Anglikan Kilisesi
Anglikan Kilisesi veya İngiltere Kilisesi İngiltere ve Kraliyet Bağımlılıklarında yerleşik Hıristiyan kilisesi olup Anglikan mezhebinin ana merkezidir. 1534 yılında, İngiltere Kilisesinin VIII. Henry'nin önderliğinde Papalık'ın otoritesini reddetmesi üzerine ortaya çıkmıştır. Kendisini Protestanlığın iki kolu olan Lutheranizm ve Kalvinizm arasında bir orta yol olarak tanımlar ve daha sonra hem Reformcu hem de Katolik bir mezhep olarak tanımlanmıştır. Aldığı kararların Birleşik Krallık Parlamentosu tarafından onaylanması kuralı vardır.[1]
Osmanlının 1. Dünya savaşını kaybetmesinin ardından imzalamak zorunda kaldığı Mondros Mütarekesinden (30 Ekim 1918) ve bunun üzerine İngilizlerin işgal etmek üzere İstanbul'a gelmesinden (13 Kasım 1918) çok kısa bir süre, 21 Aralık 1918 tarihinde Anglikan Kilisesi İlim heyetinden Arthur Bouthwood imzasıyla Osmanlı meşihat (Şeyhülislamlık) dairesine bir mektup geldi. Mektupta İslam dinine dair 4 veya 6 soru sorulmuş ve 600 veya 30.000 kelime ile cevap istenmişti. Şeyhülislamlık bu sorulara cevap verilmesi için Darü’l Hikmet’il İslamiyeyi görevlendirdi. Bu kurum da üyelerin her birinden ayrı ayrı cevap hazırlamalarını istedi. Buna bazı İslam alimleri cevap hazırladı. İzmirli İsmail Hakkı tarafından hazırlanan eser kiliseye verilecek cevap olarak kabul edildi ama Osmanlı Devletinin yıkılışı nedeniyle cevap kiliseye iletilemedi. TBMM Hükümeti döneminde bu çalışma yayınlandı. Resmi makamlardan bağımsız olarak, Abdülaziz Çaviş de bir eser yazarak cevaplar verdi. Ahmed Rasim Avni, Alemdar gazetesinde 11 Eylül 1919’da yayınlanan “Anglikan Encümen-i İlmiyesine Cevab” başlıklı yazısında Anglikan Kilisesi’nin sorduğu sorulara vereceği cevapların bu gazete tarafından tefrika halinde yayınlanmasını rica etti.[2]
Bediüzzaman Said Nursi ise ayağını boğazımıza bastığı anda küçümseyerek bu soruları soranlara karşı cevap vermek yerine yüzlerine tükürmek, hilelerine karşı küsmekle sükût etmek ve inkârına karşı da tokmak gibi susturucu bir cevap vermek gerektiğini söyledi. Anglikan kilisesine hitaben değil, hakperest bir adama hitaben çok kısa cümlelerle verdiği cevapları risalelerine aldı. İstanbul'un işgali sırasında neşrettiği küçük hacimli Hutuvat-ı Sitte adlı eserini matbaada bastırıp neşrederek İngilizlerin tüm hilelerini göz önüne serip özellikle İstanbul kamuoyunun İngilizlere karşı duruşuna büyük tesir etti. Hatta başka bir eserinde İngilizlerin işgalinde bu tarzda karşılık vermesine ve bu durumda tehlikenin çok büyük olmasına rağmen Kur’an'ın korumasının kendisine kâfi geldiğini misal vererek korku damarının yanlışlığını ders verdi. Afyon mahkemesinde Bediüzzaman'ın neşrettiği bazı risaleleri şimdiki kanun-u medeniye uygun gelmediği gibi çeşitli bahanelerle toplatmak isteyen mahkemeye karşı gerekirse zararlı tevehhüm edilen miras, tesettür, bankaya dair bir satır ve Anglikan kilisesine karşı yazılan bir satır gibi parçaların çıkartılarak kalan kısmın neşrine izin verilmesi için Bediüzzaman Bakanlar Kuruluna hitaben bir yazı neşretti.
