Altıncı Mektup: Revizyonlar arasındaki fark

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Turker (mesaj | katkılar)
Turker (mesaj | katkılar)
Değişiklik özeti yok
 
5. satır: 5. satır:
''Bu risaleyi okumak için [[Risale:6. Mektup|Altıncı Mektup okuma sayfasına]] ve Kur'an hattı ile okumak için [[Risale:6._Mektup_(Kur%27an_Hattı)|Altıncı Mektup (Kur'an Hattı) sayfasına]] gidin''
''Bu risaleyi okumak için [[Risale:6. Mektup|Altıncı Mektup okuma sayfasına]] ve Kur'an hattı ile okumak için [[Risale:6._Mektup_(Kur%27an_Hattı)|Altıncı Mektup (Kur'an Hattı) sayfasına]] gidin''


'''Altıncı Mektup''' Bediüzzaman'ın 1 Mart 1927 tarihinden itibaren zorunlu ikamete tabi tutulduğu Barla'da telif ettiği eserlerdendir ve Mektubat kitabının 6. risalesidir. Bediüzzaman Barla'dayken özellikle yaz mevsiminde Barla Dağında kaldığı dönemler oluyordu. Bediüzzaman Barla Lahikasındaki bir mektubunda "Gurbet Mektubu" olarak adlandırdığı bu mektubu talebelerine Barla Dağında yazmıştır. Al-i İmran suresinin "Allah bize yeter. O ne güzel vekildir" mealindeki [[Al-i İmran 173|173. ayeti]] ile Tevbe suresinin "Yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. O'ndan başka ilâh yoktur." mealindeki [[Tevbe 129|129. ayetinin]] bir sırrı birbiri içinde hissedilmiş beş nevi hazîn gurbetler karanlığında iman nurundan, Kur'an'ın feyzinden ve Cenab-ı Allah'ın lütfundan gelen bir teselli nuruyla tefsir edilmiştir. Ayrıca Cenab-ı Hakk’ı bulanın her şeyi bulduğu, O'nu bulmayanın ise hiçbir şey bulamadığı, bulsa da başına bela bulduğu beyan edilir. Mektubun son kısmında Bediüzzaman, yazdığı Sözler'in noksanı olup olmadığı ve vazifesinin bitip bitmediği konusunda talebelerinin fikrini sorar. Bu soruya cevaben en yakın tabelerinden Hulusi Bey yazdığı başka bir mektubunda Üstadının vazifesinin bitmediğine dair birkaç sebeple fikrini beyan eder. Bediüzzaman başka bir mektubunda yazılan hakikatların sünuhat-ı ilhamiye olduğundan doğruluğunun şüphesiz ve kesin olduğunu ve talebelerinin fikrini, yazılan parçaların insanlar tarafından nasıl karşılandığına konusunda sorduğunu söyler.
'''Altıncı Mektup''' Bediüzzaman'ın 1 Mart 1927 tarihinden itibaren zorunlu ikamete tabi tutulduğu Barla'da telif ettiği eserlerdendir ve Mektubat kitabının 6. risalesidir. Mektubat'ın başındaki risaleler hususi bazı talebelerine yazdığı küçük mektuplardır. Daha sonra Mektubat'a dahil edilince Bediüzzaman onları yazıldığı haliyle bırakmış ve düzeltip düzenleme yapmaya izin olmadığını beyan etmiştir.
 
