Sekine

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Kalp huzuru manasındaki Sekine için Sekinet sayfasına gidin

Bu virdin 71 ayet içeren halini okumak için Sekine (Uzun) sayfasına ve 19 ayet içeren ve Hizb-ü Envâr-il Hakâik-in Nûriyye'de yer alan daha kısa halini okumak için Sekine (Kısa) okuma sayfasına gidin.

Sekinedeki 6 isim

Sekine veya sekinet kalp huzuru, itminan duygusu, güven, sükûnet, dinginlik demektir. Kur'an'da 6 yerde geçer: Bakara 248, Tevbe 26 ve 40, Fetih 4, 18 ve 26. Hz. Ali, Ercuze adlı kasidesinde Bedir savaşı günü Cebrail'in (as) Sekine-i Kudsiye adındaki 6 isimden (Ferdun Hayyun Kayyumun hakemun Adlun Kuddusun) oluşan İsm-i Azamı bir tılsım olarak Peygamberimize getirdiğini (129.-132. Beyitler), Cebrail'in bu isimler kimin boynunda gerdanlık gibi olursa keskin bir kılıç hükmüne geçeceğini söylediğini (133.-134. Beyitler), Peygamberimizin de Hz. Ali'yi yanına çağırarak Allah'tan Hz. Ali'ye bir hediye olarak müjdelediğini (135.-136. Beyitler), bunun üzerine bu isimlerin bir daire şeklindeki kucağına düştüğünü ve Cebrail'in ona hediye ettiğini (137.-140. Beyitler) beyan eder. Daha sonra bu isimleri Ercuze kasidesinde açıkladığını (163. Beyit), ona dalanın ondan inci çıkaracağını (165. Beyit) ve bu isimlerin okunmasındaki bazı faziletleri izah eder. Bu isimleri sayarak (195. Beyit) 10 tekbirle beraber okunması gerektiğini (203. Beyit) ve Allah'ın bu sekineyi yardım etmek istediği kişiye hediye ettiğini (224. Beyit) belirtir.

İmam Gazalî bu altı İsm-i Azam'ı birkaç ayetle birlikte vird edinmiş ve "Cünnet-ül Esma" namındaki risalesinde bu 6 ismi açıklayıp özelliklerini ders vermiş ve bu isimlerin değişik hastalık ve düşmanlara karşı okunmasını tavsiye etmiştir.

Bedîüzzaman İsm-i Azam olduğunu belirttiği bu altı ismi ders veren 30. Lem'a adında müstakil ve kapsamlı bir risale telif etmiştir. Ayrıca Hz. Ali'nin Ercuze Kasidesinden gaybi bir tarzda Said ismini verdiği şakirdine hitaben “Kendini, Sekine ile dua edip muhafazaya çalış.” dediğini nakleden Bediüzzaman Hazretleri bu 6 isimle beraber her biri 19 ayetten oluşan 71 ayeti 171 defa okuyarak vird edinmiş ve okunmasını tavsiye etmiş, daha sonra kendisi bu 71 ayetten 19 tanesini seçerek yine 19 harften oluşan besmeleyle birlikte 19 defa okunmasını tavsiye etmiştir. Tek sayfadan ibaret olan bu kısaltılmış Sekine duası genellikle Ercüze'nin içerisinde ve dua kitaplarında neşredilmiştir.[1][2]

