ اغْفِرْلَنَا وَ لِمَنِ اغْتَبْنَاهُ
    Meali: Allahım, bizi ve gıybetini ettiğimiz zâtı mağfiret et.
    Kaynağı: Suyûtî, el-Fethu'l-Kebîr, 1:87
    Kaynaklarda geçen şekli:
  7. Risalede Nasıl Geçtiği: Âhir zamanın Süfyan ve Deccal gibi nifak ve zındıka başına geçecek eşhas-ı müthişe-i muzırraları, İslâm’ın ve beşerin hırs ve şikakından istifade ederek az bir kuvvetle nev-i beşeri herc ü merc eder ve koca âlem-i İslâm’ı esaret altına alır.
    Meali:
    Kaynağı: Müstedrek-ül Hakim 4/529, 530, iki kanalla; Müsned-ül Firdevs 5/510
    Kaynaklarda geçen şekli: Deccal öyle bir zamanda çıkacak ki insanlar birbirlerine karşı buğz ve şikak içinde oldukları ve dinde hafiflik geçirdikleri ve aralarındaki musalaha işinin kötüleştiği bir vakitte olacaktır
  8. Risalede Nasıl Geçtiği: Gıybet odur ki: Gıybet edilen adam hazır olsaydı, kerahet edip darılacaktı. Eğer doğru dese, zaten gıybettir. Eğer yalan dese, hem gıybet hem iftiradır; iki katlı çirkin bir günahtır.
    Meali:
    Kaynağı: El-Ezkar - Nevevi sh: 299; El-Feth-ül Kebir 2/262
    Kaynaklarda geçen şekli: Resulullah (A.S.M.) dedi ki: "Gıybet nedir biliyor musunuz?" Sahabeler dediler: "Allah ve Resulü daha iyisini bilir." Bunun üzerine ferman etti ki: "Sen kardeşinin arkasından konuştuğun bir şeyi, eğer o hazır olsaydı ikrah edecekti, işte gıybet odur." Bunun üzerine denildi: "O halde biz kardeşimizde mevcut olan bir hasletini konuşsak nasıl olur?" Resul-i Ekrem (A.S.M.) dedi: "Zaten eğer ondaki bir şeyi dersen, o zaman onu gıybet etmiş olursun .. ve gıybet de budur. Şayet onun arkasında konuştuğun şey, eğer o şey onda yoksa, o zaman ona bühtan etmiş olursun.
  9. Risalede Nasıl Geçtiği: Gıybet, nasıl ateş odunu yer bitirir; gıybet dahi a’mal-i salihayı yer bitirir.
    Meali:
    Kaynağı: Münebbihat-ı İbn-i Hacer sh: 15
    Kaynaklarda geçen şekli: Hased, (yahut ucub) hasenatı yer. Nasıl ki ateş odunu yediği gibi…

Cenab-ı Allah'ın Bu Risalede Geçen İsim, Sıfat ve Şuunatı

  1. Allah
  2. Cenab-ı Hak
  3. Hâlık
  4. Mabud
  5. Mâlik
  6. Rab
  7. Râzık

Peygamberimizin Bu Risalede Geçen İsim ve Sıfatları

Kur'an'ın Bu Risalede Geçen İsim ve Sıfatları

  1. Kur’an

Bu Risalede Geçen Salavatlar

  1. اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَ سَلِّمْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ الَّذٖى قَالَ «اَلْمُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِ كَالْبُنْيَانِ الْمَرْصُوصِ يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضًا»
    وَ قَالَ «اَلْقَنَاعَةُ كَنْزٌ لَا يَفْنٰى» وَعَلٰى اٰلِهٖ وَصَحْبِهٖ اَجْمَعٖينَ اٰمٖينَ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ
    Meali: Allahım! "Mü'minler birbiri için sağlam bir binanın taşları gibidir; birbirlerine kuvvet verirler." buyuran Efendimiz Muhammed'e salât ve selâm et. "Kanaat tükenmez bir hazinedir" [Süyûti, el-Fethü'l-Kebîr, 2:309] buyuran Efendimiz Muhammed'e ve bütün âl ve ashabına salât ve selâm et. Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun.

