Ser-
Ser, Farsça "baş" demektir ve başına geldiği kelimelerle birleşik kelimeler oluşturur.
Bilgiler
Kökeni olan Farsça fiil ve anlamı: -
Risale-i Nur'da Bu Eki Taşıyan Kelimeler, Anlamları ve Örnek Cümleler
- Serapa: Baştan ayağa
Doktor Duzi'nin, baştan nihayete kadar serapa İslâmiyetiniz ve vatanınız ve dininiz aleyhinde... (Müdafaalar)
- Seraser: Baştan başa
Her bir bayram gününde resmigeçit için “Formalarınızı takıp nişanlarınızı asınız!” emrine karşı ordugâh, serâser rengârenk çiçek açmış müzeyyen bir bahçeyi temsil ettiği misillü;... (10. Söz)
- Serasker: Ordu Komutanı
En mukaddes cem’iyet, askerin cem’iyetleridir ki; umum asker silkine girenler, neferden ser-askere kadar dâhildir. (Divan-ı H. Ö.)
- Serbest: Hür (Lügat anlamı: başı bağlı)
Âdi bir esir ve başı bozuğa bedel, âlî bir padişahın has, serbest bir yaver-i askeri olursunuz. (6. Söz)
- Serdar: Başkomutan
Siz, Risale‑i Nurun tercümânı haysiyetiyle ve bu îmân hizmetinizin İslâm ufuklarında parlaması cihetiyle, bu asrın bir hidayet serdarısınız. (Emirdağ L.)
- Serdüstur: Ana düstur
Şu emsilelerdeki ser-düstur şudur: (Asar-ı B.)
- Serencam: Olaylar zinciri
Bütün kevn vâlih ü hayran düşündükçe ser-encamın (Barla L.)
- Sergardiyan: Baş gardiyan
Bu mes'elede hapishane müdürleri ve ser-gardiyanları ve belki memleketin idare müdebbirleri... (Meyve R.)
- Sergerdan: Başı dönüş, sersem (Farsça gerdan: dönen)
Madem şu bîçare perişan küremiz, sergerdan zeminimiz, bu kadar hadd ü hesaba gelmez zevi’l-hayat ile zevi’l-ervah ile ve zevi’l-idrak ile dolmuştur. (29. Söz)
- Sergerde: Başıbozuk
Der veya dedirtir: Sizi idare eden ve bana muhâsım vaziyetini alanlar - ki Anadoludaki sergerdeleridir - maksatları başkadır. Niyetleri din ve İslâmiyet değil. (Hutuvat-ı Sitte)
- Sergüzeşt: Macera
İşte Hazret‑i Gavs, mâdem bu kasidesinde sergüzeşt‑i hayatımın mühim noktalarına işâret ediyor; elbette bu acip ve en tehlikeli bir sergüzeşt‑i hayatıma şu cümlesiyle işâret ediyor denilebilir. (8. Lema)
- Sarhoş (Serhoş): Başı hoş olan, aklı başında olmayan
İllâ ki dalaletten sarhoş olmuş ola. (10. Söz)
- Serkeş: Dikbaşlı
Ey acz ve hakareti içinde mağrur ve mütemerrid ve zaaf ve fakrı içinde serkeş ve muannid olan ins ve cin! (24. Mektup)
- Serlevha: Yazı yüzeyi
Bu mektûbun mühim bir hususiyeti var. O da tarîk‑ı velâyet serlevhasını taşıyan ve çok ehemmiyetli bir mevzûu ihtiva etmesidir. (Barla L.)
- Sermaye: Ana para
Evet insan, nihayetsiz şeylere muhtaç olduğu halde; sermayesi hiç hükmünde... (3. Söz)
- Sermest: Baş dönmüş
Ve şimdi bu insafsız ve haksız coğrafyaya ve sersem ve sermest ve sarhoş kozmoğrafyaya bak: (12. Lema)
- Serpûş: Şapka (Farsça: başı örten, başa giyilen)
O Süfyan, kendi başına Frenklerin serpuşunu koyup herkese de giydirir. Fakat cebir ve kanun ile tamim ettiğinden o serpuş dahi secdeye gittiği için inşâallah ihtida eder, daha herkes –yalnız istemeyerek– onu giymekle kâfir olmaz. (5. Şua)
- Sersem: (Ser+asima kelimesinden) Zihnini toplayamaz
Yoksa sus hey sersem!. Tâ Hızır gibi bu zât-ı semavî dediğini desin. (7. Söz)
- Serseri: Başıboş
Acaba bu serseri yıldız Arzımıza çarpmasın mı?" (3. Söz)
- Serzakir: Baş zikirci
Demek, herbir nevi mevcudatın, hattâ yıldızların da bir ser-zâkiri ve nur-efşan bir bülbülü var. (24. Söz)