Necati Lugal

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
17.13, 5 Ocak 2021 tarihinde Turker (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 14260 numaralı sürüm
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Mehmed Necati Lugal Bediüzzaman'ın ve nur talebelerinin Denizli mahkemesi davası için oluşturulan ikinci bilirkişi heyeti üyelerindedir. Hafızdır ve Arapça ve Farsça alimi ve hocasıdır. Metafizik, İslam düşüncesi ve edebiyatında icazet almıştır. Medrese mezunu olup birçok yüksek medresede Arapça ve farsça dersi vermiştir. Yurt dışında bulunmuş, İstanbul'da kütüphane müdürlüğü yapmış profesör olmuş ve Ankara İlahiyat fakültesinin kurulmasında katkı sağlamıştır. Firdevsî’nin Şâhnâmesi başta olmak üzere tercümeleri vardır. Denizli Mahkemesi için ilk bilirkişi heyeti iki lise öğretmeninden oluşturulmuş ve bu heyet talimat alarak son derece taraflı ve menfi bir rapor hazırlamıştır. Üstad hz. bu heyete itiraz etmiş, itirazı kabul edilmiş ve mesele Ankara ağır ceza mahkemesine sevk edilmişti. Ankara 1. Ağır ceza reisi Emin Böke’nin başkanlığında Ankara Diyanet İşleri Müşavere Heyeti azasından ders-i âmm ve profesör Yusuf Ziya Yörükhan, Ankara Dil-Tarih Fakültesi Şarkiyat Enstitüsü Müdürü Necati Lugal ve Türk Tarih Kurumu ve Türk-İslâm Kitapları Derleme Heyeti üyesi Yusuf Aykut'tan oluşan ikinci bir heyet oluşturuldu. Bu heyetin tüm risale ve mektupları titizlikle inceleyerek hazırladığı rapor büyük ölçüde müspetti. Bediüzzaman sadece ufak bazı hatalarına cevap verdi. Denizli Ağır ceza mahkemesi bu raporu da göz önünde tutarak beraat kararı verdi.[1]

Şahsi Bilgiler

Diğer İsimleri: Necati Lügal (Risalelerde Emirdağ Lahikası-1'deki bu yazımında yanlışlık vardır)

Doğum Yeri ve Tarihi: İstanbul, 2 Nisan 1881[1]

Vefat Yeri ve Tarihi: Ankara, 23 Mart 1964[1][1]

Kabrinin Yeri: Ankara Cebeci Mezarlığı, 197 Ada, 279 Parsel

Risale-i Nur ile Nasıl Tanıştığı

Bediüzzaman Said Nursi ile Görüşmeleri

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği

Şahitler ifadelerinde, maznunlara atıf ve isnad olunan suçu işledikleri hakkında adem-i malûmat beyan etmişler; bilhassa Ankara Ağır Ceza Mahkemesinden Emin Büke’nin riyaseti altında ehl-i vukuf intihab olunan Ankara Diyanet İşleri Müşavere Heyeti azasından ders-i âmm ve profesör Yusuf Ziya Yörükhan ve Ankara Dil-Tarih Fakültesi Şarkiyat Enstitüsü Müdürü Necati Lügal ve Türk Tarih Kurumu ve Türk-İslâm Kitapları Derleme Heyeti azasından Yusuf Aykut tarafından tanzim kılınan evrak arasında mevcud raporlarında: Said Nursî’nin yegân yegân tetkik olunan risale ve kitaplarında halkı; dini ve mukaddesatı âlet ederek devletin emniyetini ihlâle teşvik etmek veya cemiyet kurmak kasdında olduğunu gösterir bir sarahat, emare olmayıp kendisini yegane âlim mahiyetinde göstermeye meraklı bir tavır takındığı…

(Emirdağ Lahikası-1)


Hem o ehl-i vukuf, bütün kardeşlerimizi ve beni tam tebrie edip derler: “Said’in âlimane ve vâkıfane eserlerine iman ve âhiretleri için bağlanmışlar; hiçbir cihette hükûmete karşı bir sû-i kasdlarına dair bir sarahat ve bir emare, ne muhaberelerinde ve ne de kitap ve risalelerinde bulmadık.” diye o heyetin ittifakıyla karar verip biri feylesof Necati, biri Yusuf Ziya (âlim), biri de feylesof Yusuf namlarında imza etmişler.

(Şualar, 13. Şua

Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler

Ankara Ehl-i Vukufunun İttifakla Verdikleri Raporun Suretidir

Dolu bulunan cem’an beş sandık kitap, tarafımızdan açılarak okundu. (Hâşiye[2]) Said Nursî tarafından telif edilen basılmış, basılmamış Risale-i Nur eczaları ve Risale-i Nur’a ekli Said Nursî ile bazı şakirdleri tarafından yazılmış kısmen ilmî ve dinî mektuplarla, şakirdlerin birbiriyle ve Said Nursî ile âdi muhabere mektupları ve klişeler, inceleme mevzuu salahiyetimiz dâhilinde görülerek incelendi. Bunların mahiyetini belirtmek için bu risale ve mektupları iki nev’e ayırmak gerektir:

Risaleler: Bir âyetin tefsiri ve bir hadîsin şerhi maksadıyla yazılmış olanlarıyla; din, iman, Allah, Peygamber, Kur’an ve âhiret akidelerini ve ibarelerini açıkça anlatmak için temsillerle yazılmış ilmî görüşleri ve ihtiyarlarla gençlere hitap eden ahlâkî öğütler ve kısmen hayat tecrübesinden alınmış ibretli vak’alar ve esnafa ait faydalı menkıbeleri ihtiva eden, mevcudun yüzde doksanını teşkil eden risalelerdir ki –bunlarda– bütün bu risalelerde müellif hem samimi hem hasbî ve hem de ilim yolundan ve dinî esaslardan hiç ayrılmamıştır. Bunlarda dini âlet etmek ve cemiyet teşkil etmekle emniyeti ihlâl hareketinin bulunmadığı sarîhtir.

