Yirminci Söz
Önceki Risale: On Dokuzuncu Söz ← Sözler → Yirmi Birinci Söz: Sonraki Risale
Bu risaleyi okumak için Yirminci Söz okuma sayfasına ve Kur'an hattı ile okumak için Yirminci Söz (Kur'an Hattı) sayfasına gidin
Yirminci Söz Bediüzzaman'ın 1 Mart 1927 tarihinden 1934 yılının ortalarına kadar zorunlu ikamete tabi tutulduğu Barla'da telif ettiği eserlerdendir ve Sözler kitabının 20. risalesidir. Birinci makamında, Bakara Suresinde Cenab-ı Allah'ın meleklere ve iblise Hazret-i Âdem’e secde etmelerini emretmesi, Cenab-ı Allah'ın İsrailoğullarına bir katilin ortaya çıkarılması için bir inek kesmeleri ve onun bir parçasıyla ölen adamın cesedine vurmalarını emretmesi ve taşların bazı halleri münasebetiyle İsrail oğulları ile Adem oğullarının kalplerinin taştan daha daha ziyade katılaşmasından bahsetmesi konularına karşı şeytanın müthiş üç şüphesine karşı ikna edici cevaplar verilir. İkinci makamında ise insanoğlunun bilim ve teknolojideki keşiflerine içinde yaş ve kuru her şey bulunan Kur'an'ın peygamberlerin mucizeleri ve bazı tarihi hadiseler suretinde işaret ettiği beyan edilir ve 10 civarında peygamberin 10 civarında mucizesinden ve 25 civarında ayetten misaller verilir. Ayrıca her bir ilmin hakikatının Allah'ın bir ismine dayandığı, Hz. Adem'e isimlerin öğretilmesi mucizesinden ders alarak Allah'ın isimlerine yapışmak gerektiği, Hz. Adem'e icmalen öğretilen isimlere Hz. Muhammed'in (sav) tüm mertebeleriyle mazhar olduğu, şu kâinatın yaratılma gayesinin insanın ilim yoluyla Allah'a külli ibadet etmesi olduğu, ahirzamanda hüküm ve kuvvetin ilmin eline geçeceği ve Kur'an'ın çoğu ayetinin bu ilim ve kemalatın anahtarı olduğu dersleri verilir. Risalenin son kısmında Kur'an'ın asıl vazifesinin rububiyet dairesinin kemalatını ve ubudiyet dairesinin hallerini ders vermek olduğundan insanlığın medeniyet harikalarının bu iki daireye göre hakkının ancak Kur'an'da hafif bir işaretle beyan edilmek olduğu ve bunlardan açıkça haber verilmesinin imtihan sırrına aykırı olacağı izah edilir.
Risale-i Nur'da Bu Konudaki Derslerin Özeti
- İnsanlığın iftihar vesilesi olan denizaltı, uçak gibi medeniyet harikalarından Kur'an 1400 sene önce haber etmiştir.
- 20. Söz'de 3-4 ayet hakkında olanlar dışında, Kur'an mucizeleri hakkında olan 25. Söz risalesi başta olmak üzere Risale-i Nur'da bulantı vermemek için genelde mülhidlerin ve ilm-i fennin ayetler hakkındaki şüpheleri zikredilmemiştir.
- Kur'an'ın irşad makamındaki beyanının güzelliğine Bediüzzaman 20. Söz'de de geçen "(Ne var ki) bunlardan sonra yine kalpleriniz katılaştı. Artık kalpleriniz taş gibi yahut daha da katıdır." mealindeki Bakara suresinin 74. Ayetini verir.
- Kur'an merhametinden dolayı bazı çok geniş düsturları anlayışı basit olanlara hususi bir hâdise ile gösterir. Buna bir misal 20. Söz'ün 1. Makamındaki 3 ayettir.
- Bediüzzaman Risale-i Nur'un Kur'an'ın işaretine layık olduğuna dair gösterdiği delillerden birisi 20. Söz'ün 2. Makamıdır.
- Bir vakit Bediüzzaman bir tabelesinin yazdığı Kur'an mucizeleri hakkında olan Mucizat-ı Kur'aniye risalesinin arkasında eklettiği parçalardan birisi 20. Söz idi.
İsimleri, Telifi, Neşri/Basımı, İçeriği, Tevafukları ve Gaybi İşaretlerle İlgili Bilgiler
Diğer İsimleri
Telif Dili
Türkçe
Telifiyle İlgili Bilgiler
20. Söz'ün 1. Makamı 1930, 2. makamı 1927 yılında Barla'da telif edilmiştir.[1]21. Söz'ün Birinci Makamı İkinci Makamından daha sonra yazılmıştır.[2]
Neşriyle/Basımıyla İlgili Bilgiler
Kur'an harfleriyle kitap basımının 1928 yılında yasaklanması üzerine ilk başta elle çoğaltılan bu risale 1946 yılından sonra evvela İnebolu, sonra Isparta'da teksir makinesiyle Kur'an harfleriyle çoğaltıldı. Bediüzzaman'ın izin ve teşviğiyle 1956-1959 yıllarında matbaalarda Latin harfleriyle büyük kitaplar basıldığında Sözler kitabının içinde yer almıştır.
İçeriği
- Makam:
1. Nükte: Hz. Adem'e secde emriyle alakalı vesveseli soruya cevap
2. Nükte: Allah'ın inek kesilmesi emriyle alakalı vesveseli soruya cevap
3. Nükte: Taşların hallerine dair bahis geçen ayetlerle alakalı vesveseli soruya cevap - Makam:Medeniyet harikalarına Kur'an ayetlerinin 1400 sene önceden işaret ettiğine dair misallar ve 2 soruya cevap
Uzunluğu
Toplam 23 büyük sayfa
- 1. Makam: 7 büyük sayfa
- 2. Makam: 16 büyük sayfa
Ekleri
Bu Risale İle İlgili Tevafuklar
Bu Risale İle İlgili Gaybi İşaretler
- İnsanlık âhir vakitte ulûm ve fünuna dökülecektir. Bütün kuvvetini ilimden alacaktır. Hüküm ve kuvvet ise ilmin eline geçecektir.