Risale-i Nur'da Bu Konudaki Derslerin Özeti

  • Bedir savaşı günü Cebrail (as) Sekine-i Kudsiye adındaki 6 isimden (Ferdun Hayyun Kayyumun hakemun Adlun Kuddusun) oluşan İsm-i Azamı bir tılsım olarak Peygamberimize getirmiştir. Hz. Ali, Peygamberimizin huzurundayken Cebrail (as) Sekine namıyla ism-i azam yazılı sayfayı Allah'ın bir hediyesi olarak Hz. Ali'ye de vermiştir.
  • Kim saadete mazhar ise, said ise, şakî değilse, o İsm-i A‘zam onun boynunda mübârek bir gerdanlık hükmünde bir nüsha olur.
  • Hz. Ali Ercuze'de 225.-230. Beyitlerde ahir zamandaki bid‘alar zamanında hırs sebebiyle karınlarını haramla doldurmak için bidatlara yardım eden ulemaü's-su'dan haber verir ve o zamana yetişen ve âlimlerden olan insana Cenâb-ı Hakk’tan o fitnenin şerrinden muhâfaza için ona ders verdiği İsm-i A‘zamla duâ etmesini tavsiye eder ve selametle kurtulacağını müjdeler. Hakikaten Bediüzzaman o zamanda “Sekine” tabir edilen ism-i a’zamı, 71 âyet ile 171 defa daimî vird edinmiş ve o sıkıntılı dönemlerden kurtulmuştur.
  • 234. ve 235. Beyitlerin ebced makamı 1354 eder ve sanki Hz. Ali Bediüzzaman'a "Yâ Saide’l-Kürdî! Bin üç yüz elli dört (1354) tarihine yetişirsen Mevla-yı Azîminden, o zamanın ve o asrın fitne ve şerlerinden muhafazanı iste ve yalvar.” şeklinde irşadda bulunur.
  • 224. Beyitin ilk satırında geçen "Kim ki Allah Teâlâ ona yardım etmek ister" ibaresindeki "Yuînehu" kelimesi Gavs-ı Azam'ın kasidesindeki "Saîden" kelimesine tevafuk eder. Yine bu beytin 2. Satırında geçen "Ona bu sekineyi hediyedir" ibaresinin ebced makamı ise 1351 (m. 1935) ederek Risâle-i Nûr’un gālibâne intişâr ve tekemmül tarihine bakar.
  • 133. Beytin (meali: (Bu tılsımı) Kim saadete mazhar ise/Onun boynunda gerdanlık hükmünde olur(sa)) ebced makamı 1329 (m. 1914) ederek Risâle-i Nûr nâşirinin hakîkî mücahedesinin başlangıcı tarihidir. Bu satır 3 cihette Said Nursi'ye bakar.
  • Hz. Ali Ercuze kasidesinde “Kim inâyete ve saadete mazhar ise, o âhirzamanın fitnelerinden bu altı ismi verdiğim ders tarzında vird edenler mahfûz kalır.” der ve yabancı (Latin) harflerimüslümanlara zorla kabul ettirme hâdisesinden ve ulemâü’s-sû’un bidatlara yardımlarından üzüntüyle bahsedip o iki hâdise ortasında o Sekîne olan İsm-i A‘zam ile yabancı harflere mukābele edenlere işaret eder. Bediüzzaman, Hz. Ali'nin Ercuze kasidesinin sırrını bilmeden, 13 sene önce kasidenin 195. Beyitinde geçen bu altı ismi İmâm-ı Gazâlî’den ders alarak kendine vird etmiş ve bütün evrâdları değiştiği halde bu Sekîne ta‘bîr edilen altı ismi terk etmeden devam etmiştir.
  • Hz. Ali Ercuze kasidesinde iki üç yerde kuvvetli işaret ile Said (ra) ismini verdiği şakirdine hitaben “Kendini Sekine ile dua edip muhafazaya çalış!” der.

Bilgiler

Diğer İsimleri: Sekîne-i kudsiye

Derlenmesiyle İlgili Bilgiler: Bediüzzaman Sekine adındaki 6 isimle beraber her biri 19 ayetten oluşan 71 ayeti 171 defa okumuş, daha sonra bu 71 ayetten 19 tanesini seçerek kısaltılmış bir evrad derlemiştir. Tek sayfadan ibaret olan bu kısaltılmış Sekine duası genellikle Ercüze'nin içerisinde ve dua kitaplarında neşredilmiştir.

İçeriği: Sekine 6 isimden oluşur. Vird olarak okunan Sekine ise 10 adet tekbir, toplam 19 harften oluşan bu 6 isim ve yine 19 harften oluşan Besmeleye ilave olarak uzun halinde her biri 19 harften oluşan 71 ayet ve kısa halinde her biri 19 harften oluşan 19 ayet içerir.

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği

Sonra Hazret-i Cebrâîl’in, Alâ Nebiyyinâ ve Aleyhissalâtü Vesselâm huzûr-u Nebevîde getirip ‘Sekîne’ nâmıyla bir sahîfede yazılı İsm-i A‘zam, Hazret-i Alî radıyallâhü anhın kucağına düşmüş. Hazret-i Alî radıyallâhü anh diyor: “Ben Cebrâîl’in şahsını yalnız alâimü’s-semâ sûretinde gördüm. Sesini işittim, sahîfeyi aldım, bu isimleri içinde buldum” diyerek, bu İsm-i A‘zam'dan bahis ile bazı hâdisâtı zikirden sonra tahdîs-i ni‘met sûretinde diyor ki:

فَكُلُّ مَعْنًا مِنْ عُلُومٍ فَاخِرَةٍ

مِنْ مَبْدَا اِلدُّنْيَالِيَوْمِ الْاٰخِرَةِ

قَدْ صَارَ كَشْفًا عِنْدَنَا عَيَانًا

وَكُلُّ ذٖي شَكٍّ غَدًامُهَانًا

Yani, “Evvel-i dünyâdan kıyâmete kadar ulûm-u esrâr-ı mühimme bize şuhûd derecesinde inkişâf etti. Kim ne isterse sorsun. Sözümüze şübhe edenler, zelîl olur.”

