Said Nursi'nin Kabri

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
(Said Nursi'nin Mezarı sayfasından yönlendirildi)
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Bediüzzaman Said Nursi'nin kabri, Isparta civarında vasiyetine uygun olarak yalnızca az sayıda talebesi tarafından bilinen bir yerdedir. Bediüzzaman 23 Mart 1960 (Hicri 25 Ramazan 1379) tarihinde vefat ettiğinde Urfa'daki Halil İbrahim Dergâhına gömülmüştür. Gömüldüğü yer aslen 1952 senesinde Şeyh Müslim Hafız Efendi'nin Mevlid-i Halil Camii avlusunun kuzey tarafına yaptırdığı ve "sahibi yakında gelecek" dediği türbe yeriydi. Ancak Bediüzzaman vasiyetinde kabrinin gayet gizli, bir iki talebesinden başka hiç kimsenin bilmediği bir yerde olmasını ve kabrinin ziyaret edilmesi yerine uzaktan Fatiha okunmasını beyan etmişti. Vefatından 3,5 ay sonra, 12 Temmuz 1960'ta, 27 Mayıs ihtilalini yapanlar tarafından kabri kırılarak açıldı ve kardeşi Abdülmecid Nursi'den zorla alınan muvafakatname ile galvanizli bir tabut içinde uçakla Afyon askeri havaalanına, oradan da arabayla bilinmeyen bir yere (daha sonra Isparta Doğancı mezarlığı olduğu ve tabutla gömüldüğü anlaşılmıştır) götürülerek kardeşi Abdülmecid'in de hazır bulunduğu ortamda gömüldü. Bediüzzaman'ın mezarının yeri yaklaşık 9,5 yıl meçhul kaldı. 1969'da Isparta nur talebelerinden Mustafa Pestil'in yeğe­ni­nin ço­cuğu vefat etti. Isparta Doğancı kabristanında mezar yeri kazarken galvanizli bir tabuta denk geldiler. Mustafa Pestil arkadaşları gittikten sonra yeniden gelip kontrol ettiğinde tabutun içinde Bediüzzaman'ın naaşını bozulmamış şekilde buldu. Yalnızca yüzünde ilaç izinden bir leke oluşmuştu. Ayrıca ayak-baş istikametinde yanlış gömüldüğünü fark etti. Daha sonra birkaç arkadaşıyla daha derin bir yer kazarak cenazeyi doğru istikamette yeniden gömdüler. Bir süre sonra Bediüzzaman'ın kabrinin nerede olduğu duyulunca Risale-i Nur talebelerinden Salim Güntaç, Tâhiri Mutlu, Ali İhsan Tola, Mustafa Gül, Savlı Hafız Bekir Avşar ve bir kişi daha (toplam 6 kişi) Bediüzzaman’ın naşını Isparta’dan Sav köyüne naklettiler.[1] Burada sülalesi Sav köyündeki Dalboyunoğlu camisinde imamlık yapmış olan ve Sav'a Risaleleri ilk defa tanıtan Hacı Hafız Mehmed Avşar'ın (vefatı 1947) Dalboyunoğlu camiinin dibindeki kabrine gömüldü. 1991 yılında Hacı Hafız Mehmed Avşar'ın torunu olan ve Sav Dalboyunoğlu camisinde imamlık yapmış olan Bekir Avşar vefat etti. Dedesinin yanına gömülürken dedesinin kabriyle aradaki bölme yıkılınca Üstad'ın kabri yeniden ortaya çıktı. Bunun üzerine Bediüzzaman'ın yakın talebelerinden Bayram Yüksel nezaretinde naaş bulunduğu yerden başka bir yere taşındı ve yeri bugüne kadar gizli tutuldu. Buradan da taşınmış olabileceğine dair rivayetler mevcuttur.[2]

Harita Konumları:

[1]: Said Nursi'nin darbeciler tarafından nakledilmeden önce Urfa'da ilk gömüldüğü ve bugün makam olarak korunan yer (23 Mart - 12 Temmuz 1960)

