Ayasofya Camii

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Ayasofya2.png

Büyük Ayasofya Camii bu kahraman milletin ebedî bir medar-ı şerefi ve Kur’an ve cihad hizmetinde dünyada pırlanta gibi pek büyük bir nişanı ve kılınçlarının pek büyük ve antika bir yadigârıdır. İstanbul'da 532-537 yılları arasında bir katedral (kilise) olarak inşa edilmiş, 1453 yılında Fatih'in İstanbul'u fethinden sonra cami yapılmış, Mustafa Kemal'in cumhurbaşkanlığı döneminde 1934 yılında müzeye dönüştürülmüştür. Bediüzzaman bu zalimce dönüştürmeyi Ayasofya'nın puthane yapılması olarak nitelemiş ve içindeki gayrı islami unsurları muzahrefat (süprüntü, pislik, döküntü) olarak adlandırmıştır. Ayasofya 24 Temmuz 2020 Cuma günü yeniden cami olarak ibadete açılmıştır. Eski Said döneminde Bediüzzaman'ın Ayasofya'daki konuşmasını elli bin adam takdir ile dinlemiştir. Risale-i Nur'un serbest bırakılıp devlet eliyle basılması, Doğu'da dini ve müspet ilimlerin beraber okutulduğu bir üniversitenin açılması (Medresetüzzehra) ve tevafuklu Kur'an'ın basılmasıyla birlikte Bediüzzaman'ın hayatında takip ettiği en mühim gayelerden birisi Ayasofya'nın yeniden camiye çevrilmesi olmuş ve 1950'li yıllarda devrin başbakanı Menderes'e bunu yapmasını şiddetle tavsiye etmiş ve bununla büyük bir kuvvet kazanacağını söylemiştir. İnşasını izleyen 1000 yıl boyunca dünyanın en büyük katedrali unvanına sahip olmuştur. Mimar Sinan binayı desteklemesi için payandalar eklemiş ve Bediüzzaman'ın misallerinde zikrettiği ve Bizans döneminde bir defa yıkılmış kubbesi Mimar Sinan'ın takviyesinden sonra hiç çökmemiştir. Bediüzzaman 1922'de Ankara'ya Mustafa Kemal'in davetiyle gittiğinde Reisin Meclisteki odasında Mustafa Kemal'e Ayasofya'yı misal verdiği nasihatlarda bulunmuştur.

Coğrafi Bilgiler[düzenle]

Niteliği: Cami

Nüfus (yıl): -

Yüzölçümü (m2): 7.500

Diğer İsimleri: Ayasofya-i Kebîr Câmi-i Şerîfi

Kıta: Avrupa

Ülke: Türkiye

Vilayet/Eyalet: İstanbul

İlçe/Kasaba: Fatih

Mahalle/Köy: -

Harita konumu: [[1]]

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği[düzenle]

Hem bu kahraman milletin ebedî bir medar-ı şerefi ve Kur’an ve cihad hizmetinde dünyada pırlanta gibi pek büyük bir nişanı ve kılınçlarının pek büyük ve antika bir yadigârı olan Ayasofya Camii’ni puthaneye ve Meşihat Dairesini kızların lisesine çeviren bir adamı sevmemek bir suç olması imkânı var mı?

(Şualar, 14. Şua)


Hâşiye: Eskilerin lüzumsuz, keyfî kanunları ve sû-i istimalleri neticesiyle, belki de tahrikleriyle zuhur eden Ticanî Meselesini ve ağır cezalarını dindar Demokratlara yüklememek ve âlem-i İslâm nazarında Demokratları düşürmemenin çare-i yegânesi kendimce böyle düşünüyorum:

Nasıl ezan-ı Muhammediyenin (asm) neşriyle Demokratlar on derece kuvvet bulduğu gibi öyle de Ayasofya’yı da beş yüz sene devam eden vaziyet-i kudsiyesine çevirmektir. Ve âlem-i İslâm’da çok hüsn-ü tesir yapan ve bu vatan ahalisine âlem-i İslâm’ın hüsn-ü teveccühünü kazandıran, bu yirmi sene mahkemeler bir muzır cihetini bulamadıkları ve beş mahkeme de beraetine karar verdikleri Risale-i Nur’un resmen serbestiyetini dindar Demokratlar ilan etmelidirler. Tâ bu yaraya bir merhem vurmalı. O vakit âlem-i İslâm’ın teveccühünü kazandıkları gibi başkalarının zalimane kabahati de onlara yüklenmez fikrindeyim.

(Emirdağ Lahikası 2)


Ankara’ya bu defa geldiğimin mühim bir sebebi, İslâmiyet’e ciddi taraftar Dâhiliye Vekili Namık Gedik’i görmek ve İslâmiyet’in kahramanı olan Adnan Bey’e ve Tevfik İleri gibi mühim zatlara bir hakikati söylemektir ki:

Hem Demokrat’a ezan-ı Muhammedî gibi çok kuvvet vermek ve Risale-i Nur’un neşrine müsaadesi gibi çok taraftar olmak ve âlem-i İslâm’ı, hattâ bir kısım Hristiyan devletlerini de memnun etmek için Ayasofya’yı muzahrefattan temizleyip ibadet mahalli yapmaktır. Ben ise bu mesele için otuz sene siyaseti terk ettiğim halde, bu nokta hatırı için Namık Gedik’i görmek istedim ve geldim. Adnan Bey, Namık Gedik ve Tevfik İleri gibi zatların hatırı için başka yere gitmedim.