Risale-i Nur'da Derc Edildiği ve Benzer İçerikli Yerler
- Sözler adlı büyük kitapta, Zülfikar adlı büyük kitapta ve Mu'cizat-ı Kur'aniye adlı küçük kitapta tamamı mevcuttur.
- 20. Söz'ün sonundaki "İki Mühim Suale Karşı İki Mühim Cevap" başlıklı kısım Bediüzzaman Cevap Veriyor adlı küçük kitapta da mevcuttur.
- İşaratül İ'caz kitabının 31.-33. Ayetlerinin tefsirinde Kur'an'da Peygamber mucizelerinden bahseden bazı ayetlerin geleceğin fenlerine işaret ettiğine dair bazı misallar verilir.
Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği
Bu Risalenin Telifi, Neşri ve Adı Hakkındaki Bahisler
Bu Risalenin Kıymeti Hakkındaki Bahisler
Üç kitaptan Yirminci Söz’ü ilk defa okudum. Habl-i metin-i İlahî ve kanun-u mübin-i Rabbanî olan Kur’an-ı Azîmüşşan’da, şu son asırda vücuda gelen ve Frenklerin medar-ı iftiharları bulunan tahte’l-bahir, tayyare vesaire gibi eşyaya, bin üç yüz küsur sene mukaddem işaretle ifade edildiğini öğrenerek Kitab-ı Mübin’in mazi ve müstakbelden vermekte olduğu ihbarat-ı gaybiye ve sadıka ve beyanat-ı hârika, dost ve düşmanı meftun ve hayretlerde bıraktığı cihetle, bir kat daha i’caz-ı Kur’an’ı ispat ve teyid etmiştir. Yirmi Üç ve Otuzuncu Sözler’in baş taraflarından üçer, beşer sahife okuyabildim. Mahzen ve medfen-i mücevherata rast gelmiş bir fakir gibi hangi cevheri alacağımı harîsane düşünüyorum.
Sabri
Bu Risaleye Atıflar
Yirminci Söz’ün âhirindeki sual ve cevapta izah ettiğimiz meseledir. İcmali şudur ki:
Din bir imtihandır, bir tecrübedir. Ervah-ı âliyeyi, ervah-ı safileden tefrik eder. Öyle ise ileride herkese göz ile görülecek vukuatı, öyle bir tarzda bahsedecek ki ne bütün bütün meçhul kalsın ne de bedihî olup herkes ister istemez tasdike mecbur kalsın. Akla kapı açacak, ihtiyarı elinden almayacak. Zira eğer tamamen bedahet derecesinde bir alâmet-i kıyamet görülse, herkes tasdike muztar olsa o vakit kömür gibi bir istidat, elmas gibi bir istidat ile beraber kalır. Sırr-ı teklif ve netice-i imtihan zayi olur. İşte bunun için Mehdi ve Süfyan meseleleri gibi çok meselelerde çok ihtilaf olmuş. Hem rivayat dahi çok muhteliftir, birbirine zıt hükümler olmuş.
(24. Söz)
Bu Mu’cizat-ı Kur’aniye Risalesi’ndeki ekser âyetlerin her biri, ya mülhidler tarafından medar-ı tenkit olmuş veya ehl-i fen tarafından itiraza uğramış veya cinnî ve insî şeytanların vesvese ve şüphelerine maruz olmuş âyetlerdir.
İşte bu Yirmi Beşinci Söz, öyle bir tarzda o âyetlerin hakikatlerini ve nüktelerini beyan etmiş ki ehl-i ilhad ve fennin kusur zannettikleri noktalar, i’cazın lemaatı ve belâgat-ı Kur’aniyenin kemalâtının menşeleri olduğu, ilmî kaideleriyle ispat edilmiş. Bulantı vermemek için onların şüpheleri zikredilmeden cevab-ı kat’î verilmiş.
gibi. Yalnız Yirminci Söz’ün Birinci Makamı’nda üç dört âyette şüpheleri söylenmiş.
(25. Söz)
Makam-ı irşadda beyanat-ı Kur’aniye o derece müessir ve rakiktir ve o derece munis ve şefiktir ki şevk ile ruhu, zevk ile kalbi; aklı merakla ve gözü yaşla doldurur.
Binler misallerinden yalnız şu:
ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ فَهِىَ كَالْحِجَارَةِ اَوْ اَشَدُّ قَسْوَةً … الخ
Yirminci Söz’ün Birinci Makamı’nda üçüncü âyet mebhasında ispat ve izah edildiği gibi Benî-İsrail’e der: “Musa aleyhisselâmın asâsı gibi bir mu’cizesine karşı sert taş, on iki gözünden çeşme gibi yaş akıttığı halde, size ne olmuş ki Musa aleyhisselâmın bütün mu’cizatına karşı lâkayt kalıp gözünüz kuru, yaşsız, kalbiniz katı, ateşsiz duruyor?” O sözde şu mana-yı irşadî izah edildiği için oraya havale ederek burada kısa kesiyorum.
(25. Söz)
Îcaz-ı Kur’anî o derece câmi’ ve hârıktır, dikkat edilse görünüyor ki bazen bir denizi bir ibrikte gösteriyor gibi pek geniş ve çok uzun ve küllî düsturları ve umumî kanunları, basit ve âmî fehimlere merhameten basit bir cüzüyle, hususi bir hâdise ile gösteriyor. Binler misallerinden yalnız iki misaline işaret ederiz.