[2]: Darbeciler tarafından nakledildiği ve talebeleri tarafından Savköy Dalboyunoğlu camisinin yanına taşınana kadar kadar medfun olduğu yer (12 Temmuz 1960 - 1969) (Isparta Doğancı mezarlığı)

[3]: Talebeleri tarafından nakledildiği ve bugün az kişi tarafından bilinen yere yine talebeleri tarafından 1991 yılında taşınana kadar medfun olduğu yer (1969 - 1991) (Savköy Dalboyunoğlu camisinin yanında)

Sadece az sayıda talebesi tarafından bilinen konum: 1991 - Günümüz (Bu son yer değiştirme işinin birden fazla tekrarlandığına dair rivayetler de vardır.)

Bu Konu Hakkında Risale-i Nur'daki Derslerin Özeti

  • Bediüzzaman kabrinin gayet gizli bir yerde olmasını ve bir iki talebesinden başka hiç kimse bilmemesi gerektiğini ve Risale-i Nur’daki a’zamî ihlası kırmamak için ve o ihlasın sırrıyla yerinin bildirilmemesini vasiyet etmiştir.
  • Bediüzzaman sevenlerinden kabrinin yanına gelmemelerini, ruhuna uzaktan Fatiha okumalarını, ve kendisini Risale-i Nur’a vakfetmiş olup yanında bulunanlardan nöbetle birer adam kabrinin yakınında olup bu manayı lüzumsuz ziyarete gelenlere bildirmelerini istemiştir.
  • Barla'da 8 sene Bediüzzaman'a hizmet eden talebesi Muhacir Hâfız Ahmed vefatından iki gün Üstadı Bediüzzaman'a mektup yazıp Üstadının Sava’yı Barla’ya tercih ederek Sava mezaristanında defnini arzu ettiğini belirtmesini manen hissedip "Barla ikinci vatanımdır" diyen Üstadının mezarının ilk Nur Medresesi olan Barla’da olması gerektiğini temenni eder. Gerçekten de Bediüzzaman'ın kabri 1969'da Isparta Doğancı mezarlığından Sav köyündeki mezarlığa nakledilmiştir ve 1991'e kadar burada medfun kalmıştır.
  • Barla'nın Sav köyündeki ilk talebelerinden Marangoz Ahmed'in Üstadı için Sava’nın Davraz Dağı’nda berzahî ve uhrevî bir menzil, bir mezar düşündüğünü Bediüzzaman bir mektubunda beyan eder.
  • Bediüzzaman Eski Said döneminde yazdığı Eddai isimli manzumesini yıllar sonra üzerinde bazı değişiklikler yaparak 13. Şua'ya da dahil etmiştir. İlk halinde mezarında 79, üzerinde tasarruflarda bulunduğu ikinci halinde ise 69 Said'in gömülü olduğunu belirtmiştir. 79 (1379) Bediüzzaman'ın Hicri olarak vefat yılı, 69 (1969) ise kabrinin yerinin bulunduğu yıldır. Yine manzumesinin ilk halinde 80. Said'in, ikinci halinde ise 70. Said'in mezarına mezar taşı olduğunu belirtmiştir. İlk manzumeyi yazdığında 40'lı haşlarının başındadır (bu Eddai'yi ilk yazdığındaki yaşının 2 katını ifade ediyor da olabilir, zira her senede iki defa cismin tazelendiğini beyan etmiştir), tasarrufta bulunduğu ikinci manzume sırasında ise 70 yaşındadır.
  • 1921 yılı civarında yazdığı bu Eddai'de geçen "Yıkılmış bir mezarım" ifadesi 1960'da vefatından 3 ay sonra kabrinin 27 Mayıs darbecileri tarafından kırılıp yıkılmasına kerametkarane işaret ediyor olabilir.
  • Bediüzzaman bir mektubunda istikbaldeki talebelerine hitap ederek acele edip kışta geldiğini, talebelerinin cenneti andıran bir baharda geleceğini, kendi zamanında ekilen nur tohumlarının istikbalde çiçek açacağını söyler ve talebelerinden mazi kıtasına geçmek için geldiklerinde mezarına uğramalarını ve o çiçeklerin birkaç tanesini mezar taşının başına takmalarını rica eder.
  • Bediüzzaman 1954 yılının bahar mevsiminde Eğirdir Gölünü kayıkla geçerken bir fırtına kopar ve kayıktakilerle birlikte boğulma tehlikesi atlatır. Bunu anlattığı mektubunda denizi (gölü) kabir olarak kabul ettiğini beyan eder. 1960'ta Bediüzzaman'ın kabri 27 Mayıs darbecileri tarafından Urfa'dan kaçırıldıktan sonra bir ara bazı menfi kişilerce Bediüzzaman'ın naaşının denize atıldığı yalanı yayılmaya çalışılmıştır.
  • Bediüzzaman bir manevi vakıayı anlattığı 23. Sözde üzerinde adı yazılı mezar taşını gördüğünü, tövbe ve tevekkül ettiğini ve ayıldığında Eski Said'in Yeni Said'e inkılab ettiğini söyler.