Bu Risalede Geçen Dualar

  1. اَللّٰهُمَّ اغْفِرْلَنَا وَ لِمَنِ اغْتَبْنَاهُ
    Meali: Allahım, bizi ve gıybetini ettiğimiz zâtı mağfiret et.

Bu Risalede Geçen Zikirler

  1. اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ وَ السِّيَاسَةِ‌
    Meali: Şeytanın ve siyasetin şerrinden Allah'a sığınırım.

Bu Risalede Geçen Emir ve Tavsiyeler

  1. Adâvet etmek istersen kalbindeki adâvete adâvet et, onun ref’ine çalış.
  2. Hasmını mağlup etmek istersen fenalığına karşı iyilikle mukabele et.
  3. Malı çok seversen hırs ile değil belki kanaat ile malı talep et, tâ çok gelsin.

Bu Risalede Geçen Darb-ı Meseller/Deyimler

  1. Dostun dostu dosttur.
  2. Bir göz hatırı için çok gözler sevilir.
  3. اَلْحَرٖيصُ خَائِبٌ خَاسِرٌ Meali: Hırs, hasâret ve muvaffakiyetsizliğin sebebidir.

Bu Risalede Geçen Düstur, Kaide ve Tespitler

  1. Adâvet ve muhabbet, nur ve zulmet gibi zıttırlar. İkisi, mana-yı hakikisinde olarak beraber cem’olamazlar. Eğer muhabbet, kendi esbabının rüçhaniyetine göre bir kalpte hakiki bulunsa o vakit adâvet mecazî olur; acımak suretine inkılab eder… Eğer esbab-ı adâvet galebe çalıp adâvet hakikatiyle bir kalpte bulunsa o vakit muhabbet mecazî olur, tasannu ve temelluk suretine girer.
  2. Hakikat nazarında sebeb-i adâvet ve şer olan fenalıklar, şer ve toprak gibi kesiftir; başkasına sirayet ve in’ikas etmemek gerektir… Muhabbetin esbabı olan iyilikler, muhabbet gibi nurdur; sirayet ve in’ikas etmek, şe’nidir.
  3. Sen, mesleğini ve efkârını hak bildiğin vakit “Mesleğim haktır veya daha güzeldir.” demeye hakkın var. Fakat “Yalnız hak benim mesleğimdir.” demeye hakkın yoktur.
  4. Senin üzerine haktır ki: Her söylediğin hak olsun. Fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı. Fakat her doğruyu demek doğru değildir.
  5. Nasıl ki muhabbet sıfatı, muhabbete lâyıktır; öyle de adâvet hasleti, her şeyden evvel kendisi adâvete lâyıktır.
  6. Mü’minin şe’ni, kerîm olmaktır. Senin ikramınla sana musahhar olur. Zahiren leîm bile olsa iman cihetinde kerîmdir.
  7. Fena bir adama “İyisin iyisin.” desen iyileşmesi ve iyi adama “Fenasın fenasın.” desen fenalaşması çok vuku bulur.
  8. Hased evvela hâsidi ezer, mahveder, yandırır. Mahsud hakkında zararı ya azdır veya yoktur.
  9. Garazkârane, adâvetkârane birbirinin tahribine çalışmaktır; hadîsin nazarında merduddur. Çünkü birbiriyle boğuşanlar, müsbet hareket edemezler.
  10. Hak namına, hakikat hesabına olan tesadüm-ü efkâr ise maksatta ve esasta ittifak ile beraber, vesailde ihtilaf eder. Hakikatin her köşesini izhar edip hakka ve hakikate hizmet eder.
  11. Haricî düşmanların zuhur ve tehacümünde dâhilî adâvetleri unutmak ve bırakmak
  12. Tarafgir bir muannid, kendi a’mal-i hayriyesinde hasmına tefevvuk ister.
  13. Hırs, sebeb-i haybettir ve illet ve zillettir ve mahrumiyet ve sefaleti getirir.