Bediüzzaman Barla'dayken özellikle yaz mevsiminde Barla Dağında kaldığı dönemler oluyordu. Bediüzzaman Barla Lahikasındaki bir mektubunda "Gurbet Mektubu" olarak adlandırdığı bu mektubu talebelerine Barla Dağında yazmıştır. Al-i İmran suresinin "Allah bize yeter. O ne güzel vekildir" mealindeki [[Al-i İmran 173|173. ayeti]] ile Tevbe suresinin "Yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. O'ndan başka ilâh yoktur." mealindeki [[Tevbe 129|129. ayetinin]] bir sırrı birbiri içinde hissedilmiş beş nevi hazîn gurbetler karanlığında iman nurundan, Kur'an'ın feyzinden ve Cenab-ı Allah'ın lütfundan gelen bir teselli nuruyla tefsir edilmiştir. Ayrıca Cenab-ı Hakk’ı bulanın her şeyi bulduğu, O'nu bulmayanın ise hiçbir şey bulamadığı, bulsa da başına bela bulduğu beyan edilir. Mektubun son kısmında Bediüzzaman, yazdığı Sözler'in noksanı olup olmadığı ve vazifesinin bitip bitmediği konusunda talebelerinin fikrini sorar. Bu soruya cevaben en yakın tabelerinden Hulusi Bey yazdığı başka bir mektubunda Üstadının vazifesinin bitmediğine dair birkaç sebeple fikrini beyan eder. Bediüzzaman başka bir mektubunda yazılan hakikatların sünuhat-ı ilhamiye olduğundan doğruluğunun şüphesiz ve kesin olduğunu ve talebelerinin fikrini, yazılan parçaların insanlar tarafından nasıl karşılandığına konusunda sorduğunu söyler.


==Risale-i Nur'da Bu Konudaki Derslerin Özeti==
==Risale-i Nur'da Bu Konudaki Derslerin Özeti==

10.56, 9 Ocak 2026 itibarı ile sayfanın şu anki hâli

Önceki Risale: Beşinci MektupMektubatYedinci Mektup: Sonraki Risale

Bu risaleyi okumak için Altıncı Mektup okuma sayfasına ve Kur'an hattı ile okumak için Altıncı Mektup (Kur'an Hattı) sayfasına gidin

Altıncı Mektup Bediüzzaman'ın 1 Mart 1927 tarihinden itibaren zorunlu ikamete tabi tutulduğu Barla'da telif ettiği eserlerdendir ve Mektubat kitabının 6. risalesidir. Mektubat'ın başındaki risaleler hususi bazı talebelerine yazdığı küçük mektuplardır. Daha sonra Mektubat'a dahil edilince Bediüzzaman onları yazıldığı haliyle bırakmış ve düzeltip düzenleme yapmaya izin olmadığını beyan etmiştir.

Bediüzzaman Barla'dayken özellikle yaz mevsiminde Barla Dağında kaldığı dönemler oluyordu. Bediüzzaman Barla Lahikasındaki bir mektubunda "Gurbet Mektubu" olarak adlandırdığı bu mektubu talebelerine Barla Dağında yazmıştır. Al-i İmran suresinin "Allah bize yeter. O ne güzel vekildir" mealindeki 173. ayeti ile Tevbe suresinin "Yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. O'ndan başka ilâh yoktur." mealindeki 129. ayetinin bir sırrı birbiri içinde hissedilmiş beş nevi hazîn gurbetler karanlığında iman nurundan, Kur'an'ın feyzinden ve Cenab-ı Allah'ın lütfundan gelen bir teselli nuruyla tefsir edilmiştir. Ayrıca Cenab-ı Hakk’ı bulanın her şeyi bulduğu, O'nu bulmayanın ise hiçbir şey bulamadığı, bulsa da başına bela bulduğu beyan edilir. Mektubun son kısmında Bediüzzaman, yazdığı Sözler'in noksanı olup olmadığı ve vazifesinin bitip bitmediği konusunda talebelerinin fikrini sorar. Bu soruya cevaben en yakın tabelerinden Hulusi Bey yazdığı başka bir mektubunda Üstadının vazifesinin bitmediğine dair birkaç sebeple fikrini beyan eder. Bediüzzaman başka bir mektubunda yazılan hakikatların sünuhat-ı ilhamiye olduğundan doğruluğunun şüphesiz ve kesin olduğunu ve talebelerinin fikrini, yazılan parçaların insanlar tarafından nasıl karşılandığına konusunda sorduğunu söyler.