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği

Üstadımız izzet-i ilmiyeyi muhafaza için eski zamandan beri en büyük reislere tezellül etmedi. Hem halkların hediyesini kabul etmiyordu. Şimdi ise Üstadımız hem zayıf olduğu halde, ehl-i ilme bir mahzuru olmayan hediyeyi ise hastalıkla alamıyor. Hattâ biz hizmetkârlarından dahi en küçük bir şeyi mukabelesiz yiyemiyor. Yese hasta oluyor. Bu haleti, hiçbir şeye âlet olmayan Risale-i Nur’daki a’zamî ihlasın muhafazası için bir hastalık suretini aldı. Ve hastalıkla bu kaidesini bozmaktan men’ediliyor itikadındayız.

Hattâ Risale-i Nur’un her tarafta neşir ve intişarının büyük bir bayramı münasebetiyle, ehl-i ilme lâzım olan musafaha ve sohbet etmekten ve bu mübarek bayramda da en has talebeleri ve kardeşleriyle musafaha ve sohbetten ve ona bakmaktan da şiddetle sıkılıp a’zamî ihlasın muhafazası için bir hastalık haleti alarak men’edildiği ona ihtar edildi.

Hattâ bizler gördük ki bu mübarek bayramda şiddetli hastalığı için talebelerine dedi: “Benim kabrimi gayet gizli bir yerde, bir iki talebemden başka hiç kimse bilmemek lâzım geliyor. Bunu vasiyet ediyorum. Çünkü dünyada sohbetten beni men’eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu surette beni mecbur ediyor.”

Biz de Üstadımızdan sorduk:

Kabri ziyarete gelenler Fatiha okur, hayır kazanır. Acaba siz ne hikmete binaen kabrinizi ziyaret etmeyi men’ediyorsunuz?

Cevaben Üstadımız dedi ki: Bu dehşetli zamanda, eski zamandaki Firavunların dünyevî şan ve şeref arzusuyla heykeller ve resimler ve mumyalarla nazar-ı beşeri kendilerine çevirmeleri gibi enaniyet ve benliğin verdiği gafletle; heykeller ve resimler ve gazetelerle nazarları, mana-yı harfîden mana-yı ismîyle tamamen kendilerine çevirtmeleri ve uhrevî istikbalden ziyade dünyevî istikbali hayal edinmiş olmaları ile; eski zamandaki lillah için ziyarete mukabil ehl-i dünya kısmen bu hakikate muhalif olarak mevtanın dünyevî şan ve şerefine ziyade ehemmiyet verir, öyle ziyaret ediyorlar. Ben de Risale-i Nur’daki a’zamî ihlası kırmamak için ve o ihlasın sırrıyla, kabrimi bildirmemeyi vasiyet ediyorum. Hem şarkta hem garpta hem kim olursa olsun okudukları Fatihalar o ruha gider.

Dünyada beni sohbetten men’eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu suretle beni sevap cihetiyle değil, dünya cihetiyle men’etmeye mecbur edecek, dedi.

