Cin: Revizyonlar arasındaki fark
Değişiklik özeti yok |
Değişiklik özeti yok |
||
| 3. satır: | 3. satır: | ||
''Bu addaki sure için [[Cin Suresi]] sayfasına gidin'' | ''Bu addaki sure için [[Cin Suresi]] sayfasına gidin'' | ||
'''Cin''' (çoğulu cân ve ecinni) duyularla idrak edilemeyen ve insanlar gibi ilâhî emirlere uymakla yükümlü tutulan ve Allah’a kulluk etmeleri için yaratılmış şuurlu varlık türüdür. Cinnî (dişisi cinniye), cin taifesine mensup demektir. Peri ifadesi bazen cinlerin dişileri için kullanılır. Cân bazen cin kelimesinin çoğulu olarak, bazen cinlerin atası veya bir cin türü için kullanılır. İfrit, cinlerin en azgın, zararlı ve kuvvetli bir cinsidir. Şeytan ise cinlerin kafirleridir. Şeytanların başı ve Hz. Adem'e secde etmeyerek dergah-ı ilahiden kovulan cin ise İblistir. Şuur sahibi ve imtihana tabi olan insanları ve cinleri birlikte ifade etmek için "ins ü cin" veya "ins ü cân" ve sakaleyn ifadeleri kullanılır. Gûl, gulyabani veya hayal-gul halk arasında hayâlet, hortlak, kötü cin, şeytan anlamında kullanılır. Deliler ve deli gibi davrananlar için cinnet geçirdi denilir ve "cinlenmiş" anlamında "mecnun" sıfatı kullanılır. Bazı özel metinler okuyarak cinlerden faydalanma girişimine huddâmcılık, bu işte kullanıldığı söylenen cinlere de huddâm denilir. | '''Cin''' (çoğulu cân ve ecinni) duyularla idrak edilemeyen ve insanlar gibi ilâhî emirlere uymakla yükümlü tutulan ve Allah’a kulluk etmeleri için yaratılmış şuurlu varlık türüdür. Cinnî (dişisi cinniye), cin taifesine mensup demektir. Peri ifadesi bazen cinlerin dişileri için kullanılır. Cân bazen cin kelimesinin çoğulu olarak, bazen cinlerin atası veya bir cin türü için kullanılır. İfrit, cinlerin en azgın, zararlı ve kuvvetli bir cinsidir. Şeytan ise cinlerin kafirleridir. Şeytanların başı ve Hz. Adem'e secde etmeyerek dergah-ı ilahiden kovulan cin ise İblistir. Şuur sahibi ve imtihana tabi olan insanları ve cinleri birlikte ifade etmek için "ins ü cin" veya "ins ü cân" ve "sakaleyn" ifadeleri kullanılır. Gûl, gulyabani veya hayal-gul halk arasında hayâlet, hortlak, kötü cin, şeytan anlamında kullanılır. Deliler ve deli gibi davrananlar için cinnet geçirdi denilir ve "cinlenmiş" anlamında "mecnun" sıfatı kullanılır. Bazı özel metinler okuyarak cinlerden faydalanma girişimine huddâmcılık, bu işte kullanıldığı söylenen cinlere de huddâm denilir. | ||
Cinler insanlardan önce önce yakıcı ve her şeye nüfuz edici ateşten (nâr-ı semûm, mâric) yaratılmıştır. Cinlere de peygamber gönderilmiş, bir kısmı iman etmiş, bir kısmı kâfir olarak kalmıştır. Hz. Muhammed’in cinlere de gönderilmiş bir peygamber olduğu için bir unvanı “Resûlü’s-sekaleyn”dir. Cinler insanlara nisbetle bazı konularda daha üstün bir güce sahiptirler. Meselâ kısa sürede uzun mesafeleri katedebilir, insanlarca görülmedikleri halde onlar insanları görür, insanların bilmediği bazı hususları bilirler; fakat gaybı onlar da bilemezler. Gökteki meleklerin konuşmalarından gizlice haber almak için kulak hırsızlığı yapmak isterlerse de buna imkân verilmez. Evlenip çoğalırlar. İblîs de cinlerdendir ve insanların yanı sıra cinlerden de yardımcıları vardır. Bazı cinler Hz. Süleyman’ın