Bilgiler
Diğer İsimleri: İngiltere Kilisesi
Kuruluş Yeri ve Tarihi: 1534 yılında, İngiltere Kilisesinin VIII. Henry'nin önderliğinde Papalık'ın otoritesini reddetmesi üzerine ortaya çıkmıştır.[1]
Kurucu(lar):
Kimlerden Oluştuğu:
Âkıbeti: Halen aktiftir
Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği
Anglikan Kilisesine Cevap
Bir zaman bîaman İslâm’ın düşmanı, siyasî bir dessas, yüksekte kendini göstermek isteyen vesvas bir papaz, desise niyetiyle hem inkâr suretinde
Hem de boğazımızı pençesiyle sıktığı bir zaman-ı elîmde pek şematetkârane bir istifham ile dört şey sordu bizden.
Altı yüz kelime istedi. Şematetine karşı yüzüne “Tuh!” demek, desisesine karşı küsmekle sükût etmek, inkârına karşı da
Tokmak gibi bir cevab-ı müskit vermek lâzımdı. Onu muhatap etmem. Bir hakperest adama böyle cevabımız var. O dedi birincide:
“Muhammed aleyhissalâtü vesselâm dini nedir?” Dedim: İşte Kur’an’dır. Erkân-ı sitte-i iman, erkân-ı hamse-i İslâm, esas maksad-ı Kur’an. Der ikincisinde:
“Fikir ve hayata ne vermiş?” Dedim: “Fikre tevhid, hayata istikamet. Buna dair şahidim:
Der üçüncüsünde: “Mezahim-i hazıra nasıl tedavi eder?” Derim: “Hurmet-i riba hem vücub-u zekâtla. Buna dair şahidim: يَمْحَقُ اللّٰهُ الرِّبٰوا da.
وَاَحَلَّ اللّٰهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبٰوا
وَاَقٖيمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ
Der dördüncüsünde:
“İhtilal-i beşere ne nazarla bakıyor?” Derim: Sa’y, asıl esastır. Servet-i insaniye, zalimlerde toplanmaz, saklanmaz ellerinde.
Buna dair şahidim:
لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰى
(Yüz mâşâallah bu cevaba.)
Bir zaman İngiliz Devleti, İstanbul Boğazı’nın toplarını tahrip ve İstanbul’u istila ettiği hengâmda; o devletin en büyük daire-i diniyesi olan Anglikan Kilisesinin başpapazı tarafından Meşihat-ı İslâmiyeden dinî altı sual soruldu. Ben de o zaman Dârülhikmeti’l-İslâmiyenin azası idim. Bana dediler: “Bir cevap ver. Onlar altı suallerine, altı yüz kelime ile cevap istiyorlar.”
Ben dedim: “Altı yüz kelime ile değil, altı kelime ile de değil, hattâ bir kelime ile dahi değil; belki bir tükürük ile cevap veriyorum! Çünkü o devlet, işte görüyorsunuz; ayağını boğazımıza bastığı dakikada, onun papazı mağrurane üstümüzde sual sormasına karşı, yüzüne tükürmek lâzım geliyor. Tükürün o ehl-i zulmün o merhametsiz yüzüne!” demiştim. Şimdi diyorum:
Ey kardeşlerim! İngiliz gibi cebbar bir hükûmetin istila ettiği bir zamanda, bu tarzda matbaa lisanıyla onlara mukabele etmek, tehlike yüzde yüz iken, hıfz-ı Kur’anî bana kâfi geldiği halde; size de yüzde bir ihtimal ile ehemmiyetsiz zalimlerin elinden gelen zararlara karşı, elbette yüz derece daha kâfidir.
