-dar: Revizyonlar arasındaki fark

Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Turker (mesaj | katkılar)
Turker (mesaj | katkılar)
 
122. satır: 122. satır:


...ve son musannif bulunan Said-ün Nursî Hazretlerinin yevm-i mahşerde ''sancaktarı'' kıl,... (Barla L.)
...ve son musannif bulunan Said-ün Nursî Hazretlerinin yevm-i mahşerde ''sancaktarı'' kıl,... (Barla L.)
*'''Serdar:''' Başkomutan
Siz, Risale‑i Nurun tercümânı haysiyetiyle ve bu îmân hizmetinizin İslâm ufuklarında parlaması cihetiyle, bu asrın bir hidayet ''serdarısınız''. (Emirdağ L.)


*'''Şuurdar:''' Şuurlu
*'''Şuurdar:''' Şuurlu

09.27, 5 Temmuz 2026 itibarı ile sayfanın şu anki hâli

-dâr veya -târ, sonuna geldiği kelimeye "tutan, sâhip ve mâlik olan" anlamı katarak Farsça usulüyle birleşik sıfat yapan Farsça bir sonektir.

Bilgiler

Kökeni olan Farsça fiil ve anlamı: Daşten (داشتن): tutmak, sahip olmak

Risale-i Nur'da Bu Eki Taşıyan Kelimeler, Anlamları ve Örnek Cümleler

(Gözden kaçan başka örnekler olabilir)

  • Alakadar: İlgili

O derece ilme dalmıştı ki; hayat-ı zahiriye ile hiç alakadar görünmezdi. (Tarihçe)

  • Alemdar: Sancaktar

Görürsün en ziyadarın, zekâvette alemdarın,... (17. Söz)

  • Bayraktar: Bayrak tutan

Ey, bin seneden beri İslâmiyetin bayraktarlığını yapan bir milletin torunları olan cengâver ruhlu kardeşlerim! (Konferans)

  • Cazibedâr: Cazibeli

Şu fıtrattaki incizab ve cezbe, bir hakikat-ı cazibedârın cezbiyledir.

  • Cezbedar: Çekici

...havanın dokunmasıyla cezbedarane ve cazibekârane hareketle raksları,... (Meyve R.)

  • Dağdâr/Dağidar: Çok üzgün

Hem de efkâr-ı ammenin meşverette feveranı olsa, har-u haşak makamında olan bazı akâid-i bâtıla ve fırak-ı dâllenin bid’atları ki, umum ehl-i İslâmı dağidâr-ı teesüf etmiş.

  • Deftardar: Defter tutan

...bir nakıştır, nakkaş olamaz.. bir defterdir, defterdar olmaz.. (30. Lema)

  • Dehadâr: Deha sahibi

Ulaşmaz dest-i ede-i garb-i hevesbâr, hevakâr dehadâr

  • Dindâr: Dînin emir ve yasaklarına hakkıyle uyan, dînine sahip

Evvela: Dindar bir adam din muhabbeti için “Hak böyledir. Hakikat budur. Allah’ın emri böyledir.” der. (26. Mektup)

  • Hatadâr: Hatalı

Musibet-zede mükâfat ister. Ya âmir-i hatâdârın hasenatı verilecektir, o ise hiç hükmünde, veya hazine-i gayb verecektir.

  • Hikmettâr: Hikmetli yapan

Evet, kemik gibi bir kuru ağacın ucundaki tel gibi incecik bir sapta gayet münakkaş, müzeyyen bir çiçek ve gayet musanna ve murassa bir meyve, elbette gayet sanat-perver, mu’cizekâr ve hikmettar bir Sâni’in mehasin-i sanatını zîşuura okutturan bir ilannamedir. (10. Söz)

  • Hissedâr: Hisse sahibi

Masum ekall, günahkâr ekserin musibetinden hissedâr olur.

  • Hükümdâr: Hüküm süren

Hem meselâ bir hükümdar-ı âdil, ihkak-ı hak için mazlumların hakkını zalimlerden almakla ve fakirleri kavîlerin şerrinden muhafaza etmekle... (30. Lema)

  • İ'cazdâr: Mucizevi

...satırları, kelimeleri, harfleri öyle intizamkârâne ve i'cazdârâne bast edilmiştir ki...

  • Kıymetdâr: Kıymetli

Mecmuundan haber verdiği gibi kıymetdâr risalelerine de işaret derecesinde remzedip îmâ ediyor.