Birinci Misal: Yirminci Söz’ün Birinci Makamı’nda tafsilen beyan olunan üç âyettir ki şahs-ı Âdem’e talim-i esma unvanıyla nev-i benî-Âdem’e ilham olunan bütün ulûm ve fünunun talimini ifade eder. Ve Âdem’e, melaikenin secde etmesi ve şeytanın etmemesi hâdisesiyle nev-i insana semekten meleğe kadar ekser mevcudat musahhar olduğu gibi yılandan şeytana kadar muzır mahlukatın dahi ona itaat etmeyip düşmanlık ettiğini ifade ediyor.
(25. Söz)
Kur’an’ın lemaat-ı i’cazından iki lem’a-i i’caziye, On Dokuzuncu Söz’ün On Dördüncü Reşha’sında geçmiştir ki bir sebeb-i kusur zannedilen tekraratı ve ulûm-u kevniyede icmali, her biri birer lem’a-i i’cazın menbaıdır. Hem Kur’an’da mu’cizat-ı enbiya yüzünde parlayan bir lem’a-i i’caz-ı Kur’an, Yirminci Söz’ün İkinci Makamı’nda vâzıhan gösterilmiştir.
(25. Söz)
Hakikat ilmini, hakiki hikmeti istersen Cenab-ı Hakk’ın marifetini kazan. Çünkü bütün hakaik-i mevcudat, ism-i Hakk’ın şuâatı ve esmasının tezahüratı ve sıfâtının tecelliyatıdırlar. Maddî ve manevî, cevherî, arazî her bir şeyin, her bir insanın hakikati, birer ismin nuruna dayanır ve hakikatine istinad eder. Yoksa hakikatsiz, ehemmiyetsiz bir surettir. Yirminci Söz’ün âhirinde, şu sırra dair bir nebze bahsi geçmiştir.
(26. Söz)
Hem Kur’an’ı tefsir eden ve bir kısmı otuz kırk hattâ yetmiş cilt olarak birer tefsir yazan yüksek zekâlı müdakkik binlerle mütefennin ulemanın, senetleri ve delilleriyle beyan ettikleri Kur’an’daki hadsiz meziyetleri ve nükteleri ve hâsiyetleri ve sırları ve âlî manaları ve umûr-u gaybiyenin her nevinden kesretli gaybî ihbarları izhar ve ispat etmeleri ve bilhassa Risale-i Nur’un yüz otuz kitabının her biri Kur’an’ın bir meziyetini, bir nüktesini kat’î bürhanlarla ispat etmesi ve bilhassa Mu’cizat-ı Kur’aniye Risalesi; şimendifer ve tayyare gibi medeniyetin hârikalarından çok şeyleri Kur’an’dan istihraç eden Yirminci Söz’ün İkinci Makamı ve Risale-i Nur’a ve elektriğe işaret eden âyetlerin işaratını bildiren İşarat-ı Kur’aniye namındaki Birinci Şuâ ve huruf-u Kur’aniye ne kadar muntazam, esrarlı ve manalı olduğunu gösteren Rumuzat-ı Semaniye namındaki sekiz küçük risaleler ve Sure-i Feth’in âhirki âyeti beş vecihle ihbar-ı gaybî cihetinde mu’cizeliğini ispat eden küçük bir risale gibi Risale-i Nur’un her bir cüzü, Kur’an’ın bir hakikatini, bir nurunu izhar etmesi; Kur’an’ın misli olmadığına ve mu’cize ve hârika olduğuna ve bu âlem-i şehadette âlem-i gaybın lisanı ve bir Allâmü’l-guyub’un kelâmı bulunduğuna bir imzadır.
(7. Şua)
Resaili’n-Nur bu asra gelen işarat-ı Kur’aniyeye hususi bir medar-ı nazar olduğuna kimin şüphesi varsa Kur’an’ın kırk vecihle mu’cizesini ispat eden Mu’cizat-ı Kur’aniye namındaki Yirmi Beşinci Söz ve Yirminci Söz’ün ikinci makamına ve haşre dair Onuncu Söz ve Yirmi Dokuzuncu Sözlere baksın, şüphesi izale olmazsa gelsin parmağını gözüme soksun.
(1. Şua)
Hem en garibi şudur ki; bir yerde demişim: Cenab-ı Hakk'ın büyük nimetleri olan tayyare ve şimendifer ve radyoyu, büyük şükür ile mukabele lâzım iken; beşer şükür etmedi, tayyarelerle başlarına bombalar yağdı. Ve radyo öyle büyük bir nimet-i İlahiyedir ki ona mukabil şükür ise, o radyo milyonlar dilli bir küllî hâfız-ı Kur'an olup zemin yüzündeki bütün insanlara Kur'anı dinlettirsin. Yirminci Söz'de Kur'anın medeniyet hârikalarından gaybî haber verdiğini beyan ederken, bir âyetin işareti olarak, kâfirler şimendiferle âlem-i İslâmı mağlub ederler demişim. İslâmı bu hârikalara teşvik ettiğim halde bir sebeb-i ittiham olarak şimendifer, tayyare ve radyo gibi terakkiyat-ı hazıra aleyhindedir diye sâbık mahkemelerin bazı müddeiumumîleri bizi ittiham etmiş.
(12. Şua)
Sâlisen: Sabri’nin mektubunda, tevafuklu yazdığı Mu’cizat-ı Kur’aniye ve Risale-i Nur hakkındaki istihracı bizi fevkalâde mesrur eyledi. Hasan Âtıf’ın bize yazdığı şaşaalı ve cazibedar Mu’cizat-ı Kur’an’ı esas yapıp sair risalelerde, i’caz-ı Kur’an’ın nüktelerine dair mebahisi ona zeyller şeklinde ilhak ettik, güzel bir surete geldi.