emrine girerek ordusunda hizmet görmüş, mâbed, heykel, büyük çanak, kazan gibi nesnelerin yapımında insanlarla beraber çalışmışlardır. | Cinler insanlardan önce önce yakıcı ve her şeye nüfuz edici ateşten (nâr-ı semûm, mâric) yaratılmıştır. Cinlere de peygamber gönderilmiş, bir kısmı iman etmiş, bir kısmı kâfir olarak kalmıştır. Hz. Muhammed’in cinlere de gönderilmiş bir peygamber olduğu için bir unvanı “Resûlü’s-sekaleyn”dir. Cinler insanlara nisbetle bazı konularda daha üstün bir güce sahiptirler. Meselâ kısa sürede uzun mesafeleri katedebilir, insanlarca görülmedikleri halde onlar insanları görür, insanların bilmediği bazı hususları bilirler; fakat gaybı onlar da bilemezler. Gökteki meleklerin konuşmalarından gizlice haber almak için kulak hırsızlığı yapmak isterlerse de buna imkân verilmez. Evlenip çoğalırlar. İblîs de cinlerdendir ve insanların yanı sıra cinlerden de yardımcıları vardır. Bazı cinler Hz. Süleyman’ın emrine girerek ordusunda hizmet görmüş, mâbed, heykel, büyük çanak, kazan gibi nesnelerin yapımında insanlarla beraber çalışmışlardır. | ||
09.20, 3 Ocak 2025 tarihindeki hâli
Bu addaki sure için Cin Suresi sayfasına gidin
Cin (çoğulu cân ve ecinni) duyularla idrak edilemeyen ve insanlar gibi ilâhî emirlere uymakla yükümlü tutulan ve Allah’a kulluk etmeleri için yaratılmış şuurlu varlık türüdür. Cinnî (dişisi cinniye), cin taifesine mensup demektir. Peri ifadesi bazen cinlerin dişileri için kullanılır. Cân bazen cin kelimesinin çoğulu olarak, bazen cinlerin atası veya bir cin türü için kullanılır. İfrit, cinlerin en azgın, zararlı ve kuvvetli bir cinsidir. Şeytan ise cinlerin kafirleridir. Şeytanların başı ve Hz. Adem'e secde etmeyerek dergah-ı ilahiden kovulan cin ise İblistir. Şuur sahibi ve imtihana tabi olan insanları ve cinleri birlikte ifade etmek için "ins ü cin" veya "ins ü cân" ve "sakaleyn" ifadeleri kullanılır. Gûl, gulyabani veya hayal-gul halk arasında hayâlet, hortlak, kötü cin, şeytan anlamında kullanılır. Deliler ve deli gibi davrananlar için cinnet geçirdi denilir ve "cinlenmiş" anlamında "mecnun" sıfatı kullanılır. Bazı özel metinler okuyarak cinlerden faydalanma girişimine huddâmcılık, bu işte kullanıldığı söylenen cinlere de huddâm denilir.
Cinler insanlardan önce önce yakıcı ve her şeye nüfuz edici ateşten (nâr-ı semûm, mâric) yaratılmıştır. Cinlere de peygamber gönderilmiş, bir kısmı iman etmiş, bir kısmı kâfir olarak kalmıştır. Hz. Muhammed’in cinlere de gönderilmiş bir peygamber olduğu için bir unvanı “Resûlü’s-sekaleyn”dir. Cinler insanlara nisbetle bazı konularda daha üstün bir güce sahiptirler. Meselâ kısa sürede uzun mesafeleri katedebilir, insanlarca görülmedikleri halde onlar insanları görür, insanların bilmediği bazı hususları bilirler; fakat gaybı onlar da bilemezler. Gökteki meleklerin konuşmalarından gizlice haber almak için kulak hırsızlığı yapmak isterlerse de buna imkân verilmez. Evlenip çoğalırlar. İblîs de cinlerdendir ve insanların yanı sıra cinlerden de yardımcıları vardır. Bazı cinler Hz. Süleyman’ın emrine girerek ordusunda hizmet görmüş, mâbed, heykel, büyük çanak, kazan gibi nesnelerin yapımında insanlarla beraber çalışmışlardır.