  14. İşte bir nevi zîhayat ve rızka muhtaç olan meyvedar ağaçlar ve nebatlar, tevekkülvari, kanaatkârane yerlerinde durup hırs göstermediklerinden rızıkları onlara koşup geliyor. Hayvanlardan pek fazla evlat besliyorlar. Hayvanat ise hırs ile rızıkları peşinde koştukları için pek çok zahmet ve noksaniyet ile rızıklarını elde edebiliyorlar.
  15. Tertib-i eşyada bir teenni-i hikmet vardır. Hırs sebebiyle teenni ile hareket etmediği için o tertipli eşyadaki manevî basamakları müraat etmez; ya atlar düşer veyahut bir basamağı noksan bırakır, maksada çıkamaz.
  16. Zekât, her şahıs için sebeb-i bereket ve dâfi-i beliyyattır. Zekâtı vermeyenin herhalde elinden zekât kadar bir mal çıkacak, ya lüzumsuz yerlere verecektir ya bir musibet gelip alacaktır.
  17. Beşerin hayat-ı içtimaîsinde bütün ahlâksızlığın ve bütün ihtilalatın menşei iki kelimedir:
    Birisi: “Ben tok olduktan sonra, başkası açlıktan ölse bana ne?”
    İkincisi: “Sen çalış, ben yiyeyim.”
    Bu iki kelimeyi de idame eden, cereyan-ı riba ve terk-i zekâttır. Bu iki müthiş maraz-ı içtimaîyi tedavi edecek tek çare, zekâtın bir düstur-u umumî suretinde icrasıyla vücub-u zekât ve hurmet-i ribadır.
  18. Beşerde, havas ve avam iki tabaka var. Havastan avama merhamet ve ihsan ve avamdan havassa karşı hürmet ve itaati temin edecek, zekâttır.
  19. İhsanlar, zekât namına olmazsa üç zararı var. Bazen de faydasız gider.
  20. Kur’an’ın beyanından sonra beyan olamaz, ihtiyaç da yoktur.
  21. Gıybet, ehl-i adâvet ve hased ve inadın en çok istimal ettikleri alçak bir silahtır. İzzet-i nefis sahibi, bu pis silaha tenezzül edip istimal etmez.
  22. Gıybet odur ki: Gıybet edilen adam hazır olsa idi ve işitse idi, kerahet edip darılacaktı. Eğer doğru dese zaten gıybettir. Eğer yalan dese hem gıybet hem iftiradır. İki katlı çirkin bir günahtır.

Bu Risalede Geçen Halk Dili İfadeler

  1. İnsaniyetiniz ne olmuş ki böyle canavarcasına arkadaşınızı diş ile parçalamayı yapıyorsunuz?
  2. Malûmdur ki iki kahraman birbiriyle boğuşurken bir çocuk, ikisini de dövebilir.

Bu Risalede Geçen Edebi ve Dikkat Çekici İfadeler

  1. Tevhid-i imanî, elbette tevhid-i kulûbü ister. Ve vahdet-i itikad dahi vahdet-i içtimaiyeyi iktiza eder.
  2. Her ikinizin Hâlık’ınız bir, Mâlik’iniz bir, Mabud’unuz bir, Râzık’ınız bir, bir bir bine kadar bir bir. Hem Peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir, bir bir yüze kadar bir bir. Sonra köyünüz bir, devletiniz bir, memleketiniz bir, ona kadar bir bir.
  3. Kaderi tenkit eden başını örse vurur, kırar. Rahmete itiraz eden, rahmetten mahrum kalır.
  4. Mesela, gecede uykun kaçmış, sen yatmak istesen, lâkayt kalsan uykun gelebilir. Eğer hırs ile uyku istesen: “Aman yatayım, aman yatayım.” dersen, bütün bütün uykunu kaçırırsın.
  5. Zem ve gıybet, aklen ve kalben ve insaniyeten ve vicdanen ve fıtraten ve milliyeten mezmumdur.

