Beşinci Mektup

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
10.56, 9 Ocak 2026 tarihinde Turker (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 59740 numaralı sürüm
(fark) ← Önceki sürüm | Güncel sürüm (fark) | Sonraki sürüm → (fark)
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Önceki Risale: Dördüncü MektupMektubatAltıncı Mektup: Sonraki Risale

Bu risaleyi okumak için Beşinci Mektup okuma sayfasına ve Kur'an hattı ile okumak için Beşinci Mektup (Kur'an Hattı) sayfasına gidin

Beşinci Mektup Bediüzzaman'ın 1 Mart 1927 tarihinden itibaren zorunlu ikamete tabi tutulduğu Barla'da telif ettiği eserlerdendir ve Mektubat kitabının 5. risalesidir. Bediüzzaman'ın nurların birinci talebesi unvanını verdiği Hulusi Bey'e yazdığı bir mektuptur. Eğirdir'de subaylık görevini yapmakta iken Bediüzzaman ve Risale-i Nur ile Nisan 1929'da tanışan Hulusi Bey'in Üstadı ile görüşmeleri daha çok mektuplarla olmuştu ve onun sorduğu soruların cevabı Mektubat'ın içinde mühim bir yer tutar. Mektubat'ın başındaki risaleler hususi bazı talebelerine yazdığı küçük mektuplardır. Daha sonra Mektubat'a dahil edilince Bediüzzaman onları yazıldığı haliyle bırakmış ve düzeltip düzenleme yapmaya izin olmadığını beyan etmiştir.

Bediüzzaman 5. Mektubun şeriatın bir hizmetkarı ve vesilesi olan tarîkata mensup bazı zatların tarîkata fazla ehemmiyet verip ona kanaat ederek iman hakikatlarının neşrinde tembellik ve lâkaytlık göstermeleri münasebetiyle yazıldığını beyan eder. Nakşi tarikatının bir güneşi olan İmam-ı Rabbani'nin âhir zamanında doğrudan iman hakikatlarına hizmet ettiğini beyan eder. İmam-ı Rabbani'nin, iman hakikatının inkişafının çok önemli olduğu hakkındaki cümlesini naklederek velayetin üç kısmını izah eder ve büyük velayetin tasavvuf yoluna girmeden doğrudan hakikata yol açtığını hatırlatır. Tasavvufun meyve, İslam hakikatlarının ise gıda olduğunu izah eder, Abdülkadir-i Geylanî, Şah-ı Nakşibend ve İmam-ı Rabbanî gibi zatların bu zamanda olsalardı bütün gayretlerini iman hakikatlarının ve İslami akidenin kuvvetlendirilmesine sarf edeceklerini beyan eder ve Risale-i Nur’un iman hakikatlerine daha kısa zamanda ulaştırdığını söyler.

Risale-i Nur'da Bu Konudaki Derslerin Özeti

İsimleri, Telifi, Neşri/Basımı, İçeriği, Tevafukları ve Gaybi İşaretlerle İlgili Bilgiler

Diğer İsimleri

Telif Dili

Türkçe

Telifiyle İlgili Bilgiler

5. Mektup 1930 yılı civarında Barla'da telif edilmiştir.[1]

Neşriyle/Basımıyla İlgili Bilgiler

Kur'an harfleriyle kitap basımının 1928 yılında yasaklanması üzerine ilk başta elle çoğaltılan bu risale 1946 yılından sonra evvela İnebolu, sonra Isparta'da teksir makinesiyle Kur'an harfleriyle çoğaltıldı. Bediüzzaman'ın izin ve teşviğiyle 1956-1959 yıllarında matbaalarda Latin harfleriyle büyük kitaplar basıldığında Mektubat kitabının içinde yer almıştır.

İçeriği

  • En büyük velayet doğrudan doğruya hakikate yol açmaktır ve bu zamanda farzdır.
  • Tasavvuf meyve, İslam hakikatları ise gıdadır.
  • Risale-i Nur bu zamanda fenden ve ilimden gelen dalaleti tedavi eden tiryak hükmündedir.

