-alud
-âlûd veya -âlûde, sonuna geldiği kelimeye "bulaşan, bulaşmış" anlamı katarak Farsça usulüyle birleşik sıfat yapan Farsça bir sonektir.
Bilgiler
Kökeni olan Farsça fiil ve anlamı: Aluden (آلودن): bulaşmak
Risale-i Nur'da Bu Eki Taşıyan Kelimeler, Anlamları ve Örnek Cümleler
- Aczâlûd: Acz ile karışık
Acz-âlûd, fakr-pişe olan insanî bir sultan gibi, acz ve ihtiyaç için memurları şerik-i saltanat etmiş değildir. (22. Söz)
- Bekaâlûd: Beka ile karışık
...şu insancık onlara iktidaen o Rahman-ı Zülkemal'in, o Rahîm-i Zülcemal'in bâr-gâh-ı huzurunda hayret-âlûd bir muhabbet, beka-âlûd bir mahviyet, izzet-âlûd bir tezellül içinde... (Sözler)
- Cerbezeâlûd: Cerbeze ile karışık
Görülmüyor mu ki, cerbeze-âlûd bir âşıkın nazarında, umum kâinat, birbirine muhabbet ile müncezib, rakkasane hareket edip gülüşüyor... (Münazarat)
- Dalaletâlûd: Sapkınlıkla karışık
Ya fakdü’l-ahbaptan gelir, yani ahbapsızlıktan, sahipsizlikten gelen karanlıklı bir hüzündür ki dalalet-âlûd, tabiat-perest, gaflet-pîşe olan medeniyetin edebiyatının verdiği hüzündür. (25. Söz)
- Evhamâlûd: Evhamla karışık
Kur'an gibi bir üstad-ı ezeliyem varken, dalalet-âlûd felsefenin ve evham-âlûd aklın şakirdleri olan o kartallara, hakikat ve marifet yolunda, sinek kanadı kadar da kıymet vermeğe mecbur değilim. (30. Söz)
- Hayalâlûd: Hayal ile karışık
Bu sırdandır ki, hakaîk-ı mücerredeye temaşa etmek için hissiyat ve hayal-âlud cumhurun nazarlarını okşayan suver-i müteşabiheden birer dürbin vaz’ edilmiştir. (Şuaâtü Mârifetin Nebîyy)
- Hayatâlûd: Hayat ile karışık
Ve mevt-âlûd hayat-ı fâniyede boğulan ehl-i ilhada karşı, bâkiyane hayat-âlûd muvakkat bir mevt-i zahirî ile galibane mukabele eder. (1. Şua)
- Hayretâlûd: Hayret ile karışık
...şu insancık onlara iktidaen o Rahman-ı Zülkemal'in, o Rahîm-i Zülcemal'in bâr-gâh-ı huzurunda hayret-âlûd bir muhabbet, beka-âlûd bir mahviyet, izzet-âlûd bir tezellül içinde... (Sözler)
- Hüzünâlûd: Hüzün ile karışık
Mahmud’ların, yani Sultan Mahmud gibi mahbûbundan ayrılmış bütün âşıkların başlarında, hüzün‑âlûd mahbuplarının nağmesinin tarzını işittiriyorlar. (Sözler)
- İfratâlûd: İfrat ile karışık
Yoksa ben bilmez değilim ki, eserlerim bâzen hem hakîkat-şiken hem nazım-şiken hem üslûb-şiken hem hayal-şiken hem hiss-şiken hem ifrat-âlûddur. (Münazarat)
- İzzetâlûd: İzzet ile karışık
...şu insancık onlara iktidaen o Rahman-ı Zülkemal'in, o Rahîm-i Zülcemal'in bâr-gâh-ı huzurunda hayret-âlûd bir muhabbet, beka-âlûd bir mahviyet, izzet-âlûd bir tezellül içinde... (Sözler)
- Lüabâlûd: Tükürükle karışık
Kuş veriyor ferhine lüab-âlûd kayyını. (Lemeat)
- Maskaraâlûd: Maskaralıkla karışık
...Müseylime'nin maskara-âlûd müzahrefat dükkânındaki kizbe, ihtiyarıyla ellerini uzatmamak... (27. Söz)
- Matemâlûd: Matemle karışık
Hem de benim gibi iktidarsızların mahcubiyetlerini izale ile meydan-ı hamiyete çıkmağa cesâret vermek için nümûne-i imtisal olmağa olan arzu... (Münazarat)
- Mevtâlûd: Ölümle karışık
“Bugün senin gark olan cesedine necat vereceğim.” unvanıyla umum firavunların tenasüh fikrine binaen cenazelerini mumyalamakla maziden alıp müstakbeldeki ensal-i âtiyenin temaşagâhına göndermek olan mevt-âlûd, ibret-nüma bir düstur-u hayatiyelerini ifade etmekle beraber, şu asr-ı âhirde o gark olan Firavun’un aynı cesedi olarak keşfolunan bir beden, o mahall-i gark denizinden sahile atıldığı gibi zamanın denizinden asırların mevceleri üstünde şu asır sahiline atılacağını, mu’cizane bir işaret-i gaybiyeyi, bir lem’a-yı i’cazı ve bu tek kelime bir mu’cize olduğunu ifade eder. (25. Söz)
- Muammaâlûd: Gizemle karışık
Böyle acib ve muamma-âlûd şu kâinatın perde-i zahiriyesi altında elbette ve elbette böyle acayip bizi bekliyor. (19. Söz)
- Nevmaâlûd: Uykuyla karışık
İşte bu nevm-âlûd nazar-ı gaflet ve fikr-i felsefe, elbette hakaik-i nübüvvete mihenk olamazlar. (24. Söz)
- Seyyiatâlûd: Günahla karışık
Beşerin şimdiki seyyiat-âlûd hırçın ruhunda, mütebessim küçük cenazeler olan suretlerin rolü ehemmiyetlidir. (Hakikat Çekirdekleri)
- Şübehatâlûd: Şüpheyle karışık
Üçüncüsü: Şübehat-âlûd hükema mesleğidir. (Nokta, Mesnevi-i N.)
- Şirkâlûd: Şirkle karışık
Nasılki bir gün gelecek, şu müsahhar zemin yüzünün zîneti olan âsâr-ı beşeriyeyi şirk-âlûd, şükürsüz görüp, çirkin bulur. (Sözler)
- Vehmâlûd: Vehimle karışık
Zira insanın vehm-âlud nazarına istikamet; ve tecavüzkâr kuva-yı selâsesine, itidal; ve isti’dadat-ı maneviyesine inkişaf verecek İlahî bir mürşid olabilir. (Şuaâtü Mârifetin Nebîyy)
- Velveleâlûd: Velvele ile karışık
O vaziyeti, pek muhteşem ve şirin velvele-âlûd bir zelzele-i raks-nüma, bir tesbihat-ı cezbe-edâ suretine çevirdiğinden; eğlence temaşası, nazar-ı ibrete ve sem'-i hikmete döndü. (Sözler)
- Zehrâlûd: Zehir ile karışık
Müseylime ve emsali, esfel-i safilîn-i hıssete düşürdüğü cihetle, meta-ı zehr-âlûdu ve sûku gayet muattal ve kesad etmiştir. (İşarat-ül İ'caz)
- Zevalâlûd: Zeval ile karışık
İşte o zeval-âlûd mülâkatlar, o elemli mecazî muhabbetler derdinden ve belasındandır ki,... (Sözler)