Sonra yine İsm-i A‘zam içinde bulunan o altı esmâ-yı hüsnâdan bahsedip, birdenbire aynen Gavs-ı Geylânî’nin (ks) ihbâr-ı gaybîsi gibi Hülâgū asrından bu asrımıza bakıyor ve ikinci bir kerâmet-i gaybiyeyi izhâr ediyor. Ve diyor ki:

اَحْرُفُ عُجْمٍ سُطِّرَتْ تَسْطٖيرًا

بِتَّ بِهَآلْاَمٖيرُوَالْفَقٖيرًا

….

Sonra diyor: فَمَنْ اَرَادَاللّٰهُ اَنْ يُعٖينَهُ * اَتْحَفَهُ بِهٰذِهِ السَّكٖينَةِ Yani “Kim inâyet-i İlâhiyeye mazhar ise, Hazret-i Cebrâîl’in ta‘bîriyle bu Sekîne-i kudsiye olan İsm-i A‘zam'ı Cenâb-ı Hakk ona hediye eder. Onunla o zamanın şer ve fitnelerinden kurtarır.” Bu sözden dört sahîfe evvel, yine demiş: فَكُلُّ مَنْ لَاحَتْ لَهُ السَّعَادَةُ * كَانَ لَهُ فِي الْجٖيدِكَآلْقِلَادَةِ Yani “Kim saadete mazhar ise, said ise, şakî değilse, o İsm-i A‘zam onun boynunda mübârek bir gerdanlık hükmünde bir nüsha olur.”

Sonra diyor: ثُمَّ اعْلَمُوامَعَاشِرَالْأِخْوَانِ * اَنَّ غُوَاةَ اٰخِرِالزَّمَانِ * هُمْ عُلَمَآءُ زَوَّقُٓوااَفْوَاهَهُمْ ثُمَّ انْثَنُوااوَاتَّبَعُٓوااَهْوَٓائَهُمْ Yani “O bid‘alar ve acemî ve ecnebî hurûfunun intişârı zamanı olan o âhirzamanın fenâ adamları bir kısım ulemâü’s-sû’dur ki, hırs sebebiyle batınlarını haramla doldurmak için bid‘alara yardım edenler ve fetvâ verenlerdir.” Sonra bir kısım ulemâü’s-sû’u tokatlamakla beraber birisiyle konuşuyor. Der: فَسْئَلْ لِمَوْلَاكَ الْعَظٖيمِ الشَّأْنِ * يَامُدْرِكًا لِذٰلِكَ الزَّمَانِ * بِاَنْ يَقٖيكَ شَرَّ تِلْكَ الْفِتْنَةِ * وَشَرَّ كُلِّ كُرْبَةٍ وَمِحْنَةٍ Yani “O zamana yetişen ve âlimlerden olan insan! Cenâb-ı Hakk’tan o fitnenin şerrinden muhâfaza için sana ders verdiğim İsm-i A‘zamla duâ et.”

….

Latin hurûfunun İslâmlar içinde cebren kabûl ettirileceğini teessüfle bahsedip ve ulemâü’s-sû’u tokatladığı yerde, birdenbire birisiyle irşâdkârâne konuşuyor. Ve diyor ki: يَامُدْرِكًا لِذٰلِكَ الزَّمَانِ “Sana verdiğim ders ile hıfz duâsını et!”

….

İkinci satır فَكُلُّ مَنْ لَاحَتْ لَهُ السَّعَادَةُ * كَانَ لَهُ فِي الْجٖيدِكَاالْقِلَادَةِ yine cifir ve ebced hesabıyla bin üç yüz yirmi dokuz (m. 1914) ediyor ki, Risâle-i Nûr nâşirinin hakîkî mebde’-i mücâhedesi tarihidir. Yalnız bu اَلسَّعَادَةُ ve اَلْقِلَادَةُ’deki iki (ت) vakfa rast geldikleri için kaideten (ه) sayılırlar.

Elhâsıl: Bu iki satır üç cihet ile Risâle-i Nûr nâşirine bakıyor. Birincisi: İsm-i A‘zam'ı tazammun eden altı ismin ona hediye edildiği ve onunla muhâfaza edildiği, aynen vâki‘ olmuş ve olmaktadır.