Hizmetinde bulunan talebeleri

(Emirdağ Lahikası-2)


Vasiyetnamenin Hâşiyesidir

Üstadımız âhir ömründe insanların sohbetinden men’edildiği cihetle anladı ki bu zamanda şahsiyet cihetiyle insanlara zarar verecek haller var. Risale-i Nur’un mesleğindeki a’zamî ihlas için bu hastalık verilmiş. Çünkü bu zamanda, şan şeref perdesi altında riyakârlık yer aldığından a’zamî ihlas ile bütün bütün enaniyeti terk lâzımdır. Dostlar uzaktan ruhuma Fatiha okusunlar, manevî dua ve ziyaret etsinler. Kabrimin yanına gelmesinler. Fatiha uzaktan da olsa ruhuma gelir. Risale-i Nur’daki a’zamî ihlas ile bütün bütün terk-i enaniyet için buna bir manevî sebep hissediyorum. Kendini Risale-i Nur’a vakfetmiş olan yanımda bulunanlardan nöbetle birer adam kabrimin yakınında olup bu manayı lüzumsuz ziyarete gelenlere bildirsinler.

Said Nursî

(Emirdağ Lahikası-2)


Aziz, sıddık kardeşlerim!

Sekiz sene çoluk ve çocuğuyla sadakatle bana hizmet eden ve evlat ve ahfad ve refika ve damatlarıyla Nurlara ciddi çalışan ve ders ve vaazlarını bütün Nurlardan veren ve vefatından on dakika evvel dünyaca en ehemmiyetli vasiyeti, kendinin Nur Risalelerini tekmil için Şamlı Hâfız’a rica eden, vefatından iki gün evvel bana mektup yazıp benim aynı vakitte Sava’yı Barla’ya tercih ederek Sava mezaristanında defnimi arzu ettiğimi sizlere yazdığımı sadakatin kerametiyle hissedip bana mukabele ve itiraz tarzında o mektubunda der: “Sen Barla’yı ikinci vatanımdır, dediğin halde neden ona gelmiyorsun, başka yerleri tercih edersin? İptida-i medrese-i Nuriye Barla’dır, senin mezarın orada olmalı.” diye bana ihtar etti.

İki gün sonra –size yazdığım daha size yetişmeden– onun mektubunu hem Şamlı Hâfız ikinci sahifesinde yazdığı vefat haberini aldığım merhum Muhacir Hâfız Ahmed’in (rh) dünyadan göçmesi, aynen Abdurrahman gibi beni çok sarstı, ağlattırdı اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّٓا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ dedirtti. Binler rahmet onun ruhuna insin, âmin! Kabri de hanesi gibi Kur’an ve Nur’un bir menzili olsun, âmin!

(Emirdağ Lahikası-1)


Sâlisen: Marangoz merhum Barlalı, hârika sadakatli Mustafa Çavuş’un tam yerine geçen Medrese-i Nuriyenin tam çalışkan kahramanlarından Marangoz Ahmed’in benim için Sava’nın Davraz Dağı’nda berzahî ve uhrevî bir menzil, bir mezar düşünmesi ve yazması, beni çok sevindirdi ve hazînane ağlattırdı.

(Emirdağ Lahikası-1)

Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler

Eddâî

(**[3]) Yıkılmış bir mezarım ki yığılmıştır içinde

Said’den yetmiş dokuz emvat (***[4]) bâ-âsam âlâma.

Sekseninci olmuştur, mezara bir mezar taş

Beraber ağlıyor (****[5]) hüsran-ı İslâm’a.

Mezar taşımla pür-emvat enîndar o mezarımla

Revanım saha-i ukba-yı ferdâma.

Yakînim var ki istikbal semavatı, zemin-i Asya

Bâhem olur teslim, yed-i beyza-yı İslâm’a.

