Risale-i Nur'a Mahsus İfadeler
Bu sayfada Risale-i Nur'a mahsus ifadelerin geçtiği yerler bir araya toplanmıştır.
Risale-i Nur'a Mahsus İfadeler
Salim İbn-i Ebi’l-Ca’d, Câbir’den sormuş: “Kaç kişi idiniz?” Câbir demiş ki: “Yüz bin kişi de olsaydı yine kâfi gelirdi. Fakat biz, on beş yüz (yani bin beş yüz) idik.”
Açtım baktım ki eski Said ile yeni Said’in birbiriyle münazara edip nefs-i emmareyi susturan ve şuhud derecesindeki hakikatleri ihtiva eden on üç dersler olup...
Sen, nebatî cismaniyetin cihetiyle ve hayvanî nefsin itibarıyla sağir bir cüz, hakir bir cüz’î, fakir bir mahluk, zayıf bir hayvansın ki bütün dehşetli mevcudat-ı seyyalenin dalgaları içinde çalkanıp gidiyorsun.
(23. Söz)
Eski meslekte, felsefeyi derin zannedip ahkâm-ı İslâmiyeyi zahirî telakki edip felsefenin dallarıyla bağlamakla durutmak ve muhafaza edilmek zannediliyordu.
Eğer her biri birer bürhan-ı bâhir-i vahdaniyet olan o yüzer geniş fiillerden tek birisi Vâhid-i Ehad’e verilmezse yüzer vecihte muhaller lâzım gelir.
Sefalet derelerinin esfel-i sâfilinine insanı tekerlendiren ve Âlem-i İslâmiyeti zillet ve sefalete düşürttüren ve ağraz ve husumeti uyandıran ve İslâmiyeti zehirlendiren; hatta herşeye sirayet ile zehirini atan, o derece ihtilafatı beyn-el İslâm îkâ' edip (Mu'tezile, Cebrî, Mürcie) gibi dalâlet fırkalarını tevlid eden istibdaddır.
Eğer bir seyyie olursa, kabahat bîçare etbaa taksim olunur. İşte şu mahiyetteki büyük, hakîkaten büyük değildir, küçüktür. Milletini küçüklettiriyor.
Şiddete inkılâb eden fikr-i intikamın tedâhülü ve heyecanatı intac eden tecrübesizlik, üzerimize emri şiddetlendirdi. Pahalaştırdı.
Tenkidi eğer insaf işletirse hakikati rendeçler.
Bir nokta-ı vahidede, hem arş ile bağlanır, hem küreyi bağlıyor. Hayat verir dönderir.
(Lemeat)
Eğer siz insan olsanız, hükumet ve İstanbul ve Türkler nasıl olsalar olsunlar, size fenalıkları dokunmaz. Fakat iyilikleri gelir.
Hattâ o derece şu fıtrî ders tenvir ediyordu ki yakın idi ki kesbsiz içtihada kabiliyeti ola, ateşsiz nurlana…
(27. Söz)
Yoksa mütemerrid nüfus-u emmarenin işledikleri seyyiatının mes’uliyetinden kendilerini kurtarmak için kadere yapışmak ve onlara in’am olunan mehasinle iftihar etmek, gururlanmak, cüz-i ihtiyarîye istinad etmek; bütün bütün sırr-ı kadere ve hikmet-i cüz-i ihtiyariyeye zıt bir harekete sebebiyet veren ilmî meseleler değildir.
(26. Söz)
Ey ahmaku’l-humakadan tahammuk etmiş sarhoş ahmak!
Ne sen ve ne de güvendiğin Avrupa feylesofları ve Asya münafıkları bunu diyemezsiniz ve diyememişsiniz ve diyemeyeceksiniz ve dememişsiniz ve demeyeceksiniz.
Kimin aklı keskin, kalbi parlak olursa yalnız o yükselecektir. İlim yaşını aldıkça tezayüd, kuvvet ihtiyarlandıkça tenakus ettiklerinden; kuvvete istinad eden kurun-u vusta hükûmetleri inkıraza mahkûm olup, asr-ı hâzır hükûmetleri, ilme istinad ettiklerinden Hızırvârî bir ömre mazhardırlar.