HEYET-İ VEKİLEYE GAYET EHEMMİYETLİ BİR RİCAM VAR:
Risale-i Nur’dan “Siracünnur” namındaki üç yüz sahifeden ziyade mecmuanın âhirinde ve aslı çok zaman evvel yazılan ve on beş sahife kadar olan ve Heyet-i Vekilece o mecmuanın toplanmasına vesile bulunan Beşinci Şuâ, herkese hususan musibetzedelere ve ihtiyarlara ve imanda şüphelere düşenlere pek çok faydaları tahakkuk eden Siracünnur’dan, o zararlı tevehhüm edilen parçayı çıkarıp yasak ederek, mütebâki üç yüz sahifenin neşrine izin verilmesini ve tesellisinden tam istifade eden bütün musibetzedeler ve ihtiyarlar ve iman hakikatlerine muhtaçlarla beraber Heyet-i Vekileden rica ederiz.
Hem dört yüz sahifelik Zülfikar’da otuz sene evvel Avrupa feylesoflarına karşı yazılan irsiyet ve tesettür hakkındaki iki âyetin tefsiri iki sahife hem otuz sene evvel tabedilen İşaratü’l-İ’caz’da اَحَلَّ اللّٰهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبٰوا âyetine dair yazılan, bankaya dair bir satır ve hem otuz sene evvel ben Dârülhikmette iken İngiltere’nin Anglikan Kilisesinin Başpapazının Meşihat-ı İslâmiyeden sorduğu altı sual içinde bir satır kadar yazılan yazıların kaldırılarak şimdiki kanun-u medeniye uygun gelmediği –iki sahife bir satır– bahanesiyle müsadere edilen ve âlem-i İslâm’ca çok tahsin ile çok menfaati bilfiil görülen ve üç rükn-ü imanîyi hârika bir tarzda ispat eden o Zülfikar mecmuamızı iade etmesini rica edip istiyoruz ve hakkımızdır. Bir mektupta beş kelime sansür edilse bâki kısmına izin verilmesi gibi biz de kanunen ehemmiyetli bu hakkımızı isteriz. Ve hakkımızda habbeleri kubbeler yapanların zulmünden kurtarılmamızı, millet ve vatan ve asayişe Nurlarla hizmet eden Kur’an ve iman-perverlerle beraber talep ederiz.
Said Nursî
(14. Şuâ)
2- Savcılık Makamının “Mevzudur.” diye gayr-ı ilmî iddia ettiği hadîsin hadîs kitaplarında sahih olduğu; hadîs âlimlerinin kabulüyle ve hürriyetten evvel Meşrutiyet devri ulemasına Japonya’nın ve İngiltere Anglikan Kilisesinin sorduğu sualler münasebetiyle, o devrin allâmeleri olan İstanbul âlimleri, Bedîüzzaman olan müellif-i muhtereme sorarak, şimdi ismi Beşinci Şuâ olan eserde görülmekte olan o zamanki bu hadîsin tevilen cevaplarını o ehemmiyetli âlimlerin kabul edip itiraz edememeleriyle sahih olduğu kat’î sabittir.
(14. Şuâ)
“Harb-i Umumî’de mağlubiyetimizden dolayı fazla müteessir olduğunuzu görüyoruz.” diyenlere cevaben==
Ben kendi elemlerime tahammül ettim fakat ehl-i İslâm’ın eleminden gelen teellümat beni ezdi. Âlem-i İslâm’a indirilen darbelerin, en evvel kalbime indiğini hissediyorum. Onun için bu kadar ezildim. Fakat bir ışık görüyorum ki o elemlerimi unutturacak inşâallah diyerek tebessüm eylerdi.