Ezcümle: Âyetü’l-Kübra’nın Kur’an’a dair On Yedinci Mertebesi, Yirminci Söz ve Sure-i Feth’in âhirki âyetin mu’cize olduğuna dair Yedinci Lem’a ve Fihriste’nin Rumuzat-ı Semaniye’ye dair mühim parçaları ve Kenzü’l-Arş’ın iki nüktesi gibi parçalar o zeyllere girmiş. Aynen Mu’cizat-ı Ahmediye’nin zeylleri gibi parlamış. Nurlar santralı Sabri, o yazdığı güzel Mu’cizat-ı Kur’aniye’yi inşâallah onlarla tam güzelleştirir.
Cennetten geldiği hadîs-i şerifte bildirilen dört nehre dair gelecek cevap ise yine “Zülfikar” mecmuasında Mu’cizat-ı Kur’aniye zeyllerinden Yirminci Söz’ün Birinci Makamı’ndadır. Aynen yazıyoruz:
Bu Risale İle İlgili Tevafuklar
Bu Risale İle İlgili Gaybi İşaretler
Hem öyle bir surette ifade ediyor ki o ifade ile şöyle işaret eder ki: “Elbette nev-i beşer, âhir vakitte ulûm ve fünuna dökülecektir. Bütün kuvvetini ilimden alacaktır. Hüküm ve kuvvet ise ilmin eline geçecektir.”
([[Risale:20._Söz#Bir_Nükte-i_Mühimme_ve_Bir_Sırr-ı_Ehemm|20. Söz])
Bu Risale Hakkında Fihristte Geçen Kısım
İki makamdır.
Birinci Makamı: Sure-i Bakara’nın başında Hazret-i Âdem’e meleklerin secdesi ve bir bakaranın zebhi ve taşlardan su çıkması hakkındaki üç mühim âyete karşı şeytanın gayet müthiş üç şüphesini öyle bir tarzda reddedip mahveder ki şeytanı ve şeytan gibi insanları öyle desiselerden perişan edip vazgeçiriyor. Çünkü onlar, tenkit ve itirazlarıyla lemaat-ı i’caziyenin kapısını açtırttılar. O üç âyetten üç lem’a-i i’caziye göründü.
İkinci Makamı: Mu’cizat-ı enbiya aleyhimüsselâm yüzünde parlayan bir mu’cize-i Kur’aniyeyi göstermekle beraber, mu’cizat-ı enbiyaya dair âyât-ı Kur’aniyenin ne kadar manidar ve hikmet-medar olduklarını gösterir. Ve Kur’an’da kapalı kalmış çok defineler bulunduğunu ihtar eder.
Diğer Bahisler
Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler
Bu Risaledeki Temsiller/Misaller
Sizlere ne olmuş ki kalpleriniz taştan daha camid ve daha ziyade katılaşmıştır.
...dağın cesedine giydirilen ve çiçek ve meyvelerin murassaatıyla münakkaş ve müzeyyen olan gömlekler...
En sert ve hissiz o koca taşlar, nasıl bal mumu gibi evamir-i tekviniyeye karşı yumuşaklık gösteriyorlar ve memur-u İlahî olan o latîf sulara, o nazik köklere, o ipek gibi damarlara o derece mukavemetsiz ve kasavetsizdir. Güya bir âşık gibi o latîf ve güzellerin temasıyla kalbini parçalıyor, yollarında toprak oluyor.
Nasıl ki bir madene ateş veriliyor; tâ elmasla kömür, altınla toprak birbirinden ayrılsın.
Âdeta gökyüzündeki yıldızlarla vâzıhan لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ yazmak misillü bir bedahete girecek.
Bu Risalede Geçen Ayetler
Bkz. 20. Söz'de Geçen Ayetler Listesi
Bu Risalede Geçen Hadisler
- Risalede Nasıl Geçtiği: İşte bu sırra işareten bu manayı ifade için hadîste rivayet ediliyor ki: “O üç nehrin (Nil-i Mübarek, Dicle ve Fırat) her birine cennetten birer katre her vakit damlıyor ve ondan bereketlidirler.” Hem bir rivayette denilmiş ki: “Şu üç nehrin menbaları cennettendir.”
Kaynağı: Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 6; Sahih-i Müslim 4/2183 hadis no: 2839; Müsned-i Ahmed 2/289 ve 440; Türkçe Terceme Sahih-i Buhari 9/64 hadis no: 1551
Kaynaklarda geçen şekli: Burada dört nehir vardı: İkisi bâtınî nehir, ikisi zâhirî nehir.
«–Bunlar nedir, ey Cibrîl?» diye sordum. Cebrâîl -aleyhisselâm-:
«–Şu iki bâtınî nehir, Cennetin iki nehridir. Zâhirî olanların biri Nil, diğeri de Fırat’tır!» dedi…” (Buhârî)
Seyhan ve Ceyhan nehirleriyle Nil ve Fırat, Cennet'in nehirlerindendir. (Müslim) - Risalede Nasıl Geçtiği: Bir tefsir diyor: سَلَامًا demese idi, bürudetiyle ihrak edecekti.
Kaynağı: Ez-Zühd - İbn-i Hanbel sh: 101
Kaynaklarda geçen şekli: Başka bazı tefsirlerde de aynen geçmektedir. - Risalede Nasıl Geçtiği: Tesbihat-ı Nebeviyeden olan سُبْحَانَ مَنْ بَسَطَ الْاَرْضَ عَلٰى مَاءٍ جَمَدْ kat’î delâlet ediyor ki…
Meali: Arzı, donmuş bir çeşit suyun üzerinde yayan Zatı her türlü noksan sıfatlardan tenzih ederim.