İsm-i A‘zam bahsinde diyor: فَكُلُّ مَنْ لَاحَتْ لَهُ السَّعَادَةُ * كَانَ لَهُ فِي الْجٖيدِكَاالْقِلَادَةِ Yani, “Kim inâyete ve saadete mazhar ise, o âhirzamanın fitnelerinden bu altı ismi verdiğim ders tarzında vird edenler mahfûz kalır.” Hazret-i İmâm-ı Alî radıyallâhü anh, hurûf-u ecnebîyeyi İslâmlar içinde cebren kabûl ettirmek hâdisesi ile ulemâü’s-sû’un bid‘alara yardımlarından teessüfle bahsedip, o iki hâdise ortasında irşâdkârâne bazılarından bahsediyor ki, o Sekîne olan İsm-i A‘zam ile ecnebî hurûfuna karşı mukābele ediyor. Ve hem ulemâü’s-sû’a karşı muhâlefet ediyor. İşte bu zamanda o adamlar, Risâle-i Nûr şâkirdleri ve nâşirleri oldukları şübhesizdir. Çünki onlardır ki, hatt-ı Kur’ân’ı muhâfaza ediyorlar. Ve bid‘akâr bir kısım ulemâlara karşı mukāvemet ediyorlar. Evet, biz Hocamızdan anlamışız ki, on üç sene evvel Hazret-i Alî radıyallâhü anhın bu kasîdesinin sırrını bilmeden yedi sene evvel bu altı ismi İmâm-ı Gazâlî’den ders alarak kendine vird etmiş. Hem bütün evrâdları tebeddül ve tahavvül ettiği halde, bu Sekîne ta‘bîr edilen altı isme Hazret-i Alî radıyallâhü anhın verdiği ders tarzında mütemâdiyen terk etmeden devam etmiş. Bu tarzda devam edenleri işitmemişiz. Hem hilâf-ı âdet bir tarzda, yirmi sene zarfında yirmi fitne-i azîmeye düştüğü gibi, te’sîrli bir sûrette hayat-ı ictimaiye-i İslâmiyeye karıştığı halde hârika bir mahfûziyet altında olduğunu gözümüzle gördüğümüzden, Hazret-i Alî radıyallâhü anhın âhirzamandaki hitâb ettiği dostları içinde bilhassa ona rûy-u iltifâtı olduğunu hissediyoruz.

Hazret-i Alî kerremallâhü veche, ecnebî hurûfuna karşı şiddetli teessüf ve hiddet ettiği ve bid‘alara tarafdârlık eden bir kısım ulemâü’s sû’a karşı şiddetli nefret ve hiddet ettiği yerde irşâdkârâne bazılarla konuşuyor. Ve Hazret-i Cibrîl’in ta‘bîriyle, Sekîne ismi verilen ve İsm-i A‘zam sandukçası olan esmâ-yı sitteye devam edeni irşâd ediyor, taltîf ediyor.

(18. Lem'a)


Hem Kaside-i Celcelutiye’nin bir kerameti olan فَيَا حَامِلَ الْاِسْمِ الَّذٖى جَلَّ قَدْرُهُ dan başlayan üç dört satırda kuvvetli emare ve delilden:

Birinci Emare: فَيَا حَامِلَ الْاِسْمِ الَّذٖى جَلَّ قَدْرُهُ cifir ve ebcedî hesabıyla bin üç yüz elli üç senesi ki Risale-i Nur şakirdlerinin en sıkıntılı bir zamanına ve o zamanda “Sekine” tabir edilen ism-i a’zamı, yetmiş bir âyet ile yüz yetmiş bir defa daimî vird eden Risale-i Nur müellifinin isimlerine tevafuk sırrıyla parmak basması, o zamanda ism-i a’zamı hâmil Risale-i Nur müellifinin hususiyetini ve selâmetle kurtulacaklarını tebşir etmekle işaret ettiğini; lillahi’l-hamd, selâmet ile kurtulmaları, keramet-i Aleviye’yi tasdik ettiğini…

İkinci Emare: فَقَاتِلْ وَلَا تَخْشَ وَحَارِبْ وَلَا تَخَفْ fıkrasıyla, Eski Harb-i Umumîye iştirak ile yara bereye ve nihayetsiz korkulara maruz kalıp, nihayet Rusya’ya esir giden hem dehşetli bir harb-i âhir zamanda mühim bir vazife ile mükellef edilip, yılandan daha zehirli akreplerin bulunduğu bir memlekete düşen ve gece gündüz yılanlarla harp eden Risale-i Nur müellifine فَقَاتِلْ وَلَا تَخْشَ وَحَارِبْ وَلَا تَخَفْ ile iltifatını ve manevî sıyanet ve muhafaza ve imdadını haber veriyor.

Üçüncü Emare: Üç güz mevsiminde medar-ı teselli üç keramettir.

Birincisi: Gavs-ı A’zam radıyallahu anh يَا مُرٖيدٖى كُنْ قَادِرِىَّ الْوَقْتِ لِلّٰهِ مُخْلِصًا تَعٖيشُ سَعٖيدًا tabiriyle on beş emare-i kaviye ile

İkinci güzde, aynı mevsimde, Hazret-i Ali radıyallahu anh وَيَا مُدْرِكًا لِذٰلِكَ الزَّمَانِ tabiriyle kuvvetli delillerle

Üçüncü güzde, فَيَا حَامِلَ الْاِسْمِ الَّذٖى … اِلٰى اٰخِرِ diye yine Hazret-i Ali radıyallahu anh kerametkârane Risale-i Nur müellifine bakıp Sekiz, On Sekiz, Yirmi Sekizinci Lem’alar olan risalelerin kuvvetli ve i’cazlı telifleriyle havfa düşen ve teselliye muhtaç olan Risale-i Nur şakirdlerinin altı yedi defa لَا تَخْشَ kelimeleriyle korkularını izale edip teşci etmeleri, Kur’an hizmetkârlarına bir ikram-ı İlahî olduğunu gösterir. Hem وَاقْبِلْ وَلَا تَهْرَبْ fıkrasının yine evvelki fıkralar gibi muhatabı Saidü’n-Nursî olduğundan “Yâ Saidü’n-Nursî! Karşıla, kaçma!” deyip teşci ediyor.