Risale-i Nur'da Bu Konudaki Derslerin Özeti

İsimleri, Telifi, Neşri/Basımı, İçeriği, Tevafukları ve Gaybi İşaretlerle İlgili Bilgiler

Diğer İsimleri

Gurbet Mektubu

Telif Dili

Türkçe

Telifiyle İlgili Bilgiler

6. Mektup 1930 yılı civarında Barla yakınında bulunan Çam Dağında telif edilmiştir.[1]

Neşriyle/Basımıyla İlgili Bilgiler

Kur'an harfleriyle kitap basımının 1928 yılında yasaklanması üzerine ilk başta elle çoğaltılan bu risale 1946 yılından sonra evvela İnebolu, sonra Isparta'da teksir makinesiyle Kur'an harfleriyle çoğaltıldı. Bediüzzaman'ın izin ve teşviğiyle 1956-1959 yıllarında matbaalarda Latin harfleriyle büyük kitaplar basıldığında Mektubat kitabının içinde yer almıştır.

İçeriği

  • 3 Gurbet:
  1. İhtiyarlıkla akraba ve yakınların vefatı
  2. Kış mevsimiyle ekser mevcudatın gitmesi
  3. Vatan ve akrabalardan ayrılık
  4. Gece ve dağların garibane vaziyeti
  5. Dünyadan ahirete seyahat eden ruhun gurbet hissi
  • Ataullah el-İskenderi'nin bir cümlesi ve Üstad'ın açıklaması
  • Bediüzzaman yazdığı Sözler'in insanlarca nasıl karşılandığına dair talebelerinin fikrini sorması

Uzunluğu

3 büyük sayfa

Ekleri

Bu Risale İle İlgili Tevafuklar

Bu Risale İle İlgili Gaybi İşaretler

Risale-i Nur'da Derc Edildiği ve Benzer İçerikli Yerler

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği

Bu Risalenin Telifi, Neşri ve Adı Hakkındaki Bahisler

Bu Risalenin Kıymeti Hakkındaki Bahisler

Bu Risaleye Atıflar

Bir zaman elîm bir esaretimde, insanlardan tevahhuş edip Barla Yaylası’nda Çam Dağı’nın tepesinde yalnız kaldım. Yalnızlıkta bir nur arıyordum. Bir gece, o yüksek tepenin başındaki yüksek bir çam ağacının üstündeki üstü açık odacıkta idim. Üç dört gurbeti birbiri içinde ihtiyarlık bana ihtar etti.

Altıncı Mektup’ta izah edildiği gibi; o gece ıssız, sessiz, yalnız ağaçların hışırtılarından ve hemhemelerinden gelen hazîn bir sadâ, bir ses rikkatime, ihtiyarlığıma, gurbetime ziyade dokundu. İhtiyarlık bana ihtar etti ki gündüz nasıl şu siyah bir kabre tebeddül etti, dünya siyah kefenini giydi, öyle de senin ömrünün gündüzü de geceye ve dünya gündüzü de berzah gecesine ve hayatın yazı dahi ölümün kış gecesine inkılab edeceğini kalbimin kulağına söyledi. Nefsim bilmecburiye dedi: Evet, ben vatanımdan garib olduğum gibi bu elli sene zarfındaki ömrümde zeval bulan sevdiklerimden ayrı düştüğümden ve arkalarında onlara ağlayarak kaldığımdan bu vatan gurbetinden daha ziyade hazîn ve elîm bir gurbettir. Ve bu gece ve dağın garibane vaziyetindeki hazîn gurbetten daha ziyade hazîn ve elîm bir gurbete yakınlaşıyorum ki bütün dünyadan birden müfarakat zamanı yakınlaştığını ihtiyarlık bana haber veriyor.

Bu gurbet gurbet içinde ve bu hüzün hüzün içindeki vaziyetten bir rica, bir nur aradım. Birden iman-ı billah imdada yetişti. Öyle bir ünsiyet verdi ki bulunduğum muzaaf vahşet, bin defa tezauf etse idi yine o teselli kâfi gelirdi.

