Maidet-ül Kur'an

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Bu risaleyi okumak için Maidet-ül Kur'an okuma sayfasına gidin.

Maidet-ül Kur'an Risale-i Nur talebelerinden Ahmed Feyzi Kul'un ayet ve hadislerden Risale-i Nur'a dair yaptığı cifir ilmine müstenid bazı istihraçları bir araya getirdiği eserdir. Bediüzzaman Hazretleri de görmüş, okumuş ve tasdik etmiştir. Hattâ Üstad tarafından bu risale bazı ta’dil ve tashihlerden sonra, 1946-1948’lerde teksir makinesiyle ve İslâm harfleriyle neşredilen Tılsımlar Mecmu­ası adlı kitabın âhirine ilhak edile­rek neşrettirilmiştir. Lâkin 1948’de vukua gelen Afyon Mahke­mesi savcı ve hâ­kimleri veya onun ehl-i vukufu Mâidet-ül Kur’an ese­rini, rapor ve iddiana­melerinde çok fazla mevzu ettikleri için, Hazret-i Üstad Afyon Hap­sinden sonra onu Tılsımlar Mecmuası’nın arkasın­dan ayırmış ve umumî neşirden kaldırmıştır.[1][2]

Bilgiler[düzenle]

Müellifi: Ahmed Feyzi Kul

Diğer İsimleri: Maidetü'l-Kur'an Hazinetü'l-Bürhan (Kur'an Sofrası ve Burhan Hazinesi), Tılsımlar Mecmuasının Zeyli

Telif Yeri ve Tarihi: 1366 Ramazan ayında tahrir ve tebyizini yapmıştır.

Telif Dili: Türkçe

Telifiyle İlgili Diğer Bilgiler:

Bu Risaledeki Tevafuklar:

İçeriği[düzenle]

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği[düzenle]

Sâlisen: Haber aldım ki çok çalışan fakat ihtiyatsız Ahmed Feyzi’nin “Maidetü’l-Kur’an” başında malûm mektubumu mahkeme heyeti bahane ederek (ki Said kendi hakkındaki medihleri vesaireyi tasdik etmiş) benim mahkûmiyetime bir sebep gösterilmiş. Ben mükerrer dedim ki her şeyden evvel Ahmed Feyzi onu beyan edip ki o mektup, kendi hakkındaki mektupları kabul etmemek ve sair bir kısmını ta’dil etmek için idi, demesi lâzımken lüzumsuz onları hiddete getiren şeyleri yazmış. Ben onun bin kusurunu görsem ondan gücenmem. Fakat Nurlara zarar gelmemek için cesurane ve ihtiyatsız hareketten bir derece çekinmek lâzımdır.

(Şualar, 14. Şua)


Risale-i Nur’un avukatı ve Aydın havalisinin Hasan Feyzi’si ve o civarın bir Hüsrev’i kardeşimiz Ahmed Feyzi, üç seneden beri Sikke-i Tasdik-i Gaybî’nin Risale-i Nur’a verdiği yüzer işaret ile tasdiklerini, tam bir kat’î bürhan olarak hem hadîslerden hem âyetlerden mana ve cifir muvafakatlarıyla Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsini pek kuvvetli bir surette ispat ediyor. Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsinin bir mümessili olan Nur şakirdlerinin şahs-ı manevîsine bazı işaret-i hadîsiyeyi, Nur’un tercümanına veriyor. Hakikat ise tercüman, bir derece telif itibarıyla, o şahs-ı manevînin bir nevi mümessili olmak itibarıyladır. Yoksa haddim ve hakkım değildir ki ben o kudsî işarete medar olayım. Her ne ise…

Ben daha fazla tetkik edemedim. Onun üç buçuk senede ve onun gibi fevkalâde zeki bir kardeşimizin ince tetkikatını vaktim ve hastalığım müsaade etse tetkik ve ta’dilden sonra size gönderip ya Tılsımlar mecmuasının zeyli veya Lem’alar mecmuasına Risale-i Nur’un hakkaniyetine bir hüccet olarak yazarsınız.

O kardeşimizin Nur avukatı Ahmed Feyzi’nin incir teberrüküne mukabil, benim namıma bir Sikke-i Gaybiye mecmuasını ona gönderiniz ki incirleri bana dokunmasın. Çünkü bu âhirde kat’iyen mukabelesiz hediyeler beni hastalandırdığı, çok tecrübelerle pek kat’îleşti.

Hem o kardeşimizin iki mübarek haremi ve muhterem validesinin ve Said ve Nuri namındaki evlatlarının bana yazdıkları samimi mektuplarına mukabil hem onlara hem evlatlarına çok dua ediyorum. Öyle bir kahraman Nurcunun öyle hakikatli, muhterem dindar refikasının Nurlara fedai ve hâdim olarak verdikleri masum evlatlarını ruh u canımızla Nur’un masumlar dairesinde kabul ediyoruz. Ve Mehmed Emin ve Ali Akdağ ve Ahmed Feyzi’ye ve umum kardeşlerimize selâm ve dua ederiz.