Kaynağı: Mecmuat-ül Ahzab 1/304, 2/554 ve 3.ciltte Evrad-ı Fethiye duası (Not: Bu duanın İmam-ı Ahmed bin Hanbel'in dua ve tesbihi olduğu yazılı. Fakat herhalde İmam-ı Ahmed Hazretleri onu menba'-ı Risaletten almıştır diyebiliriz. Zira İmam-ı Ahmed hayatında bütün herşeyini fiil ve hareketini Sünnet-i Seniye'ye uydurmaya gayret etmiştir. (Abdülkadir Badıllı)
Cenab-ı Allah'ın Bu Risalede Geçen İsim, Sıfat ve Şuunatı
- Adl
- Allah
- Cenab-ı Hakk
- Fâtır-ı Zülcelal
- Hakîm
- Hakim-i Mutlak
- Hakîm-i Zülcelal
- Hâlık
- Kadîr
- Mukaddir
- Rab
- Rahîm
- Rahman
- Sübhan
- Şafi
- Şems-i Sermedî
Peygamberimizin Bu Risalede Geçen İsim ve Sıfatları
- Hâtem-i divan-ı nübüvvet
- Enbiyanın serveri
- Kâinatın mâbihi’l-iftiharı
- Bütün esmanın bütün meratibiyle tafsilen mazharı
- Muhammed
Kur'an'ın Bu Risalede Geçen İsim ve Sıfatları
- Kitab-ı Mübin
- Kur’an
- Kur’an-ı Hakîm
- Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan
Bu Risalede Geçen Salavatlar
- اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَ سَلِّمْ عَلٰى مَنْ اُنْزِلَ عَلَيْهِ الْقُرْاٰنُ الْحَكٖيمُ وَ عَلٰى اٰلِهٖ وَ صَحْبِهٖ اَجْمَعٖينَ
Meali: Allahım! Kur'ân-ı Hakîmin kendisine indirildiği Zâta ve bütün âl ve ashâbına salât ve selâm olsun. - اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَ سَلِّمْ وَ بَارِكْ وَ كَرِّمْ عَلٰى سَيِّدِنَا وَ مَوْلٰينَا مُحَمَّدٍ عَبْدِكَ وَ نَبِيِّكَ وَ رَسُولِكَ النَّبِىِّ الْاُمِّىِّ وَ عَلٰى اٰلِهٖ وَ اَصْحَابِهٖ وَ اَزْوَاجِهٖ وَ ذُرِّيَّاتِهٖ وَ عَلَى النَّبِيّٖينَ وَ الْمُرْسَلٖينَ وَ الْمَلٰئِكَةِ الْمُقَرَّبٖينَ وَ الْاَوْلِيَاءِ وَ الصَّالِحٖينَ اَفْضَلَ صَلَاةٍ وَ اَزْكٰى سَلَامٍ وَ اَنْمٰى بَرَكَاتٍ بِعَدَدِ سُوَرِ الْقُرْاٰنِ وَ اٰيَاتِهٖ وَ حُرُوفِهٖ وَ كَلِمَاتِهٖ وَ مَعَانٖيهٖ وَ اِشَارَاتِهِ وَ رُمُوزِهٖ وَ دَلَالَاتِهٖ وَاغْفِرْلَنَا وَارْحَمْنَا وَ الْطُفْ بِنَا يَا اِلٰهَنَا يَا خَالِقَنَا بِكُلِّ صَلَاةٍ مِنْهَا بِرَحْمَتِكَ يَا اَرْحَمَ الرَّاحِمٖينَ وَ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ اٰمٖينَ
Meali: Allahım! Seyyidimiz, mevlâmız, kulun, nebîn ve resulün olan ümmî peygamber Muhammed'e, âline, ashâbına, zevcelerine, mübarek nesline, sair enbiya ve mürselîne, mukarreb meleklere, evliya ve salih kullarına salâvâtın en üstünü, selâmetin en temizi, bereketlerin en bereketlisiyle, Kur'ân'ın sûreleri, âyetleri, harfleri, kelimeleri, mânâları, işaretleri, remizleri ve delâletleri adedince salât ve selâm et, bereket ihsan et, ikramda bulun. Ey İlâhımız, ey Yaratıcımız, bütün bu salâvatlardan herbiri için bizi bağışla, bize merhamet et, bize iltifat et. Rahmetinle, ey merhamet edenlerin en merhametlisi. Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun. Âmin.
Bu Risalede Geçen Dualar
- اَللّٰهُمَّ فَهِّمْنَا اَسْرَارَ الْقُرْاٰنِ كَمَا تُحِبُّ وَ تَرْضٰى وَ وَفِّقْنَا لِخِدْمَتِهٖ اٰمٖينَ بِرَحْمَتِكَ يَا اَرْحَمَ الرَّاحِمٖينَ
Meali: Allahım! Kur'ân'ın esrarını, sevdiğin ve râzı olduğun şekilde bize tefhim et ve onun hizmetine bizi muvaffak et. Âmin, rahmetinle ey Erhamürrâhimîn. - اَللّٰهُمَّ فَهِّمْنَا اَسْرَارَ الْقُرْاٰنِ وَ وَفِّقْنَا لِخِدْمَتِهٖ فٖى كُلِّ اٰنٍ وَ زَمَانٍ
Meali: Allahım! Bize Kur'ân'ın esrarını öğret ve her an ve zamanda ona hizmet etmekte bizi muvaffak et.
Bu Risalede Geçen Zikirler
- سُبْحَانَ مَنْ بَسَطَ الْاَرْضَ عَلٰى مَاءٍ جَمَدْ
Meali: Arzı, donmuş bir çeşit suyun üzerinde yayan Zatı her türlü noksan sıfatlardan tenzih ederim.
Bu Risalede Geçen Emir ve Tavsiyeler
- Adalet-i tamme yapmak isterseniz Süleymanvari, rûy-i zemini etrafıyla görmeye ve anlamaya çalışınız.
