Tuz: Revizyonlar arasındaki fark
kDeğişiklik özeti yok |
Değişiklik özeti yok |
||
| 60. satır: | 60. satır: | ||
|Beyaz Toz | |Beyaz Toz | ||
|- | |- | ||
|} | |Resim | ||
|[[Dosya:Tuz.png]] | |||
|[[Dosya:Limon Tuzu.png]] | |||
|[[Dosya:Kinin Sülfat.png]] | |||
|[[Dosya:Şap.png]] | |||
|-} | |||
==İlgili Maddeler== | ==İlgili Maddeler== | ||
==Kaynakça== | ==Kaynakça== | ||
21.08, 12 Temmuz 2023 tarihindeki hâli

Tuzlar genel olarak bir asitle bir bazın tepkimeye girmesi neticesinde meydana gelen maddedir. Sıklıkla özel olarak basit bir kimyasal bileşik olan sodyum klorür (NaCl), diğer adıyla yemek (sofra) tuzu anlamında kullanılır. Bediüzzaman tuz (tuzlu), limon tuzu (ekşi), sulfato (veya sülfat) (acı) ve şap (tatlı) gibi sureten birbirine benzeyen maddelerin tatlarının çok farklı olmasının Sâni’in vahdetine ve ehadiyetine şehadet ettiğini beyan eder.[1][2]
Bilgiler
Diğer İsimleri: Sodyum klorür, yemek tuzu, sofra tuzu
Risale-i Nur'da Nerede ve Nasıl Bahsedildiği
Evet, dağlardaki taşların envaından ve muhtelif hastalıklara ilaç olan maddelerin aksamından ve zîhayata, hususan insanlara çok lâzım ve çok mütenevvi olan madeniyatın ecnasından ve dağları, sahraları çiçekleriyle süslendiren ve meyveleriyle şenlendiren nebatatın esnafından hiçbirisi yoktur ki tesadüfe havalesi mümkün olmayan hikmetleriyle, intizamıyla, hüsn-ü hilkatiyle, faydalarıyla hususan madeniyatın tuz, limon tuzu, sulfato ve şap gibi sureten birbirine benzemekle beraber, tatlarının şiddet-i muhalefetiyle ve bilhassa nebatatın basit bir topraktan çeşit çeşit envalarıyla, ayrı ayrı çiçek ve meyveleriyle, nihayetsiz Kadîr, nihayetsiz Hakîm, nihayetsiz Rahîm ve Kerîm bir Sâni’in vücub-u vücuduna bedahetle şehadet ettikleri gibi heyet-i mecmuasındaki vahdet-i idare ve vahdet-i tedbir ve menşe ve mesken ve hilkat ve sanatça beraberlik ve birlik ve ucuzluk ve kolaylık ve çokluk ve yapılmakta çabukluk noktalarından, o Sâni’in vahdetine ve ehadiyetine şehadet ederler.
(3. Şua)
Risale-i Nur'daki Diğer Alakalı Yerler
Mesela, ehl-i velayetin ehemmiyetle virdlerinde zikir ve tekrar ettikleri
مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ يَلْتَقِيَانِ
بَيْنَهُمَا بَرْزَخٌ لَا يَبْغِيَانِ
cümlesinde; daire-i vücub ile daire-i imkândaki bahr-i rububiyet ve bahr-i ubudiyetten tut, tâ dünya ve âhiret bahirlerine, tâ âlem-i gayb ve âlem-i şehadet bahirlerine, tâ şark ve garp, şimal ve cenuptaki bahr-i muhitlerine, tâ Bahr-i Rum ve Fars bahrine, tâ Akdeniz ve Karadeniz ve Boğazına –ki mercan denilen balık ondan çıkıyor– tâ Akdeniz ve Bahr-i Ahmer’e ve Süveyş Kanalı’na, tâ tatlı ve tuzlu sular denizlerine, tâ toprak tabakası altındaki tatlı ve müteferrik su denizleriyle, üstündeki tuzlu ve muttasıl denizlerine, tâ Nil ve Dicle ve Fırat gibi büyük ırmaklar denilen küçük tatlı denizler ile onların karıştığı tuzlu büyük denizlerine kadar, manasındaki cüz’iyatları var. Bunlar umumen murad ve maksud olabilir ve onun hakiki ve mecazî manalarıdır.



