Zemahşeri

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
07.39, 27 Haziran 2024 tarihinde Turker (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 44509 numaralı sürüm

Zemahşerî (Arapça: الزمخشري) ya da tam adıyla Ebü’l-Kāsım Mahmûd b. Ömer b. Muhammed el-Hârizmî ez-Zemahşerî Türk veya Fars asıllı büyük bir Arapça alimi olup Keşşaf isimli dirayet tefsiri meşhurdur. Mutaassıp bir Mutezilî idi. Ehl-i Sünnet’e itirazatı, hak zannettiği mesleğindeki muhabbet-i haktan ileri geldiğinden Ehl-i sünnet alimleri ona diğer Mutezile kişilere kıyasla daha müsamahalı bakmışlardır. Zehebî ve İbn Hacer gibi büyük hadis alimleri hadis rivayeti konusunda Zemahşerî’yi “sâlih” kabul etmiş ama insanları Mutezile fikrine davet ettiğinden Keşşaf tefsirine ihtiyatla yaklaşılmasını tavsiye etmişlerdir. 45 yaşına kadar makam ve mevki peşinde koşan ve şöhret düşkünü bir hayat sürmüş, bu yaşında geçirdiği bir hastalıktan sonra değişmiş ve ömrünün sonuna kadar kanaatkâr ve mütevazi bir âlim olarak yaşamıştır. Bir bacağı kesik idi ve hiç evlenmedi.[1]

Şahsi Bilgiler[değiştir]

Diğer İsimleri: Cârullah (Kabe'ye komşu yaşadığından), Fahr-i Hârizm (bölgesinin övünç kaynağı)

Doğum Yeri ve Tarihi: Zemahşer, Harizm, Türkmenistan 27 Receb 467 (18 Mart 1075)[1]

Vefat Yeri ve Tarihi: Cürcaniye (Gürgenç), Özbekistan, 9 Zilhicce 538 (13 Haziran 1144)[1]

Kabrinin Yeri:

Eserleri[değiştir]

Tefsir-i Keşşaf: Sünnî müfessirler için temel kaynak olmuş bir dirayet tefsiridir.

Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği[değiştir]

Ehl-i dalalet ve bid’at fırkalarından bir kısım zatlar, ümmet nazarında makbul oluyorlar. Aynen onlar gibi zatlar var, zahirî hiçbir fark yokken ümmet reddediyor. Bunda hayret ediyordum.

Mesela, Mutezile mezhebinde Zemahşerî gibi İtizal’de en mutaassıp bir fert olduğu halde, muhakkikîn-i Ehl-i Sünnet, onun o şedit itirazatına karşı onu tekfir ve tadlil etmiyorlar, belki bir râh-ı necat onun için arıyorlar. Zemahşerî’nin derece-i şiddetinden çok aşağı Ebu Ali Cübbaî gibi Mutezile imamlarını, merdud ve matrud sayıyorlar.

Çok zaman bu sır benim merakıma dokunuyordu. Sonra lütf-u İlahî ile anladım ki: Zemahşerî’nin Ehl-i Sünnet’e itirazatı, hak zannettiği mesleğindeki muhabbet-i haktan ileri geliyordu. Yani mesela, tenzih-i hakiki; onun nazarında, hayvanlar kendi ef’aline hâlık olmasıyla oluyor. Onun için Cenab-ı Hakk’ı tenzih muhabbetinden, Ehl-i Sünnet’in halk-ı ef’al meselesinde düsturunu kabul etmiyor. Merdud olan sair Mutezile imamları muhabbet-i haktan ziyade, Ehl-i Sünnet’in yüksek düsturlarına kısa akılları yetişemediğinden ve geniş kavanin-i Ehl-i Sünnet, onların dar fikirlerine yerleşmediğinden, inkâr ettiklerinden merduddurlar.

Aynen bu ilm-i kelâmdaki Ehl-i İtizal’in Ehl-i Sünnet ve Cemaat’e muhalefeti olduğu gibi sünnet-i seniye haricindeki bir kısım ehl-i tarîkatın muhalefeti dahi iki cihetledir:

Biri: Zemahşerî gibi; haline, meşrebine meftuniyet cihetinde daha derece-i zevkine yetişemediği âdab-ı şeriata karşı bir derece lâkayt kalır.