(26. Lem'a)


Altıncı Mektup’a kadar yazılan Sözleri bir taraftan yazıyor diğer taraftan da yazının geççe yazılışından sıkılarak okumaya başlıyordum. Pek çok sürur beni kaplıyordu. Altıncı Mektup’a gelince, şu gurbetteki firkatinizin en hazîn kısmını tayyettiğinizi ve bir kısmının da hikâye edildiğini okudum. Okudukça sizinle beraber kalbim hazîn hazîn ağlamaktan kendimi alamamakta idim. Hattâ yanımda bulunan valideme dahi okudum. Okurken validem ağlıyor, gözlerinden yaşlar dökülüyordu. Ben de ağlamamak için nefsime cebrediyordum. Diğer taraftan da acaba tayyedilen kısmından da biraz yazılsa idi…

Hüsrev

(Barla Lahikası)

Bu Risalede İle İlgili Tevafuklar

Bu Risale İle İlgili Gaybi İşaretler

Bu Risale Hakkında Fihristte Geçen Kısım

حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكٖيلُ

فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِىَ اللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ

âyetlerinin bir sırrını, birbiri içinde hissedilmiş beş nevi hazîn gurbetler zulmetinde nur-u iman ve feyz-i Kur’an ve lütf-u Rahman’dan gelen bir nur-u tesellinin beyanıyla o sırrı tefsir ediyor. Bu mektup en katı kalbi de ağlattıracak derecede rikkatlidir. Ve en meyus ve mükedder kalbi dahi ferahlandıracak derecede nurludur.

(Fihrist (Mektubat))

Diğer Bahisler

Vazifenizin bitmediğine dair düşünebildiğim bürhanlar:

Evvela: Bid’atların çoğaldığı bir zamanda ulemanın sükût etmemeleri lâzım geldiğine dair beyan buyurulan hadîsteki emir ve zecir.

Sâniyen: Peygamberimizin ittibaına mükellef olduğunuzdan onlar gibi müddet-i hayatınızca vazifeye devam mecburiyeti olduğu.

Sâlisen: Madem bu hizmet münhasıran reyinizle değil, istihdam olunuyorsunuz; nasıl Mübelliğ-i Kur’an, Fahr-i Cihan, Habib-i Yezdan sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretleri bir gün اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دٖينَكُمْ ferman-ı celilini tebliğ buyurmakla aynı zamanda vazife-i risaletinin hitamına remzen işaret eylemişti. Muhterem Üstadın da hizmeti kâfi görülürse bildirilir kanaatindeyim.

Râbian: Sözler hakkında bugüne kadar sükût edilmesi ve tenkide cüret edilmemesi, ilâ-nihaye bu halin devam edeceğine delil olamaz. Hal-i hayatınızda muhtemel hücumlara evvelen ve bizzat zat-ı fâzılaneleri cevap vereceksiniz.

Hâmisen: Dünyayı unutmak isteseniz başka hiçbir sebep olmasa dahi yalnız bu mübarek Sözler’le rabıta peyda eden insanların rica edecekleri izahatı vermek isteyecek ve cevapsız bırakmayacaksınız.

Sâdisen: Allah için sizi sevenlere ve sizden istizahta bulunanlara yazdığınız pek kıymetli yazılarla meclis-i ilminizde takrir buyurduğunuz mütenevvi ve Sözler’e bile geçmeyen mesail, kat’iyetle gösteriyorlar ki ihtiyaç da hizmet de bitmemiştir.

(Barla Lahikası)


(Hulusi Bey’e yazılan bir mektuptur.)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَ اِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

وَ عَلَيْكُمُ السَّلَامُ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ ضَرْبِ ذَرَّاتِ وُجُودِكُمْ فٖى عَاشِرَاتِ دَقَائِقِ عُمْرِكُمْ

Aziz kardeşim, hamiyetli arkadaşım, gayretli talebem, sevgili biraderzadem!

Senin güzel mektubun bana şifalı oldu. Ben ziyade rahatsız iken onu okudum, bana bir sürur verdi, o sürur dahi o hastalığa bir hiffet verdi. Şu hastalığın sırrı, insanlardan istiğnaya dair sana yazdığım mektubun kerametidir. Çünkü o mektubu bir gün iki üç zata, onların hediyelerinin adem-i kabulüne medar olmak için okudum. Aynı günde o zatın hanesine gittim. Az bir yemek getirdi, arkadaşlarımın hatırları için bir parça yedim. Hiç hatırıma gelmedi ki o günde o hakikatli mektubu o yemek sahibine okudum, şimdi muhalefet ediyorum. Yemekten sonra hatırıma geldi. Fakat hediye kabul edemiyorum, belki yemek yenilir tahmin ettim. Fakat يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ altına girdiğimden öyle bir şiddetli tokat yedim ki bu dört senede böyle hastalık görmemiştim. Fakat Cenab-ı Hakk’a şükrettim ki bir iki senedir bazı emareler ve hâdiseler ile zannettiğim bir hakikat, bu tokat ile gayet kat’iyetle göründü.