Bu Risalede Bahsi Geçen Şahıslar, Eserleri ve Eserlerinden Alıntılar

  1. Ali: "Dostun dostu dosttur": Kaynakta geçen şekli: Dostların da, düşmanların da üç sınıftır. Dostların ise: Dostun ve dostunun dostu ve düşmanının düşmanı (Nehc-ül Belaga sh: 527)
    Bir vakit, İmam-ı Ali radıyallahu anh, bir kâfiri yere atmış. Kılıncını çekip keseceği zaman, o kâfir ona tükürmüş. O kâfiri bırakmış, kesmemiş. O kâfir, ona demiş ki: “Neden beni kesmedin?” Dedi: “Seni Allah için kesecektim. Fakat bana tükürdün, hiddete geldim. Nefsimin hissesi karıştığı için ihlasım zedelendi. Onun için seni kesmedim.” O kâfir ona dedi: “Beni çabuk kesmen için seni hiddete getirmekti. Madem dininiz bu derece safi ve hâlistir, o din haktır.” dedi. (Bu zatın kim olduğu kaynaklarda bulunamadı)
  2. Maverdi: وَعَيْنُ الرِّضَا عَنْ كُلِّ عَيْبٍ كَلٖيلَةٌ § وَلٰكِنَّ عَيْنَ السُّخْطِ تُبْدِى الْمَسَاوِيَا - Kaynak: Edeb-üd Dünya Ved-Din sh: 10; (Edeb-üd Dünya Ved-Din kitabının müllifi Maverdi bu şiirin Abdullah bin Ca'fer bin Ebi Talib'in yani Hazret-i Ali'nin kardeşinin oğlu Abdullah'ın uzun bir şiirinden bir parça olduğunu kaydetmiştir.) Meali: Rıza gözü, ayıp ve kusurları görmez. Amma kem gözler ise hep kusur ve ayıpları arar, araştırır.
  3. Ebu Tayyip: اِذَا اَنْتَ اَكْرَمْتَ الْكَرٖيمَ مَلَكْتَهُ § وَ اِنْ اَنْتَ اَكْرَمْتَ اللَّئٖيمَ تَمَرَّدًا (Meali: İyi ve izzetli birine iyilik edersen, onu elde edersin. Kötü birine iyilik edersen, o daha da azar.) (Bu beyit Ebu Tayyip'e (diğer adıyla Mütenebbi'ye) aittir. Kaynak: el-Örfü't-Tayyib fî Şerhi Dîvâni't-Tayyib, s. 2:710.)
  4. Hafız-ı Şirazi: دُنْيَا نَه مَتَاعٖيسْتٖى كِه اَرْزَدْ بَنِزَاعٖى (Meali: Dünya öyle bir meta değil ki bir nizâya değsin.)
    اٰسَايِشِ دُو گٖيتٖى تَفْسٖيرِ اٖينْ دُو حَرْفَسْتْ ve بَادُوسِتَانْ مُرُوَّتْ بَادُشْمَنَانْ مُدَارَا (Meali: İki cihanın rahat ve selâmetini iki harf tefsir eder, kazandırır: Dostlarına karşı mürüvvetkârane muaşeret ve düşmanlarına sulhkârane muamele etmektir.
  5. Zemahşeri: اُكَبِّرُ نَفْسٖى عَنْ جَزَاءٍ بِغِيْبَةٍ § فَكُلُّ اِغْتِيَابٍ جَهْدُ مَنْ لَا لَهُ جَهْدٌ Meali: Düşmanıma gıybetle ceza vermekten nefsimi yüksek tutuyorum ve tenezzül etmiyorum. Çünki gıybet; zaîf ve zelil ve aşağıların silâhıdır.
  6. Yahudiler: Yoksa sarhoş ve divane olan ve şişeleri ve buz parçalarını elmas fiyatıyla alan cevherci bir Yahudi gibi…
    Evet, her milletten ziyade hırs ile dünyaya saldıran Yahudi milletinin zillet ve sefaleti, bu hükme bir şahid-i kātı’dır.
