Şeyh Abdülbaki Küfrevi

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Abdülbaki.png

Şeyh Abdülbaki Küfrevi Üstad'ın en son ders aldığı Muhammed Küfrevi hazretlerinin oğlu olup Şeyh Abdülhadi'nin 1914'de vefatından sonra Küfrevi postuna oturmuştur. Üstad'ın eski dostlarındadır. 1. Dünya savaşında birlik ve beraberliğini sağlamak hususunda büyük gayret sarf etmiş ve isyanları önlemeye çalışmıştır. 1916'da Mustafa Kemal Paşa Bitlis'teki Küfrevi dergâhında onu ziyaret etmiş, elini öpmüş ve Kurtuluş savaşı yıllarında da hürmetkarane mektuplar yazmıştır.[1] 1925 Şeyh Said hadisesinden sonra olaylara karışmadığı halde sürgüne gönderilmiş ama Mustafa Kemal Paşa ile olan irtibatı ve ayrıca hadisedeki masumiyeti bilindiğinden kendilerine Üsküdar'da bir köşk tahsis edilmiştir ve İstanbul'da zorunlu ikamete tabi tutulmuştur.

Şahsi Bilgiler[düzenle]

Diğer İsimleri:

Doğum Yeri ve Tarihi:

Vefat Yeri ve Tarihi: İstanbul, 1943[2]

Kabrinin Yeri: Vefatında İstanbul Eyüp Sultan Mezarlığına gömülmüş, 1 yıl sonra oğlu Şeyh Nesim gördüğü rüya üzerine Bitlis'e babası Muhammed Küfrevi hz.'nin kabrinin yanına taşımıştır.[3]

Eserleri[düzenle]

Bediüzzaman Said Nursi ile Görüşmeleri[düzenle]

Üstad'ın gençlik yıllarından çok eski dostudur.

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği[düzenle]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ وَ اِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Bu musibetimizden kaçmak ve kurtulmak iki cihetle kabil değildi:

Birincisi: Kader-i İlahî kısmetimizin bir kısmını buradan bize yedirmek için her halde gelecek idik. En hayırlısı bu tarzdır.

İkincisi: Aleyhimize çevrilen dolaptan kurtulmak imkânı bulmadık. Ben hissetmiştim fakat çare yoktu. Bîçare merhum Şeyh Abdülhakîm, Şeyh Abdülbâki kurtulamadılar. Demek, bu musibette biz birbirimizden şekva etmek hem haksız hem manasız hem zararlı hem Risale-i Nur’dan bir nevi küsmektir.

(13. Şua)


Bir seneden beri, gayet dikkatle içimize casusları sokan ve safdil ve cüretkâr talebelerin ifşaatını zapt eden ve bi’l-iltizam bizi perişan ve mesleğimizden pişman etmek için her vesileyi istimal eden, hattâ aleyhimize Şeyh Abdülhakîm’i sevk ettikleri halde, onu ve Şeyh Abdülbâki’yi ve bana ara sıra itiraz eden Şeyh Süleyman’ı bizim gibi perişan eden adamlara karşı inkârlarınız ve kaçmanız, onların kanaat-i vicdaniye dedikleri düşüncelerinde beş para etmez ve Eskişehir’de dahi etmedi.

Beşinci Nokta: Biz hem burada hem Eskişehir’de tecrübe ile kat’î anladık ki: Biz, vahdet-i mesele cihetiyle tam bir tesanüde şiddetle muhtacız. Sıkıntıdan gelen gücenmekler ve titizlikler ve itirazlar, bizim perişaniyetimizi ikileştirir. Maatteessüf en ziyade güvendiğim ve itimat ettiğim, sizlerdiniz. Bazı hatırıma bir telaş geldiği vakit, İstanbul’dan gelen kâmil ve sıddık hocalar ve Kastamonu vilayetinde fevkalâde sadakat gösteren zatları tahattur ile o endişem zâil olurdu. Dikkat ediniz, küfr-ü mutlakı müdafaa eden gizli komite içinize parmak sokmasın. Benim komşudaki koğuşa parmağını soktu, beni azap içinde bıraktı.