Hadislerde her insanın yanında bir cin (şeytan) bulunduğunu, cinlerin müminlere vesvese vermeye çalıştıklarını, ancak Kur’an okunan yerde etkilerini kaybettikleri beyan edilmiştir. Peygamberimiz cinlerle konuşmuş, hatta namazını bozmaya çalışan bir cini yakalamış ve onu ashaba göstermek için bir yere bağlamak istemişse de daha sonra bundan vazgeçip serbest bırakmış, geceleyin bir grup cinle bir arada bulunmuş ve onlara Kur’an okumuştur. Peygamberimiz cinlerin insanlar üzerindeki etkilerinden kurtulmak ve onları tesirsiz hale getirmek için Felak ve Nâs sûrelerinin, ayrıca Âyetü’l-kürsî’nin ve Bakara sûresinden bazı âyetlerin okunmasını tavsiye etmiştir.
Alimlere göre cinler mutlak gaybı bilemezler, uzun süre yaşadıkları ve meleklerden haber sızdırabildikleri için insanların bilemediği bazı hususları bilebilirler. Cinlerin insanlar gibi doğan, yiyip içen, evlenip çoğalan, ölen ve hatta insanlarla ilişki kurabilen varlıklar olduğu âlimlerin çoğunluğu tarafından kabul edilir. Cinlerin insan şeklini alabildikleri gibi hayvanlardan yılan, kedi, köpek ve inek şekline de girebildiklerini, dünyanın çeşitli bölgelerinde özellikle dağlık yerlerde, harabelerde, denizlerde, çöllerde, çöplüklerde ve mezarlıklarda yaşadıklarını kaydedilmiştir.[1]
Risale-i Nur'da Bu Konudaki Derslerin Özeti
- Bediüzzaman Kur'an'ın peygamberleri manevi sahada olduğu gibi maddi sahada da önder olarak gösterdiğini ve peygamberlerin mucizelerini zikrederek insanları bunlara benzeyen fen ve sanatları yapmaya teşvik ettiğini söyler. Misal olarak da Hz. Süleyman'ın ifritleri getirtip emri altına almasına dair mucizesini gösterir. Yine bir ifritin Hz. Süleyman’a “Gözünü açıp yummazdan evvel Belkıs’ın tahtını getiririm.” demesine işaret eden ayet çok uzak mesafelerden sesin, görüntünün vb getirileceğine işarettir.
- Bazı ehl-i keşfin, Kur'an ve Sünnetin ölçüleriyle tartmadan yaptıkları "Bir tabaka-i arz, cin ve ifritlerindir. Binler sene genişliği var.” gibi tarifler yalnız coğrafya açısından maddî vaziyetten ibaret değildir zira dünyamıza o acib tabakalar sığmaz. Ancak alem-i misalde karşılıkları bu kadar büyük olabilir.
Diğer İsimleri
Cinnî, Peri (dişisi), Cân (cin kelimesinin çoğulu, bir cin türü veya cinlerin atası), İfrit (azgın bir cin türü), Şeytan (kafir cin), İblis (en büyük şeytan), Gûl, Gulyabani veya Hayal-gul (halk arasında hayâlet, hortlak, kötü cin, şeytan anlamında kullanılır)
Kur'an'da İsminin Geçtiği Yerler
Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği
[[|]])
[[|]])
[[|]])
[[|]])
[[|]])
[[|]])
Peygamberimiz ve Cinler
Muhaddisler nakl-i sahih ile İbn-i Mesud’dan beyan ediyorlar ki İbn-i Mesud dedi: Batn-ı Nahl denilen nam mevkide, Nusaybin ecinnileri ihtida için Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâma geldikleri vakit, bir ağaç o ecinnilerin geldiklerini haber verdi.
Hem İmam-ı Mücahid, o hadîste İbn-i Mesud’dan nakleder ki: O cinniler bir delil istediler. Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm bir ağaca emretti; yerinden çıkıp geldi, sonra yine yerine gitti. İşte cin taifesine bir tek mu’cize kâfi geldi.
Acaba bu mu’cize gibi bin mu’cizat işiten bir insan imana gelmezse cinnîlerin يَقُولُ سَفٖيهُنَا عَلَى اللّٰهِ شَطَطًا tabir ettikleri şeytanlardan daha şeytan olmaz mı?
Amma melaikelerin Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâma hizmeti ve görünmesi ve cinnîlerin ona iman ve itaati, mütevatirdir. Nass-ı Kur’an ve çok âyâtla musarrahtır. Gazve-i Bedir’de beş bin melaike –nass-ı Kur’an ile– önde, sahabeler gibi ona hizmet edip asker olmuşlar. Hattâ o melekler, melaikeler içinde, Ashab-ı Bedir gibi şeref kazanmışlar. Şu meselede iki cihet var:
Birisi: Cin ve melaikenin taifeleri, hayvan ve insanın taifeleri gibi vücudları kat’î ve bizimle münasebettar olduğu, Yirmi Dokuzuncu Söz’de iki kere iki dört eder derecesinde bir kat’iyetle ispat etmişiz. Onların ispatını, o Söz’e havale ederiz.