Uzunluğu

1,5 büyük sayfa

Ekleri

Bu Risale İle İlgili Tevafuklar

Bu Risale İle İlgili Gaybi İşaretler

Hz. Ali Celcelutiye adlı kasidesinde Sureleri sayarken o surelerle alakalı Risalelere de sırasıyla işaret eder. Bunları 8. Şua'da beyan eden Bediüzzaman ayrıca çok sayıda ince ve gizli işaretler de bulunduğu beyan eder ve misal olarak beşinci mertebede zikrettiği Meryem Suresinin ilk ayetiyle hem Beşinci Söz’e, hem Beşinci Mektup’a, hem Beşinci Lem’a’ya, hem Dördüncü Şuâ olan Âyet-i Hasbiye Risalesi’ne hem de Üçüncü Şuâ olan Münâcat’a baktığını söyler.

Risale-i Nur'da Derc Edildiği ve Benzer İçerikli Yerler

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği

Bu Risalenin Telifi, Neşri ve Adı Hakkındaki Bahisler

Bu Risalenin Kıymeti Hakkındaki Bahisler

Bu Risaleye Atıflar

Daha çok karineler ve birer Söz’e işaret eden münasebetler var. Fakat gizli ve ince olduklarından zikredilmedi. (Hâşiye: Mesela, yirmi sekizinci mertebede وَ بِسُورَةِ التَّهْمٖيزِ kelimesiyle Yirmi Sekizinci Söz’ün âhiri olan cehennem meselesinin çok kuvvetli bir bürhanına işaret edip baştaki cennet meselesinin yalnız iki üç sual ve cevaba dair bahsi ise başka yerde işaret ettiğinden münasebet gizlenmiş.

Hem mesela, ikinci mertebede يٰسٓ kelimesiyle hem İkinci Söz’e hem İkinci Mektup’a hem İkinci Lem’a’ya hem İkinci Şuâ’ya baktığından münasebet genişlendiğinden gizlenmiş.

Hem mesela وَ كَافٍ وَ هَا يَاءٍ وَ عَيْنٍ وَ صَادِهَا yani كٓهٰيٰعٓصٓ beşinci mertebede bulunması hem Beşinci Söz’e hem Beşinci Mektup’a hem Beşinci Lem’a’ya ve Dördüncü Şuâ olan Âyet-i Hasbiye Risalesi’ne hem Üçüncü Şuâ olan Münâcat’a baktığı cihetle münasebet genişlenmiş, gizlenmiş. Buna başkaları kıyas edilsin.)

(8. Şua)

Bu Risalede İle İlgili Tevafuklar

Bu Risale İle İlgili Gaybi İşaretler

Bu Risale Hakkında Fihristte Geçen Kısım

Şeriatın bir hâdimi ve bir vesilesi olan tarîkata mensup bazı zatların, tarîkata fazla ehemmiyet verip ona kanaat ederek hakaik-i imaniyenin neşrinde tembellik ve lâkaytlık gösterdikleri münasebetiyle yazılmış.

Ve velayetin üç kısmını beyan edip en mühim tarîkat olan velayet-i kübra, sırr-ı verasetle sünnet-i seniyeye ittiba ve neşr-i hakaik-i imaniyede ihtimam olduğunu ispat eder.

Ve tarîkatların en mühim gayesi ve faydası ve müntehası olan inkişaf-ı hakaik-i imaniye, Risale-i Nur ile dahi olabildiğini ve Risale-i Nur’un eczaları o vazifeyi, tarîkat gibi fakat daha kısa bir zamanda gördüğünü gösteriyor.

(Fihrist (Mektubat))


Tasavvufun meyve, hakaik-i İslamiyenin gıda olduğunu izah ile, Risale-i Nur'un "Şu zamanın yaralarına en münasip bir ilaç, bir merhem ve zulümatın tehacümatına maruz heyet-i İslâmiyeye en nâfi' bir nur ve dalalet vâdilerinde hayrete düşenler için en doğru bir rehber olduğu" hakkındadır.

(Hakikat Nurları Fihristi)

Diğer Bahisler

Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler

(5. Mektup'un tamamı)

Sadık, Hâlis ve Gayyur ve Kahraman Kardeşim Hulûsî Bey;

Âhiret Kardeşim: Mirac Sözünü güzel bir sûrette çabuk yazıp bana gönderdiğinizden, beni o kadar memnun ettin. Eğer bilsen çok memnun olacaksın. Yalnız derim, Rahmânürrahîmin rahmetinden niyaz ve duâ ederim ki, Cenâb-ı Hak yazdığın o Mi’rac Sözündeki bütün hurûfatın adedince ve her bir harfin hesab-ı ebced ile, bâliğ oldukları adet miktarınca, Mi’rac meyvelerinden ve şecere-i Tûba yemişlerinden sana yedirsin.