    Hem daire-i insaniye içinde her milletten ziyade hırs ile dünyaya yapışan ve aşk ile hayat-ı dünyeviyeye bağlanan Yahudi milleti pek çok zahmet ile kazandığı, kendine faydası az, yalnız hazinedarlık ettiği gayr-ı meşru bir servet-i ribaî ile bütün milletlerden yedikleri sille-i zillet ve sefalet, katl ve ihanet gösteriyor ki:
  7. Hasenan: Bedevî aşiretlerinden Hasenan aşiretinin birbirine düşman iki kabilesi varmış. Birbirinden belki elli adamdan fazla öldürdükleri halde, Sipkan veya Hayderan aşireti gibi bir kabile karşılarına çıktığı vakit; o iki düşman taife, eski adâveti unutup, omuz omuza verip o haricî aşireti def’edinceye kadar, dâhilî adâveti hatırlarına getirmezlerdi.
  8. Sipkan: Bedevî aşiretlerinden Hasenan aşiretinin birbirine düşman iki kabilesi varmış. Birbirinden belki elli adamdan fazla öldürdükleri halde, Sipkan veya Hayderan aşireti gibi bir kabile karşılarına çıktığı vakit; o iki düşman taife, eski adâveti unutup, omuz omuza verip o haricî aşireti def’edinceye kadar, dâhilî adâveti hatırlarına getirmezlerdi.
  9. Hayderan: Bedevî aşiretlerinden Hasenan aşiretinin birbirine düşman iki kabilesi varmış. Birbirinden belki elli adamdan fazla öldürdükleri halde, Sipkan veya Hayderan aşireti gibi bir kabile karşılarına çıktığı vakit; o iki düşman taife, eski adâveti unutup, omuz omuza verip o haricî aşireti def’edinceye kadar, dâhilî adâveti hatırlarına getirmezlerdi.
  10. Süfyan: Âhir zamanın Süfyan ve Deccal gibi nifak ve zındıka başına geçecek eşhas-ı müthişe-i muzırraları, İslâm’ın ve beşerin hırs ve şikakından istifade ederek az bir kuvvetle nev-i beşeri herc ü merc eder ve koca âlem-i İslâm’ı esaret altına alır.
  11. Deccal: Âhir zamanın Süfyan ve Deccal gibi nifak ve zındıka başına geçecek eşhas-ı müthişe-i muzırraları, İslâm’ın ve beşerin hırs ve şikakından istifade ederek az bir kuvvetle nev-i beşeri herc ü merc eder ve koca âlem-i İslâm’ı esaret altına alır.

Bu Risalede Bahsi Geçen Yerler

  1. Kabe: Çünkü nasıl ki sen âdi küçük taşları, Kâbe’den daha ehemmiyetli ve Cebel-i Uhud’dan daha büyük desen çirkin bir akılsızlık edersin.
  2. Uhud Dağı: Çünkü nasıl ki sen âdi küçük taşları, Kâbe’den daha ehemmiyetli ve Cebel-i Uhud’dan daha büyük desen çirkin bir akılsızlık edersin.
  3. Rusya: Gele gele tâ Rusya’da olduğu gibi sa’y ve sermaye mücadelesi suretinde boğuşmaya başlar.

Bu Risalede Bahsi Geçen Hadiseler

  1. Bediüzzaman'ın 1. Dünya Savaşındaki Rüyası:
  2. 1. Dünya Savaşı: Hakikatli bir rüya-yı hayaliyede, Birinci Harb-i Umumî’nin beşinci senesinde, bir acib rüyada benden soruldu:

İlgili Resimler/Fotoğraflar

İlgili Maddeler/Kategoriler

Önceki Risale: Yirmi Birinci MektupMektubatYirmi Üçüncü Mektup: Sonraki Risale

Kaynakça