(Emirdağ Lahikası 2)


Nasıl ki mesela, Ayasofya kubbesindeki taşlar, eğer mimarının emrine ve sanatına tabi olmazlarsa her bir taşı, Mimar Sinan gibi dülgerlik sanatında bir mahareti ve sair taşlara hem mahkûm hem hâkim olmak, yani “Geliniz, düşmemek, sukut etmemek için baş başa vereceğiz.” diye bir hüküm sahibi olması lâzımdır.

Öyle de binler defa Ayasofya kubbesinden daha sanatlı, daha hayretli ve hikmetli olan masnuattaki zerreler, kâinat ustasının emrine tabi olmazlarsa her birine Sâni’-i kâinat’ın evsafı kadar evsaf-ı kemal verilmesi lâzım gelir.

(Sözler, 30. Söz)


Bir saatten ki timsali Ayasofî kadardır. Bir sineğin hilkati hayret-fezadır filden, o mahluk-u bîfasal.

(Sözler, Lemeat)


Mesela Ayasofya Camii, ehl-i fazl ve kemalden, mübarek ve muhterem zatlarla dolu olduğu bir zamanda, tek tük, sofada ve kapıda haylaz çocuklar ve serseri ahlâksızlar bulunup caminin pencerelerinin üstünde ve yakınında ecnebilerin eğlence-perest seyircileri bulunsa bir adam o cami içine girip ve o cemaat içine dâhil olsa; eğer güzel bir sadâ ile şirin bir tarzda Kur’an’dan bir aşır okusa o vakit binler ehl-i hakikatin nazarları ona döner, hüsn-ü teveccühle, manevî bir dua ile o adama bir sevap kazandırırlar. Yalnız, haylaz çocukların ve serseri mülhidlerin ve tek tük ecnebilerin hoşuna gitmeyecek.

(Mektubat, 29. Mektup, 6. Kısım, 1. Desise)


Sonra gider Ayasofya gibi gayet muazzam bir camiye, cuma gününde dâhil olur. O cemaat-i müslimînin, bir adamın sesiyle kalkar, eğilir, secde ederek oturduklarını müşahede eder. Manevî ve semavî kanunların mecmuundan ibaret olan şeriatı ve şeriat sahibinin emirlerinden gelen manevî düsturlarını anlamadığından, o cemaatin maddî iplerle bağlandığını ve o acib ipler onları esir edip oynattığını tahayyül ederek en vahşi insan suretindeki canavar hayvanları dahi güldürecek derecede maskaralı bir fikirle çıkar, gider.

(Lemalar, 23. Lema)


İkinci Temsil: Mesela, Ayasofya gibi kubbeli bir caminin kubbesindeki taşlarını durdurmak vaziyeti ve muallakta durdurması, bir ustaya verilse o vaziyeti onlara kolayca verebilir.

Eğer o vaziyete girmesi, taşlara havale edilse her bir taş umum taşlara hem hâkim-i mutlak, hem mahkûm-u mutlak olmak lâzım gelir. Tâ ki birbirine baş başa verip muallakta durabilsinler. O halde o ustanın kolayca gördüğü işini görmek için yüz usta kadar, yüz derece işinden daha ziyade işler görülecek, sonra o vaziyetler alınacak.

(Lemalar, 30. Lema)


Eğer eşya kendi nefislerine isnad edilirse her bir zerreye bir uluhiyet lâzımdır. Mesela, Ayasofya’nın bânisi inkâr edildiği takdirde, her bir taşı bir Mimar Sinan olması lâzım geliyor.

(Mesnevi-i Nuriye, Katre)


Hiç mümkün müdür ki böyle haddinden yüz derece ziyade teveccüh-ü âmmeye mazhar ve bir nutuk ile binler adamı itaate getiren ve bir makaleyle binlerle insanları İttihad-ı Muhammedî (asm) Cemiyetine iltihak ettiren ve Ayasofya Camii’nde elli bin adama takdir ile nutkunu dinlettiren bir adam, üç sene Emirdağı’nda çalışsın, yalnız beş on adamı kandırsın ve âhiret işini bırakıp siyaset entrikaları ile uğraşsın. Yakın olduğu kabrine nurlar yerine lüzumsuz zulmetler doldursun. Hiç kabil midir? Elbette şeytan dahi bunu kimseye kabul ettiremez.

(Tarihçe-i Hayat, Afyon hayatı)

Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler[düzenle]

İlgili Resimler/Fotoğraflar[düzenle]

Ayasofya3.jpg

İlgili Maddeler[düzenle]

Kaynakça[düzenle]