Aziz Kardeşim! Beni keyiflendirdiniz. Öyle ise, evvelki mektubunda tarikata dair istediğin bahis hususunda, seninle bir parça konuşacağım, bir parça sohbet edeceğiz. Belki gayretinizi ziyade edip, benim gibi tembel bazılarının füturunu izale edecek. Evet, Silsile-i Nakşî’nin kahramanı ve bir güneşi olan İmam-ı Rabbanî (R.A) Mektubat’ında demiş ki: “Hakaik-i imaniyeden bir mes’elenin inkişafını, binler ezvak ve mevacid ve keramata tercih ederim.”

Hem demiş ki: “Bütün tarîklerin nokta-i müntehası, hakaik-i imaniyenin vuzuh ve inkişafıdır.”

Hem demiş ki: “Velayet üç kısımdır: Biri velayet-i suğra ki, meşhur velayettir. Biri velayet-i vustâ, biri velayet-i kübradır. Velayet-i kübra ise; veraset-i nübüvvet yoluyla, tasavvuf berzahına girmeden, doğrudan doğruya hakikata yol açmaktır.”

Hem demiş ki: “Tarîk-i Nakşî’de iki kanad ile sülûk edilir.” Yani: Hakaik-i imaniyeye sağlam bir surette itikad etmek ve feraiz-i diniyeyi imtisal etmekle olur. Bu iki cenahta kusur varsa, o yolda gidilmez. Öyle ise tarîk-ı Nakşî’nin üç perdesi var:

Birisi ve en birincisi ve en büyüğü: Doğrudan doğruya hakaik-i imaniyeye hizmettir ki, İmam-ı Rabbanî de (R.A.) âhir zamanında ona sülûk etmiştir.

İkincisi: Feraiz-i diniyeye ve Sünnet-i Seniyeye tarîkat perdesi altında hizmettir.

Üçüncüsü: Tasavvuf yoluyla emraz-ı kalbiyenin izalesine çalışmak, kalb ayağıyla sülûk etmektir. Birincisi farz, ikincisi vâcib, bu üçüncüsü ise sünnet hükmündedir.

Madem hakikat böyledir; ben tahmin ediyorum ki: Eğer Şeyh Abdülkadir-i Geylanî (R.A.) ve Şah-ı Nakşibend (R.A.) ve İmam-ı Rabbanî (R.A.) gibi zâtlar bu zamanda olsaydılar, bütün himmetlerini, hakaik-i imaniyenin ve akaid-i İslâmiyenin takviyesine sarfedeceklerdi. Çünki saadet-i ebediyenin medarı onlardır. Onlarda kusur edilse, şekavet-i ebediyeye sebebiyet verir. İmansız Cennet’e gidemez, fakat tasavvufsuz Cennet’e giden pek çoktur. Ekmeksiz insan yaşayamaz, fakat meyvesiz yaşayabilir. Tasavvuf meyvedir, hakaik-i İslâmiye gıdadır. Eskiden kırk günden tut, tâ kırk seneye kadar bir seyr ü sülûk ile bazı hakaik-i imaniyeye ancak çıkılabilirdi. Şimdi ise Cenab-ı Hakk’ın rahmetiyle, kırk dakikada o hakaika çıkılacak bir yol bulunsa; o yola karşı lâkayd kalmak, elbette kâr-ı akıl değil…

İşte otuz üç aded Sözler, böyle Kur’anî bir yolu açtığını, dikkatle okuyanlar hükmediyorlar. Madem hakikat budur; esrar-ı Kur’aniyeye ait yazılan Sözler, şu zamanın yaralarına en münasib bir ilâç, bir merhem ve zulümatın tehacümatına maruz heyet-i İslâmiyeye en nâfi’ bir nur ve dalalet vâdilerinde hayrete düşenler için en doğru bir rehber olduğu itikadındayım.