Netice: Dokuz “hem hem”lerin gösterdiği dokuz hakikatin, Risale-i Nur’da ve müellifinde bilfiil icrası ve bilmüşahede görünmesi hattâ düşmanlarının tasdikiyle de sabittir ki: Hazret-i Ali radıyallahu anhın Kaside-i Ercuze ve Celcelutiye’sindeki şiddetli alâkadarlığını murad ettiği bir Vâris-i Nebi ve Mukavvi-i Din ve Hâmil-i ism-i a’zam olan Risale-i Nur ve müellifi olduğu çünkü bütün dünya meydandadır ve bütün nidaları işitiyoruz; ekseriya hareketleri görüyoruz ki hak ve hakikatte yanılmayan ve Kur’an’ın hukukunu emrolunduğu gibi tevilsiz muhafazaya çalışan “Risale-i Nur”dur diye şek ve şüphesiz olarak Hazret-i Ali radıyallahu anhın muhatabı o olduğunu kat’î ispat eder.

Hâfız Ali rahmetullahi aleyh

(Fihrist (Lemalar))


Bu üçüncü sırrın münasebetiyle aynen بِهِ النَّارُ اُخْمِدَتْ gibi bin üç yüz elli dört (1354) tarihine makam-ı cifrîsiyle bakan ve Said’in (ra) iki maruf lakabına remzen ve ismen îma eden ve “Kendini muhafaza et!” emrini veren ve o tarihte herkesten ziyade müteaddid tehlikelere maruz bulunacağını telvih eden “Ercuze”nin âhirlerindeki

فَاسْئَلْ لِمَوْلَاكَ الْعَظ۪يمِ الشَّانِ يَا مُدْرِكًا لِذٰلِكَ الزَّمَانِ

بِاَنْ يَقٖيكَ شَرَّ تِلْكَ الْفِتْنَةِ وَ شَرَّ كُلِّ كُرْبَةٍ وَ مِحْنَةٍ

fıkrasıyla diyor: “Yâ Saide’l-Kürdî! Bin üç yüz elli dört (1354) tarihine yetişirsen Mevla-yı Azîminden, o zamanın ve o asrın fitne ve şerlerinden muhafazanı iste ve yalvar.”

Evet, On Sekizinci Lem’a’da Birinci Keramet-i Aleviye’nin izahında, Kaside-i Ercuziye’nin Risale-i Nur ve müellifine dair işarat-ı gaybiyesi beyan edilmiş. İsm-i a’zam ve sekine tabir ettiği esma-i sitte-i meşhuruyla daima meşgul olan bir şakirdiyle konuştuğu ve teselli verdiği ve çok emareler ve karinelerle o şakird, Said olduğu ispat edilmiş. Ve orada o şakirdine demiş:

اَحْرُفُ عُجْمٍ سُطِّرَتْ تَسْطٖيرًا بِتَّ بِهَا الْاَمٖيرُ وَالْفَقٖيرَا Yani ecnebi harfleri bin üç yüz kırk sekizde (1348) tamim edilecek, çoluk çocuk, emirler ve fakirler icbar suretinde gece dersleriyle öğrenmeye çalışacaklar.

Evet سُطِّرَتْ تَسْطٖيرًا cümlesi tam tamına; iki ت sekiz yüz, iki س yüz yirmi, iki ر dört yüz, iki ط on sekiz, bir ى on, mecmuu bin üç yüz kırk sekizdir. Aynı tarihte Latinî huruflarına gece dersleriyle cebren çalıştırıldı.

Sonra İmam-ı Ali (ra) Sekine ile meşgul olan Said’e (ra) bakar, konuşur. Akabinde يَا مُدْرِكًا لِذٰلِكَ الزَّمَانِ der. İki üç yerde kuvvetli işaret ile Said (ra) ismini verdiği şakirdine hitaben “Kendini Sekine ile dua edip muhafazaya çalış!”