Şeyh Mustafa’ya benim tarafımdan geçmiş olsun de ve şu hikâyeyi ona söyle:

Eskide iki ciddi âhiret kardeşleri var imiş. Biri hasta düşer, ötekisi ziyaretine gitti. Dua eder, hasta iyi olmaz. Öyle ise sen kalk, ben yatacağım demiş. Hasta kalkmış, onun yerine hasta olarak yatmış. Her ne ise… Demek Şeyh Mustafa ile kardeşliğimiz ciddileşmiş ki ben hastalığına dua ettim, kabul olmadı. Fakat birkaç gün devamı mukadder olan hastalığının bir parçası bana verildi. İnşâallah ona bir parça hiffet gelmiştir.

Sözler hakkında hüsn-ü şehadetiniz, bana büyük bir teselli verdi. Vazifemin bitmediğine dair bürhanlarınız gayet kuvvetlidirler, lâkin ben gayet kuvvetsizim. Fakat Cenab-ı Hakk’a tevekkül edip o bürhanlara serfürû ediyorum.

Cemaate Sözler’i okumak zamanında, sendeki hissiyat-ı âliye ve fazla inkişaf ve fedakârane hamiyet-i diniye galeyanının sırrı şudur ki:

Velayet-i kübra olan veraset-i nübüvvetteki makam-ı tebliğin envarı altına girdiğin içindir. O vakit sen, dellâl-ı Kur’an Said’in vekili belki manen aynı hükmüne geçtiğin içindir.

Gurbet mektubuyla kamer ve zemin ve seyyarata dair mektubuma cevap verilmemesinin sebebi şu olmak gerektir ki: Gurbet mektubu, bütün dünyayı unutmak hissi ile yazılmıştır. Sen dünyayı unutmak değil belki vazife itibarıyla en sathî maddiyatla zihnin meşbu’ olduğu bir zamanda, herhalde o gurbetteki zevki bulamadın. Ve o mektubun tam derecesini, muvakkaten perde çekilmiş olan parlak zekâvetin kavrayamadı ki cevap yazamadı.

Öteki mektup, çok yüksek ve çok geniş hakaike işaret ettiği ve hadsiz âlem-i ulviyenin ve nihayetsiz âlem-i maneviyenin bir nevi haritasına işaret ettiği için safi, meşgalesiz, arzî ve arzlılardan sıyrılıp yukarıya çıkan bir akıl lâzım idi. Halbuki benim gayretli kardeşim, o vakit zeminin haritasını alacak bir vazife ile meşgul olduğundandır ki o ulvi ve pek keskin zekâvetin o mektuba karşı sükûtu iltizam etmeye mecbur olmuş.

Said Nursî

(Barla Lahikası)


Hakaike dair mesailde külliyatları ve bazen de tafsilatları sünuhat-ı ilhamiye nevinden olduğundan hemen umumiyetle şüphesizdir, kat’îdir. Onların hususunda sizlere bazı müracaat ve istişarem, tarz-ı telakkisine dairdir. Onlar hakikat ve hak olduklarına dair değildir. Çünkü hakikat olduklarına tereddüdüm kalmıyor.

Fakat münasebat-ı tevafukiyeye dair işaretler, mutlak ve mücmel ve küllî surette sünuhat-ı ilhamiyedir. Tafsilat ve teferruatta bazen perişan zihnim karışır, noksan kalır, hata eder. Bu teferruatta hatam, asla ve mutlaka zarar îras etmez. Zaten kalemim olmadığından ve kâtip her vakit bulunmadığından tabiratım pek mücmel ve nota hükmünde kalır, fehmi işkâl eder.