"Mal benim değil, ben bir dellalım. Kur’ânı Hâkimin Kudsi mağazasından aldığım elmasları, evvela nefsime sonra müşterilere gösteriyorum. Benim bahşişim de, müşteriden bir duadır. Benim perişan vaziyetime bakıp, elimdeki elmasa ehemmiyet vermemek haksızlıktır. Çünkü elmas benimdir, satıyorum dememişim. Benim gibi müflis bir adam, büyük, elmaslara elbette malik değildir. Müşir makamının evamirini perişan bir nefer, ferik gibi büyüklere tebliğ etse, neferin küçüklüğüne, perişaniyetine bakıp, elindeki evamire karşı lakayd kalmak, ehemmiyet vermemek elbette yanlıştır.

Fakat benim sü-i hâlim ve yanlış ta'biratlarını ve bozuk nîyyetlerimi ve nefsimin riyâkârâne desiseleri ile o elmas misâli hakâıklara kusur gelmiş, noksan olmuş ve onlara perde olmuş ki onlara lâyık ehemmiyet vermemeye sebeptir.

Fakat sizler gibi niyeti hâlis kardeşlerimin ihlas ve duasıyla, inşâallah Cenâb-ı Hak benim o kusurlarımı afveder. O nurların intişarına sed olmaz.

Bilirsiniz ki: Eğer dalalet cehaletten gelse izalesi kolaydır. Fakat dalalet, fenden ve ilimden gelse, izalesi müşkildir. Eski zamanda ikinci kısım, binde bir bulunuyordu. Bulunanlardan ancak binden biri irşad ile yola gelebilirdi. Çünki öyleler kendilerini beğeniyorlar; hem bilmiyorlar, hem kendilerini bilir zannediyorlar. Cenab-ı Hak şu zamanda, i’caz-ı Kur’anın manevî lemaatından olan malûm Sözler’i, şu dalalet zındıkasına bir tiryak hâsiyetini vermiş tasavvurundayım.

Fakat maatteessüf benim müşevveş tabiratım ve sû-i niyetim bir derece sed çekiyor. İnşâallah kardeşlerimin duâsıyla o mâni zâil olur, o tiryaklar te’sirini güzel gösterirler. Şimdi bir parça başka şeylere dâir görüşeceğim. İstanbul’da mübârek bir dostumdan birkaç tane, birer nüsha Arabi risâlelerim geldi. İki üç taneyi size gönderdim. Hoşunuza giderse öbürlerini de sonra gönderirim.

Hem benim kardeşim ve burada en evvel talebem şeyh Mustafa’ya de ki; Senin kardeşin Said diyor ki: “Biz hem senin duâna, hem kalemine muhtaç idik, madem kalem ile hizmet etmiyorsun, ona bedel pek fazla duâ etmelisin, çünkü senin duâna çok muhtaçtır.”

Hem de ki; Said diyor; “O hem şeyhdir, hem hâfızdır. Şeyh olduğu için, Mi’rac sözü ona lâzım, Hâfız olduğu için, i’câz sözü ona elzem olduğundan, ben demiştim ki; Onları kendine yazsın.” Tembellik etti yazmadı. Zararı yok, ona yazılabilir.

Eğer dese ki: “Onlardan daha âla bir şey ile meşgul olmak istiyorum.”

De ki: “Bir saat tefekkür çok ibadete mukabildir” olan Hadîs-i şerifi hatırına getir. Şu Sözler tefekkür, hem en âli tefekkür kısmındandır. Demek en âli bir ibadet hükmündedir. Bahusus bir kalem, onları yazsa, her kim ondan istifade etse, kalem sâhibinin ondan hissesi çıkar.

Eğer dese; “Ben muhtaç değilim, kalbimde aklımda yaralar yoktur.”

Sen ona de ki; “Sen muhtaç olmazsan, sana muhtaç olanlar, muhtaçtırlar. Sana bakan ve seninle bağlanan avam-ı müslimîn cinni ve insi şeytanların oklarına hedeftirler. O Sözleri onlara sur yapmazsan, o hakikatleri onların ruhlarına siper ve zırh yapmazsan, onların muhafazası, terbiyesi mesuliyeti altında kalırsın.”

Eddâi ve’l-müstedî

Ahûküm-ül Uhrevî

Said Nursî

(Üstad Hz.'nin Hulusi Ağabeye Gönderdiği Mektuplar)

Bu Risaledeki Temsiller/Misaller

Bu Risalede Geçen Ayetler

Bkz. 5. Mektup'ta Geçen Ayetler Listesi

Bu risalede geçen "Fenalığı kendinden, iyiliği Allah’tan bil" cümlesi Nisâ suresinin 79. ayetinde geçen "Sana gelen iyilik Allah'tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir." mealindeki ibareden alıntıdır.