(8. Şua)


Hazret-i İmam-ı Ali (ra) nasıl ki

وَ بِالْاٰيَةِ الْكُبْرٰى اَمِنّٖى مِنَ الْفَجَتْ

وَ بِحَقِّ فَقَجٍ مَعَ مَخْمَةٍ يَا اِلٰهَنَا

وَ بِاَسْمَائِكَ الْحُسْنٰى اَجِرْنٖى مِنَ الشَّتَتْ

حُرُوفٌ لِبَهْرَامٍ عَلَتْ وَ تَشَامَخَتْ

وَ اسْمُ عَصَا مُوسٰى بِهِ الظُّلْمَتُ انْجَلَتْ

diye birinci fıkrasıyla Yedinci Şuâ’ya işaret etmiş. Öyle de aynı fıkra ile âlî bir tefekkürname ve tevhide dair yüksek bir marifetname namında olan Yirmi Dokuzuncu Arabî Lem’a’ya dahi işaret eder. İkinci fıkrasıyla ism-i a’zam ve Sekine denilen esma-i sitte-i meşhurenin hakikatlerini gayet âlî bir tarzda beyan ve ispat eden ve Yirmi Dokuzuncu Lem’a’yı takip eyleyen Otuzuncu Lem’a namında Altı Nükte-i Esma Risalesi’ne بِاَسْمَائِكَ الْحُسْنٰى اَجِرْنٖى مِنَ الشَّتَتْ cümlesiyle işaret ettiğinden sonra akabinde Risale-i Esma’yı takip eden Otuz Birinci Lem’a’nın Birinci Şuâ’ı olarak, otuz üç âyet-i Kur’aniyenin Risale-i Nur’a işaratını kaydedip hesab-ı cifrî münasebetiyle, baştan başa ilm-i huruf risalesi gibi görünen ve bir mu’cize-i Kur’aniye hükmünde bulunan risaleye حُرُوفٌ لِبَهْرَامٍ عَلَتْ وَ تَشَامَخَتْ kelimesiyle işaret edip der-akab وَ اسْمُ عَصَا مُوسٰى بِهِ الظُّلْمَتُ انْجَلَتْ kelâmıyla dahi risale-i hurufiyeyi takip eden ve El-Âyetü’l-Kübra’dan ve başka Resail-i Nuriye’den terekküp eden ve Asâ-yı Musa namını alan ve asâ-yı Musa gibi dalaletin ve şirkin sihirlerini iptal eden Risale-i Nur’un şimdilik en son ve âhir risalesine Asâ-yı Musa namını vererek işaretle beraber, manevî karanlıkları dağıtacağını müjde ediyor.

Evet وَ بِالْاٰيَةِ الْكُبْرٰى kelimesiyle Yedinci Şuâ’ya işareti, kuvvetli karineler ile ispat edildiği gibi aynı kelime, diğer bir mana ile elhak Risale-i Nur’un Âyetü’l-Kübrası hükmünde ve ekser risalelerin ruhlarını cem’eden ve Arabî bulunan Yirmi Dokuzuncu Lem’a’ya bu kelâm “müstetbeatü’t-terakib” kaidesiyle ona bakıyor, efradına dâhil ediyor. Öyle ise Hazret-i İmam-ı Ali (ra) dahi bu fıkradan ona bakıp işaret eder diyebiliriz.

Hem sair işaratın karinesiyle hem Mektubat’tan sonra Lem’alar’a başka bir tarz-ı ibare ile îma ederek Lem’aların en parlağının telifi, dehşetli bir zamanda ve hapis ve idamdan kurtulmak ve emniyet ve selâmet bulmak için mana-yı mecazî ve mefhum-u işarî ile Hazret-i Ali (ra) kendi lisanını, büyük tehlikelerde bulunan müellifin hesabına istimal ederek وَ بِالْاٰيَةِ الْكُبْرٰى اَمِنّٖى مِنَ الْفَجَتْ yani “Yâ Rab! Beni kurtar, eman ve emniyet ver.” diye dua etmesiyle, tam tamına Eskişehir Hapishanesinde idam ve uzun hapis tehlikesi içinde telif edilen Yirmi Dokuzuncu Lem’a’nın ve sahibinin vaziyetine tevafuk karinesiyle, kelâm zımnî ve işarî delâlet ettiğinden diyebiliriz ki Hazret-i İmam-ı Ali (ra) dahi bundan, ona işaret eder.

Hem Otuzuncu Lem’a namında ve altı nükte olan risale-i esmaya bakarak وَ بِاَسْمَائِكَ الْحُسْنٰى deyip sair işaratın karinesiyle hem Yirmi Dokuzuncu Lem’a’ya takip karinesiyle hem ikisinin isimde ve esma lafzında tevafuk karinesiyle hem teşettüt-ü hale ve sıkıntılı bir gurbete ve perişaniyete düşen müellifi, onun telifi bereketiyle teselli ve tahammül bulmasına ve mana-yı mecazî cihetinde, Hazret-i İmam-ı Ali’nin (ra) lisanıyla kendine dua olan وَ بِاَسْمَائِكَ الْحُسْنٰى اَجِرْنٖى مِنَ الشَّتَتْ yani “İsm-i a’zam olan o Esma Risalesi’nin bereketiyle beni teşettütten, perişaniyetten hıfzeyle yâ Rabbi!” meali, tam tamına o risale ve sahibinin vaziyetine tevafuk karinesiyle kelâm mecazî delâlet ve İmam-ı Ali (ra) ise gaybî işaret eder diyebiliriz.