...
Cinnîler ise onlar ile görüşmek ve görmek, değil sahabeler, belki avam-ı ümmet dahi çokları ile görüşmeleri çok vuku buluyor. Fakat en kat’î en sahih haber ile eimme-i hadîs bize diyorlar ki: İbn-i Mesud “Batn-ı Nahl’de ecinnilerin ihtidası gecesinde, ecinnileri gördüm ve Sudan kabilesinden Zut denilen uzun boylu taifeye benzettim, onlara benziyordular.”
Hem meşhurdur ve hadîs imamları tahric ve kabul ettikleri Hazret-i Hâlid İbn-i Velid vak’asıdır ki: Uzza denilen sanemi tahrip ettikleri vakit, siyah bir kadın şeklinde, o sanem içinden bir cinniye çıktı. Hazret-i Hâlid, bir kılınç ile o cinniyeyi iki parça etti. Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm, o hâdise için ferman etmiş ki: “Uzza sanemi içinde ona ibadet ediliyordu, daha ona ibadet edilmez.”
Hem Hazret-i Ömer’den meşhur bir haberdir ki demiş: “Biz Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın yanında iken ihtiyar şeklinde, elinde bir asâ “Hâme” isminde bir cinnî geldi, iman etti. Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm ona kısa surelerden birkaç sureyi ders verdi. Dersini aldı, gitti. Şu âhirki hâdiseye, çendan bazı hadîs imamları ilişmişler fakat mühim imamlar, sıhhatine hükmetmişler. Her ne ise bu nevide uzun söylemeye lüzum yok, misalleri çoktur.
Hem deriz ki:
Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın nuruyla, terbiyesiyle ve onun arkasında gitmesiyle binler Şeyh-i Geylanî gibi aktablar, asfiyalar; melaikeler ve cinler ile görüşmüşler ve konuşuyorlar ve bu hâdise yüz tevatür derecesinde ve çok kesrettedir. Evet, ümmet-i Muhammed’in (asm) melaike ve cinlerle temasları ve tekellümleri ise Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın terbiye ve irşad-ı i’cazkâranesinin bir eseridir.
Evet, şakk-ı kamer, nasıl ki bir mu’cize-i risaletidir; nübüvvetini cin ve inse gösterdi. Öyle de mi’rac dahi bir mu’cize-i ubudiyetidir; habibiyetini, ervah ve melaikeye gösterdi.
[[|]])
[[|]])
[[|]])
Peri
[[|]])
Hayal-Gul
[[|]])
İnsanlardan Önce Dünyada Yaratılmış Cin Taifesi
[[|]])
İnsanlar ve Cinler
Ana Madde: İnsan
Risalelerde bu konudaki oldukça fazla bahisten bir kısmı alınmıştır
Cinler ve Kullukları
Diğer adam ise mü’mindir; Cenab-ı Hâlık’ı tanır, tasdik eder. Onun nazarında şu dünya, bir zikirhane-i Rahman, bir talimgâh-ı beşer ve hayvan ve bir meydan-ı imtihan-ı ins ü cândır.
Yani her şey, Sâni’-i Zülcelal’in birer mektub-u hakaik-nüma, birer kaside-i letafetnüma, birer kelime-i hikmet-eda hükmündedir ki melaike ve cin ve hayvanın ve insanın enzarına arz eder, mütalaaya davet eder. Demek, ona bakan her zîşuura, ibret-nüma bir mütalaagâhtır.
Hakikat ve hikmet ister ki zemin gibi semavatın da kendine münasip sekeneleri bulunsun. Lisan-ı şer’îde o ecnas-ı muhtelifeye, melaike ve ruhaniyat tesmiye edilir.