- Haydi göreyim sizi, vazife-i ubudiyetinizi unutmamak şartıyla öyle çalışınız ki rûy-i zemini, her tarafı her birinize görülen ve her köşesindeki sesleri size işittiren bir bahçeye çeviriniz.
- Ey millet-i İbrahim! İbrahimvari olunuz. Tâ maddî ve manevî gömlekleriniz, en büyük düşmanınız olan ateşe hem burada hem orada bir zırh olsun. Ruhunuza imanı giydirip cehennem ateşine karşı zırhınız olduğu gibi Cenab-ı Hakk’ın zeminde sizin için sakladığı ve ihzar ettiği bazı maddeler var. Onlar sizi ateşin şerrinden muhafaza eder. Arayınız, çıkarınız, giyiniz.
- Ey insan! Bir abdim, heva-i nefsini terk ettiği için havaya bindirdim. Siz de nefsin tembelliğini bırakıp bazı kavanin-i âdetimden güzelce istifade etseniz siz de binebilirsiniz.
- Ey insan! Madem bana itimat eden bir abdimin eline öyle bir asâ veriyorum ki her istediği yerde âb-ı hayatı onunla çeker. Sen de benim kavanin-i rahmetime istinad etsen şöyle ona benzer veyahut ona yakın bir âleti elde edebilirsin, haydi et!
- En müzmin dertlere dahi derman bulunabilir. Öyle ise ey insan ve ey musibetzede benî-Âdem! Meyus olmayınız. Her dert, ne olursa olsun dermanı mümkündür. Arayınız, bulunuz. Hattâ ölüme de muvakkat bir hayat rengi vermek mümkündür.
- Ey insan! Benim için dünyayı terk eden bir abdime iki hediye verdim. Biri, manevî dertlerin dermanı; biri de maddî dertlerin ilacı. İşte ölmüş kalpler nur-u hidayetle diriliyor. Ölmüş gibi hastalar dahi onun nefesiyle ve ilacıyla şifa buluyor. Sen de benim eczahane-i hikmetimde her derdine deva bulabilirsin. Çalış, bul! Elbette ararsan bulursun.
- Ey benî-Âdem! Evamir-i teklifiyeme itaat eden bir abdimin lisanına ve kalbine öyle bir hikmet verdim ki her şeyi kemal-i vuzuh ile fasledip hakikatini gösteriyor ve eline de öyle bir sanat verdim ki elinde bal mumu gibi demiri her şekle çevirir, halifelik ve padişahlığına mühim kuvvet elde eder. Madem bu mümkündür, veriliyor. Hem ehemmiyetlidir. Hem hayat-ı içtimaiyenizde ona çok muhtaçsınız. Siz de evamir-i tekviniyeme itaat etseniz o hikmet ve o sanat size de verilebilir. Mürur-u zamanla yetişir ve yanaşabilirsiniz.
- Haydi göreyim sizi, vazife-i ubudiyetinizi unutmamak şartıyla öyle çalışınız ki rûy-i zemini, her tarafı her birinize görülen ve her köşesindeki sesleri size işittiren bir bahçeye çeviriniz.
- Ey insan! Bana itaat eden bir abdime cin ve şeytanları ve şerirlerini itaat ettiriyorum. Sen de benim emrime musahhar olsan çok mevcudat, hattâ cin ve şeytan dahi sana musahhar olabilirler.
- Ey insanlar! Bana tam abd olan bir hemcinsinize, onun nübüvvetinin ismetine ve saltanatının tam adaletine medar olmak için mülkümdeki muazzam mahlukatı ona musahhar edip konuşturuyorum ve cünudumdan ve hayvanatımdan çoğunu ona hizmetkâr veriyorum. Öyle ise her birinize de madem gök ve yer ve dağlar hamlinden çekindiği bir emanet-i kübrayı tevdi etmişim, halife-i zemin olmak istidadını vermişim. Şu mahlukatın da dizginleri kimin elinde ise ona râm olmanız lâzımdır. Tâ onun mülkündeki mahluklar da size râm olabilsin. Ve onların dizginleri elinde olan zatın namına elde edebilseniz ve istidatlarınıza lâyık makama çıksanız…
- Ey benî-Âdem! Sizin pederinize, melaikelere karşı hilafet davasında rüçhaniyetine hüccet olarak bütün esmayı talim ettiğimden siz dahi madem onun evladı ve vâris-i istidadısınız; bütün esmayı taallüm edip mertebe-i emanet-i kübrada, bütün mahlukata karşı rüçhaniyetinize liyakatinizi göstermek gerektir. Zira kâinat içinde, bütün mahlukat üstünde en yüksek makamata gitmek ve zemin gibi büyük mahlukatlar size musahhar olmak gibi mertebe-i âliyeye size yol açıktır. Haydi ileri atılınız ve birer ismime yapışınız, çıkınız. Fakat sizin pederiniz bir defa şeytana aldandı, cennet gibi bir makamdan rûy-i zemine muvakkaten sukut etti. Sakın siz de terakkiyatınızda şeytana uyup hikmet-i İlahiyenin semavatından, tabiat dalaletine sukuta vasıta yapmayınız. Vakit be-vakit başınızı kaldırıp esma-i hüsnama dikkat ederek o semavata urûc etmek için fünununuzu ve terakkiyatınızı merdiven yapınız. Tâ fünun ve kemalâtınızın menbaları ve hakikatleri olan esma-i Rabbaniyeme çıkasınız ve o esmanın dürbünüyle, kalbinizle Rabb’inize bakasınız.