(8. Şua)


Üstadım efendim!

Rahatsızlığınız anında oradaki menba-ı Nur’un mücahidleri bir saat mesai-i maneviyelerini hâdim-i Kur’an hesabına yaptıkları gibi bu havalide de bu seneye mahsus îfa edilen mesai-i diniye tahdis-i nimet zımnında zikre vesile oldu. Fakire bu sene Leyle-i Kadirden bir gün evvel ihtar edildi ki: “Bu sene Leyle-i Kadri iki gece yap.” Bendeleri de cemaate şöyle söyledim ki: “Üstadım (Sellemehullahu ve âfâhu) bazı bu gibi mübarek geceleri bazı maksatlara binaen o leyle-i mübarekeyi ihya için bir gece evvel, hattâ ma’hud geceden bir gece sonra daha ihyaya sa’y ederlerdi. Biz de o isre ittibaen onun hesabına Leyle-i Kadri iki gece yapacağız.” diye niyet ve karar ettik. Birinci gecede Evrad-ı Bahaiye ve Tesbihat ve Sekine ve Delailü’l-Hayrat ve Cevşenü’l-Kebir gibi ders ve virdlerimize çalıştık. İkinci gece keza hem nasihat… Demek ittiba cihetiyle, Üstadımızın hesabına yüz cemaatle “tekabbelallah” çalıştırılmışız. Sonra Isparta, Atabey, İslâmköy, Kuleönü vesaire gibi mahallerde de sair vezaiften maada her gün Kur’an’ın cüzlerini taksim suretiyle hatm-i Kur’an, Üstad hesabına bütün ramazanda ve Âyetü’l-Kürsî hatimleri keza… Şu halde, bu seneye mahsus yapılan ibadat-ı maruzaların bir hikmeti varmış ki bilmediğimiz halde Kastamonulu kardeşlerimiz gibi Üstad hesabına çalıştırılmışız. Fîmâba’d Rabb’im uzun ömürler ihsan etsin; muammer, ebedî şifa ve deva ve inayetler ihsan buyursun, âmin!

Talebeniz Sabri

(Sikke-i Tasdik-i Gaybi)


Evvela ulvi ve gaybî kerametten bahsedeceğim: Mecmuatü’l-Ahzab’da Ercuze namındaki kaside-i mübareği, Fethi Bey’de buldum. Birçok yerlerini okudum. Fazla tetkik edemedim. Ancak Sekine namı verilen ve ism-i a’zamı tazammun eden altı isim فَرْدٌ ، حَىٌّ ، قَيُّومٌ ، حَكَمٌ ، عَدْلٌ ، قُدُّوسٌ جَلَّ جَلَالُهُ olarak buldum. Bu esma-i mübarekenin vird edilmesine müsaade ve ne suretle devam iktiza ettiğine emrinizi istirham ederim.

Uhrevî kardeşiniz ve âciz talebeniz Hulusi

(Barla Lahikası)


بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

بِيَدِهٖ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ

لَهُ مَقَالٖيدُ السَّمٰوَاتِ وَ الْاَرْضِ

وَ اِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلَّا عِنْدَنَا خَزَٓائِنُهُ

مَا مِنْ دَٓابَّةٍ اِلَّا هُوَ اٰخِذٌ بِنَاصِيَتِهَا

gibi kayyumiyet-i İlahiyeye işaret eden âyetlerin bir nüktesi ve ism-i a’zam veyahut ism-i a’zamın iki ziyasından ikinci ziyası veyahut ism-i a’zamın altı nurundan altıncı nuru olan Kayyum isminin bir cilve-i a’zamı, zilkade ayında aklıma göründü. Eskişehir Hapishanesindeki müsaadesizliğim cihetiyle o nur-u a’zamı elbette tamamıyla beyan edemeyeceğim, fakat Hazret-i İmam-ı Ali (ra), Kaside-i Ercuze’sinde “Sekine” nam-ı âlîsiyle beyan ettiği ism-i a’zam ve Celcelutiye’sinde pek muhteşem isimlerle ism-i a’zam içinde bulunan o altı ismi en a’zam, en ehemmiyetli tuttuğu için ve onların bahsi içinde kerametkârane bize teselli verdiği için bu ism-i Kayyum’a dahi evvelki beş esma gibi hiç olmazsa muhtasar bir surette beş şuâ ile o nur-u a’zama işaret edeceğiz.

