Sıyanet Meleği

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
08.58, 13 Ocak 2025 tarihinde Turker (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 55145 numaralı sürüm (Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği)
(fark) ← Önceki sürüm | Güncel sürüm (fark) | Sonraki sürüm → (fark)
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Sıyanet Meleği Allah'ın emri ile insanları koruyan, muhafaza eden meleklerdir. Hafaza Meleği tabiri bazen insanları koruyan Sıyanet Meleği yerinde kullanılmakla beraber alimlerin çoğunluğuna göre bu ifade ile insanların amellerini yazan Kiramen Katibin kastedilmektedir.

Risale-i Nur'da Bu Konudaki Derslerin Özeti

  • Bakara suresinin 30. ayetinde Cenab-ı Hakk’ın müşavere şeklinde meleklerle yaptığı karşılıklı konuşma meleklerin insanlarla ilgisi olduğunu gösterir. Zira meleklerin bir kısmı insanları korurken bazıları da amellerini yazmaktadır.
  • Gavs-ı Azam Abdülkadir Geylani kasidesinde 800 sene sonra gelecek müridi Bediüzzaman'a manen işaret edip onu sıyanet meleği gibi koruyacağını haber etmiştir. Gerçekten de kasidede geçen "Allah'ın izniyle ve havl-i kuvvetiyle müridimin muhafızıyım." mealindeki ibarenin ebced makamı 1336 olup o tarihlerden az evvel 1. dünya savaşında çok tehlikelerden muhafaza olmuştur.
  • Hizmet-i imaniyede kusur edenlere gelen şefkat tokatlarından bahseden 10. Lem'a risalesinde bir talebesi yediği tokadı beyan ettikten sonra sıyanet meleği gibi bir üstadı olduğunu söyler.

Diğer İsimleri

Melek-i Sıyanet

Kur'an'da İsminin Geçtiği Yerler

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği

لِلْمَلٰٓئِكَةِ: Cenab-ı Hakk’ın müşavere şeklinde melaike ile yaptığı muhavere, melaikenin beşer ile fazla bir irtibat ve alâka ve münasebetleri olduğuna işarettir. Çünkü melaikenin bir kısmı insanları hıfzediyor, bir kısmı kitabet işlerini görüyor. Demek, insanlarla alâkaları ziyade olduğundan insanların ahvaline ehemmiyet veriyorlar.

(İşaratül İ'caz)


اَنَا لِمُرٖيدٖى حَافِظًا İlm-i cifir itibarıyla, makam-ı ebcedî hesabıyla bin üç yüz otuz altıyı (1336) gösterir. Demek Hazret-i Gavs, bu tarihte istikbalde gelecek müridini emr-i İlahî ile muhafaza edecek diyor.

Evet, bu bîçare Said dahi diyor: Nev-i beşere gelen en büyük bir musibet –Harb-i Umumî– hengâmında, çok tehlikelere maruz kaldım. Hazret-i Gavs’ın gösterdiği Arabî tarihte veya az evvel, hârika bir surette kurtuldum. Hattâ bir defa, bir dakikada üç gülle öldürecek yere mukabil bana isabet ettiği halde tesir etmediler. Bitlis’in sukutunda, bir miktar talebelerimle Rus askerlerinin bir taburu içine düştük. Bizi sardılar, her tarafta el ele ateş edildi. Dört tanesi müstesna, bütün arkadaşlarım şehit olduktan sonra taburun dört sıralarını yardık; yine onların içinde bir yere girdik. Onlar üstümüzde, etrafımızda sesimizi, öksürüğümüzü işittikleri halde bizi görmüyordular. Otuz saat, o halde çamur içinde, ben yaralı iken hıfz-ı İlahî ile istirahat-i kalp içinde muhafaza edildim.

Bunun gibi müteaddid tehlikede Hazret-i Gavs’ın gösterdiği tarih-i Arabî itibarıyla, hakikaten bir hıfz-ı İlahî içinde bulunduğumu hissediyordum. Demek Cenab-ı Hak, o kudsî Üstadımı bir melaike-i sıyanet gibi bana muhafız kılmış.

...

Hazret-i Gavs’ın dediği gibi o esaret-i şarkiye ve o seyr-i bilâd-ı kesîre içinde izn-i İlahî ile istigaseme meded görüyordum. Demek izn-i İlahî ile Hazret-i Gavs, melek gibi bu vazifeyi duasıyla yapmış.

(8. Lem'a)


Hâfız Hâlid’dir (rh). Kendisi der: Evet itiraf ediyorum, Üstadımın hizmet-i Kur’aniyede neşrettiği âsârın tesvidinde hararetli bir surette bulunduğum zaman mahallemizde bir cami imamlığı vardı. Eski kisve-i ilmiyemi, sarığı bağlamak niyetiyle muvakkaten o hizmete fütur verip, bilmeyerek çekildim. Maksadımın aksiyle şefkatli bir tokat yedim. Sekiz dokuz ay imamlık ettiğim halde, müftünün çok vaadlerine rağmen, fevkalâde bir surette sarığı saramadım. Şüphemiz kalmadı ki o kusurdan bu şefkatli tokat geldi. Ben Üstadımın hem bir muhatabı hem bir müsevvidi idim. Benim çekilmem ile tesvid hususunda sıkıntı çekmişti. Her ne ise… Yine şükür ki kusurumuzu anladık ve bu hizmetin de ne kadar kudsî olduğunu bildik ve Şah-ı Geylanî gibi arkamızda melek-i sıyanet gibi bir Üstad bulunduğuna itimat ettik.

Ez’afü’l-ibad

Hâfız Hâlid

(10. Lem'a)


Amma لِلْمَلٰئِكَةُ ise, Cenab-ı Allahın melaikelerle yapmış olduğu şu karşılıklı konuşma içerisindeki mükaleme bir müşavere suretinde vaki' olmaklığıyla, işaret ediyor ki; Semavat ehlinin, yani Melaikenin, yerin sâkinleri olan insanlarla çok ziyade bir irtibatları ve bir alakaları ve fazla bir münasebetleri olduğuna olacağına da bakmaktadır. Evet, çünki: Melaikelerden insanlara müekkellikleri, hafazalıkları ve kâtiplikleri bulunmaktadır. Demek ki, onların beşer ile ve beşerin şu'ûn ve işleri ile pek fazla ihtimam içinde bulunmaları haklarıdır.

(İ.İ. Badıllı)

Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler

İlgili Resimler/Fotoğraflar

İlgili Maddeler

  • Melek: Melek-i Sıyanet gibi Allah’ın emirlerine tam itaat eden iyi nitelikteki ruhanî varlıklara verilen ad.

Kaynakça