Bu Risalede Geçen Darb-ı Meseller/Deyimler
- Ağzından akıtmak
- Dizgini elinde olmak
- İnsaniyetin iktiza ettiği makamdan düşmek
- Cirmi kadar mevki almak
- Gözünü yummak
- Kapı açmak
- Kör olmak
- Parmak basmak
- Parmakla işaret etmek
- Yol bulmak
- Yolunda toprak olmak
Bu Risalede Geçen Düstur, Kaide ve Tespitler
- Kur’an-ı Hakîm’de çok hâdisat-ı cüz’iye vardır ki her birisinin arkasında bir düstur-u küllî saklanmış ve bir kanun-u umumînin ucu olarak gösteriliyor.
- Kur’an-ı Hakîm’de bazı hâdisat-ı tarihiye suretinde zikredilen cüz’î hâdiseler, küllî düsturların uçlarıdır.
- İ’caz-ı Kur’an’ın bir esası olan îcaz hem hidayet-i Kur’an’ın bir nuru olan lütf-u irşad ve hüsn-ü ifham…
- Su gibi bir madde, emr-i İlahî ile incimad eder, taş olur. Taş, izn-i İlahî ile toprak olur. Tesbihteki “arz” lafzı, toprak demektir. Demek o su çok yumuşaktır, üstünde durulmaz. Taş çok serttir, ondan istifade edilmez. Onun için Hakîm-i Rahîm, toprağı taş üstünde serer, zevi’l-hayata makar eder.
- Bir kavle göre Kitab-ı Mübin, Kur’an’dan ibarettir.
- Evet, her şey içinde bulunur. Fakat herkes her şeyi içinde göremez. Zira muhtelif derecelerde bulunur.
- Kur’an-ı Hakîm; enbiyaları, insanın cemaatlerine terakkiyat-ı maneviye cihetinde birer pişdar ve imam gönderdiği gibi yine insanların terakkiyat-ı maddiye suretinde dahi o enbiyanın her birisinin eline bazı hârikalar verip yine o insanlara birer ustabaşı ve üstad etmiştir.
- Manevî kemalât gibi maddî kemalâtı ve hârikaları dahi en evvel mu’cize eli nev-i beşere hediye etmiştir.
- Zaman-ı mazi, zaman-ı müstakbel tohumlarının mahzeni ve şuunatının âyinesi olduğu gibi müstakbel dahi mazinin tarlası ve ahvalinin âyinesidir.
- Beşerin sanat cihetinde en ileri gitmesi ve maddî kuvvet cihetinde en mühim iktidar elde etmesi, telyin-i hadîd iledir ve izabe-i nühas iledir.
- Demek, Cenab-ı Hakk’a itimat edip Süleyman aleyhisselâmın lisan-ı ismetiyle istediği gibi o da lisan-ı istidadıyla Cenab-ı Hak’tan istese ve kavanin-i âdetine ve inayetine tevfik-i hareket etse ona dünya, bir şehir hükmüne geçebilir.
- Yerin, insandan sonra zîşuur olarak en mühim sekenesi olan cin, insana hizmetkâr olabilir. Onlarla temas edilebilir. Şeytanlar da düşmanlığı bırakmaya mecbur olup ister istemez hizmet edebilirler ki Cenab-ı Hakk’ın evamirine musahhar olan bir abdine, onları musahhar etmiştir.
- Fakat şimdiki gibi bazen kendine emvat namını veren cinlere ve şeytanlara ve ervah-ı habîseye musahhar ve maskara olup oyuncak olmak değil belki tılsımat-ı Kur’aniye ile onları teshir etmektir, şerlerinden kurtulmaktır.
- Demek her dağ, insanların lisanıyla aks-i sadâ sırrıyla tesbihat yaptıkları gibi kendi elsine-i mahsusalarıyla dahi Hâlık-ı Zülcelal’e tesbihatları vardır.
- O sofradan istifade eden sair hayvanat ve tuyûrun çoğu insana musahhar ve hizmetkâr olabilir.
- Ateşin bir derecesi var ki bürudetiyle ihrak eder.
- Cehennem ateşinin tesirini men’edecek ve eman verecek iman gibi bir madde-i maneviye, İslâmiyet gibi bir zırh olduğu misillü dünyevî ateşinin dahi tesirini men’edecek bir madde-i maddiye vardır.
- Her bir kemalin her bir ilmin her bir terakkiyatın her bir fennin bir hakikat-i âliyesi var ki o hakikat, bir ism-i İlahîye dayanıyor.
- Elbette nev-i beşer, âhir vakitte ulûm ve fünuna dökülecektir. Bütün kuvvetini ilimden alacaktır. Hüküm ve kuvvet ise ilmin eline geçecektir.
- Ulûm ve fünunun en parlağı olan belâgat ve cezalet, bütün envaıyla âhir zamanda en mergub bir suret alacaktır. Hattâ insanlar, kendi fikirlerini birbirlerine kabul ettirmek ve hükümlerini birbirine icra ettirmek için en keskin silahını cezalet-i beyandan ve en mukavemetsûz kuvvetini belâgat-ı edadan alacaktır.
- Din bir imtihandır. Teklif-i İlahî bir tecrübedir. Tâ ervah-ı âliye ile ervah-ı safile, müsabaka meydanında birbirinden ayrılsın.
- Kur’an-ı Hakîm, hakîmdir. Her şeye, kıymeti nisbetinde bir makam verir.
Bu Risalede Geçen Halk Dili İfadeler
- Sizlere ne olmuş ki kalpleriniz taştan daha camid ve daha ziyade katılaşmıştır.
- Zaaf ve acziniz içinde nasıl bir kalp taşıyorsunuz ki öyle bir zatın evamirine karşı o kalp kasavetle mukavemet ediyor.
Bu Risalede Geçen Edebi ve Dikkat Çekici İfadeler
- Ve hava-i nesîminin dokunmasıyla eşcar ve nebatattan birer tel-i musikî gibi nağamat-ı zikriye kulağına gelsin.