Evet, hakikat öyle iktiza eder. Zira zemin küçüklüğü ve hakaretiyle beraber, zîhayat ve zîşuur mahluklardan doldurulması ve ara sıra boşaltılıp yeniden zîşuurlarla şenlendirilmesi işaret eder, belki tasrih eder ki şu muhteşem burçlar sahibi, müzeyyen kasırlar hükmünde olan semavat dahi zîşuur ve zevi’l-idrak mahluklarla doludur. Onlar dahi ins ve cin gibi şu âlem sarayının seyircileri ve şu kâinat kitabının mütalaacıları ve şu saltanat-ı rububiyetin dellâllarıdırlar. Çünkü kâinatı, hadd ü hesaba gelmeyen tezyinat ve mehasin ve nukuş ile süslendirip tezyin etmesi, bilbedahe mütefekkir istihsan edici ve mütehayyir takdir edicilerin enzarını ister.
Evet, hüsün elbette bir âşık ister; taam ise aç olana verilir. Halbuki ins ve cin, şu nihayetsiz vazifeye, şu haşmetli nezarete ve şu vüs’atli ubudiyete karşı milyondan birisini ancak yapabilir. Demek bu nihayetsiz ve mütenevvi vezaife ve ibadata, nihayetsiz melaike envaı ve ruhaniyat ecnası lâzımdır.
Hem şu mahdud arz, hadsiz mu’cizat-ı kudrete mazhar olduğundandır ki en mühim sekeneleri olan ins ve cinnin kuvalarına, sair zîhayatlar gibi fıtrî bir had ve hulkî bir kayıt konulmadığı için nihayetsiz terakki ve nihayetsiz tedenniye mazhar olmuştur.
[[|]])
Kur'an ve Cinler
... ve bütün cin ve ins toplansa onun mislini getirememesi ...
Kur’an, asırları muhtelif bütün enbiyanın kütüblerini ve meşrepleri muhtelif bütün evliyanın risalelerini ve meslekleri muhtelif bütün asfiyanın eserlerini icmalen tazammun eden ve cihat-ı sittesi parlak ve evham ve şübehatın zulümatından musaffâ ve nokta-i istinadı, bi’l-yakîn vahy-i semavî ve kelâm-ı ezelî ve hedefi ve gayesi, bilmüşahede saadet-i ebediye; içi, bilbedahe hâlis hidayet; üstü, bizzarure envar-ı iman; altı, biilmelyakîn delil ve bürhan; sağı, bi’t-tecrübe teslim-i kalp ve vicdan; solu, biaynelyakîn teshir-i akıl ve iz’an; meyvesi, bihakkalyakîn rahmet-i Rahman ve dâr-ı cinan; makamı ve revacı, bi’l-hadsi’s-sadık makbul-ü melek ve ins ü cânn bir kitab-ı semavîdir.
Evet, Kur’an-ı Hakîm, şu Kur’an-ı Azîm-i Kâinat’ın en âlî bir müfessiridir ve en beliğ bir tercümanıdır. Evet, o Furkan’dır ki şu kâinatın sahifelerinde ve zamanların yapraklarında kalem-i kudretle yazılan âyât-ı tekviniyeyi cin ve inse ders verir.
Eğer bütün cin ve insanın Kur’an’dan tereşşuh etmeyen bütün güzel sözleri toplansa yine Kur’an’ın mertebe-i kudsiyesine yetişip tanzir edemez.
Cinler ve Ahiret
Melaikenin vücudunu ve vazife-i ubudiyetlerini ispat eden bütün deliller ve hadsiz müşahedeler, mükâlemeler, dolayısıyla âlem-i ervahın ve âlem-i gaybın ve âlem-i bekanın ve âlem-i âhiretin ve ileride cin ve ins ile şenlendirilecek olan dâr-ı saadetin ve cennet ve cehennemin vücudlarına delâlet ederler.
Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler
İlgili Resimler/Fotoğraflar
İlgili Maddeler
- İfrit: Cinlerin en azgın, zararlı ve kuvvetli bir cinsi
- Şeytan: Cinlerin kafir olup insanlara düşman olan ve onları yanlışa sevk etmeye çalışanları
- Süleyman (as): Cinleri emri altına alan ve işlerde hizmet ettiren peygamber
- İblis: Şeytanların başı ve Hz. Adem'e secde etmeyerek dergah-ı ilahiden kovulan cin
- Cin Suresi: Cinlerden bahseden Kur'an'ın 72. suresi
- İnsan: Cinler gibi şuurlu ve imtihana tabi varlık
- Kahin: Cinlerden haber alan insanlar, medyum
- İspirtizma: Ölmüş insanların ruhlarıyle ve cinlerle iletişim kurma girişimi, ruh çağırma