Şakirdlerin birbiriyle ve Said Nursî ile âdi muhabere mektupları da bu nevidendirler.

1- Said Nursî, İstanbul’da iken kazandığı ehemmiyetli şan ve şerefin, kalın bir uykudan ibaret sakîl bir rüya, muvakkat bir sersemlik olduğunu söyler. Ve İstanbul’da bir iki sene gafletle siyasete karıştığından bunu dünyanın ölümü diye tasvir eder. Bu münasebetle “Eski Said” “Yeni Said” diye iki şahsiyet bulunduğunu ve bu şahsiyetlerin birbirinden ayrı olduklarını söyler. Sonra dokuz adet birincide, yirmi kadar risale bulunan mecmuasının sonunda, Isparta’da Risale-i Nur şakirdlerine yazılan mektubun içinde, siyasete tenezzülün hata olduğunu söyler.

2- Said Nursî’nin en mühim kitabı olan Hüccetü’l-Bâliğa adlı kitabın bir münâcat kısmında: “Bu dünya fânidir. En büyük dava, bâki olan âlemi kazanmaktır. İnsanın itikadı sağlam olmazsa davayı kaybeder. Hakiki dava budur. Bunun haricindeki davalara karışmak zararlıdır. Siyasetle meşgul olan, ehemmiyetli hizmetlerinden geri kalır. Hem de siyaset boğuşmalarına kapılanlar, selâmet-i kalbini kaybeder.” der.

3- Yirmi Altıncı Lem’a’da “İhtiyar dünyada, benim hakiki vazifem, neşr-i esrar-ı Kur’aniyedir.” (Sahife: 45). Bu memleketle, hamiyet-i İslâmiye noktasından alâkadarım. Yoksa benim ne hanem var ne evladım.” (Sahife: 59).

4- Yirmi Birinci Lem’a’da kardeşlerine verdiği öğütlerden birinci düstur: “Amelinizde rıza-i İlahî olacak, maddî menfaat fikri olmayacak.” Bu yazılarda: “Ben sofi değilim.” “Mesleğimiz tarîkat değildir” (Sahife: 8). “Hubb-u câh ve nazarı kendine celbetmek, ruhî bir marazdır. Buna gizli bir şirk denir.” “Eğer mesleğimiz şeyhlik olsaydı makam bir olurdu, o makama çok namzetler olurdu. Mesleğimiz uhuvvettir. Kardeş kardeşe peder olamaz, mürşid vaziyetini takınamaz…”

(Emirdağ Lahikası-1)


Denizli mahkemesi, ehl-i vukuf raporunda: “Evet, Said Nursî’de bir enerji vardır fakat bu enerjisini, tarîkat veya bir cemiyet kurmakta sarf etmemiş, Kur’an hakikatlerini beyan ve dine hizmete sarf ettiği kanaatine varılmıştır.” denilmektedir.

(Sözler, Konferans)


Benim hakkımda evham edenlere deyiniz ki: Biz, hizmet ettiğimiz bu adamın yirmi senelik hayatının bütün mahrem ve gayr-ı mahrem mektuplarını ve kitaplarını ve esrarını hükûmet şiddetli taharriyatla elde etti. Dokuz ay hem Isparta hem Denizli hem Ankara adliyeleri tetkikten sonra, bir tek gün cezayı, bir tek talebesine vermeyi mûcib bir madde –beş sandık kitaplarında ve evraklarında– bulunmadı ki hem Ankara Ehl-i Vukufu hem Denizli Mahkemesi ittifakla beraetine karar verdiler.

(Emirdağ Lahikası-1)

İlgili Resimler/Fotoğraflar

İlgili Maddeler

  • Denizli Hapsi
  • Emin Böke: Bediüzzaman'ın ve nur talebelerinin Denizli mahkemesi davası için riyaseti altında bilirkişi heyeti oluşturulan Ankara Ağır Ceza Mahkemesi hakimi.
  • Yusuf Ziya Yörükhan: Emin Böke riyasetinde oluşturulan Ehli Vukufun üyesi
  • Yusuf Aykut: Emin Böke riyasetinde oluşturulan Ehli Vukufun üyesi

Kaynakça

  1. 1,0 1,1 1,2 1,3 https://islamansiklopedisi.org.tr/lugal-mehmet-necati Kaynak hatası: Geçersiz <ref> etiketi: "a" adı farklı içerikte birden fazla tanımlanmış
  2. Ehl-i vukuf raporundaki tenkit kısmı, mahkemede kat’î cevapları verildiğinden ve müdafaatımın âhirinde yazıldığından, burada yazılmadı. Zaten o tenkitler, üç dört risalede yalnız on cüz’î meseledir. Hem siyasî değil, ilmîdirler. Hem o itirazlar, sehiv ve hata olduğu, senetlerle mahkemede ispat edilmiştir.