  • Lekedâr: Lekelendiren

Milletimin namını lekedâr etmedim.

  • Meyvedâr: Meyve veren

Âlem-i turabda bir çekirdek âlem-i havada ondan bir şecer-i meyvedâr gibi..

  • Mihmandâr: Ağırlayan

Ve bu şâyan-ı temaşa, güzel ibretli misafirhanenin mihmandar-ı kerimini tam bildirdiklerini bildi. (15. Şua)

  • Minnetdâr: Minnet eden

Şâkirane, minnetdarane ricalar, dualar, belki mütezellilane ubudiyet kapıları kapanırdı. (15. Şua)

  • Muhabbetdar: Muhabbet içeren

Eazım-ı Esma-i İlahiyeden olan Rahîm ve Hakîm ve Vedud'un iktiza ettikleri şefkatperverane terbiye ve maslahatkârane tedbir ve muhabbetdarane taltif... (24. Mektup)

  • Mumdâr: Mum görevi gören

Madem Cenab-ı Hakk'ın elektrik gibi bir mahluku ve bir misafirhanesinde bir hizmetkârı ve bir mumdarı, Hâlıkından aldığı terbiye ve intizam dersiyle bu keyfiyete mazhar oluyor. (2. Şua)

  • Münasebetdar: Alakalı

...ve birbirinin içine girmesi ve münasebetdarane ve belki muavenetkârane birleşmesi,... (2. Şua)

  • Namdâr: Ünlü, namı olan

Hem sahtekâr, âmî bir nefer; namdar, âlî bir müşirin tavrını takınsın, makamında otursun, çok zaman öyle kalsın, hilesini ihsas etmesin. (26. Mektup)

  • Nazdâr: Nazlı

Hazret-i Gavs'ın kasidesinin başında bu beş satırdan evvel, acib, pek garib, çok beliğ, nazdârâne tahdis-i ni'met suretinde...

  • Perdedar: Perdeci

İzzet-i azamet ister ki; esbâb-ı tabîi, perdedâr-ı dest-i kudret ola aklın nazarında. (Lemeat)

  • Pişdâr: Öncü

Ey Asurîler ve Kiyanîlerin cihangirlik zamanında pişdâr, kahraman askerleri olan arslan Kürdler!

  • Revnakdar: Güzel, parlak

...ebed-ül âbâd yolculuğunda ne kadar mühim, değerli revnakdar bir bilet, bir zâd-ı âhiret, bir nur-u kabir olduğunu anlamak istersen;... (7. Söz)

  • Sancaktar: Sancak tutan

...ve son musannif bulunan Said-ün Nursî Hazretlerinin yevm-i mahşerde sancaktarı kıl,... (Barla L.)

  • Serdar: Başkomutan

Siz, Risale‑i Nurun tercümânı haysiyetiyle ve bu îmân hizmetinizin İslâm ufuklarında parlaması cihetiyle, bu asrın bir hidayet serdarısınız. (Emirdağ L.)

  • Şuurdar: Şuurlu

Mevcudat-ı hariciyenin herbiri, sureten camid, şuursuz iken, gayet hayatkârane ve şuurdarane vazifeleri ve tesbihatları vardır. (29. Söz)

  • Tahsildar: Tahsil eden

Bir müessesenin başmüdürü, muavini, kâtibi, müvezzii, tahsildari, hademesi olur. (Barla L.)

  • Takvadâr: Takvalı

Hem Nur'un takvadârâne ve riyazetkârâne meşrebi;...

  • Tarafdâr: Taraf olan

...şübheli, dağdağalı, faidesiz bir düşmana (İngiliz) tarafdarlık göstermekle muzaaf bir surette ve zararlı bir yolu tercih etmek, ...

  • Teselliyetdâr: Teselli veren

...elbette şefkatkârane, teselliyetdârâne bir remz-i Kur'ânîdir.

  • Vefadâr: Vefalı

Aziz, sıddık, sarsılmaz, sebatkâr, fedakâr, vefadâr kardeşlerim!

  • Ziyadâr: Işık veren

Tarz-ı Nazar İkidir biri Zulmettar diğeri Ziyadar

  • Zulmetdâr: Karanlık veren

Tarz-ı Nazar İkidir biri Zulmettar diğeri Ziyadar

İlgili Maddeler

Kaynakça