Bu Risalede Geçen Hadisler

Cenab-ı Allah'ın Bu Risalede Geçen İsim, Sıfat ve Şuunatı

  1. Cenab-ı Hak

Peygamberimizin Bu Risalede Geçen İsim ve Sıfatları

Kur'an'ın Bu Risalede Geçen İsim ve Sıfatları

Bu Risalede Geçen Salavatlar

Bu Risalede Geçen Dualar

Bu Risalede Geçen Zikirler

Bu Risalede Geçen Emir ve Tavsiyeler

Bu Risalede Geçen Darb-ı Meseller/Deyimler

  1. Yol açmak

Bu Risalede Geçen Düstur, Kaide ve Tespitler

  1. Hakaik-i imaniyeden bir meselenin inkişafını, binler ezvak ve mevacid ve keramata tercih ederim.
  2. Bütün tarîklerin nokta-i müntehası, hakaik-i imaniyenin vuzuh ve inkişafıdır.
  3. Velayet üç kısımdır: Biri velayet-i suğra ki meşhur velayettir. Biri velayet-i vustâ, biri velayet-i kübradır. Velayet-i kübra ise veraset-i nübüvvet yoluyla, tasavvuf berzahına girmeden, doğrudan doğruya hakikate yol açmaktır.
  4. Dalalet cehaletten gelse izalesi kolaydır. Fakat dalalet, fenden ve ilimden gelse izalesi müşküldür. Eski zamanda ikinci kısım, binde bir bulunuyordu. Bulunanlardan ancak binden biri irşad ile yola gelebilirdi.

Bu Risalede Geçen Halk Dili İfadeler

Bu Risalede Geçen Edebi ve Dikkat Çekici İfadeler

  1. İmansız cennete gidemez fakat tasavvufsuz cennete giden pek çoktur. Ekmeksiz insan yaşayamaz fakat meyvesiz yaşayabilir. Tasavvuf meyvedir, hakaik-i İslâmiye gıdadır.
  2. Esrar-ı Kur’aniyeye ait yazılan Sözler, şu zamanın yaralarına en münasip bir ilaç, bir merhem ve zulümatın tehacümatına maruz heyet-i İslâmiyeye en nâfi’ bir nur ve dalalet vâdilerinde hayrete düşenler için en doğru bir rehber olduğu itikadındayım.
  3. Cenab-ı Hak şu zamanda, i’caz-ı Kur’an’ın manevî lemaatından olan malûm Sözler’i, şu dalalet zındıkasına bir tiryak hâsiyetini vermiş tasavvurundayım.

Bu Risalede Bahsi Geçen Şahıslar, Eserleri ve Eserlerinden Alıntılar

  1. Nakşibendi Tarikatı: “Tarîk-i Nakşî’de iki kanat ile sülûk edilir.” Yani hakaik-i imaniyeye sağlam bir surette itikad etmek ve feraiz-i diniyeyi imtisal etmekle olur. Bu iki cenahta kusur varsa o yolda gidilmez.
  2. İmam-ı Rabbani:
  3. Mektubat-ı Rabbani: Silsile-i Nakşî’nin kahramanı ve bir güneşi olan İmam-ı Rabbanî (ra) Mektubat’ında demiş ki: “Hakaik-i imaniyeden bir meselenin inkişafını, binler ezvak ve mevacid ve keramata tercih ederim.”
  4. Abdülkadir-i Geylani:
  5. Şah-ı Nakşibend: Madem hakikat böyledir, ben tahmin ediyorum ki eğer Şeyh Abdülkadir-i Geylanî (ra) ve Şah-ı Nakşibend (ra) ve İmam-ı Rabbanî (ra) gibi zatlar bu zamanda olsaydılar, bütün himmetlerini, hakaik-i imaniyenin ve akaid-i İslâmiyenin takviyesine sarf edeceklerdi.

Bu Risalede Bahsi Geçen Yerler

Bu Risalede Bahsi Geçen Hadiseler

İlgili Resimler/Fotoğraflar

İlgili Maddeler/Kategoriler

Önceki Risale: Dördüncü MektupMektubatAltıncı Mektup: Sonraki Risale

Kaynakça