Zira yemin-i yümn-ü imandır

Verir emni eman ile enama…

(Sözler, Lemeat, Eddai)


Eski Said’in matbu “Lemaat” başındaki acib imzası az tağyir ile şimdiki halime ve yetmişinci sene-i ömrüme tam muvafık gelmesi cihetiyle yazdım. Münasip görseniz hem müdafaatın hem Meyve’nin hem küçük mektupların âhirinde imza yerinde yazarsınız. İşte o garib imza, gelen üç buçuk satırdır:

اَلدَّاعٖى

Yıkılmış bir mezarım ki yığılmıştır içinde Said’den altmış dokuz emvat bâ-âsam (*[6]) âlâma

Yetmişinci olmuştur o mezara bir mezar taşı, beraber ağlıyor hüsran-ı İslâm’a

Ümidim var ki istikbal semavatı zemin-i Asya, bâhem olur teslim yed-i beyza-i İslâm’a

Zira yemin-i yümn-ü imandır, verir emn-ü eman ü emniyeti enama.

(Şualar, 13. Şua, Eddai)


Sâniyen: O matbu eserin yüz beşinci sahifeden tâ yüz dokuza kadar parçaya dikkatle baktım. O zamanda aşâire ders verdiğim o sualler ve cevaplar vaktinde mühim bir veli içlerinde bulunuyormuş. Benim de haberim yok. O makamda şiddetli itiraz etti.

Dedi: “Sen ifrat ediyorsun, hayali hakikat görüyorsun, bizi de tahkir ediyorsun. Âhir zamandır, gittikçe daha fenalaşacak.”

O vakit, ona karşı matbu kitapta böyle cevap vermiş:

Herkese dünya terakki dünyası olsun, yalnız bizim için mi tedenni dünyasıdır? Öyle mi? İşte ben de sizinle konuşmayacağım, şu tarafa dönüyorum; müstakbeldeki insanlarla konuşacağım.

Ey yüzden tâ üç yüz seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş, sâkitane benim sözümü dinleyen ve bir nazar-ı hafiyy-i gaybî ile beni temaşa eden Said, Hamza, Ömer, Osman, Yusuf, Ahmed vs. size hitap ediyorum.

Tarih denilen mazi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgraf ile sizin ile konuşuyorum. Ne yapayım acele ettim, kışta geldim. Siz inşâallah cennet-âsâ bir baharda gelirsiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaklar. Sizden şunu rica ederim ki mazi kıtasına geçmek için geldiğiniz vakit mezarıma uğrayınız. O çiçeklerin birkaç tanesini mezar taşı denilen, kemiklerimi misafir eden toprağın kapıcısının başına takınız.

(Emirdağ Lahikası-2)


Bu defa motorlu kayık içinde Eğirdir’den Barla’ya giderken denizin dehşetli emsalsiz fırtınası Leyle-i Kadirdeki dehşetli hastalık gibi zahmet noktasını kaldırıp büyük bir rahmete vesile olduğunu sizlere müjde veriyorum.

Altı arkadaş ile beraber şehit olmak, yedi ihtimalden altı ihtimal ile deniz bize geniş bir kabir olmak için zemin hazırlandı. Fakat o hal altında mükerrer tecrübelerle yağmurun Risale-i Nur’la alâkadarlığı ve şimdi çok zamandır yağmura şiddetli ihtiyaç olduğu bu zamanda, Risale-i Nur’un gizli düşmanlarının tehlikesinden ve geniş planından kurtulmasına bir işaret olarak o dehşetli haletimiz bir sadaka-i makbule hükmüne geçtiği remziyle, o rahmet-i İlahîden gelen emr-i Rahmanîyi imtisalindeki iştiyak ile yağmurun bir annesi olan bu deniz, o rahmete dair emr-i İlahîyi gayet heyecanla ve iştiyak ile acelelik ile getirmek için bir şefkat tokadı nevinden Nur talebeleri olan bizim başımızı tokat ile yüzümüzü ve gözümüzü yağmurla okşadı. Biz bu haleti zahiren hiddet, manen şefkatkârane okşamak nevinde gördük.