İstanbul’da en büyük ve en ehemmiyetli ve tesirli hizmet-i vataniye ve milliyesinden birisi de “Hutuvat-ı Sitte” adlı eseriyle gaddar zalimlerin yüzlerine tükürüp izzet-i diniyeyi ve şeref-i İslâmiyeyi muhafaza etmesidir. İstanbul’un yabancılar tarafından işgali sıralarında, İngiliz Anglikan Kilisesinin Meşihat-ı İslâmiyeden sorduğu altı sualine, altı tükürük manasında verdiği makul ve sert cevapları, onun derece-i cesaret ve kemalât ve şecaatini fiilen göstermektedir. “Hutuvat-ı Sitte”yi neşrettiği zaman, Çanakkale’de muharebe oluyordu. İstanbul’un işgalini müteakip İngiliz Başkumandanına bu eser gösterilir ve Bedîüzzaman’ın bütün kuvvetiyle aleyhte bulunduğu kendisine ihbar edilir. O cebbar kumandan, idam kararıyla vücudunu ortadan kaldırmak istedi ise de fakat kendisine, Bedîüzzaman idam edilirse bütün Şarkî Anadolu İngiliz’e ebediyen adâvet edeceği ve aşiretler her ne pahasına olursa olsun isyan edecekleri söylenmesi üzerine bir şey yapamaz.
İstanbul’da İngilizler desiseleriyle Şeyhülislâmı ve diğer bazı ulemayı lehlerine çevirmeye çalışmalarına mukabil, Bedîüzzaman “Hutuvat-ı Sitte” adlı eseri ve İstanbul’daki faaliyeti ile; İngiliz’in âlem-i İslâm ve Türkler aleyhindeki müstemlekecilik siyasetini ve entrikalarını, tarihî düşmanlığını etrafa neşrederek Anadolu’daki Millî Kurtuluş Hareketi’ni desteklemiş, bu hususta en büyük âmillerden birisi olmuştu.
Bu hizmetine dair kendi ifadesinden bir parça:
Bir zaman İngiliz Devleti, İstanbul Boğazı’nın toplarını tahrip ve İstanbul’u istila ettiği hengâmda; o devletin en büyük daire-i diniyesi olan Anglikan Kilisesinin Başpapazı tarafından Meşihat-ı İslâmiyeden dinî altı sual soruldu. Ben de o zaman Dârülhikmeti’l-İslâmiyenin azası idim. Bana dediler: “Bir cevap ver. Onlar altı suallerine, altı yüz kelime ile cevap istiyorlar.” Ben dedim: “Altı yüz kelime ile değil, altı kelime ile değil, hattâ bir kelime ile değil; belki bir tükürük ile cevap veriyorum! Çünkü o devlet, işte görüyorsunuz ayağını boğazımıza bastığı dakikada, onun papazı mağrurane üstümüzde sual sormasına karşı, yüzüne tükürmek lâzım geliyor. Tükürün o ehl-i zulmün o merhametsiz yüzüne!..” demiştim.
Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler
İlgili Resimler/Fotoğraflar
İlgili Maddeler/Kategoriler
- Randall Davidson: Anglikan Kilisesinin bu mektubu gönderdiği dönemdeki başpiskoposu
- Hutuvat-ı Sitte: İstanbul İngilizler tarafından işgal edildiğinde Bediüzzaman'ın neşrettiği ve işgalcilerin hilelerini göz önüne seren eseri
- Darü'l Hikmeti'l İslamiye: Anglikan kilisesi baş papazının gönderdiği soruları cevaplamasını için meşihatın görevlendirdiği İslami ilim heyeti
- Anglikan Kilisesinin Meşihat Dairesine Mektup Göndermesi: 21 Aralık 1918 tarihinde Anglikan Kilisesinden Osmanlı Şeyhülislamlık İslam dinine dair cevaplanması istenen soruları içeren bir mektup gönderilmesi.
- İstanbul'un İşgali: Osmanlının 1. Dünya savaşını kaybetmesinin ardından İngilizlerin İstanbul'u 3 Kasım 1918 - 4 Ekim 1923 tarihleri arasında işgali