Diğer kısmı ise: Hâşâ âdab-ı şeriata, desatir-i tarîkata nisbeten ehemmiyetsiz bakar. Çünkü dar havsalası, o geniş ezvakı ihata edemiyor ve kısa makamı, o yüksek âdaba yetişemiyor.

(Mektubat, 29. Mektup, 7. Telvih, 4. Nükte)


Hem ilm-i belâgatın dâhîlerinden Abdülkahir-i Cürcanî ve Sekkakî ve Zemahşerî gibi binlerle dâhî imamlar ve mütefennin edibler icma ve ittifakla karar vermişler ki: “Kur’an’ın belâgatı, tâkat-i beşerin fevkindedir, yetişilmez.”

(Şualar, 7. Şua, 17. Mertebe, 3. Nokta)


Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın heyet-i mecmuasında raik bir selaset, faik bir selâmet, metin bir tesanüd, muhkem bir tenasüp, cümleleri ve heyetleri mabeyninde kavî bir teavün; ve âyetler ve maksatları mabeyninde ulvi bir tecavüb olduğunu ilm-i beyan ve fenn-i maânî ve beyanînin Zemahşerî, Sekkakî, Abdülkahir-i Cürcanî gibi binlerle dâhî imamların şehadetiyle sabit olduğu halde; o tecavüb ve teavün ve tesanüdü ve selaset ve selâmeti kıracak, bozacak sekiz dokuz mühim esbab bulunurken o esbab bozmaya değil belki selasetine, selâmetine, tesanüdüne kuvvet vermiştir. Yalnız, o esbab bir derece hükmünü icra edip başlarını perde-i nizam ve selasetten çıkarmışlar. Fakat nasıl ki yeknesak, düz bir ağacın gövdesinden bir kısım çıkıntılar, sivricikler çıkar. Lâkin ağacın tenasübünü bozmak için çıkmıyorlar. Belki o ağacın ziynetli tekemmülüne ve cemaline medar olan meyveyi vermek için çıkıyorlar. Aynen bunun gibi şu esbab dahi Kur’an’ın selaset-i nazmına kıymettar manaları ifade için sivri başlarını çıkarıyorlar.

(Sözler, 25. Söz, 2. Şule, 1. Nur)


Lâkin i’cazının en yüksek vechi, nazmındaki belâgattan doğmuştur. Evet, Kur’an’ın bu nevi i’cazı, beşerin tâkatinden hariç bir derecededir. Bu hakikati tafsilen anlayıp kanaat hasıl etmek isteyen, bu tefsiri ve emsali eserleri ve “Yirmi Beşinci Söz”ü zeylleriyle beraber mütalaa etsin. Fakat icmalî bir malûmatı elde etmek isteyenler de belâgatın imamları bulunan Abdülkahir-i Cürcanî, Zemahşerî, Sekkakî, Cahız’ın bu kısım i’caz hakkında –üç tarîk ile– beyan ettikleri malûmattan, miktar-ı kâfi malûmat elde edebilir.

(İşaratül İcaz, 23-24. Ayetler)


Arkadaş! Kur’an-ı Kerîm’den en kısa bir sureye muaraza etmekten beşerin aczi, mezkûr izahat ile sabit oldu. Amma i’cazın limmiyet ciheti kaldı. Yani beşerin aczini intac eden illet ve sebep nedir? Evet, Kur’an ile muaraza ve mübarezeye çıkan insanların kuvveti Cenab-ı Hak tarafından körleştirilerek, muarazayı yapabilecek kabiliyetten sukut ettirilmiştir. Fakat Abdülkahir-i Cürcanî, Zemahşerî, Sekkakî gibi belâgat imamlarınca beşerin kuvveti Kur’an’ın yüksek üslup ve nazmına yetişemediğinden, aczi tezahür etmiştir.