(30 . Lem'a )


Sekine” nam-ı âlîsiyle tabir edilen ve her biri bir ism-i a’zam olan veyahut altısı birden ism-i a’zam bulunan Esma-i Hüsnadan “Ferd, Hay, Kayyum, Hakem, Adl, Kuddüs” ism-i şeriflerine ait pek çok kıymettar ve Risale-i Nur’un şaheserlerinden biri olan bu Lem’a, yüksek bir ifade ve çok ince hakikatlerle kaleme alınmış hem çok derin mesail-i vahdaniyet, azametli genişlikleriyle tefhim edilmiş hem pek bâriz bir surette mevcudiyet-i İlahiyeye işaret eden şu hayret-engiz faaliyet ile müdebbiriyet-i Rabbaniye o kadar güzel izah edilmiş ki âh ne olurdu, bu risalenin hakikatlerinin a’makına ulaşmak şöyle dursun, sathını olsun bari görebilseydim. Heyhat!

(Fihrist (Lemalar))


Size, hastalığın dokuz faydasından bâki kalan üçünü yazıyorum ki o hastalığın bir meyvesi sâbık Arabî fıkradır.

Dokuzuncu faydası: Çoktan beri benim hususi bir virdim ve hiç kaleme alınmayan ve mesleğimizin dört esasından en büyük esası olan şükrün en geniş ve en yüksek mertebesini ihata eden ve bende çok defa maddî ve manevî hastalıkların bir nevi şifası olan ve ism-i a’zam ve Besmele ile dokuz âyât-ı uzmayı içine alan ve on dokuz defa şükür ve hamdi a’zamî bir tarzda ifade ile tahmidatın adetleriyle o eşyanın lisan-ı haliyle ettikleri hamd ü senayı niyet ederek, o hadsiz hamdlerin yekûnünü kendi hamdleri içine alarak azametli ve geniş bir tahmidname ve teşekkürname bulunan ve Sekine’deki esma-i sittenin muazzam yeni bir dersini izhar etmeye sebep olmasıdır.

(Kastamonu Lahikası)

Diğer Bahisler

Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler

İlgili Resimler/Fotoğraflar

19 harfli 71 ayetten oluşan Sekine duası (Bu tabloda besmele yazılmadığından ve 4 satır 2 ayet içerdiğinden toplam 66 satır mevcuttur; bazı ayetlerin başındaki harflerin (vav gibi) eklenip-eklenmeme durumuna göre Sekine (Uzun) sayfasındakiyle ufak nüsha farklılıkları mevcuttur)

19 harfli 19 ayetten oluşan Sekine duası

İlgili Maddeler/Kategoriler

  • Sekinet veya Sekine: Kalp huzuru, itminan duygusu, güven, sükûnet, dinginlik
  • İsm-i A'zam: Cenab-ı Allah’ın bütün isimlerini kendinde toplayan en büyük ismidir. Ercuze kasidesinde Hz. Ali 6 isim olarak belirtmiştir
  • Ercuze: Hz. Ali'nin içinde Sekine namındaki 6 ismi beyan ettiği kasidesi
  • Hz. Ali (ra): Ercuze adlı kasidesinde İsm-i Azam olarak saydığı 6 isme Hz. Ali Sekine adını vermiştir
  • 18. Lem'a: Bediüzzaman'ın Hz. Ali'nin Sekineden bahseden Ercuze kasidesindeki gaybi işaretleri izah ettiği Birinci Keramet-i Aleviye namındaki eseri
  • Cünnet-ül Esma: Hz. Ali'nin bu 6 isim için kullandığı diğer bir ibare ve İmam-ı Gazali'nin bu isimleri açıklayan eserinin adı
  • 30. Lem'a: Bediüzzaman'ın telif ettiği ve Hz. Ali'nin Sekine adını verdiği 6 ismi ders veren risale
  • Ferd: Sekine'de geçen ve İsm-i A'zamı oluşturan 6 isimden biri
  • Hay: Sekine'de geçen ve İsm-i A'zamı oluşturan 6 isimden biri
  • Kayyum: Sekine'de geçen ve İsm-i A'zamı oluşturan 6 isimden biri
  • Hakem: Sekine'de geçen ve İsm-i A'zamı oluşturan 6 isimden biri
  • Adl: Sekine'de geçen ve İsm-i A'zamı oluşturan 6 isimden biri
  • Kuddüs: Sekine'de geçen ve İsm-i A'zamı oluşturan 6 isimden biri
  • İçinde Sekine Kelimesi Geçen Ayetler Listesi

Evrad Sayfaları:

  • Sekine (Uzun): Bediüzzaman'ın Sekine namındaki 6 isme 10 adet tekbiri, besmeleyi ve 19 harften oluşan 71 ayeti ilave ederek okuduğu vird
  • Sekine (Kısa): Bediüzzaman'ın 71 ayet içeren virdinden 19 ayet seçerek derlediği daha kısa olan vird

Kaynakça