Şimdi siz, mabeyninizde münakaşasız bir meşveret ediniz. Kararınızı kabul ederim. Fakat benim müdafaatım tâ Ankara’ya gitse ve medar-ı nazar olsa buradaki mahkeme, kurtulması mümkün olanlar hakkında kararını vermek ihtimalini hem şimdi bizimle uğraşan ve Abdülbâki ve Abdülhakîm ve Hacı Süleyman’ı nefyeden ve Yeşil Şemsi’yi tahliyeden sonra burada durduran adamlar, elbette Hâfız Mehmed ve Seyyid Şefik gibi salabet-i diniyeleri ile ve onların ölmüş reislerine ve suretine baş eğmemesiyle ve ilhad ve bid’alara taraftarlıklarını göstermemesiyle beraber, serbest bırakmamak ihtimalini de hem Risale-i Nur’un tesettür perdesinden çıkıp gayet büyük ve umumî bir meselede kendi kendine merkezlerinde mübarezesi zamanında şakirdlerini arkasında bulmak ve kaçmamakla sarsılmaz ve mağlup olmaz bir hakikate bağlandıklarını mütereddid ve mütehayyir ehl-i imana göstermesi gayet lüzumlu olduğunu dahi nazarınıza ve meşveretinize alınız. Sakın sakın birbirinizin kusuruna bakmayın; hiddet yerinde hürmet ediniz, itiraz yerinde yardım ediniz.

(13. Şua

Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler[düzenle]

Zaten sebeb-i tehcir olan hâdiseyi çıkaranlar, şimdi memleketlerindedirler. Ve kuvvetli rüesalar, aşâirlerin başındadırlar. Herkes terhis edildi. Başlarını yesin dünyalarıyla alâkam olmadığı halde, beni ve iki zat-ı âheri müstesna bıraktılar. Buna da peki dedim. Fakat o zatlardan birisi, bir yere müftü nasbolunmuş; memleketinden başka her tarafı geziyor ve Ankara’ya da gidiyor. Diğeri İstanbul’da kırk binler hemşehrileri içinde ve herkesle görüşebilir bir vaziyette bırakılmış. Halbuki bu iki zat; benim gibi kimsesiz, yalnız değiller. Mâşâallah büyük nüfuzları var. Hem… Hem…

(28. Mektup, 4. Risale, 4. Nokta


(Üstad'ın Şeyh Abdülbaki'nin oğlu Şeyh Nesim'e yazdığı mektup)

Aziz Sıddık Kardeşlerim Şeyh Nesim ve Müftüzade merhum Sadullah Efendi'nin Mahdumu,

"Evvelen: Ramazan'ınızı ve seksen sene bir ömr-ü bakiyi kazandırabilen Leyle-i Kadrinizi tebrik ile beraber, yirmi-otuz sene benim oraya, her hafta bir mektup yazmasına bedel, sizlere o şirin vatanıma ve muhterem iki büyük hanedanlarımıza iki büyük mektubum olarak, arzunuza binaen, Zülfikâr ve Asa-yı Musa namında iki kitabı gönderiyorum. Zülfikar bizzat Şeyh Nesim'de, Asa-yı Musa da Eczacı kardeşimizde bulunmakla beraber, her iki kitab, her birinize aittir. İnşaallah Risale-i Nur'dan daha mühim mecmualar, onlar gibi, tam arzunuza ve oranın istifadesine medar olmak şartıyla gönderilecek.

"Ben Bitlis'le, hususan iki hanedanınızla pek çok alakadarım. Fakat şimdiye kadar, çelik bir çember içinde bulunmak gibi, o şirin vatanımla ve o hanedanlarla alakam zahirî kesilmişti ve tam fedakâr ve nurlara benim bedelime sahip olacak bazı zatları bekliyordum. İnşaallah ikiniz o ümidimin hakikatini göstereceksiniz.

"Oralarda hayatta kalan ahbablarıma pek çok selâm edip, hususan benimle beraber, menfi müftüzade Abdülmecid hayatta mıdır? Onu çok merak ediyorum. Ve onu, merhum Sadullah Efendiyi, merhum Şeyh Abdülbaki Hazretlerini hiç unutmuyorum. Dualarımda daima hissedar ediyorum.

Elbaki Hüvelbaki

Hasta kardeşiniz ve duanıza muhtaç Said Nursi[4]

İlgili Resimler/Fotoğraflar[düzenle]

İlgili Maddeler[düzenle]

  • Şeyh Muhammed Küfrevi: Şeyh Abdülbaki'nin babası olan 19. asırda yaşamış Nakşibendiliğin Halidiye koluna bağlı bir tarikat şeyhidir.

Kaynakça[düzenle]