(Emirdağ Lahikası-1)


Evvelen: Aydın havalisinin Hasan Feyzi’si ve Hüsrev’i ve Mehmed Feyzi’si ve Risale-i Nur’un manevî avukatı Ahmed Feyzi’nin üç seneden beri âlimane, müdakkikane yazdığı şu gelen istihracat-ı gaybiyeyi ve Sikke-i Tasdik-i Gaybiye’nin bir kuvvetli hücceti ve şâhidi bulunan şu ri­saleciği dikkatle mütalaa ettim. Onun tetkikatına ve Risale-i Nur’un kıy­metini tam hadîs ile âyet ile isbat etmesine karşı hayret ve istihsan ile Mâ­şallâh, Bârekâllah dedim.

Fakat bir derece tabire muhtaçtır, ayn-ı hakikattır. Fakat Said hakkında hususan son kısmın hâşiyelerinde şahsi­yetim itibariyle haddimden yüz derece ziyade bir hüsn-ü zannı ile hakikatın sureti değişmiş.

Evet hem Sikke-i Gaybiye hem onun yazdığı âyetler ve hadisler müttefikan bu asırda bir hakikat-ı nuraniyeye işaret ediyorlar ve bu asır ve bu zaman cemiyet zamanı olduğundan şahs-ı ma­nevi hükmedebilir. Hususan manevi vazifelerde maddi şahısların ehem­miyeti azdır, dağlar gibi vazifeler o zaif şahsiyetlere yükletilmez.

Bazı âyat-ı kerime ve ehadis-i şerife âhirzamanda gelecek bir müceddid-i ekberi mâna-yı işarî ile haber veriyor. Fakat o gelecek zatın ve cemiyetin üç vazifesinden hakikatta en ehemmiyetlisi olan ve zâhiren en küçüğü gö­rünen imanı kurtarmak ve hakaik-i imaniye-yi güneş gibi göstermek vazi­fesini Risale-i Nur ve şakirdlerinin şahs-ı manevisi tam yaptıkların­dan o gelecek zata dair haberleri ve işaretleri Risale-i Nur’un şahs-ı ma­nevisine hatta bazen tercümanına da tatbike çalışmışlar ve Şeriatı ihya ve hilafeti tatbik olan çok geniş dairede hükmeden bu iki mühim vazifesini nazara almamışlar. Onların kanaatları onların risale-i Nur’dan istifade ci­hetine faidelidir, zararsızdır; fakat Nur’un mesleğindeki ihlasa ve hiçbir şeye alât olmamasına ve dünyevi ve manevi makâmâtı aramamasına za­rar ver­diği gibi, Nurların muarızları her taifenin hususan siyasi taifenin tenki­dine ve hücumuna vesile olabilir. Onun için ben bu müdakkik kardaşımızın risaleciğinin bir kısmını ve bazı cümlelerini kaldırmakla bir parça ta’dil ettim. Siz tam ta’dilat yapınız ve size gönderdim. Tılsımlar Mecmuasının âhirinde yazılsın. Bâki kalan kısmını da şahsıma ait kıs­mını kaldırıp, bakiyesini ta’dil ederek belki size göndereceğiz. Bu münase­betle bugünlerde ruhuma gelen bir ihtarı kalbimle gördüğüm bir mânayı beyan edeceğim ki, kardaşım Ahmet Feyzi benden gücenmesin. Şöyle ki:

Nurları fütühatını kalben temaşa ederken bazı has kardaşlarımızın Nu­run tercümanına verdikleri makam noktasında baktım; o makama nisbeten fütuhat az olmasından o makamın şerefi için bir hırs ile vazife-i İlahiyeye karışmak gibi şekva geldi. Binler derece şükür ve sırf rıza-yı İlahi noktasında bazı biçarelerin Nurlarla imanlarını kurtarmak cihetiyle binler hamd, sena ve şükür lâzımken bir teşekki ve sıkıntı geldi.

Sonra mahviyet ve terk-i enaniyet ve ihlas-ı tam ile aynı vaziyete baktım gör­düm ki, o fütühatta binler hamd ve sena ve teşekkür ve manevi sürur ve sevinç ruhuma geldi. Ben o halde iken anladım ki makamat-ı maneviye dahi mesleğimizde mevzu-u bahis olmamalı. Eğer bazı has kardeşlerimin hakkımdan yüz derece ziyade bana verdikleri hisse ve makam hakikat olsa ve hakkım da olsa mezkûr hakikat için bırakmağa meslek-i Nuriyedeki ihlas-ı tamme bırakmağa mecbur eder.

Said Nursi

Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler[düzenle]

İlgili Maddeler[düzenle]

Kaynakça[düzenle]

  1. http://www.ittihad.com.tr/maidet-ul-kuran-ve-hazinet-ul-burhan/
  2. Risale-i Nur’un Kudsi Kay­nakları- A. Badıllı