Biliniz, kardeşlerim ve ders arkadaşlarım! Benim hatamı gördüğünüz vakit serbestçe bana söyleseniz mesrur olacağım. Hattâ başıma vursanız Allah razı olsun diyeceğim. Hakk’ın hatırını muhafaza için başka hatırlara bakılmaz. Nefs-i emmarenin enaniyeti hesabına, Hakk’ın hatırı olan bilmediğim bir hakikati müdafaa değil, ale’r-re’si ve’l-ayn kabul ederim.

(Barla Lahikası)

Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler

Bu Risaledeki Temsiller/Misaller

Bu Risalede Geçen Ayetler

Bkz. 6. Mektup'ta Geçen Ayetler Listesi

Bu Risalede Geçen Hadisler

  1. Risalede Nasıl Geçtiği: طُوبٰى لِلْغُرَبَاءِ
    Meali: Ne mutlu gariplere!
    Kaynağı: (Bu hadis mütevatirdir) Keşf-ül Hafa: 887, Müslim, Îman: 232; Tirmizî, Îman: 13; İbni Mâce, Fiten: 15; Dârimî, Rikâk: 42; Müsned, 1:184, 398, 2:177, 222, 389, 4:73; Cem'-ül Fevaid 1/24;
    Kaynaklarda geçen şekli: İslam dini garib olarak başladı, yine de ilk başladığı gibi garipliğe dönecektir. Öyle ise, ne mutlu gariblere...(Cem'-ül Fevaid )

Cenab-ı Allah'ın Bu Risalede Geçen İsim, Sıfat ve Şuunatı

  1. Cenab-ı Hak
  2. Rahman

Peygamberimizin Bu Risalede Geçen İsim ve Sıfatları

Kur'an'ın Bu Risalede Geçen İsim ve Sıfatları

  1. Kur’an

Bu Risalede Geçen Salavatlar

Bu Risalede Geçen Dualar

Bu Risalede Geçen Zikirler

Bu Risalede Geçen Emir ve Tavsiyeler

Bu Risalede Geçen Darb-ı Meseller/Deyimler

Bu Risalede Geçen Düstur, Kaide ve Tespitler

Bu Risalede Geçen Halk Dili İfadeler

Bu Risalede Geçen Edebi ve Dikkat Çekici İfadeler

  1. Cenab-ı Hakk’ı bulan, neyi kaybeder? Ve Onu kaybeden, neyi kazanır?
  2. Onu bulan her şeyi bulur; Onu bulmayan hiçbir şey bulmaz, bulsa da başına bela bulur.

Bu Risalede Bahsi Geçen Şahıslar, Eserleri ve Eserlerinden Alıntılar

  1. Mevlana Celaleddin-i Rumi: Hem üstadlarımdan Mevlana Celaleddin’in nefsine dediği gibi dedim:
    اُو گُفْتْ اَلَسْتُ و تُو گُفْتٖى بَلٰى شُكْرِ بَلٰى چٖيسْتْ كَشٖيدَنْ بَلَا
    سِرِّ بَلَا چٖيسْتْ كِه يَعْنٖى مَنَمْ حَلْقَه زَنِ دَرْگَهِ فَقْر و فَنَا (Divan-ı Kebir, s: 157, Gazel: 251)
    دَانٖى سَمَاعِ چِه بُوَدْ بٖى خُودْ شُدَنْ زِهَسْتٖى
    اَنْدَرْ فَنَاىِ مُطْلَقْ ذَوْقِ بَقَا چَشٖيدَنْ
  2. İbn Ataullah el-İskenderi:
  3. Hikem-i Ataiye: Meşhur Hikem-i Atâiye’nin şu fıkrası:
    مَاذَا وَجَدَ مَنْ فَقَدَهُ § وَ مَاذَا فَقَدَ مَنْ وَجَدَهُ
    Yani “Cenab-ı Hakk’ı bulan, neyi kaybeder? Ve Onu kaybeden, neyi kazanır?”

Bu Risalede Bahsi Geçen Yerler

Bu Risalede Bahsi Geçen Hadiseler

İlgili Resimler/Fotoğraflar

İlgili Maddeler/Kategoriler

Önceki Risale: Beşinci MektupMektubatYedinci Mektup: Sonraki Risale

Kaynakça