(İşaratül İcaz, 23-24. Ayetler)


Hissî hârikalardır ki muaraza zamanlarında kendisinden talep edilen mu’cizelerdir. Taşın konuşması, ağacın yürümesi, ayın iki parçaya bölünmesi, parmaklarından su akması gibi… Tefsir-i Keşşaf’ın müellifi Zemahşerî’nin dediğine göre, o hazretin bu nevi hârikaları bine bâliğ olmuştur. Ve bir kısmı da mütevatir-i bi’l-manadır. Hattâ Kur’an’ı inkâr edenlerden bir kısmı, inşikak-ı kamer manasında tasarruf etmemişlerdir.

(İşaratül İcaz, 23-24. Ayetler)


Ve keza Zemahşerî’nin beyanı vechiyle, Kur’an-ı Kerîm’in surelere taksim edilmiş bir şekilde nâzil olmasında çok faydalar vardır.

(İşaratül İcaz, 23-24. Ayetler)


Ezcümle: يٰسٓ suresinde مَنْ يُحْيِى الْعِظَامَ وَ هِىَ رَمٖيمٌ şive-i ifadeden, Zemahşerî مَنْ يَبْرُزُ اِلَى الْمَيْدَانِ üslubunu istişmam etmiştir. Evet insan, isyanla Hâlık’ın emrine karşı manen müdafaa ve mübareze eder.

(Muhakemat, 2. Makale, 3. Mesele)


Zira üslubun esasları üçtür:

Birincisi: Üslub-u mücerreddir. Seyyid Şerif’in ve Nasîruddin-i Tûsî’nin sade olan ma’rez-i kelâmları gibi…

İkincisi: Üslub-u müzeyyendir. Abdülkahir’in “Delailü’l-İ’caz” ve “Esrarü’l-Belâgat”taki müşa’şa ve parlak kelâmı gibi…

Üçüncüsü: Üslub-u âlîdir. Sekkakî ve Zemahşerî ve İbn-i Sina’nın bazı muhteşem kelâmları gibi…

(Muhakemat, 2. Makale, 12. Mesele)


Şimdi o yedi menabi'den yalnız birinci menba'dan ikinci cüz'ü olan belağat-ı nazm noktasında dühat-ı belâğat olan Abdulkâhir-i Cürcanî, Zemahşerî, Sekkâkî, Câhız üç tarik ile i'cazın vücûduna katiyyen hükmetmişlerdir.

(Şuaat-ü_Marifet-ün_Nebiyy, 6. Şua, 7. Menba)


Sonra, bunuda bilmiş ol ki: Kur'anın -az evvel bahsi geçen- i'caz nev'lerinin tafsilen bilinmesi için, ancak üstte zikri geçmiş Tefsir-i İbn-i Abbas veya bu İşarat-ül İ'caz tefsirleri mütalaa etmekle elde edilebildiği gibi; bu meselenin bir icmalinin ma'rifeti de, ilm-i belagat üstadlarından Abdülkahir-i Cürcanî'nin, Zemahşerî, Sekkakî ve Cahîz'in[2] tahkik eylemiş oldukları gibi (üç yolla) elde edilebilir.

(İşaratül İcaz (Badıllı), 23-24. Ayetler)


Sonra, bunu da bil ki: Beşerin Kur'ana karşı en kısa bir sûresine de muaraza etmekten aciz kalmalarının sebebi ve "bürhan-ı innî"si gayet açıktır. (Yani, Ayetin mevzu' ile alakalı kısmının başından buraya kadar yapılmış tahkikat ve mukayeselerle, ne için muaraza edemediklerinin sebeb ve delili açıkca beyan ve isbat edilmiştir) Amma bu meselenin "limmî"lik bürhanı, yani nasıllığı ise, şöyle ifade ve izah edilebilir: Cenab-ı Hak Teala beşeri Kur'ana karşı muaraza etmekten kuvvelerini (düşünce, inşa, idrak ve konuşma gibi ihtiyarî fiillerini işleten kuvvelerini) men eylemiş, durdurmuştur. Bu meselenin "limmiyyet"inde en sahih mezheb, Abdülkahir-i Cürcanî, Zemahşerî ve Sekkakî'nin ittifak ettikleri mezhebtir ki; beşerin gücü, Kur'an'ın âlî nazmının derecesine ulaşamaz." Sonra, İmam-ı Sekkakî: "İ'caz, zevk ile bilinip ta'bir ve ifadeye gelemeyen, şerhedilemeyen, belki tadılabilen birşeydir" diye olan mesleği seçmiştir. Lakin, "Delail-ül İ'caz" sahibi Abdülkahir-i Cürcanî: "İ'cazın tabire gelebileceği" mesleğini ihtiyar eylemiş.. Biz dahi bu mevzu'da Abdülkahir'in mezhebi üzereyiz.