- Ey insan! Şu kâinattan maksad-ı a’lâ, tezahür-ü rububiyete karşı ubudiyet-i külliye-i insaniyedir ve insanın gaye-i aksası, o ubudiyete ulûm ve kemalât ile yetişmektir.
Bu Risalede Bahsi Geçen Şahıslar, Eserleri ve Eserlerinden Alıntılar
- Hz. Muhammed (sav): Hz. Adem'e icmalen öğretilen isimlere Hz. Muhammed (sav) tüm mertebeleriyle mazhardır.
- İblis: Bu risalede iblisin vesveseli sorularına, özellikle Hz. Adem'e secde etmemesi hakkında olana cevap verilir.
- Adem (as): Hz. Âdem’e secde edilme emri, ona talim-i esma meselesi gibi konular geçer.
- Musa (as): 20. Söz'de Kur'an'da Hz. Musa ile ilgili geçen hadiselerden ve mucizelerinden bahisler vardır.
- Nuh (as): Gemi mucizesinden ve gemicilerin onu pir ittihaz etmesinden bahis geçer.
- Yusuf (as): Saat mucizesinden ve saatçilerin onu pir ittihaz etmesinden bahis geçer.
- İdris (as): Terzilerin onu pir ittihaz etmesinden bahis geçer.
- İsa (as): Tıp hakkındaki mucizelerinden bahis geçer.
- Davud (as): Metalleri yumuşatması, dağların onunla tesbihat yapması, kuş dilini bilmesi gibi mucizelerinden bahis geçer.
- Süleyman (as): Kuş dilini bilmesi, havanın emri altına girmesi, metalleri yumuşatması, vezirinin taht-ı Belkısı uzaktan getirtmesi, cinleri emri altına alması gibi mucizelerinden bahis geçer.
- Belkıs: Hz. Süleyman'ın (as) vezirinin taht-ı Belkısı uzaktan getirtmesi hadisesinden bahis geçer.
- Asaf Bin Berhiya: Hz. Süleyman'ın (as) veziri olup taht-ı Belkısı uzaktan getirtmesi hadisesinden bahis geçer.
- Muhyiddin-i Arabi: İstediği vakit ervah ile görüşmesinden bahis geçer.
- İbrahim (as): Ateşin onu yakmaması mucizesinden bahis geçer.
- Ebubekir: Kömür gibi bir ruh ile elmas gibi bir ruh (Hâşiye: Ebucehil-i Laîn ile Ebubekir-i Sıddık müsavi görünecek.)
- Ebucehil: Kömür gibi bir ruh ile elmas gibi bir ruh (Hâşiye: Ebucehil-i Laîn ile Ebubekir-i Sıddık müsavi görünecek.
- Beni İsrail: Çeşitli hadiseler münasebetiyle bahis geçer.
Bu Risalede Bahsi Geçen Yerler
- Tur Dağı veya Tur-u Sina: Hz. Musa'nın Cenab-ı görme münâcatının vuku bulduğu ve Cenab-ı Allah'ın İsrail oğullarının sözlerini tutmaları için üzerlerinden tuttuğu dağ
- Nil: Kamer dağından çıktığı ve hadiste cennetten çıktığı beyan edilen nehir
- Fırat: Mühim bir şubesi Diyadin taraflarında bir dağın eteğinden çıkan ve hadiste cennetten çıktığı beyan edilen nehir
- Diyadin: Fırat'ın mühim bir şubesi Ağrı iline bağlı Diyadin ilçesi taraflarında bir dağın eteğinden çıkar
- Müküs: Dicle'nin en mühim bir şubesi, Van vilayetinden Müküs nahiyesinde (bugünkü adıyla Bahçesaray ilçesi) bir kayanın mağarasından çıkar
- Van: Dicle'nin en mühim bir şubesi, Van vilayetinden Müküs nahiyesinde (bugünkü adıyla Bahçesaray ilçesi) bir kayanın mağarasından çıkar
- Dicle: En mühim bir şubesi, Van vilayetinden Müküs nahiyesinde bir kayanın mağarasından çıkan ve hadiste cennetten çıktığı beyan edilen nehir
- Seyhun: Bir hadiste Cennetten çıkan belirtilen 4 nehirden biri
- Ceyhun: Bir hadiste Cennetten çıkan belirtilen 4 nehirden biri
- Yemen: Taht-ı Belkıs Yemen’de iken Şam’da aynıyla veyahut suretiyle hazır olmuştur, görülmüştür.
- Şam: Taht-ı Belkıs Yemen’de iken Şam’da aynıyla veyahut suretiyle hazır olmuştur, görülmüştür.
- Mısır: Kumistan olan Sahra-yı Kebir’in bir parçası olduğundan Nil-i Mübarek’in feyziyle gayet mahsuldar bir tarla hükmüne geçtiğinden bahis geçer.
- Büyük Sahra: Mısır'ın Kumistan olan Sahra-yı Kebir’in bir parçası olduğundan Nil-i Mübarek’in feyziyle gayet mahsuldar bir tarla hükmüne geçtiğinden bahis geçer.
Bu Risalede Bahsi Geçen Hadiseler
- Adem'e Secde Emri
- İcl Meselesi
- Taleb-i Rü'yet
- Musa'nın Taştan Su Çıkarma Mucizesi
- Tur Dağının İsrailoğullarının Üstünde Tutulması
- Talim-i Esma
İlgili Resimler/Fotoğraflar
İlgili Maddeler/Kategoriler
- Sözler: 20. Söz'ün içinde olduğu büyük kitap
- 20. Söz'de Geçen Ayetler Listesi
Önceki Risale: On Dokuzuncu Söz ← Sözler → Yirmi Birinci Söz: Sonraki Risale