Ben daha fırtına ve yağmur başlamadan evvel hiss-i kable’l-vuku ile hazine-i rahmete bir anahtar olacak dehşetli ve heyecanlı bir musibet hissettiğimden mütemadiyen Cevşen’i ve Şah-ı Nakşibend’in virdini okuyordum. Denizin o dehşeti içinde kemal-i şevk ile o mübarek denizi kabir olarak kabul ediyordum. Böyle kaza ile vefat eden şehit hükmünde olduğu gibi şehit de veli hükmünde olmasından altı arkadaşıma acımadım. Yalnız içinde bulunan çocuğa bir parça acıdım. O kayığın makinesi bozulduğu ve yelkeni de rüzgâr onun aksiyle geldiği için fayda vermediğini ve denizin mevcleri de pek büyük; evvela kayığa ve zahiren bize hücum etmesiyle beraber kayığın içine girmediği için kemal-i sabır ve şükürle karşıladık ve salimen sahile çıktık. ‌اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلٰى كُلِّ حَالٍ dedik.

(Emirdağ Lahikası-2)


Birden sıkıntıdan ne vakit tünel bitecek diye başımı çıkarıp ileriye baktım. Gördüm ki tünel kapısı yerine çok delikler görünüyor. O uzun şimendiferden o deliklere adamlar atılıyorlar. Bana mukabil bir delik gördüm. İki tarafında iki mezar taşı dikilmiş. Merak ile dikkat ettim. O mezar taşında büyük harflerle “Said” ismi yazılmış gördüm. Teessüf ve hayretimden “Eyvah!” dedim. Birden o han kapısında bana nasihat eden zatın sesini işittim. Dedi: “Aklın başına geldi mi?” Dedim: “Evet geldi fakat kuvvet kalmadı, çare yok.” Dedi: “Tövbe et, tevekkül et.” Dedim: “Ettim!”

Ayıldım… Eski Said kaybolmuş. Yeni Said olarak kendimi gördüm.

(23. Söz)

İlgili Resimler/Fotoğraflar

Said Nursi'nin Ölüm Belgesi


Said Nursi'nin 1960'ta Urfa'da ilk gömüldüğü yer


Said Nursi'nin 1960'ta Urfa'da ilk gömüldüğü yer (2)


Said Nursi'nin Urfa'da ilk gömüldüğü yerin (makam) bugünkü hali


Urfa'daki makamının yanındaki çeşme


Urfa'daki makamında yer alan açıklama


Naaşının Urfa'dan nakli için kardeşi Abdülmecid Nursi'den zorla alınan muvafakatname


Bediüzzaman'ın naaşının Urfa'daki kabrinden çıkarıldığına dair resmi yazı


Bediüzzaman'ın naaşının Isparta'ya nakline dair resmi yazı


Said Nursi Mezar Isparta.jpg

Said Nursi'nin 1960-1969 yılları arasında Isparta Doğancı mezarlığında gömülü olduğu yer


Said Nursi'nin 1969-1991 yılları arasında Savköy Dalboyunoğlu camisinin yanında gömülü olduğu yer (ortadaki kabir)


Said Nursi'nin talebeleri tarafından 1991'de nakledildiği yerdeki kabri (Başında dua edenler Bediüzzaman'ın kardeşi Abdülmecid Ünlükul, Avukat Bekir Berk ve 3. bir kişi) (halihazırda burada olup olmadığı kesin değildir)

İlgili Maddeler

İlgili Kategoriler

  • Kabir Konumları: Risale-i Nur'da bahsi geçen kişilerin kabirlerinin yerleri listesi

Kaynakça

  1. Ömer Özcan, Ağabeyler Anlatıyor, 1. Cilt
  2. https://www.youtube.com/watch?v=_GRdwCkL-tQ&t=796s
  3. Bu kıta, onun imzasıdır.
  4. Her senede iki defa cisim tazelendiği için iki Said ölmüş demektir. Hem bu sene Said yetmiş dokuz senesindedir. Her bir senede bir Said ölmüş demektir ki bu tarihe kadar Said yaşayacak.
  5. Yirmi sene sonraki bu şimdiki hali, hiss-i kable’l-vuku ile hissetmiş.
  6. Günahlar demek.