-Bediüzzaman-

Amma bu cümle-i ayette نَجْمٍ veya طَائِفَةٍ veya نَوْبَةٍ gibi kelimelere tercihan سُورَةٍ ni getirmesinde ise, işarettir ki: Kur'an-ı Hakîm mu'terizlerin şübhelerinin aynı kaynağında onları ilzam eylemiştir. O kaynak ve menba'da: "Neden Kur'an def'aten Muhammed'e nazil olmadı"dır. Kur'an-ı Mu'ciz ise, onlara der ki: Size yol açık, buyurun, siz tek bir nöbetle hepisinin def'aten mislini yapıp getiriniz!

Ayrıca, Zemahşerî'nin beyaniyle: Tenzilin sûre-sûre olarak sûrelendirmesi vaziyetinin tazammun eylediği büyük faidelerine îma eylemektedir. Aynı zamanda, şu tarz-ı garib ile gelen üslub سُورَةٍ kelimesi ile bir çok letaifi tazammun ettiğine de îma etmektedir.

(İşaratül İcaz (Badıllı), 23-24. Ayetler)


Üçüncü Nev'i: Hissî olan harikalardır ki, (gözle görülüp, elle tutulabilen harika işler) tehaddî ve dava vaktinde (yani, hasmın aczini göstermek için ayetler, deliller ibraz eylerken) izhar eylemiş olduğu şeyler ve hallerdir. Mesela: Taşın kendisiyle insan gibi konuşması, Ağacın onun emriyle hareket etmesi, Kamer'in ikiye bölünmesi ve parmaklarından suyun nebean edip çıkması gibi harika işler...

Allame Zemahşerî[3] katiyyen hükmetmiş ve demiştir ki: Bu nev' mucizeler bine bâliğdir.. Ve bu nev'in sınıfları da mütevatir-i bilmânâdır.

(İşaratül İcaz (Badıllı), 23-24. Ayetler)

Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler[değiştir]

İlgili Resimler/Fotoğraflar[değiştir]

İlgili Maddeler[değiştir]

  • Tefsir-i Keşşaf: Ehl-i sünnet alimlerinden de istifade ettiği meşhur bir dirayet tefsiri

Kaynakça[değiştir]

  1. 1,0 1,1 1,2 İslam Ansiklopedisi, Zemahşeri maddesi
  2. Câhız'ın asıl ismi Ömer bin Bahr'dır. Basrada M. 775 de doğmuş, 868 de aynı yerde vefat etmiştir. 350 kadar eser bırakmıştır. Abdülkahir-i Cürcanî ise, asıl ismi Ebu Bekr bin Abdurrahman'dır. Nahvcılığı galib birçok eserleri vardır. "İ'caz-ül-Kur'an" en meşhur eseridir. Vefatı H. 471 dir. Sekkakî ise, ismi Ebu Ya'kub Yusuf bin Ebi Bekr el Harzemîdir. Te'lifatından "Miftahül-ulûm" gayet mu'teber bir kitaptır.h. 555'de Harzem de doğmuş 626 da vefat eylemiştir. Rahmetullahi aleyhim. Mütercim
  3. Zemahşerî'nin asıl ismi, Ebul-Kasım Muhammed bin Ömer'dir. Harzem bölgesi "Zemahşer" kasabasında H. 467 de doğmuş, 538 de "Cürcan" da vefat eylemiştir. Dinî ilimlerin birçok dalında telifatı vardır. Meşhur eseri "Keşşaf" adlı tefsiridir. Üstteki sözleri bu mezkûr tefsirindendir. Mütercim